Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Ertesi gün kahvaltının hemen ardından medrese derslerine katılarak güne başladım. Bugün daha düzenli ve programlı olmalıyım diye düşündüm.
 
Gün içinde olanlar bir yana kafamı kurcalayan iki mesele vardı aslında. Bunlardan ilki şuydu: Ben her zaman ufak tefek de olsa narsis yanlarımı görmüşümdür. Ancak HK’nın bana yollamış olduğu metinlerin birinde başka bir danışanında da bunun olduğunu gördüm.  HK’ya gönderdiğim bir sonraki yazımda kafamı kurcalayan şeyleri şu şekilde kendisine yönelttim:

…Narsislik de obsesif olmak gibi ortak bir sorun mu? Ya da şöyle sorayım: Obsesiflik veya narsislik dozunda olduğunda güzel değil midir?...

(Hatırı sayılır terapileri devirmiş biri olarak cevabın “Evet” olduğunu söylemem mümkün. Lakin diğer sorumun cevabının da “Evet” olduğunu düşünmekteyim.)

Ve gelelim kafamı kurcalayan asıl meseleye: Geçtiğimiz gece bir rüya gördüm. Başka bir erkek ile oral ilişki kurmaya çalışıyordum pasif olarak. Tenha bir yer bulmaya çalışıyorduk. En son birisi bizi görür gibi olduğundan başlamadan bitti veya başladı ama devam etmedi. Çok net hatırlamıyorumdum. Bu çok sinir bozucu bir durum değil mi? Maalesef bu problemle ilk karşılaşmam da değildi. Mevcut sorunumun çözümüne ilişkin bir adım attığım neredeyse her seferde bilinçaltım beni sabote etmeye çalışıyor gibiydi. Sizinle paylaştığım her satır gibi bu durumu da kendisi ile paylaştım elbette ve hemen ardından önümüzdeki terapi konuşmak istediğim şeyler arasına bu mevzuyu da ekledim.

Bunlardan bağımsız olarak kafamı kurcalayan bir mesele daha vardı. Terapide HK şöyle bir şey demişti: "Normal şartlar altında bir erkeğin en fazla 25 yaşına kadar annesinin yanında kalması lazım. Bu yaştan sonra yavaş yavaş evi ayırması gerekir. Sonrasında da haftada bir telefon , çok özledi ise bir ziyaret…" Ben medresede eğitim aldığım için anneme her şeyden öte maddi bir bağımlılığım vardı. Ondan ayrılsam bile bir hafta çok az geldi. En azından telefonla görüşmek için. Ben her medreseden çıktığımda akşam eve gidecek olmama rağmen ilk iş annemi arıyordum. Yani kafamı kurcalayan kısım şuydu; benim tedavimin bir parçası olarak maddi bağımsızlığımı elime alıp bu dediklerinizi yapmam mı gerekecekti? Sanki bana böyle yapman lazım denmiş gibi nasıl olur, ne yaparım, hangi işe girerim vs diye düşünmekten kendimi alamıyordum.

Beni asıl korkutan şey annemle ilişkimden ziyade (bunun olmadığını söyleyemem) hayatımda bu denli büyük bir değişim yapma düşüncesiydi. İnsan belli bir yaşa ulaştıktan sonra hayatında köklü değişiklikler yapmakta zorlanıyor. Sadece nasıl ve nereden başlayacağımı bilmemek beni endişelendirmişti. O zamanlar bunu zihnimde gündeme getirerek saçmaladığımın farkındaydım. Hatta bununla da kalmayarak HK’ya da bahsettim bu olmayan ihtimaller üzerine düşünmemden. Lakin kendime sordum: Senden beklenen bu olsa bile, bunlara rağmen terapiye devam eder miydin diye? Cevabım hiç birinin umurumda olmadığıydı. Gerçekten iyileşmek için böyle bir adım atmak çok önemsiz kalıyordu. Kendimle barışık olmadığım sürece hangi işi yaptığım hiç önemli değildi çünkü beni asla mutlu edemezdi. O zamanki tek seçeneğim iyileşmek ve bu doğrultuda adımlar atmaktı.
2
Merhabalar,
Ne diyeyim nasıl başlayayım bilmiyorum aslında konuşmayı severim ama yazıya dökmeye geldiğinde o iş öyle olmuyor, burada yazan veya foruma girip okuyanların bir çoğu ile ortak paydalarımız var. Benim aile yapım baskın, kontrolün elinde olmasını seven söylediklerinin dışına çıkılmasını sevmeyen çocukların çocuklarından çok düşünen onun kararları dışında kararın bir çoğu eksik veya yanlış düşüncesine haiz bir anne, ev, iş ve tekel bayiisi arasına yaşamını sıkıştırmış ailesinde madden mevcut ama maanen lamevcut bir baba ve iki kız kardeşe sahip olmadır. Yani eşcinsel olmak için tüm şartlar tamam. Gelelim olay örgüsüne ve yazma sebebime hemen hemen her gün foruma girer yeni bir yazı var mı diye kontrol ederim, neden mi ? ortak paydada buluştuğunuz insanları okuyunca insan ayrı bir güç ve mücadele hissiyatını yakalıyor. Ben böyle düşünüyorsam muhakkak benim gibi düşünen bu dertten muzdarip insanlar vardır bir nebze de olsan onlara güç olabilirsem ne mutlu bana. Hazır GÜÇ demişken bana sorarsanız eşcinsellik halinden muzdarip bir çok insanın yegane eksik taraflarından bir tanesi GÜÇ eksiğidir. buradaki güçten kastım fiziksel olmadığının farkındasınız. HK ile ilk seansımızda bir cümle söylemişti ve halâ aklımda " sokak arenadır, ve erkek çocuk o arenada hemcisleriyle mücadele ve münakaşa ederek erkekliğini kanıtları ve o arenada kendine bir yer edinir" demişti. gerçekten de çok doğru bir söz altına imzamı gözüm kapalı atarım. Biz bu arenaya ya hiç çıkmadık ya da çıkarken bir hocamız yoktu. ben ikinci ihtimaldeyim hepimiz bu arenaya çıktım ama bize bu arenada hocalık yapması gereken BABA'mız ya yoktu, yada çok baskıcı olduğu için hocalığını dolaylı olarak karşı rakibe yaptı ve biz Kaybettik. Mevzuuya artık giriyorum, annem baskıcı otokontrol sever, babama ailede var yok arası demeyeceğim yok yani yok fiziki olarak var olması yetmiyor arkadaş yetmemiş de zaten. üstüne iki tanede kız kardeş ooohhh miss. :D, ergenlik öncesi çocukluk zamanlarımda babam genelde eve alkollü şekilde geliyordu, ama böyle ağzıyla içen cinseten değil, bildiğin içinden canavar çıkardı defaatle annemi öldürmeye çalıştı bizler mani olmaya çalıştır. o zamanlada zaten bir erkek çocuk olarak örnek alabileceğin bir baban var o da annenin canına kast ediyor haliyle çocukta olsan babana karşı bir cephe almaya başlıyorsun bu durum ergenlik zamanında devam etti her gün evde sıkıntılı stresli bir ortam mevcut, babam eve gelmeden önce annem anlamış olmalı ki sürekli beni sakinleştirmeye çalışır üzerimdeki kasveti dağıtmaya uğraşırdı babam eve gelmeden önce ev ahalisinde fırtına öncesi sessizlik olurdu. Gerçekten de fırtına öncesi sesizlik çünkü babam eve geldiğinde fırtınalar kopar sandaliyeler havalarda uçuşurdu :D bunların hiç biri abartı değil bakmayın güldüğüme. Babamın bu problemleri ilişkimizin hiç iyi olmadığı babamla bağlarımızı iyice kopartıp anneme iyice yakınlaşmama sebebiyet verdi bununla kalmadı babama ve babamın yaptığı hayatında olan tüm kavramlarına düşman oldum. Yani anlayacağınız babamdan almam gereken erkeklikle de bağımı koparttım. Tabii orta okul zamanında eşcinsellik nedir ne değildir hatta cinsellik nedir bilmiyordum. sınıfta arkadaşlar ne konuşuyorlar onlardan öğreniyordum. ama şu bir gerçekti ki erkek arkadaşlarımdan ziyade kız arkadaşlarımla daha kolay iletişim kuruyordum, bu erkek arkadaşlarımın olmadığı anlamına gelmiyor vardı ama genelde iyi aile çocuğu diye tabir edilen tiplerdendi keza ben de iyi aile terbiyesi almış ağzında küfür olmayan efendi bir çocuktum, bunun da bir sebebi var onu ilerleyen kısımlarda açıklayacağım. Hepiniz bilirsiniz orta okul çağlarında lakap takmak sevilir, çünkü o yaştaki çocukların acıması yoktur mantıklı düşünme mekanizmasıda yoktur. neyi görürse onu işlerler, bende kız arkadaşlarımla daha fazla vakit geçirdiğim için diğer erkek arkadaşlarımdan "top" lakabını yedik. Ya kardeşim feminen davranışlarım yok tek kusurum kızlarla iyi anlaşıyor olmak ama bu diğer arkadaşlar tafından onay görmeyince direkt dışlanan olarak top lakabını yedik. bu durum gerçekten ben de bir tramva yaratmış olabilir. çünkü olmadığın bir ithamla karşılaşıyorsun ve arkanda duracak birisi yok. yani gücün yetmiyor haliyle güçsüzsün ve güce ihtiyaç duyorsun. bu durumda yapacak tek şey var ailede bağın olan tek kişiye yani annene söylemen lazım. Anneye söylüyorsun böyle bir konuda bile baban değil de anne okula gelip durumu düzeltmeye çalışıyor. çocuk kafası olarak düşünüyorum kim takar kadını ama bir erkek gelse hafif kızsa göz korkutsa bir daha bak bakayım sana top  diyorlar mı ? tabi erkek nerede baba mı var amk. bu olay böyle devam etti orta okul bitene kadar. Bir gün bir yakınımızın trafik kazasında vefat ettiğin gece 2 gibi öğrendik ben uyuyorum o saatte beni apar topar kaldırdılar yan komşuya bıraktılar ve ailenin tüm fertleri hastaneye gittiler. Bu komşumuz koltukta öyle bir vakur halde oturuyordu ki ya dedim ki erkek değin bu olsa gerek, güç sahibiydi çünkü vücut yapısı da bu durumu destekliyordu. o zamanlar mastürbasyon yaparken ilk başta bu komşumuzu bir kadınla hayal ederek yapıyordum sonra zamanla o kadının yerini ben almaya başladım ve böylece bu eşcinseller +1 puan aldılar. zamanla bu ilgi kendi akranlarıma kaymaya başladı ama böyle sert problemli dediğim dedik çocuklardı benim gibi efendi temiz aile çocuğu değillerdi. yaş ilerleyip lise devirlerine geçince artık bu işte bir terslik olduğu ve bu durumdan kurtulmam gerektiğin düşünüyordum çünkü doğru gitmeyen bir şeyler vardı bu ben değildim. bunu ben tercih etmedim halâ da etmiyorum o yüzden kendime sözler veriyorum doğum günümde bitiriyorum bir daha bu şekilde bir fantezi kurmayacağım olmuyor yeni yıla girerken diyorum tamam bu sefer son felan yani sürekli bir çabala ve işin en önemli kısmı bunu sen beyninde düşünüyorsun ama kendine itiraf edemiyorsun yediremiyorsun kendine ya bu geçici bir şeydir diyorsun ama bir yere geçtiği yok aksine her geçen vakit ayağını daha da sağlamlaştırıyor. Bu durumu kendime biraz geç itiraf ettim ve bir şekilde cesaret ederek onarım terapisi kitabını aldım ve tüm tehşisler doğru. sonra çare aramaya başladım ve en sonunda HK ya ulaştım. şunu söyleyeyim yazının sonuna gelirken eğer tereddütleriniz varsa tedaviye ilişkin kesinlikle 1 dk daha beklemeyin bir an önce harekete geçin çünkü yaş ilerledikçe alışkanlıklarınız karekterinize dönüşüyor buna mani olmak sizin elinizde GÜÇ size gelmeyecek GÜCÜ siz kazanacaksınız ve GÜÇ kazanmak için tek yapmanız harekete geçmek, sağlıcakla kalın
3
1- Terapötik yaklaşımınızı tanımlayabilirmisiniz?

Eşcinselliğin dini, dili, ırkı, yaşı yoktur. Eşcinsellik, bir yönüyle dinsizlik demekse başka bir açıdan da dindarlık demektir. Dindar ailelerin içinde de artık eşcinsel, biseksüel, deist, ateist çocuklar yetişmektedir. Beş vakit namazını kılan ama eşcinsel ilişkilerini de sürdüren bir nesil artık kendini göstermeye başlamıştır. Eşcinseller artık sadece Taksim’de Cihangir’de değil her yerdedirler. İmam Hatip liselerindedirler. İlahiyat Fakültelerindedirler. Camilerimizin de içindedirler. Şu an görmüyor olmanız sizin bu konudaki bilgisizliğinizden kaynaklanmaktadır. Eşcinsellik, bireyin cinsel kimlik bunalımı yaşaması ve içinde yetiştiği ailenin hastalıklı olması halidir. Anne baba, çocukluklarında kendi anne babalarından gördükleri hakaret ve haksızlıkların acısını yaşıyorsa eğer kendi çocuklarını doyurucu bir şekilde sevemezler. Aile ilişkileri karşılık beklemeden takdir etmek yerine çocuğun sosyalleşmesi adına iyi davranış ve toplumca kutsanan başarılar karşılığında takdir etmeye ve sevgi göstermeye dayanır. Çocuk itaat etmediğinde ya da beklentileri karşılamakta yetersiz kaldığında uygulanan yaygın bir disiplin tarzı da, sevgiyi esirgemektir. Çocuk sevgi ile denetim altına alınırsa bunun sonucunda benliğini yitirecektir. Psikolojik sorunlar; depresyon, panik atak, sosyal fobi; uyuşturucu, alkol, kumar, internet bağımlılıkları, intihar, eşcinsellik sevgi yoksunluğundan ya da kıtlığından kaynaklanmaktadır. Aile hastalıklı bir yapıya dönüşmüşse orada toplum için her türlü felaketi öngörebiliriz. Bu anlamda aile dinin, medeniyetin, kültürün, toplumun temelidir.

Batı medeniyetinde ailevi değerler çöktüğü içindir ki her türlü sapkın davranışlar bireysel olmaktan çıkıp sosyalleşerek örgütlenmeye başlamıştır. Eşcinsellik, insan biyolojisinin, psikolojisinin ve sosyolojisinin en sapkın yönüdür. Eşcinsellik, kutsal değerlerin yitirilmesi ve aile soy bağının yok olmasıdır. Batı medeniyeti demokrasi yalanları ile "dünyayı demokrasi için güvenli hale getirmek" adına sürekli bıkmaz usanmaz bir işgal etme çabası içindedir. Kore'de Vietnam'da başladığı işgallerini Afganistan'da Irak'ta ve Suriye'de sürdürmektedir. Afrika ülkelerini köleleştirerek sömüren Batılı işgalciler, Ortadoğu ve Asya ülkelerini de sömürmekten vazgeçmeyeceklerdir. Batı, Doğu’nun ekonomik zenginliklerini sömürdüğü gibi şimdi de İslam’ın dünyasının manevi zenginliklerini talan etme derdine düşmüştür. Öncelikli hedef kültürümüzün kalesi olan ailedir.

Batı da ailevi değerler çökmüş olduğundan dolayıdır ki sapkın davranışların yansıması olarak eşcinsel örgütlenmeler büyük oranlarda artmaktadır. Eşcinsellik ideolojik bir örgütlenmenin ötesinde aslında dini bir örgütlenmedir. Sapkın iş adamlarının emrindeki sapkın yöneticilerin gayretli çalışmaları sonucunda Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar eşcinsellik ortak paydası ve LGBT çatısı altında birleştirilmektedir. İbrahimi Dinler yada Dinlerarası Diyalog çalışmaları bu amaca yönelik çalışmalardır. Ülkemizde cemaatler ve ilahiyat adamları da bu oyunun içine bile isteye düşmüşlerdir. İnsanlık tarihinde Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında keskin kırmızı çizgiler her zaman için varlığını korumuştur. Dinler ataerkil bir düzen olarak babaların iktidarıyla varlıklarını sürdüregelmiştir. Yeni Dünya Düzeni: Küreselleşmenin hakimiyetinde yeni ekonomik düzenler tasarlanırken insanlığın deistleştirilmesi ve cinsiyetsizleştirilmesi çalışmaları da artmaktadır. Bunun sonucunda da eşcinsellik bilimsel bir dogma olarak toplumlara dayatılmaktadır. Allah’ın varlığı tartışılır, dinler tartışılır, her türlü kültürel değerler tartışılır ama eşcinsellik sorgulanamaz, tartışılamaz bir gerçeklik olarak toplumlara dayatılmaktadır. Eşcinsel evliliklerin onaylanması çalışmaları sonucunda Amerika ve Avrupa ülkelerinde Yahudilik ve Hristiyanlık gerçekliğini kaybederek Eşcinsellik dinine dönüştürülmektedir. Batı kendi çöküşünü kendi elleriyle hızlandırırken İslam coğrafyalarına da bu çöküşü aşılamak için yoğun bir gayret içerisinde çalışmaktadır.

Eşcinsellik, bir aile hastalığıdır. Eşcinsellik, bireysel olarak cinsel kimlik bunalımı olarak yaşanırken içinde yetiştiği ailenin hastalıklı olmasından kaynaklanmaktadır. Toplumda eşcinsel sayısı arttığı, kabul gördüğü ve örgütlendiği oranda aile çökmüş demektir. Eşcinsellik, babanın iktidarı yerine annenin egemenliğinin kutsanmasıdır.

https://www.habervakti.com/ailemizin-kurtulusu-allahin-kitabi-kurn-i-kerimin-ve-peygamberin-sunnetinin-kurtulusudur-makale,2971.html





2- Hem erkeklerde hem de kadınlarda eşcinselliğin doğası ve kökenleri hakkındaki anlayışınız nedir?

Eşcinsel kimliğin oluşumu, kişinin kendisi ile ilgili olarak ödipal dönemde yaptığı bir tanımdır. Bu tanıma göre çocuk gelecekte dürtülerini kendi cinsi ile yaşamaya karar vermiştir. Dürtüleri kendi cinsine yöneldiği için, onlara aşık olmakta ve cinsel sevgi kendi cinsiyetinden kişiler ile yaşanmaktadır. Biseksüellik ise, zevk alabiliyorsa, cinsiyet ayırmadan cinsellik yaşamaya çalışan bir tutumdur. Karakterin daha bebeksi oluştuğunu, kişinin cinsel nesneleri meme gibi bir haz nesnesi olarak algıladığını, kimliğin gevşek bir biçimde bölgede yoğun olarak kaldığını gösterir.

Erkek eşcinselliği ödipal çatışmanın çözüm yollarından birisidir. Erkek çocuk annesinin oluşturduğu çekimden dürtüleri babasına veya sorun babanın eksikliğinden kaynaklanıyorsa, kendi cinsine yönelterek kurtulmayı seçer. Ödipal ortamda çocuk için annesinin çekimini baş edilemez yapan sebepler şunlar olabilir:

Anne çocuğa fazla düşkündür ve onun dış dünyaya yönelmesini engelleme eğilimleri yüksektir. Çocuk dürtülerini anneden çekemeyeceğini hissettikçe babasından korkusu artar ve son çare olarak dürtülerini erkeklere yönlendirir. Dürtüsel sevgi nesnesi olarak kendi cinsini seçmeye karar verir. Böylece dürtülerini annesinden çekebilmiş olur.

Anne aile sisteminde çok güçlüdür, sistemi o yönetmektedir. Çocuk omnipotansı anneden çekip babaya aktarmamaktadır. Babaya şefkat duyguları fazladır, baba ile arzulanan yakınlık ancak dürtüsel yatırım ile mümkün olmaktadır. Annenin omnipotan olması, çocuğun onu ilahlaştırmasına ve aralarında kategorik bir fark oluşturmasına yol açmaktadır. Bu durumda çocuğun dürtülerini annesinde tutması onun kendisine tahakküm etmesini kabullenmesine de yol açacaktır; o zaman çocuk mazoşist bir çözüme yöneltecektir, sapkın bir yapı geliştirecektir. Diğer bir çözüm ise eşcinsel bir seçim yapmak ve şefkatle sevilen babayı dürtü nesnesi yapmaktır. Böylece çocuk sapkın olmaktansa eşcinsel ve sevebilen olmayı becermiş olur. Eşcinsel kişilik yapılanması itibarı ile bir sevgi ilişkisini, mazoşist ise bir tahakküm ilişkisini işaret eder. Eşcinsellik daha gelişkin bir kişilik örgütlenmesidir. Baba ortamda yoktur. Babanın fizik olarak ortamda bulunmaması, çocuğun annesini ve kendisini tanımlayabilmesini zorlaştırır. Anne ile baba ayrılmış olabilirler ve çocuk babayı görmüyor olabilir, baba çok fazla seyahatlere gidiyor olabilir. Çocuk annesinin en yakını mıdır (eşi midir) çocuğu mudur? Anne bu tanımı kendisi net olarak yapamıyorsa, bu tanımı doğru yapabilmek için çocuğun babaya ihtiyacı fazla olur. Çocuk, kendisinin annesinin kocası mı yoksa onun oğlu mu olduğu sorusuna, dürtülerini uzaktaki babaya veya erkek cinsine yönlendirerek cevap bulmaya kayar. Annenin kendi cinsini seven oğlu olur. Böylece annenin çekiminden kurtulabilmek için çocuk eşcinsel olmaya karar verir.

Baba çok korkulan bir imgedir. Babanın öfkesinden duyulan korku, çocuğun annesine yönelebilecek dürtülerini bir an önce babasına yönlendirerek tehlikeden kurtulma arayışına sokar. Dürtülerin babaya kaymış olması garantili bir çözüm oluşturur. Böylece çocuk babası ile rakip olacağına, ona sevgili olmaya karar vermiş olur ve onun dürtüsel sevgi nesnesi olarak onun gücünden de yararlanmış olur. Ayrıca çoğu zaman babadan çok korkulan bir ortamda, anne çok ezilmiş, yenilmiş ve arka plana çekilmiş olabilir. Annenin yaşadığı ortamda çok değersizleştirilmiş olması çocuk için annenin çekiciliğinin azalmasına da yol açabilir.

Bu durumlardan birisi veya birkaçı bir arada bulunduğunda, erkek çocuk pipisinin kesilmesi veya aile dışına atılmak, sapkın olmak yerine sevgi nesnesini değiştirerek durumuna çözüm bulmuş olur. Bu çözüm karşı cins yerine kendi cinsini cinsel sevgi nesnesi yapmak olur. Elbette üç-beş yaş arası bir çocuk eşcinsel olmanın gelecekte onun hayatını nasıl etkileyebileceğini bilemez. Buna anne babasının nasıl bir tepki verebileceğini düşünemez. Ona göre dürtülerini annesi yerine babasına kaydırıyordur, babası da sevilmeyecek birisi değildir. Annenin sevilecek memeleri varsa, babanın da meme yerine geçecek pipisi vardır. Gerçekten eşcinsel erkeklerde penise duyulan büyük ilgi dikkat çekicidir. Neredeyse, anne memesi ile babanın penisi arasında bir seçim yapılmış ve erkek çocuk babanın penisini tercih etmiştir.

Kız çocukların eşcinsel seçimi erkeklerinki kadar sık değildir. Kadın eşcinselliğine daha seyrek rastlanır. Kadın eşcinselliğinde babanın kız çocuk için yeterince çekim oluşturamadığına ve kız çocuğunun dürtülerinin babaya yönelemediğini, annede kaldığını görürüz. Aslında çocuk annenin sisteminde kalmıştır. Bunun sebebi babanın fiziksel veya psikoloji yokluğu olabileceği gibi, annenin çocukla fazla bütünleşmesi de olabilir. Kız çocuğu kendisinin pipisiz olduğunu keşfettiğinde, babası ile veya pipisi olanlara tamamlanma ihtiyacı yüksektir. Genellikle erkekleri yücelten, kendi cinsini ve kendini beğenmeyen, eksik bulan bir eğilimi vardır. Annenin aile ortamına katkıları ve babanın silikliği bu eğilimleri dengelediğinde, kadın eşcinselliği için zemin oluşur. Kız çocuğun annesini dokuz ay içerisinde, bütünleşme dönemini bitirmeden veya omnipotansını annesine aktardığı sırada kaybetmesi de gelecekte kadınları sevgi ve dürtü nesnesi yapma arzusu oluşturulabilir. Bu durumda deneyimlenmiş ve öğrenilmiş tek ilişki bütünleşme ilişkisidir ve o da kendi cinsi ile yaşanmıştır. Birbirine benziyor olmak bütünleşmeyi kolaylaştırır. (Öfkeden Sevgiye Üç Hakim Duygu, Erdoğan Çalak)

Yani eşcinselliği ailesel bir sorundan kaynaklanan ve tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık olarak görüyorsunuz?

Evet. Bakın, şöyle açıklayayım: Çocuk için anne sevgi, baba ise güven kaynağıdır. Anne ve babanın kişilik yapısı psikolojik açıdan sağlıklı ise çocuğun psikolojik yapısında ona göre olumlu gelişim gözlemlenecektir. Eğer ki anne ve baba duygu ve düşüncelerinde çatışmaları olan bireyler ise çocuğun psikolojik gelişiminde aksamalar ortaya çıkmakta ve çatışmalı bir süreç başlamaktadır. Anne ve babasından sevgi ve güven duygusu alamayan çocuklar, bilinçaltı cinsel dürtülerinde anne ya da babasına karşı cinsel imgeler taşımaktadırlar. Psikoterapi süreçlerinin ilerleyen aşamalarındaki eşcinsel bireylerin yüzleşmelerinde, terapi aynasında görünen, uzak, ilgisiz ya da tersi aşırı korumacı ebeveynlerin çocuk için gerekli duygusal ihtiyaçları karşılayamadıkları gözlemlenmektedir. Suçluluk duyguları ve kaygılarla hayata tutunmaya çalışan çocuk, kendi içinde kendisi ile savaşmaktadır. Çocuklukta barışı olmayan bu savaşı gençlik çağına kadar çocuk hep kaybetmektedir. Ergenlik döneminde içine girilen cinsel kimlik kazanma sürecinde kendisi ile çatışması yoğun olarak süren eşcinsel bireyler, başka erkekleri kendilerinden daha güçlü görerek onlara duygusal yatırımlar ve aktarımlar geliştirmektedirler. Çocukken karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar, bedensel tatmin arayışlarına yönelmektedir. Kendisinin güçsüz ruhunu; güçlü sandığı kendi cinsinde aramaktadır. Güçsüz bir erkek olarak güçlü sandığı erkeklere olan duygusal aktarımları belli bir aşamadan sonra erotikleşmektedir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html




3- Türkiye'deki bu konu hakkında siyasi iklim nasıl?


24 Nisan 2020 tarihinde Hacı Bayram Camisindeki Cuma Hutbesinde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş “Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayrimeşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HİV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim” dedi.

Demokrasi şarlatanı eşcinsel lobileri “Redde Caesari quae sunt Caesaris, et quae sunt Dei Deo...” yani "Sezarın hakkı Sezar`a, Tanrı’nın hakkı Tanrıya" demek yerine Tanrı’nın hakkına göz koyarak Prof. Dr. Ali Erbaş hakkında linç kampanyası başlatmakta gecikmediler. Eğer ki bu suçlamalar karşısında Ali Erbaş’ın Selma Aliye Kavaf gibi yalnız bırakılması demek aslında Türk ve Müslüman Aile yapısının çöküşünün artarak yıkılması demek olacaktır. Orta çağın yağmacı ve çapulcu haçlı savaşları tarafından istila edilen medeniyetimiz artık günümüzde hukuk dayatmalarıyla yeniden büyük bir kıskaca alınmaktadır. Bu savaşta medeniyetimizin yeniden bozguna uğramasını ve yenilmesini istemiyorsak İstanbul Sözleşmesi’nin dayattığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği söylemleri devletin her kademesi tarafından terk edilmelidir. İstanbul Sözleşmesi bir Truva atı olarak kadına şiddeti çözmek bahanesiyle aslında eşcinsellerin evlilik ve evlat edinme haklarının önünü açmak için içimize sokulmuş savaş oyunudur. Truva atı içimizde durdukça bıkmadan usanmadan siyaset, bilim, düşünce, sanat, din vb dünyasından kurban istemeye devam edecektir. Koronavirüs sonrası dönemde siyaset bu Truva atını yıkmakla yükümlüdür. Yoksa Türkiye’nin gündeminden eşcinsellik tartışmaları asla eksik olmayacaktır.

Eskiden çocuklar okullara aileleri tarafından “eti senin kemiği benim” diyerek emanet edilirdi. Çocuklar okul bahçelerinde erkek çocukları top oynar kız çocukları ise ip atlardı. Düşe kalka büyümeyi öğrenirlerdi. Büyük adam olmak gibi dertleri vardı. Babaları çocuklarının okumaları için ceketlerini bile satardı. Yeni zamanlarda ise “eti de benim kemiği de benim” diyen aileler eğitimi kuşatmış durumdadırlar. Çocuklar okullarda artık dokunulmazlıklarıyla büyüdükçe küçülmektedirler. Erkek çocukları artık top oynamaktan kız çocukları ip atlamaktan vazgeçmişlerdir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği baskıları sonucunda erkek çocukları erkek gibi değil kız çocukları da kız gibi değil olarak yetiştirilmek istenmektedir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmaları hız kesmeden devam ettiği takdirde aile dinamiklerimizi yıkarak anneleri anne gibi değil babaları da baba gibi değil hale dönüştürecektir.

Eşcinsellik bireyin değil içinde doğduğu, yetiştiği ve büyüdüğü ailenin, hastalıklı bileşenlerinin olması halidir. Özetle eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Eşcinselleri ibne diyerek aşağılamak yerine aslında onların büyümelerinde sevgi ve ilgi noksanlıkları gösteren anne babalarını sorgulamamız gerekir. Eşcinsel, çocukluğunda hastalıklı aile yapısında duygusal yoksunluklara savunma geliştirirken yenilmiş olan çocuktur. Eşcinsel, ailesindeki bu yenilmenin intikamını büyüdüğünde, "kız gibi, top, ibne" diyerek dışlandığı toplumdan almak için bıkmadan usanmadan çabalayacak olan kişidir. Çocukken mahrum kaldığı duygusal yoksunlukların ruhunda açtığı yaraları telafi etmek adına sürekli olarak bedeninin erotik tatmini için çaba içinde olacaktır. Eşcinsel ilişkilerde kalıcı ve tek eşli bir aşk asla söz konusu olmadığı için eşcinsellik bu anlamda sonu gelmez bir seks bağımlılığıdır.


https://www.habervakti.com/devlet-her-cocuga-ruh-sagligi-yerinde-anne-baba-saglamakla-yukumludur-makale,2970.html


4- Böyle bir çalışmaya karşı direnç veya destek olup olmadığı öğrenebilirmiyiz?

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir. Ayrıca bu kişiler, eşcinselliğe çözüm getirmek yerine tam tersine dindar eşcinseller kavramını kabullendirmektedir.

Eşcinsel yönelimi olan kişiye sabır telkininde bulunmak ve bu duyguların varsa günaha girmeden hayatını sürdür, kadına ilgin yoksa evlenmeden sabret, cennette karşılığını alacaksın gibi tavsiyelerde bulunmak, "dindar eşcinseller" kavramını pekiştirmektedir. Dini bakış açısı sadece eşcinsel gelişim sürecinde koruyucu bir etki yaratabilir fakat asla iyileştirici bir sürece yönlendirmez. Eşcinsel eğilimleri ya da yaşamı olan birey bu durumdan rahatsızlık duyuyorsa çözüm eşcinsel tedavi konusunda deneyimli bir psikologla terapi görüşmesine başlamasıdır.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html


5- Destek veya direncin nereden geldiğini açıklayabilir misiniz?

Tarikatlerin, cemaatlerin, derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının eşcinselliğin önlenmesine ya da tedavisine yönelik hiçbir çalışma ve çaba söz konusu değildir. Medya ve iletişim sektöründe ister muhafazakar olsun isterse de laik kanallarda eşcinselliğin tedavisine yönelik program yapılması imkansızdır ve düşünülemez.

Dirençlere örnek olarak sözlüklerdeki paylaşımlara bakılabilir

https://eksisozluk.com/huseyin-kacin--2333488?p=1

https://ayisozluk.com/huseyin-kacin.html

Eşcinselliğe değil bu zihniyete terapi lazım

Translara kılıçla saldırılan bir ülkede, eşcinselleri tedavi edebileceğini söyleyen diplomalı psikologlar var.
Posta kutusuna düşen mesajın başlığı ‘Lezbiyen terapi’ydi. Hüseyin Kaçın isimli psikolog, mahir olduğu terapi türünü tanıtıyordu.
Kişisel web sitesinde ‘sigara bırakma’, ‘sosyal fobi’ ‘sınav kaygısı’ gibi konu başlıklarından ayrı olarak ‘eşcinsel terapi’ bölümü açılmış. Şöyle diyeyim, www.escinselterapi.net yazdığınızda, doğrudan www.huseyinkacin.com açılıyor. Bu terapi çeşidi, o derece alametifarikası yani kendisinin.
Sitenin forum kısmında kâh psikoloğumuzun kaleminden, kâh kendisine başvuranların ağzından dökülenleri okuyabiliyorsunuz. Şüpheci yanımı bastırıp orada okuduğum bütün hikâyeleri doğru kabul edeceğim. Mesele başka çünkü.
“Eşcinsel olmayı kabul etmek demek, size çocuk yaşta cinsel tacizde bulunan insanı haklı çıkartmak demektir”, “Eşcinsellik, özgür bir tercihin değil, genellikle çocuklukta yaşanan travmaların ve anne-baba ihmallerinin sonucu gelişen bir durumdur” tespitleri Kaçın’ın konuya dair temel fikrini özetliyor.

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/pinar-ogunc/escinsellige-degil-bu-zihniyete-terapi-lazim-1073587/
4
Interview with a Turkish Psychologist, 

Hüseyin Kaçın, 

performing reparative therapy

 

1- Can you describe your therapeutic approach?

 

Homosexuality has no religion, language, race or age. If homosexuality means atheism in one way, it means religiosity in another aspect. Gay, bisexual, deist, and atheist children are now raised in religious families. Homosexuals are now everywhere, not just in Taksim, Cihangir. The fact that you do not see it now is due to your ignorance on this subject. 

 

Homosexuality is when the individual experiences a sexual identity crisis and the family he / she grows up in is sick. Parents cannot love their children satisfactorily if they suffer the insults and injustices they received from their parents during their childhood. Family relationships are based on appreciation and affection in return for good behavior and socially blessed achievements for the child's socialization, rather than appreciation without waiting in return. 

 

A common discipline practiced when the child does not obey or fails to meet expectations is to withhold love. If the child is controlled with love, the result will be dramatic : he will lose his identity. Psychological problems; depression, panic attack, social phobia; drugs, alcohol, gambling, internet addictions, suicide, homosexuality stem from a lack or shortage of love. 

 

If the family has turned into a diseased structure, we can predict any kind of disaster for the society there. In this sense, the family is the foundation of religion, civilization, culture and society.

 

Since familial values ​​collapsed in Western civilization, all kinds of deviant behaviors started. Homosexuality is the most perverted aspect of human biology, psychology, and sociology. Homosexuality is the loss of sacred values ​​and the destruction of family descent. Western civilization is in a tireless endeavor to occupy it with the lies of democracy in order to "make the world safe for democracy". The primary target is the family, which is the stronghold of our culture.

 

Because familial values ​​have collapsed in the West, homosexual organizations are increasing significantly as a reflection of deviant behavior. Homosexuality is actually a religious organization beyond an ideological organization. Sharp red lines have always existed among Jews, Christians and Muslims in human history. Religions as a patriarchal order have survived under the power of fathers. New World Order: While designing new economic orders under the domination of globalization, studies of de-gendering and de-sexing humanity are also increasing. As a result, homosexuality is imposed on societies as a scientific dogma. The existence of God is discussed, religions are discussed, all kinds of cultural values ​​are discussed, but homosexuality is imposed on societies as an unquestionable and indisputable reality. As a result of efforts to approve same-sex marriages, Judaism and Christianity in America and European countries have lost their reality and are converted to Homosexuality religion. While the West accelerates its collapse with its own hands, it is working hard to instill this collapse in Islamic geographies.

 

Homosexuality is a family « trouble ». Homosexuality stems from the illness of the family in which it grew up, while living individually as a sexual identity crisis. As the number of homosexuals in the society increases, is accepted and organized, it means that the family has collapsed. Homosexuality is the blessing of the mother's sovereignty instead of the father's power.

 

2- What is your understanding of the nature and origins of homosexuality in both men and women?

 

The formation of homosexual identity is a definition made in relation to oneself in the oedipal period. According to this definition, the child decided to live his impulses in the future with his own gender. Because his impulses are directed towards his own sex, he falls in love with them and sexual love is experienced with people of his own sex. 

 

Bisexuality, on the other hand, is an attitude that tries to live sex without discrimination if it can enjoy it. It shows that the character is more infantile, that the person perceives sexual objects as an object of pleasure such as the breast..

 

Male homosexuality is one of the solutions to oedipal conflict. The boy chooses to get rid of his mother's attraction by directing it to his own gender, if his impulses are caused by his father or the father's lack of it. The reasons that make the mother's attraction for the child unmanageable in the oedipal setting may be:

 

The mother is too fond of the child and has a high tendency to prevent him from turning to the outside world. As the child feels that he cannot withdraw his impulses from his mother, his fear of his father increases and as a last resort, he directs his impulses to men. He decides to choose his own gender as the object of impulsive love. Thus, he can withdraw his impulses from his mother.

 
The mother is very powerful in the family system, she manages the system. The child does not transfer omnipotence from the mother to the father. Their feelings of affection to the father are high, the desired closeness with the father is only possible with impulsive investment. The fact that the mother is omnipotent causes the child to deify her and create a categorical difference between them. In this case, keeping the child's impulses in his mother will also cause him to accept his domination; then the child will lead to a masochistic solution, develops a perverse nature. 

Another solution is to make a homosexual choice and make the affectionately loved father the object of impulse. Thus, the child manages to be homosexual and lovable rather than deviant. 

 

As a homosexual personality structuring, it points to a love relationship, while a masochist indicates a relationship of domination. Homosexuality is a more developed personality organization. The father is absent. The father's lack of physical presence makes it difficult for the child to define his mother and himself. The mother and father may be separated and the child may not see the father, the father may be going on too many trips. 

 

Is the child the closest (spouse) child of his mother? If the mother cannot clearly define the limits of her relationship with her child, it means that the child needs a father to be able to define correctly himself. The child moves to find the answer to the question of whether he is the husband of his mother or his son, directing his impulses towards the distant father or the male sex. The mother has a son who loves her own sex. Thus, in order to avoid the mother's attraction, the boy decides to be homosexual.

 
A Father is a very feared image. The fear of the father's anger prompts the child to seek relief from danger by quickly directing his impulses from his mother to his father. When the impulses have shifted to the father,it creates a guaranteed solution. In this way, the child decides to be a rival to his father, to be dear to him, and also takes advantage of his power as an object of impulsive love. In addition, the mother may be very overwhelmed, defeated and withdrawn in the background, often in an environment where the father is very fearful. The fact that the mother is devalued in the environment in which she lives may also cause the decrease of the attraction of the child to his mother.

 

When one or more of these situations are found together, cutting off the boy's penis or being thrown out of the family finds a solution by changing the object of love instead of being deviant. This solution would be to make one's own sex an object of sexual love instead of the opposite sex. Of course, a child between the ages of three and five doesn't know how being homosexual could affect his life in the future. He cannot imagine how his parents might react to this. According to him, he is shifting his impulses to his father instead of his mother, and his father is not unloved. If the mother has breasts to love, the father has a penis to replace the breast. The great interest in the penis in truly gay men is striking. Almost, a choice was made between the mother's breast and the father's penis, and the boy preferred the father's penis.

 

 

Girls' homosexual selection is not as frequent as men's. Female homosexuality is less common. In female homosexuality, we see that the father cannot create enough attraction for the girl child and the female child's impulses cannot be directed to the father and remain with the mother. In fact, the child remained in the mother's system. This may be due to the father's physical or psychological absence, or the mother's over-integration with the child. When the girl discovers that she doesn't have a penis, she needs to be complemented by her father or those with a penis. Often she has a tendency to glorify men, dismissing her own sex and self-esteem. When the contributions of the mother to the family environment and the indistinctness of the father balance these tendencies, the ground is formed for female homosexuality. The desire to make women an object of love and impulse in the future can also be created if the girl loses her mother within nine months, before completing the integration period or while transferring her omnipotence to her mother. In this case, the only relationship that has been experienced and learned is the integration relationship, and it has been lived with its own gender. Being alike makes it easy to be one. (Three Dominant Emotions from Anger to Love, Erdoğan Çalak)

 

 

 

So, do you see homosexuality as an ailment that is caused by a familial problem and needs to be treated?

 

Yes. look, let me explain as follows: For the child, the mother is a source of love and the father a source of trust. If the personality structure of the mother and father is psychologically healthy, a positive development will be observed in the psychological structure of the child. If the mother and father are individuals who have conflicts in their feelings and thoughts, disruptions occur in the psychological development of the child and a conflictual process begins. Children who cannot receive a feeling of love and trust from their parents, in their subconscious sexual urges carry sexual images towards their parents. In the confrontation of homosexual individuals in the later stages of psychotherapy processes, it is observed that distant, indifferent or, conversely, overprotective parents who appear in the therapy mirror cannot meet the necessary emotional needs for the child. The child, who tries to hold on to life with feelings of guilt and anxiety, is fighting with himself. The child always loses this war, which does not have peace in childhood, until the youth. Homosexuals, who continue to conflict with themselves intensely in the process of gaining sexual identity during adolescence, see other men as stronger than them and develop emotional investments and transfers to them. Emotional needs that were not met as a child lead to the pursuit of physical satisfaction. He considers himself as a weak soul; so he is looking for the strong chest in its own kind. His emotional transmissions to men, whom he thought to be strong as a weak man, become erotic after a certain stage.

 

 

3- How about the political climate in Turkey?

 

 

In the Friday Sermon in Hacı Bayram Mosque on April 24, 2020, President of Religious Affairs Prof. Dr. Ali Erbaş said, “O people! Islam accepts adultery as one of the greatest harams (prohibited). It condemns the Lutheran, the homosexual What is the wisdom of this? The wisdom of this is that it brings diseases along and spoils generations. Hundreds of thousands of people are exposed to the HIV virus caused by this great haram (prohibition), whose name is adultery in the Islamic literature of illegitimate and common life. Let's fight together to protect people from this kind of evil, ”he said.

 

 

Democracy quack gay lobbies "Redde Caesari quae sunt Caesaris, et quae sunt Dei Deo ..." Dr. They were quick to launch a lynch campaign against Ali Erbaş. If Ali Erbaş is left alone like Selma Aliye Kavaf in the face of these accusations, it would actually mean the collapse of the Turkish and Muslim family structure to gradually collapse.

 

Note : She is the former Minister of State Responsible for Women and Family Affairs from 2009 to 2011. She has stated that she opposes homosexuality, in her own words: "I believe homosexuality is a biological disorder, a disease. It needs to be treated." 

 

 

Our civilization is now being taken into a great grip by law enforcement. If we do not want our civilization to be defeated in this « war », the Gender Equality discourses imposed by the Istanbul Convention should be abandoned by every level of the state. The Istanbul Convention (a Convention which is, in appearance a text who combats violence against women, but when analysed is clearly a text supporting LGBT rights and destroying the family values), as a Trojan horse, is actually a war game put into us to open the way for the rights of homosexuals to marriage and adoption, under the pretext of solving violence against women. As long as the Trojan horse stands inside us, it will continue to ask for sacrifice from the world of politics, science, thought, art, religion, etc. without getting tired. In the post-coronavirus era, politics is obliged to destroy this Trojan horse. Or homosexuality debate in Turkey's agenda will never be lacking.

 

In the past, children were entrusted to schools by their families saying "his flesh is mine, his blood is yours » (Meaning : I'm leaving my child to you and trust you). The boys played ball in the school gardens, and the girls jumped rope. They would learn to grow up dreamy. They were worried about being a great man. Their fathers even sold their jackets for their children to allow them to study. In recent times, families who say "his flesh is mine, his blood is mine" (Meaning : I'm leaving you my child, but you don't have any right on him/her, whatever he does, don't blame him/her) have surrounded education. Children are getting smaller as they grow up with their immunity in schools. Boys no longer play ball and girls stop jumping rope.

 

As a result of the Gender Equality pressures, it is desired to raise boys who are not behaving like boys, and girls who are not like girls. If the Gender Equality work continues without slowing down, it will destroy our family dynamics and make mothers who are not like mothers ; and fathers who are not like fathers.

 

Homosexuality is not limited to the individual, but it is the sickness of the family in which the person was born and raised. In summary, homosexuality is a family disease. Instead of insulting homosexuals as « queers », we should actually question their parents whose lack love and interest in their child's growth resulted in his homosexuality. The homosexual is a child who succumbed to the emotional deprivation in a diseased family structure during his childhood. The homosexual is a person who will tirelessly try to take the revenge of this defeat in his family from the society he is excluded with the following words "like a girl, ball, fag/queer". He will constantly strive for erotic satisfaction of his body in order to compensate for the wounds he inflicted on his soul by the emotional deprivations he was deprived of as a child. Homosexuality is an endless sex addiction in this sense, as there is never a permanent and monogamous love in homosexual relationships.

 

 

4- Can we find out if there is resistance or support against such a study?

 

Clergy's attitude towards homosexuality is incomplete and inadequate. 

 

Suggesting patience to a person with a homosexual orientation and giving advice such as « if you have these feelings, continue your life without sinning, if you are not interested in women, be patient without getting married, and you will get their reward in heaven » reinforces the concept of "religious homosexuals". The religious perspective can only have a protective effect in the homosexual development process, but never lead to a healing process. If the individual with homosexual tendencies or life is uncomfortable with this situation, the solution is to start a therapy meeting with a psychologist experienced in homosexual treatment.

 

 

5- Can you explain where the support or resistance comes from?

 

There is no work or effort by religious communities, associations and non-governmental organizations to prevent or treat homosexuality. It is impossible and unthinkable to make a program for the treatment of homosexuality in the media and communication sector, whether in conservative or in secular channels.

 

Examples of resistance can be found in online dictionaries like Eksisozluk as far as my person is concerned. 

 

They even defend the idea that a therapist who defends « homosexual therapy » needs a therapy. 

 

https://eksisozluk.com/huseyin-kacin--2333488?p=1

 

https://ayisozluk.com/huseyin-kacin.html

 
5
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&list=UUJdkrJhiL6pyF6B8vXad8Ew&index=4

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html
İletiyi düzenle
6
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&list=UUJdkrJhiL6pyF6B8vXad8Ew&index=4

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html
7
Merhaba ben M.M. Bir önceki yazımda eşcinsel kimliğimi nasıl algıladığımı anlatmıştım. Bugünkü yazımda ise ilk 2 terapiden bahsedeceğim. İlk yazımda da biraz değindiğim gibi sınava az bir süre kala eşcinsel kimliğimi arkadaşımla ve ablamla paylaştıktan sonra artık Hüseyin hocaya gitmeyi kafama koymuştum. Ve YKS sınavına 2 gün kala Hüseyin hocanın yanına gittim. Herkes gibi ben de çok tedirgin ve heyecanlıydım. İlk defa eşcinsel kimliğimi birine açacaktım. Ve o an geldi. Terapiye başladık. Önce Hüseyin hocaya aile ilişkilerimi, kendimi ve nasıl bir çocukluk geçirdiğimi anlattım. Ergenlik döneminde neler düşündüğümü ,  neler hissettiğimi anlattım. Anlattıkça kendimi tanımadığımı fark ettim. Çünkü gerçek cinsel kimliğimi o kadar kabullenmemiştim ki kendimi tanıyamıyordum. İnsanların beni hor görmesinden korkuyordum. Arkadaşlarımın yanında heteroseksüel bir m varmış gibi davranıyordum. Bunu bir kalkan olarak kullanıyordum sanki. İnsanların eşcinsel olduğumu fark etmemesi için…
İlk terapi süreci başlayana kadar eşcinselliğin doğuştan geldiğine inanırdım. Fakat ilk terapiden sonra fikrim değişmeye başlamıştı. Terapilerde tanıştığım insanların hayat hikayelerinin bana benzemesi Hüseyin hocanın parmak bastığı noktalar aslında bunun sonradan kazanılan bir duygu olduğunu bana göstermişti. Fakat tabi ki bu durumun doğuştan olup olmaması beni ilgilendirmiyordu. Benim amacım heteroseksüel kimliğime kavuşmamdı. Ve ben bunun için savaş verecektim. İlk terapi son bulmuştu. İlk terapiden sonra o kadar rahatlamıştım ki… Benden yaşça büyük biri beni yargılamadan, ayıp gözle baksamda gayet güzel ve anlayışlı bir şekilde beni dinliyor, anlıyor ve yol gösteriyordu. İlk terapiye kadar aklımda psikoloji okumak yokken terapiden çıktığımda aklımda artık psikoloji de yer etmişti. Çünkü o gün anlamıştım psikolojinin dünyamızda ki yerini… İlk terapide pasif düşüncede bir eşcinsel olduğumu anladım. Ama benim için gerekli olan aktif düşünceye ulaşmaktı. Hüseyin hocanın söylediği şeylerle kendimi aktifliğe çekmeye uğraşıyordum. 2. Terapiye kadar bu şekilde devam etti. Tabi bu süre içinde sınavdan çıkmıştım. Ve sonuçları bekliyordum. 2. Terapiye gittim. İlk terapinin üzerinden konuşmaya devam ettik. Git gide kendimi daha iyi tanıyordum. Kendimi daha özgür ve özverili hissediyordum. 2. Terapi bittikten sonra benim için çok stresli bir süreç başlamıştı. Bu süreç sınav stresiydi. Sonuçlardan korkuyor, stres yapıyordum. Bu stres anında aktif düşünceler edinmeye başlamıştım. Bir gün twitterda vakit geçirirken karşıma hoş bir çocuk çıkmıştı. İlk defa bir kişiye karşı aktif duygular beslemiştim. Fakat fazlasıyla yoğun bir duygudan bahsediyorum. O anlık stresten mi neden bilmiyorum ama kafama koymuştum o kişiyle birlikte olmayı… Gün geldi o kişiyle yapmaman gereken bir şeyi yapmıştım. O kişiyle ilişkiye girmiştim. Yaptığım şey terapi için kötü bir hareketti fakat bir yandan da aktif olabildiğimi fark etmem bana büyük bir güç vermişti. Ama tabi ki pişmandım. Ama önemli olan benim bu yolda yılmadan usanmadan devam etmemdi. Ben de öyle yaptım ve terapilere devam ettim. Bir sonraki yazımda diğer terapilere ulaşabilirsiniz. Sağlıklı kalın…
8
Seanslarım devam ediyor. Sürecim, kurtuluş hikayem ve umudun içindeki yüzüşüm devam ediyor. Kondüsyonum çok düşük. Çok çabuk yoruluyorum ama seviyorum. Seviyorum çünkü kurtulmak istiyorum.  Zihnimi basan onca anının altında ezilimekten, sürekli fikir ve duygu değiştirmekten, acı çekmekten ve özlemekten bitkin düştüm. Sahte bir özlemin ve sevginin kurbanı ettim kendimi. Allahın iizn vermeyeceği bir yola girdi kalbim. Olamazdı olamaz. Ben erkeğim. Bu sürdürülemez duygunun eninde sonunda biteceğine adım gibi eminim ama olmuyor. Tam bitti bitecek derken karşıma anlam veremediğim bir zamanda çıkıyor. Erkek olarak bir erkeğe duyduğum bu bağllı duygusunu hazmedemiyorum. Neden diyorum. Benim ondan ve öncekilerden neyim eksik. Neden diyorum ve karşıma bir sürü neden çıkıyor. Çocukluğuma iniyor bütün yollar. Farkına vardım hüseyin hoca sayesinde. Ve şimdi bu farkındalığı beslemem gerekiyor. bana verdiği görevlerle, yüzleşmelerle ve kendimi gerçek halimle görmemle bu tedavi olumlu sonuçlanacak inanıyorum. İçimde bazen biriken bütün duygular bi öfke olup taşıyor. zarar veriyorum özellikle kendime. Ben olmaktan çıkıyorum. bununda geçeceğine inanıyorum. sakinliğin, özgüvenin beni doğru adımlarla ilerleteceğini biliyorum. Kendimin farkına varıyorum. Allahın beni yaratmış olduğu fıtrata dönüyorum.  Erkeğim ben evet. köküne kadar erkek. Kısa süreli zevklerin ruhumda açtığı yaralar uzun süreli acılara dönüşüyor bunuda biliyorum. Ve zamanında ahmak gibi engel olamaddım kendime.  Neden yaptım neden oldu bilmiyorum. Bu hatalardan nasıl dersler çıkaracağım bilmiyorum. hızlı bir yolculuktayım. ara vermeden, dinlenmeden bir an önce bitirmem gereken bir yolculuk.   eğer Allah ömür verirse pak bir halde varmış olacağım hedefime. Kelimelerin bile bazen yetrsiz kaldığı klasik  haller vardır ya. Ben tam olarak öyle hissediyorum. DArbe yemiş gibiyim. ihanete uğramış gibiyim. Ama şuna eminim ki yediğim her darbe bana birazdaha güç vrecek. veriyorda...
9
Psikoloji / Ynt: PANİK ATAK MIYIM?
« Son İleti Gönderen: psikolog Kasım 10, 2020, 11:31:24 ös »
..
10
Merhaba ben [M] . Bugün sizlere çocukluğumu , eşcinsel olduğumu farkettiğim dönemi ve terapi sürecinde neler yaşaadığımı ve benim çıkarımlarımdan bahsedeceğim. Öncelikle ben kimim ondan bahsedeyim.
Ben [M] 19 yaşındayım. Sizlere en baştan hızlı bir şekilde nasıl bir çocukluğumun geçtiğini anlatayım. Küçükken içine kapanık  , sessiz ve sakin bir çocuktum. Mahallede 2 ya da 3 arkadaşım vardı ara sıra onlarla takılırdım. Babamdan çok annemle dolaşmayı onun yanında olmayı isterdim. Annemin yanında kendimi daha rahat hissederdim. Düğünlerde annemin yanına gitmek ve kadınların yanında olmak beni daha rahat hissettirirdi. Babam eve işinden dolayı geç gelen erken geldiğinde ise kahve arkadaşlarıyla oyun oynayarak vakit geçiren biriydi. Annem çok baskın ve otoriter bir kişiliğe sahipken babam daha pasif biriydi. Ablamla beni insanlardan, çevreden korumaya çalışan biriydi. Sanki bizi bir kafesin içine atmış ve insanların bize ulaşmasını engellemek istiyormuş gibi… Babamla vakit geçirdiğimi hiç hatırlamam ama annemle olan anılarımızı saymakla bitiremem. Çocukluktan beri hep anneme bir şey olmasından korkmuşumdur. Sanki babamın bizim için endişesini anneme kendim yansıtıyormuş gibi… Annemle olan bağım çok daha fazlaydı. Ama ablamla daha sağlıklı bir ilişkideydim. Çocukluğumda kız kuzenlerimle bebeklerle oynamak erkek kuzenlerimle pes oynamaktan daha çok hoşuma gidiyordu. Kızların yanında daha özgürmüşüm gibi geliyordu. Ablamın kıyafetlerini giyer ve annem tarafından ablama söylediği gibi güzel iltifatlar almak isterdim. Birazda eşcinsellik kısmına gelelim. İlkokulda erkek arkadaşlarımdan çok kız arkadaşlarımla takılmayı ve onlarla şakalaşmayı severdim. İlkokulda erkeklerin birbirlerine yaptığı cinsel şakalar arkadaşlarımın hoşuna gitmezken ben zevk aldığımı fark ettim. Ama bunu çaktırmamam gerekiyordu. Ve ben diğerleri gibi cinsel şakayı yapan arkadaşıma kızıyordum. Çünkü fark etmelerini istemiyordum. Bir gün arkadaşımdan porno diye bir cinsel sitenin olduğunu duydum. Eve gidip bakmak istedim fakat evde ablamın telefonu dışında o sitelere ulaşabileceğim başka bir yer yoktu. Ablamın telefonu elime geçtiği ilk anda aldım ve porno sitelerine giriş yaptım. Fakat ablamın telefonundan videolar izlenmiyordu. Ama sitelerde cinsel hikayeler bulunuyordu .  Önce heteroseksüel  hikayeleri okuyarak başladım. Sonra bir çok gencin yaptığı gibi kategoriler kısmından farklı tarz porno hikayelerini merak etim. Gay porno kısmına elim gitti. O güne kadar gay kelimesinin ne anlama geldiğini bile bilmiyordum. Merak etmiştim. Gay hikayeleri okumaya başladığımda şaşırmıştım iki erkek nasıl olur da ilişkiye girer dedim içimden. Fakat sonradan hoşuma gitmeye başlamıştı. Bir erkeğin diğerinden üstün olması benim hoşuma gitmişti. ( aslında ortaokul döneminden itibaren diğer erkekleri hep benden güçlü görmüştüm belki de hoşlanmamın sebeplerinden biride buydu) bu hikayeleri okuduğum dönemde yaşım 11 12 civarıydı. Tabi benim hoşuma gitmesi bana çok değişik geliyordu fakat ben diğer erkek arkadaşlarımın da bundan zevk alabileceğini bütün erkeklerin yaşadığı bir olay olduğunu düşünmüştüm. Ya da kendimi kandırıyordum. Bir süre sonra artık videolar izlemeye başlamıştım. Heteroseksüel pornolar izlerken gözüm hep erkekteydi. Ve gay pornoları izlemeye başladığımda aslında daha çok zevk aldığımı görmüştüm. Bir erkeğin diğerinden üstün olması benim hoşuma gidiyordu. Ve 13 yaşından 19 yaşıma kadar hiç kendimi sorgulamamıştım. Porno + mastürbasyon olarak cinsel hayatım böylece devam etmişti. Tabi 2020 yılının ocak ayına kadar. Ocak ayından sonra ülkece covid-19 salgını yüzünden karantina sürecine girdik ve uzun süre boyunca dışarı çıkamadık , sosyalleşemedik. Bu durum benim içime kapanmama ve kendimi sorgulamama neden oldu. Haziran ayındaki yks sınavına çalışmam gereken süreçte ben eşcinselliğimi sorguluyor. Heteroseksüel kimliğime yeniden kavuşabilecek miyim?  Korkusuyla sürekli ağlıyor ve araştırıyordum. İzlediğim videoların birinde prof destek almak için ilk adım beni anlayabilecek bir arkadaşıma anlatmamdı. Ve bende gerekeni yaptım ve en yakın kız arkadaşıma açıldım. Üzerimden bir yük kalkmıştı sanki arkadaşıma anlatırken çok zorlanmıştım çünkü eşcinsellik toplum tarafından hoş karşılanmayan ve sapkınlık olarak nitelenen bir durum. İnsanların bunun bir yönelim olarak bilmemesi eşcinsel kişileri anlamaması ve eşcinseller hakkında sürekli kötü konuşulması canlı yayında hocaların eşcinsel bireyler soru sorduğunda sanki soru soran kişi küfür ediyormuş gibi susturması aslında benim bugüne kadar susmamda büyük rol oynamıştı. Ama artık kendi yoluma bakmam gerekti. Ve bende kendim için bir şey yapmıştım. Arkadaşıma eşcinsel olduğumu anlatmıştım. Ve arkadaşım çok anlayışlı bir şekilde yaklaşarak benim her türlü yanımda olacağını söyledi. Bu bana büyük bir şekilde özgüven getirmişti. Ocak ayından haziran ayına kadar olan süreç benim için çok sancılıydı. Ders yapmam gerekirken sürekli kendimi secdede buluyordum. Sanki günahkarmışım gibi tövbe ediyordum. Neyse ki haziran ayında Hüseyin hocayı buldum. Ve sınava 2 gün kala Hüseyin hocanın yanına gittim. Ve ilk terapimizi yaptık. Terapi süreçlerine diğer yazılarımda ulaşabilirsiniz. Sağlıklı kalın…
Sayfa: [1] 2 3 ... 10