Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Hüseyin KAÇIN / İNADINA SEN
« Son İleti Gönderen: psikolog 23 Eylül 2019, 21:27:14 »
İNADINA SEN

sevmek bedel istermiş diyorlar
ben senin acıyan gözyaşlarına sığındım
avuçlarında ağladım
senin yüzün gülsün diye

kahrolası hayatta kimi kimsem olmasın
inadına yaşadım inadına seni sevdim

sakın bırakıpta gitme
sen gidersen kim korur beni

sana bir sır versem:
katığım da bir tutam sen
azığım da
çayım da bir tutam aşk
şekerim de

ömrüm sen
ömrünsün

ömrümü ömrüne serdim
ömrün de ben

17 Eylül 2019
00:00
Edirne
2
Eylül 2019 - Ne İyi Ne Kötü

 Biri bana nasılsın diye sorarsa, ne iyi ne kötü diyorum şu sırlar. İyi olmamın sebepleri şunlar: yaz okulunda aldığım derslerin iyi geçmesi, yaz okulunun bana güzel bir meşgale sağlamış olması, geleceğim için güzel planlarımın olması, dernek işlerinin şuan yolunda gitmesi, yeni ve rahat bir eve çıkmam, babam ile para konusunda sonunda anlaşabilmiş olmam, eşcinsel hayat tarzına bu denli yaklaşmış olmama rağmen kendime kırılıp küsmek yerine kendime olan güvenimi sağlam temellere oturtabilmem, gibi gibi. Kısacası akademik ve hayat planlaması hakkında iyi durumda olduğumu düşünüyorum. Ki bunlar uzun süredir yapamadığım, içime dert olan şeylerdi. Kötü olmamın sebepleri ise: ailemle aramın küçük sebeplerden dolayı biraz nane limon olması; yazın rahatlamak için hiçbir şey yapamamam ve bunun yerine geçtiğimiz dönem saldığım dersleri toparlamaya çalışmanın yorucu olması; ayrıca daha önceden buraya yazmasam da eşcinsellik konusunda sınırı biraz aşmış olmam ve bunun getirdiği güvensizlik sayılabilir.

 Ayrıca geçenlerde şunu farkettim, benim bu kadar derdim varken nasıl oluyor da derdi olan diğer tüm insanlar dertlerini anlatmak için beni buluyor? Her ay mutlaka kuzenim beni arayarak iş hayatından, çektiği sıkıntılardan bahseder, benle kendi çapında dalga geçer, küçümser ve keyfimi kaçırır. Geçen gün yine aradı, işten ayrılacakmış da, bazı olaylar yaşamış iş yerinde, tüm detaylarıyla bana anlatıyor. Kapatmama da müsaade etmemesi cabası. En azından önceden 1 saat beni telefonda kitliyorken şuan bunu yarım saate düşürebildik. Ertesi gün kütüphaneye ders çalışmak için erkenden gittim. Ders çalışırken bir arkadaşla karşılaştım, karşıma oturdu ve ev arkadaşıyla anlaşamıyormuş, başladı dert yanmaya. Banane amına koyim, psikolog muyum ben. Her neyse, 5 10 dakika konuştu, dinledim. Baktım gideceği yok, posta koydum. Yoksa çekilcek dert değil. Açık söylüyorum, başkalarının dertleriyle kafayı meşgul ettikçe eşcinsel arzularımın arttığına çok kez şahit oldum. Benim zaten canım yanıyor, hakiki anlamda kalbimde acı hissediyorum bu konuda ama birileri gelip geçici meseleleri için beni de yoruyor. Yoksa yakın bir arkadaşım olur, tasasını paylaşır anlarım, yardımcı olabileceğim bir şey olursa yaparım. Ama sikim sonik her insanın karşıma geçip derdini anlatması kaldırabileceğim bir şey değil, size de bunu öneririm.

 Hala bir dert ortağı bulamamış olmak canımı sıkmıyor değil. Ama dert ortağı beni aynı zamanda minnet ortağı da yapıyor. Çünkü derdimi anlattığım adamdan ister istemez bazı beklentiler içerisine girmekteyim, karşısında ezilip büzülmekteyim. Bunu bir çoğu eşcinsel arkadaşta da gördüm, bu konuda tıptatıp aynıyız. Ayrıca karşımızda derdimizi anlattığımız adamlar da tıpatıp aynı ve sanki anlaşmışcasına bize tavır almaktan geri durmuyorlar. Ha terapiye gelen arkadaşlardan duyduğum kadarıyla bazı istisnalar mevcut tabii.

 Bir konu daha var, ağzımızı yeterince açtık biraz daha açalım madem. Erkekleri düşlemek benim için her zaman daha kolay yoldu. Onları düşünerek mastürbasyon yapmak, ya da yakınlaşma çabalarında bulunmak bana çokta zor görünmüyor, hele ki şu çağda. Bununla ilgili sayısız internet sitesi, buluşma yerleri ve bu potansiyeldeki insan ülkemizde mevcut. Gel gör ki kişi kendini frenlemek için bir dayanak arıyor ister istemez. Fren patladığı anda kuyuya düşüyorsun. Bu dayanak dini anlamda olabilir, bir dostun veya ailen için olabilir ya da ideallerin uğruna uçkuruna sahip çıkarsın. Mesele şu ki bu saydıklarımın hepsi ben de var aslında, aileme, dinime ve ideallerime sadık biriyim. Ancak bu işe bulaştıkça bunların zedelendiğini farkettim. En bariz örneği vereyim:

 
Ertesi gün sınavım var ve konuları yetiştirmem lazım. Kendimi kütüphaneye kapatmışım ve derse odaklanmaya çalışıyorum. O sırada ikindi okunuyor, dersleri yetiştirmemin yanı sıra namazı da kılmam gerektiğinin farkındayım. Sonrasında başlıyor karnım guruldamaya. Genelde ben kütüphanedeyken annem de arıyor, çıkıyorum kapının önüne. Başlıyor nerdesin ne yapıyorsuna. Kısaca konuşup telefonu kapatıyorum. İçeri tekrar girip ders çalışacam ama zaten odağım baya bir bozulmuş durumda. En iyisi diyorum elimi yüzümü yıkayayım. Lavaboya girip yüzümü yıkayınca uzun süre aynaya bakıp kendime "Keşke daha fazla sakalım olsa, sivilce izleri artık yok olsa.." gibi saçma sapan bir sürü konuda düşünmeye başlıyorum. Zaten kafam dağılmış bir de üzerine keyfimi kaçırmışım. Hızlıca geri dönüp çantayı toparlıyorum ve otobüse atlayıp hamama gidiyorum. Aç olduğum halde ne yemek yiyorum, ne namazı kılmam gerektiği halde kılıyorum ne de derslerin yoğunluğuna rağmen dersleri çalışmıyorum. Esasında bunlar birleşip sanki bir erkekle birlikte olmam ihtiyaçmış gibi hissettiriyor bana. Halbuki benim o anki ihtiyacım yemek yemek, gidip bir erkeği sikmek değil. Akıl kararıyor, gözlere perde iniyor ve işte yine yapmışsın.

 Bu örneği her zamanki gibi utana sıkıla veriyorum, ama bu konuda benzer dertlere sahip olduğumuza eminim. Kimisinde bu dert, ders çalışmak değildir de, en son bir arkadaşıyla yaşamış olduğu kötü bir diyalog da olabilir. Haliyle bu hayatta tutunduğum dalların beni biraz daha zorlaması, benim için bunların birer sıkıntı haline dönüşmesi yoruyor. Aynı zamanda bu sayede irade terbiyesi konusunda epey yol almam gerektiğini görüyorum. Tek güven kaynağım, bu başarısızlıkların beni büyük bir başarıya götüreceğine emin olmamdır.
3
Arkadaşlar birçok kişi eşcinsellikten kurtulmaya çalışıyor size tavsiye vermek isterim oturduğunuz yerden şu yanlış düşünceleri değiştirerek kurtulabilirsiniz: erkek eşcinsellerden pasif olanlar yani kendilerine tecavüz edilmesine sessiz kalanlar erkekleri zalim olarak görür ve onlardan korkarlar.içindeki korkuyu yenmeleri lazım.ayrıca pasif olanların pasif olmasının en büyük nedenlerinden biri kadının organını pis olarak ve aktif erkeğin organını temiz olarak görmeleridir. Halbuki bu, bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Kadının üreme organında 2 delik vardır üsttekinden idrar yapar alttakinden ise şevişir. Yani aynı yol değil. Erkekte ise hem sperm hem idrar aynı organdan çıkar. Dolayısıyla temiz olmayan aslında erkektir. Kadın tertemizdir. Aktif erkek ise pasif erkeğe "tecavüz edilmeyi hak ediyor pis herif" diye bakar. Halbuki pis olan kendisidir. Çünkü pasifin makatını yani dışkı çıkan yeri kendi isteğiyle kullanıyor. Pasif onu zorlamıyor . Makat mikrop dolu olduğu için ve orayla aktif olan uğraştığı için asıl pis olan aktiftir. Kadınlar ise lezbiyenlik bataklığına düşebilir. Lezbiyenler erkeği işe yaramaz ve değersiz olarak görür. Halbuki erkek olmadan çocuk yapamazlar ve erkek onu korur. Lezbiyenlerin  birbirlerine karşı da kötü düşünceleri vardır. İşte bu düşünceleri değiştirmedikçe kurtulamazlar.
Ayrıca helal yolu tıkamamak lazım tıkarsanız cinsel istek haram yöne meyleder. Mesela bir çok pasif erkek evlendiğini ama bi türlü birleşemediğini söylüyor ve bundan acı çekiyor. 1 yıl boyunca eşiyle birleşmeyenler bile var. Halbuki dünyanın en normal erkeği bile evlendiği halde 1 yıl boyunca eşiyle birleşmese o da pasif olur çünkü cinsellik durağan değildir. Helal yolu kapatırsan otomatik olarak harama doğru akar ve bu herkes için geçerlidir. Oyüzden helal yolu kapatmasın. Pasiflerin eşiyle birleşme konusunda korkusu vardır ama bu önemli değildir. Pasifler şunu yapsın:eşiyle önce yatağa uzanıp onun yüzünü öpmeye başlasın ama yalamasın. Bir süre sonra eliyle eşinin memelerini yavaşça ovalasın ama memelere doğru bakmasın. Çünkü eşi kasılabilir eşinin yüzüne baksın. Bir süre sonra eşi iyice gevşedikten sonra eşinin bacaklarını tutup kaldırsın ve vajinaya istediği gibi girip çıksın. Tamamen canı istediği gibi birleşsin. Böylece o da gevşer ve sıkıntılarından kurtulur.

Kardeşim tercuman olmuşşsun eyvallah
4
Arkadaşlar birçok kişi eşcinsellikten kurtulmaya çalışıyor size tavsiye vermek isterim oturduğunuz yerden şu yanlış düşünceleri değiştirerek kurtulabilirsiniz: erkek eşcinsellerden pasif olanlar yani kendilerine tecavüz edilmesine sessiz kalanlar aktif olan erkekleri zalim olarak görür ve onlardan korkarlar.içindeki korkuyu yenmeleri lazım.ayrıca pasif olanların pasif olmasının en büyük nedenlerinden biri kadının organını pis olarak ve aktif erkeğin organını temiz olarak görmeleridir. Halbuki bu, bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Kadının üreme organında 2 delik vardır üsttekinden idrar yapar alttakinden ise şevişir. Yani aynı yol değil. Erkekte ise hem sperm hem idrar aynı organdan çıkar. Dolayısıyla temiz olmayan aslında erkektir. Kadın tertemizdir. Aktif erkek ise pasif erkeğe "tecavüz edilmeyi hak ediyor pis herif" diye bakar. Halbuki pis olan kendisidir. Çünkü pasifin makatını yani dışkı çıkan yeri kendi isteğiyle kullanıyor. Pasif onu zorlamıyor . Makat mikrop dolu olduğu için ve orayla aktif olan uğraştığı için asıl pis olan aktiftir. Kadınlar ise lezbiyenlik bataklığına düşebilir. Lezbiyenler erkeği işe yaramaz ve değersiz olarak görür. Halbuki erkek olmadan çocuk yapamazlar ve erkek onu korur. Lezbiyenlerin  birbirlerine karşı da kötü düşünceleri vardır. İşte bu düşünceleri değiştirmedikçe kurtulamazlar.
Ayrıca helal yolu tıkamamak lazım tıkarsanız cinsel istek haram yöne meyleder. Mesela bir çok pasif erkek evlendiğini ama bi türlü birleşemediğini söylüyor ve bundan acı çekiyor. 1 yıl boyunca eşiyle birleşmeyenler bile var. Halbuki dünyanın en normal erkeği bile evlendiği halde 1 yıl boyunca eşiyle birleşmese o da pasif olur çünkü cinsellik durağan değildir. Helal yolu kapatırsan otomatik olarak harama doğru akar ve bu herkes için geçerlidir. Oyüzden helal yolu kapatmasın. Pasiflerin eşiyle birleşme konusunda korkusu vardır ama bu önemli değildir. Pasifler şunu yapsın:eşiyle önce yatağa uzanıp onun yüzünü öpmeye başlasın ama yalamasın. Bir süre sonra eliyle eşinin memelerini yavaşça ovalasın ama memelere doğru bakmasın. Çünkü eşi kasılabilir eşinin yüzüne baksın. Bir süre sonra eşi iyice gevşedikten sonra eşinin bacaklarını tutup kaldırsın ve vajinaya istediği gibi girip çıksın. Tamamen canı istediği gibi birleşsin. Böylece o da gevşer ve sıkıntılarından kurtulur.

Süper.Eline sağlık üstad.Gediğine oturtmuşsun 👏👏
5
Hüseyin KAÇIN / BAYRAM
« Son İleti Gönderen: psikolog 15 Ağustos 2019, 18:52:56 »
BAYRAM

Büyüklerin ellerinden hürmetle
Küçüklerin gözlerinden sevgiyle öpülürdü
Eş dost ahbaplık edilirdi
Eskiden eskimeyen zamanlarda

Zeytinin siyahını
Peynirin beyazını
Ekmeğe katık ederdik
Can can içinde eksilmez artardık
Bayramlar bayram olurdu...

4 Haziran 2019
02:50
Edirne

6
Hüseyin KAÇIN / AYŞE NİSAN KAÇIN
« Son İleti Gönderen: psikolog 13 Ağustos 2019, 00:27:51 »
Kırcasalih'te bir evde yangın çıkmış.
Ayşe Nisan: Biz camiden çıkmıştık. Yangın var yangın var diye insanlar koşuşturuyorlardı.


Ne giysen çok güzel oluyorsun. Bu yeşil elbisen de çok güzel olmuş.
Ayşe Nisan: Sanki sana hiç yakışmıyor.


Dün seni salıncakta nasıl salladım?
Ayşe Nisan: Evet ama Allah'a çok şükür midem bulanmadı.


Ayşe Nisan: İstanbul'u çok seviyorum ama ben Edirne'liyim. Baba, sende Edirne'lisin. Annem, Trabzonlu...






Ayşe Nisan: Baba, ben yirmi yaşıma geldiğimde babaannem ölecek mi?








Ayşe Nisan: Anne, keşke babamın bir ablası olsaydı. Babamdan büyük yok...





- Şu yeşilliyi giy istersen.

Ayşe Nisan: Annem şimdi uyum uyum der. Annem uyumu çok sever. Bu pembeyi giyeyim.




Ayşe Nisan: Anne, bak babam çorbasını bir lokmacıkta bitirdi.





Ayşe Nisan: Baba, cennet sekiz kat, cehennem yedi katlı mıdır?


- Hadi çabuk gel ıslanmışsın bak öksürüyorsun.
Ayşe Nisan: Hasta değilim.

Ayşe Nisan: Baba, zile basmana gerek yok. Kapı zaten açık.


Ayşe Nisan: Baba, sen de benim gibi ketçap mı seviyorsun.


Ayşe Nisan: Baba, duyduğuma göre sen çocukken Yusuf'un babasını odaya kilitlemişsin.
- Nerden biliyorsun?
Ayşe Nisan: Babaannem söyledi.

Ayşe Nisan: Anne, İmamoğlu kaç puan almış söyleyim mi?

İmamoğlu elli dört, o kırk beş aldı. Yarışı önde bitirdi.

Ayşe Nisan: Tamam anne üzülme. Belki bir daha o kazanır. Belki bir daha yaptırırlar.

Ayşe Nisan: Anne, bu dörttü üçe girmiş, anne bu yediydi sekize girmiş.

Ayşe Nisan: Baba, resim sanatının en birincisi kimdir?
Osman Hamdi Bey...
Ayşe Nisan: Kaplumbağaları var.
Nerden biliyorsun?
Ayşe Nisan: Resim dersinde öğretmen boyama yaptırmıştı.


- Sen de beni hiç dinlemiyorsun.

Ayşe Nisan: Çünkü ben sen değilim.




Ayşe Nisan: Yusuf, senin annen nereli?
Yusuf: Edirne'li..
Ayşe Nisan:  Edirne'liler h harfini söyleyemiyorlar. Benim annem Trabzon'lu olduğu için h harfini söyleyebiliyor.



Ayşe Nisan: Anne, sen yüze kadar sayarken hangi sayıları kullanıyorsun?



Ayşe Nisan: Babacığım, babalar günün kutlu olsun. Top kekleri yaptım sana.


Ayşe Nisan: Bacağımdaki şişiğime buz koydum.





TÜM BABALARIMIZIN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

Anneler değil mutlu ve mesut yani kişilikli, onurlu, saygın adına ne derseniz deyin iyi kadınlar iyi çocuklar yetiştirirler... O kadınlar ayrıca her başarılı erkeği bir şekilde adam etmesini iyi becerirler.. Allah o kadınlara güç kuvvet versin... O kadınlar cennet gibidirler gözlerinde kaybolursanız hayatın sırrına erersiniz...

O kadınları annelerinden önce çocukken kendilerine yakışan ve ahlaklarından başka büyük sermayeleri olmay...
Devamını Gör


Ben yokken sana yeni aldığım yastığa bakarsan beni hatırlarsın olur mu?
 Ayşe Nisan:  Baba, sen yokken arabaya bindiğimde de yanıma almam lazım o zaman.



Ayşe Nisan: Anne, bayram bitti mi? Bayram bitti mi?





Ayşe Nisan: Anne, ben çok değişik bir düzenleme yapacağım. Düzenleyelim herşeyi...


Ayşe Nisan: Anne, akşam yemeği yoğurtlu çorba yapar mısın?


Ayşe Nisan: Baba, yine ikimiz uyandık. Herkes uyuyor. Baba, annem ve teyzeme diycem ki uykucu tavuklar...



- Söyleseydin müziği kapatırdım.

Ayşe Nisan: Söyledim ama sen sağır olduğun için duymuyorsun?

Ayşe Nisan: Anne, dokuzu çeyrek üç var...


- Evet, ramazan da bitti artık.
Ayşe Nisan: Keşke ramazanın ilk günü olsa.
- Neden?
Ayşe Nisan: Çünkü ramazanı çok seviyorum.

Ayşe Nisan: Baba, niye yardım etmiyorsun öyle bakınıyorsun?
- Oda senin odan neden kendin toplamıyorsun?
Ayşe Nisan: Sen de benim babamsın...

Ayşe Nisan: Ramazan bitti yarın bayram. Anne, sana bir şey söyleyim mi? Ben ramazanı bayramdan daha çok seviyorum. Ramazan da oruç tutuyoruz.

Ayşe Nisan: Elveda ramazan elveda ramazan...


- Daha uyuyacak mısın?
Ayşe Nisan: Baba, beni rahat bırakır mısın?


Yusuf: Top patladıktan sonra yemek yenir.
Ayşe Nisan: Anne, ezan okunduktan sonra mı top patladıktan sonra mı yemek yenir?


Ayşe Nisan: Ramazan'ın son günü mü?
- Bir gün daha var.
Ayşe Nisan: İyi ki var. Anne, ben ramazanı çok seviyorum.

Ayşe Nisan: Babamı seviyorum çünkü o çok iyi bir arkadaş.
- Arkadaş mı?
Ayşe Nisan: Baba, neyse...

Ayşe Nisan: Anne duymuyor musun kulağın mı yok senin?


- İstanbul için ezan okunuyor?
Ayşe Nisan: Edirne en son. Zehra teyzemlerden sonra biz açıyoruz.

- Dikkatli ol düşersin. Balkon demirine çıkma.
Ayşe Nisan: Dikkatliyim zaten beyinsiz değilim babacığım. Baba, sende onları düşürme dikkatli ol. Telefonuna dikkat et.

Ayşe Nisan: Baba, suç Yusuf'un babasının. Sen kaç kere söyledin kapıyı açmadı sana.




Ayşe Nisan: Anne, anne dedim anne.. Anne...
- Ne oldu?
Ayşe Nisan: İki saattir anne, anne, anne dedim...

Ayşe Nisan: Baba, anneme yardım etsen annem bu kadar yorulmaz.
- Sen neden yardım etmiyorsun?
Ayşe Nisan: Ben yemek mi yapıcam? Ben ütü mü yapıcam? Ben çamaşır mı yıkıcam? Baba, sen orpiş orpiş uyuyorsun.

Ayşe Nisan: Baba, sen biraz spor yapsan da şu göbeği eritsen. Hiç spor yapmıyorsun..

Ayşe Nisan: Anne, Edirne okundu mu?
- Bu okunan ezan İstanbul.
Ayşe Nisan: Bu İstanbul Yusuf, İstanbul Yusuf'çuğum...

Ayşe Nisan: Anne, Edirne okundu mu?
- Bu okunan ezan İstanbul.
Ayşe Nisan: Bu İstanbul Yusuf, İstanbul Yusuf'çuğum...

Ayşe Nisan: Anne, babaannem dedi ki: Levent amcamla Bülent amcam çocukken hep şımarıkmış, yaramazmışlar. Babam hep ders çalışırmış. Babam hep birinci gelirmiş.

- Su çiçeği geçirdiğin için seni öpemiyorum. Bu yüzden çıldırmak üzereyim.
Ayşe Nisan: Hastalığımı çok sevdim. Ben kendimi hasta etmek için, hep hasta olmak için bir şeyler yapıcam. Abur cubur yicem.

Ayşe Nisan: Babaannem tesbihini bırakmış.
- Kolye olarak boynuna takarsın.
Ayşe Nisan: Ben kendimle oynamıyorum ki oyuncaklarla oynuyorum.

Ayşe Nisan: Kedi sen nereye gidiyorsun? Anne, kediyi cat okuluna yazdıralım.


- Beni seviyor musun?
Ayşe Nisan: Çok seviyorum.
- Nereden anlayacağım sevdiğini?
Ayşe Nisan: Duygularımı alarak.
- O nasıl olacak?...
Devamını Gör

Ayşe Nisan: Ramazan yaklaşıyor. Babamın göbeğinde davul çalcam. Güm güm de güm...

- Bu kuyruklu yıldız mı?
Ayşe Nisan: Hayır, kayan yıldız.


Ayşe Nisan: Yusuf, bu resim benim çünkü ben tasarladım.


Ayşe Nisan: Yusuf, duvarı niye boyadın? Sorması ayıp...


Ayşe Nisan: Anne, Levent Amcam kaç yaşına giriyor?


Yusuf: Allah, isterse ölür.
Ayşe Nisan: Allah, ölümsüz. Allah ölürse her şey ölür. Dünya bile ölür çünkü her şeyi O yarattı. Farkında değil misin?

Ayşe Nisan: Neye yaklaşıyoruz?
- Çeşmeye.
Ayşe Nisan: Değil. Çok oruç tutuluyor.
- Ramazan.
Ayşe Nisan: Ama gerçekten çok yaklaştık.

Yusuf: Zengin ve Fakir çizelim. Mutlu fakir çocuk çizdim.
Ayşe Nisan: Yusuf, fakirler mutlu mu olur?
- Neden mutlu olmasınlar?
Ayşe Nisan: Üstleri eski. Evleri yok. Bundan mutlu oluncak şey mi var?








Ayşe Nisan: Anne, hep oyun oynuyorsun. Başka bir şey oyna.


Ayşe Nisan: Anne, sen öğretmen ol ben de öğrenci olayım. Limon'un kuyruğu da kalem olsun. Sen söyle ben yazayım. Anne, bak pinokyo. Öğretmenim bütün yazıları yazdım. Gerçek bak. Anne, dişlerine bak.

Ayşe Nisan: Anne, bir şey diyeceğim neden bunun elektriklisini kullanıyorsun da neden bunu kullanmıyorsun? Buna boşu boşuna mı para mı verdin?

- Bak annen çok kültürlüdür sen de annen gibi kültürlü ol.
Ayşe Nisan: Sen de sus...

- Daha vaktimiz var.
Ayşe Nisan: Hiç vaktimiz yok bir gün sonra öleceğiz.


- İyi ki senin baban olmuş muyum?
Ayşe Nisan: Evet.
- İyi ki başkası baban olmamış mı?
Ayşe Nisan: Çünkü sen beni çok seviyorsun çünkü beni omzunda tanışıyorsun ve de beni mutlu yapıyorsun.

Ayşe Nisan: Baba, süpriz. Çikolatalı kek topu yaptım. Annem bir kere bile yardım etmedim.


Ayşe Nisan: Anne, babam kaç yaşına giriyor?
- Kırkbeş

..


- Senin baban mükemmel mi?
Ayşe Nisan: Mükemmel.
- Nesi mükemmel?
Ayşe Nisan: Beni omzunda taşıyor.
- Onu ezberledik artık. Başka bir nedeni olmalı?...



- Telefonu bırakırsan didi veririm.
Ayşe Nisan: Ee.. vermesen ne olacak ölecek miyim?



Ayşe Nisan: Kekler geldi. Didi'ler de geliyor. Dondurmacı amca, dondurmacı amca, kaç dondurman var? Burası annem, burası babam, burası ben. Bir, iki, üç, dört, beş, altı. Yedi de ben çıktım. Anne, dondurmacı amca oynayalım mı? Ellerimizi sayacağız. Kimin eli çıkarsa, o çıkar. Baba, hiç yemeyecek mi? Enfes tadı, tadı mükemmel. Anne, sen de benim gibi didi'yi çok seviyorsun.
- Kek'i kim yaptı?
- Ayşe Nisan yaptı.
7
Arkadaşlar birçok kişi eşcinsellikten kurtulmaya çalışıyor size tavsiye vermek isterim oturduğunuz yerden şu yanlış düşünceleri değiştirerek kurtulabilirsiniz: erkek eşcinsellerden pasif olanlar yani kendilerine tecavüz edilmesine sessiz kalanlar aktif olan erkekleri zalim olarak görür ve onlardan korkarlar.içindeki korkuyu yenmeleri lazım.ayrıca pasif olanların pasif olmasının en büyük nedenlerinden biri kadının organını pis olarak ve aktif erkeğin organını temiz olarak görmeleridir. Halbuki bu, bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Kadının üreme organında 2 delik vardır üsttekinden idrar yapar alttakinden ise şevişir. Yani aynı yol değil. Erkekte ise hem sperm hem idrar aynı organdan çıkar. Dolayısıyla temiz olmayan aslında erkektir. Kadın tertemizdir. Aktif erkek ise pasif erkeğe "tecavüz edilmeyi hak ediyor pis herif" diye bakar. Halbuki pis olan kendisidir. Çünkü pasifin makatını yani dışkı çıkan yeri kendi isteğiyle kullanıyor. Pasif onu zorlamıyor . Makat mikrop dolu olduğu için ve orayla aktif olan uğraştığı için asıl pis olan aktiftir. Kadınlar ise lezbiyenlik bataklığına düşebilir. Lezbiyenler erkeği işe yaramaz ve değersiz olarak görür. Halbuki erkek olmadan çocuk yapamazlar ve erkek onu korur. Lezbiyenlerin  birbirlerine karşı da kötü düşünceleri vardır. İşte bu düşünceleri değiştirmedikçe kurtulamazlar.
Ayrıca helal yolu tıkamamak lazım tıkarsanız cinsel istek haram yöne meyleder. Mesela bir çok pasif erkek evlendiğini ama bi türlü birleşemediğini söylüyor ve bundan acı çekiyor. 1 yıl boyunca eşiyle birleşmeyenler bile var. Halbuki dünyanın en normal erkeği bile evlendiği halde 1 yıl boyunca eşiyle birleşmese o da pasif olur çünkü cinsellik durağan değildir. Helal yolu kapatırsan otomatik olarak harama doğru akar ve bu herkes için geçerlidir. Oyüzden helal yolu kapatmasın. Pasiflerin eşiyle birleşme konusunda korkusu vardır ama bu önemli değildir. Pasifler şunu yapsın:eşiyle önce yatağa uzanıp onun yüzünü öpmeye başlasın ama yalamasın. Bir süre sonra eliyle eşinin memelerini yavaşça ovalasın ama memelere doğru bakmasın. Çünkü eşi kasılabilir eşinin yüzüne baksın. Bir süre sonra eşi iyice gevşedikten sonra eşinin bacaklarını tutup kaldırsın ve vajinaya istediği gibi girip çıksın. Tamamen canı istediği gibi birleşsin. Böylece o da gevşer ve sıkıntılarından kurtulur.
8
Arkadaşlar birçok kişi eşcinsellikten kurtulmaya çalışıyor size tavsiye vermek isterim oturduğunuz yerden şu yanlış düşünceleri değiştirerek kurtulabilirsiniz: erkek eşcinsellerden pasif olanlar yani kendilerine tecavüz edilmesine sessiz kalanlar aktif olan erkekleri zalim olarak görür ve onlardan korkarlar.içindeki korkuyu yenmeleri lazım.ayrıca pasif olanların pasif olmasının en büyük nedenlerinden biri kadının organını pis olarak ve aktif erkeğin organını temiz olarak görmeleridir. Halbuki bu, bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Kadının üreme organında 2 delik vardır üsttekinden idrar yapar alttakinden ise şevişir. Yani aynı yol değil. Erkekte ise hem sperm hem idrar aynı organdan çıkar. Dolayısıyla temiz olmayan aslında erkektir. Kadın tertemizdir. Aktif erkek ise pasif erkeğe "tecavüz edilmeyi hak ediyor pis herif" diye bakar. Halbuki pis olan kendisidir. Çünkü pasifin makatını yani dışkı çıkan yeri kendi isteğiyle kullanıyor. Pasif onu zorlamıyor . Makat mikrop dolu olduğu için ve orayla aktif olan uğraştığı için asıl pis olan aktiftir. Kadınlar ise lezbiyenlik bataklığına düşebilir. Lezbiyenler erkeği işe yaramaz ve değersiz olarak görür. Halbuki erkek olmadan çocuk yapamazlar ve erkek onu korur. Lezbiyenlerin  birbirlerine karşı da kötü düşünceleri vardır. İşte bu düşünceleri değiştirmedikçe kurtulamazlar.
Ayrıca helal yolu tıkamamak lazım tıkarsanız cinsel istek haram yöne meyleder. Mesela bir çok pasif erkek evlendiğini ama bi türlü birleşemediğini söylüyor ve bundan acı çekiyor. 1 yıl boyunca eşiyle birleşmeyenler bile var. Halbuki dünyanın en normal erkeği bile evlendiği halde 1 yıl boyunca eşiyle birleşmese o da pasif olur çünkü cinsellik durağan değildir. Helal yolu kapatırsan otomatik olarak harama doğru akar ve bu herkes için geçerlidir. Oyüzden helal yolu kapatmasın. Pasiflerin eşiyle birleşme konusunda korkusu vardır ama bu önemli değildir. Pasifler şunu yapsın:eşiyle önce yatağa uzanıp onun yüzünü öpmeye başlasın ama yalamasın. Bir süre sonra eliyle eşinin memelerini yavaşça ovalasın ama memelere doğru bakmasın. Çünkü eşi kasılabilir eşinin yüzüne baksın. Bir süre sonra eşi iyice gevşedikten sonra eşinin bacaklarını tutup kaldırsın ve vajinaya istediği gibi girip çıksın. Tamamen canı istediği gibi birleşsin. Böylece o da gevşer ve sıkıntılarından kurtulur.
9
Arkadaşlar birçok kişi eşcinsellikten kurtulmaya çalışıyor size tavsiye vermek isterim oturduğunuz yerden şu yanlış düşünceleri değiştirerek kurtulabilirsiniz: erkek eşcinsellerden pasif olanlar yani kendilerine tecavüz edilmesine sessiz kalanlar erkekleri zalim olarak görür ve onlardan korkarlar.içindeki korkuyu yenmeleri lazım.ayrıca pasif olanların pasif olmasının en büyük nedenlerinden biri kadının organını pis olarak ve aktif erkeğin organını temiz olarak görmeleridir. Halbuki bu, bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Kadının üreme organında 2 delik vardır üsttekinden idrar yapar alttakinden ise şevişir. Yani aynı yol değil. Erkekte ise hem sperm hem idrar aynı organdan çıkar. Dolayısıyla temiz olmayan aslında erkektir. Kadın tertemizdir. Aktif erkek ise pasif erkeğe "tecavüz edilmeyi hak ediyor pis herif" diye bakar. Halbuki pis olan kendisidir. Çünkü pasifin makatını yani dışkı çıkan yeri kendi isteğiyle kullanıyor. Pasif onu zorlamıyor . Makat mikrop dolu olduğu için ve orayla aktif olan uğraştığı için asıl pis olan aktiftir. Kadınlar ise lezbiyenlik bataklığına düşebilir. Lezbiyenler erkeği işe yaramaz ve değersiz olarak görür. Halbuki erkek olmadan çocuk yapamazlar ve erkek onu korur. Lezbiyenlerin  birbirlerine karşı da kötü düşünceleri vardır. İşte bu düşünceleri değiştirmedikçe kurtulamazlar.
Ayrıca helal yolu tıkamamak lazım tıkarsanız cinsel istek haram yöne meyleder. Mesela bir çok pasif erkek evlendiğini ama bi türlü birleşemediğini söylüyor ve bundan acı çekiyor. 1 yıl boyunca eşiyle birleşmeyenler bile var. Halbuki dünyanın en normal erkeği bile evlendiği halde 1 yıl boyunca eşiyle birleşmese o da pasif olur çünkü cinsellik durağan değildir. Helal yolu kapatırsan otomatik olarak harama doğru akar ve bu herkes için geçerlidir. Oyüzden helal yolu kapatmasın. Pasiflerin eşiyle birleşme konusunda korkusu vardır ama bu önemli değildir. Pasifler şunu yapsın:eşiyle önce yatağa uzanıp onun yüzünü öpmeye başlasın ama yalamasın. Bir süre sonra eliyle eşinin memelerini yavaşça ovalasın ama memelere doğru bakmasın. Çünkü eşi kasılabilir eşinin yüzüne baksın. Bir süre sonra eşi iyice gevşedikten sonra eşinin bacaklarını tutup kaldırsın ve vajinaya istediği gibi girip çıksın. Tamamen canı istediği gibi birleşsin. Böylece o da gevşer ve sıkıntılarından kurtulur.
10
Ağustos 2019 - Dert Ortağı

 Gözlerimi açtığımda otobüste, kampüsün içerisinden geçerek eve gittiğimi fark ettim. Yaz ayı olmasına rağmen kampüsün içerisindeki ağaçlar bir hayli yaprak dökmüştü ve otobüsün ön camında 3 adet serçeyi otobüsün önüne çarpmamak için kanatlarını çırparken gördüm. Yaklaşık 1 saattir yoldaydım, düşüncelere o kadar dalmıştım ki eve yaklaştığımı o anda fark etmiştim. O sırada düşündüğüm şey, arkadaşlarımın benim üzerimde neden bu kadar tesir ettiğiydi. 1 yıldır görüşemediğimiz bir arkadaşım sabah ortak bir gruba mesaj atmıştı, burada bir düğüne geldiğini ve merkezde buluşabileceğimizi söylüyordu. Hızlıca kahvaltımı yaptım ve kalkıp yola koyuldum. 1 saat kadar yol teptikten sonra oraya vardığımda gelemeyeceğini söylemişti. Kendisi samimi olduğumuz ve ailesinin onu Konya'ya geri çağırmasından dolayı görüşemediğimiz bir kimse. Baya kırılmıştım. Akabinde Mehmet geldi, kendisi de o sebeple oradaydı. O gelmeyince bizde meydanın yanındaki bir kıraathaneye oturup muhabbet ettik.

 Bu aralar Mehmet'e içinde bulunduğum durumdan bahsetmeyi çok istiyorum. Aslında daha öncesinden birkaç sıkıntı yaşadığımı söyleyerek vakıftan onun iznini alarak ayrılmıştım. Buna rağmen muhabbetimiz kaldığı yerden devam edebiliyordu. O süreçte bir çoğu insan bana yüzünü dönerken, Mehmet öyle yapmadı. İşte sırf bu ve birkaç senelik beraberliğimizin getirdiği samimiyete güvenerek acaba anlatsam mı diye düşünüyorum. Şimdi akla iki soru geliyor. Birincisi, önceden anlattığın insanlarla yaşadığın sıkıntıları Mehmet'le de yaşar mıyım? İkincisi ise, neden sosyal çevremdeki birine bunu anlatmayı bu kadar önemsiyorum?

 Birinci sorunun cevabı yok. Şu ana kadar çevremde 5 kişiye bu sıkıntımı açtım ve uzun müddet bok gibi bir ilişkimiz oldu. O yüzden sonrasında ne olacağını bilmiyorum. İkinci sorunun cevabı ise beni bir çıkmaza sokuyor. Hüseyin bey bir keresinde odasına girip "Ben dostumu arıyorum" diyen bir adamla tanıştığını söylemişti. Adamın maksadı onu Allah'a ulaştıracak bir dost aramasıydı. Bu konuyu bahsettiği arkadaşı Hüseyin Kaçın'ın kendisine iyi bir dost olacağını söyleyerek ona yönlendirdiğini anlattı. Aradan 20 küsür yıl geçmiş ve ikisi de o an terapi odasının bekleme salonunda karşımda duruyorlardı. Anılarından ve yaşanmışlıklardan gülerek bahsediyorlardı. Bana dönerek "Sana ne Muhammed ne de Semih yol arkadaşı olur. Onlar seni Allah'a ulaştırmaz, hiç kimse ulaştıramaz, insan kendisi Allah'a ulaşır." dedi. İşte bu konuda çok haklıydı, ben ise derdimi insanlara anlatarak hiçbir karşılık görememiştim. Beni Allah'a ulaştıran, üzerinden geçtiğim bu günah çukurundan hiçbiri beni kolumdan çekip çıkarmadı, buna babam da dahil. Aralarında bana en yakın olan öz be öz olan babam. Diğerleri ise sadece arkadaşlarım. Haliyle Babam durumla biraz daha uğraşmak zorunda ama sadece para vermekle yetiniyor. Ve "Ders takıntılarımın" nasıl olduğunu soruyor. Sonrasında ise Sahabe hayatından nasihat veriyor, siyaset yapıp ülke kurup ülke yıkıyoruz. Benim gibi biri için yeterli mi? Kesinlikle değil.

 Bu konuyla ilgili olarak insanlarla yaşadıklarımı göz önünde bulundurunca böyle bir ihtiyacın hala sönmediği ortada. Çünkü hiç birinden istediğim karşılığı alamadım. Ancak yine aynı yaşadıklarımdan ders çıkarırsam, kimseye anlatmamam gerektiği sonucuna varıyorum. Bir nevi paradoks içerisindeyim.

 Her şeye rağmen şu son haftada benim için iyi gelişmeler oldu. Eşcinsel olduğumu anlattığım ilk arkadaşım olan Eymen ile o günden beri konuşmadığımız halde seneler sonra onun çağırmasıyla bir araya geldik. O gün İstanbul'dan gitmek için akşama bilet almıştım. Evden erken çıkıp bavulumla Hüseyin Beyin yanına, terapi salonundakiler ile muhabbet etmeye gitmiştim. Bekleme odasında tanıştığım insanlarla muhabbet etmek bir hayli zevkli oluyordu benim için. Hepimiz benzer süreçlerden geçmiştik ve her şeye rağmen birbirini anlayıp saygı duyan bir kitle vardı önümde. Dışarıda tanıştığım bir çoğu insandan çok daha samimi geliyorlardı bana. Çünkü hepimizin ortak isteği eşcinselliği yenmekti. 5 6 saat kadar orada takıldım. Akabinde Eymen mesaj atıp nerede olduğumu sordu. Fetihkapı'ya çağırdım onu, surların dibinde küçük ve nezih bir sosyal tesiste oturduk. Aradan onca sene geçmesine rağmen aynı muhabbete kaldığımız yerden devam edebilmek keyfimi yerine getirmişti. Benim zamanında ona anlattığım hadiseyi ne o dile getirdi ne de ben bahsetme gereği duydum. Sonrasında beni gideceğim yere kadar bırakıp yolcu etti. Eymen ile uzun süre nane limon olmuş olsak da o gün ki hareketi benim için yeterliydi. Çünkü beni ben olduğum için seviyordu ve arkadaşlığımızı korumak istiyordu.

 Ayrıca, lisede bir sene aynı evde kaldığımız Macit vardı bir de. Onunla da aynı şeyleri yaşamıştık ve uzun bir müddet konuşmadık. Ancak arkadaş çevresinin buluşmasıyla, ara sıra istemeyerek bir araya gelmemizle birlikte aradaki duvarı kırmıştık bundan birkaç ay öncesine kadar. Kendisi bu yaz yanıma gelip buraları gezmek istediğini söyledi. Haliyle benden korkmayacağının farkına varmış olacak ki benim evime bir iki günlük yatıya geleceğini söyledi.

 Aslında olay çok basite indirgendi. Benim eşcinsel olduğumu söyleyerek ürküttüğüm insanlar, beni ben olarak sevdikleri için geri dönmeye başladı. Ben aslında imtihan edildim. Arkadaşlarını bu denli önemseyen biri olarak, arkaşlarımın beni terk etmesine alıştırıldım. Ve şuan geri dönmeleri yüzümde bir tebessüm bırakmaktan öteye gitmiyor, çekip gittiklerinde beni üzdükleri kadar etkilemiyor. Ve ola ki derdimi yine birine açarsam o kişiden hiçbir medet ummadan bunu başarırsam, işte o zaman eşcinselliği bırakıp karşımdaki insan ile bir dost olarak dertleşebilmeyi öğrenmişim anlamına gelir.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10