Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
2
Hayatımın 4 saatlik özeti ve aydinlanmasini yaşayıp sizden ayrıldıktan sonra değişim aslında başlamışti içimde.Ben tanriyim tramvaydaki insanlari inceledim hepsi kendi halindeydi.İndim gezdim yürüdüm daha da iyi hissettim.İnsanlara karşı tavrim bile değişmişti öğretmenevindeki çalışanlara daha resmiydim ve bana hürmet ettiler.Akşam ablamla konuştum her şeyi anlattım onla konuşmak iyi geldi sonra gece düşünüp durdum.Ben tanriyim her şey yapabilirim tüm branşları düşündüm acilde uzman olabilirim can kurtarabilirm dedim hoşuma gitti sonra.Ben tanriyim dedim istediğim her şey olur o zaman hayallerimi düşündüm evet bunlar da olabilir.Ben tanriyim o zaman adil olmaliyim o zaman dedim kendi adaletimi sağlamalıyım.Sonra o şerefsizi düşündüm bir sekilde numarasını bulabilirdim o an otele çağırmak isterdim.Ama mantıkli düşünüp onu tehditle ıspartaya çağırmaya karar verdim.Kimsenin haberi yoktu bunu kendim yapmalıydim.Ogun çok az uyudum ama her şey kafamda oturdu.Ertesi gün havaalanında kendime güvenle yürürken adeta ajan gibi hissettim.Cunku eğitim alsam gerçekten yapabilirdim.Uçağa binerken bir kızla tanıştım hoşlandım.Direkt kızlardan hoşlanmaya başlamıştım bu bir mucize.O kıza iyi yolculuklar diyip oturdum.Yanimdaki kizla tanışıp konuştum.Kendime güvenim artmıştı istediğim her konuda konuşabiliyorduk.İnişte numarasini alacaktım diğer kızınbekledim ama bulamadım.Eve gelir gelmez hemen işlere koyuldum.Once o şerefsizi arayıp tehdit ettim iki seçenek sundum konuşurken içimdeki öfke bagrisim bana bile yabancı gelmişti.Sonra biraz sakinleşip hemen dolabimi açtım bana yakışmayan sevmediğim kıyafetlerin hepsini alıp çöpün yanına astim.Sevdigim kitaplar bile değişmişti onları da kütüphaneye verdim.23 senenin telafisi yapar gibiydim.Ertesi gün güzel bir alışverise gittim.Kendime beyaz önlük,beyaz önlük aldim.O alışveriş bile hayatımın en emin en güzel alışverisiydi.Kendim için güzel seyler aldım.Kuzenimle konustum bendeki değişimi farkettimisti ertesi gün geldi.İcimde bir heyecan vardı uyumuyorduk sürekli planlar yapıyordum.Bir gün hasteneye gittim ve o koridorda kendime güvenle yürüdum ben tanriydim.Sonra bir kızla poliklinikte çalıştım.Onun o eli kolu telaşlı hali hoşuma gitmişti ben bir o kadar emindim.Tanistik bir ara görürsem bir şeyler yapmak istediğimi söylerim.Sonra sağlık ocağında bir hemşire hoşuma gitti.Sonra dedim ki en azından konus gittim yanına dedim bakın ben sapik değilim tıp okuduğumu biliyordu siz çok güzelsiniz dedim eğer biri varsa hayatınızda sorun yok güzel olduğunuzu bilin dedim teşekkür etti nisanliymis:(Şaka bir yana buna cesaret ettiğim için kendimi iyi hissettim.Artık kızların bakışını yakalıyorum mesela otobüste falan.İnsanlara karşı da daha netim ikna edici oluyor bu.Annemle de her şeyi konuştuk o da dertlesti şok oldu vs.Babam tahmin ettiğimden de betermiş.Onun da babası vs.Çok şey oldu bazi şeyleri atlamış olabilirim.Gelecege dönük kararlar verdim harekete geçtim sanki 23 senenin telafisi gibi.Gecmisle ve insanlarla yuzlestikten sonra şuan cidden çok iyi hissediyorum.Artik önüme bakıyorum geçmiş artık omzumda yük değil bu yükü attım artık koşuyorum ileriye daha da ileri
3
Merhaba hocam ben Mert. 25 yaşındayım. Babamı on yaşında kaybettim ve öncesinde hatırladığım çok bir anım yok.Genel olarak uzak biriydi beni sevse bile sevdiğini hissettircek bir şey hatırlamıyorum.Benimse o dönemde annem için onunla yarış vardı.Anneme gelecek olursak babamın ölümü bizi yani beni ablamı ve annemi daha çok bağladı.Annem güçlü bir kadın kötü olduğu şeyleri belli etmez aynı zamanda dindar bir insan.O hep destekcimiz oldu kendi ayakları üzerinde durdu ve bizi okuttu.Ayrı bir bağ vardı onunla aramızda.O yüzden annemin yanından hiç ayrılmadım.Ablamla da hep iyi anlaştık beraber büyüdük beraber oynadık kız oyunları değil daha unisex oyunlar oynadık mesela o öğretmen oluyordu ben öğrenci.Evcilik de oynuyorduk ben robot aldıysam o Barbie alıyordu mesela.Ablam iki yaş buyuk benden yazın evlendi.Onun gidişi annemi etkledi bence ama asıl etkileniş benden ayrılınca olacak şuan annemle kalıyorum üniversite ilk iki yıl yurtta kaldım sonra aparta geçince ailemle kaldım.Annem benden ayrılip yalnız kalmaktan korkuyor bence bunu dile getirmisligi bile var.Beni de sorumlu hissettriyor bu durum.Kendi cinsimden babamın yaşadığı dönem de dahil hep uzak kalmıştım mesela futbolu hiç sevemedim.Hep kadınların olduğu bir ortamda buyudum. Küçükken komşunun oğlu (ergendi)bana tacizde bulundu.Üstüme boşalıp zorla oral cinsel ilişki yapıyormuş bunların yeni farkındayım.O dönemde erkeklerde de hoşlandığımı hatırlatıyorum hatta mahalledeki erkekler birbirmize surtunuyorduk ama çocukluk aşkım kadındı.Ergenliğe kadar sesim çok inceydi bir de hep kibar olunca bana kız gibi diye alay edildi hep ama kendi bedenimi kız gibi hissetmiyordum.Çok üzülüyordum bu tarz alaylara..Ergenlige yine kendi cinsimden uzakta girmistim.Homoseksuel görüntü ve videolar izlemistim. Hatta benimle yaşıt bir akrabamla birbirmizi sırayla tatmin ediyorduk ilk ben teklif etmiştim ona sonra defalarca tatmin ettik birbirmizi ama sonrasında arkadaş gibiydik hep sır olarak kaldı o dönem.Lise döneminde Facebook'tan o tür insanlarla konuşmuştum.Ayni zamanda kadınlara da romantik bakmaya çalışmıştım ama hiçbir zaman kadınlara cinsel bakamadım.Yedinci sınıfta bir kızla çıktım tamamen aşk değildi iyi anlaşıyorduk ama sonra ayrılmak istedi ayrıldık Sekizinci sınıfta yeni bir kız gelmişti okula görünce elim ayağım birbirine dolaşıyordu o sadece hayranlık  olarak kaldı bende.Erkeklerle dostluğum oldu her erkeğe o yönde bakmıyordum zaten.Lise sonda sanaldan tanıştığım bir hem cinsimle ilişkiye girdim.Sonrasinda çok pişman olup vicdan azabı çektim.Universite iki üçüncü yıla kadar uzak kaldım ama yine o görüntülerle kendimi tatmin ediyordum.Tatminden sonra pişmanlık yaşıyordum.Bu süreçte beğendiğim gerçekten elektrik aldığım kadınlar oldu ama sadece duygusaldi bilmiyorum belki bu yüzden kendimi güçsüz hissedip ilerlemedim.Liseden hayran olduğum benden büyük bir kiz vardı.Onunla çok konuştuk memlekette buluşmuştuk enerji almıştım hatta İstanbul'dan yanıma geldi.Sevmek istedim ama o çok mutsuzdu genel olarak hayattan zevk almıyordu ben de iyi gelemiyordum ona sarılmak istediğimde izin vermedi tam olarak nasıl baktığını bile bilmiyorum bana sonra başlamadan bile yürümedi depresifliği en son vazgeçirdi beni o da yazmadı zaten  Ucuncu sınıfta yine kendi cinsimden birileriyle birlikte olup pişmanlıklar zinciri devam etti hatta birini gerçekten sevdim diyebilirim hatta o daha çok seviyordu ama benim içimdeki yanlış his devam etti ve bitirdim.Universite üçüncü sınıfın yazında yurtdışı programında bir kızdan gerçekten etkilendim bakışları özellikle derin bekliyordu.Daha sonra bir kızla tanıştım sevmek istedim ama birbirmize çok uymadık o da arkadaşça kaldı.Dorduncu sınıfta okulda üst dönem bir çocuga aşık oldum hatta dayanamayıp Instagram'dan yazmıştım tanıştık büyük risk aldım ama engel olamadım kendime.Farkettigini söyledi ama olamayacağımizi hetero olduğunu arkadaş kalacağımızi söyledi ben de yapamayip gittim.Yazin tekrardan mesaj attı bana denemek istediğini ve benim hayatinda olmak istediğini söyledi.Ben de şans verdim.Cinselligi o benden daha çok ıstiyordu hem utanıyor hem de istemiyorum.Onun isteğiyle birlikte olduk bir şekilde haz aldım ama o aşk dediğim duygu yoktu cinsellik kötü etkilemişti.Hatta tiksinmistim cinsel organ vs.O hayranlığı duyamadım sonra zaten o da tamamen arkadaş kalmak istedi yolları ayrıldım sonrasında yazdı ama istemedim konuşmak .Bir süre yalnızliktan sonra  uygulamadan biriyle tanıştım sevdim hatta şefkat duyuyordum ona.Hatta onla her şeyi göze almıştım arkadaşıma bile açılmıştım.Sonrasinda  bir ara ona ulaşamadım ben de hem kızdım hem de bu sorumsuzluk karşısında ayrılmaya karar vermiştim o gece zaten bana döndüğünde biriyle görüştugunu beni üzmek istemediği için soyleyemedigini söyledi, ayrıldık.Sonradan mesaj attı ama çoktan çıkarmıştım hayatımdan silmiştim numarasını bile.Bu dahil bu zamana kadarki çoğu ilişkimde cinsellik istemiyordum hatta soruyorlardı beni istemiyor musun vs diye ama gerçekten cinsellik içimden gelmiyordu.O tarz videolari bile izlerken görüntü hoşuma gittiği için izliyordum gerçekten istedigim için değil.Belki bu yüzden hep pasif pozisyonda kalmıştım sanki ipler benim elimde olsa yapamiyacağımm hissi de var ama genel olarak cinselligi sevmedim istemedim.Şuan farkındalıktan sonra gerek yasanti gerekse sanal alemde eşcinsellikten uzağım.Öncesinde cinsel hazza gelecek olursak sadece bir iki iliskimde zevk aldım onda da her şeyi kenara bırakıp o an bir şey düşünmedim pasiflikten zevk aldım.Son noktaya gelecek olursak bu gelgitler hatalar zinciri sonradan kafama dank etti.Önce bununla yuzlestim daha sonra ne yapabilirim dedim birkaç arkadaşımla da konuştum açıldım.İlk defa kendimi bu kadar yalnız ama bir o kadar güçlü hissettim.Kitap araştırma filmlerden bilgiler edindim.Bu konuyla ilgilenen bir psikoterapistle görüştüm. Kendimi anlattığımda bana homoseksüelliğimin süperegoyla bastırdığımı söyledi.Bunun doğuştan ve kabul edilebilir bir şey olduğunu kimsenin toplum ve din tarafında dislanmayi secmedigini söyledi ama yine de kendi kararım olduğunu söyledi.Beni tatmin etmedi zaten sizi yaptıklarınizi ve YouTube kanalınızı biliyordum sonra sizinle iletişime gectim hocam. Artik hep arada olmaktan yoruldum ve düzlüğe çıkıp oh demek istiyorum çünkü bu hayatta gerçekten bir kadını tüm benliğimde sevip aile kurup baba olmak istiyorum bu yolda ne yapmam gerekiyorsa yapacağım savaşcağım. Sırf evlenmek için bir hata asla yapmak istemiyorum. Kadinlara cinsel bakamadım sanki kötü bir şeymiş gibi sanki ona zarar verecekmis gibi ve kendimi o güçte görmüyorum cinsel organım küçük geliyor yaşadığım ilişkilerde bile tam erekte olamadım vs bu tarz engeller var ama aşılcağına inanıyorum.Romantik bir film izlerken bile hep bunu hayal ettim.Umarım karışık anlatmamisimdir hocam önce kendi iradem sonra da sizin güzel desteğinizle inşallah aşmak dileğiyle sağlıcakla.
5
Eşcinsellik Aile Hastalığıdır!

Eşcinsellik, bir aile hastalığıdır. Eşcinsellik, bireysel olarak cinsel kimlik bunalımı olarak yaşanırken içinde yetiştiği ailenin hastalıklı olmasından kaynaklanmaktadır. Toplumda eşcinsel sayısı arttığı, kabul gördüğü ve örgütlendiği oranda aile çökmüş demektir. Eşcinsellik, babanın iktidarı yerine annenin egemenliğinin kutsanmasıdır.
Eşcinsellik bireyin değil bireyin yetiştiği ailenin hastalığının dışavurumudur. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Batı'da eşcinsel lobilerinin güçlü ve planlı çalışmaları sonucunda eşcinsel evlilik yasalarının çıkması ve eşcinsel birlikteliklerin artması, Batı'da ailenin çöktüğünün bir göstergesidir. Batı'da çoktan çöken aile, Doğu'da da artan bir hızla çökmektedir.

Eşcinsel Terapi Benim Ailem 5. Bölüm Fragman

https://www.youtube.com/watch?v=dqM3TJpZ5rM&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=1



http://escinselterapi.net/huseyinkacin/

http://escinselterapi.net/forum/

Eşcinsellik Aile Hastalığıdır!

https://www.habervakti.com/escinsellik-aile-hastaligidir-makale,2038.html?fbclid=IwAR1KMAypvtlCCxETGvbwZ4oGT92J0r3aBQN3VNjl2t7s9hBzRGmvNWJzoXc

Benim Ailem Belgeseli

https://www.youtube.com/watch?v=1HpbJLmROLU&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=11

Benim Ailem 1. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=CCMXqn8U70M&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=7

Benim Ailem 2. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=v-6UbOMkP38&t=369s

Benim Ailem 3. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=tXHaVWGvYH8&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw

Benim Ailem 4. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=1HpbJLmROLU&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=11

https://www.youtube.com/watch?v=CCMXqn8U70M&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=7

Kürt sorununu kırk yıldır nasıl "dört başı mamur" çözemediysek; yeni yeni büyüyen eşcinsellik sorununu da "dört başı mamur" çözemeyeceğiz ve dini kurumlarımız, ailevi değerlerimiz büyük yara alacaktır.

Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html?fbclid=IwAR1Akgk_ORB-CkFSzTiPTi3z4OYi17uVv0T_d0CjGGhM2VlsEMrXNsQ3ZO0

DEVLET HER ÇOCUĞA SAĞLIKLI EBEVEYNLER SAĞLAMAK ZORUNDA

Devlet her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamak zorundadır ifadelerini kullanan Kaçın, Siz devlet olarak aileyi korumazsanız geliştirmezseniz, aileyi merkeze koymazsanız toplumsal çöküş başlar. Burada tüm psikologlar sorunlar anlamında genelde anne-babaya odaklanırlar. Tamam anne-baba sorun çıkarabilir ama burada devletin hiç mi etkisi olmayacak. Çocuklarımızı 6-7 yaşında okula veriyoruz. Bir anne-baba çocuğunu devlet okuluna verdiği anda o çocuk anne-babanın değildir. Devlet bu emanetin bilincinde mi ve bu konuda hassasiyet gösteriliyor mu? açıklamasında bulundu.

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&list=UUJdkrJhiL6pyF6B8vXad8Ew&index=3

https://www.habervakti.com/dosya/escinsellik-bir-hastalik-mi-kavramlarla-nasil-zihnimizle-oynuyorlar-h81171.html?fbclid=IwAR3Y4Czjk6CQvnT5EcoFSjxxe0hI3WhhbHpkQPv9D8bWuWqCw_vhQCCtG3A

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&fbclid=IwAR3T3VzkZQx7MM_-DfTuOPGkjgsaKmoHohM26zVIUSOKfSAQoFnkT1Hst7U

'Türkiye artık eşcinsellik sorunuyla yüzleşmeli'
Başarılı programcı Bülent Deniz'e konuşan eşcinsel terapisti psikolog Hüseyin Kaçın, Türkiye artık eşcinsellik sorununu halının altına süpüremez. Bu gerçeklikle yüzleşilmeli. ifadelerini kullanarak kritik uyarılarda bulundu.

https://www.habervakti.com/dosya/turkiye-artik-escinsellik-sorunuyla-yuzlesmeli-h81004.html?fbclid=IwAR3bCylgsndM9C_YddGIdbngIatUIlPs6FHizJnwo9P19MJSXXU3pahyKBw

https://www.youtube.com/watch?v=pDj1U1xuTwk&fbclid=IwAR034rxZfxS6xWA7l4nOO2ENobKlduzECdidFePArFi0f13Gg81ISDVurkw&app=desktop

Yazarımız Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinsel ifadesi yerine LGBT ifadesinin kulanılmasını yanlış bulduğunu ifade ederek büyük tehlikeyi işaret etti. Kaçın, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında toplumun dinamikleriyle oynanmaya çalışıldığını da belirtti.

https://www.habervakti.com/dosya/unlu-psikolog-tehlikeyi-isaret-etti-lgbt-degil-escinsel-h61739.html

Eşcinsellik hakkında yaptığı açıklamalarla ve ortaya koyduğu terapi yöntemleriyle tanınan haber sitemiz yazarı ve psikolog Hüseyin Kaçın, 7 yıl önce katıldığı bir televizyon programında 'eşcinsellik'le ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu.

https://www.habervakti.com/dosya/unlu-psikolog-escinsellik-tehlikesini-yillar-once-boyle-ortaya-h74213.html

Boderline Kişilik Bozukluğu: Eşcinsellikten İyileşerek Nasıl Kurtuldum?
Köşemizde eşcinsellikten kurtulmuş kişilerden Selim'in ikinci yazısını yayınlıyoruz:

https://www.habervakti.com/boderline-kisilik-bozuklugu-escinsellikten-iyileserek-nasil-kurtuldum-makale,1599.html

Tövbe edersem eşcinsellikten kurtulur muyum?
Köşemizde eşcinsellikten kurtulmuş kişilerden Selim'in terapi süreçlerine dair kaleme aldığı yazısını yayınlıyoruz:

https://www.habervakti.com/tovbe-edersem-escinsellikten-kurtulur-muyum-makale,1598.html

Özal'ın bahsettiği üç beş çapulcudan teröristler çıkmıştı; Erdoğan'ın bahsettiği üç beş çapulcudan ise eşcinseller çıkıyor

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

Ahlak: Zeki Müren "İbne" Değildir.
https://www.habervakti.com/ahlak-zeki-muren-ibne-degildir-makale,1531.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Kamuoyunda pompalanan "eşcinsellik, özgürlük" vs. dayatmalarına karşı bir okurumuzdan gelen değerlendirmeyi sizlerle paylaşıyoruz. "Medya, meziyetmiş gibi öteden beri eşcinselliğin özgürlük olduğunu vurgular. Böylelikle eşcinselliğe karşı çıkanlar da özgürlük düşmanı olur tabii. Durmadan bunu pompalayan yayınlardan etkilenen Müslüman kesim, günah işleme özgürlüğüne saygı duyulması gerektiğine inanmaya başladı sonunda...

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinsel ideoloji ve örgütler

https://www.habervakti.com/escinsel-ideoloji-ve-orgutler-makale,1020.html
6
2. seans için Hüseyin Hocamın ofisine gittim. Bekleme odasında bir anne baba içeride de çocukları vardı. Aile benle konuşmak istedi. Onlara anlattım biraz. Bu değişim kolay değil ama bu hayatı yaşamanın belli bir süre sonra hastalık ve yalnızlıkla burun buruna kalabileceğimizi, oğulları için yapabilecekleri en iyi şeyin yanında olduklarını hissettirip baskı kurmadan Hüseyin Hocamla diyaloğa devam etmeleri olacağını anlattım. Sonra Hüseyin hocam geldi ve seansa beni de konuk almayı teklif etti. Hiç alışık olmadığım ama bi o kadar da ihtiyacım olduğunu hissettiğim deneyimlerdi. Aile ile konuşurken sanki kendi ailemle konuşuyor gibi hissettim. Bence bu da terapinin bir parçası. İçeri girdik. 17 yaşlarında genç bir bey oturuyordu. Düşündüğümden daha kendinden emin ve ailesinin hatırı için gelmiş havası vardı. Ona da bu yolda devam ederse nelerle karşılaşacağını kıcaca bahsettim. Bu camiada sadakat yoktu, yalan çok olduğundan hastalıklı insanlarla birlikte olma ihtimali de yaş aldıkça yalnız kalma ihtimali de çoktu. Hüseyin hocamın da keyifli sohbetiyle güncel olaylardan da bahsederek nasıl geçtiğini anlamadığım bir saatlik bi sohbet ettik. Sonra ben çıktım. Aile girdi içeri. Onlar da bi sonra seans bitti ve çıktılar. 2 saat gecikmeyle benim sıram gelmişti. Ama sanki bir tiyatro sahnesi gibi olayın içinde hissediyor ve o gün orada 5 saat kalmama rağmen hiç sıkılmıyordum. Hüseyin hocamla keyifli bir sohbete başladık. Onun babacan tatlı sert tavrı ben uzun zamandır arıyordum. Aramızda Öğrenci-öğretmen, Antrenör-oyuncu modeli gibi samimi bir iletişim hattı oluşturduk. Sanırım bana bir şeyler öğretiyor. Gözlemliyorum. Rol model olarak neler alabileceğimi düşünüyorum. Daha önce bana yabancı gelen erkek şahsiyetine has tavırları yeniden tanımlıyoruz. Aslında bu tavırların fıtrat gereği böyle olması neden gerekli onları istişare ediyoruz. Verdiği baba-oğul, karı-koca örnekleriyle de sağlıklı sosyal ilişkilerin bu şekilde olmasıyla sorunların nasıl ortadan kendiliğinden kalkabileceğini anlatıyor. Bana Mastürbasyon yapmamı yasakladı. Zaten ayda bi yapardım. Hayalimde pasif partner değil de ben aktif karşı taraf ta aktif ve ilk defa bana pasif olacak kurgusunu hayal etmemi istedi. O feth etme, sahip olma, elde etme gibi erkeksi duyguları canlandırmak için diye düşünüyorum. Aile içinde merhameti fazla abarttığımı eşime ve çocuklarıma çizgiyi aştıklarında hafif sert bir şekilde tepkimi vermemi istedi. Eşimle aramdaki cinsel soğukluğu eritmek için ilişkiye kanalize olmadan eşimin beni elleyerek uyarmasını söyledi. Ama malesef öğle bir ortam olmadı henüz. Belki de ben çok üstüne düşmüyorum. Aklımdan terapi bitince hotnet'ten birini bulursam görüşürüm diye geçiriyorum. Aslında bana hiç yakışmayan bu düşünce sanırım bir nevi bağımlılık ve sıkışmışlıktan kaçış. Hüseyin hocam da borderline kişilik bozukluğu var sende diye belirtti bir sohbet arasında.  sonra bu planımı kendisine de söyledim. Sürecin düzgün işlemesi için şeffaf olmalıyım. Kendisi kimseyle buluşma dedi ve keyifli bir sohbete daha başladı. İçimden bi ses bu adam bu kadar uğraşıyorsa dedim sen de ne yap ne et gitme görüşme bekle dur belki geçer inşallah geçer.  Sonra hava karardı seans bitti ve ben evime gittim. Biliyorum çok zor ama zihnimde aydınlanmamış yerleri ışıklandırabilirsek ve yeni yollar keyfettiğimde bakış açımın da irademin de değişeceğini düşünüyorum.

Hocam Hüseyin Kaçın'a Saygılarımla...
7
Obsesif kişilikler, başkalarına dair bilinç/bilinçaltı düşüncelerindeki kötülükler yüzünden kendilerini sürekli cezalandıran kişilerdir. Obsesif kişilerin vicdan sahibi gözükmelerinin perde arkasında vicdanlarındaki aşırılığın sebebi vicdanlarındaki bozukluğu saklama çabasıdır. Duygu dünyalarındaki kısırlığı kötü düşüncelerin zorlaması ile örtme girişimidir. Ahlak yada vicdan konusunda takıntılı olan dindarlar bu anlamda ne kadar temiz bir dini hayat sürdürmektedirler. Başkasına ahlak pazarlayan kişiler öncelikle kendi ruh dünyalarında kötülüklerle yüzleşmeyi göze almalıdırlar. Ruhsal arınma yani temizlik insanın çevresinde, ilişkilerinde değil içinde başlamalıdır. Din de ahlak da insanın içinde başlaması gereken bir olgudur. İçlerindeki kirlerden arınmamış kişilikler toplum sahnesinde temiz koltuklarda yani temiz makamlarda tertemiz ahlak sahibi kişilikler olarak yer edinebilirler. Görüntü çağında insan aldanan insandır. Kendini kaybedendir insan; fotoğraflarda, ekranlarda, sanal dünyalarda mutluluk ararken sıkılan canı ile başbaşa kalır en sonunda insan. Kendinde kendisini aramaktan başka çaresi yoktur insanın. Alınyazımızın bilinci, sırrı yine de kendimizde saklıdır. Mutluluk başkasında, başka yerlerde saklı değildir. Yüce Yaratıcı kendimizin derinliklerinde bir yerlerde gizleyerek ve gizlenerek kader imzasını atmıştır. Kendinde kendini arayanlardır sırlara erişenler. 


https://www.habervakti.com/yaratilis-bilmecesi-aynam-dustu-yerlere-karisti-gazellere-makale,1955.html
8
Marko Paşa Taciz ve Tecavüz Mağdurlarının Dertlerini Dinler Ama Derde Deva Olmaz Mı?
       

Marko Paşa Taciz ve Tecavüz Mağdurlarının Dertlerini Dinler Ama Derde Deva Olmaz Mı?

Rahmetli Mümtaz İdil yazmıştı: Böyle bir tablo varken ne kutlaması yapacağız?


 
Çocuklara cinsel taciz ve tecavüz konusunda yıllardır çaba harcayan psikolog Hüseyin Kaçın, Odatv’ye şunları söyledi: “Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

Psikolog Hüseyin Kaçın’ın anlattıklarından çıkardığım önemli nokta ise şu: Özellikle tecavüze uğrayan erkek çocukların topluma tekrar kazandırılması, başlı başına bir sorun oluşturuyor. Bunların bir kısmı “eşcinsel” eğilimlere yöneliyor, çoğunlukla da “psikopat” düzeyde insana düşman kişiler oluyorlar. Yaşadıkları travmanın acısını toplumdan çıkarmaya çalışıyorlar.


 
Yargı bile çocuk istismarı karşısında çoğu kez mağdurdan değil failden yana tavır gösteriyor. Hele ki tecavüz veya tacize uğrayan çocuk kız ise, “dişi köpek kuyruk sallamasa” mantığı çalıştırılıyor.

Üç yaşında tecavüze uğrayan çocukların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ne çocuk bayramı? Hangi çocuk bayramı? Kimin için çocuk bayramı? Elinde elma şekeri ile gezen sapıklar için mi?

(Mümtaz İdil: Böyle bir tablo varken ne kutlaması yapacağız?, 20.04.2016)

Çocukken taciz ve tecavüz mağduru olmuş kişilerin terapilerinde psikolog kimliğinizle dinleyen kişi olarak, mağdurların bilinçleri ya da bilinçaltları ile karşı karşıya kaldığınızda insanlık adına utanırsınız. Elleriniz kollarınız bağlanır; vicdanınız sızlasın mı sızlamasın mı, gözlerinizden yaşlar aksın mı akmasın mı bocalar durursunuz. İçinize soğuk bir yağmur yağar ve sığınacak bir saçak altı ararsınız ama kendinizden kaçmak isteseniz de kaçamazsınız. İnsanlar o kadar yalan, bir o kadar da duyarsız ki; pislenmiş ve kirlenmiş ruhlarıyla ‘masum çocuklara’, ‘zalim büyükler’ olmuşlar.


 
Marko Paşa bile “dert dinler ama derde deva olmaz” iken, hiçbir tarikatadamı hiçbir cemaatadamı bu konularda dert de dinlemez, derman da olmaz hale gelmişlerdir. Tekkelerde zikir üstüne zikir çekilirken, dert çekenlerin derdine derman olacak şeyh efendilerimizi, mürşit büyüklerimizi arasak da bulamayız; çünkü toplumsal sorunların çözümünde onların sözü de yoktur eylemi de. Tekkelerde zikir çekilir, dem çekilir; ama dert çekilmez. Birileri bilsin, birileri görsün, birileri duysun: İslam tarihinin büyük eğitim kurumları olan tarikatlar, artık derde derman değildir! Tarikatlar eskiden adam gibi adam, er kişiler yetiştirirken artık

erilliğimizi çalan, kişiliksizleştiren bir yapıya dönüşmüş durumdadırlar. Mürşit uçurdukça fakir fukara, garip gureba, cahil cühela bir millet oluyoruz. İlahiyatadamlarımız da televizyonlarda geleneğe küfredip yenilikçi din anlatma derdinde oldukları için, onlar da derdimize derman olamıyor.

Temizlenmek imandandır diye bedenlerimizin kirinden pasından arınmak için yıkanıyoruz fakat ruhumuzun kiri-pası katran karası olmuş; imanımız kararmış...

Çocukların Afrika çöllerinde aç kalmasına sahte gözyaşları dökerken, ülkemizin karanlık odalarında çocukların bedenleri kirletiliyor. Çocuklara taciz ve tecavüz söz konusu olduğunda üç maymunu oynuyoruz; görmüyor, duymuyor ve bilmiyoruz.

Çocuk tecavüzlerini mağdurların kendilerinden bizzat dinler ve ruhlarında sakladıkları çığlıkları duyarsanız, bunu yetkililere anlatmaya çalışsanız da asla anlatamazsınız. Mağdurların çığlıklarını, içinizdeki insanlık adına oluşan utancı duyuramazsınız. Bürokratlar tecavüz olaylarında toplumun infialinden çekindiklerinden, çoluk çocuğun namusunu değil kendi koltuklarını korumayı daha elzem görürler. Bürokratlar koltuklarının büyüsünden kendilerini kurtulamadıkları için, toplumsal sorunları doğru okuma becerisine sahip değildirler ve bunun sonucunda da toplumsal yaralar çözülmek bir yana, daha da derinleşir. Toplumun bitmeyen, ardı arkası kesilmeden artarak devam eden sorunu taciz ve tecavüzler nasıl önlenir? Bu soruna bürokratadamları ve bilimadamları makul çözümler üretemezlerse, bürokratkadınları ve bilimkadınları nasıl bir çözüm üretmeyi düşünmektedirler?


 
Mademki bilim özgür düşünmek; bilim eşitlik; bilim adalet; bilim insanlık; bilim sorulmamış soruları sormak; bilim aklın ışığında üretilen çözümdür; o halde bilim, taciz ve tecavüzler konusunda neden bu kadar sus pustur? Hapishanelere suçluları sokmak sorunlarımızı çözmüyor. Çözüm olarak mağdurların elinden kim tutacak; ruhlarındaki yaraları kim saracaktır? Mağdurların acılarını polisler, savcılar, hakimler dindirebilir mi? Katiller ve suçlular, savcılar ve hakimlerden korksa suça bulaşırlar mıydı?

Suçlular mahkeme koridorlarına düşmeden çok önce, henüz çocukken okul koridorlarında ya sorunlu yaramaz bir serseri olarak öğretmenlerini bıktırmaktadır ya da ailelerinden göremedikleri ilgiden dolayı içlerine kapanık ve öğretmenlerinin ilgisinden de mahrum bir biçimde okul koridorlarında yalnız kalmaktadır. Öğretmenler geleceğin doktorlarını, avukatlarını, mühendislerini yetiştirdikleri gibi, geleceğin katillerini ve suçlularını da okullarda yetiştirdiklerinin farkında mıdır? Müfettişler okulların boya-badanasını, bahçelerini, dersliklerini ve öğretmenlerini teftiş ederler de; öğrencilerin ruhuna terbiye adına ne verildiğini teftiş edebilir mi?

Ruhu yaralanmış gencecik çocukların acılarına ortak oldunuz mu? Mağduriyetine mahkum edilmiş insanları dinlerken çaresiz kaldınız mı? Taciz ve tecavüz bir insanlık suçudur elbet ancak sonrasında bu mağdurların acılarının dindirilmediğini görünce, mücadele azmi kazanıyor, utanıyor, kızıyor, üzülüyor ve bir o kadar da umutlanıyorsunuz.

“Fırat kenarında bir kurt bir koyunu kapsa, korkarım ki onun bile hesabı kıyamet günü Ömer’den sorulur” diyen adalet timsali büyük insanın ruhuna hasretimiz ne zaman son bulur?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...” Belki bir gün büyük devlet adamları, çocukların ruhlarına dokunacak siyasi çözümlere imza atarlar…

Sevgili ülkemizde bir de taciz ve tecavüz mağduru çocuklar sorunu var! Hiç konuşulmayan; konuşulmak bile istenmeyen bir sorun hem de. Bu sorunu, aile ve toplum konuşmaz; devlet ise kurum ve kuruluşlarıyla hiç konuşmaz. Suçlular yakalanırsa hapishanelerde idam edilmezler fakat ne hikmetse kendileri intihar ederler. Mağdurlar canilerce öldürülmemişlerse, ölmekten beter bir hayat yaşarlar. Ne soranları vardır, ne de ellerinden tutan şefkatli bir el. Gözyaşları içlerine akar... (Kadına şiddet, taciz ve tecavüz mağdurları, 14 Ocak 2019)


 
Fethullah Gülen’i, çocukken tecavüz mağduru olmuş bir kişi olarak düşünürsek pek yanılmış olmayız.


 
Tecavüz mağduru çocuklar, ergenlik ve sonrasında, yetişkinlik dönemlerinde psikolojik destek almadan kolay kolay kurtulamayacakları, “Çoğul Kişilik: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu” sorunu yaşarlar.

Üniversitelerimizde tecavüz konusunda hiçbir şekilde derinlemesine ve kayda değer bilimsel çalışmalar yapılmadığı için, bu konuda ortaya çıkacak büyük sorunların çözümüne yönelik iz sürmek hiç de kolay olmasa gerek.

Son söz olarak küçük bir notla nokta koyalım. Devletler taciz ve tecavüz mağdurlarının yüzdesinin tespit edilmesi ve buna bağlı olarak iyileştirme, sağaltım çalışmalarını köklü bir şekilde neden yapmazlar? Devletlerin yasal ya da varsa yasa dışı güçleri, tecavüz mağdurlarını tespit ederlerse; erkeksi yanları baskın olanlarını mafya babası, duygusal yanları baskın olanlarını dini eğitimler vererek tarikat ve cemaat lideri, zeki olanlarını ise gerekli eğitimlerden geçirerek istihbarat servislerinde değerlendirebilirler. (Fetullah Gülen tecavüz mağduru mudur?, 22 Ocak 2019)

Taciz ve tecavüzün kızı ya da erkeği olmaz; fakat bir kız çocuğunun başına bir şey geldiğinde feminist kadınlar adliye önlerinde bayraklı, pankartlı ve flamalı eylemler yaparlar. Erkek çocukları da kız çocuklarının sayısı kadar mağdur olur ancak bu çocukların kaderi kimsesizlik ve yalnızlıktır. Cezaevlerinde, erkek yetiştirme yurtlarında, kurslarda taciz ve tecavüz mağduru olmuşsanız, derdinizi kime anlatabilirsiniz? Allah’ın adaletinden başka sığınabilecek bir adalet bulabilir misiniz?

Diller, sayfalar, satırlar “Ebu Leheb öldü” diyorlar: Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi.. Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi. Günahın kursağında Haramların peteği! (Arif Nihat Asya)

Tacizin ve tecavüzün kızı erkeği olmaz ancak tecavüz mağduru erkek çocuklar, büyüdüklerinde pasif eşcinsel olurlar. Eşcinsel olmayı kabul etmek demek; size çocuk yaşta cinsel taciz ya da tecavüzde bulunan insanı haklı çıkarmak demektir. Taksim’de her Haziran ayında ‘onur yürüyüşü’ ya da ‘onur haftası’ adı altında İstiklal Caddesi’nde sözde onurlu onurlu yürüyen milletvekilleri, bir de bu açıdan baksınlar ne adına yürüdüklerine. Ruhlarında bastırdıkları tecavüz çığlıkları anne babaları ve toplum tarafından duyulmamış çocuklar; büyüdüklerinde eşcinsel haykırışlarla topluma meydan okumaktadırlar. Kapalı kapılardan, saklandıkları yerlerden sokaklara çıkan her beş-altı eşcinselin iki veya üçü çocukken tecavüz mağdurudur ancak bu gerçeği kim bilir ya da dile getirir?

Eşcinsellik, aslında erkeğin erkeğe tecavüzünden başka bir şey değildir.
Seks bağımlısı erkekler, kadınların namuslarını bıkmadan usanmadan nasıl kirletiyorsa, eşcinsel ilişkilerde de tek eşlilik asla söz konusu olmadığından, seks bağımlılığıyla eşcinseller birbirlerinin ruhlarını; yani duygularını sömürmektedirler. Travesti yahut transseksüeller çocukken nasıl mağdur olmuştur; gören duyan bilen var mıdır? Aile Bakanı; fahişelerin, travestilerin dertlerini dinlese de derman olabilir mi?

Sayın Cumhurbaşkanımız;

Recep Tayyip Erdoğan,

Kral Çıplak: Mavi Balina oyunu bir oyun değil, çoluk çocuğu intihara sürükleyen bir emirler zinciridir. Anne-babalar çocukları intihar ettikten sonra ağlıyor, sızlıyor ama giden gitmiştir. Ateş düştüğü yeri yakmıştır artık. Çoluk çocuğumuzu öldürmeyen ama süründüren bir o kadar tehlikeli bir durum daha vardır: On üç, on dört, on beş, on altı yaşında, yani reşit olmamış çoluk çocuk, gay sohbet sitelerinde kendinden büyük sapık ve sapkın adamlarla sözde kendi istekleri ile konuşuyor, buluşuyor ve erotik ilişkiler kuruyorlar. Mavi Balina’da çocukların bedenleri ölüyor, gay sohbet sitelerinde ise ruhları. Porno bir insanlık suçudur. Çoluk çocuk, gay sohbet sitelerinde fuhşun kurbanı oluyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı detaylı bir inceleme yaptığında açıkça ortaya çıkacaktır ki Facebook, Twitter, Instagram sitelerinde taciz, tecavüz, eşcinsel, lezbiyen ve ensest ilişkiler kaygı verici bir boyutta yaygınlaşmaktadır. Artık çocuklar sokaklarda oyun oynamıyorlar, millet bahçelerinde, okul kütüphanelerinde kitap okumuyorlar. Anne babaların bilinçsizliğinden faydalanarak can sıkıntılarını erotik, yetmezse pornografik arayışlar ile gidermektedirler. Uyuşturucu bağımlılığı, sigara ve obezite ile mücadele eden İl Sağlık Müdürlükleri, Yeşilay gibi kuruluşlar, bu konuya yetiştirilmiş yetkin uzmanlarla acilen el atmalıdırlar. Devlet, demir yumruğunu yeni nesillerini korumak adına porno sitelerine en sert şekilde indirmelidir. Kısır siyasi çekişmelerin gürültüsü arasında taciz ve tecavüzün sesi pek çıkmamaktadır. Unutulmamalıdır ki mağdur çocuklar korkutulur ve susturulurlar; sesleri hiç çıkmaz. Bu çocukların davranışlarından şüphelenen ya da anlayan anne babalar, öğretmenler olursa belki son bir şansları olabilir.

‘Devleti’ yaşat ki ‘Millet’ yaşasın diyorsak, çocuklarımızı post-modern çağın bela ve musibetlerinden koruduğumuz oranda güçlü devlet oluruz. Yüzleri gülen çocuklar yetiştirirsek, ülkemizin de geleceği parlak olacaktır. Aksini düşünmek bile istemiyoruz.

Sadizmin Babası Marquis de Sade’ın ahlaksız hayatını aratmayan sapıklar ve sapkınlar artık her yerdeler. Pavyonlarda, barlarda, genelevlerde kaç mağdurun hayatı kararmaktadır? Lut ve İbrahim Peygamberler devrinde, Filistin diyarının türlü ahlak bozukluklarıyla Tanrı’nın gazabına uğramış iki büyük şehri olan Sodom ve Gomore, artık İstanbul’un da Ankara’nın da İzmir’in de Konya’nın da Edirne’nin de; yani tüm şehirlerimizin de diğer adıdır.
Hem bilim, hem eğitim ve hatta devlet de bu konuda üç maymunu oynamaktadır.

Bilim görmemiştir.

Eğitim duymamıştır.

Devlet bilmemiştir.

Çocuklar mağdur olmuşsa;

Allah’ın adaletine muhtacız.

huseyinkacin@hotmail.com

Psikolog www.huseyinkacin.com


https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html?fbclid=IwAR001mjyDefQZHZ9fhxMyq8yHm7dyA9IKhJJfu1NrlN8552VVfiUveVsqDQ
10
Genel Tartışma / Cuma hutbeleri ve insan psikolojisi Psikolog Hüseyin Kaçın
« Son İleti Gönderen: psikolog Şubat 20, 2021, 12:40:43 öö »
Cuma hutbeleri ve insan psikolojisi
       
Psikolog Hüseyin Kaçın

Muhafazakar yada dindar insanların her cuma günü bir sorunları vardır. Kimse bugüne kadar açıkça dile getirmeye cesaret edemediğinden bu sorunun adı bile konulmadığı içindir ki çözümü de bulunmaz. Her cuma günü, cuma namazında imam-hatibin okuyacağı hutbe genelde herkes için bir derttir. Okunan hutbeler bir yere kadar dinlense bile bir yerden sonra dikkat dağıldığı için dinleyenler açısından sıkıntılı bir süreçtir. İnsan psikolojisini tatmin etmeyen bir şeyler söz konusudur. Hutbe dinleyenlerin yüzlerini dikkatle incelersek ortada bir sorun olduğu kesindir. Vaazlarda hutbeler kadar sorun olmayabilir. Vaaz veren kişilerde hitabet yeteneği yerinde ise dikkat çekici konulara girildiğinde ilgi sarsılmamaktadır.

Bir öğretmenin sınıfta verdiği dersi anlatarak değilde elinde bir kağıt parçasından okuyarak verdiğini düşünürsek her öğrenci bir yerden sonra can sıkıntısından halden hale girecektir. Kesinlikle sınıfın disiplin sorunu ortaya çıkacaktır. İmam-Hatibin elinde bir kağıt parçası ile minberde bulunması dersine hazırlıksız girmiş öğretmen gibi olmasıdır. Dinin, insanı sıkan ve geren değil huzur ve mutluluk veren bir olgu olması gerekmez mi?


 
Sorunu ortaya koyduğumuz gibi çözümünü de ifade etmemiz kaçınılmazdır. Yüce Peygamberimizin hadisleri kısa ve öz olarak okunursa dinleyenler açısından daha öğretici olacaktır. İkinci önerimiz ise daha anlamlı olsa gerek. Her cuma namazında hutbede bir sayfa Kuran-Kerim meali okunursa; Allah sözü dinlemek bakımından dikkatlerimiz daha keskin olacaktır. Her hafta bir sayfa meal dinlemiş olsak ömrümüz boyunca kendiliğinden dinleyici olmak bakımından Kuran hatmedilmiş olacaktır.

Merzifonlu Kara Mustafapaşa Camii veya Vezir Camii; İstanbul Suriçi Sirkeci Hocapaşa Mahallesi, Hüdavendigar Caddesi Vezir Camii çıkmazında 1670 tarihlerinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sirkeci Gar meydanının en güney noktasından da merdivenlerle çıkılır. Zira Gar binası ve önündeki meydanın düzlüğünden caminin bulunduğu platform 4-5 metre daha yüksektir. Cami meydandan rahatça görülmektedir. Sokağın devamında ise tramvay yolu bulunmaktadır. Bu camii 1670 tarihlerinde mescit olarak inşa edilmiştir. 1829 yangınında tahrip olmuştur. 1831 yılında yeniden Minberli olarak camii şeklinde inşa edilmiştir. 1865 yılındaki Hocapaşa yangınında zarar görmüş olmasına rağmen ayakta kalabilmiştir. 1928 tarihlerinde ise tahrip olduğundan dolayı yıkılmıştır. Arsasını vakıflar bir Çayhaneye kiralamıştır. O çayhane zamanla büyüyerek sahne ilave edilip bir Gazino olmuştur. İsmi de Anadolu Saz Evi olup, Anadolu’dan gelenlerin rağbet ettiği ünlü bir pavyon olmuştur. 1978 yılında gazino yıkılmıştır. Vakıflar tarafından 1985 yılında bugünkü camii yeniden yaptırılmıştır.


 
-Sirkeci tren istasyonu giriş kapısındaki Merzifonlu Camisi 1927 yılında satılarak cami olma özelliği ortadan kalktı.


 
-Sirkeci camisinde mimari değişiklik yapanlar önce minareyi yıktılar sonra da kubbeyi

-Sirkeci sazevi adıyla içkili, dansöz gösterileri yapılan bir fuhuş ve eğlence merkezine dönüştürüldü.

-1980’li yıllarda çevre esnafının Turgut Özal’dan “yeniden cami olarak yapılması” istekleri olumlu karşılandı ve Merzifonlu camisi yeni baştan yapıldı.

1991-1995 yıllarında İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümünde okurken yaz tatillerinde yukarıda bahsettiğimiz dert, derdim olmuştu. Çözüm olarak Edirne'den 08:30 trenine binip 13:30 da Sirkeci garında oluyordum. Merzifonlu Kara Mustafapaşa Camisi İmam-Hatibi Ali Mazak'ın cuma vaazını ve hutbesini dinlemek için bu zahmete katlanıyordum. Ali Mazak ne yapıyordu diğer hocalardan farklı olarak. Hutbede Hz Fatma ve Hz Ali'nin karı koca konuşmalarını anlatıyordu. Hz Fatma rüyasında sevgili babasını görmüş ve bunu Hz Ali'ye anlatıyor. Karı koca bu rüyayı Hz Fatma'nın yakında vefat edeceğine yoruyorlar. Bu esnada Hz Hasan ve Hz Hüseyin dışarda oyun oynuyorlar. Hz Fatma ve Hz Ali'yi bu anlatımlarda insan yönüyle algılıyorsunuz. Ali Mazak'ın gözleri yeteri kadar nemleniyor; şov amaçlı ağlak ağlak konuşan kibir budalası hocalardan farkını ortaya koyuyor. Ertesi hafta İmam Azam'ın hayat hikayesini dinliyorsunuz. En ağlak vaazlar veren malum kişi Fetullah, kitleleri sahte gözyaşları nasıl da uyuşturmuş. Bunu da unutmayalım asla.

Yıldız Kenter; Ben Anadolu oyununu monolog olarak sahnede tek başına sergiler. Sahnede tek başına oynayan bir oyuncuyu izlemek için seyirciler bilet gişelerinde sıraya girmektedirler. İşte Yıldız Kenter gibiydi Ali Mazak hutbede. Dinlediğimiz bir hutbe aslında bir gerçeğin tarihin derinliklerinden çıkartılarak gözümüzün önünde sergilenmesiydi. İtiraf ediyorum Ali Mazak'a olan bu derin sevgim sarsılmasın diye kendisi ile bilerek bugüne kadar tanışmadım. Bu bilgili ve görgülü adam ömrünü camide geçirecek gibi durmuyordu. İlk önce Eminönü Belediyesi'nde yönetici oldu daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı Müdürü oldu. Şu an kendisi Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Erdek MYO Müdürü, Yönetim Organizasyon Bölüm Başkanı olarak görevini yürütüyormuş. Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş'dan ricamız camilerin imam-hatiplerinin Ali Mazak tarafından eğitimden geçirilmesidir.

Sesimiz Ankara Diyanet İşleri Başkanlığı koridorlarını aşıp Prof. Dr. Ali Erbaş'ın dikkatine ve kulağına erişir mi bilinmez? Umutsuzca beklemeye devam edelim. Yıllar geçiyor, köprünün altından sular akıyor, Garp cephesinde değişen bir şey yok.

Bu memlekette insan psikolojisine vakıf bürokratlara ve yöneticelere ihtiyacımız şiddetli bir şekilde artıyor. Memleketimden insan manzaraları'na bakarsak toplum olarak ruh sağlığımıza dair bilgiler edinebiliriz. Öğretmenlerin ve İmam-Hatiplerin insan psikolojisine dair bilgileri yoksa o toplumun geleceğine dair kaygılanmamız gerekir.

Kalın sağlıcakla....

huseyinkacin@hotmail.com

Psikolog www.huseyinkacin.com

https://www.habervakti.com/cuma-hutbeleri-ve-insan-psikolojisi-makale,1144.html

Sayfa: [1] 2 3 ... 10