Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
2
ANNEM
   Bana normal hayatta sorsalar annen nasıl bir insan diye, çok iyi bir anne muhteşem biri benim için derim. Evet öyle de ama aslında iyi tarafları kötü taraflarını görmeme engel teşkil etmemeli evet annemi seviyorum ama bu sevgi annemi objektif bir şekilde değerlendirmeme engel oluyor.
   Üç yaşımdan başlamak istiyorum. O zamanlar doğuda küçük bir şehirdeymişiz. O zaman çekilmiş fotografımda saçlarım lüle lüle ve uzun. Bunu annem hep şöyle açıklar: Orada imkanlar çok kısıtlı olduğu için saçını biraz geç kestirdik der ve sonrasında da ekler: saçların çok güzeldi lüle lüleydi o yüzden kestirmeden bir fotografını çektim der. Şimdi neden bir anne oğlunun uzun saçlı halini çok beğenir de anı olarak fotografını çekip saklamak ister? Bu çok yavan bir çıkarım gibi gelebilir ama başka örnekler de var.
   Gelelim altı yaşıma. Öz dayım tarafından tacize uğradım. Bir öğlen uykusuna yattığım vakit geldi yanıma yattı o da uykusunun geldiği bahanesiyle ve beni taciz etti. Bu soysuz köpek bunu yaptığında annem de evdeydi. Hayır oğlumun yanıma yatma diyebilirdi önlem alabilirdi. Ya da yanımdan kalktıktan sonra beni taciz ettikten sonra o soysuz köpek anneme ‘oğlunu bir güzel sevdim her yerini öptürdü bana’ dediğinde annem şüphelenebilirdi. Ne demek her yerini öptün sen kimsin de oğlumun her yerini öpebiliyorsun nasıl buna cürret edersin diyebilir ve benimle hemen konuşabilirdi. Bunu neden yapmadı? Bu konuda aslında tam tavrım da bu değil çünkü annemin tacizi algılayamamasını bilinçsizliğine de veriyorum. Çünkü hiç bir anne çocugun yaşadığı travmatik bir olaya tepkisiz kalmaz.
   Yedi yaşıma geldiğimde ise daha bir ekmek almaya bile bakkala gönderilmeyen hanımevladı bir çocuktum. Haliyle dışarı oynamaya da tek başıma neredeyse hiç salınmıyordum ve bir de kekemeydim. Evde kekemeliğimin geçmesi için hiç bir dediğime hayır denmiyordu ve bu yüzden evde aslan dışarda kedi gibiydim. Neyse anaokuluna diye babam okula yazdırmaya götürdü, bu arada dikkat annem beni yanından o kadar ayıramıyor ki yaşıtlarım altısında giderken ben yedimde yeni anaokuluna kayıt ettirilmeye götürülüyorum, ama babam ilkokula yazdırdı beni. Ben de o sırada ilkokula hiç alışamadım. Çünkü bir anda anaokuluna diye götürülmüşken birinci sınıfa yazdırılmıştım ve dışarda hiç sosyalleşemediğim için okula bir türlü alışamıyordum. Bu yüzden de annem hergün beni okula bıraktıktan sonra iki ders saati okul bahçesinde bekliyordu ben istediğim için. Ben de teneffüslerde arkadaşlarımla oynayacağım yerde annemin kucağına gidiyordum. Haliyle bu farklılığı farkeden diğer çocuklar beni dışlıyorlardı. Bir gün okul çıkışında sınıfta beni iki oğlan sıkıştırmıştı ve biri beni yere yatırmış dövüyordu. Okulun bahçesine çıkmadığımı gören annem sınıfa beni kontrole gelince durumu görmüş ve o çocuğu üstümden almıştı. Sonraki sene bana sataşan bir kızı uyarmak için sınıfa gelmişti. Yani fazla uzatmadan benim halletmem gereken meselelere müdahale ediyordu neden? Anne neden? Neden kendi kendime baş etmeme izin vermedin de her boka maydanoz oldun. Neden beni bu kadar fazla korudun?
   Dokuz yaşlarında filandım. İşte bu diğerlerine göre bence en affedilmeyecek olanı: annem beni kadın gezmelerine götürüyordu. Ve ben evde ünlü bir kadın şarkıcının dansını yapıyordum. Annem bu dansı yaptığımı görünce dans bu arada oryantal gibi, çok beğendi hiç yadırgamadı sonra akşam babamın önünde yaptırdı. Umursamaz babam da bir bok demedi. Sonra ben bu dansı bir de okulda son derste sınıfta yaptım. Ve puşt sınıf öğretmenim de bu dansımı onayladı. Sonra okulun piknik gezilerinde kadın gezmelerinde ben dansöz gibi oynadığımda annem olsun öğretmenim olsun beni hep takdir ettiler aferin dediler dansın kızı erkeği olmaz böyle özgür ol dediler. Anne neden izin verdin? Oğlum sen erkeksin böyle dans sana yakışmaz diyeceğin yerde sanki kız çocuğuymuşum gibi neden her yerde beni oynattın?
   Gelelim ortaokul zamanlarıma. Çalışkan bir çocuktum 6. Sınıftayken sonra 7. Sınıfta ergenliğe girdim ve derslerim biraz düştü. Ve ardından 8. Sınıfta annem benim dershanemi değiştirdi. Başarızsızlığımı dershane de bulmuştu. Ama başarısızlığım asıl sebebi ergenliğe girmiştim ve eşcinsel fantezilerim başlamıştı anne. Başlamıştı annem, babam, öğretmenim tacizcim sayesinde. Son sene verildiğim dershane de sınıfa gelen son öğrenciydim ve farklıydım.Onların değişiyle kız gibiydim. Onlarda benimle çok uğraştılar. Bendeki farklılığı gördükçe üstüme geldiler ve benim psikolojimi bozdular. Eşcinsel yönelim sürecimi hızlandırdılar. Ben dershanedeki problemleri asla aileme söyleyemiyordum. Çünkü kompleks yapıyordum aileme karşı utanıyordum. ‘bana kız gibisin’ diyorlar anne baba diyemiyordum. Çünkü dersem annem dershaneye gelir bütün çocukları paylardı. Sonrasında çocuklar bana kız gibisin annesi korumaya geliyor deyip, daha da çok sataşırlardı. Söylemiyordum çünkü babam anneme kızabilirdi işte, senin yüzünden oldu, diyebilirdi. Bir de babamdan utanıyordum çünkü samimi değildi hiç bir zaman. Velhasılkelam anne neden bu kadar korumacı oldun da sokakta ilk dayağımı yemedim kavgamı etmedim? Dershandeki çocuklara bu yüzden karşı gelemedim biliyor musun, kavga etmeyi bilmediğim için. Sevgili annemle babamın bir de meşhur lafları vardır: bizim çocuklarımız kafeste bir kuş ellerin çocuklarıysa bir atmaca. Ulan öyle yetiştireydiniz de ben de atmaca olaydım neden beni böyle yetiştirdiniz?
   Lise zamanları... artık iyice eşcinsellik problemim başlamıştı. Anne neden anne neden?
   Hep annemi överdim ama annem neymiş be... asıl bu durumda olmama yani öz güvensiz olmama sebep olan etkenlerden birisi de onun davranışlarıymış. Taaa bana hamileyken kız olmamı istiyormuş. Çok güzel anne oğlun fiziksel anlamda kız olmadı şansına küs. Ama onu kız gibi yetiştirmeye çalıştın aferin sana. Benim ilkokuldayken hep kız arkadaşlarım daha fazlaydı. Çünkü annem hep arkadaşlarımın anneleriyle de görüşmek istiyordu. Ailesini tanımak ve benim kimle arkadaşlık yaptığımı kontrol etmek için. Geçen de sordum: ‘Anne niye hep kız çocuk anneleriyle görüştün. Neden hiç erkek çocuk anneleriyle görüşmedin.’ Dedim. Bana dedi ki, napayım istedim ama hiç oğlan çocuk anneleriyle bir diyalog kuramadım, dedi. Anne benim arkadaşlarımın annelerini keşke tanımaya çalışmasaydın, keşke kendi kontrolünde ev içinde kızlarla oynatmasaydın beni. İzin verseydin. Sokağa dışarı gönderseydin, gitmiyorsam da zorla beni sokağa çıkartsaydın. Şimdi sen de her suçu annenin üzerine atıyorsun dediğinizi duyar gibiyim. Bir gün hatırlıyorum. On yaşlarında filanım. Evde n’olur halısahaya maça gideyim diye ağladım. Ama n’oldu, izin vermediler.
   Evet artık toparlayacam anne evet beni senin kadar çok seven bir insan daha yoktur belki. Ama niye bu kadar fazla sevdin? Keşke beni bu şekilde sevmeseydin. Mesela annemle konuşurken bana hala daha kuzum diyor. Oysaki ağabeyime kuzum lafını bu kadar sık kullanmaz. Yani annem beni küçük kuzusu olarak görüyor aslında. Ama ben kuzu değilim bu benim fıtratımda yok kuzuluk. Ben kuzu olmak için değil bu dünyaya aslan olmak için geldim. Canın sağolsun anne ama bunları yazmak zordundaydım. Bilmiyorum Hüseyin hocama soracağım: sanırım annemle de bir hesaplaşma yapmak gerekicek ancak şimdilik içimdekileri yazıya döktüm. Gene de şükrediyorum böyle bir anneye sahip olduğum için. Mesela taciz mağduru olduğumu söylediğim de suçunu kabul etti. Ben farkedemedim oğlum dedi. Söylediklerimi olduğu gibi kabul etti ve bana hep destek oldu. Ve tacizcime ‘ben seni boğazlamak istiyorum.’ Dedi. Babamın yapmadığı cesaretle dimdik karşısında durdu. O anımı da başka bir yazıda anlatacağım. Şimdilik bu kadar. İnşallah annemle daha kaliteli sağlıklı bir anne oğul ilişkimiz olur.

3
AĞABEYLİK
Bilen bilir, Fatih Camii’nin ordan sol yaptığınız zaman dümdüz inildiğinde eskiden at pazarı olan meydan şuan ismi aynı olmakla beraber artık kafelerin olduğu bir meydan. Yaklaşık on senedir olan bu kafeler Fatih caminin oralardaysam arkadaşlarla buluşmak için mekan aradığımda ilk adresim oluyordu ama o günden sonra sadece mekan ihtiyacını karşılayan bir yer olmanın çok daha ötesine geçti benim için at pazarı. At pazarı abimi yani adam gibi adamı tanıdığım yer oldu benim için.
   Size bugün biraz abimden bahsetmek istiyorum. kendi hikayeme nerden başlasam diyordum ki nihayet ne zamandır ziyaret etmek istediğim Hüseyin hoca yı ziyaret edebildim. Sanki malum oluyor yada tevafuk artık nasıl adlandıracaksınız bu aralar tam da yaşadığım problemlerin çözüm noktası neresiyse oraya o gün hocanın ofisinde değiniliyor. Ağabeyler ve kardeşler hakkında konuştuk. Benim için kilit nokta olmasının sebebi ise şu sıralar ağabeyim uzakta ve onu çok özlüyorum. O benim akıl hocam. Eğer abiniz kaliteliyse ona danışmak, soru sormak onu örnek almak istiyorsunuz. Bu çok iyi hissettiriyor.
   Küçükken yani beş altı yaşlarındayken ağabeyimle aramız iyi değildi. Bu arada aramızda dört yaş var. Ben ağabeyime saygı duymuyordum o da beni fazla sevmiyordu. Aramızda bir rekabet vardı. Bence bu rekabeti körükleyen asıl şey ise annem ve babamdı. Çünkü ben küçükken kekeme olduğum için doktorlar bizimkilere ‘bu çocuğa asla hayır demeyin istediğini yapın’ şeklinde tavsiyelerde bulunmuşlar. Ondan mıdır bilmem ben kekemeliğim sayesinde ev de istediğimi yapabiliyorken ağabeyim ise sanki ailemin bana hayır diyemediği şeyler için kefaret ödüyordu. Yani ağabeyime fazlasıyla baskı yapılıyordu ben ise rahat tutuluyordum. Neyse biraz daha büyüdükten sonra ortaokul çağına geldiğimizde bu sefer ben okul hayatında başarılıydım ağabeyimse değildi. Evde bir de bundan dolayı ağabeyime baskı yapılıyordu. Benimle kıyaslıyorlardı. Ve o yıllarda ağabeyimle aramdaki bağ bu sebeplerle iyice zayıflamıştı. Ama o yıllarda ben tam ergenliğe girerken aramızdaki bağ tekrar kuvvetlendi. Ergenlikte bana yol gösterdi. Tavsiyelerde bulundu. İlk kız arkadaşıma çıkma teklifi edeceğim zaman gidip ona danışmıştım. Bunları gördükçe ben evdeki bana karşı yapılan pohpohlanmaları reddediyordum ve ona karşı olan sevgim artıyordu. Çünkü evde sürekli ben gözde çocuktum o ise hayta olanımızdı. Ancak dışarda o benim yol göstericimdi evdeki kıyaslamaları önemsemeyerek bana akıl veriyordu, beni seviyordu, ağabeylik yapıyordu. Ben de bu yüzden özellikle babamın bana  karşı olan sevgisine fazla karşılık vermemeye başlamıştım. Çünkü ben o kadar sevilirken abim de sevilmeliydi. Ona  haksızlık yapıldığını düşünüyordum. Öyleydi de. Ama o asla bana karşı tavır almıyordu, benden bilmiyordu. Hep bana ağabeylik yapıyordu. İlk kez aşık olduğumda ona anlatmıştım. İlk kez mastürbasyonun nasıl yapılcağı konusunda, cinsellik konusunda o beni bilgilendirmişti. Yani kısaca hem bir baba gibiydi beni eğitiyordu hemde bana arkadaşlık yapıyordu.
   Hüseyin hocamın tavsiyeleri sayesinde tacizcimle yüzleşebilmiştim. Orospu çocuğunun karşısına tir tir korksam da çıkmayı başarmıştım. Ama orospu çocuğu çok kurnaz olduğu için onu tam olarak kendi başıma köşeye sıkıştıramamıştım. Şöyle olmuştu: telefonla aradım ve konuşmamız gerektiğini söyledim. O da ne olduğunu çok merak etti. Çünkü tacizi aileme  anlattığımdan beri bir yıldır görüşmüyorduk onunla irtibatı tamamen keşmiştik. Neyse dediği saatte gece on gibi söylediği semtte buluşacaktık. Aradım ve meydanda olduğumu meydana gelmesini söyledim. Bir bahane uydurdu ve meydana gelemeyeceğini az ilerde arabasının içinde beklediğini söyledi. Dediğim gibi bu orospu çocuğu çok kurnazdır. Uzun süredir görüşmediğimizden ve başından bela pislik eksik olmadığından dolayı kabahatli olduğunu bildiğinden dolayı benim dediğim yere gelmeye korkmuştu. Arabasına çekmişti beni. Maksat eğer ters bir durum olursa arabayla kaçmayı planlıyordu. Bende oyununa geldim gittim bindim arabasına. Kendime de haksızlık yapmamalıyım bence bu konuda. Çünkü benden çok daha tecrübelidir: bikere aramızda 40 yaş var olsun o kadar. Neyse bindim arabasına bir sigara yaktım. Ve ona dedimki sana bir hikaye anlatıcam. Bir öğlendi küçüktüm daha altı yaşındaydım. Sizin evde don atlet sıcak bir günde uyumam için annem beni sizin yatak odanıza yatırmıştı. Ve sende yanıma uyuma bahanesiyle geldin ve beni öpmeye başladın donumu sıyırdın. .................... dedim. ...... o sırada bana kes dedi. Ve bana bağırmaya başladı. Terbiyesiz dedi in arabadan dedi. Bende ona ailem biliyor herkese anlatıcam artık sen düşün dedim. Bu da bana kime anlatırsan anlat dedi ve ben arabadan indikten sonra korkusundan gazı kökleyip kaçtı. O gün akşamında babamın yanına gittim. Anlattım durumu baba dedim tek başıma karşısına çıktım bu adam tam bir şerefsiz dedim. İnkar etti dedim. Baba, bana yardım et dedim. Ne yapacağız bir şey yapamayız ki, dedi. En azından telefonla ara say söv dedim. Onu da yapmadı. Ve beni tek başıma çaresiz bıraktı. Baba tam bir götsün biliyorsun demi. Daha sonrasında söyledim de ona bunları sevmiyorum seni dedim ama nafile bu adam böyle. Bu satırları yazarken gene hırslandım babama karşı. Ulan neden babalık yapmıyorsun koruyup kollamıyorsun beni. Henüz daha babamla hesaplaşmamı tamamlamamışım demek ki. Bir de şunu eklemem gerekiyor. Tacizciyle yüzleştikten sonra gerçekten de Hüseyin hocamın dediği gibi tedavi sürecinde büyük bir yol kattetim. Orada onun karşısına çıkınca ve o tavrını görünce yani inkar etmesi ve benden kaçması onun aslında asıl suçlu tek suçlu olduğunu anlamamı tam olarak sağladı. O günden sonra taciz sebebiyle kendimi suçlu pis günahkar hissetmeyi bıraktım. Başka bir yazıda bunu tekrar geniş bir şekilde yazıcam. Yapmayan herkese tavsiye ederim.
   Bir hafta geçmişti. Terapide bunların hepsini anlatmıştım ve hocam bana baban sana yardım etmiyorsa abine git demişti. Tavsiyesine uydum. Ağabeyime gittim. Ona  tacizcimle  yalnız başıma görüştüğümü anlattım. Ve ondan tacizcinin oğluyla görüşürken yanımda olmasını istedim. Hiç tereddütsüz bir şekilde TAMAM ABİM. Dedi. Tacizcinin oğlunu çağırdık At Pazarına. Geldi ve anlattım baban beni taciz etti böyle böyle dedim. Kendisi ne dedi biliyormusunuz: Bu anlattıkların normal, ben oğlumu da öyle seviyorum dedi. Psikopatları görüyomusunuz bir insan nasıl kendi çocugunun mahrem bölgelerine oral muamele yapar. Nasıl çocuğuna dokunur. Nasıl????? O da babası puşt gibi inkar etti. Ve siktiroldu gitti. Ama bu sefer diğeri gibi üzülmemiştim. Çünkü yanımda ABİM vardı. Yalnız değildim. Babamın yapmadığı şeyi abim yapmıştı. Saymıştı sövmüştü taciz mağduru kardeşinin yanında babasınından önce durmuştu. İşte ben çok şanşlıyım milyonlarca kez ağabeyim bana yardım etmiştir yanımda olmuştur ama o yaptığını hiç bir zaman unutamam. Hele hele Hüseyin hocayı bulmasını hiç unutamam. Bu konuya girmişken kısaca bir geri dönüş yapacak olursam, eşcinsel problemlerimin olduğunu anneme ve ağabeyime paylaşmıştım. Ve ağabeyim aynı annem gibi hüseyin hocayı buluncaya kadar günlerce uyumamıştı. Resmen adam o bir hafta on günlük süreçte yaşlanmıştı. Ama bulmuştu ve ilk terapim sonrasında Hüseyin hoca tacizden kaynaklanan tüm suçluluk duygusunu üzerimden atmama yardımcı olmuştu. ‘Senin hiçbir suçun yok, sen istemedin, sen izin vermedin; o yaptı.’ Demişti. O gün aylardan sonra ilk kez rahat bir uyku uyumuştum.
   Ağabeyim benim rol modelim, ağabeyim benim babam, ağabeyim benim arkadaşım. Onun sevgisi de öfkesi de bana kızması da her şeyi bana su ekmek gibi temel bir ihtiyaç. Babamdan görmediğim şeyi, annemden babamdan almadığım desteği ondan aldım. Bir kere bile banane demedi. Hüseyin hocamın da dediği gibi, sevgiyi adamlığı dışardaki erkeklerde değil ağabeyim de aramam gerekiyor. Çünkü ağabeyimle aramı ne kadar kuvvetlendirirsem erkeklere karşı olan ilgim de o kadar azalacak. Çünkü hocamın tavsiyesine göre eşcinsellik problemi bir erkekle kaliteli bir bağ kurmadığın, onu rol model alamadığın zamanlar oluyor. İşte evet ağabeyim bana ‘abiliğin kralını’ yaptı. Benim babam kendi halinde biri. Anca dediklerinin, yaptıklarının tersini diyerek ve yaparak örnek alabileceğim bir insan. Babamın eksik taraflarını ağabeyim dolduruyor. Gerçi Allah’a şükür bir babam var hiç değilse sağ ve onu da seviyorum ama bana çok az destek oluyor. Onunla olan ilişkimi de başka bir zaman anlatacağım. Son olarak ben de abime gereken saygıyı ve sevgiyi göstererek bu bunalımlardan kurtulacağım inşallah.
4
21 NİSAN İLK TERAPİ – TERKETMEYİ TERKETMEK
   Bugün tekrardan uzun soluklu bir yolculuğa başlıyorum. Terapilere ilk olarak bundan dört sene önce gelmiştim. Bir buçuk sene düzenli sonraki altı ay da çok kopuk bir şekilde terapilere toplamda iki sene devam etmiştim. Ve iki senelik bir aranın ardından tekrardan terapilere başlama ihtiyacı hissettim. Bu yazımda hem ara vermiş olduğum iki sene de neler yaşadığımı hem de bu terapi de neler yaşandığını anlatacağım.
   Terapisiz geçirdiğim iki seneyi anlatmadan son geldiğim terapiler esnasında neler yaşadığımla başlamak istiyorum. O sıralarda bir buçuk sene geçmişti terapilere başlayalı ve ben ilk günden o güne çok fazla yol kattetmiştim. Artık sosyal fobimi çözümlemek üzereydim. İnsanların içinde sıkılıp daralmıyordum ve kendimi ifade edebiliyordum. Ben de bunu istiyorum yada ben buyum şeklinde hayatın içinde artık yer alabiliyordum. Çünkü artık Hüseyin hocamın tavsiyeleri sayesinde aile ilişkilerimde ki sağlıksız yönleri tespit etmiş ve bunları ortadan kaldırmak için uğraşmıştık. Şöyle ki annem çocuklarına karşı çok korumacı, aşırı sevgi gösteren, kocasıyla yaşadığı problemleri çocuklarına anlatan ve çocuklarıyla avunan bir kadındı. Babam ise asla güven duygusu alamayacağım, karısıyla problemleri olan ve mülayim sessiz bu anlamda pasif bir adamdı. Aslına bakarsanız şuan hala biraz öyleler. Ancak ben hocamın tavsiyelerine uydum ve onların bu saglıksız mekanizmalarının etkisinden kurtulmayı başardım. Bunu nasıl yaptım? Şöyle ki, artık annemle arama mesafe koyduk mesela bazı yasaklar getirdik. Örneğin bir daha babamdan yana bana dert yanmamasına karar verdik. Dert yanmamalıydı çünkü ben iki tarafın arasına sokulup kendi ilişkilerinden dolayı annemi haklı görmeye başladığım zaman, anneme karşı merhamet ediyordum ve babamdan da soğuyordum. Ya da babamla olan ilişkimde de babamdan taleplerde bulunmamı örneğin beni korumasını, beni cesaretlendirmesini, benim yanımda olduğunu hissetirecek şekilde davranmasını tavsiye etmişti hocam. Çünkü babanın oğluna karşı tek görevi maddi anlamda ihtiyacını karşılaması ya da o babanın akşam olunca vaktinde eve gelmesi değildi sadece. Baba çocuğa örnek olmalıydı. Bu dediklerime annem ve babam cephelerinde kısmen de olsa uyuldu. Ancak bu lafta bir uyulma oldu. Terapileri bıraktıktan sonra yavaş yavaş tekrar beni çekim alanlarına aldılar ve yapmaları yanlış olan herşeyi tekrar yapmaya başladılar. Bu yüzden de benim sosyal fobim eskiye nazaran daha az şiddetli olmak üzere tekrar zuhur etti. Bir de benim küçüklüğümden kalan bir taciz istismar problemim var. O orospu çocuguna çok öfkeliyim ve tacizi ve tacizcimi anlatmaya başlarsam bu yazı amacından sapar onu başka biz zaman anlatmak istiyorum. Genel olarak kötü anne baba ve tacizle benim eşcinsellik problemim ortaya çıkmıştı. Ve ben bunu için geliyordum ancak eşcinseliğimi çözmek için birçok adım atmıştık hocamla örneğin bir kız çıkmıştı karşıma ve onunla sevgili olmuştuk, iki sene devam etmişti ilişkimiz. Ancak ben kız arkadaşımla ilişkimden eskisi kadar zevk alamıyordum. Ve bunu eşcinsellik problemimden kaynaklandığını düşünüyordum ve aslında en yakından gördüğüm kadın erkek ilişkisi olan anne ve babamın mutlu olmadıklarını gördüğümden dolayı kız arkadaşımla da yürümeyeceğini düşünmeye başlamıştım . Oysaki yürümeyen birşey yoktu. Sadece ilişkimiz monotonlaşmıştı ve kız arkadaşım beni sıkıyordu sadece. Sevgilim benden ayrılmak istemiyordu, evet ilişkimiz biraz sıkıcı durağan haldeydi ama zaten herkesin ilişkilerinde bu tip evreler oluyordu. Bir de ben bu dönem de iki erkekle eşcinsel deneyim yaşadım. Sonrasında onlarla bir daha görüşmedim irtibatımı kestim. Bunun sorumlusunun kız arkadaşımla olan ilişikimizin olduğunu düşündüm. Ve ardından terapilerinde işe yaramadığını düşünmeye başladım. Çünkü hem terapi alıyordum. Hem de eşcinsel ilişki yaşamıştım. Artık kendime söyleyemesem de yavaş yavaş tam anlamıyla bir heteroseksüel olamayacağımı düşünmeye başlamıştım. Oysaki bunu sebebi terapilerin gerçekten işe yaramıyor olması değildi. Bunun asıl sebebi terapiler ilk günkü verdiğim önemi göstermememdi ve içten içe terapilere başladığımda tam anlamıyla heteroseksüel olunamayacağı düşüncesinin bende hep bir yerlerde aklımın bir köşesinde olmasaydı. Velhasılkelam bu şekilde buhranlı bir dönem de sevgilimden ayrılma kararı aldım. Sonrasında da bir daha terapiye gitmedim. Bir anda terapileri kesitim. Hep bir sonraki bir sonraki hafta giderim diye düşündüm ancak o hafta bir türlü gelmedi. Ancak herşey yolunda gibiydi. Artık özgüvenim yerindeydi kendimi yakışıklı başarılı görüyordum. Yeniden bir kız arayışına girdim. Ancak bu resmen pazardan elma seçiyormuşcasına bir arayıştı. Bir kaç denemem oldu ancak bunlar başarısızlıkla sonuçlandı. Bir yandan da eşcinsel ilişkilerde yaşamaya başlamıştım. Bu eşcinsel ilişkiler ilişki denebilecek boyutta bile olmuyordu çoğu zaman. Tek gecelik de denedim uzun soluklu da  denedim ancak tek gecelik sadece sevişmeden ibaret olan bir yaşam bir kadın erkek arasındaki paylaşımın yerini tutmadığı gibi ayrıca asla bir kadın erkek arasındaki tek gecelik ilişkiyle bile alakası yoktu. Çünkü bir saat önce tanıştığım bir adamla bir saat sonra yatıyordun ve yarım saat sonra iki tarafta birbirinden kaçmaya çalışıyordu. Böyle tuhaf bir ruh halindeyken bir de üstüne üstlük üç ay önce tacizcimle tekrar karşılaşmıştım. Ancak orada da hiç intikam alamamıştım. Giderek daralmaya başlamıştım. Artık özgüvenimi de kaybediyordum. Çünkü yavaş yavaş eşcinsel hayatın içine girmeye başlamıştım. İşte duygudan kendimden uzaklaşmaya başlamıştım. fiziksel özelliklerime yogunlaşmış sığ bir adam olup çıkmıştım. Bu arada bu iki yıllık süreçte abimle iki ay küs kalmış, sürekli gittiğim mekanlara gitmez olmuş, yavaş yavaş herşeyi terketmeye başlamıştım. şimdi anlıyorum. Hayatımın kötü hale gelmesinin sebebi eşcinsellikten kurtulmaya çalışmayı terketmemdi. Neden terkediyorum peki herşeyi? Tam olarak ben de bilmiyorum ama babam bizi bir anda hiç olmadık bir zamanda terketmişti. Aslında bu durumdan ötürü çok acı çekmiştim. Ve hiç bir şekilde onaylayacağım bir hareket değildi bu. Ancak bu adamın özelliklerini hiç istemesemde bilinçsiz olarak  uyguluyordum sanırım. Hocam istemsizce babamı kopyalamamın sebebi olarak annemin beni babam gibi kimi zaman bilerek kimi zaman bilinçdışı suçlamasından dolayı kaynaklandığını söyledi bu terapi de. Bence de öyle. Annem o kadar çok babamı bana kötülemişti ki babamla asla bir bağ kuramıyordum. Ama bir yandan da babam gibi davranıyordum. Herşeyi terketmiştim. Bu mekanizmayı bir türlü çözemiyorum. Bir de bu terapimden sonraki gün anneme hesap sormam gerektiğini farkettim ve ona neden beni küçükken kız gibi yetiştirdiğini neden hayattaki tüm yanlış kararlarının sorumlusu olarak babamı gördüğünü ve neden tacize uğradım anın sonrasında aslında ipucu olmasına rağmen farketmediğini sordum. Hesap sordum. BİLMİYORUM BUNUN PİŞMANLIĞINI YAŞIYORUM ŞUAN. AMA BU ZAMANA KADAR ASLINDA ANNEMİN YANLIŞ HAREKETLERİ OLMASINA RAĞMEN ONU HİÇ SUÇLAMAMIŞTIM. BUNU BİR DAHAKİ TERAPİMDE NEDEN KENDİMİ BU DURUMDAN DOLAYI SUÇLU HİSSETİĞİMİ HOCAMA DANIŞMALIYIM.
   İşte bu şekilde bir ruh halindeyken artık eşcinsellik problemini çözmeden hayatta mutlu olamayacağımı ben olamayacağımı farkettim ve tekrar terapilere başladım. Şimdi bu uzun girişten sonra aslında daha birçok şey eklemek istesem de tam olarak toparlayamacağım için 21 nisan ilk terapime geçiyorum.
   Hocam neden terapileri yarıda bıraktığımı sordu. Ona lafı gevelesem de en son eşcinsellikten kurtulmanın mümkün olmadığı düşüncesine kapıldığımdan dolayı bıraktığımı terapinin sonlarına doğru söyleyebildim. Oysaki ne kadar saçma bir düşünceye kapıldığımı farkettim çünkü eşcinsellik ne olursa olsun kurtulamayacağımız birşey değil. Ben gerçekten eşcinsel hayatı kenardan köşeden tecrübe etmiş bir erkek olarak şunu söylebilirim. Eşcinsel hayat kesinlikle bana göre değil. Evet ben eşcinsel fantezilerden zevk alıyorum. Ancak iş gerçek boyuta geldiğinde hem tam anlamıyla cinsellik seks yaşamak istemiyordum hem de eşcinsel hayattan aldığım duygusal tatmin kesinlikle bana yetmiyordu. He bunu genel için konuşacak olursak da eşcinsel hayatta duygu alışverişi yok. İlişkiler çok sığ ve ilişkiler terketmek üzerine kuruluyor. Kimse kimseye güvenmiyor. He belki toplum baskısından vs diyebilirsiniz ancak benim gibi gizli eşcinsel olan bir partner bulduğumda bile yani ikimizin de tercihleri istekleri aynı olmasına rağmen bir sekronizasyon oluşmuyordu. Ee o zaman şunu sormak lazım kim bir ilişkiden sevgi saygı sadakat beklemez. Ki zaten bütün ilişkilerimizi bu ilkeler üzerine inşaa etmiyor muyuz. Bunlar eşcinsel hayatta yok arkadaşlar. Sadece cinsel yönden tatmin olmak var, onu da ben tam anlamıyla yaşayamıyordum benim bu anlamda bir eşcinsel kimliğim yoktu yani aktif veya pasif olmuyordum yapsam da devam etmek istemiyordum sadece sevişmede işi bitiriyordum, sadece ego çatışması kim kime aktif olacak veya pasif olacak savaşı var. Bolcana ayrılık terkediş var. Mutsuzluk var. Şimdi tam olarak anlıyorum. Eşcinselliğin bir tabu olma durumunu yani toplumun büyük kesiminin kabul etmemesi durumunu. Bundan kastım homofobi değil. Eşcinselliğin normal karşılanmamasının sebebi bu arkadaşlar. Herşey o kadar çabuk ve değersizki anında eşcinseller karşısındakini tüketiyor. Bunu bende yaptım. Ben de eşcinsel deneyimlerimde anında tükettiğim insanlar oldu bana da yapıldı. Yani dolayısıyla eşcinselliğin kuralları çerçevesinde mutlu olmak normal olmak mümkün değil arkadaşlar. Ama artık tam anlamıyla gözüm açıldı. Eşcinsellik geçmeyecek bir problem değil. Çok aceleci davranmıştım. Ve yaptığım yanlışlardan ötürü kendimi ağır bir şekilde suçlamıştım. Oysaki temeli taa 4 5 yaşlarına dayanan aile içi eğitimden kaynaklanan bu yönelimin çözülmesi için sabırlı ve kararlı olmak gerekiyormuş. Bir de benim tacizim var. Bunun tabiki de etkisi çok çok çok büyük.
   Devamında hocam terapilerimi bırakmaktaki mekanizma ile sevgilimi bırakmamdaki mekanizmanın aynı olduğunu söyledi. Bu konu hakkında uzunca düşündüm. Sanırım ben sürekli başladığım işler konusunda yeterli isteği kendimde bulamıyorum. Piç bir yanım var. Yeri geldiğinde bir anda herşeyi ortada bırakıyorum. Bunun altında yatan ilk sebebin küçüklüğümde ailemin ben okula gitmek istemediğim için beni okuldan almaları olduğunu düşünüyorum. ÇÜNKÜ BEN AİLEDE KÜÇÜKKEN ŞIMARIK VE HOPPA BÜYÜTÜLMÜŞTÜM. BUNUN SEBEBİNİN KÜÇÜKKEN KEKEME OLDUĞUM İÇİN KAYNAKLANDIĞINI SÖYLERLER. ANCAK BANA BÖYLE DAVRANMALARINA RAĞMEN YANİ KEKEMELİĞİM GEÇSİN DİYE BENİ RAHAT BÜYÜTMELERİNE RAĞMEN BEN HALA ÇOK STRESLİ VE BUNALIMLI ANLARIMDA KEKELEMEKTEYİM. DEMEK Kİ AİLEMİN BANA VERMİŞ OLDUKLARI EĞİTİM KEKEMELİĞİMİ ÇÖZMEDİĞİ GİBİ YANLIŞ DA BİR EĞİTİMDİ. İKİNCİ BÜYÜK SEBEP DE BABAMIN BİZİ PİÇ GİBİ TERKETMESİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. BEN PİÇ GİBİ TERKEDİLDİĞİM İÇİN BEN DE HAYATTAKİ ŞEYLERİ PİÇ GİBİ ORTADA BIRAKMAYI BİLİNÇDIŞI BİR ŞEKİLDE YAPIYORUM SANIRIM.
    Hocamın bir başka tavsiyesi bu terapi de kız aramaktan vazgeçmem gerektiği onun doğru zamanda doğru yerde karşıma çıkacağını ve hayatımda kız olmadığı için de ben eşcinselim demekten vazgeçmem gerektiğiydi. Evet çok haklıydı. İlla kız yok diye eşcinsel olduğum düşüncesi çok sığ bir düşünce tarzı. Artık böyle düşünmeyeceğim. Çünkü bu düşünce tarzına göre hareket ettiğimde ben eşcinsel hayatta da mutlu olamıyorum. Bunun sebebi eşcinselliğin tercih edilmesi doğru olan bir yaşam tarzı olmamasından ileri geliyor. Arkadaşlar, ben eşcinsel hayattan kesinlikle tatmin olmadım. Mutlu olamadım. Huzurlu olamadım. Problemlerimi çözemedim. Eskiye nazaran kıyas yaptığımda terapilere inanarak geldiğim ve kutulmayı istediğim dönemde herşey çok daha sakin ve sevgi doluydu. Ancak eşcinsel dönemi az da olsa benimsediğim dönemde hayatım tam bir kaos ortamına dönüştü. O yüzden ben bu problemi çözmeden hayatta hiçbir bir problemi çözemeyeceğim. Hocamın da dediği gibi eşcinsellik problemi çözülmeden hayatta mutlu olamayacağım gerçeğiyle yüzleştim.
   Geri kalan kısmı kısaca özetlemek istiyorum: hocam ile bu terapide aile ilişkilerinden kafa olarak sıyrılmam gerektiğini bu sefer kararlı bir şekilde sürdürmem gerektiğini ve pes etmemem gerektiğini anlamış olduk. Ve çok çok önemli olan kısım aslında tacizcimle ikinci sefer yüzleşmem gerektiği sırada yüzleşmediğimi keşfetmemiz oldu hocamla. Evet hocam çok haklıydı, nedense ilk başta bu kısmı yazmak istemediğimi farkettim. Sonrada istemesem de bahsetmek zorunluluğu duydum. Şöyle ki artık tekrardan tacizcimle yüzleşme hesaplaşma kararı aldım. Önce Allaha sonra kendime ve en son da Hüseyin hocama söz veriyorum ki tacizcimle o orospu çocuğuyla öz dayımla tam anlamıyla yüzleşeceğim ve ona bana layık gördüğü bu hayatın hesabını soracağım. Ona bunun hesabını soracağım gibi bu konuda da yani taciz tecavüz konusunda toplumu bilinçlendirmek ve mağdur çocukları insanları korumak için bu suçu işleyenlerden bunun hesabının sorulması için toplum adına bir gün öncü olacağım. Son olarak hayattaki en büyük diğer destekçim olan abime de söz veriyorum ve abi ve Hüseyin hocam sizin emeklerinizi boşa çıkartmayacağım.
Son olarak hocamın şu sözü çok hoşuma gitti: BİLE BİLE YANLIŞ YAPMA AMA KENDİNE YANLIŞ YAPMA HAKKI DA VER. Evet yanlışlarım oldu bu hayatta. Ama yanlışlarımın olması demek herşey olumsuz gidecek anlamına gelmiyordu. Onu durdurmaktı önemli olan. Bu yanlışlarımdan ötürü de kendimi suçlamak yerine bir deneyim tecrübe olarak görüp yoluma devam etmem gerekiyordu. Evet sevgilimi terketmiş, terapileri terketmiş, tacizcim ile yüzleşmekten vazgeçmiş olabilirim. Evet bunlar beni çok üzdü çok yıprattı ama artık bunlar geride kaldı. İnsan yanlışlarını kabul edebilmeli. Bunlar bana bir imtihandı. Allah bu şekilde bir yolu bana sunmuştu. Allahın izniyle bu sefer tam kararlı profesyonel bir şekilde yoluma devam edeceğim. Artık hayatta savrulup gitmektense hayatımın şöförü olacağım ve kendimden emin bir şekilde yol alacağım. Artık hayatta sahip olduğum şeyleri terk etmeyeceğim. Tutuğum ipi bırakmayacağım. Terk etmeyi terkedeceğim.23/04/2018 – 18.04
5
Gerçek Ben - Nisan 2018

 Bilemiyorum, gerçekten ben ben miyim? İstedikleri ve çocukluğundan beri hayatı hakkında hayal kuran, başkasına kendi hayatına karışılması konusunda taviz vermeyen kişi ile tüm o pis işlere bulaşan ve bu forumda yazı yazan ben, aynı kişi miyiz? Her zaman hayata karşı dik duran, sırf benim sevdiklerimi, değer verdiklerimi bir başkası daha anlayabilsin diye, benimle birlikte hayatın güzelliklerini ve güzel olmayanlarını görebilsin diye insanları eğitmeye çalışan sanki ben değilmişim gibi davranıyorum. Bu yazımda daha açık olmalıyım, beni üzecek fakat bunu yapmamın yararlı olacağı inancındayım.

 3. terapi sırasında -hala özetini geçemediğim bu terapi- Hüseyin Bey yazdıklarıma dayanarak aslında erkeklerden sevdiğim birinin olduğunu, ona karşı derin duygular besleyip ondan ilgi göremeyişimi anladığını belirtmişti. Yazımı tekrar gözden geçirdim. Tedavi olmaya çalışan ben değilde, hakikaten ev arkadaşına karşı bir şeyler besleyen beni gördüm. Bu beni derinden yaraladı, çünkü ben bunun aksine inanıyor ve bu doğrultuda yazılarımı yazıyordum. Fakat şimdi daha net görüyorum ki uğraştığım benliğim aslında ev arkadaşına karşı geri karşılıksız ve gizli bir aşk beslemekte.

 Ben aslında kendini hakim edemeyen, adeta bir sapık gibi davranan yara almış bir ruha sahip gencim. 20 yaşına dahi girmiş değilim ama her anlamda bu denli derin duygular hissetmemin sebebi ne olabilir? Söze girmişken devam edeyim madem. Tuvaletlerde yaptığım gözetleme fantezim uzun süredir etkisini göstermiyor bende. Gerçek anlamda bu en çok zevk aldığım duygularımdan biri olmasına rağmen. Tabi ben boş duruyorda değilim, bunun yerine başka fanteziler aramayı sürdürmeye başladım. Evde yalnız kaldığımız zamanlarda ev arkadaşımın banyoya girmesini sabırsızlıkla bekliyor ve o banyodayken anahtar deliğinden onu görebilmek için dakikalarca kapıda bekliyorum. Duşa kabinden çıktığı zaman cinsel organı dahil onu tam manasıyla görebilme fırsatına erişiyor ve kendimden geçiyorum. Tüysüz vücudu beni benden alıyor, büyük olan kalçası beni bir ayrı etkiliyor. Bir çoğumuzun midesini kaldıracak olan bu durumda bende zevk ve yaraya sebep oluyor.

 Bu bende ona bağlanmama sebebiyet veriyor. Haliyle onun o vücudunu gördükçe kendimin niye öyle değil diye düşünerek kendimi oldukça değersizleştiriyorum. Bilemiyorum bu hareketlerim beni çok yaralamasına rağmen şuan evde olan kendisi yine banyoya girse yine gözetlemeye giderim.

 İkilemde kaldığım noktada bu. Ben ben değilim diyorum. Ya suçumu kabul etmiyorum ya da yaptıklarımın düşüncelerime ters düşmesinin sebebini kendimde aramıyorum. Kimim ben? Birkaç dakikalık sapkınlıkların peşinde ömrünü çürütmeye hazırlanan bir eşcinsel mi yoksa hayalleri peşinde dur durak demeden koşmaya çalışan ve hala o çocuk ruhuna sahip ben mi?

 Bugün sigarayı bırakmayı denedim. Tabii sabahından beri içmediğim sigarayı bir sigara yakarak kutladım. Aslında kendime hakim olup bir paket daha almaya gitmeyebilirdim ama hakim olmadım, suçluyum.

 Gündemden bahsedeyim biraz. İyi parti seçimlere giremiyor yüksek ihtimalle. CHP veya SP bünyesinde girmesini bekliyorum açıkcası. Cumhur ittifakının tam tersi olur aslında İyi Parti ve Saadet, aynı köken ama farklı duruşlar. Kaybederler ama iddialı olabilir. Tabi iki gündem derken kastettiğim bu değildi ama ülkenin gündemi her zamanki gibi siyasetle doluyken bunları düşünmemek elde değil.
 
 Kendi gündemim şu şekilde. Sınavlara birkaç hafta kaldı ve üyesi olduğum vakıfta işler çok yoğun. İkisini birlikte yürütebilmek şuan yapmak istediğim yegane şey. Yazın gelsin hele, çalışır paramı kazanırım. Gelecek seneye ise yurt dışına çıkar ve kendimle daha fazla vakit geçirebilirim. Yazın hem çalışmalı hem de dil öğrenimine devam etmeliyim. Bu arada yeni bir gündemim daha var. 20 yaşıma girmek üzere olduğumdan mı kaynaklanıyor emin değilim ama bir kitap çıkarmayı düşünüyorum. İddialı ve benim ağzımdan. Belki sadece etrafımdakiler okur ama konuşduklarımdan daha kalıcı olabilmesi adına yararlı olur diye düşünüyorum. Kim bilir belkide yarın hayata gözlerimi yumarım, fakat sonunda kendi sevdiğim bir dalda arkamdan küçükte olsa bir eser bırakmış olurum. En kötü ihtimal sadece kardeşim bu kitabı alır okur seneler sonra. Ben ise toprağın altında kardeşime, belkide ileride beni anlayabilecek yegane kişiye düşüncelerimi hediye etmiş olurum. Kalın sağlıcakla...
7
Genel Tartışma / Ynt: KÜRK MANTOLU MADONNA : SOSYAL FOBİ VE EŞCİNSELLİK
« Son İleti Gönderen: psikolog 20 Nisan 2018, 09:20:32 »
Raif Efendi’nin Türk tipi diyebileceğimiz çekingen, derin ve sessiz aşk acısını bir kez daha okumanın en iyi terapi olacağını düşünmüştüm… Tanrı’nın kozmik eğlence anlayışının ürünü olmasından başka ihtimalin bulunmadığı bir şekilde benim üzüntüme neden olan gerçek hayat hikâyesindeki kahraman Maria Puder’e hem fiziksel hem de sanatsal özellikleriyle reenkarnasyona inandıracak denli benziyordu. O nedenle de, romanı ikinci kez, üstelik de edebi kıstaslar için değil, sadece Maria Puder ile Raif Efendi’nin hem saf hem de çaresiz ilişkilerinin kirletilmiş sevgi kavramına dair iyileştiriciliğinden faydalanmak için okurken,(romanı önceden bildiğim için ilk okuduğumda bu tür bir özelliği olabilir diye düşünmüştüm çünkü) melankolinin dehlizlerinde daha önce başarmam birkaç yılımı aldığı gibi çıkış yolu aramaya yeniden koyulacağımdan korkmuştum.

Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez okumak, Maria Puder’in güzel kadınların yaşadığı ama kimseye de anlatamadıkları o terk edilme hissinin kontrolünde nasıl seçimler yaptığını… Raif Efendi’nin de mecburiyetlerin erkeklerin ömürlerinde nasıl bir kahırlı dönüşüme neden olduğunu; sokakta gördüğüm erkek yüzlerinin çizgilerinde neden sahip olamamanın derinliğinin hüzünle yarıştığını daha iyi anlatmıştı… Korkum da boşa çıkmıştı. Çünkü insan, eğer durduramıyorsa zamanı, aşk yaralarının iyileşmesine mahkûmdu… Belki de, Kürk Mantolu Madonna bana gerçek aşkın karşılıklı ve olabildiğince hesapsız yaşanması gerektiğini Maria Puder ve Raif Efendi’nin aşka dürüstlükleriyle hatırlattığı için iyi hissetmiştim.

Benim için Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez okumanın gerekçesi, edebilikten çok kalbi bir ihtiyaç iken, çok satanlar listesine Sabahattin Ali’nin adını Kürk Mantolu ile kazıyanların amacı neydi? Sanmıyorum ki edebiyat okuru yapmak için öğretmenlerin ilk önerdiği kitaplardan olduğu ve 17 milyon öğrencimiz bulunduğu için Kürk Mantolu çok satanlar listesinden inmesin… Öyleyse romana olan ve Sabahattin Ali edebiyatına olmadığı konusunda kuşku götürmeyen o sel gücündeki ilginin nedeni; saf aşka duyulan ihtiyaç olmasın sakın!

Bugün, iletişim araçları gelişip, iletişimin mesafesi kalmayıp, hızı da ışıkla yarışır hale gelince ilişkilerde ve aşkta yollar çatallandı. Eskinin zor kurulan ama değeri de o kadar yüksek olan ilişkilerinin yerinde, bugün nasılsa milyarlarcasını yeniden ve çok hızlı kurabilme vaadi taşıyan sosyal medyanın ve iletişim teknolojilerinin gaddarlığı kaynaklı bir samimiyetsizlik ve değersizlik ikliminde yaşıyoruz. İletişimin herkesin özel hayatına bir pencere açıp, dünya üzerindeki tüm sınırları yok etme gücünün tanrısına da, eski zamanların “çağdışı” insanları gibi ilişkilerimizi kurban veriyoruz. Öyle ya, hem dostluk hem de sevgili ilişkilerinin bir yenisi mekânda ve zamanda yakınlık imkânını sunan iletişim teknolojileriyle kağıt mendil gibi ihtiyaç halinde buruşturup atabilme özgürlüğünü yaşarken; her şey biraz sanal, biraz plastik ve yapayken, sadakat, sevgi için emek ve anlayışa çıkan hoşgörü, günümüzün enayilik hastalığının tipik belirtileri oluverdi… Hal böyleyken de gittikçe dokunmatikleşen yaşamlarımızın yaşam kurulduğundan beri hem tene hem ruha dokunmaya programlı hayatımızın yerini alması, aşkın ömrünün kelebeğin bir günlük yaşamını ölümsüzleştirecek denli kısaltmasının tamamını değilse de önemli bölümünü açıklıyor…

Ne ki insan ne denli aç gözlü olsa da, önceliği kendinde olmayanadır. Kürk Mantolu Madonna’ya dair bu müthiş ilginin altında yatanın da, pekala Türk edebiyatının en naif ve içten, sadeliğin ihtişamıyla yazılmış, okurunu yormayan aşk hikayesini sosyal medyanın bir fenomen haline getirmesi olduğunu söylemek mümkün. İlişkilerin çabuklaştığı kadar güçsüzleşip değersizleşmesine yol açan iletişim kültürünün/araçlarının aşka dair Kürk Mantolu Madonna’ya karşı yarattığı ilgi, biraz da kendini temize çıkartma çabası gibi duruyor. Ama sebebi ne olursa olsun, çoğunluğu para ve ün kazanmaya hesabına dayalı mühendislik çalışmasının ürünü olan çok satanlar listesi arasında belki Kürk Mantolu Madonna ile başlayarak okur olma serüvenine katılmayı isteyeceklere de fırsat sunması açısından romana olan ilgi yabana atılacak gibi değil… Ve mademki Kürk Mantolu’nun aşka ilişkin bakış açısının deniz feneri marifetinde bu bol ışıklı sanal gerçeklikte yolunu yitirmişlere yol göstermesi de arzulanıyorsa romana olan ilgiyle; Raif Efendi’nin şu sözleri iş görür fazlasıyla:

“Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden meydana çıkıyor. Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, ruhumuzla yaşamaya başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor. Ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu…”


http://www.edebiyathaber.net/kurk-mantolu-madonna-neden-cok-satiyor-erdinc-akkoyunlu/
8
@yakaza Sağolasın kardeşim, kendimize ve başkalarına yarar sağlamak için uğraşıyoruz işte :)

Nisan 2018 - Metanet

 Literatürde metanet, sabrın ölçüsüdür. Aslında dayanıklılıktır ama ben bu açıklamayı daha uygun gördüm. Bende olmayan bir özellikten bahsediyoruz, en azından eşcinselliği düşünmeme konusunda böyle olduğunu söyleyebilirim. Baksanıza daha 1 gün geçti ve ben yine içimi size döküyorum. Belkide hiç tanışamayacağım sizler benim yegane arkadaşlarım oldunuz bu süreçte. Bende buna layık olmaya gayret ediyorum.

 Çoğu yerde en önde ben gelirim. Ya da bunun tam tersi olur. Arası hiç olmadı hayatımda. Mesela okulda bulunduğum sınıfta gözler önünde olduğum aşikar, beni tanımayan belkide yoktur. Ama kalabalık ailemin içinde ya da şuan kaldığım bekar evinde adeta dışlanıyorum. 4 kişi eve çıktık ve odamı paylaştığım arkadaşım dahil alenen 3'e 1 maç yapıyoruz. Genelde bensiz dışarı çıkarlar veya günlük konuşmalarda muhabbete dahil olamam. Oysaki ben çok iyi biriyimdir.

 Tamam çok iyi değilim. Fakat o kadarda kötü olamam. Aslında Hüseyin Beyin de dediği gibi hayatımda sorunların olmasına alışmalıyım, çünkü bugüne kadar sorunsuz büyüyüp ağırbaşlı olarak tanınmışım zaten. Doğrusu bunu sorun olarak görmemek bile gerekir ya, hiç işte. Ama dedim ya, bu konuda bende metanet yok.

 Yıldım diyebilirim. Tozdan nem kapar durumdayım şuan. Ne zaman bitecek bu hüsran? Veyahut bitecek mi? Tamam şuan keyfim yerinde aslında, uzun süreden beri yapmadığım bir şeyi yapabildim, ders çalıştım. Hem de ne çalışma, beni masadan kaldırabilene aşk olsun. Aslında dün de uzun süreden beridir yapmadığım bir şeyi daha yaptım, karşı cinsimi arzulamayı başardım. İlginçtir hemcinsimi içeren videolar cazip gelmedi. Bilemiyorum, düzelme kırıntıları var gibi. İnşallah böylede devam eder.

 Sadece biraz sabır ve kafa dağıtacak şeylere ihtiyacım var. Sınavlarıda toparlamam lazım, bir ihtimal İstanbul'a gano ile yatay geçiş yapabilirim. Tabi bugün itibariyle iyi tempolu çalışmam gerekiyor. Buda kendimi toparlamama bağlı. Hiç belli olmuyor sağım solum, geçenlerde yakın bir arkadaşımda telefonda ciddi bir şekilde tartıştık ve öfkemi güzelce kustuğumu söyleyebilirim. Bana bulaşmayın ha, size de kusarım.

 Sorun şu ki ileriyi düşünüp bugünden kaygılanıyorum. Daha dün ve önceki günlerde yazdığım yazılar tamamıyla iç karartıcı, çünkü kendimi değersizleştiriyorum iyice. Bugün ise şuan iyi olmama karşın sabahtandır iç karartıcı bir hava hakim. Eminim ki sabaha kalmadan yine içi hüsranla dolu bir gün geçireceğim. Bugünlük bu kadar, kalın sağlıcakla.
9
Yazılarını keyifle okuyorum bakalım neler olacak :)
10
Joseph Nicolosi’nin Onarim Terapisi kitabinda, escinsellerin sik sik aynaya bakarak kendi erkeklerini gormeye calistiklarindan bahsediyor. Bir nevi kontrol gibi yani, acaba hala erkek miyim kontrolu. Ben bu onermeyi biraz daha acarak erkekliginden suphe edenlerin sik sik aynaya bakma gibi narsist hareketler yapabilecegini dusunuyorum. Ben aynaya cok bakarim mesela, kitabi okuyana kadar bunun nedeninin kendimi cok begenmem oldugunu dusunmustum; halbuki, bir kontrol etme durumu soz konusuydu ortada. Acaba hala erkek miyim kontrolu. Bunun caresi ise aynaya bakmaktansa insanlarin gozununun icine bakarak kendimi gormeye calismak olabilir. Yani daha insanlarla daha cok goz temasi kurarak anin duygularini hissetmeli ve boylece insan iliskilerimi gelistirebilmeliyim. Gozler kalbin aynasidir derler, belki baskalarinin gozleri de benim aynam olur

Annem hep ataerkil rolleri ustlenen erkekleri kro ve kalitesiz diye reddetmis; benim icinse pirlanta gibi ve kaliteli cocuk fantezisini beslemis ve beni boyle yetistirmisti. Yani annem olabilecek en kotu anneydi, neredeyse bir feminist aktivist kadar kotu bir anne. O kadar basarisiz ve bilincsiz bir annelik yapti ki onun bu salakliklari benim icin cok travmatik oldu. Erkek imajini reddetmesi, benim bazi seyleri anlayamama ve cinsel sikintilar yasamama neden oldu.

Daha once de bahsettigim gibi babamin esi hic bir zaman babamin sevgisine karsilik vermezdi, babam onu opunce kendini hep geri cekerdi. O, bu libidosuz anne imajini cizmeye calistigi icin ben cinsellikle kadinlari bagdastiramadim. Kadin gibi olan erkek fantezisi de buradan cikmis olabilir. Son zamanlarda kadinlarin da aslinda erkekleri istedigini ve arzuladigini fark etmeye basladim. Bu durumun tabiki farkindaydim ama gercek anlamda ancak yeni yeni anlayabildim. Daha once masturbasyon yaptigim pornolarda artik cinsel iliski kismindan cok kadina odaklanmaya basladim. Kadinin beni, yani erkekligi arzulamasina odaklandim. Bu duygu cok hosuma gitti, ve hic yasamadigim kadar sert ereksiyonlar yasadim. Bu duygu narsist hislerimin kaybolmasinda da bana yardimci olabilir. Kadin erkegi cinsel olarak arzular, erkegi ve erkekligi, ozel olarak beni degil. Ben erkek formunda var oldugum icin arzulaniyorum, yarattigim imajdan dolayi degil. Iste erkekligimin ve benligimin bu sekilde kabul edilmesi ve kadin tarafindan “icine alinmasi” benim daha once farkinda olmadigim bir cinsel keyif yasamami sagladi. Libodosu olan ve beni oldugunm gibi herseyimle arzulayan bir kadin. Bundan daha guzel ve daha keyif verici ne olabilir ki? Benim ve etrafta diger erkeklerin bir farki yok aslinda. Hepimiz kadinlari arzuluyor ve onlar tarafindan arzulaniyoruz.

Kadinlar beni heyecanlandirmali, cunku hep bir gizem olmalilar benim icin. Gizemli olmadiklarini dusunurdum, kadinlar konusunda cok iyi oldugumu, istedigim her kadini akil oyunlariyla elde edebilecegimi dusunurdum. Edemezdim aslinda ama velev ki etseydim, sikim kalkmadigi surece ne ise yarayacakti ki. Kadini elde ettigimde daha erkeksi, kalkmadigindaysa yine daha kadinsi hissedecektim. Cozum ise yine ayni; zihnimi unutup bedenime odaklanmak. Nicolosi’nin guzel bir lafi var “Heterosexuel erkekler, kadinlari anlayamaz, onlarin istekleri karsisinda ne yapacaklarini bilemeyip kendilerini kaybederler; iste bu heterosexuel olmak icin odedikleri bedeldir” Ben de bu bedeli odemeden keyif alacagim bir hayati yasayamam.

Kadinlar bana yabanci, gizemli gelmeli. Cozememeliyim, anlayamamaliyim. Cunku insan kendisinde olmayani ister. Kendine tanidik geleni degil, gizemli geleni bilmek kesfetmek ister. Cinsellik de bir kesiftir, sende olan seyi niye kesfedesin. Neden bir erkegi sikesin? Kadin gibi ya da degil, o bir erkek, yani sende olan seyden onda da var. Kesfedecek, gizemli gelecek, anlasilmayacak bir sey yok. Kadinin varligi ve vucut formu erkek icin anlasilmaz ve gizemlidir bu yuzden cinsel istek hisseder. Bir erkek icin erkek vucudu ise tanidik, bilindiktir; yani kendi gibidir, o yuzden cinsel bir sey hissetmez.


Bunlarin disinda hocam arkadaslik iliskilerimden cok kariyerime odaklanmami ve yuksek lisansimdaki hocalarimla iyi iliskiler kurmami soyledi. Arkadaslik iliskileri benim icin su etapta cok onemli olsa da kariyerime odaklanmak ve hocalarla arami iyi tutmak da benim daha cok erkek gibi hissetmem konusunda onemli bir etken olabilir. Sonucta gelecegimle ilgili emin adimlar atiyor olacagim. Benzer duygulari universite hazirlik senemde de yasamistim. Savrulmaktansa hayatima ve gelecegime sahip cikma fikri, benim onemli bir adim olacaktir. Sonucta bu tavsiyeye kesinlikle uymam lazim.


http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=1797.0

yazının devamını okumak için linki tıklayınız
Sayfa: [1] 2 3 ... 10