Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Bu sayfa benim camim gibi.bu sayfaya girince kendimi buluyorum içim huzur buluyor ibadet gibi.cunku ikinci bir beni inşa etti burası.erkek olmayı adam olmayı baba olmayı öğretti gercek beni öğretti.Burada iki kelam etmek gelen mesajları cevaplamak insanlara yol göstermek umut olmak öyle güzel ki.cok sukur ki Rabbım yol gösterdi bu çatı altında tum duygularımızı paylastık.🙏keske daha cok kendimi ifade etsem ama ancak bu kadar oluyor huseyın hocam :).Evliyim erkeğim babayım kocayım işte bu sayfanın bana hediyesi bu kavramlar.Daha ne diyeyim.Allah razı olsun.
2
27 Mart 2011 Pazar akşamı TV5 Ana Haber Bültenindeki söyleşide
"eşcinsellik hakkında"
gündemdeki eşcinsel olan partili aday adaylarının varlığını konu alarak konuşma yaptı.

https://www.youtube.com/watch?v=tX0T68Pwuq8&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&index=10 linki tıklayınız

https://www.youtube.com/watch?v=knzoJyzDmHk&index=9&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw linki tıklayınız

Konuk: Psikolog Hüseyin KAÇIN
Konu : Kadına dair her şey....
19 Aralık 2012
Çarşamba 12:30


http://www.youtube.com/watch?v=1KHCfOMHkiQ

26/12/2011 tarihli Radikal Gazetesinde sitemiz ve eşcinsel terapiler hakkında
yayınlanan makaleye ulaşmak için tıklayınız

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1073587&Yazar=PINAR_OGUNC&Date=26.12.2011&CategoryID=97#


Psikolog Hüseyin Kaçın, TV 2000’deki “Bugün Kadınlar Ne Konuşuyor” programında kıskançlık ve eşcinsellik hakkında, tartışma yaratacak açıklamalar yaptı. Kıskançlığın yetersizlik olduğunu belirten Kaçın, “O erkeklerin bilinçaltında gizli eşcinsel duygular söz konusudur” dedi.

https://web.archive.org/web/20131020021606/http://www.odatv.com/n.php?n=kiskanc-erkekler-escinselmis-1810131200


Çocuklara cinsel taciz ve tecavüz konusunda yıllardır uğraşan psikolog Hüseyin Kaçın Odatv için şunları söyledi: “Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça kız arkadaşlarının da çocukken taciz yada tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma yada temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

Psikolog Hüseyin Kaçın’ın anlattıklarından çıkardığım önemli nokta ise şu: Özellikle tecavüze uğrayan erkek çocukların topluma tekrar kazandırılması başlı başına bir sorun oluşturuyor. Bunların bir kısmı “eşcinsel” eğilimlere yöneliyor, çoğunlukla da “psikopat” düzeyde insana düşman kişiler oluyorlar. Yaşadıkları travmanın acısını toplumdan çıkarmaya çalışıyorlar.

https://odatv.com/boyle-bir-tablo-varken-ne-kutlamasi-yapacagiz-2004161200.html?fbclid=IwAR16YaAcbg5RDCPHt84PB_cxtoc4KY3kxeQuILG0zKW6HDob8gsIyapN9wg
3
Bizim hikayemiz yorucu uzun bir  o kadarda zordu. Bunları paylaşmak istememin sebebi bizim gibi ailelere ışık tutmak rehber olmaktır. Ben daha 14 yaşındaki oğlumun bir gece eşcinsel olduğunu itiraf ettiği bir anneyim. Bir anda alabora oldu hayatım. Hayatımın en büyük yıkımıydı. O gece gözyaşları içinde sabahlarken bir yandanda araştırmaya başladım. Bir yolu ve çaresi olmalıydı. Onu yalnız bırakmamalı, destek olmalı ve yardım etmeliydim. Araştırmalarımı sürdürürken Hüseyin hocanın bu konuyla ilgili çalışmalarını ve bir tv programını izledim. Anlattıkları bizim durumumuzu özetliyordu. Kendisine ulaştım bana hiçbir şey için geç olmadığını  bir şey söylemek için kendisini görmem gerektiğini söyledi. Böylelikle yabancısı olduğum, içyüzünü bilmediğim ama sonrasında çok şey öğreneceğim o uzun ve yorucu süreç başlamış oldu. Sonraki gün gittik. Yol boyu endişeli ve kaygılı idim. Sonunun nereye varacağını bilmediğim, bitiş çizgisi belli olmayan bir maraton koşusuydu sanki ve ilk terapi. Hüseyin hoca bizi dinledikten sonra bir danışanınıda terapiye dahil etti. Başından geçenleri anlattı ve omuzlarında nasıl ağır bir yük taşıdığımı anladım. Eğer tedavi olunmassa sonu yıkım sonu hüsran ve yalnızlıktı. Güçlü olmam ve nasıl bir yol izlememiz gerektiğini anlattı. Hüseyin hoca bu işe yıllarını vermiş deneyimli bir psikologtu. Haklıydı güçlü ve kararlı olmazsanız bunu aşamazsınız.   Zaman ilerledikçe daha çok şey öğreniyor bilgileniyordum.Oğlum ve onun gibiler daha kendilerini tanımlamadan, internet çukurunda gezinirken karşılarına çıkanların bunun doğuştan olduğunu söyleyen ve sosyal medyayı çok iyi kullanan örümcek gibi ağ kurmuş Lgbt liler olduğunu öğrendim. Dernekler barlar gey siteleri ve daha bir sürü lağım çukuru........  Yani bir çoğu daha ne olduğunu bilmeden birileri onlara bunun doğuştan olduğunu, normal olduğunu ve asla tedavisinin olamayacağını söyleyip destekliyor cesaretlendirip  kendi bataklıklarının en dibine çekiyor. Buna izin vermezdim. Bunu kabullenmek demek aslında onu kaybetmektir. Benim oğlum bu kirli dünyanın içine girmemeli.  Sonra daha çok araştırmaya başladım Dr Joseph Nikolasi'nin onarım terapisi kitabını okudum okudukça sebeplerini ve nasıl bir hastalık olduğunu anladım ama kendisine aydın diyen insanlar bunların hak ve özgürlüklerinin olması gerektiğini savunanlar ayrıca kanayan ve kaynatılan bir yara oldu içimde. Peki din adamları bu işin neresinde,toplumu bu denli tehdit eden koca bir neden, buna dokunan birileri yoktu. Meydanlarda vaatler atan siyasetçiler bu iğrenç yaşamdan tam bir bataklık olan gey barlardan habersizlermiydi.Yoksa herkes bana dokunmayan bin yaşasın mantığında mıydı. Kendime sorduğum sorular farklı olsada, cevapları hep aynıydı. Bunlara kafa yoran ne bir psikolog ne yazar ne din adamı vardı. Ne yazık...........    Çok kötü aşamalardan geçtik.Bize  bunu kabullendirmek için her yolu denedi.kırdı döktü yurda yerleşti,ama büyük bir pişmanlıkla  geri döndü. Bize  dayattığı doğru kabul ettiği yanlışlar yüzünden hem yıprandı hemde yıprattı. Bu yüzden tedavi olmaya tepkiliydi. Ve gey hayatının zararlarını görmeye başlamıştı. Bir gün  tesadüfen birilerine gönderdiği çıplak fotoğraflarını gördüm. Buna benzer bir sürü hata.Bu yaşta bir çocuk bu resimleri kime atar istismar edildiğini düşünerek mahkeme sürecini başlattık. Sonucunda karşımızda görevlendirilen psikologlar gördük. Ben gerekçelerimizi sunarken o karşılıklı diyalog diyordu. Hangi diyalogsuzluk onu  böyle şeyler yapmaya  itebilir. Gördüm ki bu konu hakkında, benden fazla şey  bilmiyor. Sonuç yine boş. Peki şuan mücadelenin neresinde diye sorarsanız  mücadeleye devam ediyoruz.   Ben  şu  kanıya vardım. Bir  insan  iyileşmek istemiyorsa ne ilim adamı, ne bilim adamı, onu  iyileştiremez. İslam'da  bilimde asıl olan samimiyettir. Babası bir peygamber  olmasına rağmen, hz Nuh'un  oğlu  kâfirlerden oldu..... Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz Muhammed'in  amcası  ebu lehep  Hz Muhammed'in  tüm çabalarına rağmen cehennemliklerden oldu. İYİ  YADA KÖTÜ  İNSAN  YOKTUR  İYİYE  YADA KÖTÜYE  MEYİLLİ  İNSAN  VARDIR  VE  KURTULUŞTA  BU  YOLLADIR  çünkü bu maddenin evrenin  doğası  ALLAH'IN  koyduğu  nizamdır...............
 
4
12-13 YAŞLARINDA KIZ ÇOCUĞUNA SAHİP EBEVEYNLER NELERE DİKKAT
ETMELİ?
Psk.Çiğdem Alparslan
12-13 yaşları, özellikle kız çocuğu sahibi ebeveynler ve kızları için ayrı bir önem taşır. Bu
yaşlarda erkek çocuğu sahibi olan ebeveynler hala bir “çocuğa” sahip olmanın sükunetini
yaşarken, kız evlat sahibi anne ve babalar ergenlik döneminin ilk zorlukları ile karşılaşmaya
başlamıştır bile. Kızlar, erkek akranlarından çok daha önce ön ergenliğe adım atar ve
gelişimlerini onlardan daha hızlı tamamlarlar. Kız çocukları 12-13 yaşlarına doğru
çocukluktan uzaklaşarak ön ergenlik evresine girerler. Ön ergenlik evresi, çocukluktan
ergenlik dönemine geçişte bir basamaktır. Bu evrede çocuk fiziksel olarak hızla büyür ve
yavaş yavaş bir yetişkin görünümü almaya başlar. Ön ergenlik evresi kız çocuğunun ilk adet
görmesi ile, yerini ergenlik dönemine bırakır.
Ön ergenlik döneminde kız çocuklarının yaşadığı en büyük problem bilgisizliktir
Genç kızların pek çoğu ön ergenlik döneminde yaşadıkları fiziksel değişiklikler hakkında
yeterince bilgi sahibi değiller. Anneler ise, bazen kendi bilgilerinin yoksunluğu nedeniyle
bazen de kendi yaşantıları neticesinde edinmiş oldukları olumsuz tutumlar sebebiyle kızlarına
yardımcı olmakta yetersiz kalıyorlar. Oysa ki bu evrenin sağlıklı atlatılması çocuğun
duygusal, sosyal ve ahlaki gelişimi için hayati önem taşır. Ebeveynin yanlış tutumu veya bilgi

eksikliği çocuğun ruh sağlığını bozabilmekte, kişilik bozukluklarına neden olabilmektedir.
Ayrıca ön ergenlik dönemi ilköğretim 6.sınıfa rast gelmektedir. Bu dönemde çocuğa gereken
desteğin verilmemesi okul başarısını da etkilemektedir.
Ön ergenlik döneminde görülen fizyolojik değişiklikler
 Göğüsler büyür. Gövde irileşir ve hatlar yuvarlaklaşır.
 Vücutta tüylenme başlar.
 Hızlı kilo artışını genellikle regl izler. Kız çocuklarında aybaşı kanamasının
gerçekleşebilmesi için vücutta belirli bir miktarda yağ depolanması gerekmektedir. Bu
sebeple genç kızların bu dönemde kilo almaları normaldir.
 Cilt yağlanır. Hormon seviyesindeki artıştan dolayı deri problemleri, sivilceler,
görülebilir.
 Ten parlaklaşır.
 Yüzün şekli değişir.
 Ergen hızlı büyümenin neticesinde özelikle kol ve bacaklarında ağrı hissedebilir
Bilgisizlik, ilk adet görme sırasında genç kızın ruh sağlığını bozuyor
Pek çok genç kız regl dönemiyle ilgili hiçbir şey bilmedikleri için, ilk adet gördüklerinde
büyük bir korkuya kapılmaktadır. Çevrelerinde açılacakları kimseyi bulamadıkları zaman,
daha vahim durumlara düşebilmekteler. 19 yaşındaki M. ilk adet gördüğü zaman ölümcül bir
hastalığa yakalandığını zannetmiş. M., ilk adet şokunu “ağlayarak annemin yanına koştum,
neredeyse bayılmak üzereydim” diye anlatıyor.
Kız çocukları ilk cinsiyet bilgilerini genellikle akranlarından alırlar. Eğer ebeveyn çocuğu
aydınlatmamışsa, çocuk yanlış bilgi edinebilir. Bu da onu çeşitli endişelere sevk eder. 13
yaşında ilk kez adet gören D.’nin söyledikleri yanlış ve eksik bilginin vehametini gözler
önüne seriyor: ”Adet görmenin ne demek olduğunu biliyordum.Bir arkadaşım adet gördükten

sonra çocuğum olabileceğini söylemişti. Ben de ilk adet gördüğümde,hemen bebek sahibi
olacağımı zannettim.3-4 ay bu endişem devam etti.”
Ergenlikle ilgili bilgiler ne zaman ve nasıl verilmelidir?
Her bir kız çocuğu farklı zamanda ergenliğe girdiği için, cinsiyet eğitiminin zamanı kişiden
kişiye değişmektedir. Mesela 14-15 yaşına geldiği halde fiziksel ve duygusal açıdan
gelişmemiş bir çocuğa yaşına bakarak adet görme ile ilgili bilgilerin verilmesi yarardan çok
zarar getirir.Çocuk duygusal olarak hazır olmadığı için iç dünyası sarsılabilir. Genç kızın
cinsiyet eğitimi aşamalı olarak,acele etmeden verilmelidir. Birdenbire anlatılan bilgiler
çocukta korku ve heyecan yaratabilir. Ön ergenlik döneminde, ergen cinsel konulara merak ve
ilgi gösterir. Çocuğunuzda bu ilginin başladığını hisseder hissetmez, cinsiyet bilgilerini
aşamalı olarak vermeye başlayın. Çocuğun bu ilgisi ayıplanmamalı yahut görmezden
gelinmemelidir. Çocuk merak ettiği şeyleri sorması için teşvik edilmeli fakat cevap verirken
yeni merakların uyandırılmamasına dikkat edilmelidir. Sorularına cevap verirken biyolojiden
yararlanılabilir. Mesela, insanın üremesine geçmeden önce hayvanlardan örnekler verilebilir.
Anneler kızlarıyla konuşmaktan çekiniyorlar
Cinsiyet bilgilerinin anne tarafından verilmesi gerekir. Fakat ne yazık ki ülkemizde
kadınların pek çoğu ergenlikle ilgili yeterince bilgi sahibi olmadığı için çocuğunu
bilgilendirmede yetersiz kalmaktadır. Annenin çocukla konuşmadan önce konunun, fizyolojik
boyutu hakkında bilgi edinmesi faydalı olacaktır. Özellikle yeterli öğrenime sahip kızlara,
konu bilimsel bir şekilde aktarılmalı, sağlıkla ilgili sonuçlarına dikkat çekilmelidir. Kendi
genç kızlık dönemlerinde yeterince bilgilendirilmemiş, cinselliği kötü, ayıp bir şey olarak
gören anneler, kızlarıyla konuşmaktan çekinirler ya da utanırlar. Çocuk aydınlatılırken anne
bu utancını, olumsuz duygularını kesinlikle çocuğa yansıtmamalıdır. Eğer bu konuda anne,
kendisinden emin değilse, çocuğun sevdiği ve güvendiği bir yetişkin tarafından
bilgilendirilmesi daha faydalı olur.

Kızıyla yakın ilişki kurabilen, onun güvenini kazanmış, korkularını, ilgilerini, ihtiyaçlarını
tanıyan bir anne cinsiyet eğitimini verirken hiçbir zorluk yaşamayacaktır. Bir çok genç kız ilk
adet gördüğü zaman annesinden tokat yediğini ve erken adet gördükleri için suçlandıklarını
belirtmektedir. Bu tip davranışlar telafisi imkansız problemlere neden olur.
Çocuğunuzun büyüdüğünü kabul edin
Ergenliğin en önemli özelliklerinden biri, yetişkinliğe geçişte bir basamak olmasıdır. Genç
kızlar bir yetişkin gibi davranarak, çocukluktan kurtulmaya, bağımsız olmaya çalışırlar. Bazen
anne babalar çocuklarının büyüdüğünü kabul etmek de zorlanırlar. Bu dönem de genç kızlara
çocuk muamelesi yapmak, onları kızdırır ve daha fazla asi olmalarına sebep olur. Özellikle
annenin kızının üzerine fazla düşmesi, onun çocuksu davranışlarını besleyip, bağımsız
hareketlerini aşırı sınırlaması genç kızın çocuksu bir kişilik geliştirmesine sebep olur.
Baskıyla yetişen kızların özgüvenleri zayıf oluyor
Kız çocuklarının en belirgin özellikleri; beğenilme ve dikkat çekme arzularıdır. Bu arzu
onları süslenmeye, güzel giyinmeye, dikkati çekici davranışlar da bulunmaya; abartılı gülme,
aşırı hareketlilik, ağlama gibi, iter. Çocuğun bu tür davranışlarını olağan görmeli, aksi yönde
davranması için baskı yapmamalıdır. Toplumumuzda genç kızların, genç oğlanlara göre daha
fazla baskıya uğradıkları bir gerçektir. Fakat baskıyla yetişmiş kızların özgüvenleri zayıf olur.
Ailelerinde bulamadıkları ilgi ve hoşgörüyü dışarıda arama ihtiyacı duyarlar. Bu da onları
yanlış yollara itebilir. Anneler kız çocuklarının ihtiyaçlarına duyarlı davranmalı, onların
makul isteklerini yerine getirmekte tereddüt etmemelidir. Eğer çocuk sizin ona benimsetmek
istediğiniz değerlere aykırı bir istekte bulunursa , konuşarak bu isteğini makul seviyeye
çekmeye çalışın. Mesela, genç kız makyaj yapmak hususunda ısrar ediyorsa, ara sıra evin
içinde ya da arkadaşları eve geldiğinde makyaj yapmasına izin verebilirsiniz.
Çocuğunuzun arkadaşlarını tanımaya çalışın

12-13 yaşlarındaki kız çocukları anne-babalarına karşı daha tenkitçi olmalarına rağmen, bir
yetişkini, çoğunlukla bir öğretmenini, kendisine örnek alır. Arkadaşlık ilişkileri de zamanla
önem kazanmaya başlar. Bu yaşlardaki kızlar genellikle kendilerini tamamlayıcı arkadaşlar
edinirler.Örneğin iki arkadaştan biri baskın diğeri daha silik olur. Bu nokta da aile arkadaş
seçiminde kızlarını iyi takip etmelidir. Erken olgunlaşan kız çocukları kendilerinden daha
büyük yaştaki kızlarla arkadaşlık etme eğiliminde olurlar. Bu da genç kızın tehlikeli şeyleri
tecrübe etmesine neden olabilir. Mesela, daha büyük yaştaki kızın erkek arkadaşı varsa,
çocukta, bir erkek arkadaş edinmek isteyebilir. Çocuğun kendisi gibi erken olgunlaşmış bir
yaşıtı ile arkadaşlık etmesine ortam hazırlayarak, bu problemi ortadan kaldırmanız
mümkündür.
12-13 yaşlarındaki kız çocukları, kendi hemcinsleri ile vakit geçirmekten hoşlanırlar. Erkek
arkadaşları ile bir arada olmaktan kaçınırlar. Orta okul öğrencilerinin genellikle karşı cinsten
biriyle oturmak istememelerinin nedeni budur. Fakat ergenlikle birlikte bu durum tersine
döner. Her ne kadar erkek arkadaşlarından uzak dursalar da, kız çocukları genellikle bu
yaşlarda ilk kez aşık olurlar. Çocuğun aşkı cinsel bir mahiyet taşımaz. Bu yüzden anne-
babaların endişelenmeleri yersizdir. Çocuk aynı hisleri bayan bir öğretmenine karşı da
duyabilir. Yalnız çocuk kendisinden birkaç yaş büyük bir erkeğe ilgi duyuyorsa ve onunla
görüşüyorsa, bu durumda çocuğun münasebetine müdahale etmek gerekir.
Kız çocuklarına sağlam bir ahlak anlayışı kazandırılmalıdır
Toplumumuz da genç kızların iffetini korumak için aileler baskı ve tehdit yoluna
başvurmakta. Oysa düşen kızların çoğu baskıcı veya ilgisiz ailelerden çıkmaktadır. Bunun
yerine, çocuğunuza ahlaki değerleri benimsetip, ona güvendiğinizi sık sık hissettirmelisiniz.
Anne-babasının ona güvendiğini hissederek büyüyen bir genç, asla onları hayal kırıklığına
uğratmayacaktır.

Kız çocuğunu korumanın en iyi yolu, ona sağlam bir ahlak anlayışının kazandırılması ve
cinsel konularda yeterince aydınlatılmasıdır. Genç kıza, insanların ona nasıl art niyetle
yaklaşabilecekleri, toplum kurallarına aykırı hareket ettiğinde karşılaşacağı güçlükleri, bir çok
erkekle duygusal ilişki kuran kızların evliliklerinin sağlam olmayacağı, bir kadının
duygularına hakim olduğu ölçüde değer kazandığı, evliliğin ne kadar önemli olduğu gibi,
konular yeri geldiğince anlatılmalı ve genç kızda kendisini koruma bilinci oluşturulmalıdır.
Orta okul ve lisede kız çocukları erkek çocuklarından daha başarılı oluyorlar
Kız çocuklarının erkek çocuklarından daha erken ve daha hızlı gelişmesi, aynı sınıfta okuyan
kızların erkek akranlarından daha başarılı olmasını sağlıyor. Ergenlikle birlikte zihni
kapasitede artış olur. Mesele kız çocukları pek çok şeyi daha rahat hafızalarında tutar, dili
daha iyi kullanır, okudukları konuları rahatça anlarlar. İlköğretim 6.sınıfa başlayan bir kız
çocuğu yavaş yavaş meslek seçimi hususunda yönlendirilmeli, eğitim hayatıyla ilgili amaçlar
saptanmaya başlanmalıdır. Çocuğa akademik bir hedef konulması, ilgisinin okul başarısı
üzerinde tutulması ve bu yönde desteklenmesi faydalı olacaktır. Eğer çocuğun yetenekleri
akademik yönde değilse, eğitimine el sanatları, çocuk bakımı, ev yönetimi,spor, sanat gibi
alanlarda devam etmesine imkan sağlamalıdır.
5
Psikolog Çiğdem Alparslan KARAKUŞ / AKRAN BASKISI NEDİR?
« Son İleti Gönderen: bureax 11 Aralık 2018, 20:58:27 »
AKRAN BASKISI NEDİR?

Ebeveynleri, sık sık çocuklarının yanlış arkadaş seçimlerinden ya da arkadaşlarının
teşviki ile yaptığı hatalı davranışlardan söz ederken duyarız. Peki çocuk ve gençler
neden akranların etkisiyle hata yaparlar.
Akran baskısı kişinin, yaşıtları tarafından kendilerine benzer şekilde davranması için
zorlanmasıdır. Akran baskısında kişi, davranış, değer ve inançlarını grubun normlarına uygun
şekilde değiştirmesi için etkilenmeye çalışılır ya da buna zorlanır. Kişi, grup tarafından
dışlanmamak, onay almak, gruba aidiyet hissetmek ya da alay edilmemek için akran baskısına
boyun eğer.

Akran baskısı en çok ergenlikte görülür

Akran baskısı her yaşta, hatta yetişkinler arasında bile, görülür. Mesela, 6 yaşındaki
çocuğunuz, arkadaşlarının “hadi zillere basıp kaçalım” teklifine, bunu yapmak istemediği
halde boyun eğebilir Fakat ergenlik dönemi, gençlerin hayatında, arkadaşlık ilişkilerinin ön
plana çıktığı, bir gruba dahil olmanın, akranları tarafından onay görmenin çok önem
kazandığı bir dönemdir. Bu yüzden araştırmalar en çok ergenlerin akran baskısına maruz
kaldığını göstermektedir.

Akran baskısı negatif ya da pozitif yönde olabilir

Yaygın inancın aksine akran baskısı her zaman için olumsuz bir durum değildir. Eğer
gencin olumlu değerlere sahip bir akran grubu varsa, yapmak istemediği ama kendisine iyilik
getirecek bir davranışı yapmaya zorlanabilir ya da kötü bir şey yapmasına engel olunur.
Örneğin, gencin grup tarafından kendisine yararlı olacak spor faaliyetine ya da bir kursa
katılmaya zorlanması gibi.
Akran baskısı negatif yönde olduğu zaman genç bu durumdan zarar görebilir ya da bir
başkasına zarar verebilir. Sigara gibi madde alışkanlığı edinme, kişinin sağlığını ya da
hayatını riske atacak davranışlar yapma, suç işleme, okul kurallarına uymama ,okuldan
kaçma, aile ve toplumla sık sık başın derde girmesi gibi sonuçlar doğurabilir.
Ebeveynler çocuklarına nasıl yardımcı olabilir?

 Kendine güvenen kişiler akran baskısına daha az boyun eğerler. Çocuğunuzun
kendine güvenini geliştirmeye çalışın.
 Çocuklarınıza düşüncelerinin, değer ve inançlarının arkasında nasıl duracaklarını
öğretin. Bunu, onlara örnek olarak yapın.
 “Hayır” deme becerisi kazanmasını sağlayın. Bu becerinin gelişmesi için örnek
senaryolar bulup, uygun davranışlar üzerine konuşun hatta bunu canlandırın. Mesela,
“Bir arkadaşın, yazılıda kopya çekmenizi teklif etti. Ne hissedersin? Kopya çekmek
ne gibi sonuçlar doğurur? Onu uygun şekilde nasıl reddedersin? gibi.
 Negatif akran baskısının ne olduğunu anlamasına yardım edin.
 Düzenli aile faaliyetleriniz olsun; pikniğe gitmek, birlikte bir aktiviteye katılmak
gibi. Bu çocuğunuzla daha fazla zaman geçirmenizi ve yakınlaşmanızı sağlayacaktır.
 İyi arkadaşlar edinmesini teşvik edin. Çocuğunuz küçük ise, etrafındaki iyi çocukları
evinize çağırın, onlarla arkadaşlık yapmasını sağlayın.
 Arkadaşlarını ve ailelerini tanıyın. Onları evinize davet edin.

 Çocuğunuzun nerede olduğunu ve ne yaptığını bilin.
 Çocuğunuz olumsuz bir arkadaş edindiyse, o arkadaşını eleştirmek iyi bir fikir
değildir. Bunun yerine olumsuz bulduğunuz davranışları tartışın. Mesela; bir
çocuğun annesine yalan söylemesi doğru mu sence? gibi.
 Kendine güvenli davranışlarını övün. Unutmayın ki, övülen bir davranışın
tekrarlanma ihtimali çok yüksektir.
 Çocuğunuzun kendine güven problemi olabilir. Grup tarafından dışlanmamak için,
her şeye evet demek gerektiğine inanıyor olabilir. Onun,kendine güvenli
davrandığında gruptan dışlanmayacağını bilakis, insanların ona daha çok saygı
duyacağını örneklerle anlamasını sağlayın.
 Çocuğunuz tüm çabalarınıza rağmen yanlış arkadaşlar edindiyse, şunları göz önünde
tutun:
- İnsanlar arkadaşlarını rastgele seçmezler, kendilerine benzer kişilerle arkadaşlık
etme eğilimindedirler. Çocuğunuza verdiğiniz değer ve inançları gözden geçirin.
- Çocuğunuz dikkat çekmek için yanlış arkadaşlar edinmiş olabilir. Bunun için onunla
yakınlaşmaya çalışın.

Psikolog Çiğdem Alparslan Karakuş
6
Psikolog Çiğdem Alparslan KARAKUŞ / ÇOCUĞUM ÇOK UTANGAÇ!
« Son İleti Gönderen: bureax 11 Aralık 2018, 20:58:16 »
ÇOCUĞUM ÇOK UTANGAÇ!

Çocuğum arkadaşlarıyla birlikteyken,oyuna katılmak yerine,kenarda kalmayı tercih ediyor
Yeni insanlarla tanışması gereken durumlarda,huysuz,huzursuz ve isteksiz
Yeni ortamlara girmekten kaçınıyor ya da yeni sosyal ortamlarda donakalıyor
Derste tahtaya kalmaktan veya söz almaktan çekiniyor
Kalabalık bir ortamda konuşması gerektiği zaman sesi titrek,tereddütlü ve çok az çıkıyor
Eve gelen yabancılar,onu korkutuyor
Telefonda biriyle konuşmaktan kaçınıyor
Yeni ortamlarda çok sessiz ve çekingen
Hakkını aramak yerine,ortamdan kaçmayı tercih ediyor
diyorsanız çocuğunuzun aşırı utangaç olduğunu söylemek mümkündür.
Utangaçlık nedir?
Utangaçlık,yeni bir sosyal uyarıcı karşısında kullandığımız bir adaptasyon yöntemidir.Yani
kişi,yeni bir sosyal durumla karşılaştığında,hemen ortama uyum sağlayamaz.Uyum sağlamak
için,yeni durum hakkında gözlem yapması,mesela,insanları tanıması,ortamın gereklerini
anlaması,nasıl davranması gerektiğiyle ilgili bir strateji belirlemesi gerekir.İnsanlar,yeni
sosyal durumlarda utangaç veya çekingen davranarak bir nevi davranış stratejisi belirlemek
için zaman kazanmış olurlar.Bu anlamıyla utangaçlık her zaman olumsuz bir duygu değildir.
Utangaçlık ne zaman bir sorundur?
Utangaçlık yeni sosyal uyaranlara karşı bir adaptasyon yöntemi olarak kullanıldığında bir
problem değildir.Çocuklar,yeni durumlarda,kendilerini geçici olarak ortamdan çekerek
kontrol hissi kazanmaya çalışırlar.Mesela;eve gelen bir yabancı karşısında,çocuğun çekingen

davranması normaldir.Bir müddet çocuk gözlem yapar,iletişim için küçük sinyaller gönderir
ya da karşı taraftan gelen sinyallere cevap verir.Mesela;ismi sorulunca cevap vermesi,yaşı
sorulunca cevap vermesi ya da çocuğun,yabancıya soru yöneltmesi gibi.Fakat,çocuğun
çekingenliği sürekli ise,utangaç davranışları her ortamda devam ediyorsa ve gündelik hayatını
etkiliyorsa utangaçlık bir problem olmaya başlamış demektir.
Neden utangaçlık bir problemdir?
 Utangaç insanlar,yaşamları boyunca karşılarına çıkan pek çok fırsatı,sadece utangaç
oldukları için kaçırabilirler.Bu da başarısızlığı,dolayısıyla mutsuzluğu beraberinde
getirir.
 Çocuğunuzun çok yetenekli veya zeki olduğunu düşünün.Fakat aşırı utangaç olduğu
için zeka ve yeteneğini ifade etmekte güçlük yaşayacaktır.
 Aşırı utangaç çocuklar yeterince arkadaş edinemedikleri için daha yalnız kalırlar ve
sosyal gelişmeleri an alt seviyede kalır.
 Utangaç çocuklar,sosyal ortamlardan kaçındıkları için,öğrenmeleri sınırlı kalır.
 Toplumumuzda çekingen çocuklara sempatiyle bakılır. “Çok mahcup bir delikanlı” ya
da “çok hanım bir kız” gibi ifadelerle,çoğu zaman takdir edilir.Her ne kadar
yetişkinler,utangaçlığı olumlu bir duygu olarak görseler de,çekingen çocuklar bu
durumdan hiç de memnun değildir.Araştırmalar,utangaç çocukların öz değerlerinin
düşük olduğunu göstermiştir.Yani,utangaç çocuklar,kendilerini daha az sevmekte ve
kendilerine daha az saygı duymaktadır.
 Utangaç çocukların yaşıtlarınca dışlanması daha olasıdır.Çünkü,çocuğu sosyal beceri
eksikliği,gruba karşı soğuk ve mesafeli durması,diğer çocukların onu,arkadaşlık
edilmeyecek biri olarak algılamasına neden olabilmektedir.
Neden bazı çocuklar aşırı utangaçtır?

 Utangaçlık,genetik olarak aktarılabilen bir özelliktir.Eğer ebeveynlerin biri utangaç
ise,çocuğunda utangaç olma ihtimali vardır.Bazı çocuklar doğuştan,sosyal ortamlara
ve değişikliklere karşı daha duyarlıdır.Mesela,uyurken aşırı irkilen,dış uyaranlara karşı
hassas olan bebekler,ileriki yıllarda daha utangaç olabilmektedir.Yine de daha
çekingen karakteri olan çocuklara sosyal beceriler kazandırılarak,bu problemi aşmak
mümkündür.
 Çocuklar anne-babalarını taklit ederek,çevrelerindeki dünyayı tanırlar.Eğer
ebeveynden biri utangaçsa,çocuk ebeveyninden utangaç davranış kalıplarını
öğrenebilir.Mesela;anne,hoşlanmadığı birini yolda gördüğü zaman,yolunu
değiştiriyorsa,çocuk bundan “hoşlanmadığın durumlarda kaçmalısın” neticesine
varabilir.
 Oto kontrolü cezalandırılan ya da engellenen çocuklar daha utangaç olurlar.Sürekli
kontrol altında tutulan,kendi başına karar vermesi engellenen ya da desteklenmeyen
çocuklar daha utangaç olurlar.
 Sürekli eleştirilen çocuklar,öz güvenlerini kaybettikleri için utangaç olurlar.Ayrıca
sürekli eleştirilen bir çocuk,bir müddet sonra,her kesin onu eleştirdiği duygusuna
kapılır.Hata yapma ve eleştiri alma korkusu çocuğu sosyal ortamlardan çeker.
 Sosyal becerilerin öğretilmediği çocuklar,nasıl davranacaklarını bilmedikleri için
çekingen olabilirler.Mesela,yeni bir insanla nasıl tanışılacağı ya da bir oyun grubuna
nasıl katılabileceği öğretilmeyen bir çocuk,ortama adapte olmakta güçlük çekecektir.
Utangaç çocuğuma nasıl yardımcı olabilirim?

1. Çocuğunuzu tanıyın ve kabul edin.Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarına karşı
duyarlı olun.Çocuğunuzun ona saygı duyduğunuzu bilmesi,kendisini daha
güvende hissetmesini sağlayacaktır.

2. Çocuğunuzun öz değerini besleyin.Kendisi hakkında olumlu duygular
besleyen çocuklar,utangaç olmazlar.Çocuğunuzun kendisi hakkında olumlu
hisler beslemesini sağlayın.Ebeveynler çocuklarının hatalarını sıklıkla
eleştirdikleri halde,güzel davranışlarını övmekte aynı duyarlılığı
göstermezler.Çocuğunuzun sizde olumlu hisler uyandırdığı zamanlarda bunu
ona açık bir şekilde söylemekten kaçmayın “bana masayı kurarken yardım
etmen çok hoşuma gidiyor” ya da “dolaptan bir şey almadan önce bana
sorman,sana olan güvenimi artırıyor”gibi.Başarılarını ve güzel davranışlarını
övmekten çekinmeyin.
3. Çocuğunuzu suçlayıcı veya utandırıcı konuşmayın.Çocuğunuz hata yaptığı
zaman tabi ki onu uyarmalı ve aynı zamanda doğru olan davranışı
göstermelisiniz.Fakat bunu yaparken,çocuğu suçlayıcı ve utandırıcı
konuşmamaya özen gösterin.Mesela, “ne kadar dağınık ve tembel bir
çocuksun” yerine; “odanın daha derli toplu olmasını isterim,yerdeki eşyaları
yerine yerleştire bilirsin öyle değil mi?” gibi.
4. Özellikle ona sosyal ortamlarda iltifat edin.Sosyal becerilerini kullandıkça
takdir edin.Mesela;Bir arkadaşına telefon açıp,ödevi hakkında soru
sorduysa,ya da telefon açtığında arkadaşının annesine kendisini tanıttıysa
“seninle gurur duyuyorum.Gerçekten telefonda insanın önce kendisini
tanıtması çok güzel bir davranış ya da arkadaşını arayıp ödevini öğrenmem çok
güzel” şeklinde geri bildirimde bulunun.Bu yaparken,iltifat ettiğiniz davranışın
ne olduğunu açık bir şekilde dile getirin.Yani sadece, “arkadaşını araman iyi
oldu”demek yeterince açık bir geri bildirim değildir.
5. Çocuğunuza sosyal becerileri kazandırmaya çalışın.Bunu için çocuğunuza
iyi bir örnek olun.Mesela;yolda bir arkadaşınızı gördüğünüzde ona ilk önce siz

selam verin.İnsanlara cana yakın ve güler yüzlü davranmaya
çalışın.Çocuğunuz da bu davranışları gördüğünüzde takdir edin.Görgü
kurallarını ve nerde nasıl davranması gerektiğini ona anlatın ve gösterin.
6. Çocuğunuzu yeni bir sosyal ortamın içine atarak ona,sosyal beceri
kazandıramazsınız.Önce çocuğunuzun kendisini güvende hissetmesine
yardımcı olun.İlgisini çekecek bir konu bularak,sosyal ilişkiye girmesini
sağlayın.Örneğin;pek çok ebeveyn,çocuğa sosyal beceri kazandırma adına,eve
gelen yabancıya hoş geldin demesi ya da elini öpmesi için
zorlamaktadır.Çocuk bu yabancıyı tehdit olarak algılıyor olabilir.Bunu yerine
önce yabancı hakkında bilgi verilmeli,“Ona hoş geldin demek ister misin?”
gibi çocuk zorlanmadan,yumuşak bir şekilde teşvik edilmeli ya da “bak bu
amca bir veteriner,ona kuşun hakkında bir şeyler sorabilirsin?” gibi ilgi
yaratılmaya çalışılmalıdır.
7. Çocuğunuzla sokakta yürürken ya da bir topluluk içindeyken
başkalarının davranışlarını eleştirmeyin.Bu durum çocukta,başkaları da
beni eleştirebilir korkusu yaratabilir.
8. Çocuğunuza kendisine ve başkalarına karşı daha toleranslı olmayı
öğretin.Utangaç çocuklar,hem kendilerini,hem de başkalarını katı bir şekilde
eleştirirler.Ona hata yapmaktan korkmamayı öğretin.Başkalarının da hata
yapabileceklerini fakat bunun onları kötü bir insan yapmadığını
anlatın.Çocuğunuzu veya bir başkasını eleştireceğiniz zaman,kişiliğini değil
davranışını eleştirin.Örneğin,kavga eden bir insan hakkında “ne kadar
saldırgan ve geçimsiz biri” demek yerine “bu şekilde kavga etmesi hiç hoş
değil” diyerek,sadece davranışını eleştirebilirsiniz.

9. Utangaçlığın her zaman kötü bir şey olmadığını unutmayın.Bazı çocuklar
dikkatleri üzerinde toplamaktan hoşlanmazlar.İffet ve tevazudan kaynaklanan
utangaçlık istenilen ve olması gereken bir özelliktir.

Psikolog Çiğdem Alparslan Karakuş
7
Psikolog Çiğdem Alparslan KARAKUŞ / ÇOCUĞUM OKULDA NEDEN BAŞARISIZ
« Son İleti Gönderen: bureax 11 Aralık 2018, 20:58:03 »
ÇOCUĞUM OKULDA NEDEN BAŞARISIZ ?

Bazı öğrenciler vardır, aileleri okulu ziyarete gittiklerinde hep övgüyle dönerler. Bu çocuklar
eğitimlerinde istenilen davranışları kazanmış , beklenen akademik başarıyı göstermiş
çocuklardır. Bunun yanın da kimi öğrenciler vardır ki, hemen hemen tüm derslerden başarısız
olurlar. Gelişim düzeylerinin gerektiği bilgi ve beceriyi edinemezler. Pek çok veli ve hatta
eğitimci öğrencilerin okul başarısındaki farklılıklarını zeka düzeylerindeki farklılıktan
kaynakladığına inanır. Fakat yapılan araştırmalar, başarılı ve başarısız öğrencilerin zeka
düzeyleri arasında bir fark olmadığını göstermektedir.
Okul başarısızlığı nedir?
Okul başarısı, öğrencinin bulunduğu sınıf ve derse göre hedeflenen bilgi, beceri ve
davranışları kazanmasıdır. Başarısızlık ise, en az bir öğretim dönemi boyunca süren, hemen
hemen her dersten, gelişim düzeyinin ve yeteneklerinin çok altında başarı göstermesi ve bu
durumu bir türlü telafi edememesidir.
Okul başarısızlığının belirtileri nelerdir ?
- Sık sık öğretmeninden, çocuğunuzun derste başarısız olduğuna dair uyarı alıyorsanız;
- Saatlerce çalıştığı halde, çocuk konuları anlamadığından şikayet ediyorsa;
- Çalışmaya harcadığı zamanın karşılığı olan notları alamıyorsa;
- Ödevlerini baştan savma yapıyorsa;

- Sınıfta derse katılmıyorsa;
- Çocukta amaç ve değer eksikliği varsa;
- Sınıfta çok sessiz ve uslu ya da çok gürültücü ve yaramaz ise;
çocuğunuzun okul başarısı düşük demektir.
Anne- baba çocuğun başarısızlığının nedenlerini bulmaya çalışmalıdır
Okul başarısının düşük olmasının pek çok sebebi vardır. Her çocuk farklı sebeplerden
dolayı beklenilen başarıyı yakalayamayabilir. Öncelikle ebeveyn, çocuğunun başarısız
olmasının altında yatan sebepleri araştırmalı ve çocukla birlikte çözüm yolları bulmaya
çalışmalıdır. Eğer çocuğunuzun başarısızlık nedeni, normal zihinsel gelişiminde geri
kalması ise, ebeveyn sabırlı olmalı, çocuğun ilgi, yetenek, zeka ve becerilerini iyi
gözlemlemeli ve gerek gördüğü takdir de bir uzmandan yardım almalıdır.
Çocuk okulda neden başarısız olur ?
1. Okul başarısı için zihinsel olgunluk tek başına yeterli değildir. Duygusal olarak
henüz olgunlaşmamış çocuklar, kendilerine bir hedef koymada güçlük çekerler ya
da okul ortamının gerektirdiği sosyal becerileri edinemedikleri için okulda
bulunmaktan zevk almazlar. Bu tip çocuklar okuldan kaçma davranışı
gösterebilirler.
2. Çocuğun kendisini nasıl algıladığı okul başarısı için önemli bir faktördür. Çocuk
yeteneksiz veya aptal olduğunu düşünüyor olabilir. Ya da tam olarak kendisini
değerlendiremediği için ne yapmak istediğine karar vermekte güçlük çekebilir. Bu
sebeple kendisine bir hedef koyma da yetersiz kalır.
3. Bazı çocuklar öğrenmek için daha kontrollü bir ortama ihtiyaç duyarlar. Bu
çocuklara neyin, nasıl yapılacağı basamak basamak anlatılmalıdır.
4. Ders çalışma alışkanlığı kazanamamış öğrenciler başarısız olurlar.

5. Anne-babanın okula ve öğrenmeye karşı tutumu çok önemlidir. Okula ve
öğrenmeye karşı olumsuz yaklaşan, eğitim hayatını gereksiz gören ebeveynler,
çocuklarına farkında olmadan negatif duygular aşılamaktadır.
6. Sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocukların öz değerleri düşük
olur. Öz değeri düşük bir öğrenci kapasitesinin altında performans sergiler.
7. Anne-babanın, çocuğun kapasitesinin üzerinde başarı beklentisi, çocukta kaygı
yaratır. Çocuk başarısız olmaktan o kadar çok korkar ki, sonunda başarısız olur.
Yine, anne-babanın düşük başarı beklentisi çocuğun motivasyonunu düşürür.
8. Anne-baba arasında sağlıklı bir ilişkinin olmaması, evde huzursuz ve kaygı verici
bir ortamın olması, çocuğun zihnini sürekli meşgul eder. Duygusal gerilim
içindeki çocuk okulda başarı gösteremez.
9. Çocuğa sınırsız televizyon izleme, oyun, bilgisayar oynama hakkının tanınması, bu
konularda gereken sınırlamaların getirilmemesi, çocuğun vaktini iyi
değerlendirememesine neden olur.
10. Bazı geleneksel aileler, çocuktan sadece itaat ve bağlılık bekler. Çocuğun
kendisini ifade edememesi, merak ve girişimciliğinin kabul görülmemesi, kendine
güvenin hoş karşılanmaması, çocuğun kendine özgü bir kişilik geliştirmesine engel
olur.
11. Çocuk herhangi bir nedenle anne-babasına kızgın olabilir. Onları cezalandırmak
için okulda başarısız olur.
12. Ebeveynin çocuktan sürekli ders çalışmasını beklemesi, oyun, müzik, resim gibi
faaliyetleri, spora veya televizyona harcanacak vakti lüzumsuz görmesi sonucu
çocukta oluşan baskı, başarısızlığa neden olur.
13. Ailenin çocuğu disiplin ederken bedensel cezalar kullanması, dayak atma gibi,
başarısızlığa neden olmaktadır.

14. Ailenin çocuğa yeterince ilgi ve sevgi göstermemesi.
15. Okulda öğretmenin yetersiz kalması, konuları çocukların seviyesine indirememesi
ve sınıfların kalabalık oluşundan dolayı öğrencilerle birebir ilgilenememesi.
Aile ne yapmalıdır ?
- Öncelikle çocuğunuzun başarısızlık nedenlerini tespit edin.
- Başarısızlığın utancını çocuğunuza yaşatmayın. Bunun yerine çabalaması
için onu teşvik edin.
- Çocuğunuzla yeteneklerine uygun hedefler belirleyin.
- Çocuğunuza , zamanını doğru kullanması hususunda örnek olun. Mesela,
ona gezme veya televizyon izleme konusunda ölçülü olmasını tavsiye
ederken, siz de bunları ölçülü yapın.
- Çocuğunuzda her gün takdir edebileceğiniz bir davranış bulun. Onu sık sık
övün.
- Her zaman başarısının arkasından maddi bir ödül vermeyin. Başarısının
başlı başına bir ödül olduğunu anlamasını sağlayın.
- Küçük yaştan itibaren yaşına uygun sorumluluklar verin. Kendi
problemlerini çözme becerisini kazanmasını sağlayın.
- Kendi hayatınızdaki sıkıntılardan dolayı çocuğa eleştirel ve sabırsız
davranıp davranmadığınızı kontrol edin.
- Çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini ifade etmesine imkan verin.
- Onun yerine ödev ve sorumluluklarını yerine getirmeyin.
- Birlikte bir çalışma saati belirleyin. O saatte televizyonu kapatın ve telefon
görüşmelerini kabul etmeyin ve ders dışında bir şeyle ilgilenmesine izin
vermeyin. O saate anne-babadan biri evde bulunarak gerektiğinde çocuğa
yardımcı olabilir. Çalışma saatinde çocuğunuzun odasına girip kapısını

kapatmasına izin vermemelisiniz. Çocuk ders çalışmasa bile, o saat içinde
diğer tüm şeylerden mahrum bırakılmalıdır. Anne -baba etkili bir sonuç
alabilmek için bu yöntemi uygulamada kararlı ve sabırlı olmalıdır.
- Çocuğa ders çalışabilmesi için bir oda ya da bir köşe hazırlayın. Eğer evde
küçük bir kardeş varsa, ders çalışan çocuğunuzu rahatsız etmesine engel
olun.
- Onu kardeşleri veya diğer akranları ile kıyaslamayın.
- Ders çalışırken ya da kitap okurken çocuğunuzu yerinden kaldırmayın,
ondan bir iş yapmasını istemeyin.
- Notlarından çok, çabasını ödüllendirin.
- Çocuğunuzla bilgi alışverişi yapın, onunla tartışın, birlikte ilginç şeyler
okuyun.
- Spor, sanat gibi faaliyetlerde bulunmasını teşvik edin.
- Sık sık okulunu ziyaret edin, öğretmenleri ile konuşun.

Psikolog Çiğdem Alparslan Karakuş
8
Psikolog Çiğdem Alparslan KARAKUŞ / ÇOCUKLARIMIZI TELEVİZYONA EMANET ETMEYELİM
« Son İleti Gönderen: bureax 11 Aralık 2018, 20:57:49 »
ÇOCUKLARIMIZI TELEVİZYONA EMANET ETMEYELİM

Televizyonun hayatımızın önemli bir parçası haline geldiği bir gerçektir.Ülkemizde her 100
aileden 98’nin oturma odasında bir televizyon vardır.Yetişkinler günlerinin en az 2-3 saatini
televizyon karşısında geçiriyorlar.Bu oran gençler ve çocuklarda daha da artıyor.Çünkü
çocuklar gündüz kendilerine yönelik programları izlerken,akşamları da ebeveynleriyle birlikte
yetişkinlere yönelik programları izliyorlar. Bir çocuğun günde ortalama 3 saat TV izlediğini
düşünürsek,bu yılda 1100 saat eder.Bu zaman dilimi,insan ömrüne göre hesaplanacak
olursa,70 yaşına ulaşmış bir kimse,ömrünün 7-10 yılını televizyon başında geçiriyor demektir.
Çocuklar neleri izliyor?
İlköğretim öğrencilerinin büyük çoğunluğunun,en çok şiddet içerikli yerli/yabancı dizileri,en
az çocuk programlarını izledikleri belirlenmiştir.Yapılan araştırmalar,şiddet içerikli
programları izleyen çocukların daha yüksek oranda fiziksel şiddete başvurduklarını ve fiziksel
şiddeti bir çözüm yolu olarak benimsediklerini göstermiştir.
Son yıllarda, okullarda şiddet olaylarının hızla artmasında dizi ve programlarının etkisi en
önemli sebeptir.Öğretmenler sık sık çocukların birbirlerine karşı hoşgörüsüz,bencil,sevgisiz
ve rekabetçi olduklarından şikayet ediyorlar.Çocuklar aralarındaki en küçük bir anlaşmazlığı
bile fiziksel şiddet kullanarak,birbirlerini tehdit ederek,gruptan dışlayarak ya da alay ederek
çözmeye çalışıyorlar.
Çocuk ve gençler şiddeti en çok televizyondan öğreniyorlar.
Televizyon,çocuklara taklit edebilecekleri pek çok davranış biçimi sunmaktadır.Sadece
çocukların izlediği çizgi filmler de bile,binlerce şiddet öğesi vardır.Birde çizgi filmlere,
akşamları ebeveynleri ile izledikleri programları da eklersek,çocuklar için model olabilecek

çok sayıda saldırgan davranış biçimi ortaya çıkmaktadır.Zaman zaman gazetelerde
okuduğumuz “11 yaşındaki çocuk arkadaşını vurdu”, “televizyondan etkilenen 8 yaşındaki bir
ilkokul öğrencisi kendini kravatla gardroba astı”, “liseli öğrenciler birbirlerini bıçakladı” gibi
haberler çocuk ve gençler arasında yayılan şiddetin boyutunu gözler önüne sermektedir.
Gençler şiddet uygulayıcısı fakat kahraman! olan karakterleri örnek alıyorlar
Şiddet üzerine yapılan bir çok araştırma çocukların şiddeti taklit ettiklerini göstermektedir.
Ailece,beğenerek izlediğimiz pek çok dizide şiddet kimi zaman açık ,kimi zaman örtük ve
kibar bir şekilde verilmektedir.Pek çok dizi karakteri,şiddeti tek problem çözme yöntemi
olarak kullanmakta,saldırganlık ödüllendirilmekte,gücün ve iktidarın gereği olarak
sunulmaktadır.Yine,şiddet uygulayan karakterler haklı ,sempatik,sihirli,doğaüstü güçlere
sahip ve aslında iyi kalpli karakterler olarak sunulmaktadır.
Televizyondaki acı ve şiddet insanları duyarsızlaştırıyor
Ekranlarda sürekli kan,gözyaşı ve şiddet gören insanlar,bir müddet sonra kendi yakınlarında
cereyan eden acılara karşı duyarsızlaşıyorlar.Televizyon, gerçeği,bir film gibi algılamamıza
neden oluyor.Kundağında vurulmuş bir bebek görüntüsünü ya da tankların üzerine yürüyen
çocuk görüntüsünü bir hollywood filmi izler,rahatlığında seyredebiliyoruz.Çünkü daha önce
bu tür görüntüleri,filmlerde defalarca görmüştük.Mesela,gündüz saatlerinde kadınlara yönelik
sunulan programlarda,insanların acı ve dramları şova dönüştürülüyor.Oysa bu tür programları
izleyen insanlar,bir müddet sonra yanı başındaki komşusunun dramına duyarsızlaşabiliyor.
Televizyon gençlere pek çok davranış biçimini öğretiyor
Her ne kadar TV yetişkinler için bir eğlence aracı olsa da,çocuk ve gençler için eğlencenin
ötesinde bir anlam taşır.Televizyon çocuk ve genç için gerçek dünyaya açılan bir
pencere,kolayca bulamadıkları bilgileri edindikleri bir kaynak görevi de görür.Peki ailece
izlediğimiz en popüler dizi ve programlarda karakterler,diyaloglar,tema ve hikayenin gidişi
gençlere ne tür mesajlar veriyor?Mesela,pek çok popüler dizide karşı cinsle nasıl

konuşulacağına dair örnek söz ve davranışlar yer almakta,kadın-erkek ilişkileri
özgürlükçü,risk almaya açık,romantizm ve cinsel odaklı işlenmektedir.Güzel kadınlar ve
zengin erkekler,büyülü bir aşkın atmosferinde,her türlü ahlak değerini yok sayarak bir araya
gelmekte,evlilik dışı ilişkiler bu aşkın atmosferinde olağan görülmektedir.Kimi gençlik
dizisinde gençler otoriteye başkaldırmaya özendirilmekte,özgürlük tanımı başkaldırı
ekseninde yapılmaktadır.Hırs,rekabet,hedefe ulaşmak için her yolun mubah
sayılması,zenginlik,boşanma,serserilik gibi konular pek çok dizinin temasını
oluşturmaktadır.Geleneksel değerler,bu değerleri temsil eden karakterler alay mevzuu
yapılmaktadır.
Pek çok dizi ve haber programını izleyerek,çeşitli suç tekniklerini öğrenmek de mümkün
olabiliyor.Yabancı bir evin kapısı nasıl açılır,başkasının kredi kartına ait bilgileri nasıl elde
edebilir,çanta nasıl kapıp kaçılır gibi.Bazı hukukçular 5 yaşından itibaren televizyon izleyen
çocukların 15 yaşına geldiklerinde,18 bin saldırı,cinsel taciz,kavga,ve işkence yolu
öğrendiklerini belirtmektedir.
Dizilerde cinsiyet rol tanımları nasıl yapılıyor?
Ekranlarımızı işgal eden dizilerde kadın- erkek rol tanımlamaları dikkat çekicidir.Bu
tanımlamalarda çocuklar,bir kadın ya da bir erkek olarak nasıl olmalarını gerektiğine ilişkin
oluşturulmuş ideal tipleri görmektedir.Bu tiplerin özelliklerine baktığımızda kadın ve erkek
rolleri ya batı değerlerine göre tanımlanmakta ya da geleneksel roller çarpıtılarak
verilmektedir. Kimi dizilerde de kadın özgürlükçü,hırslı,başına buyruk,erkekler ise maço gibi
görünmeye çalışsa da aslında zayıf,biraz da aptal olarak da işlenebilmektedir.Bazılarında da
kadınlar zayıf,pasif,en büyük amacı erkeği elde etmek olan,kurtarılmayı bekleyen
taraf,erkekler ise maço,saldırgan,yarışmacı,güçlü,hizmet talep eden taraf olarak
gösterilmektedir.Geleneksel değerleri benimsemiş karakterler eğitimsiz gösterilirken,eğitimli
ve karizmatik karakterler batılı değerleri benimsemektedir.

Aynı şekilde, dizilerde yer alan mesajlarda,kadın ve erkekler akıl ve vicdanlarıyla
değil,duyguları,tutkuları ve hırsları ile karar almaktalar.Mesela pek çok dizide
aşk,evliliğin,çocuğun,her türlü toplumsal değerin ve ahlakın karşısında direnmeye çalışan
fakat savunulması gereken tek duygu olarak sunulmaktadır.
Çok fazla televizyon izleyen kişiler gerçek dünyayı da televizyonda gördükleri şekilde
algılamaya başlıyorlar
Kişiliklerini şekillendirmeye çalışan gençler, dikdörtgen bir kutu içerisinde gördükleri
yetişkinlerin ve başka insanların hayatlarını gerçek olarak algılayabilmekte ve onlar gibi
yaşama arzusu duyabilmektedir.Örneğin,sürekli ekranlarda zenginlerin abartılı yaşam tarzını
gören gençler, bu yaşamlara özenmektedir.Dizilerde orta sınıf bir aile bile, gerçek hayattaki
orta sınıf bir aileden, çok daha zengin ve refah içinde tanımlanmaktadır.Karakterler hırsları
veya duyguları uğruna her türlü riski kolayca almaktadır.Televizyonda duygusal ve fiziksel
birliktelikler hep evli olmayan çiftler arasında cereyan etmektedir.Günde en az 3-4 saatini bu
tür yaşamları izleyerek geçiren insanlar, bir müddet sonra gerçek hayatı bu şekilde
algılayabilmekteler.
Televizyon kadın ve çocukları tüketim çılgınlığına sürüklüyor
Tüketime yönelik bir çok ürünün tanıtımı,artık sadece reklamlarda değil,pek çok programın
içinde yer almaktadır.Sadece dizilerde,özellikle kadın ve çocukları hedef alarak daha fazla
tüketmeleri için,yüzlerce mesaj gönderilmektedir.Her gün izlediğimiz bu programlar suni
ihtiyaçlar yaratmaktadır.Pek çok dizide çocuk ve gençler sigara,alkol kullanmaya
özendirilirken,kadınlar daha fazla güzellik malzemesi kullanmaya teşvik edilmektedir.
Ayrıca hepimizin de bildiği ve tanık olduğu gibi,reklamlar,kısa süreli ve hareketli oldukları
için 6-7 aylık bebekleri bile cezbetmektedir.Bu da henüz taze çocuk beyinlerin tüketim arzusu
ve marka istekleri ile dolmasına neden olmaktadır.Reklam yaratıcıları Derneği’nin

düzenlediği konferansta sunulan bir bildiride,çocukların ailelerin satın aldığı ürün ve
markaların %67’sinde etkili olduğu belirtilmiştir.
Televizyon gizli kalmış duyguları açığa çıkarıyor
Televizyon,psikolojik bir uyaran görevi görerek,gizli kalmış ve henüz uyarılmamış duyguları
açığa çıkarmaktadır.Çok küçük yaşlardan itibaren sürekli yetişkin yaşantısına ait görüntüleri
gören çocuklar,daha erken bir yaşta ergenliğe girmekte,cinsel olarak daha erken
olgunlaşmaktadır.Bazı dizilerde çocuk karakterlerin nasıl flört ettiklerini izleyen
çocuklar,sınıf arkadaşlarına aynı şekilde yaklaşabilmekte,erken yaşlardan itibaren kız-erkek
arkadaş edinebilme telaşına düşmektedir.
Çocukların anne babaları ile ilişkileri bozuluyor
Televizyonda hem modern ve bakımlı,hem de çocuğunun ihtiyaçları ile yakından ilgilenen
anne modelini gören çocuklar,neden kendi annelerin de bu kadar bakımlı olmadığını ya da
neden onlarında sofralarında 4-5 çeşit yemek olmadığını sorguluyorlar.Çocuklar,dizilerdeki
çocuk karakterlerden etkilenerek,babalarından ekonomik seviyelerini aşan ürünler
istiyorlar.Dizilerle, bu talepleri yerine getiremeyen ebeveynlerin suçluluk duyması
sağlanmaya çalışılıyor.
Bazı dizilerde ise anne-babanın sahip olduğu geleneksel değerler,gencin önünde,bir engelmiş
gibi lanse edilmektedir.Genç mutsuzdur ya da kötü yola düşmüştür çünkü ebeveyni onu
anlamamıştır.
Televizyon kelime hazinemizi,dolayısıyla dünyaya bakışımızı daraltıyor
Televizyon,en önemli ifade ve iletişim aracı olan dil üzerinde oldukça olumsuz neticelere
neden olmaktadır.Programlarda,Türkçe yanlış,kötü,yabancı özentili ve kısır bir şekilde
kullanılmaktadır..
İnsan oğlunun binlerce yıllık dostu olan kitap,televizyon karşısında fazla
direnememekte,gençler kitap okumak yerine televizyon izlemeyi tercih etmektedir.Oysa kitap

okumak dikkat yoğunluğu ve düşünmeyi gerektiren bire eylemdir.Okumak zihinsel kapasiteyi
geliştirirken,televizyon kitapta sayfalar dolusu anlatılan bir olayı saniyelik bir görüntüye
indirgemektedir.Televizyonun bu hazırcı ve zihni kullanmayı gerektirmeyen
özelliği,düşünmeyen,rahatına düşkün,yüzeysel bilgilerle donanmış bir neslin yetişmesine
neden olmaktadır.
Kendimi ve çocuğumu televizyonun zararlı etkilerinden kurtarabilir miyim?
1.Ailelere düşen öncelikle çocuğu televizyon karşısında yalnız ve savunmasız bir biçimde
bırakmamaktır. İzlediği programları mümkün olduğunca birlikte seyredin.Zaman zaman
onunla konuşarak zararlı gördüğünüz konularda yorum yapın,“Bu çocuğun arkadaşına
vurması çok yanlış değil mi? Konuşarak da problemini çözebilirdi” gibi.
2.Çocuğunuzun her programı izlemesine izin vermeyin.
3.Çocuğunuza model olun,sizde programlar konusunda seçici davranın.
4.Çocuğunuzu televizyon izlemek yerine,kitap okumaya yönlendirin.
5.Çocuğunuzun odasına ve kendi yatak odanıza asla televizyon koymayın.Televizyon oturma
odasında ve merkezi olmayan bir yere konulmalıdır.
6.Zararlı gördüğünüz yayınları RTÜK’e bildirin.(Alo RTÜK hattı no:178)

Psikolog Çiğdem Alparslan Karakuş
9
DERS ÇALIŞMA KONUSUNDA İSTEKSİZLİK YA DA MOTİVASYON EKSİKLİĞİ
Motivasyon belli bir davranışı yapmak için gerekli olan nedenler ya da bir hedefi başarma
arzusu şeklinde tanımlanabilir. Eğer ders çalışmak için yeterince motivasyonunuz varsa , bir
hedefiniz var ve bu hedefe doğru sizi itecek bir arzuya ,dolayısıyla enerjiye, sahipsiniz
demektir.Motive olmuş bir öğrenci demek,belli bir ruh halini yakalamış öğrenci demektir.Bu
ruh hali , işi başarmak,hedefine ulaşmak için yani derslerin gereklerini yerine getirmek için
yeterli arzuyu içinde barındırır. Peki siz bu ruh haline ne kadar sahipsiniz?
Motive olmuş bir öğrenci misiniz?
Böyle bir öğrenci olmak için her an ders çalışma isteği ile dolup taşmanız ya da kendinizi
derslere adamış olmanız gerekmez. Motive olmuş olmak demek dersler göreceli zor
olduğunda ya da sıkıcı olmaya başladığında bile gereklerini yerine getirebilmek ve bitirilmesi
gereken konuları tamamlayabilmek demektir.
Motive olmuş öğrenciler bunu nasıl başarıyorlar?
İnsanlar 2 şekilde motive olurlar. Birincisi, başarmaları gereken işten gerçekten zevk alırlar.
Bunu bazı derslerde yaşamışsınızdır. Bu dersler, zorunlu sorumluluğunuz olduğu için
çalıştığınız dersler değildir. Gerçekten üzerinde çalışmaktan, o derste olmaktan, o konuda
konuşmaktan ya da faaliyet yapmaktan zevk aldığınız derslerdir. Kimi öğrenci için Edebiyatla
ilgili konulara çalışmak ya da araştırma yapmak,bir şeyler okumak başlı başına haz vericiyken
kimi bu hazzı matematik problemleri çözerken,teorilerin mantığını çözmeye çalışırken ya da
resim çizerken yaşar.
İkincisi, insanlar kendilerini sıkıntıya sokacak bir durumdan kaçınmak yani acıdan kaçmak
için motive olurlar. Bir konuyu sevmeseniz bile, onu tamamlamadığınız takdirde düşük not
alacağınızı bilmek ya da sınıfta kalacağınızı düşünmek sizi motive eder. Bizler bazen pozitif
şekilde bazen negatif şekilde motive oluruz.
Motivasyon kaybı nedir?
Motivasyon kaybına bir işi başarmaya karşı isteksizlik ya da direnç diyebiliriz. Motivasyon
kaybını, çok değer verdiğimiz bir nesnenin ya da arkadaşımızın kaybına benzetebilirsiniz.
Sonucunda hissedeceğiniz şeyler; endişe, karmaşa, öfke,belirsizlik ya da depresif bir ruh hali
olacaktır.
Derslere karşı motivasyon nasıl kaybedilir?
Derslerinizde meydana gelen bir değişiklik ya da üst üste gelen değişiklikler, yaşadığımız
olumsuz deneyimler motivasyonunuzun kaybına neden olur. Mesela; konuların gittikçe
farklılaşması, göreceli zorlaşması, bazı sorumluluklarınızın derslerin önüne geçmesi veya üst
üste düşük notlar almanız ,konularda geride kalmanız,uzun ve kısa vadeli hedeflerinizle
alakasız faaliyetlere öncelik tanımanız, ilgi,inanç ve bilgilerinizle örtüşmeyen konularla
karşılaşmanız,kendi yeteneklerinize olan inancınızı kaybetmeniz,başkalarının hakkınızda ne
düşüneceklerini fazlasıyla önemsemeniz,hata yapma korkusu,daha önemli işler var inancı,
motivasyonunuzun kaybına sebep olabilecek nedenlerdendir.
Motivasyon nasıl kazanılır?

Motivasyon kaybedilebilindiğine göre bulunabilirde…
Çok değer verdiğiniz bir eşyanızı kaybettiniz .Onun yaşadığınız,girip çıktığınız mekanların
birinde olduğunu biliyorsunuz ama yerini bulamıyorsunuz. Fakat şunu da bilirsiniz ki kayıp
nesneleri, rahat ve konsantre olduğunuz anlarda bulursunuz. Aynı zamanda
motivasyonunuzu bir gecede kaybetmediğinizi de bilirsiniz. Öyleyse kazanılması da zaman
alacaktır. İşe kendinize zaman tanımakla başlayabilirsiniz.
İkinci adım kendinizle ilgi gözlem yapmak ve bazı soruların cevabını bulmak olacaktır. Bu
soruların cevapları motivasyonunuzu kazanmanıza yardımcı olacaktır. Nasıl rahatlamaya
başlıyorsunuz? Bir konuya nasıl yoğunlaşıyorsunuz?
Motivasyon kaybı sizin düşüncelerinizi, hislerinizi ve bedeninizi etkileyecektir.
Kendinizi endişeli ve suçlu hissediyor olabilirsiniz.
Asla bu sınavı kazanamayacağım diye düşünüyor olabilirsiniz.
Kendinizi dersin başına oturma hususunda fiziksel bir zorluk içinde bulabilirsiniz.
O zaman kendinize şu soruları sorun Ne hissediyorum? Ne düşünüyorum? Ve fiziksel olarak
beni işimden alıkoyan davranışlar neler?
Amaçlara odaklanmak
Kendinize bir amaçlar tablosu yapın.

Bu haftaki amaçlarınız
Bu yılki amaçlarınız
4 senelik amaçlarınız
Şimdi bu amaçlar arasında hangileri sizin için en önemli ? Bu en önemli amaçlarınızdan
hangisi ya da hangileri sizi motive olmuş bir öğrenciye dönüştürecek? Hangi amaçlarınızı
başarılabilir görüyorsunuz? Bu amaçların başarılabilir olması için neler yapmalısınız?
Derslerinizde gösterdiğiniz çaba, yani performansınız amaçlarınızla doğru orantılı mı?
Örneğin; Tıp fakültesine gitmek istiyorsanız , fen derslerine yeterli seviyede önem veriyor
musunuz?
Ders çalışmanın amaçlar listesindeki konumu
Şimdi sıra, listenizde ders çalışmanın konumunu belirlemeye geldi. Amaçlar listenize göre;
Ders çalışmak amaçlar listenizden silinebilir mi?
Yoksa düşük öncelikli mi?
Yahut başarılamaz mı görüyorsunuz?
Amaçlar listenizdeki bazı şeyler , ders çalışarak elde edebileceğiniz amaçların önüne
geçmişse, motivasyonu kaybetmenin ne demek olduğunu deneyimliyorsunuz demektir.
Mesela; futbol ya da bilgisayar oynamak, bir an önce para kazanmaya başlamak, arkadaşlarla
takılmak, kız/erkek arkadaşımla vakit geçirmek, güzel görünmek bunlar hayatınızda öncelikli
amaçlarınız ise ders çalışma motivasyonunu kaybetmeniz doğaldır.
Ders çalışmayı öncelikli amaç haline getirmek.

Kendinizi ders çalışma konusunda motive olmuş farz edin. Bu size neler kazandırırdı? Mesela
zorlandığınız bir dersi çalışmak için yeterince motive olmuş olsaydınız; ne yapıyor
olurdunuz? Ne hissediyor olurdunuz? Ve neler düşünürdünüz? Bu dersi başarı ile
tamamladığınızda hayatınızda neler değişirdi? Gözlerinizi kapatın ve tüm bunları hayal edin.
Eğer ders çalışmaya başlamadan önce tüm bunların resmini zihninizde canlandırırsanız,
motive olmanız kolaylaşacaktır.
Geçmiş deneyimlerinizden kendinizi en hızlı ve en kolay nasıl motive ettiğinizi araştırın.
Negatif mi motive oluyorsunuz? Pozitif mi?
Derse başlamayı asla ertelemeyin. Kendinize bir program yapın, dersleri konu başlıkları ile
programa yerleştirin ve konuyu bitirdiğinizde kendinizi ödüllendirin. Negatif motive olan biri
iseniz, konuyu bitirdiğinizde yaşayacağınız rahatlığı hayal edin.

Psikolog Çiğdem Alparslan Karakuş
10
DERSLERDEN SOĞUMUŞ ÖĞRENCİLERİN KISIR DÖNGÜSÜ

Başarısız ve dersten uzaklaşmış bir öğrenci kısır bir döngüye girmiş ve
çıkamıyordur. Başarısız öğrenci, anlayamadığı için okuyamaz; okuyup konulara
girmedikçe merak ve ilgi duymaz; merak ve ilgi duymadığı için okumaz.

KISIR DÖNGÜ NASIL İŞLER?

BU KISIR DÖNGÜ NASIL KIRILIR?

Kısır döngü, işin içine girebilmek için etkili olabilecek bir strateji ile
kırılabilir. Başarmak zorunda olduğu öğrenme konusu ne olursa olsun, öğrenci,
o konuyu, mutlaka kendi bilgi ve anlayış durumuna uygun düzeyde bir kitaptan
öğrenmeye başlamalıdır. Kısır döngüden çıkmak ve öğrenme yolunda ilerlemek
için başlama noktası olarak seçilecek uygun düzey, öğrenci için ne çok kolay, ne
de çok zor bir düzeydir. Çünkü okunan bilgiler çok basit olursa öğrenecek fazla
bir şey olmaz ve bıkkınlık duyulur. Çok zor olduğu zaman hiç anlaşılmadığı için
ümitsizliğe düşülür. Öyle ise, uğraşılan konu ne olursa olsun, okumak ve
öğrenmek için seçilen içerik, bilinmeyen, fakat bilinenlerle bağlantıya getirilerek
biraz çaba ile anlaşılabilecek düzeyde olmalıdır. Anlamanın da ilgi duymanın da
sırrı bu noktadadır. Bilmemek, fakat bildikleriyle anlayabilecek konumda
olmak, anlamayla birlikte ilgi doğurur.

İSTEK VE AZİM YAPILAN İŞİN İÇİNDEN ÇIKAR
OKUMADIĞIM
İÇİN MERAK VE
İLGİMİ
ÇEKMİYOR

MERAK VE
İLGİMİ
ÇEKMEDİĞİ İÇİN
OKUMUYORUM

ANLAMADIĞIM
İÇİN
OKUMUYORUM

Görülüyor ki istek ve azim gibi, ilgi de yapılan işin içinden doğmalıdır.
Kişi kendi bilgileriyle bağlantıya getiremeyeceği zorlukta bir içerikle
uğraşırken, ona ‘’anlamaya çalış, ilgi duy, konsantre ol, dikkatini ver’’gibi
kişinin içinde bulunduğu durumun psikolojik gerçeğini hesaba katmadan
öğrenciye öğüt vermek, onu büsbütün ruhsal çatışma içine itmekten başka sonuç
vermez. Gerekli olan öğüt değil, isteği, ilgiyi, azmi işin içinden doğduracak
uygun düzeyde içeriklerle öğrenmeyi mümkün hale getirmek, anlama zevkini
tattırmaktır. Anlamak zevk verir, ilgi uyandırır, güven duygusu aşılar. Bu güzel
duygular, öğrenciyi daha fazla okumaya sevk eder. Onun istek ve azmini arttırır
ve onu, tadını aldığı iş için bir çalışma programı yapmaya teşvik eder. Bu
noktaya gelmiş öğrenci, derece derece daha ileri, ama hep biraz çaba ile
anlayabileceği kitaplar seçmelidir.

HİÇBİR ÖĞRENCİ VE BİREY KENDİ GERÇEK KAPASİTESİNİ

KULLANMAMAKTADIR

Potansiyel kapasitenin son sınırı bilinemez. Fakat son sınırın, şu ana kadar
gerçekleşmiş kabiliyetten daha yüksek olduğunu ortaya koyma şansı, bireyin
kendi elindedir. Bir benzetme yaparak durumu açıklamak gerekirse, potansiyel
kapasite bir tohumdur. Tohum şu ya da bu kalitede olabilir. Ama o tohumdan,
kendi potansiyelinin elverdiği en iyi nitelikte bir bitki elde etme, toprak, iklim ve
bakım koşullarına bağlıdır. Aynı tohum koşullara göre, iyi ya da kötü bir bitki
meydana getirebilir. Tohum neyse odur. Ama aynı tohumla, koşullara göre çok

ÖĞRENCİLER DERSLERDEN NEDEN SOĞURLAR?

Dersten soğuma ve okumadan uzaklaşma, anlama ümidini kaybetmek ve kendi kapasitesinden şüpheye düşmek yüzündendir. İnsan kendisini yeniden küskünlüğe ve karamsarlığa sevk edecek nahoş bir işe doğal
olarak el atmak istemez.

değişik kalitelerde bitki elde edilebilir. Tohumun potansiyeli hiçbir koşulda
bilinmeyeceğine göre, Bu çeşitli kalitelerin hapsi, ideal koşullarda meydana
gelecek kalitenin altında olacaktır. Bunun gibi öğrencilerin ve bizlerin
potansiyel kapasitesi, yeteneği ne ise odur. Kimse doğuştan gelen potansiyel
kapasitesini değiştiremez. Ama ideal koşullara yaklaşarak, potansiyel
kapasitesini daha büyük oranda gerçekleşebilir. Yani koşulları olumlu yönde
hazırlayarak, son sınırı bilinmeyen kendi potansiyel kapasitesini, şu andakinden
daha yüksek bir başarı derecesine çevirebilir.

[1] ÖZAKPINAR, Prof.Yılmaz ‘’Verimli Ders Çalışmanın Psikolojik Koşulları’’ Say. 13-23
Sayfa: [1] 2 3 ... 10