Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Merhaba ben KoyuGri hepinize 4. terapiden selamlar. Artık hayatıma giren erkekler için aşık olmak ifadesi yerine çok sevmek ifadesini kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü ortada aşk maşk yokmuş zaten. Faruk yurtta  tanıştığım ve çok sevdiğim ev arkadaşım. Cemil ise zamanında çok sevdiğim benden 15 yaş büyük bi şerefsiz sadece. (Hem yaşı büyük hem şerefsizliği ahahah)



Bu terapide en çok  Faruk ile olan ilişkim hakkında konuştuk. En sevdiğim aktivitelerden biri Faruk’un gıybetini yapmaktır :) o yüzden çok keyifli geçti. Hüseyin Bey Faruk’a annelik ve kadınlık yaptığımı bunun sağlıksız olduğunu ve erkek erkeğe ilişki kurmam gerektiğini söyledi.



Hüseyin Bey “Annenden nefret ettiğin için annene benzemişsin ilişkilerindeki stratejilerin annelik yapmak. Hayatı annen gibi yaşıyorsun. Birisini başlarda annenin seni sevdiği gibi seviyorsun sonra annen seninle ilişkini nasıl bitirdiyse  sen de  Faruk’la olan ilişkini öyle bitirmişsin ve nefret etmişsin” dedi. Bu harika tespitten sonra Hüseyin Beyi alkışladım. Tam nokta atışı yaptı. Sadece Faruk’a karşı değil bütün arkadaşlık ilişkilerimde hep anne gibiyimdir hatta çoğu arkadaşım bana “Baba” diye hitap eder ve herkes de evin babası olduğumu bilir. Tabi onlar erkek gözüyle baktıkları için baba diyorlardı aslında tamamen annelikmiş. Yemekler yaparım, besleyip büyütürüm, derslerine yardımcı olurum, motive ederim, soğuk havalarda fermuarlarını kapatırım, saçımı süpürge ederim, mutlu olmaları için elimden geleni yaparım. İlaçlarını bile alırım. Beni ihmal ederlerse de onlara küserim. Beni sevmediklerini düşünürüm. Nefret ederim onlardan. Düşman olurum. Hatta bazen Faruk’u ve diğer ev arkadaşıma sanki kendim doğurmuş gibi yoğun anaç duygular hissederdim. Uyy benim yavrularım iyi ki doğurmuşum diyip bağrıma basardım :)



Hüseyin Bey “Erkek erkeğe ilişkide erkeksi erkeksi takılmak gerekiyor. Bu kadar fedakarlık yapılmaz ki. Babandan alamadıklarını Cemil’den aldın. Annenden alamadıklarını da anne rolüne girerek Faruk’a vermeye çalıştın. Faruk’la ilgilenmek aslında kendinle ilgilenmek. Sen annen oluyorsun Faruk sen oluyor. Hiçbir gerçekliği yok sağlıksız bir ilişki. Annenden alamadıklarını ona verince mutlu oluyorsun, tatmin oluyorsun. Onu tanrılaştırdın ve bütün borderline‘lar gibi Tanrı seni ihmal etmeye başlayınca da onu yıktın. Tanrı kulu takmamaya başlayınca kul isyan eder ve seni Tanrı yapan benim deyip Tanrı’yı yıkar sen de öyle yıkmışsın. O da yanlış bu da yanlış. Herşeyi Faruk’tan beklediğin için kriz yaratmışsın, gereksiz bi acı yaratmışsın. 7 gün 24 saat Faruk’la takılmasan her şeyi ondan beklemesen diğer insanlarla da sosyalleşsen ona bu kadar ihtiyacın kalmaz. Ki kalmamış da,kendi sosyal çevreni oluşturunca erotizm bitmiş ve ilişkiniz sağlıklı hale gelmiş. İlişkiniz iki insanın gelebileceği maksimum seviyeye gelmiş daha Allah’ından belanı mı istiyorsun. Hastalıklı bi şekilde sevmişsin. Faruk’u çocuğun gibi gördüğün için ondan   çok şey beklemişsin ama Faruk’un bundan haberi yok ki çocuk ne yapsın. Annenin çocuklarının kendisine tapmasını istediği gibi sen de Faruk’un sana tapmasını istemişsin. Gerçek bi sevgi değil. Faruk ile olan ilişkindeki beklentilerini ve rolünü değiştirirsen yani anneden arkadaşa geçersen ilişkiniz uzun yıllar sağlam bi şekilde devam eder. Bu da %100 senin emeğin o yüzden yıkma. Yoğun değersizlik duyguların, yoğun sosyal fobin Faruk sayesinde gitmiş. Faruk olmasaydı psikoloğa gelme cesaretinde bile bulunamazdın çok daha hasta olabilirdin. O yüzden Faruk’a saygı duyabiliriz. Faruk’a hiçbir derdini sıkıntı anlatmıyorsun, anlatman lazım. Herşeyini anlat çünkü sen onun her şeyini biliyorsun. Normal arkadaşlıkta böyle olur. İlişkiniz tek taraflı olmuş sen hep vermişsin vermişsin hiç almamışsın. Ona içini aç, kendini tanıt, dertlerini anlat. Sen onu sırtında taşımışsın bakalım o seni ne kadar taşıyabilecek. Tamam senin kadar taşıyamaz ama bakalım ne kadar çözüm üretecek. Ben anlıyorum bu çok değerli bi ilişki. Sana vefasızlık yaparsa o kendi kaybeder ilişki kurmaktan korkma dedi. Sen bir tane Faruk kaybedersin ama o 10 tane KoyuGri kaybeder” dedi. (Faruk duy bunları)



Yani Faruk ile normal bir arkadaşlık ilişkisi kurmalıyım bunun için ilk adımı Hüseyin Bey’in ittirmesiyle attım ve Faruk’u aradım (normalde hiç arayıp sormam)

“Ben psikoloğa gidiyorum. Aslında özgüven eksikliğim için başvurmuştum ama altından çok başka şeyler de çıktı. Psikolog Borderline kişilik bozukluğu tanısı koydu” dedim.  Faruk hep bu anı beklemişcesine dalga geçti, tabi hiç durur mu “karaktersizsin yani ahahaha karaktersiz” dedi. Zaten sıklıkla karaktersiz olduğumu söylerdi doktor tarafından da tescillenince değmeyin keyfine. Ben zaten malımı bildiğim için onun böyle tepkiler vereceğini Hüseyin Bey’e söylemiştim. Daha sonra ona annemden nefret ettiğim için anneme dönüştüğümü, Faruk ile ve diğer arkadaşlarımla normal bir arkadaşlık ilişkisi kurmak yerine anne-oğul ilişkisi kurduğumu ve aslında Faruk’u kendi yerime ve kendimi de annem yerine koyarak annemden alamadıklarımı Faruk’a verdiğimi söyledim. Psikoloğun “Faruk’tan çok şey beklemişsin, senin Faruk’u bu kadar çok sevdiğinden Faruk’un haberi bile yok. Çocuğun hiçbir suçu yok, bu çocuk sana daha ne yapsın” dediğini ve kafamda senaryolar yazıp çizdiğimi durup durmadık yere ondan nefret ettiğimi söyledim. Yine çok güldü hoşuna gitti şerefsizin :) “bana yaptıklarını da anlat, adama karşı hep beni kötüleme neler çektim senden” dedi. Sonra Faruk’a “yanlış anlama sen şimdi ibneliğe çekersin ama bu öyle bişey değil seni duygusal olarak biraz fazla sevmişim tıpkı bi annenin çocuğunu sevmesi gibi” dedim.

Tebessüm etti ve “bu sevgi en güzel anılarını ve ilklerini benimle yaşadığın için kaynaklanmış olabilir” dedi çok normal ve anlayışla karşıladı. 25 dakika konuştuk gayet keyifli bi konuşmaydı, buzları erittik.

Zaten o her fırsatta beni çok sevdiğini bana hissettiriyordu, beni sevdiğini herkese de söylerdi. Duyardım yakın arkadaşlarımdan. Beni sevdiğinin farkındaydım ama ne bilim işte bana yetmedi ve soğudum ondan. Hepsi borderline zımbırtısının suçu deyip işin içinden sıyrılıcam :)



Bu arada annem ilaç tedavisine başladı. Bilemiyorum onu tedavi edebilecek ilaç üretildi mi ama umarım işe yarar. Dün babamla yine kavga ettik onu biraz ben abarttım ama olsun iyi ki yaptım bi seçim yapmak zorunda olduğu zaman beni seçicek, bu kadar. Başkasını seçerse ben de onun için bi başkası olurum. Bu hep böyle oldu eğer birisi benim yerime bi başkasını seçerse ben bunu hazmedemem ve o kişiyi hayatımdan bile çıkarabilirim. Daha önce yaptım ama bu şahıs babam olduğu için çıkartamıyorum biraz burnu sürtsün bi ara yine affederim. Evde o yokmuş gibi davranıyorum, çıldırıyor. İyi baba rolü 2 gün sürdü  3. günü tırt. Samimiyetsiz olduğu çok barizdi, kanıtlamış oldu. 50 yaşına kadar baba olmayı öğrenemeyen biri sonrasında nasıl öğrenebilir ki ? Hüseyin Bey sağolsun babamı o kadar çok rahatlattı ki babam o küçük aklıyla terapi görmeme bile gerek olmadığını söylüyor. Oysa ki Hüseyin Bey ona  “oğlun eşcinsel değil fakat terapi görmezse ileride olur” demişti, kısıtlı zekası bu kadarını hatırlıyor herhalde. İstediği kadar esip gürlesin içindeki öfke kendisine yük, bana hiçbir şey olmaz. Kendisi sürüngen beyniyle çok mutlu oysa evliya olmak için korteksini kullanması lazım. Allah’a yakın olmak için kendinde var olan Allah’ın esmalarını açığa çıkarman gerek şeytanınkileri değil.
3
Hissettikleri ile kendini bütünleştiremeyen bütün insanların sıkıntısı çok büyüktür. Bir de eşcinselleri düşünün. Bence kıyaslanamaz derecede arada fark var. Şimdi birde muhafazakar eşcinselleri düşünün. Fark daha da büyüdü değil mi?

Son olarak beni düşünün. Muhafazakâr bir insan olduğum için zaten sıkıntılarım oldukça fazlaydı. İş bununla da kalmadı Hoca oldum. Sohbetler verdim, çocukları eğittim, yetişkinlere dersler verdim. Çeşitli bölgelerde yaşayan insanlara emr-i bil maruf çalışmasında bulundum. Lakin tüm bunlara rağmen eşcinseldim. Olduğum kişinin yolu başka iken, hissettiğim kişinin yolu bambaşka bir şeydi. Bu çıkmazı yalnızca yaşayanlar bilir. Muhafazakar olmanın zorluğu tam olarak burada bence...

Tabi bu zorluk beraberinde suçluluk duygusunu, günahkarlık hissini beraberinde getiriyor, en nihayetinde insanı sonu gelmez bir depresyona sokuyor.

Şöyle düşünün; halinizden ölesiye nefret ediyorsunuz. Çaresizliğinizden kurtulmak istiyorsunuz. Ancak bunu bir çözümü yok diye düşünüyorsunuz. Üzüntüleriniz sizi derin bir depresyona sokuyor. Bu sebeple ölmek istiyorsunuz. İntihar başkaları için bir çözüm olabilir. Ancak sizin için asla! Çünkü intihar etmek haram… Bunu düşünebiliyor olmak kesinlikle yeterli değil. Çünkü hala aynı şeyleri hissediyorsunuz. Dolayısı ile tek bir çare kalıyor. Ölmek için dua etmek…

İşte ben de 27 yaşıma kadar bu hislerle geldim. İnsanlarla konuşurdum, çeşitli faaliyetlerde bulunurdum. Çünkü nihayetinde insanız. Bir noktadan sonra kişi insan olduğu için asgari düzeyde de olsa sosyal ilişkiler kurmak zorunda kalıyor. Ama hep içimden bir an önce bu an geçse de odama gidip ölmek için dua edebilsem derdim. Her fırsatını bulduğumda da ederdim. Akşamları başımı yastığıma koyduğumda çeşitli ölüm senaryoları üretirdim kendime. Hepsi de büyük bir fedakarlığı ve zorlu bir ölümü içeriyor olurdu. Sonra bu ihtimallerden gerçek olabilecek bir tanesini araştırmak için doktora giderdim. Lakin hiçbir hastalığım çıkmadı. Ya da birisi için kendi feda ederek ölmedim. Şuan ki aklımla baktığımda günahkâr olduğuma inandığım için kuruyormuşum bu hayalleri. Ancak zorlu bir ölüm süreci yada büyük bir fedakarlık beni günahlarımdan temizleyebilir inancı…

Terapilere kadar nasıl hissettiğime dair daha net bir bakış açınız olması için yazdım bu satırları. Şimdi daha fazla uzatmadan kaldığım yerden devam ediyorum.

HK ile telefonda görüştük sonra sancılı bir süreç başlamış oldu. Çarşamba, Perşembe, Cuma... Tamı tamına 3 gün beklemem gerekiyordu. “27 yaşına kadar beklemişsin, bu üç gün neyin sancısı?” diye sorabilirsiniz. Buna cevabım şu olurdu: Bence hayattaki en kötü zamanlardan bir tanesi; hayatın hakkında büyük bir karar verip, süreç ve sonuç için beklemek zorunda kalmak. Dolayısı ile sabırsızdım. Aklımda terapi sürecine ve sonucuna dair çeşitli senaryolar dönüyordu. Düşünmekten uyuyamıyordum bile.

Zar zor Cuma akşamını ulaştığımda HK’yı tekrar aradım. Aynı buz gibi ifade ile beni karşıladı. Nihayetinde ertesi gün ilk saate sözleştik. Telefonu kapattıktan sonra tekrardan bu “soğuk adam” hakkında düşündüm. Neden? En sonunda “Belki de danışanlarının ona olağan dışı bir duygusal hissi olmasın diyedir herhalde…” dedim kendi kendime.

Ertesi gün olduğunda bana verilen adrese gittim. Mavi demir kapılı bir apartman… HK ile iletişime geçerek bana kapıyı açmasını sağladım. En son izlediğim videosundan çok farklıydı. Sakallarını ve bıyıklarını tamamen kesmişti. O esnada kalbim deli gibi çarpıyor, nefesim daralıyordu. Kapıyı kapatarak içerideki odasına yönlendirdi beni.

Odaya girdiğimde hızlı bir göz taraması yaptım. Yığınla kitap var; tam benlik. Masasının üzeri oldukça dağınık… Arkada güzel bir bahçe; huzur verici… Masasının önünde duran 3 tane, deri, koltuk tipli sandalye… Çok kısa bir an bekledikten sonra onunla en iyi etkileşim kurabileceğimi düşündüğüm bir sandalye seçtim kendime. Hala çok gergin hissediyordum. Oturduktan hemen sonra birkaç terapi sonra kendisinin klasik giriş cümlesi olduğunu öğreneceğim bir cümle ile başladık terapimize.

Not: İlk birkaç terapide ses kaydı almadığım için, parça parça ve dağınık olarak nakledebilirim konuşulanları.

-Evet Adalet, sendeyiz.
Uzun bir duraksamanın ardından, benden cevap alamayınca yardımcı olmak adına bana soru yöneltti.
-Neden buraya geldin?
-Çünkü eşcinselce eğilimlerim var. (Cümleleri kurarken boğazım düğümleniyor, zorlukla konuşuyorum.)

Sonrasında hayat hikayemi bir kez de benim ağzımdan dinledi. Ardından babamın benim dünyamda hiçbir yeri olmadığını olumlu ya da olumsuz kendisine bir duygu hissetmediğimi söyledi ve ekledi:

-Şu anlattıklarına baktığımızda asıl sorun baban gibi duruyor. Ama ilerleyen terapilerde başka sebeplerde ortaya çıkması mümkün tabi. Ama her şeye rağmen sen kötünün iyisi tedbirler alarak ilginç bir şekilde kendini iyileştirmeyi başarmışsın. Belki terapilerle birkaç ayda yapacağımız şey senin senelerine mal olmuş ama başarmışsın.

Bu konuşma sonrasında sosyal ilişkilerimden bahsettim kendisine. Yalnızlığımdan ve yalnız olma arzumdan, insanları nasıl kolayca hayatımdan çıkartabildiğimden… Bunun üzerine doğru-yanlış obsesifliği tanısını koydu bana. Dediğine göre özellikle hayatımdaki insanlara karşı obsesifmişim.
Bunu şöyle anlatabilirim sizlere: Bana göre potansiyel hatalar vardır. Mesela eşini aldatmak gibi… Bir insan bu hatalardan birini yapabiliyorsa her türlü hatayı yapabilir benim gözümde. Dolayısı ile zihnimde tasavvur ettiğim hatalardan birini yapan bir insanla herhangi bir sosyal ilişkimin olması mümkün değildir. Hatayı bana karşı işlemesine gerek yok. Yapması yeterli. Birde bana yaptığını düşünün. Özetle insanları silip atıp, yoluma devam etmekte üstüme yoktur.

Sonra sıra sosyal ilişkilerimden tahmin edebileceğiniz üzere mastürbasyon konusuna geldi. Direkt olarak terapiden bir parçayı nakletmek istiyorum:

-Ne sıklıkla mastürbasyon yapıyorsun?
-Canım her istediğinde…
-Canın ne kadar istiyor? Haftada kaç kez? Günde birden fazla yaptığın oluyor mu?
-Sizi aramadan hemen önce duygusal anlamda bir patlama yaşamıştım. Dolayısı ile sayısız defa mastürbasyon yaptım Perşembe gününe kadar. Ancak normalde bir meşguliyetim, olduğunda haftada 2-3 defa yapıyorum. İlaveten her zaman günde bir kere ile sınırlı kalmıyor. Ardı ardına birkaç kez yapıyorum çoğu sefer.
-Mastürbasyon bağımlılığı var sende. O zaman sana bir ödev. Haftada en fazla 3, günde 1 defayı geçmeyeceksin.
-Tamam.
-2 en iyisi, 3 olabilir. Ama 4’e ulaştığı an bağımlılıktan söz ederiz. Seninki de o boyutta artık.
-Tamam.
-Günde bir defadan fazla yapmakta yok.
-Tamam.
-Son olarak pasif fantezilerde istemiyoruz. Aktif bir fantezi kuracaksanda: Hetero bir erkek, hetero olan sana gelir. Nasıl olursa bir şeyler olur aranızda. Yani kimse pasif olmuyor. Pasifliği çıkartıyoruz zihnimizden.
-Tamamdır.
-Haa kadınları düşünebiliyorsan bizim için en güzeli.
-Tamam, düşünebilirim.

Bu terapi ekseriyetle benim konuştuğum bir terapi olmuştu. Son olarak bana son bir ödev daha verdi: Elimden geldiğince yazmamı hislerimden bahsetmemi istedi. Bunun benim gün içinde nasıl düşündüğümü ve hissettiğimi anlamasına yardımcı olacağını ve terapi sürecimize olumlu bir etkisi olacağından bahsetti. Canıma minnet diye düşündüm. Yazmak; tam benlik.

En sonunda vaktim varsa kalmamı söyledi ve terapiyi sonlandırdık. Odadan çıkıp içeriye geçtim. Tekli koltukların bir tanesinde siyahlar içinde, uzun boylu, yakışıklı, benim yaşlarımda birisi oturuyordu. O kadar agresif bir havası vardı ki selam vermeye çekindim. Sanki zorla oraya gelmiş gibiydi. Kısa bir süre sonra HK onu içeriye çağırdı.

Kendi kendime bulunduğum odayı incelemeye başladım. Yine bir sürü kitap… Yine dağınıklıklık... Toz... İşin doğrusu iyi bir temizlik fena olmazdı. :D

Diğer arkadaş içeri girdikten bir süre sonra HK beni içeri davet etti. Odaya girdiğimde çocuğun tam karşısına oturdum. HK benim hayat hikayem ile benzer noktaları ortaya çıkartmak istediğinden bir takım sorular yöneltmeye başladı ilgili arkadaşa.

-Ailenden bahseder misin? (Cevap vermedi. İlaveten sanki ben odada yokmuşum gibi davranıyordu. Bunun kıyafetlerimle alakalı olduğunu belki bir din düşmanlığı olabileceğini düşündüm. Çünkü seneler içerisinde bu tarz insanlarla çok karşılaştım maalesef.)
-İyi bir anne-baba ilişkin var mı?
-Cık. (Bu sesi ağzından çıkarıyor.)
-Evde gerginlik olmadan geçen bir gününüz var mı?
-Cık.
-Aaaa ne tesadüf. İkinizin de aile geçmişinde benzerlikler var ve ikinizde eşcinsel olmuşsunuz. (Kısa bir sessizlik...) Peki Adalet’in ailesi boşanmış, senin ailen boşandı mı?
-Cık.
-Peki Adalet, senin ailen boşanmasaydı ne olurdu?
-Son zamanlarda hiç eve gitmek istemiyordum. Muhtemelen bu his artardı. Ya annemi ve kız kardeşimi çok sevmeme rağmen evden ayrılırdım ya da onlar için evde kalır ve babama tahammül ederdim. İki türlü de çok mutsuz olacağım için derin bir depresyonda olurdum sanıyorum.
-Peki sen şuan da eşcinsellik konusunda nasıl bir yerdesin? Hiç birlikteliğin oldu mu? Aktif misin pasif mi?
-Aslında ben kadınlara da cinsel anlamda ilgi duyabilen, zaman zaman aktif, zaman zaman pasif hisseden biriyim. Lakin çoğu zaman aktif, yada kadınlara ilgi duyan… Daha öncede hiç birlikteliğim olmadı.
-Aaa senin ailen boşanmadı, sen de onlardan ayrı bir eve çıkmadığın için pasifsin ve pasif olmaya devam ediyorsun nedense. Sana söylüyorum o evde kaldığın sürece kurtulamazsın. (Öteki arkadaşla konuşuyor.) Sor bakalım Adalet ne okumuş üniversitede?
-Ne okudun? (O sırada ilk defa bana yöneldi, ancak bu durumdan oldukça hoşnutsuz olduğu her halinden belli oluyordu.)
-Hukuk fakültesini bitirdim ben. (Gözleri kocaman açıldı. Sarığı cübbeyi görünce bunu tahmin etmemiş olsa gerek.)
-Sor bakalım daha önce bir sporla meşgul olmuş mu?
-… sporunda yardımcı antrenörlük yaptım. Medreseye girdiğimde bırakmak durumunda kaldım. (Gözleri daha da açıldı. Artık karşımdaki hoşnutsuz adam beni ilgi ile dinliyor ve benimle sohbet ediyordu.)
-İşte sana evden çıkmanı da bir spora başlamanı da söyledim. Sen senelerdir terapiye gelen biri olarak bu dediklerimi dinlemediğin için ilerleyemiyoruz. Takıldık kaldık. Bak karşında sana dediklerimi yapan bir örnek ve yapmayan olarak sen. Mukayeseyi sen yap.

Bu konuşmalar esnasında aramıza başka bir arkadaş daha katıldı. Onunla da benzer konuşmalar yaptık. Konuştuğum iki kişi ile de çok fazla ortak noktamızın oluşu beni gerçekten şaşırttı.

Grup terapisinden sonra ilk arkadaşla epeyce bir süre sohbet ettik. İlk defa beni anlayan, hiçbir duygumu saklamak zorunda olmadan sohbet edebildiğim birini bulmak gerçekten çok güzel bir histi. Hayattaki en büyük sırrımı biliyor ve bu yükü kendi de taşıyordu. Bunun yanında diğer arkadaştan pek hoşlanmamıştım. Zaman zaman o da katıldı sohbetlere.

Birkaç saat sonra kapı çaldı ve benim yaşlarımda olduğunu tahmin ettiğim bir genç ailesi ile birlikte terapiye geldi. Ancak çocuk hiç konuşmadığı gibi ailesinin orada olup onun aksine konuşup, soru sorması beni ve siyahlı arkadaşı rahatsız ettiği için kalkma kararı verdik.

Apartmandan çıktığımızda başlangıçta bana oldukça mesafeli davranan kişi adeta eski bir dostummuşçasına benimle konuşuyordu. Ayaküstü bir konuşmanın ardından pandemi olmasına rağmen tokalaşmak için bana el uzattı. Tokalaştım. (İlk tanıştığımızda bana da diğer arkadaşa da el uzatmamıştı.) Bu esnada bana eğer iyileşmek istiyorsam ne olursa olsun HK’yı dinlemem gerektiğini nasihat etti ve ekledi. Bak ben dinlemedim diye senelerdir böyle, gidip geliyorum…

İşte benim ilk terapim böyle geçti. Son olarak bir şey daha paylaşmak istiyorum:
HK ile konuşurken, HK konuşurken onun her hareketini, her mimiğini inceledim diyebilirim. Bundan da önce onunla ilk konuşmaya başladığımda kendisine sonradan detaylıca açıklayacağım bir güven duydum kendisine. Aslında bu onun yapmış olduğu bir şeyden kaynaklı değil, tamamen hislerimle alakalıydı. Bu hissi duyduktan sonra geriye onun yaptığı her şeyi analiz ederek hislerimi haklı çıkarmak kalmıştı. Neticede daha ilk terapide birçok gerekçe ile haklı olduğum kanaatine vardım. Ona karşı hissettiğim bu duygu bütün terapi sürecimizi etkileyecekti. Ancak o gün ikimizde bundan haberdar değildik.
4
Abicim basaracaksin akilli bir erkeksin eminim buna.Ugras ve tam saatindesin
5
Merhabalar ben KoyuGri,  üçüncü terapiye gidene kadar berbat günler yaşadım çünkü annem bütün yaşama sevincimi vampir emiyordu ve babama eşcinsel eğilimlerim olduğunu söyleyecektim. Birincisine çok alışıktım ama ikincisi çok yürek isteyen ve travmatik bir olaydı. Söyleyene kadar her gün kabus görerek uyandım, resmen psikolojim bozuldu. Terapiye gitmeden hemen önceki gece babama bazı eşcinsel eğilimlerim olduğunu söyledim. Şok oldu, başından aşağı kaynar sular döküldü ama sakin olmasını  ve her şeyi kontrol altına aldığımı söyledim. Tedavi görüyor olmam onu çok rahatlattı.

Bütün gece hiç uyuyamadık terapiye de uykusuz gittiğim için benim açımdan pek verimli geçmedi çünkü algılarım kapalıydı, mal gibiydim ama babam açısından muhteşem geçti. Zaten bu terapi benim değil babamın terapisi gibiydi. Eşcinsel olmadığımı sadece özgüven eksikliği ve sosyal fobim olduğunu öğrenince çok rahatladı ve terapiden çok mutlu ayrıldı. Babam çok değişti pamuk gibi bi adam oldu bana karşı çok ilgili hatta bokunu çıkardı işteyken bile zırt pırt arıyor. Hiç alışık değilim böyle şeylere. G.t korkusu adama neler yaptırıyor işte görüyorsunuz aman oğlum eşcinsel olmasın diye çok geç de olsa baba olmaya karar verdi tebrik ediyoruz kendisini. Babam iyileşme sürecim için her şeyi yapmaya hazır ama bu bana samimi gelmiyor. Ben öldükten sonra mezarıma çiçek getirmişsin ne fayda ? Yaşarken verecektin. Neyse Hüseyin Bey’in teşviğiyle şans veriyorum babama. Terapi çok verimli geçti baba oğul ilişkimizin dinamiği çok düzeldi hatta kusursuz oldu diyebilirim. Annem hala zırdeli ama onu doktor paklamaz onun çaresi ölüm. Bu söylemim size çok acımasız gelebilir ama yıllardır hem kendisinin hem de ailesinin ruh sağlığını bozan toksik biri. Keşke yıllar önce ölseydi belki de bu satırları buraya yazmıyor olacaktım. Ölürse iki gün ağlarım, geçer. Yaşarken her gün ağlıyorum.

Terapiden sonraki 3-4 gün babamın işyerine gittim araba sürme pratiği yaptık.  Daha sonra sınavlarım dolayısıyla yine evde 3-4 gün evde kaldım ve dizi izlemeye de başladım. (Sınavdan 5 puanla kaldım buradan hocama en içten sövgülerimi iletiyorum). Cesaret edip arkadaşlarıma buluşma teklif edemedim. Hüseyin Bey’in verdiği hiçbir ödevi yapmadığım için terapiye gitmeye utandım, bir hafta erteledim. Hüseyin Bey’in karşısına bu şekilde çıkmak istemediğim için kendimi gazladım ve son üç günde üç farklı arkadaşımla kadiköy’de buluştum, zar gibi geziyorum inş. sosyalleşme uğruna korona olmam :) Yarın sabah da Hüseyin Bey ile sosyalleşicem 4/4 sayabiliriz. Amacım her güne farklı bi arkadaş koyup korona olana kadar gezmek. Mesleğim ile alakalı da küçük bir adım attım Udemy’den videolu arduıno eğitim seti aldım onları öğrenicem.
Şimdilik bu kadar sonraki yazımda görüşmek üzere...
6
Ruh Sağlığımızın Toplumsal Yansıması Kadına Şiddetin Kökeni:

İçimizdeki Şeytan Annelerimizdir.


Çocuğun omnipotansı annesine aktararak, annesini yeniden “her şey” yapması, anneyi Allah’laştırmak anlamına gelir. Çocuk annenin sevgisini ve korumasını hak etmek için onun kulu olmaya razı hale gelir. Buradaki “ Allah’laştırma “ abartılı gibi gelebilir, ancak o yaştaki çocuğun kendinden beklediklerini annesinden beklemeye başlaması halinde ortaya çıkan durum tam da budur. Çocuğun omnipotansını anneye aktarması ve onun kulu olmayı kabullenmesi, çocuğun narsistik sisteminde muazzam bir dönüşüm anlamına gelir. Çocuk annesinden ihtiyaç duyduğu anlayışı ve himayeyi alabiliyorsa, omnipotansını annesine tam olarak aktarabilir. Bunu yapabilen çocuk annesine haset duymaktan kesin olarak kurtulur. Annesi başkadır, kendisi başkadır; “ o büyüktür, o her şeyi bilendir, o onu yaratmış olan ve onu hayatta tutandır “. Çocuğun anne ile ilişkisinde böyle bir kategorik farklılık koyması, onun daha sonraki hayat döneminde, babasını da kabullenmesinin ve ebeveynlerine eş olmayacağını kavramasının ön hazırlığını oluşturur.


Omnipotansını annesine aktaramamış bir çocuk daha sonra, üç yaş civarında, ödipal karmaşasını sağlıklı olarak çözemez. Ödipal karmaşanın sağlıklı çözümü çocuğun karşı cinsten ebeveynini dürtüsel bir sevgi ile sevmekten vazgeçmesini, onun eşi olamayacağını kabullenmesini gerektirir. Omnipotansını aktaramamış bir çocuk bu vazgeçişi yapamaz, her istediğinin olacağına inanmayı sürdürür. Omnipotansın aktarılması bir insanın fantezilerinin içeriğinin küçülmesini sağlar ve bunun sonucunda “ fantezi sever “ olmaktan “ gerçeği sever “ olmaya giden yolu açar.


Aşırı kısıtlayıcı anneler çocuklarının omnipotansını denemesine izin vermezler. Her şeye müdahale ederek, engel olarak kendilerince çocuklarını tehlikelerden koruduklarına inanırlar oysa ya çocuklarını kendilerinde tutma eğilimindedirler ya da başına bir şey geldiğinde kendilerini çok suçlu hissedecekleri için bu kadar kısıtlayıcıdırlar; yani aslında kendilerini korumaktadırlar. Çocuğa devamlı, “şimdi düşeceksin, elini sıkıştıracaksın, yapma, ona dokunma,” gibi müdahalelerde bulunurlar ve giderek çocuğu korkaklaştırırlar. Korkak çocuk deneyimden kaçınmaya başlar ve deneyimin geliştirici, yeterlilik artırıcı etkisinden hayatı boyunca yoksun kalır. Bir tehlikeyi yaşayarak öğrenmek insanı temkinli ve dikkatli yaparken, bir tehlikeden korkutularak korunmaya çalışmak o tehlikeyi abartmaya ve insanın korkaklaşmasına yol açar. Korkaklaştırılan çocuk omnipotansını annesine yarım yamalak aktarır, bir kısmını da fantezi dünyasında kendisinde tutar.

Çocuğun omnipotansını annesine aktaramamasının önemli bir nedeni de annenin çocuğun her istediğini yapma eğilimi göstermesidir. Bu anneler çocuğun her istediğini yapmayı “sevgi” olarak tanımlama eğilimindedir; çocuğun istediği bir şey olmadığında ağlamaya başlamasına katlanamazlar. Aslında kendileri, istedikleri bir şey olmadığında fazla öfke duyan ve isteklerinin yapılmamasını sevilmemek olarak yorumlayan yapıdadırlar. Kendileri ruhen çocuksu oldukları için çocuklarını büyütmeyi beceremezler. Büyütme ilişkisi bir hiyerarşi içerir; büyüten, hiyerarşik olarak daha yukardadır. Bu tip anneler çocuklarıyla hiyerarşik bir ilişki oluşturamazlar. Annenin çocuğun her istediğini yapmaya çalışması, bir anlamda çocuğun hizmetinde, emrinde olması, çocuğun omnipotansını annesine aktarabilmesini engeller; çocuk bu koşullarda kendi omnipotansına inanmayı sürdürür.

Omnipotansın anneye aktarılamamasının bir diğer nedeni de annenin evde ezilmesidir. Büyük ailelerde aynı evin içinde yaşlı kuşak da yaşıyorsa, sıklıkla anneden çok babaannenin sözü geçer. Bu durumda anne çocuğuyla ilgili olarak bile yetkili değildir; zaten anneye de çocuk ya da hizmetçi muamelesi yapılmaktadır. Çocuk, bulunduğu ortamdaki bu ilişki biçimlerini büyük bir kesinlikle algılar ve annesini kendi dünyasının “Allah”ı yapamaz.


Her istediği yapılmaya çalışılan çocuklar omnipotanslarını annelerine aktaramazlar ve kendilerini omnipotan zannederler. Bu çocuklar etraflarındaki herkesin onlara borçlu olduğunu ve kendilerinin her istediğini yapmak zorunda olduklarını sanırlar. Sanki bütün dünya onları mutlu etmek zorundadır. Bu algı bir yandan çocuğun narsisistik sisteminin şişkin kalmış olmasından -omnipotan fantezilerin sürmesi bu sonucu doğurur- bir yandan da anne babanın zaten çocuğa borçluymuş gibi davranmalarından kaynaklanır. Bu çocuklar doğal olarak sevilmeme korkusu taşımazlar. Sevilmeme korkusu taşımamak dışarıdan bakıldığında şımarıklık dediğimiz hale yol açar. Şımarıklık, herhangi bir nedenle geçici olarak oluşmuş bir durum değilse, çocuğun bir karakter özelliği haline geldiyse, bu çocuk ilerde karakter bozukluğu gösterecektir.

Bu dönemde anne babanın ayrılmış olması çocuğa mutlaka yansır. Çoğunlukla anne çocuğa karşı çok zaaflı ve şımartan bir anne olmakla çok mükemmeliyetçi ve hırpalayıcı olmak arasında gidip gelecektir. Annenin çocuğa yatırımının çok büyük olduğu bir başka durumda ise, çocuk, annenin kendisini hiçbir zaman bırakamayacağını, onu kendisine istediğini algılar; Lacan’ın deyişiyle, “annesinin arzusunun nesnesi” olur. Çocuk annesine böyle sonsuz bir güven duyarsa, kişiliğin gelişmesi durur. Bu duruma sapkınlıklarda rastlanır. Sapkınlıklarda anne, çocuğuna hayrandır, neredeyse âşıktır. Ona karşı büyük bir zaafı ve dürtüsel yatırımı vardır. Çocuk bu durumda kendisinin muazzam, hatta kutsal birisi olduğuna ve kendisini geliştirmesine gerek olmadığına karar verir. Ruhsal ve dürtüsel gelişmesi durur. Çocuk ruhen ve dürtüsel olarak hep 2 yaş civarında kalır. ( Öfkeden Sevgiye Üç Hakim Duygu, Dr. Erdoğan Çalak )




Kadına şiddetin çözümü ne erkek sorunudur ne de kadın sorunudur. Kökeninde anne babaların çocuklarını yetiştirme sürecinde çocuklarını sağlıklı ya da bilinçli yetiştirmek ve sevmek yerine çocuklarıyla nikahlanırcasına ilişki kurmalarından kaynaklanmaktadır. Bu tarz ebeveyn ilişkileri bilinç düzeyinde sevgi olarak bilinçdışındaysa öfke olarak yaşanmaktadır. Kendileri ruhen çocuksu oldukları için çocuklarını psikolojik açıdan sağlıklı büyütmeyi beceremezler. İstedikleri olmadığında fazla öfke duyan ve istedikleri yapılmadığı takdirde sevilmediklerini düşünen kişilik yapısına sahiptirler.


Anneler, kadın olarak kocalarıyla ilişkilerinden kaynaklı mutsuz bir hayat yaşadıkları takdirde çocuklarıyla evlenmişçesine annelik yapmaktadırlar. Bir erkek çocuğunun duygusal olarak annesiyle evlenmişçesine güçlü duygusal bağları varsa evlendiğinde eşiyle sorunlu ilişkiler yaşaması kaçınılmaz olacaktır. Kadına şiddetin gerçek suçlusu aslında anne babalardır. Türk aile yapısında güçlü bağlar kurmak adı altında ebeveynlerce uysallaştırılmış çocuklar yetiştirilmektedir. Ahlak adı altında, vicdan adı altında, merhamet adı altında çocukların özgürleşmeleri engellenmenin de ötesinde yok edilmektedir. Özgürlüğünü büyüme ve yetişme süreçlerinde kaybetmiş bireyler kişilik bunalımlarını aşamadıklarında kişilik bozukluğunu bir yaşam tarzına dönüştürerek hayatlarını sürdürmektedirler. Kişilik bozukluğu olan birey, işinde ve ilişkilerinde mutsuz; geçmişinde bunalımlı, geleceğinde karamsar bir hayat yaşamaktadır. Mutsuz insanların şikayet odaklı yaşamlarında ahlak baskısı ya da din kisvesi altında obsesif yani katı kuralcı eleştirel bir bakış açısı söz konusudur. Kişilik bozukluğu olan insanların hayatlarını baskın ideolojik düşünceler yönetir. Kendi düşmanınızı kendiniz yaratıp, düşmanınıza küfrederek hayatınızı sürdürüyorsanız nevrotik ya da psikotik bir yapınız var demektir. Kendiniz gibi düşünmeyen birisine küfrediyorsanız ruh sağlınızı gözden geçirmeniz gerekir. Kemalist, laik bir birey olarak sabahtan akşama değin dindar insanları eleştirmek adına küfür kusmuklarınızı özgür düşünce adıyla yansıtıyorsanız; dindar bir birey olarak ateist, sol, laik insanlara sabah akşam küfretmeyi cennete gitmek adına sevap kazanmak zannediyorsanız ruhsal olarak hasta olmak bakımından farkınız yok demektir. Türk aile yapısında yüzde yirmi oranında kişilik bozukluğu olan, yüzde altmış oranında kişilik bunalımı olan, ancak yüzde yirmi oranında sağlıklı olan bireyler yetişmektedir. Ruhsal olarak hasta olan dindarların ve laiklerin kavgasıyla ülkenin geleceğini karartmaktan öte sağlıklı çözümler üretmemiz gerekir.



Friedrich Nietzsche ve annesi arasındaki duygusal pekişme, kız kardeşi üç kendisi beş yaşındayken babasının ölümüyle başlar. Anne Franziska Oehler, iki çocuğunun da sorumluluğunu yüklenecek ve onların iyi eğitim alabilmeleri için tüm gücüyle çabalayacaktır. Nietzsche ailesi, iki hala ve bir büyükanne ile birlikte aynı evde yaşadılar. Friedrich, kadın-egemen bu aile ile bir süre yaşadıktan sonra, 1858 senesinde, saygın ve prestijli bir yatılı okul olan Schulpforta’ya kabul edilerek aile evinden ayrıldı. Yatılı okulda, annesi ve kızkardeşi ile sürekli olarak mektuplaşmaya başladı. Nietzsche, öncelikle annesinden ve sonra ailesinden yalnızca bedensel olarak kopmuştu. Annesini her şeyden haberdar ediyor ve hattâ bir nevi ona hesap veriyordu. Anne Franziska’nın kanatlarının altında olmaktan Nietzsche, hiç de şikâyetçi görünmez. Annesine duygusal bağımlılığını içten içe sürdürmektedir. 1869’da, henüz yirmi beş yaşındayken, Basel Üniversitesi’nde profesörlüğe atanır. Annesiyle bu süreçte de yazışmayı sürdürür. En başına buyruk, en bağımsız çağında dahi Nietzsche annesine yazmayı kesintisiz sürdürür. Gezdiği yerlerden yediği yemeklere kadar annesine bilgi verir ve onu her zaman hasretle anar. Nietzsche, her zaman annesi Franziska’nın eteklerine sığınabileceğinin bilincinde ve belki de bunun güveniyle yaşadı.


Ruh Sağlığımızın Toplumsal Yansıması Kadına Şiddetin Kökeni:

İçimizdeki şeytan annelerimizle duygusal bağımızın kopmaması demektir. Küresel Sistem, kapitalizm, modern toplum, postmodernizm, derken aile sistemimiz çöküş sürecindedir. Sosyolojik olarak tanımladığımızda toplumu oluşturan en küçük toplumsal birim yani toplumun en küçük yapı taşı AİLE‘dir. Ailenin çöküşünün toplumsal yansımasının bir çok sonuçlarından en önemlisi de kadına şiddetin artmasıdır. Kadına şiddetin artmasını durdurmak adına yasalarla “ öyle mi çözelim yoksa böyle mi çözelim? “ derken çözmek bir yana çözümsüzlüğün artması söz konusudur. Ailemizin çöküşüyle deist, ateist, biseksüel nesillerin artması psikolojik olarak bunalımlı bir süreçten geçtiğimizi gösterirken sosyolojik olaraksa toplumsal sancılı bir dönüşümün yaşanacağı umudumuzu arttırmalıdır.


Yasalarla kadınlar sözde korunmak adına kutsandıkça içimizdeki şeytan annelerimizin artmasıyla toplumsal olarak müslüman aile yapısı bilinci oluşturamadığımız oranda bizimde Friedrich Nietzsche’lerimiz, Arthur Schopenhauer’larımız, Franz Kafka’larımız yetişecektir. ( Kadınları seven ama evlenmeye cesaret edemeyen erkekler )


Türkiye’de yakın gelecekte dünyanın en yalnız insanları olarak yetişecek olan deist, ateist ve biseksüel genç nesillerimizin içindeki Friedrich Nietzsche’lerimiz “ Tanrı Öldü “ diye haykıracaklardır. Omnipotans, Tümgüçlü yani Kadiri Mutlak olan, dindarlıktan uzak olduğu oranda çocuk tanrı’lar neslimizi ailelerimizde anne babalar olarak ve okullarımızda ise öğretmenler olarak el birliği ile yetiştiriyoruz.


Tanrı’yı öldüren Friedrich Nietzsche midir yoksa çocuğunun özgürlüğünü öldüren annesi Franziska Oehler midir?


“Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.”


Allah, ölümsüz olandır.


Okursanız:

Dindar nesil değil çocuk tanrılar nesli
Egemen Güçler Ekini ve nesli bozmaya başladılarsa, Köle kadınlar efendilerini doğurmaya başlamışsa ahir zaman yakın demektir. Dünyanın, insanlığın son günleri; kıyamete yakın yıllar ve günlerdeyiz. O mutlu günlerimiz mazide şimdi…

https://www.habervakti.com/dindar-nesil-degil-cocuk-tanrilar-nesli-makale,1193.html

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin
7
Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Çok acı çekiyorum, çabalıyorum, dualar ediyorum, şükür ediyorum. Yaşananlar maddi değil maddiyat anlamında benim...

Ben Osman. Şuan 16 yaşındayım. Memleketimi ve nerede olduğumu sanırım yazmayacağım çünkü ifşalanmaktan korkuyorum. Belki ciddi ciddi terapilere başladığımda bundan korkmam ve bahsederim herşeyimden.

Ben 0-6 yaş aralığımda anneme çok bağlıydım. Babamla aynı şey söz konusu değildi. Babam benimle ilgilense bile kabaydı, ilgilendi ama başta yaptığı beni korkuttuğu hareketlerden sonra onun ilgisi umrumda değildi sanırım. Babam anne ve baba tarafımca pek sevilmeyen biriydi. Çok boşkonuşan, geveze, sıcakkanlı, itici, incefikirsiz biriydi. Anneme karşıda kırıcı olduğu kesin. Ben onun bu hareketlerinden ve bana karşı uygulamış olduğu bikaç şiddetten dolayı ondan korktum. 5 veya 6 yaşımda onun bir mafya olduğunu ve annemle beni bıçaklamaya çalıştığını rüyamda gördüm. Bu rüya beni gerçekten etkilemiş sanırım. Yine aynı dönemde en küçük halama dersleri kötü olduğundan dolayı onu aşağıladığını çok net hatırlıyorum. Bu da babamdan uzaklaşmama ve onu sevmememe bir neden olabilir.
Babam başlarda onu sevmesemde saçma bi şekilde ilgiliydi ama 5-6 yaşlarımda bana gereken ilgiyi vermedi. Başkalarının babalarıyla olan ilişkilerini kıskanırdım. Sessiz bir çocuk oldum. Bu dönemde en büyük teyzem, eniştem, benden bir buçuk yaş büyük oğlu ve kız çocuğu ile anılarım şekillendi. Eniştem kendi çocuklarına ve eşine karşı bile çok kırıcı olabilen, aile olmayı bilmeyen biriydi. Teyzemse iyi ve toleranslı biriydi. Benden 1 buçuk yaş büyük olan erkek kuzenimle ben hep rekabet içindeydik ama babasının ona olan ilgisi sayesinde o hep öndeydi. Eniştem her ne kadar baskın ve kötü olsa da anneannemler hep onu çok sevdiler. Bu sevgi kuzenime de benden daha fazla yansımıştı. Kuzenimle olan rekabette hep o öndeydi.

İlkokula başladığımda çok zayıf ve çelimsizdim. Duygusal anlamda da sessiz, sakin ve kırılgandım. Okulda ise herkes mutluydu. İlk okulda herkes futbol oynar, beraber vakit geçirir, bense bikaç sessiz kız ve erkek arkadaşımla takılırdım. Bi yandan köyümü özleyip durardım. Köyde nadiren baba tarafımın tüm üyeleri bir arada olurdu. Bir arada olduklarındaysa en mutlu ben olurdum. Halalarım ve kuzenlerimi, amcamın çocuklarını çok severdim. onlarla vakit geçirmeyi çok isterdim. Baba tarafım hep birbirleriyle problemliydi.

Birinci sınıfta okuma yazma konularında çok zorlanmadım ama matematik hep baş belam oldu. Toplama ve çıkarma işlemlerini öğrenirken babamdan yardım aldım ve bu anlar çocukluğumun kabusu gibiydi. Babam konusunda çok çektim. o dönemler (2009-2010) domuz gribi salgını vardı ve sınıf öğretmenimiz herkesin saçını kestirmesini, tırnaklarını kestirmesini istemişti. Tüm erkekler saçını çok kısa kestirmeden önlerini dikerek gelmişti. Babamsa benim saçımı istemediğim halde sıfıra vurdurmuştu. Sessizliğim daha da üst boyuta geçmişti. Herkes tarafından dalga geçilmiştim. Üstelik her berbere gittiğimde babam saçlarımı istediğim gibi kestirmeme izin vermiyor hep kısa kestiriyordu. Nasıl da üzülüyordum. Bende o erkekler gibi olmak istiyordum. Babasıyla mutlu olmak isteyen ama bi türlü olamayan biriydim.

1. sınıfın ya da 2. sınıfın yaz tatilinde köye gitmiştim. köyde anneannem ve dedemin yanında yaz kalıyordum. kız kardeşim henüz küçük olduğu için o ve annem, babam köye gelmediler. Köyü çok seviyordum. Annemi özlüyordum ama köy ve köydeki insanlar annemin yerini tutmasalarda annem olmadan durabiliyor, güzel vakit geçirebiliyordum. Köyde benden 7-8 yaş büyük bir abi vardı. Bu arada akrabam olur. Onla tüm köyü gezer vakit geçirirdik. Bi gün evleri boştu ve onların evine girdik. O 13 veya 14 yaşında bense 7. O Üstünü çıkardı, bendende çıkarmamı istedi. Yüzüstü yere yatmamı istedi. Sonra üstüme o da yattı. Sürtündü ve aynısını benimde ona yapmamı istedi. Bende ona aynısını yaptım. Bu olay bikaç kez oldu. Cinsel ilişki değildi ama artık neyin ne olduğunu anlamıştım. Kendimi garip hissetmiştim. Sanırım erkekle erkekte evlenebiliyordu.

Yaz tatili bitti ve ben artık annemle babamın yanına döndüm. Köyden gelmek hiç istemiyordum. Ama okul vardı. Okulu da sevmiyordum ama gitmek zorundaydım. O yıl okulda yine sessiz biriydim. Okulun sonların doğru ya da ortalarında ilk defa bir erkeğe hoşlantı ve cinsel duygular besledim. Bende ne olup bittiğini bilmiyordum ama resmen kız olmak istemiştim. Hoşlandığım kişi sınıfta en çalışkan, yakışıklı, futbolu iyi oynayan, zayıf bir çocuğa göre toplu ve yapılı, sevilen, baskın biriydi. Tamda olmak istediğim özelliklere sahipti. O yıl yine yaz tatilinde köye gitmiştim. Köyde bir kıza kız olmak istediğimi falan söylemiştim. O yılda bi şekilde bitti ve artık 4. sınıftaydım. Sanırım bu yıl benim yaşlarımda biriyle cinsel şakalaşmalarımız oldu ve o kişi bulunduğum bölgeden taşınınca onu bir daha hiç görmedim. 4. sınıfta bikaç erkeğe karşı hafif cinsel ve aşksı duygularım oluyordu. Bu yılın sonunda okulumuza yeni gelen bir kıza karşı hoşlantı duyuyordum. Aşk gibiydi. Ona itiraf etmek istiyordum ama erkeklerdende hoşlanıyordum. Okulda veda partisi gibi bişey düzenlendi ve herkes dans ediyordu. Bende o bahsettiğim kızla etmek istiyordum ama utanıyordum ve red edilmek istemiyordum. Okullar kapandıktan sonra kızı bikaç kez rüyamda gördüm. Sonra bu platonik aşk bitti ve tekrardan erkeklere yöneldim.

Orta okulda babam çekilmez bir hal aldı. Kendi evimizi kendimiz yaptırıyorduk ve babam beni inşaatta kendine yardım ettiriyordu. Sürekli azarlanıyordum. Babamın böyle oluşu beni başka çocuklarının babalarına itti. Onlardan hoşlanmaya başladım. Normal yaşıtlarımdan ve 30 yaşlarındaki adamlardan, öğretmenlerimden hoşlanmaya başladım. Hoşlandığım tipler genelde taciz edenim gibi esmer erkeklerdi. Porno çok fazla izlemedim. İzlediğim pornolar heteroseksüel pornosuydu. Genelde izlerken erekte oluyordum ama ne kadını ne erkeği düşleyerek mastürbasyon olmuyordu. Sadece mastürbasyon yapıyordum. Bu da aşırı değildi. Yaptığım mastürbasyonlar ya hissiz sadece zevke odaklı ya da aşık olduğum bikaç erkek ya da bazı kadınlar.

Ortaokulda babam yine saç tarzıma, giyinişime, müdahale etti. Küfürlü konuşma konusunda ise annem beni hep uyardı. Ortaokulun sonlarında bikaç kıza hoşlantı duydum. Ama onlarda kendi içimdeydi hep. Kimseye açılmadım.

Liseye geçtiğimde kimseyle iletişim kurmadım, kuramadım. Sessizdim ve artık daha da kötü bir hal almıştım. Her an rezil olmaktan ve güçsüzlüğümün fark edilmesinden korkuyordum. Babama karşı çıkma durumları yavaş yavaş ortaya çıktı bu dönemde. Önceden arkadaşlarımın babalarına ve öğretmenlerime olan cinsel duygularımın yerini lisede esmer, şişman veya kalın yapılı olgun adamlar aldı. Onlara aşık olmuyordum ama cinsel olarak çok hoşlanıyordum. Kendim cinsel olarak karma karışığım.

Olgun kilolu yapılı esmer erkeklere aşık olmuyorum. Sadece cinsellik arıyorum. Göbekli, olgun kilolu ve esmerler.

Benim yaşlarımda esmer, hafif kaslı veya sıkı vücutlu siyah veya kahverengi saçlı erkeklerin çok azına aşık olabiliyorum. Cinsel olarak onları düşleyebiliyorum. Ama işin aslında onlarla kardeş, arkadaş olmak istiyorum. Onlarla normal bir arkadaş olmak vakit geçirmek, rekabet içerisinde olmak istiyorum.

Birde hiç hoşlanmadığım tipler var. Kaslı , bebek yüzlü veya sarışın saçlı sakallı, Kıvanç Tatlıtuğ gibi erkeklerde hiç ilgimi çekmiyor. Çoğu eşcinsel bu tiplere bayılır ama ben hiçbirşey hissetmiyorum.

Lise ikinci sınıfta artık kendimi düzeltmek için babamın etkisinin altında kalmak istemiyordum. Saçımı istediğim gibi kestirmek, istediğim şeyi yapmak istiyordum. Erkek gibi olmak istiyordum. 10. sınıfın sonlarında bir chat uygulamasında görüntülü bir şekilde benim yaşlarımda Brezilyalı bir kızla konuştum. Kız sıcakkanlıydı. Ona aşık oldum mu, abartıyor muyum bilmiyorum ama o kızı istiyordum. O kız benim içimden bir cevher çıkartmıştı. O kız esmerdi. Onun güzelliği sayesinde esmer kadınları cinsel anlamda düşlemeye başladım. Bu kadınların pornolarını açıyordum. Hala erkekleri cinsel anlamda düşlüyordum ama artık kadınları da resmen düşleyebiliyordum.

11. sınıfta babama karşı daha da dik başlı olmaya başladım. O benim bu dik başlılığıma karşı çıktıkça çok daha da dik başlı oluyordum. Cinsel olarak esmer kadınlardan hoşlanırken onları düşleye düşleye bi geçiş yaşadım. Bu geçişe ben muhteşem geçiş diyorum çünkü gittikçe en kadınsıya doğru cinsel çekimim gelişti.
*Esmer ve toplu, balık etli kadınlardan Asyalı esmer kadınlara,
*Asyalı esmer kadınlardan beyaz tenli Ince, zayıf Asyalı kadınlara,
*Beyaz tenli Ince, Zayıf Asyalı kadınlardan Albino yani aşırı beyaz tenli kadınlara bu sırayla geçiş yaşadım.

Şuan hepsini cinsel olarak düşleyebiliyorum. Sarışın ve günümüz standart siyah kahverengi saçlı beyaz tenli bayanları cinsel olarak çok az hissediyorum ve bu değişiyor. Hala kadınlardan hoşlanmak anlamında çok yetersizim, onlara aşık olamıyorum veya çok az oluyorum, bi yandan erkeklerde var. Ama şunu söyleyebilirim. Bir zamanlar ben resmen kadın olmak istiyordum. Ama şimdi gerçekten erkek olmak isteyen biriyim. Gerçekten kadınları düşleyebilen biriyim. Hala eksiklikleri olan ve değişmenin canlı kanıtı olmak için çabalayan, şükreden, ağlayan, acı çeken, dua eden biriyim!!!

16 yaşıma kadar hep eşcinselliğin sıradışı bir şey olduğunu biliyordum. Bunun tercih olmadığını biliyordum. Her zaman bununla ilgili araştırmalar yaptım. Çıkan sonuç ise hep eşcinseller öyle doğdu, eşcinseller değişmezdi. Ama hiç yılmadım. Google 'da bu arama sonuçlarını gördüğümde o hayallerim yıkılıyordu. Bir süre sonra gene hayal kuruyordum o konu da sıkıntı yok. Karantina' da kendimi yakından tanıma fırsatım oldu ve terapileri tesadüfen öğrendim. Haber vaktinde Hüseyin hoca 'nın yazılarını okudum ama sanırım pek ciddiye almadım. YouTube da araştırma yaptım ve tesadüfen I' m Michael filmini gördüm. İnternetim azdı ve açıkçası netimi bitirmek istemiyordum. Acaba imdirsem mi yoksa indirmesem mi diye arada kaldım ve indirip izledim. Başta eşcinselliği kabul ettirmeyle ilgili bir film olduğunu zannettim ama sonra film bana bi ışık oldu. Akşama kadar azıcık internetimle Hüseyin Hoca 'nın kanalındaki tüm videoları izledim. Ve terapilerle değişilebileceğine kalpten istedim ve inandım. YouTube da bu konuyla ilgili araştırma yaptım ve psikoloğun biri bana ücretsiz yardımcı olabileceğini söyledi. Onunla konuştum ve bana sen değişmezsin. Sen böyle doğdun. Tadını çıkar. Bak bende eşcinselim ve sevgilim var çok eğleniyoruz dedi. Bu cümleleri duyduktan sonra samimi söylüyorum hayatımın en kötü gecesini yaşadım. Sabaha kadar ağladım. Öyle kötü bir geceydi ki sabaha kadar intiharı düşündüm. Babamı zaten sevmiyordum. Onla bağımız çok azdı. Eğer eşcinselliği kabul etsem babamı dinlemez kaçardım reşit olunca buralardan ama ben böyle olmayı kendime yediremiyorum. Ben başarmak istiyorum. Başaracağım!

Vakit kaybetmek istemiyorum. Derhal gerçek ben olmak istiyorum. Bu yıl bunu yapabileceğimden emin değilim çünkü aile yapımızda problemler var ve babama bu konuyu gerçekten söylemek istemiyorum. Seneye üniversiteye İstanbul'a veya Marmara bölgesi civarına geleceğim. Terapilere bi şekilde gideceğim. Üniversite bölümü hakkında çok net değilim. Ama sınava sözelden gireceğim.

Bu yazıyı yazmadan bir hafta önce Hüseyin Hoca ile telefonda görüştüm. Ve bana değişen bir iki kişinin telefon numarasını verdi. Gerçekten değişen kişilerle görüştüğümde artık emin oldum. Bu yazıyı ilerleme kaydettiğimde sevinmek, mutlu olmak ve benim gibi gerçekten değişmek isteyen eşcinseller, biseksüeller için yazıyorum. Bakın ben resmen kadına dönüşmek isterken şimdi hiç terapilere gitmeden kadınlarla cinsel ilişkiye girmeyi hayal edebiliyorum:) Inşallah terapilerle olmak istediğim noktaya gelebileceğim.
8
Selamun aleykum Huseyin bey,

 

Internette rastladim size ve sizden yardim istemek icin yaziyorum. Ben 21 yasinda erkegim ve hollandada yasiyorum. cocuklugumdan belli erkeklere karsi ilgi duyuyorum ve bu durumdan nefret ediyorum senelerdir kurtulmak istiyorum ama bir turlu beceremedim. cok arastirdim internette ve cozumu oldugunu soyleyen cok, sartlarindan birkac tanesi, kafanda %100 bitirmek, Allaha iyi bir tovbe ve psygolojik destek.



suan ben gercekten kurtulmak icin herseyi yaparim. yurtdisinda yasadigim icin turk psygolok bulabilirmiydim bilmiyorum ama size rast geldim. Hocam Allah rizasi icin bana yardim edin mumkunse uzaktan telefondan goruntulu terapilerde olur ucretini de odemek istiyorum. Size buyuk bir umutla yaziyorum, cevabinizi bekliyor olacagim!



Saygilarimla,

Yavuz
9
Evden kovulduğumuz o dönemde maddi sıkıntıda olduğumuz için çalışmaya başladım. Maaşımın büyük kısmını anneme verip bir kısmını kendime ayırıyordum. Genç yaşta işe başlayanlar bilir. Para kazanmak güzel bir duygu… İnsanın kendine olan güvenini tazeliyor.

Yine aynı sene bu olaylar yaşanırken üniversite sınavına girdim. Aslında küçüklüğümden beri hayalim doktor olmaktı. Ancak benim zamanımda teknik liselerden mezun olanlar kendi bölümü dışında bir bölüm seçmek istedikleri zaman puanları kırılıyordu. Bu sebeple tıp fakültesini kazanamadım. Dürüst olmak gerekirse yeteri kadar çalışmış olmadığım da başka bir gerçek. Yaşadığımız şehrin etrafındaki şehirlerde alanım olan mühendislikleri kazanıyordum. Ancak ben başlangıçta tekrardan sınava hazırlanmaya karar verdim. Gerekirse çalışmaya devam eder kalan, vakitlerimde de ders çalışırım diye düşündüm. Tercih yapmak için verilen zamanın son gününde Adalet diye bir bölüm olduğunu ve bu bölümden Hukuk’a geçiş yapılabileceğini öğrendim. Ve son gün üç farklı okulun Adalet bölümünü yazarak tercihlerimi tamamladım.

O dönem böyle bir eylemde bulunmamın tamamen iki sebebi var. Bunlardan ilki yaşadığım hayat ve beraberinde gördüğüm adaletsizlikler elbette… İkincisi ise “Bir işin yapılışından memnun değilsem, o işi kendin yapmalıyım.” mantığına sahip oluşumdu…

Nihayetinde günler sonra tercih sonuçları açıklandı ve ben üçüncü tercihimi kazandığımı öğrendim.

Yine aynı dönem daha önceden yapmış olduğum dövüş sporuna tekrar başladım. Daha başlangıçta olmama rağmen benden çok daha kıdemli talebelere ders vermeye başladım. Zaman içerisinde ilçe ve il dereceleri aldım, yardımcı antrenörlük yapmaya başladım ve en nihayetinde de iki kere Türkiye üçüncüsü olacaktım.

Mevcut sıkıntılarımın daha net anlaşılması için burada bir parantez açmam gerekiyor. Spor salonu evime 5 dakikalık yürüme mesafesinde ve haftada 3 gün olmasına rağmen, haftada 3 gün dışarı çıkma düşüncesi başlangıçta beni çok yormuştu. Epeyce bir sürede devam etti. İlaveten kazandığım okulda da devam zorunluluğu olmadığı için oraya da gitmiyordum zaten. Bu iki durumun sebebi insanlarla sosyal ilişki kurmak istemiyor oluşumdu. Ancak bir spora başlamak beni sosyal anlamda birçok sıkıntımdan kurtardı. En azından artık insanların arasındaydım. Ancak yalnızlığım hep devam etti.

İşte bu dönem yaptığım her şeyin özgüvenimi yükseltmesi gibi olumlu bir neticesi oldu. Çevremdeki insanlar ailemin boşanmasının en çok bana faydası olduğunu, çok mutlu göründüğümü söylüyorlardı.

Elde ettiklerim için elbette çok mutluydum. Lakin içimde daima derin bir hüzün vardı. Çünkü eşcinsel eğilimlerim hala devam ediyordu. Aslında biraz daha şiddetlenmişti. Soyunma odasında erkeklere bakıyordum çaktırmadığımı düşünerek. Bazıları çok rahat davranıyordu gerçekten. Bu dönemde olumsuzluk yaşamamış olmama rağmen hayatımdaki bir takım kimselerin bana zorla sahip olduğunu hayal ediyordum. Yine bu dönemde istisnada olsa aktif rolde oluyordum. Ancak ortada bir aşk asla yoktu. Daima zorla sahip olma.

Günler böyle geçerken bir gün spordan bir kıza âşık oldum. O zamanlar 20 yaşındayım. O da bana âşık olmuştu. Hatta ilk o bana açılmıştı. Bir mesele hariç %100 uyum vardı aramızda. O maalesef Allah’a inanmıyordu. Buna rağmen belki değişebilir umudu ile onunla arkadaşlık başlattım. Bu değişimin olabileceğini bana kendisi de belirtmişti. Ancak bunun olmayacağını 1 hafta kadar gibi bir süre içinde anladım ve ondan ayrıldım. Ona âşık olmamdan bu zamana kadar asla eşcinselce eğilimlerim olmadı. Hatta kadınları tahayyül edebilmeye başlamıştım. Ne zamanki onunla ayrıldım o günün akşamına pornografi ve diğer her şey kaldığı yerden devam etti. Aşk acımı yaklaşık 1 sene sonra bir gece onu rüyamda görmemle yaşayacaktım.

Birkaç ay sonra hukuk fakültesini kazandım. Üst sınıftan ders alarak 3 yılda bitirdim okulumu. İkinci sınıfa geçtiğimde bir kızdan hoşlandım. Bir süre onunla da arkadaşlık ettim. Bu sefer karşı tarafın biz olamayız demesi ile 1hafta kadar bir süre sonra terk edildim. Ama bu beni çok yıpratmadı. Çünkü ona âşık değildim. Ancak çok güzel bir karakteri vardı. Karakterini sevmiştim onun. Dolayısı ile onun daha yakından tanınmaya değer olduğunu düşündüm. Yine onunlayken aklıma asla erkekler gelmiyordu. 

Eşcinsel eğilimlerime rağmen, aradığım insanı bulamasam bile bir an önce kendi ailemi oluşturmak, kendi çocuklarıma sahip olmak istediğimden hep bu arayışta oldum. Yine bu dönemde başka bir kıza görücü usulü talip oldum. Ancak başka biri daha önce davranmış bu konuda. Hasılı kelam bu da olmadı.  Aynı şekilde bu olay netleşinceye kadar hiçbir eşcinsel eğilimim olmadı.
Yani özetle o dönem sorunum şöyle bir boyuttaydı. Hayatımda kimse yokken ve bunun ihtimali yokken ağırlıklı olarak eşcinsel hisler yaşıyordum. Ancak bisexual bir yapıdaydım. Ömrüm kendime mühlet vermekle geçti.” … yaşına geldiğimde eşcinselce hislerim tamamen bitmiş olacak.” diyordum kendi kendime. Kendimi iyileştirmeye çalışıyordum. Ancak ben hislerimi bastırma metodunu kullanıyordum. Dolayısı ile zaman zaman patlama noktalarına gelip patlıyordum.  Neticede her seferinde eşcinsel eğilimleri artmış bir pasif eşcinselliğe dönüyordum. Bu sebeple her patladığımda başka biri ile birlikte olabilme korkum daha da artıyordu. Her şeye rağmen metodumdan vazgeçmedim. Çünkü yapabileceğim başka hiçbir şey yoktu. Bu süreçte asıl sıkıntının babamla aramdaki olumsuz ilişkiden kaynaklandığını tahlil edebilmiştim. Çünkü içimdeki boşluğun baba boşluğunu olduğunu hep biliyordum. Ancak 27 yaşıma kadar değil HK’yı tanımak bir yerlerde eşcinselliğin iyileştirilebildiğini savunan bir kişinin varlığına bile inanmıyordum. Çünkü hep aradım. Bir şekilde bulamadım işte. Bir şekilde bulmamam gerekiyormuş beklide… Bu sorunun çözümü var ama bir şekilde ben ona ulaşamıyorum diye düşünüyordum. Çünkü benim itikadıma göre Allah hiçbir derdi dermansız vermezdi. Her şeyin bir çözümü vardı. Belki de bu sebeple kendimi iyileştirebileceğim inancından hiç vazgeçmedim. Mücadelemde de oldukça başarılı oldum aslında. Seneler içerisinde kendimi pasif eşcinsellikten, bisexuel bir yapıya getirmeyi başardım.

Sonrasında eşcinsel eğilimlerim devam etmesine rağmen babam dolayısı ile yapamamış olduğum şeyleri yapmak istedim. Nihayetinde okulumu bitirince radikal bir karar alarak medreseye başladım. Sanıyorum bu 4. senem. Orada yatılı olarak kalmıyorum.  Bir yandan akşamları mahallenin çocuklarına hocalık yapıyorum. Çeşitli cemaatlere hoca olarak sohbet veriyor, vaaz ediyorum.
Her şeye rağmen cinsel kimliğimdeki bozukluk hiç düzelmedi. İşin kötüsü her başarısızlığım da başladığım yerden daha kötü bir noktada oldum. Dini inancım, bundan da öte kıyafetlerim, sakalım vs olmasa çoktan fiziksel anlamda bir şeyler yaşardım diye düşünüyorum.

Birkaç ay önce bu çabalarımdan birinde; bir gece rüyamda bir kadın ile birlikte olduğumu gördüm. Başardığımı zannetmiştim. Çünkü hayatımda ilk defa rüyamda bir erkeği değil de bir kadını görmüştüm beklide. Bunun üzerine iyileştiğimi düşünerek, medrese bitmemesine ve doğru düzgün bir gelirim olmamasına rağmen evlenmek istediğimi anneme söyledim. O da beni maddi olarak destekleyeceğini söyledi. Ancak bir gün hiç ummadığım bir andan öyle bir patladım ki hiçbir şeyi başaramadığımı fark ettim.

Bu arada bu patlayışlarım belki bir birliktelikle sonuçlanmıyordu. Lakin her seferinde çok daha kuvvetli duygularla pasif eşcinsele dönmem beni yeterince korkutuyordu. Ve nihayetinde bu sefer hislerim o kadar kuvvetliydi ki umutsuzca internete her zaman yazdığım şeyleri yazarak bir tedavi aramaya başladım. O da ne? Daha ilk aramamda Hüseyin Kaçın… Biraz inceledim. İlk defa bir umut ışığı yanmıştı benim için. Hemen sitenin kurucusu ile iletişime geçip üyeliğimi aktif hale getirttim ve HK’nın numarasını aldım. Sabaha kadar forumda yazan hemen hemen her şeyi okuyup, ilgili bütün videoları izledim. 

O gece hiç bitmedi benim için. Sabah olmuyordu bir türlü. Doğru düzgün uyuyamıyordum heyecandan.  Nihayet karanlı gece aydınlandı.  Doğan güneş yalnızca günümüzü değil, benim yüreğimdeki karanlığı da aydınlatmış oldu. Saat 9’a gelir gelmez HK’yı aradım. Konuşmayı hatırladığım kadarı ile aynen nakledeceğim.

- Alo! (Telefonu açan HK… Buz gibi bir ses. “Pes etme Adalet!” diye telkinde bulundum içimden.)
-Merhaba, hayırlı sabahlar. HK ile mi görüşüyorum acaba?
-Buyrun benim. (Ses hala buz gibi… Telkinlere devam ediyorum.)
-Şey… ben size internette rast geldim. Terapileriniz hakkında bilgi almak istiyordum.
-Öncelikle malum sorun sebebi ile mi geleceksiniz? (Ses bu sefer daha yumuşak. Beraberinde bana rahatlama hissi geldi. Ancak asla yeterli değil. Çünkü sadece eskisi gibi buz gibi değil ses. Bu arada başından beri kedi miyavlamasına benzer bir tonda konuştuğumu düşünüyorum.)
-Evet.
-Daha önce hiç birlikteliğiniz oldu mu?
-Hayır.
-Peki yalnızca erkekler mi, yoksa kadınlar az da olsa var mı?
-Evet, kadınlar da var.
-En iyi ihtimalde her hafta gelen birisi 3 ayda iyileşebilir. Zaten sitedeki yazıları okudğunuzu ve terapi süreci hakkında bilginiz olduğunu varsayıyorum.
-Evet. Peki fiyatınız nedir ve adres neresi?
-……. (Burada ilgili bilgileri veriyor.)
-Peki en erken ne zaman gelebilirim?
-Cumartesi günü gelebilirsiniz.
-Tamam öyle ise, cumartesi sabah en erken saate beni not alın lütfen.
-Gelmeden bir gün önce akşam ararsınız, önceden randevu vermiyoruz.
-Peki, teşekkür ederim.
-E- posta adresimize nasıl bir çocukluk geçirdiğinizi, bu güne kadar neler yaptığınızı anlatan bir yazı gönderirseniz okuruz, sizi tanımamıza yardımcı olur.
-Tamam, yazacağım. Çok teşekkür ederim tekrardan, iyi günler.
-İyi günler.

Telefonu kapattığımda bir şok etkisi vardı üzerimde. Bir yandan mutluydum diğer yandan da endişelerim vardı. Diğer psikologlara göre daha değişik bir insan olduğu kesindi. Bir sekreteri yoktu. Diğer herkes kendisini pazarlar, bu adam pazarlamıyor. Aksine çok itici. Ya o konuşması neydi? “Acaba bu adam milleti iyileştireceğim diyip, geleni gideni çatır çutur s.kiyor mu? Gelen kişiler aktifse, gelen pasifleri s.kiyorlardır birlikte... Ama ben s.kilmek istemiyorum. Ancak böyle gitmeye devam ederse önünde sonunda kendimi s.ktireceğim. En kötü ihtimal buraya giderek bu süreci hızlandırmış olurum. İyileşme uğruna bu riski göze alıyorum öyle ise…” diye düşündüm. (Spoiler: Kimse kimseyi s.kmedi şimdiye kadar ya da henüz ben görmedim. :D)

Sonrasında annemi çağırdım odama. Seninle mühim bir şey konuşmam gerekiyor dedim. Oturttum.

-Anne… hani sana yıllar önce iyileştiğimi söylediğim bir sorunum vardı ya… erkeklere ilgi duymam… aslında o hiç iyileşmedi. Sadece ben öyle düşünmeni istedim. Aslında zaman zaman sana bir şeylerin normal olmadığına dair cümleler kuruyordum ama suratındaki üzgün ifadenden anlamadığını düşünüyorum. Neyse bu problem değil çünkü HK isimli birisini buldum. Bu alanda uzman…  (Konuşma bu şekilde devam ediyor. Başta ağlıyoruz. Sonra ondan bana maddi manevi destek olmasını beklediğimi söylüyorum çünkü korona muhabbetinden kazandığım üç beş kuruş parayı da kazanamaz olmuştum.)

Sonra bütün gün hayat hikayemi anlatan yaklaşık 3-4 sayfalık bir yazı yazdım. Yazarken hep ağladım. Aldığım terapilerin bendeki etkilerinden biri bu yazıyı size yazarken artık yazdığım hiçbir şeyle problemim olmaması. En azından beni sarsacak kadar yok. Bir tek başta amcamla halledilmemiş bir meselem vardı. Onunla da yüzleşmemi yaptım ve yoluma devam ediyorum artık. Son olarak bir iki not düşerek bu bölümü sonlandırıyorum.

Not: Ailem boşandığından beri ekseriyetle babam ve onun akrabaları ile görüşmedim. Dini olarak sorumlu olur muyum diye bir kere teşebbüs etmişliğim oldu. Ancak babam beni istemedi kıyafetime sebep. (Sarık, çübbe, şalvar vs.) Bende bunun bana bir rahmet olduğunu düşünerek yoluma devam ettim. Çünkü bu benim Allah rızası için yapmış olduğum çok büyük bir fedakarlık olacaktı işin doğrusu.

Yine bu yıllarda askerliğimi de tamamladım.

İşte aşağı yukarı benim hayat hikayem böyle. Yazımın bundan sonraki kısımlarında yine HK’ya attığım maillerin içeriğini doldurarak devam edeceğim ve bu yazılar direkt olarak terapi sürecimle alakalı olacaklar.
10
DOSTUM DOSTUM GUZEL DOSTUM

Hayatta bundan sonra mutlu geçirirsin umarım

Eyvallah, umarım hepimiz için öyle olur.

Bahsettiğin koku duyma olayının nörolojik olması ve adının sinestezi olması beni çok aydınlattı. Çünkü ben de 3 yıl kadar önce, ölmek istediğim dönemlerde, vücudumun kendi kendini imha ettiğini düşünürdüm ve burnuma sürekli yanık gibi bir koku gelirdi, gitmezdi. Ve annem kaygılandığı ve üzüldüğü zamanlarda da bu kokuyu hissederdim. Hatta bir doktora ben çürüyorum ceset kokuyorum demiştim. O da gülüp psikoz ilacı yazmıştı. Şükür ki  şimdi kalmadı ama hatırlayınca bile dehşete kapılıyorum o günleri... terapilerinin neticesinde  iyilik halini kazanmanı  dilerim :)

Açıkçası kimseye faydası olur diye düşünmemiştim. Lakin bu beni çok memnun etti. İlaveten umarım hepimiz o iyilik halini bir şekilde kazanırız.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10