Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html
2
‘Anneme bir şey olursa yaşayamam’ derdim her zaman kendime. Bu nedenle anneme tehdit gördüğüm her şeye karşı koruma duygusu geliştirdim. Örneğin, her zaman onunla pazara çıkardım. Eşyalarını taşırdım. Mahalleye geldiğimde ise tüm yaşıtlarımın futbol oynadığını görürdüm. Ben ise içerlerdim poşetleri taşırken bu duruma. Bazı durumlarda hakkımı koruyamayacak kadar ahmaktım. Örneğin, annemle gittiğim pazarda annem, satıcıdan portakal tarzı bir şey almıştı. Annem parasını verdiği hâlde satıcı vermediğini söylemiş ve annemi itham etmişti. Ben ise o an suspus olmuştum. Evet belki küçüktüm lakin iki çift söz söyleyebilirdim. Eve geldiğimizde annem ‘erkekliğimi’ sorgulamıştı. Ben ise her zaman ki aptallığımla odama geçip içime ağlamıştım. Annemsiz geçen tek gün geçmeyen saatler anlamına geliyordu benim için. Bir keresinde, amcamın işi icabı bana yardım duymuştu. 3-4 gün amcamlarda kalacak ve dükkanda ona yardım edecektim. 16 veya 17 yaşındaydım. İlk kez annemden ayrı kalıyordum. Her gece odama çekilir annemin hasretiyle yanıp tutuşurdum. Evlerin arasında ki mesafe ise toplu ulaşımla 1,5 saat. Misafirliğe gittiğimizde dini kurallar gereği kadınlar ile erkekler farklı odalarda oturur, sohbet eder ve çay içerlerdi. Ben ise abim ve babam gibi erkekler tarafında değil, kadınlar tarafında oturur onlarla muhabbet ederdim. Erkek tarafıyla rahat konuşamazdım. Ve muhabbetleri ilgi çekici değildi.

Geldiğimiz noktaya kadar olan kısmı özet geçerek beklentilerimi ifade etmek istiyorum. Öncelikle babamın sert mizaca sahip, çok çabuk sinirlenen bir insan olduğunu belirtmiştim. Küçükken ondan ne çok ne de az dayak yedim. Bu hafta babamdan duyduğum bir cümle şuydu: ‘bizim geleneklerimizde çocuğu anne yetiştirir baba değil’. Ben ise cevaben: ‘ancak çocuk, hayatı babayla öğrenmez mi?’ oldu. Yani babam birçok baba gibi annemle aramada ki ilişkiye müdahil olmadı. Sevgisini gördüğüm vakitler oldu ancak genel itibariyle çok göstermediği bu sözünden de anlaşılmakta. Abime ve bana karşı bu şekilde davransa bile; kız kardeşime bir tokat attığını hatırlamıyorum. Beni ergenlik döneminde kendisine karşı sivri dilli ve dik başlı olmakla itham ederdi. Doğru denebilir. Bazen sözlerine cevap verir ve onu kızdırırdım. Bu nedenle küstüğümüz de olurdu. Ancak hep ben özür dilerdim. Onunla 1 ayı geçtiği de oldu küskünlük süremizin. Hatta yakın bir zamanda. Özür dilediğimde ise bana ‘ben sana iyi bir baba olamamışım, 1 ay boyunca bana hiç ihtiyaç duymadın demek ki!’ demişti. Ben ise olur mu öyle şey vs. deyip buzları eritmiştim. Ancak annemle bir haftadan fazla küs kalamazdım. Geçen terapi de sorulan bir soru vardı: ‘Baban abinin oyununa gelip sana tepki(sözlü veya fiili) gösterdiğinde ne yapmak istiyorsun?’ sorusu. Ben ise işkence demiştim. Ancak yanlış bir terim kullandım. Babama ve hiç kimseye karşı işkence gibi bir düşüncem olduğunu hatırlamıyorum. Ancak o kızgınlık durumunda hadlerini bildirmek isterdim. Bu tepkim bazen fiili ve bazen sözlü olabilirdi. Ancak işkence boyutuna hiç gitmedi. Ayrıca annemle dini muhabbetimizi tamamıyla kestim. Sanki daha özgür hissediyorum. Ders çalışırken bazen yanına gider muhabbet eder veya benden rica ettiği şeyleri yapardım. Ancak şimdi yanına uğramamakla beraber, ilişkimizi soru-cevap boyutunda tutuyorum. Aslında zaman kayıplarıymış. Benim aklımı kurcalayan farklı bir soru var: babam abime de bana da aynı davranırken (hem sevgi hem şiddet bağlamında) neden ben? Ayrıca sanırım ben küçüklükten beridir abimi kıskanıyorum. Ona karşı vücuduyla başlayan kıskanma serüvenim babamla arasında ki ilişkiyi de kıskanmaya kadar gitti. Sanırım anneme fazlaca yanaşmamda bir diğer etken bu olabilir. Babama yanaşamadığımdan abimi annemle kıskandırma. O her zaman sosyal oldu. Eve kapanmadı benim gibi. Uslu çocuğu oynamayı reddetti. Ben ise ailenin hatası olmayan tek bireyiydim şimdilerde. Kendi işimi kendim görebildiğimi onlara göstermek için kenarımda hep para sakladım. Böylece çeşitli ihtiyaçlarımı kendi cebimden karşılıyor ve babama ihtiyaç duymuyordum. Bu da annemi ve babamı oldukça memnun ediyor. Öyle ki, 4-5 şehir gezdim ve tüm masraflarımı kendim karşıladım. Abim ise bu konuda benim tam tersim konumunda. Aldığı bardağın bile parasını babama mâl etmeye çalışıyor. Üniversiteye geçerken abim en iyi dershanelere verilmesine karşın hiçbir şey başaramadı. Ancak ben maddi sebepler bahane edilerek dershaneye verilmedim. Bu benim içerlediğim bir başka olay. Ayrıca, fantezi dünyamı biraz daha açmak istiyorum çünkü biraz muğlak kaldı. Her şeyden önce porno (gey) izlerken sadece sex kısmını izlediğimi söylemeliyim. Yani sevişme, oral sex bana göre değil gibiydi. Sadece becerme izlemek istiyordum. Belki de internetimin bitmesinden korktuğumdan bir an evvel o sahneyi hayal etmek istiyordum. Tecavüz pornosu izlediğim doğru. Hatta pornodan ziyade buna dair saçma sapan hikayelere girdiğim de çok olurdu. Onları okur zevke gelirdim. Asker, polis gibi ‘güç’ unsurlarına dair porno da izlerdim. Ancak bu noktada şunu söylemek isterim: izlediğim bu pornoların

bende yarattığı duygu sanıyorum ki ‘işe yarama duygusu’. Yani kendimi değersiz hissetmemin bir sonucu da denebilir. Bu tam anlamıyla ‘madem bir boka yaradığın yok; o hâlde birileri seni becersinde bari onları mutlu et’ anlayışı. Kırbaç, ip vs. gibi unsurlar ile fantezim hiç olmadı. Sadece bir ya da birkaç erkek yeterliydi. Ayrıca belirtmeliyim ki, bu tarz fantezileri kurarken birkaç kişi yani grup halinde becerdiklerinde en çok hoşuma giden duygu, onların erkeklik egolarına bir şeyler katmaktı. Öyle ki, bunları düşlerken beceren arkadaşa diğerleri ‘mükemmel beceriyorsun’ tarzında laflar söyleyerek erkekliğine şan katıyordu. Aslında bu da kendini değersiz hissetme kategorisinde yerini alabilecek unsur denebilir. Ayrıca ‘olmayan erkeklik egom’. Aslında tecavüzden kastımın ne olduğu en açık hâliyle budur. Bunun ‘duygularımın olmaması, duygu boyutunun yokluğu’ olarak nitelemiştiniz. Ancak ben geleceğe yönelik, sevgilimle (kadın) saatlerce göz göze bakışmanın, yağmurda ıslanmanın, aynı tabaktan yemek yemenin, tiyatroya gitmenin, kitap okuyup üzerine tartışmanın, tenimize dokunmanın, öpüşmenin, yatakta onu çıldırtacak (zevk anlamında) her türlü davranışın hayalini kuruyordum. Ne kadar duygu boyutlu bilmiyorum ancak bunu çok istiyorum. Yani karşı cinse tecavüz etmenin, onun canını yakmanın değil; alabileceği zevki ona en iyi şekilde vermenin onu ‘canının yanmayacağı’ en sert şekilde becermek olduğu düşüncesinin bende hakim olduğunu söyleyebilirim (yani canı yandığı an sertlikten vazgeçerim). Ayrıca not düşmem gerekir ki fantezilerimde beni beceren erkekler hep aynı tipte insanlar. Hiç değişmiyorlar. Daha da indirgeyebileceğim ifadeyle ‘hem kişisel olarak hem bedensel olarak’ özlemini duyduğum karakterlerdi onlar. Her şeyden önce sosyallerdi, geniş bir arkadaş çevreleri vardı. Erkeklik egoları vardı. Elini sallasa elli kadın düşürecek ‘tip’ ve ‘fizik’ vardı. Örneklendirirsem daha da oturacaktır. Şöyle ki: eğer göbeği olsaydı, boyu kısa olsaydı, utangaç olsaydı, yaşlı olsaydı, sesi çok ince olsaydı (bunlardan herhangi biri olması yeterli) ben asla fantezi kurmazdım. Yani olmak istediğim kişiyi düşlüyordum! Ayrıca düşlediğim ‘o’ erkeklerden birkaç tanesiyle arkadaşlığım oldu. Tanışmazdan evvel düşlerken zevk alabilirdim ancak tanıştıktan sonra zevk alamazdım. Çünkü bir hukukumuz olmuştu. Halbuki hayallerimde ki kişiydi o! Aslında düşündükçe ne kadar kompleks bir süreç olduğunun farkına varabiliyorum. Birçok sorunun altında farklı paradigmalar var. Paradigmaların nedenini tahmin edebiliyorum ancak çözmekte aciz kalıyorum ve bu da aslında paylaşılması gerektiğini net olarak ortaya koyuyor. Kimse böyle bir sürecin altından tek başına kalkamaz sanırım. Son olarak demeliyim ki sokakta her ne kadar kadınlar ilgimi çekmese de, heteroseksüel pornolardan zevk almaya başladım. Sanırım biraz da meniyi görmenin etkisi denebilir. Çok önemli olduğuna inandığım birkaç detay vermek istiyorum. İlk gey pornosunu 15 yaşında izledim. Yani 8.sınıfta veya lise 1 de iken. Bunu hatırlayabilmek için saatlerce uğraştım. Yani 8’e kadar bir şey yapmış olmam mümkün değil. Belki düşünsel anlamda bir şeyler vardır ancak mastürbasyon yoktur. Onu tahminimce lise 1’de keşfettim. Evvelce de dediğim gibi ilk kez ve sürekli yüzükoyun devam etti.
3
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html
4
Süreç devam ederken hep neler yaşandığı değil de, bundan sonra çözüme yönelik tek başıma atabilmem gereken adımlara yönelik yazma ihtiyacı duydum. Ailemden kopabilme ve onlardan ayrı bir birey olduğumu onlara en iyi nasıl hissettirebileceğimi uzun süre düşündüm ve düşünmeye devam edeceğim. Bunu sağlamanın en temel yolu yine kendi kodlarımda gizli sanırım. Neler sevdiğim, neler yapmak istediğim, gelecekte kendimi nerelerde gördüğüme dair kendime orta ve uzun vadeli hedefler koydum. Her şeyden evvel Üniversiteyi ailemin yanında okumak beni oldukça daraltıyor. Bu nedenle gelecek yıl ilk aşamada bir yurtta ardından belki sonraki dönem veya sonraki yıl (maksimum) bir arkadaşla eve çıkmak isterim. Babamın istemediği ancak benim istediğim yüksek lisans hayalimi gerçekleştirmek istiyorum. Yüksek lisansla aynı zamanda çalışabilirim. Böylelikle iş hayatına yönelik kendi mesleğim de tecrübe kazanabilirim. Buna ek olarak küçüklükten beridir keman ve piyano tutkum var. Annemin karşı çıkışlarına aldırmadan bu aletlerden en azından birini çalabilmek istiyorum. Piyanoyu tek geçerim. Çünkü gerçek anlamıyla klasik müziklere tutkum var. Ayrıca opera konserlerine gitmeyi çok istiyorum. Daha önce hiç tecrübe edemedim çünkü çevremde bu tarz müzikleri seven insan yok. Bende tek gitmek istemiyorum. Ayrıca elimden geldiği kadar sinema yerine tiyatroya gitmeyi istiyorum. Fitness’a gitmeye elimden geldiğince devam edeceğim. Ayrıca küçüklükten beridir çok istediğim motosiklet tutkumu gerçekleştirmek istiyorum. Çevremde ki herkesin araba tutkusu varken benim motosiklet tutkum var. Bu tutkumdan biraz anneme bahsetmiştim. Ancak şiddetle reddetmişti. Ne kadar ahmakça davranmışım! Seni ilgilendiren şey kendi istediklerin olmalı! Fikir almak güzel ancak söylediğin şeyi yap, yap ki senin kendi kararlarını alabildiğini herkes görsün. Bunu uzun süredir yapmayı istiyorum. Sanırım bu yaz çalışarak kenarıma para koyacak ve ehliyeti alacağım. Ardından bir yolunu bulup 2.el veya ucuz fiyata bir motosiklet alacağım. Üniversite kapısından motosikletle fit bir erkek olarak girersem kız düşürürüm herhalde. Bu da hayatım boyunca kurduğum en güzel gelecek umudu. Ne peki? Tabi ki hayatımı birleştirebileceğim bir kız bulmak. Bu dini kurallar gereği anne babanın vazifesi ancak ben kendim bulmayı tercih ederim. Ancak bu boyutsal anlamda belirsiz bir durum. Çünkü nasıl bir kızdan hoşlanacağımı bilmiyorum, kızların nasıl davrandıklarını bilmiyorum, regl ne demek bilmiyorum, erkeklerin zihnimde kalıplaşmış bir hâli var ancak kızların yok. Yani yakışıklı erkeğin bir tanımını yapabilirim ancak güzel kızın tanımını yapamam. Sanırım süreç bu boşluğu kapatacaktır. Onlarla nasıl tanışacağımı bilmiyorum, yanlarında neler konuşulması gerektiğini bilmemem gibi. Geleceğe yönelik düşlerimde her ne kadar yüzü gözükmese de, ‘onunla’ neler yapabileceğimi her zaman düşünürüm. En çok istediğim şey İstanbul’un sakin bir sahil kesiminde sağanak yağan yağmurun altında ona evlenme teklifi etmek sanırım. Bunu başardığım an gerçek bir birey olmanın son adımını atmış ve bunu başarmış olacağım. Artık benden mutlusu bir tek eşim olacak o insan olur sanırım. Çünkü ruhunun en derinliklerinde kendiyle yüzleşmeyi başarmış, her şeye ve herkese rağmen bu bilincin ışığında yolunu bir şekilde çizebilmiş ve kendi olmayı meydan okuyarak kazanabilmiş bir insan olarak ona her şeyimle kendimi verebilirim. Son olarak ise Üniversitede yapabileceğim en son şeyi düşlüyorum. Aslında bunun adımlarını attığımı söyleyebilirim. Ohri’den Osaka’ya; Kudüs’ten Kanada’ya; Sidney’den Lofoten Adalarına kadar gezmeyi istediğim çok yer var. En azından Üniversite sürecinde birkaç yere gidebilirim. Geri kalanını evlendikten sonra yapabilirim sanırım. Yapamazsam da Ülkemin her karışını motosikletim de elini belime dolamış kişiyle gezebilirim. O zamana arabaya geçmiş olurum herhalde. 1 yıl kadar önce para biriktirerek yurtdışında bir şehre gidiş-geliş uçak biletlerimi ve otel biletlerimi almıştım. Her şeyi hazırlamış, rotamı çıkartmıştım. Sosyal medya da tanıştığım bir abiyle orada buluşacak ve gezecektik. Son olarak pasaport ve vize işlemlerini de tamamlamıştım. Konuyu babama açtığımda izin vermedi, bunu ancak kendi ailenin başına geçtiğinde yapabilirsin dedi. Böylelikle ilk yurtdışı girişimim başarısızlıkla sonuçlandı. Halbuki her şey hazırdı! Annem ve babam hayallerime karşı en büyük vesayet! Bundan sonra önümde dururlarsa ezerim, ardımda dururlarsa kendine güvenmiş bir insan olarak daha kuvvetli olurum. Her şeye rağmen bu hayallerimin ardında ısrarla durmak istiyorum. Özetle, şu aşamada en azından müzik aleti çalmayı öğrenebilirim. Ardından motosikletimle tozu dumana katabilirim. İnşallah her şeyden önce kendimle yüzleşmek ve beni esir eden bu rahatsızlığın üstesinden gelebilmek asıl meselem.
5
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html
6
İSLAM FİLOZOFLARININ EŞCİNSELLİĞİN TEDAVİSİNE YÖNELİK YAKLAŞIMLARI

Medeniyetler çatışmasının yaşandığı bu yüzyılda İslam dünyası olarak aynı zamanda bir medeniyet krizi yaşadığımızı da söyleyebiliriz. Kültürel değerlerimiz açısından da sorunlar yaşamakta olduğumuzu ifade edebiliriz. Toplumsal olaylara ve sorunlara çözüm üretebildikleri oranda medeniyetler ayakta kalabilmektedirler.  İslam düşünce tarihinde büyük bilim adamları (bilim insanı değil) çıkmasına rağmen kalıcı ve köklü bilimsel kurumlar oluşmadığı için bilimsel düşünce geleneğinin oluşmasında sorunlar ortaya çıkmıştır.

Osmanlı Devleti, Batı karşısında ilk defa yenilgi ve toprak kaybına uğramaya başlayınca, aynı  zamanda Batı Medeniyeti karşısında gerileme sürecimiz de başlamıştır.  Bundan dolayı devletin varlığını korumak için Batılılaşmanın gereğine inanılmış ve askeri kurumların Batı örneğine göre düzenlenmesine girişilmiştir. Bu bakımdan Osmanlı modernleşme (Batılılaşma) sürecinin özünde askeri tedbir sorunu  yatmaktadır.  Mustafa Reşit Paşa orta elçi göreviyle gittiği Fransa’da ilk günden itibaren Mısır meselesinin çözümü ve Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumu düzeltebilmek için çareler aramış ve çözüm olarak Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesi gerektiğine inanmıştır.  Batılılaşma “süreci”, Cumhuriyet’in ilanından sonra toplumun topyekun Batılılaştırılmasını amaçlayan “programa” dönüşmüştür. Batılılaş(tır)ma adı altında ‘çevre’nin değerlerine yönelik her müdahale, kültürel zeminde hissedilen kimlik krizini tetiklemiştir. Batılılaşma serüveni kendi kültürel değerlerine yabancılaşma sorununu ortaya çıkarmıştır. Osmanlı Devleti  nasıl ki sadece askeri çözümlerle yetindiği oranda yaşadığı toplumsal sorunların yarattığı çöküşü durduramadı ise Türkiye Cumhuriyeti de 15 Temmuz sonrası yaşadığı beka sorununu sadece askeri tedbirlerle çözümleyemeyecektir. Aslında sorun özünde insan eğitme ve yetiştirme sorunudur. Fetö denilen tehlike gücünü ve kaynağını eğitim kurumlarından almıştır. Kendi çıkarlarına uygun Makurtlaşmış (Altın) nesilleri kırk yıl içinde başarılı bir şekilde yetiştirmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı,  Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına katkı sunacak sağlıklı nesilleri  aynı oranda başarılı bir şekilde yetiştirebilmekte midir? Osmanlı Devleti'nde nasıl ki toplumsal sorunlarının çözümünü Batı’da aradığı oranda kültürel yozlaşma ve yabancılaşma artmışsa yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti de toplumsal sorunlarına Batı’dan tercüme ve uyarlama toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları, İstanbul sözleşmesi ile çareler aradıkça toplumsal sarsıntılar artmaktadır.  Osmanlı Devleti’nin çöküşünde nasıl Batılılaşmış bir nesil ortaya çıkmışsa bu durumda da biseksüel ve deist bir nesil kültürel bir yozlaşma olarak ortaya çıkmaktadır. Kadına şiddet sorununu İstanbul sözleşmesi ile çözelim derken “aile elden gidiyor” mu? Milli Eğitim Bakanlığı sağlıklı nesillerin yetişmesine ön ayak olmadığı oranda aile kurumu süreç içerinde sarsılmaktadır. Aile’nin çöküşünün en büyük belirtisini her yıl haziran ayında onur haftası kutlamalarına katılan eşcinsellerin artışından anlayabiliriz. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. “Aile elden gittiği” oranda toplumda eşcinselleşme oranı da artmaktadır. 

"Geçmişte eşcinselliğin tedavisi üzerine ciddi olarak eğilinmediği gibi, günümüzde de gerekli önem gösterilmemekte, eşcinseller kendi suçları olmayan cinsel kimlik bozukluklarıyla baş başa bırakılmaktadırlar"

İslam bilim tarihinde;
“Razi’nin konuyla ilgili yazılarından anlaşıldığına göre, eşcinselliğin diğer biçimi bazen “aktif erkek eşcinselliği” olarak tanımlanmakta olup (aslında erkeklerin içine girmeyi tercih eden erkekler için kullanılır) tıbbi bir sorun olarak görülmüyordu. Er-Razi’nin terminolojisinde anlatılan sorun, aynı cinsel ilişkiye girme olmayıp duyarlı bölgeler ve yaşamsal güçle ilgiliydi; aynı cinsle cinsel ilişkiyi görmezden gelmişti.
Er-Razi’nin dünyasında “eşcinsellik” bir sapıklık veya günah olmayıp tamamen biyolojik bir kusurdu. Psikolojik veya kültürel olmaktan çok genetikti. Bu tür bir çıkmaz içindeki insanların iyileşebilmesi için mümkün olduğu kadar tedavi edilmesi gerekliydi. Yine de, Rosenthal’in belirttiği gibi, er-Razi’nin risalesine “gizli hastalık” başlığını seçmesi bu tür eşcinsel davranışın Abbasiler döneminde ayıp sayılıp öfkeyle karşılandığını gösterir. Eşcinsellik için tavsiye ettiği tedavi şekli Galenosçu salgısal etki kavramına uygun biçimde penisin ısıtılması ve anüsün soğutulmasıydı. Daha ayrıntılı anlatmak gerekirse, penis ve hayaların olduğu bölge merhem sürülerek ısıtılıyor, cinsel eş olarak eğitilen köleler ve cariyeler tarafından yıkanıyordu. Aynı anda hastanın arka kısmı ve anüsü ıslak bezler yerleştirilerek soğutuluyor, gül suyu ve sirkeyle lavman yapılıyor ve “aktif” ilişkiye girmesi teşvik ediliyordu.
Aralarında İbni Sina ve İbni Hubal’in de olduğu pek çok yazar er-Razi’nin görüşlerine karşı çıkmıştı. Eşcinselliğe duçar olan bazı kişilerin fiziksel açıdan diğer erkeklere göre daha iyi durumda olduğunu belirtiyorlardı. Dolayısıyla bunların hastalığı genetik olmayıp zayıf erkek menisi sonucu da oluşmamıştı. Eşcinselliğin kültürel veya hayal gücüyle kışkırtılan bir hastalık olduğu sonucuna vardılar. Bunlar, erdemli olmayan yollara ve kadınsı davranışlara sapmış kişilerdi. Tıbbi bakım altına alınmak yerine günahkar davranışlar nedeniyle cezalandırılmaları ve saptıkları yolun yanlış olduğunu görmeleri gerekirdi.  Burada da genel olarak eşcinsellik değil, “pasif” ilişki üzerinde durulmaktaydı. İki yaklaşımın ortak noktasına göre pasiflik kötü bir şeydi ve ister genetik ister psikolojik nedenlerle olsun defedilmesi gerekliydi.

Bir iki yüzyıl sonra bile, hangi yaklaşımın doğru olduğunu belirleme konusunda tıbbi metinlerin pek fazla bir katkısı olmamıştı. Aslında Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemindeki metinlerin hemen hiçbiri bu sorunla uğraşmamıştır. 16. Ve 17. yüzyıldaki tıbbi risaleler aynı cinsle ilişkiyi tartışmaktan kaçınmasa da pasif eşcinsellik bu tartışmalar da yer almadı. Bunun için iki çelişik açıklama yapabiliriz. Birincisine göre bu konu utanç verici olduğundan hekimler hiç uğraşmamayı tercih ediyordu. Daha akla yatkın gelen diğer açıklamaya göre ise dönemin hekimleri sorunu çözmekte güçlük çekiyordu. “Pasif” erkek ilişkisi belki zayıflık olarak görülse de tedavi veya ceza gerektiren bir hastalık olarak kabul edilmiyordu.  Sessiz kalınmasından dolayı fikir yürütmek zor olmakla birlikte, rüya yorumu ve erotik edebiyat gibi diğer söylemler göz önüne alındığında, erken Osmanlı döneminde “pasif” erkek ilişkisine karşı kayıtsız kalındığı anlaşılmaktadır. Bu durum, bazı insanların tercihiydi, normal davranış yelpazesinin  bir parçasıydı ve hiçbir zaman sapıklık olarak görülmemeliydi.” (Müslüman Osmanlı Toplumunda Arzu ve Aşk, Dror Ze’evi)

Yukarıdaki bilgiler ışığında değerlendirdiğimizde İslam Medeniyeti’nin büyüklüğü eşcinsellik soruna bile çözüm üretmeye çalışmasından anlaşılmaktadır. İslam Medeniyeti ile Batı Medeniyetini kendi aralarında birbirini sürekli kıskanan kardeşler olarak değerlendirebiliriz. Bu kardeş kıskançlığı kıyamete değin sürecektir. İslam Medeniyeti, kendi kültürel kimlik krizlerinin çözümünü Batı’da aramak yerine kendi çözümlerini geçmişinden damıtarak geleceği yeniden anlamlandırdığında çağa yeniden hükmedecektir. Milli Eğitim Bakanlığı ve Aile Bakanlığı toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarıyla, Adalet Bakanlığı da İstanbul sözleşmesi ile ailenin çöküşünü arttırmaktadırlar. Ailenin elden gittiğini ise toplumda eşcinsel bireylerin artışından anlayabiliriz. Bu tespitimize katılmayanlar her yıl haziran ayının sonlarına doğru Taksim’de kutlanan onur haftasına katılanların arasına katıldıklarında ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaklardır.  Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Aile çöktüğünde bununla doğru orantılı olarak eşcinsel sayısı da artmaktadır. Son dönemde sık konuşulan konulardan birisi de dindar nesil yerine  biseksüel ve deist bir neslin İmam Hatip liselerinden bile artışta olduğudur.


Ergenlik döneminin karmaşaları içinde eşcinsel kimliği ile yüzleşmek zorunda kalan eşcinsel bireyler bir bilinmezin içinde kalmaktadır. Genelde anne babalarından gizli saklı bir hayatın içinde bir yanda istek ve arzu bir yanda da utanç duyguları içinde bocalamaktadırlar. Anne babaların çocuklarının böyle bir bunalımın içinde olduklarına dair bilinçleri ve haberleri olmadığı takdirde eşcinsel olmak kaçınılmaz sondur. Çocukluk ve ergenlik döneminde eşcinsel olmanın belirtileri aslında ortadır. Uslu çocuk, terbiyeli çocuk, kavga ve küfür etmeyen çocuk, sokağa çıkmayan çocuk, futbol oynamayan ve sevmeyen çocuk, erkeklerle oynamayan genelde kızlarla arkadaş olan erkek çocuk; lezbiyenlerde ise kızlarla oynamak yerine genelde erkeklerle oynayan kız çocuklar ileriye yönelik belirtiler göstermektedir.
Aktif eşcinseller, eşcinsel hayatlarında psikolojik süreç içerisinde eninde sonunda kaçınılmaz ve doğal olarak pasif eşcinsel olurlar. Eşcinseller terapi sürecine girerlerse pasif eşcinseller, iyileşme sürecinde aktifleşirler ve daha sonra kadınlara da duygusal ve erotik ilgi duyarak biseksüelleşirler. Aktif eşcinseller iyileşme sürecinde fantezi düzeyinde pasifleşirler daha sonra kadınlara da duygusal ve erotik ilgi duyarak biseksüelleşirler. Aktif-pasif olarak kendini tanımlayan eşcinseller ise iyileşme sürecinde aseksüelleşirler daha sonra kadınlara da duygusal ve erotik ilgi duyarak biseksüelleşirler.

Eşcinsel hayatta psikolojik olarak her aktif eninde sonunda pasifleşir. Aktif olarak kalmak diye bir şey söz konusu olamaz. Aktif eşcinsel, pasif birine bağımlılık düzeyinde (sözde) aşık olduğunda kaçınılmaz olarak pasifleşir. Özetle eşcinsel hayatta mutlu son yoktur.
Eşcinsel Terapi, eşcinsel bireylerin süreç içerisinde heteroseksüel kimliğin yeniden kazanılması ile sonlanmış olur. İyileşmiş eşcinseller ilerde bir kadınla evlilik yaptıklarında iyi bir eş ve mükemmel bir baba olarak hayatlarını sürdürmektedirler. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Sosyolojik ve psikolojik açıdan yıpranmış ailelerde eşcinsel çocuk bu ailenin patolojik yapısına direnmektedir aslında. İyileşmiş eşcinseller heteroseksüel hayatlarında baba olduklarında babalarının soyunu değil kendi soylarının temellerini atmaktadırlar. Bu da toplumun daha sağlıklı nesiller yetiştirmesi açısından bir dönüşüm yaratmaktadır. Eşcinseller aradıkları gerçek aşkı eşcinsel hayatta değil iyileştikleri takdirde heteroseksüel hayatlarında bulmaktadırlar. Devletimizin kurum ve kuruluşları ile eşcinsellerin ameliyatla kadın, lezbiyenlerin ise erkek olmalarına onay ve destek vermek yerine iyileşmelerine yönelik çalışmalara ağırlık vereceğini umarız.




7
Hocam dün ki konuşmaları dinliyorum ve yol haritamı çiziyorum ancak sanki süreçte biraz yanlışlık var. Şöyle ki: annem her şeyi dine bağlıyor evet doğru. Namazlara verdiği önem de malumunuz. Ancak sabah namazı dışında namaz hakkında bir şey duymuyorum ondan. Günlük hayatta dayattığı bazı şeyler mevcut. Örnek vermek istersek: su getir, çayımı doldur, poşetleri al, git marketten şunu al, ekmek al vs. Ancak bunların neredeyse hiçbirini yapmak istemiyorum. Adına üşengeçlik denebilir. Ancak annem ya duygu sömürüsü yapıyor ve dediğini yaptırıyor veyahut ‘iyi tamam baban gider alır’ tarzı laflarla bana dayatarak dediğini yaptırıyor. Veya babamın olduğu ortamda söylediğinden, babamdan çekinerek buna mecburmuş gibi hissediyorum. Babam küçüklükten beri sert bir tavır takınıp, sevgisini gösteremediğinden ondan korkuyoruz. Abim ise bu konuda üşenmiyor ve genel olarak söylenilenlere uyuyor. Annemle muhabbeti tam olarak kesemiyorum. Çünkü sürecin farkına varmasını istemiyorum. Ara sıra bir sıkıntın mı var diye soruyor ancak hayır deyip gönderiyorum. Burada yanlış yapmaktan çekiniyorum aslında. Tam bu noktada nasıl tavır takınmalı? (Dün konuşulanlar aslında biraz daha çocukluk evresinde ki durumlar). Her ne olursa olsun anneme dini bakımdan imtiyaz vermeyeceğim. Ancak çözüm için yeterli olduğu kanaati taşımıyorum. 2 hafta öncesine kadar ki Yunus Emre sanki gitmiş, annesiyle sadece soru-cevap ilişkisinde başka bir Yunus Emre gelmiş gibi. Annemle ayaküstü muhabbetimiz artık yok. Onun söylediği hiçbir şeye gülmüyorum. Konuşurken yüzüne bakmaktan dahi imtina ediyorum. Ancak tereddüt yaşadığımı inkâr edemem. Sanki bu gidişattan korkuyor gibiyim. Geriye dönmek ve ileriye gitmek arasında büyük bir ikilemdeyim. Sürekli evde oturmanın (cumartesi, pazar) vermiş olduğu bir ruh hâli de olabilir bu. Çözemiyorum. Ayrıca büyük ihtimalle (homoseksüel veya heteroseksüel) porno veya erotik film izlesem zevk alırım ancak buna ilgi duymuyor gibiyim. İzleyesim gelmiyor. Babama karşı ise konuşmaya çalışıyorum. Birçok şeyden konuşuyoruz. Ona karşı samimi tavır takınmaya çalışırken anneme soğuk takınıyorum. Dün ‘babana yaklaşabildiğin kadar yaklaş’ dediniz. Bu süreci yanlış yönetmekten veya yönetememekten korkuyorum. Şöyle ki: bu yakınlaşma nasıl olmalı? Sadece samimi konuşarak mı? Yoksa bir şeyleri açmam gerekir mi? Ayrıca önem verdiğim diğer husus ise şu: dün ‘sadist ve mazoşist’ olduğumu belirttiniz. Evet doğru. Ancak tam olarak da değil. Üzerine düşündüm ve cinsel ilişki olmadan bir erkeğin çıplak bir şekilde beni kolları arasına alıp sarıp sarmalaması ve beni dış tehditlere karşı savunması duygusunun bana zevk verdiğini hatırladım. Sürekli tecavüz tarzı şeylerde izlediğim söylenemez. Yatak odasında çekilmiş gey pornoları da zevk veriyordu. Ayrıca belirtmek isterim ki geçen hafta ayrıldığım o çocukla aramızda geçenlerden zevk aldığım neredeyse tek şey ‘sevişme, öpüşme faslıydı’. Sürekli eksik yerleri doldurmaya çalışacağım. Aklıma geldikçe bıkmadan dolduracağım. Süreci doğru yönetebiliyor muyum, bilemiyorum. Ancak babam ve anneme nasıl takınmam gerektiği konusunda hâlâ eksiğim denebilir. Yardımcı olursanız sevinirim
8
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html
9
Soğuk bir duşa almak isterdim hep ama bir türlü cesaret edemezdim hani böyle sıcak sıcak suyla yıkanırsın ya en sonunda biter böyle aslında duş dışında her şeyin soğuk olduğunu görürsün. İşte ben en sonunda duşun o en tatlı yerinde soğuk suyu sonuna kadar açıp altında dakikalarca beklemek isterdim. Sonra duştan çıkıp titreye titreye mis kokan yorganımın altına saklanırdım. Sahi ya mis kokan yorganlarım vardı ben çocukken. Ben çocukken o mis kokan yorganımın altına girip titreye titreye ısınmayı beklerdim. Çocukluğum gibi tıpkı. Ama o mis kokan yorganımı hep ıslatırdım ben sonra sabah biraz kızarlardı bana bir daha yapma diye.Bilerek yaptığımı düşünüyorlardı galiba.Bende utanırdım usulca.. Ama bir şeyi bilmiyorlardı. Bir şeyi göremiyorlardı onlar ben mis kokan yastığımı da ıslatırdım saatlerce hem de her gün. Çocukluğum gibi hem de evet evet göz yaşlarında boğardım kendimi işte. Bazen bazen öyle çok ıslatırdım ki yastığımı içim dışıma taşsın tüm evreni sarsın isterdim hatta sarssın ve tek bir soruyla inlesin isterdim tüm evren tek bir soru ve tek bir cevap beni neden kimse sevmiyor? Çocukluğumu saklamışım yorganımın altına oysa bunu çok sonra anladım. O yaşlar kuruduğunda sabah bende kururum diye oysa ben sadece birisi görür diye ıslatmışım yastığımı birisi görsün artık ve sorsun diye -neyin var senin? Sonra sarılsın başımı okşasın bir defa sadece bir defa. Olmazmış ama işte olmuyormuş hayat bu kadar basitken bu kadarda zormuş. Paraya tapıyorlar ya hani en zoru hiçbir maddi karşılığı olmayan bu şeyleri yapmakmış. Biz insanlar zaten tanrımızın istediklerini yapıyoruz diye vicdanımızı rahatlatırken  Tanrının bizden istediğini yapmamak için kıvranır ve kıvrandırır dururuz sadece. Ben bilseydim ki eğer büyünce artık bedenimin değil de ruhumun ihtiyacı olacak o soğuk duşa hiç ıslatır mıydım yastığımı ve yorganını anne? O buz gibi suya bedenimi sokmaktan korkmuş ben ruhumu nasıl sokarım şimdi baba?
10
Hocam bu escinsellik konusu ile alakali olarak burada yapilan argumanlarin hicbiri psikoloji ilminin suzgeclerinden gecirilip, escinselligin hastalik kategorisinden cikartilmasini destekleyecek saglam bir delili yok. isin etik, ahlak, sosyolojik boyutlari ele alinarak yapildigina hemen hemen ikna olmus durumdayim. gecen sene agustos ayinin sonunda ingiltere'de 25 bin kisinin katildigi escinsel geni arastirmasinin sonuclarini bile paylasmak istemiyorlar. sonuclara gore escinsel genini birakin bu sekilde nitelendirebilecek hicbir sey yok. Sonuclara gore tek bir gen degil, pek cok genin etkisi olabilirmis! hicbir seyden kendilerini hakli cikaracak sonuc almak konusunda ise cok basarililar.



bir iliskinin sadece kadin ve erkek seklinde kalmasi duzenin boyle kurulmasinin bir sonucu oldugu, dolayisiyla bu yapinin olmadigi takdirde her birimiz cinsiyetsiz varliklariz savini ortaya atarak, escinselligin sosyal yapinin evinde istemedigi bir cocuk muamelesi gostermesine sebep oldugu dusunuluyor.



Tam bir rezalet



bu ulke ozgur diyorlar ama burada bunlari konusmak gercekten zor



okulda bunlari konusmak basima bela bile acar
Sayfa: [1] 2 3 ... 10