İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - psikolog

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 226
31
Yazdıkça anlıyorum hocam, elhamdulillah. Allah razı olsun.



Nasıl oluyor, ne oluyor bilmiyorum. Düşünemiyorum, düşünememeye başladım, düşünmeye çalışınca düşünemiyorum. Nasıl yani, sürekli kendi kendime konuşuyorum, evet, içime ata ata nevrotik olmuşum. Zaman, mekan algım yok oldu? Ne oluyor, ne bitiyor? Ben her şeyi düşünerek yapıyorum, kendime yazıyorum, unutma, kendine yazıyorsun, nasıl yani, kendi kendine konuşuyorsun, evet, kendi kendime konuşmaya alışmışım. O zaman deliyim? Neyim ben anlamıyorum? Ne oluyor? Yine uyku bastırdı


Hocam :D şaka gibi... Ciddi misiniz hocam? Tekrarlayan davranışlarım var hocam? Telefonla konuşurken istemeden, masaüstündeki dosyaları bir araya toplamışım, tekrar bilgisayarı açtığımda çat diye karşıma çıktı :D Kafayı yedim hocam, içeri koştum babam ve annemin yanına, onlarla konuşmaya başladım...
Sinirli sinirli konuşmaya başladım hocam, ben de diyorum niye böyle ya... Ben istiyorum ki güzel güzel, sakin sakin konuşayım. O bile bozulmuş, jet hızı ile konuşuyorum, hafızlığı jet hızı ile yaptım hocam, 3-4 ayda 13 cüz ezberledim?! Her şeyi obsesyon ve kompulsiyonlarımın etkisi ile yapıyorum. Allahu ekber... Aman Allahım, kompulsiyonlarımı görüyorum... Şu an masturbasyon bittiği için sigara başlamış hocam, canım sıkıldıkça farkında olmadan sigara içiyorum. :D Beynim emrediyor! Canın sıkıldı, sigara iç :D Aman Allahım :D Nasıl stresli konuştuğumu fark ettim hocam, ben zannediyorum ki güzel güzel konuşuyorum. Zaten bi' yanlışlık olduğunu anlamıştım, heyecanlı konuşuyorum ama işin içinde bi' sinir de var, çünkü içimde birikmiş. Sabah yazarken o yüzden çıldırdım, çünkü "noktalama işaretleri"  tekrarlayan davranışlarımdan(obsesyon) olmuş :D Farkında değildim.

Hocam işin en güzel tarafı ne biliyor musunuz? Ben, babam bana dediği için namaz kılmadım, Kuran okumadım, severek başladım. 17 yaşımda, Enes'in vesilesiyle(bunu konuşuruz hocam inşallah), yani dinim sahihmiş, namazım sahihmiş yalnız ne var hocam? Kompulsiyona dönüşmüş şu son dönemde, o yüzden namaz kılmak çok zor geliyordu, Kuran okumak çok zor geliyordu. Ben bu ibadetlere severek başladım hocam, aşk ile başladım... Obsesyonlar kalkınca iş bitti hocam, isteyerek namaz kılıyorum, isteyerek Kuran okuyorum. Elhamdullillah... Hocam inşallah ben ilim yapabilirim, "gerçek bir ilim", siz de benim her yaptığım amelden, inşallah yetiştireceğim her talebeden sevap kazanırsınız. Allah sizden razı olsun. "Masturbasyon", çok zeki(elhamdulillah) ve çok duygusal, ikisini bir arada olmamdan kaynaklıymış, çok şükür. Ayrıca kelimeleri de tekrar ediyormuşum hocam :D "çalış çalış çalış" "yap yap yap" Allah allah :D 14 yaşımda da psikoloji ve eşcinsellik hakkında okuduklarım bilinçaltıma işlemiş, kendi kendimi iyileştirmişim Allah'ın izniyle. Çok şükür.

Benim asıl anlatmak istediğim mesele şu hocam: üsttekine sonra devam edeceğim. Bu fikir kaçmasın istiyorum çünkü, çok önemli. Ben hocam, eşcinselliği kabul etmediğim için. Yavaş yavaş erkekleşmişim, nasıl erkekleşmişim hocam? Enes'i taklit etmişim, Yunus'u taklit etmişim, aslında her erkeği taklit edip bir şeyler almışım. O yüzden içimde 10 kişi yaşıyormuş gibi geliyordu bana. Ama şu var, şimdi bu kişiliklerden kendimi bulacağım... O da şöyle, aslında buldum hocam :) Babama en çok benzeyen, yani olmak istediğim kişi :D Babam çok güler yüzlüdür, ben de hep güler yüzlü olmaya çalıştım, aslında olmuşum ama nasıl olmuşum hocam? :) Ben, Allah'a teslim olup dua ettim hocam, ilk umreye gidişimde Kabe'yi gördüğümde ettiğim dua: "Allah'ım sen beni "hastalıktan" kurtar. (Hocam, eşcinsel yazmaya çekinmiyorum, ben eşcinsel falan değilim, o yüzden "hastalık" olarak geçtim) Allah da sizi vesile kıldı, şimdi size anlatacağım olaya ise bayağı şaşıracaksınız tahmin ediyorum :) Allah bizi bir araya getirmiş hocam, benim buraya gelişim bu "hastalık" yüzünden değil, sizle tanışmak, sizden istifade etmek içinmiş. Çünkü inşallah ben ilerde bununla ilgili çalışma yapacağım. İnşallah toplumumuzu birlikte bu illetten kurtaracağız hocam. Çekinme yok!, Hüseyin Kaçın'ın öğrencileriyiz be!

Şimdi hocam, siz benim ilk 3 seanstaki halime göre bana davrandınız genelde, benim pek asosyalliğim yok, ben asosyalliğimi yendim fakat size ilk geldiğimde obsesifliğim geri dönmüş, nasıl yani hocam? Şimdi şöyle: Benim "kompulsiyonum", masturbasyonmuş hocam ilk başta. Ben 4 sene masturbasyon yapmadım, ben eşcinsel değilim dedim kendi kendime, kızları düşünmeye çalıştım...



Bu "bana bakıyorlarmış gibi geliyor" falan diyordum ya hocam :D (ahahaha Hocam çok mutluyum!) (Misol biraz fazla kaçtı:D) Ben küçük yaşta sigaraya başladım hocam, 13 yaşlarında...  Babam beni hep takip ediyordu, sigara içiyor muyum falan diye; babama, büyük eniştem Tufan, tavsiye etti büyük ihtimalle "sahip çık çocuğa" falan dedi. Demiştim ya daha erkeksi eniştem, mesela ondan da bazı hasletler almışım bu dönemde, o yüzden kişilik karmaşası yaşamışım. Hocam ben, iyileşmeye ilk geldiğim seanstan 1 sene önce başlamışım hocam :D 1 sene önce okudum çünkü sitenizi ilk defa, 1 sene gelmeye cesaret edemedim. Okuduklarım bilinçaltıma işlemiş ve uygulamışım şu an misolün etkisi ile hepsini anlıyorum. OKB'den kurtulunca artık tertemizim ki obsesyonlarımı gördüm, inşallah kurtulacağım sizin de yardımınızla. Çok hızlı düşünüyorum herhalde hocam, zaten okb'nin problemi bu. Kendimi yavaşlatacağım biraz herhalde o kadar. Küçükken bir an her şey çok hızlanıyor veya yavaşlıyor gibi geliyordu, okb'denmiş. "Özgüvensizliğimi" gördüm hocam yazarken, sürekli "büyük ihtimalle", "sanırım" vesaire diyorum. Bu biraz genelde din hakkında konuşmaktan hocam, bölüm gereği gerçi, inşallah özgüvensizlik değildir, kötü düşünmeyeyim.

Arabaya bindiğimde, ben çok hızlı düşündüğüm için araba çok hızlı gidiyor ve düşecekmiş gibi hissediyordum. Ve içime atmaktan herhalde hocam, heh işte tam onu söyleyecektim :D Ben obsesyonlarımı ve kompulsiyonlarımı da yenmişim hocam çünkü 4 sene sonra masturbasyon yapınca, ben 0'landım, bütün obsesyonlarım geri geldi, delirdim... Daha doğrusu masturbasyonu yapmadım bile hocam, fışkırdı bir an, amacım yapmak değildi ama o kadar suçlu hissettim ki kendimi, bütün obsesyonlarım geri döndü, yine deli gibi düşünmeye başladım. Büyük ihtimalle hocam, eve kapattığım için patlak vermiş hocam. Çünkü 3-4 aylık yaz tatilinde hiç durmamacasına Kuran ezberlemişim hocam, sürekli banyoya gidiyorum çünkü abdest almayı obsesyon haline getirmişim, şimdi anlıyorum. İnşallah düzeltebilirim. Aslında okb diye bir şey yok gibi hocam, bunlar her insanın düşündüğü şeyler, ama biz içimize attığımız, hep evde yaşadığımız için falan(son iki senede). Hocam obsesyon küçükken varmış, ne ile başlamış bilmiyorum, zannedersem kendi penisimden korkmuşum :D ahaha, fazla duygusal adammışım ya. Neyse seviyorum duygusal olmayı, çok şükür. Duygusal, güler  yüzlü adamı kim sevmez?



 Benim bir tek aileme söylememem gerekiyormuş ve kadınlardan hoşlanabileceğimi düşünmem gerekiyormuş. Erkek gibi hissedemedim, çünkü babam kilolu :) Ben enişteden bir şeyler aldım, ama babama karşı bi' soğuma olmuş, Ahmet vardı ya hocam anlatmıştım, sürtündü bana falan bir şeyler, anlatmıştım. Çalışan anne babası vardı, beni eve davet ediyordu falan. Çok derine girmeyeceğim, "anlatmak" istediğim meseleyi "anlatacağım" inşallah. Aynı kökten kelimeleri kullanıyorum, ilk aklıma gelen o.

Yalnız zamanında müdahale hocam, biraz daha ilerlese şizofren oluyorum değil mi? Allah korusun. Ben nasıl düşünürsem öyle görüyorum aslında, yani İslami boyutta düşünürsem, hep güzel düşüneceğim. Elhamdulillah.

Son olarak Yunus eşcinselmiş hocam ama bunu açmayacağım. Konuşmasam daha iyi herhalde, siz söyleyin, eğer yazmam gerekirse yazayım hocam.

32
Bir iş yaparken de için sıkılması Allah'tanmış hocam, şeytandan değil. Ben çok duygusal bi' adamım ama hep aklımı dinlemişim be hocam, aklımda da babamın doldurduğu fikirler varmış, İslami fikirler ama yanlışcana, çok şükür, ona da kızmıyorum, babamdır canımdır. Ona öğretilmemiş. Ama o bize öğretti, kendisi öğretemediyse de vesile oldu. "Lan sen de okumuyorsun, çalışmıyorsun bilmemne" deyip de evden atmadı, kovmadı, bana sabretti. O da çok acı çekti ama değecek inşallah...

Duygusal bir insan olarak kalbimle hareket etmiyorum hocam.  Hep, her şeyi aklımda tartıyorum, tartacağız ama fazla değil. Ben her şeyi aklımda bana öğretilen "code"a göre planlıyorum. Aynı "Dexter" dizisinde olduğu gibi...

Bu arada bunun devamı var hocam, yazacağım, şimdilik bu kadarını atayım. Çünkü sıkıldım. Ama bu sefer yazmaktan sıkıldım. Sıkıldığımda bunun Allah'tan olduğunu anlayabiliyorum artık, önceden sıkılınca "şeytan beni kandırmaya çalışıyor" diyordum, halbuki Allah mesaj veriyor: "kulum çok uğraştın bu işle, daha fazlası nefrete götürür, aynı ilim işinde yaptığın gibi" diyor. Allahu Alem.


33
:D Hocam ilacın etkisini yeni anladım, iyiyim dersen iyi oluyorsun, kötüyüm dersen kötü. Ben günlerdir dışarıdaydım, kafamın bu kadar rahatladığını fark etmemişim, ben yine kendime stres yapacak bir şey buldum, niye konuşamıyorum, niye kafamı toparlayamıyorum diye düşündüm...  Ama halbuki istediğim gibi insanlarla muhabbet ediyordum, ben insanları çok seviyorum hocam, gerçekten seviyorum. Ben de diyorum terapiler ne kadar işe yaradı :D, ama onlar da yarayacak inşallah, bu düşünce tarzı normalleşecek... Herkesle bir muhabbet bir muhabbet, ya dedim tam istediğim gibi bir insan oldum. Ne güzel... Herkese gülümsedim, gülümseyebildim. Ben güler yüzlüydüm hocam, benim küçükken geçirdiğim "obsesyon" tekrar etmiş hocam, ben de şimdi anladım sanırım "eve kapatılmak" bir obsesyon olmuş ben de. "Eve kapatılmak" dememden belli zaten; babam, cahillik etmiş gençken, kendisi de şimdi kabul eder Allah razı olsun. İlahiyata başladıktan sonra da kendimi eve kapattım. Çalışmaya verdim, gece gündüz çalıştım hocam. Ne de olsa "müslümanlık", "ilim" buydu. Gece gündüz çalışacaktık, yemeyi içmeyi unuttum hocam. Aynı evde ailemle görüşmüyordum. Delirmiştim... 3 saat çalışıyordum, 5 saat çalışıyordum, yok! Daha çalışmam lazımdı, daha hiçbir şey çalışmadın ki Furkan diyordum. Çalış çalış... Okuduğum kitaplar geldi aklıma hocam "çalış çalış çalış" diye tekrar eden kelimeleri görünce, robotlaşmış insanlar... Hep korktum o robotlaşmış insanlardan ama ben kendim robotlaşmışım, robot gibi hareket ediyordum.  George Orwell'ın 1984'ünde vardı sanırım, o zaman "Hayvan Çiftliği" daha güzel diye düşünmüştüm ama 1984'de çok güzel bir şey anlatıyormuş. Totaliter devletleri, robotlaşmış insanları...  Tabii o zamanlar, ben kendimin de robot olduğunu anlayamamışım, içimde varmış robot olmak :) küçükken işlenmiş. Mesela ben küçükken de, okuyamıyordum edemiyordum, elimden gelmiyordu ya, bu seferde okuyanları eleştirirdim, bu ne böyle derdim ya. İnek gibi gece gündüz okuyacaksın... İşte ben yapamıyordum ya, bir şekilde egomu tatmin etmem gerekiyordu. Bir şekilde erkek olmam gerekiyordu, çünkü babamın onayladığı bir insan değildim ben. Erkekliğimi insanları eleştirerek kazanıyordum... Allahımmmm... Hayatım boyunca insanları eleştirdim, sonra dedim ki ne biçim adamım ben, o öyle bu böyle, bunu düzeltmem lazım dedim. Her kimi görsem aklımdan tonla kötü şey geçti, herkese bi' kusur buldum. Onun kaşının üzerinde göz vardı, bu gülümsüyordu, bu ağlıyordu, bu çok ciddiydi... Kimse ile arkadaşlık edilmezdi ki be! Babam "onayladığı" insanı bana anlatmıştı, anlatıyordu ama benim onu yapabilecek kabiliyetim yoktu. Vay be hocam, hayatımda kendimden şikayetçi olduğum her şey, ya "babamın gözüne girmek" için ya da "babamın gözüne giremediğim için erkek olmaya çalışarak" geçmiş... Çünkü ben sokaklarda büyüdüm hocam, hep çok arkadaşım vardı... Hepsi de erkekti, öyle kızlarla falan takılmadım ben hiç. Sadece büyüklerden çok dayak yedim hocam, yaşıtlarımdan da pek değil de büyüklerden çok yedim. Ama söyleyemedim aileme, hem çekingenliğimden hem de ben ailesinin kendisini sevdiği bir insan değildim ki... Şimdi anlıyorum hocam, şimdi anlıyorum... Babam ile annem yer değiştirmiş, annem otoriterdi biz küçükken, evden kaçmıştım beni dövmüştü,

Şu saatte kalkacağım, şu saatte yatacağım, şu saatte şunu yapacağım. Tabii babamla da aramız düzelmişti ben İlahiyat'a girince, onlara yaklaşınca vesaire.
o yüzden diyorum size, ben öyle eğlenmeyen etmeyen bir insan değildim, öğrendikçe takva sanıp bunu benimsemişim. Çünkü ben küçükken babam bana anlatınca dinlerdim ama pek amel etmezdim, edemezdim. Babam,  "dinleyince anlıyor gibi duruyor ama..." derdi arkamdan, duyardım; ben odadan çıktıktan sonra. Ama'dan sonrasını dinlememişim hocam hiç, benim hakkımda kötü bir şey söyleyecek diye çok korkmuşum. Babamın benim hakkımda kötü bir şey söylemesini istememişim, beni kabullensin istemişim, beni sevsin... Çünkü babam belirli yaştan sonra bana hep konuştu, sürekli İslam'ı anlatırdı, Müslümanın nasıl olması gerektiğini anlatırdı ama göstermezdi ki... Namazı ile niyazı ile gösterdi belki bunu ama sosyal bi' çevrede göstermedi. Bu yüzden ben sosyal bi' çevreye girince(özellikle üniversite zamanı), kendimi kontrol etmek zorunda hissetmişim, her söyleyeceğimi iki kere düşünmüşüm... Çünkü ben oraya layık değilim aslında ama Allah bunu bana unutturmuştu. Sonra tekrar etti, çünkü yine obsesifleştim. Ne de olsa 5 yaşında masturbasyon yapmış adam, sonra senelerce devam etmiş... 5 yaşından 16-17 yaşına kadar masturbasyon yaptım hocam, günde bir defa, iki defa, üç defa... Ama inanın hiçbir zevk almadım, zevk almak için yapmadım. Her defasında kendimi o kadar suçlu hissettim ki... Yani sadece erkekleri düşünüp yapmamdan dolayı değil,

Sürekli devam etmiş Şimdi anlıyorum hocam, ben niye obsesif oldum, ben İslam konusunda obsesif olmuşum ama öncesinde amelim olmadığı için İslam'ı pek kafaya takmıyordum, Allah affetsin. Tabii öte yandan ben babama çekmiştim, küçük(Sümeyye) ablam ise anne tarafına... Yani ben dinlemeye müsaittim, dinliyordum, anlıyordum, yapamadığım için üzülüyordum. Yapamamamın sebebi ise "masturbasyon"du. Bunu yapan biri nasıl ibadet edecekti ki? Sümeyye Ablam ise asabidir, anne tarafına çekmiştir, o yüzden o, babamı pek dinlememiş herhalde veyahut da ben erkek olduğum için babam beni sevsin diye onu dinlemişim, dinledikçe dinlemişim, dinledikçe İslam'ı anlamışım, içten içe kabul etmişim ama amel edememişim. Ah ah anlıyorum hocam, hep içe kapanıklıktan olmuş her şey. Benim zaten fıtratım İslam'a müsaitmiş, duygusalım ben, içe kapanığım... Zaten bana bir şey denmese de görerek yaparmışım, ama "eve kapatılınca", içe kapanık adam daha da kapanmış, sonra bu "masturbasyon" patlak vermiş ki daha 5 yaşındaydım ama hala deli gibi suçlu hissediyorum hocam, suçu kendime atıyorum. "Sen seçtin Furkan diyorum bunu, bu kader değil! Daha 5 yaşında masturbasyon yapacak adamdın sen işte, değerin bu kadar" Ben "masturbasyonu" bıraktığım zamanlar İslam oldum hocam, yani masturbasyonu bıraktım, ondan sonra namaza başladım, Kuran'a başladım. Hatta başlarken önce bu masturbasyonu bırakacağım diye niyet etmiştim(17 yaşında), bir şekilde bıraktırdı Allah hamdolsun, zaten ben de cinsel istek olduğundan değil, takıntı olarak yapıyormuşum hocam. Masturbasyon yapıyormuşum sonra suçlu hissediyormuşum, sonra 

Hocam şimdi annem ile konuştum. O da beni mutlu görünce böyle bi' anektot anlattı: Ben 1,5 yaşındayken penisimi görmüşüm, böyle işaret edip duruyormuşum yani çok küçük yaşta gördüğüm için yadırgamışım. Demek ki çok küçük yaşta başkalarınınkini görmemek kadar, kendininkini de görmemek lazım. "Başkalarınınkini görenin de sonradan hayranlık duyacağını okumuştum" Bana da Ahmet diye anlattığım çocuk göstermişti hocam, biliyorsunuz. Sonra eve kapatılınca da, enerjik bir çocuktum da ben, bu sefer canım sıkıldıkça onla oynamaya başlamışım. Aha da anladım hocam, vallahi anladım... Şu televizyonda sünnet olan çocuğu hatırladınız mı, anlatmıştım size, sonra ben sünnet olduğumu hayal ederek yapıyordum diyordum ama bana eziyet ediyorlardı, zorla kestiriyorlardı vesaire... Mazoşist olmuşum işte hocam biraz ama bu neden onu bilmiyorum... Anlarım yazdıkça herhalde

Annemin yanına bir daha gittim geldim hocam, ben annemi çok seviyormuşum ya... Ya diyorum annem bu kadar güzel bi' insan, bana bu kadar hizmetler ediyor. Neden anneme iyi davranamıyorum... Çünkü annem namazlarını öyle uzata uzata kılmaz, ibadetlerini öyle uzata uzata yapmaz... Bunun içinde ayrıca suçluluk hissettim, ne de olsa annemdi. En güzel şekilde davranacaktım, her ne olursa olsun. Ayrıca annemin iyi olduğunu da biliyordum, o kadar hizmetler yapıyordu, yemeğimi getiriyordu, çamaşırımı yıkıyordu. Çok hizmet ehlidir annem sağ olsun. Ama benim kafamdaki "müslümana" uymuyordu, babamınki de cahillik işte, ikisini de benimsiyorum inşallah. Tüm ailenin başından geçen bi' imtihanmış bu. Bu arada can sıkıntım da içten içe bunlarla alakalı bir şey olduğunda oluyormuş, o anksiyetem geçecek inşallah... Anksiyete falan hikaye zaten Allah'ın izniyle, ben işte suçluluk hissettiğim için içim yanıyordu sürekli. yine başkası beni azarlayınca da suçluluk hissediyordum, ona da küsüp gidiyordum. Hatta iyi niyetli olduğunu bilsem bile içim sıkılıyordu. Muharrem geçen konuşurken beni sertçe bölmüştü, sonra içim sıkıldı. Halbuki ben ona kırılmamıştım. Neden içim sıkıldı yine durduk yere dedim?  Bu yüzdenmiş, beni kim eleştirse, babamı hatırlıyorum, eleştiriye dayanamıyorum, halbuki biliyorum eleştiriye açık olmak gerek, bunu söylüyorum, hatta arkadaşlarıma tavsiye ediyorum ama ben yapamıyormuşum...

Acelecilikle ilgileler de var...

Annemin "Muhammed" isimli kağıdı yutması, bunun yanımda konuşulması, ben de büyüdükçe hep Allah'ın kaderini mi sorguladılar da böyle oldu diye düşündüm. Hocam, annem erkek çocuğu olsun istiyormuş, çünkü babaannem, babamın soyunun tükeneceğinden dert yanıyormuş. Trabzonlu işte :D Tabii babaannem beni çukullu oğlum, çukullu oğlum diye severdi, beni uyarmışlar hep bak önde bir şey var, bak bu çukul, bu pipi, bu bilmemne çok affedersiniz. Sonra ben de daha 5 yaşında oynamaya başlamışım. E bir de benim gibi enerjik adamı eve kapatırlarsa sonra böyle olmuş işte. Suçum yokmuş hocam benim, bu Allah'ın bir imtihanıymış. Elhamdulillah yine Allah'ın izniyle atlatmış olduk. Burada da Allah'ın bize verdiği mesaj belki de şudur:


Kızlar gülümser erkekleri seviyor hocam,


34
Evet arkadaşlar 3. Terapiyle devam ediyoruz. Buraya ilk yazımı yazdıktan sonra kendimi biraz rahatsız hissettim, bu yazım tanıdığım biri tarafından okunursa ne olur o zaman ben ne yaparım diye. İşte yine, hayatın her alanında olduğu gibi, benim önceliğim çevremdekilerin ne düşündüğüydü. Bugüne kadar hayatımı çevremdekiler, anne baba vs., belirlemişti, geminin dümeni hiçbir zaman benim elimde olmamıştı. Maalesef bu da beni kendimden çok diğerlerinin değerlerine göre yaşamaya sevk etmişti. Kendime ve ne istediğime odaklanmıyordum. Hayatımın her noktasında bir harekette bulunurken hep çevredekiler ne düşünür, nasıl anlaşılır, benim hakkımda ne düşünürler, beni yanlış anlarlar mı diye gereksiz yere düşünüyordum ve çoğu zaman bu kaygılar yüzünden yapacak olduğum hamlelerden vazgeçiyordum. Kendimi doğru ifade etmek ve yanlış anlaşılmamak adına uzun açıklamalarda bulunuyordum; aman yanlış anlamasın, hakkımda böyle düşünmesin, beni böyle sanmasın diye. Bu beni fazlasıyla yoruyor, enerjimi tüketiyor ve bıktırıyor. Artık iyileşmek istiyorsam bunları aşmalıyım çünkü bu korkular benim gelişim göstermemi engelliyor. Hayatta önceliğim kendim olmalı. Siz ne kadar iyi evlat, iyi arkadaş olsanız da hakkettiğiniz değeri hiçbir zaman görmeyeceksiniz bu yüzden başkalarının takdirini kazanmak yerine neden kendi takdirimizi kazanmayalım? Hayatta başardığım şeyleri hep kolayladım, kendimi takdir etmeyi beceremedim ve bunu hep çevredekilerden bekledim. Neden hayatta en çok kendimizi sevmeyelim, en çok kendimize değer vermeyelim? Hayatta anne babadan bile çok kendimize değer vermeliyiz çünkü bu bizim hayatımız. Tabi bize benimsettirilen uslu çocuk profilinde önemli olan anne babanın lafını dinleyip, onların tasvip ettiği işleri yapmaktı. Kendi hayat tecrübelerimizi edinmek değil onların hayat deneyimlerinin çerçevesinde yaşamaktı. Hayatta hiç risk almadan ben hiç hata yapmadım dersen bir anlamı olmaz çünkü sen hata yapmak ve yapmamak arasında kalıp iyi olan kararı vermemişsindir, övünülecek bir şey yapmamışsındır. Sen sadece korkaksındır. İşte benim bu yaşıma kadar yaptığım buydu, hep hata yapmamak için kendimi garantide tutmaya çalıştım. Bu gibi kaygılarım ortadan kalktıkça daha çok özgürleşip daha çok kendimi keşfedeceğim çünkü dikkatimi kendime vermeye başlayacağım, başkalarının ne düşündüğüne değil. Bunlarda rezil olacak utanılacak hiçbir şey yok, ki varsa dahi bu senaryoda suçlanacak kişi ben değilim. Ben bu hayatın mağduruyken neden bunun suçlusu gibi hissediyorum ve bunun utancını taşıyorum? Ulan beni ne hale getirdiğinize bir bakın, şu an ben hayatta çok başka şeylerle uğraşıyor olabilecekken daha bunları aşmaya çalışıyorum. Siz utanmayın onlar utansın, bir insanın bir insana yapabileceği en kötü şeyi yaptıkları için. Utanç bizim cesaretimizi kırıp hayatta hamle yapmamızı, risk almamızı (erkeğe ait davranış biçimleri) ve böylece de erkek olmamızı engelliyor. İkincil olarak da çocukken yaşadığım taciz konusunu konuştuk. Üzerimde bu kadar kötü etkilerinin olduğunu, birçok bilinçaltı davranışımın kaynağı olduğunu bilmezdim. Benim okul öncesi çağlarımdı ve kuzenim benden yaşça büyüktü. Onunla yalnız kaldığımız zaman popomu eller, beni kucağına oturtur-zıplatır, kendi cinsel organını benimkine dokundururdu ve sürterdi. Erekte olmuş penisini pantolonun üstünden tutmamı isterdi. Bu hadise birkaç defa tekrarlandı. Ben ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum, cinsellikle alakalı hiçbir şey bilmiyordum ve bu yönde bir davranış olduğunu anlayamamıştım. Pipisinin sadece işemeye yaradığını sanan masum bir yavruydum. O temiz dünyamı nasıl kirlettin, Allah belanı versin senin ailenden ırak. El kadar çocuğu kirli amaçlarına alet ederken hiç mi vicdanın sızlamadı. Sen hayatına devam ederken bu yaptığının beni ne hale getirdiğine bir bak. “Taciz bizlere kendimize güvenmemeyi, güven, emniyet ve sevgiyi hakketmediğimizi öğretir. Ruhumuzu öldürür ve risk alma eğilimlerimizi yok eder. Kendi duygularımızı bastırmayı ve kendi gereksinimlerimizi başkalarını kullanarak elde etmeyi öğreniriz… Bu çocuğa geçmişin acılarını unutturabilecek tek kişi sizsiniz. Hayatta bundan daha önemli ne gibi bir amacınız olabilir?” (Terapide okunan bir kitaptan alıntı) Sözler çok doğruydu; özgüvensiz ve korkak biriyim. En basitinden bir mekânda otururken bile garsonu çağırmasını arkadaşıma söylüyordum kendim çağırmıyordum veya otobüste giderken müsait yerde inebilir miyim demeye bile çekiniyordum, biri de burada iniyor olsa da mecbur kalmasam diye hesap yapıyordum. Sanki sesim çıkınca herkes bir anda dönüp bana bakacakmış, utanılacak bir şey yapacakmış gibi hissediyordum. Bu problemin farkına çok önceden varmıştım ve aşmıştım ancak burada önemli nokta şu; meğer bunlar yaşadığım istismardan kaynaklanıyormuş. Bilinçaltımda var olan kendimi koruyamama ve kendimi savunamama düşünceleri şu an da benim kendimi koruyamayacak ve savunamayacak olmam düşüncesini yaratıyor. Bu da benim cesaretimi kırıyor ve hayatı hep sonraki adımları düşünerek geçirmeme sebep oluyor. Olabilecek tüm kötü ihtimalleri hesaplamalıyım, işimi şansa bırakmamalıyım, risk almamalıyım ve hep dikkatli olmalıyım. Hiçbir zaman o anda olmadım, hep ilerisi hakkında hesaplardaydım. Hep kendimi koruyordum çünkü zamanında koruyamamıştım! İşte bu benim farkında olarak yaptığım bir şey değil bilinçaltı bir olaydı. İşte burada tanınırsam ne olur korkusu da buradan kaynaklanıyordu. Sanki ben de bu ayıbın ortağıymışım gibi utanç duyuyordum ve açığa çıkmasını istemiyordum. Olur da ifşa olursam zan altında kalacak ve kendimi insanlara karşı savunamayacak olmaktan korkuyordum. Beni kim yargılayabilir, benim neler yaşadığımı kim bilebilir? Ben tüm bunların suçlusu muyum yoksa mağduru mu? İnsan düşüncesiyle, eylemleriyle, tarzını değiştirerek kaderini değiştirebilir. Ben de bu savunmacı tavrımı üzerimden atabilmeliyim, kendimi korumayı bırakmalıyım. Bu olay olmasaydı ben böyle bir savunmacı kafa yapısında olmayacaktım. Bu da beni yoran, enerjimi tüketen ve hayattan tat almamı engelleyen bir başka şey. Cesur olmalı, kararlarımın arkasında durmalı ve bunları eyleme dökmeliyim. Sonucu iyi yere gider gitmez bu ayrı, önemli olan risk alabilme cesaretinde ve hamle yapabilecek güçte olmak. Hayatta her insan hata yapar, hata yapmamaya çalışmak çok saçma. Bunlar kimseye zarar vermeyen hatalar olduğu sürece olağandır ve kimseyi ipe götürmez. Hata yapmaktan korkmamalıyım! Düşüp kalkıp tecrübe edinmeliyim, kendi hayat tecrübelerimi. Bazen değişime olan inancımın azalmasını konuştuk ve bu düşüşün korkularımdan kaynaklandığını öğrendim. Korkmayacağım, kendimi suçlamayacağım ve utanmayacağım. Toplum hiçbir şey bilmez ama ayıplar, yargılar, kınar, eleştirir. E o zaman s.keyim toplumu. Geçmişimdeki hiç kimseye hesap vermek zorunda değilim. Kendi gücümün farkına varmalıyım, ben bu işin üstesinden gelecek güçteyim. Bu zamana kadar bu kuyuya düşmedim, pis işlere bulaşıp kendimi kirletmedim ve kötüye giden yolda kendimi durdurdum. Herkes yenilirken bu duygularına ben yenilmedim. İşte bu güç gerektirir! Aslında benim bu olayım olmasaydı ben bu yollardan geçmeyecektim, bu süreci yaşamayacaktım. Her ne kadar zor bir süreç olsa da ben sorunlarımı çözdükçe, mücadele ettikçe de kendi gücümü ortaya koyacağım ve kendi mükemmeliyetime yaklaşacağım. Daha iyi donanımlı bir insan olacağım. Diğer, sıradan erkeklere benzemeye çalışmak yerine kendime odaklanıp, yetenek ve yaratıcılıklarımı ortaya çıkarıp tarzımı yaratmalıyım. Bırakın onlar futbol konuşsun, araba konuşsun. Dikkatimi kendime verirsem kendi yetenek ve zevklerime göre kendi ilgi alanlarımı oluşturabilirim. Ben o gruba ait değilim, ben farklıyım, ben özelim. Geçmişi bırak, geleceğe odaklan! Geçmişte yaptığım yanlışları bırakmalı, düşünce yapımı kendim odaklı olacak şekilde değiştirmeli ve artık bu noktadan sonra kendine yeni bir sayfa açmalıyım, kendimi işlemeliyim ve ortaya bir eser çıkarmalıyım. Kızlar konusunda da somut adımlar atmayı konuştuk. Her şey bir tecrübedir. Bir şeye kalkıştığınızda en fazla ret yersiniz bir şey kaybetmezsiniz. Bir kızda beni çeken bir şey varsa üzerine gitmeliyim, bu duyguları beslemeliyim. Sonuç odaklı düşünmeye gerek yok, öncelikle ilk adımı atmak gerek. Çok ince düşünmeye ve derin hesaplar yapmaya gerek yok. Devamı gelmezse de o zaman öğreniriz, olacak ya da olmayacak diye peşin hüküm vermeye gerek yok. Kız meselelerinde de hata yapmaktan korkmaya gerek yok. Bu yaşlarda herkes aptal aptal hatalar yapar, ben neden yapmayayım. Bu işlere bulaşmadan, hata yapmamaya uğraşarak kendimi koruduğumu zannederim ama aksine kaybederim. Korkmuyorum ve özgürlüğün tadını çıkarıyorum, hayatı tekil olarak serbestçe yaşıyorum. Kimsenin ahlak değerlerine göre yaşamıyorum, kendi değerlerimi yaratıyorum. Bir şeyi toplum ayıp veya yanlış bulduğu için değil ben ayıp veya yanlış bulduğum için yapmıyorum. Bu dünyada herkesin zor bir hikayesi var ve herkes bir şeylerin bedelini ödüyor, büyük veya küçük. Benim şansıma da bu düşmüş bu yüzden buraya geliyorum, çözüm arıyorum. Başka insanlarda başka yerlerde çözüm arıyor olabilir veya sorunları çözümsüz olabilir. Ben bir gün bunun içinden çıkacağım, bu bedel ödemeyi bitireceğim ve bu hikâyeden bir şey çıkacak. “Bu öze dönüş yolculuğunda, öyle çok saçmalığı terk etmem, öyle çok yükten kurtulmam gerekti ki… vasat düşünceler, vasat fikirler, olumsuz hisler, ikinci el inançlar, elden düşme yargılar. Benliğimin en karanlıkta kalmış yerlerini belirlemek, onlara meydan okuyup, onlarla savaşmak için, kendimi fethetmek zorunda kaldım.” (Alıntı)

Bunu siz yazmışsınız hocam sanki :D

35
Hayatıma dair ilk hatırladığım zamanlar 5 yaşlarımdan başlıyor hocam. Oradan itibaren biraz anlatmaya çalışacağım. Çünkü fark ettim ki ben hep kendi kendime tanılar koyuyorum... Benim anlatıp sizin tanı koymanız gerekiyor... Bu işin uzmanı sizsiniz nitekim. Ben doğru düşünmeyi bilmiyorum hocam, düşüncelerimi kontrol edemiyorum, sürekli düşünüyorum. Mesela az önce bir an duraksadım yazarken, kafama bir sürü düşünce üşüştü... Bu yüzden de ne yaparsam yapayım, acele ile yapmaya alışmışım, çünkü bir an durunca kafama bir sürü düşünce üşüşüyor, sonra bu düşünceler canımı sıkmaya başlıyor, sonra canım sıkıldıkça daha çok düşünüyorum... Bu böyle kısır döngü gidiyor. Şimdi de bunu yaptım, 5 yaşımdan itibaren hayatımı anlatacaktım, yine başka bir şeyler yazdım, travma sebebini bulamıyoruz bu yüzden. Anladığım kadarıyla bi' travma var, bunun için hayatımı anlatmam gerekiyor. Sürekli sorun tespit ediyoruz ama bunun bi' kaynağı var. Ben sorunlarımı yazıp duruyorum ama kaynak ne onu bulmamız gerekiyor hocam galiba değil mi?(Bu soruya bu hafta sonu cevap verir misiniz hocam, bunu konuşalım lütfen) Hocam bazen, çok zekiyim ondan mı böyle diyorum biliyor musunuz? Kibir olarak algılamanızı istemem, kendimi övmek için söylemiyorum ama sebep ne merak ediyorum... Nitekim çok zekiysem de bu da Allah vergisi, benim kazanımım değil. Ben dağınık yazayım hocam, derli toplu yazmaya çalışınca aklıma bir şey, bir konu, bir hatıra geliyor, onu yazmaya başlıyorum, sonra başka bir hatıra geliyor, onu yazmaya başlıyorum. Hiçbir zaman ha, tamam derli toplu yazdım diyemeyeceğim galiba zaten :) Sürekli kendimi yargılıyorum hocam, sürekli kendime dışardan bir gözle bakıyorum. Mesela yolda yürüyorum ya hocam, dışardan kendime bakıyorum, nasıl gözüküyorum diye... Sanki yolda yürüyen ben değilim, dışardan izliyorum.  Bu, şu an pek olmuyor da hocam zaman içerisinde sosyalleştiğim için, mantığı anlatmak için. Hocam bunu ne zamandır anlatacağım, yazacağım, hep araya başka bir şey giriyor. Ben küçükken çok utangaçtım hocam, ama bu benim kişiliğim değil anlaşılan, yani nasıl söyleyeyim, doğuştan bir şey değil, genetik bir şey değil. Ailem çok içine kapanık olduğu için aslında ailem de değil, babam içine çok kapanık olduğu için, bizi de kapatmış, kendisi içine kapanmış, bizi de eve kapatmış. Hocam benim gibi adamların sorunu toplum içine karışmamak değil mi, mesele bu? Bunu konuşalım hocam lütfen. Her şey asosyallikle alakalı... Yani asosyallik de değil bu, asosyal olduğumuzu zannetmemiz. Ben şu an dışarı çıkıyorum, arkadaşlarımla beraber oluyorum, moralim yerine geliyor, eğleniyorum. Girişkenim ayrıca ben, istediğim zaman girişken olabiliyorum... Bana girişken değilsin sen! Utangaçsın! denmiş o yüzden böyleyim galiba... Hocam şöyle anlıyorum ya: Ben çok uyar bi' adamım galiba, "uyar" kelimesinden maksadım ne biliyor musunuz, çok uyumlu bir insanım, karşımdakine göre davranıyorum hep, onu fark ediyorum şu an. Aslında bu insanın doğasında var galiba zaten, mesela ben size gülümsesem siz de istemsizce bana gülümsersiniz değil mi, psikolojik bir şey bu? Mesela ben burnuma dokunsam, sizde burnunuza dokunursunuz bir dakika sonra ama bunu kasıtlı yapmazsınız. Ben her şeyi çok benimsiyorum galiba hocam problemim bu benim. İnsanları çok benimsiyorum, sevdiklerimi çok benimsiyorum, o kadar ki onlar oluyorum. Babamı çok benimsiyorum babam oluyorum, bir arkadaşımı çok benimsiyorum o oluyorum, bir video izliyorum oradaki adamı benimsiyorum bir şekilde, o adam oluyorum. Mesela videodaki adamın bir mimiği aklımda kalıyor, sonra biriyle konuşuyorum diyelim, ben bir mimik yaptığımda, kafama o adamın yaptığı mimik geliyor, sanki o adam olmuş oluyorum bi' an. Ama anlatamıyorum hocam tam olarak, bu yüzden de yazmaktan çekiniyorum siz bana yaz dediğinizden beri, yazmak ile anlaşılmayacak gibi geliyor. Kendimi ifade edebilmem için yüz yüze konuşmamız gerekiyormuş gibi geliyor. "Konuşmak" yüz yüze olur diye şartlamışım kendimi belki de, bilemiyorum... Hocam şimdi ben size geliyorum ya, çıkıyorum, müthiş hissediyorum, çok iyiyim harikayım, hayatıma devam ediyorum. Hatta sürekli kendi kendime tanı koymaya çalışmasam şu an iyiyim. Hocam size şunu anlatmaya çalışıyorum, ben size diyorum ki mesela seanslarda, üslubumu dikkate almayın çok lütfen, direk geldiği gibi yazıyorum fikirler kaçmasın diye, saygısızlık gibi anlaşılabilir, yazarken beni görmediğiniz için okuyunca sanki sizi azarlıyormuşum gibi oldu bu cümle. Hocam ben insanların hislerine çok değer veriyorum, insanları kırmamak için şekilden şekile giriyorum ama bu iki yüzlülük değil, bir şey yapıyorum, acaba kırdım mı karşımdakini diye düşünüyorum, karşımdaki bana bir şey anlatıyor ya hocam, dinlerken odaklanıyorum mesela, çünkü karşımdakine saygı duyuyorum, değer veriyorum, dinliyorum; odaklandığım için sinirli sinirli bakıyormuşum gibi oluyor galiba, insanlar da beni yanlış anlıyor. Aynısını bana Yunus da söylemişti biliyor musunuz? :)  Yunus'u bir takıntı olarak düşünmüyorum hocam, Yunus da obsesif, benim bütün arkadaşlarım obsesif, bütün çevrem obsesif... Bunu anlayamıyorum, bu mantıkla herkes obsesif. Yunus da güleryüzlüdür, sağ olsun, Allah razı olsun. Çok güzel bir haslet, ben de güleryüzlü bi insan olmaya çalışıyorum. Bu yüzden Yunus da bana demişti ki: "Ben böyle güler yüzlü olduğum için bazen insanlar beni yanlış anlıyor galiba". Hocam ben herkesi çok değer vererek dinliyorum, kimseyi ayırt etmiyorum, bu Alim, bu Psikolog, bu Çöpçü, bu Hamal demiyorum hocam, herkesi can kulağıyla dinliyorum ama dinlediklerimi takıntı haline getiriyorum galiba. Garip hocam ya çok garip :) 

36
Küçükken sevgi görmediğim için kendimi suçlayarak "masturbasyon" yapıyordum, şimdi ise yapmam gerekenleri yapamadığımda, ders çalışamadığımda vesaire, sorumluluklarımı yerine getirmediğimde kendimi suçlayarak bunu yapıyorum.

Sorumluluklarımı yerine getiremediğimde veya bir şekilde üzüldüğümde, kırıldığımda "bunu" yapmamayı öğrenmem gerek.



Buna da başlamışım kalmış hocam. Şu an masturbasyon falan yapmıyorum zaten, ihtiyacım yok. :)

37
Her şey kendini değerli hissedip hissetmemek ile alakalı

Üniversiteye devam ettiğim zaman vs. daha iyiydim, kendime bi değer katıyordum aslında bir nevi

O yüzden liseyi bıraktığım zamanlarda çok kötüydüm, çünkü bir nevi hiçbir değerim yoktu, sanırım içten içe böyle düşünüyordum, o yüzden de şu son zamanlarda bir ara aynı eskisi gibi, o liseyi bıraktığım yaşlardaki gibi hissetmeye başlamıştım. Çünkü üniversiteyi de bırakmıştım, okumuyordum, çalışmıyordum, hiçbir şey yapmıyordum. Bu da demek ki bir değerim yoktu. Aslında bize öğretilen de buydu, insan ya okur ya çalışır. Liseyi bıraktığım zamanlarda çok kötü olmamın sebebi de belki de tek vasfımın o olmasıydı. Aslında benim için bir anlamı yoktu, okumam gerektiğini biliyordum sadece. Ama liseyi bırakıp boş gezdiğim dönemlerde, ortaokulda okuduğum zamandan daha da kötü olmuştum. Bunun sebebi de yukarıda bahsettiğim “değer” algısıydı sanırım. Şu meşhur “çocuk için ailenin önemi” gibi şeyler geliyor aklıma: Çocuk için ailenin önemi, kendini kanıtlayabildiği ilk yer olması vesaire… Siz daha iyi bilirsiniz. Ailemden değer görmediğim için veya değer görmediğimi düşündüğüm için -belki de ben değer görmediğimi düşünüyorumdur, o da benim sorunlu olmamdan kaynaklıdır, bilemiyorum.- değersiz hissediyordum. Ortaokulda okuyor olmam da kendimce bana bi’ değer katıyordu herhalde, yani böyle düşünmüyordum ama içten içe böyle bi’ anlayışım vardı sanırım. Babam da okumaya önem verdiği için, bana vermediği değeri böyle kazanmaya çalışıyordum belki de. Bir de ortaokul alıştığım bir yerdi, o yüzden devam edebiliyordum galiba. Liseye geçince öyle olmadı. Yeni bir yere alışmak vesaire…

 

Şimdilerde de babamın sürekli okuldan bahsetmesi

Çektiğim sıkıntıları görmemesi

İyi olduğum zamanlarda babamdan değer görüyormuş gibi hissetmem, ailemden değer görüyormuş gibi hissetmem, bunun üzerimdeki etkisi vesaire.

Babamdan, ailemden değer görmemek beni bu kadar obsesif yaptı sanırım.

Ablalarımdan çok bundan etkilenmem ise erkek olmam sanırım. Onlar bir şekilde evlendiler, kendilerine bir aile kurdular ama ben çocukluğumda babama kendimi kabul ettiremediğim için erkek gibi de hissedemedim. Okumaya, insanlar için bir güzel bir şeyler yapmaya vesaire de bu kadar değer veriyor oluşum da babamın da bunlara çok değer veriyor olması galiba, içten içe sebep bu belki de.



Bu da yarım kalan bir taneydi hocam, 1 ay kadar önce.

38
Moralim bozuk olduğunda, neşeli olmadığımda, kendimi iyi hissetmediğimde (konuşurken de aynı yazarken olduğum gibiyim hocam, sürekli söylediğim şeyleri açıyorum, yanlış anlaşılmaktan fena halde korkar olmuşum) kitap okumak istemiyorum mesela. Halbuki kitap okumayı çok seviyorum. Ama ben bunu zamanla kazandım, babam “bana kitap oku” dediği için değil, kitapları sevmeyi zamanla öğrendim, okuya okuya öğrendim. İnsan görerek öğrenir hocam, onu fark ettim bugün, çocuklar da öyle. Ama bize “bunu yap” “şunu yapma” “şöyle ol” “böyle olma”  “bu iyidir” “bu kötüdür” denmiş. Bu sadece dini meselelerde değil, her şeyde böyle olmuş. Hocam o yüzden ben 17 yaşında tam olarak İslam oldum. Ben ne zaman tam olarak İslam oldum, biliyor musunuz? Kendim istediğimde, bana “güzelce” anlatıldığında, İslam’ın güzel bir şey olduğunu gördüğümde… Çünkü benim tam olarak “İslam” oluşum Enes ile birlikte oldu. Enes bir dergaha takılmaya başladı, sonra bana güzellikle anlatmaya başladı, beni kınayarak, böyle ol, böyle olma diyerek değil; güzelce anlatarak, İslam’ın güzel bir şey olduğunu bana göstererek. Ama 17 yaşından önce “İslam” benim için babamın bana emrettiği şeydi ve benim için çirkindi. Ben hep kişilik çatışması yaşıyormuşum gibi geldi hocam, bugün bundan emin oldum, ben fena halde kişilik çatışması yaşıyorum… Çünkü içimde bi’ gerçek ben var, yani Allah’ın bana fıtrat olarak verdiği kişilik: Duygusal, samimiyeti seven, bir şeyleri güzelce anlattığında anlayabilecek bir insan var; bir de babasından korkan, babasının onu eleştirmesinden, ondan memnun olmamasından korkan bir insan var.



Bunu da bugün yazdım hocam. Size "bey" demiyorum, çok samimiyetsiz geliyor. :) "Üseyin Bey" çok ciddi...

39
Size çocukluğumdan başlayarak, hatırladığım kadarıyla her şeyi yazmak istiyorum. Genel hatlarıyla konuştuk ama daha detaya girmek istiyorum, bir de daha çok eşcinsel hisler üzerinden gitmiştik ama siz “o.k.b.” olduğumu da belirttikten sonra, daha çok bu yöndeki hislerimden bahsetmek istiyorum ki iyileşme yolunda bana yardımcı olsunlar. Bunlar büyük ihtimalle tek bir yazıya sığmayacaklardır lakin elimden geldiği kadar size yazmaya çalışacağım. Ama öncelikle bugünümün sıkıntıları ile başlayacağım inşallah, çünkü şu anda hayatıma devam edebilmek için bunları biraz olsun çözmem gerekiyor. Nitekim 2-3 yıldır hayatımı tekrar düzene sokmaya çalışıyorum ama bi’ türlü ilerlemiyor. Sanki gittikçe de iyi olduktan sonraki iyi kalabildiğim vakit azalıyor. İlk başlarda iyi olduğumda 2 hafta, 3 hafta, 1 ay giderken o hal; şimdilerde 1 gün, 2 gün zor gidiyor.  Bu son zamanlardaki halim ve takıntılarım hakkında seanslarda da daha çok konuşmak istiyorum aslında, bu da dediğim gibi hayatımı yeniden bi’ rutine sokarsam eğer, eşcinsel hisler, okb… bunların üzerine gitmem, dolayısıyla da bunlardan kurtulmam kolaylaşacak. Yine öncellikle bugünü çözmek istememin, hayatımı tekrar bi’ rutine sokmak istememin sebebi moral. Çünkü moralim olduğunda hem yapmak istediklerimi yapabiliyorum hem de bu hastalıklardan kurtulmak için ne gerekiyorsa onları yapabilecek kuvvete sahip oluyorum. Aslına bakarsanız moralimin yerine gelmesi de çok kolay oluyor, moralimin bozulması da. Hatta bu yüzden acaba biraz da manik-depresif miyim diye de düşünüyorum. Bugünlerde beni en çok çığırdan çıkaran şey “sorumluluk hissi”. Sorumluluklarım veya sorumluluk hissi, küçüklüğümden beri her zaman beni en çok demoralize eden, bu obsesif hislere girmeme, moralimi kaybetmeme, sıkıntı çekmeme sebep olan şey. Ben de hayatım boyunca her türlü sorumluluktan kaçarak kendimi rahatlatmaya çalıştım veya çalışmışım, şimdi öyle anlıyorum. Hatta bunların birçoğunu yapmam gerektiğini idrak edebilecek bi’ olgunluğa sahip olmama rağmen.  Mesela lise okumak. Nitekim lise demek benim için devam zorunluluğu demekti ki bi’ sorumluluk, dolayısıyla bi’ stres; insanların arasına karışmak demekti ki bi’ stres; ödevler, sınavlar bilmemne, hepsi bi’ sorumluluk, hepsi bi’ stres. Bu arada şunu da belirtmek istiyorum ki ben her şeyi böyle düşünüyorum aslında, yani “lise” demek mesela, benim için beraberinde tüm bu şeyleri getiriyor, bir bütün olarak düşünüyorum; her parçasını, bu parçaların bana nasıl hissettireceğini, ne düşünmem, ne yapmam gerektiğini vesaire. Her konuda böyle düşünüyorum. Her olasılığı, her ihtimali önceden hesaplamam lazımmış gibi. “Sorumluluk  hissi”nin bugünüme etkisini açıklamak gerekirse, bugün bütün hayatım sorumluluk. Aslında takriben her yetişkin insan gibi. Ama ben bu sorumluluk hissine katlanamıyorum, yarın şunları şunları yapacağım diye yattığımda sanki cehenneme uyanıyorum. Gece çok iyi hissederek, çok moralli olarak uyusam da sanki ertesi sabah her şey sıfırlanıyor, daha önceki hiçbir gün varolmamış gibi. Yani hayatımda bana moral veren ne varsa; bu sevdiğim, sevildiğim insanlar olabilir, başarılarım olabilir vesaire. Sanki hiçbiri yokmuş gibi, o kalktığım gün doğmuş ve yapmam gereken tonla şey varmış gibi. Ve bu hisler, ben yapmak istediğim şeyleri yapıyor olmama rağmen mevcut.  %100 Zorunluluklar, sorumluluklar değil; benim hedeflerime ulaşmak için yapmam gerekenler: Hafızlık, bölümümle alakalı kitaplar okumak gibi.



Sizi seviyorum hocam :), ilk zamanlar siz babamın onaylayacağı bir insan olmadığınız için sevmiyormuşum. 

40

Son seansların üzerinden iki gün geçti. 6 ay sonra ilk defa aileme de açıldıktan sonra Hüseyin Hocaya gittim. Bayağı bi’ dolmuştum. Cumartesi günü gittim konuştum ama seans bittiğinde, henüz konuşmak istediğim hiçbir şeyi konuşamamışım gibi hissettim. Ama bu his, her zaman olan obsesif, iç karartıcı -bu hisleri tanımlamaya kelimelerin taşıdığı anlamlar yetmiyor gibi- hislerim gibi değildi, daha ziyade konuşmaya doyamamış gibiydim. Aslında bu biraz da ne zamandır kendimi ifade etmiyormuşum gibi hissetmemdi belki de. İyi hissetmiştim işte kısaca, şunu söylemek için bile 5 satır yazı yazdığımı fark ettim. Zaten eşcinsel hislerim olmasından da öte, asıl hastalığım bu benim işte diyorum şimdi, her zaman da buydu: Fazlaca hissetmek, fazlaca düşünmek; her ne yaparsam yapayım en uçta yapmak, en aşırısını yapmak. Severken de nefret ederken de çalışırken de eğlenirken de… Oynadığım online oyunları bile hep böyle oynamıştım. En iyisi olmalıydım; içimdeki eksiklikleri, boşlukları bi’ şekilde doldurmalıydım işte. Yazmak iyi geldi ama, bu da biraz şimdilerde anladığım bir şey ile alakalı zannediyorum: “Ben; ne zaman, ne yaptığımda iyi hissediyorum, mutlu oluyorum, eğleniyorum”un cevabı… Sevdiğim insanlarla birlikteyken iyi hissediyorum mesela, müzik dinlerken-yine bir zamanlar müzikle ilgilenirken, gitar çalarken-, online oyunlar oynarken, yürürken mesela- bir yere gitmek için değil, herhangi bir amaçla değil aslında, sadece yürümek- yine son 3-4 yıldır Kuran okurken… Şimdi baktığım da anlıyorum ki bir şekilde o içimdeki enerjiyi-iyi veya kötü- dışarı atabildiğim şeyleri seviyorum. Çünkü “sevdiğim insanlarla beraber olmaktan hoşlanıyorum”, her ne yaparsak yapalım, bomboş otursak bile. Ama her insanla oturmayı sevmiyorum, hatta belki de çoğu insanla oturmayı sevmiyorum. Çünkü sevdiğim veya sevildiğimi hissettiğim insanların yanında, o içimdeki “fazlaca hissiyatı” ve kafamdaki “fazlaca düşünceleri” ifade ediyorum, edebiliyorum-hepsini olmasa da; içimden, kafamdan birazını atıyorum ve belki de hayatımın tek bir günü bile hiç hissetmediğim kadar iyi hissediyorum- . Beraber vakit geçirmekten hoşlanmadığım bir insanla veya insanlarla olduğumda ise konuşmuyorum, davranışlarımı sürekli kontrol altında tutuyorum. Bu da benim “fazlaca hislerime”, “fazlaca düşüncelerime” daha fazlasını eklemek için bana olanak sağlıyor, vakit yaratıyor.  Yukarda saydığım her şey böyle aslında…



Bu ilk yazım hocam, 3. kez geri döndüm ya ben :) o zaman yazdım aslında, vaktini de belirteyim dedim; faydası olur belki. Takriben 2 ay önceye denk geliyor. Allah razı olsun hocam, bu yazı işi gerçekten faydalı, yazması kadar daha sonra okuması da... Bugün okuyunca onu fark ettim, ilerleme kaydediyoruz çok şükür, hem de ciddi bir ilerleme. Zaten benim eşcinsel hislerim çözülmüş, benim haberim yokmuş. Siz onu fark etmemi sağladınız. Şimdi şu iç sıkıntılarını da çözelim inşallah. Let's  psychology  begin!

41
Merhaba hocam. 4. terapiden bu yana hissettiklerimi yazmak istiyorum.

Bu görüşmemizde yaptığınız bütün tespitler ben de hayranlık uyandırdı diyebilirim. Duygularımı tamamen yok ettiğimi söylediniz. Haklıydınız. Bende size güvenli alanımdan çıkmak istemediğimi söyledim. Ama bu konuşmadan sonra şöyle bir şey oldu. Her zaman hissettiğim ancak en derinlere gömdüğüm yüreğimin duygusal nidaları gün yüzüne çıktı. Sanki mevcudiyeti kabul etmek bile benim duvarlarımı yıkmaya başladı. Ve siz o duvarlara her yerden dokundunuz son terapide. Tabi bende bu değişim sürecini kesinlikle baskılamıyor kucaklamaya çalışıyorum mümkün olduğunca.

Bir de görüşmeden hemen önceki danışanınızın size güzel bir yakınlığı olduğunu fark ettim. Size şöyle dedi: "Korona var diye size sarılmıyorum." Sonra kendi kendime ben bunu asla yapamazdım diye düşündüm. Hayatımın diğer yerlerinde de hep böyle. Bir insana iyi bir fiiliyatta bulunmak istiyorum akabinde sorular kafamda sıralanıyor. Acaba beni yanlış anlar mı, zayıf olduğumu düşünür mü, kadınsı olduğumu mu düşünür ve daha binlercesi. En iyi ihtimal nereden çıktı bu der... Zihnimde iyi bir fiilin iyi netice alması ihtimali yok denecek kadar az. Ben de bunu yok sayıyor ve yapmayı tahayyül ettiğim şeyi yapmıyorum. Aslında sürekli kendimi duygusal olarak baskılayarak yaşıyorum. Ve neticesinde kendi esaretimi oluşturuyorum. Sanırım bundan büyük kötülüğü kimse bana yapamaz.

Tabi olaylar bununla da bitmiyor. Birde bunun tam tersi var. Başka bir insan bana iyi bir davranışta bulunduğu zaman kendimi hemen geri çekiyorum. Başlangıçta fazla samimiyet göstermişse, çok iyi davranıyorsa çoğu zaman o sorıları ben kendime soruyorum. Acaba bunu ne maksatla yaptı, benim duygusal zayıflığımdan yararlanmak mı istiyor... vb. Şimdilik ne yapacağımı, bu sorunu nasıl aşacağımı konuşmamış olsakta şunu yapmaya çalışıyorum: geçmişimde bir şekilde hayatımda olan insanlara şans veriyorum. Halbuki hiç hataları olmayan çok düzgün insanlarmış. Sadece benim önyargım dolayısı ile isimlerini bile öğrenmemişim. Bunu yapmak mesleğim sayesinde çok kolay oluyor. Adliyede her gün geçmişimden bir yüz görüyorum diyebilirim.

Haa unutmadan mesleğim demişken. Size işim hakkındaki gelişmelerden bahsetmiştim. Bir gelişme daha oldu. Bir yandan çalışırken diğer yandan Hakimlik/Savcılık sınavına hazırlanmaya karar verdim ve hemen uzaktan eğitim veren iyi bir kurs takviyesi almaya başladım. Başlarda çok fazla torpil olduğunu ve başaramayacağıma inanıyordum. Ancak son günlerde yaşanan gelişmeler Allah'ın beni bu işte görmek istediğini düşünmeme neden oldu. Herkesin torpili Ali, Ayşe... Benim torpilim ise Allah. Mücadele edecek ve Allah'ın izni ile başaracağım.

Biliyorum bu yazım çok karmaşık oldu. Ama içim de öyle. Düşüncelerimi zar zor toparlayıp cümle haline getirebildim.

Yazımı sonlandırmadan aklıma sizin hakkınızda gelen bir soruyu sormak istiyorum;

Hani siz her zaman Adalet'in Türkiye de ancak bir yerde bulunabileceğinden bahsedersiniz ya, bu tarifi en az 2-3 kere dinlemiş biri olarak adresin hiç şaşmadığını söylemem mümkün. Hep aynı adresi veriyorsunuz. Sorum ise şu: Orada gerçekten bir Adalet mi var? Varsa öyle bir yerdeki Adaleti siz nereden tanıyorsunuz? :D :D :D

Güzel bir hafta sonu geçirin. En kısa zamanda görüşmek üzere...

42
Huysuz ve Tatlı Kadın
Gece vakti bir ormanlığın içerisinde yıldızların tüm güzelliklerini çekinmeden utanmadan
sergilediklerini gördüğümde doğanın müziğini nasıl bir ahenk içerisinde bir orkestra çalar gibi
ürettiğini duyduğumda aklıma tüm bu karmaşanın farklılıkların içerisinde hayat bulan her şey nasıl bir
bütüne nasıl bir kozmoza dönüştürür kendini izler dinler düşünür dururum. Sonu olmayan biz haz başı
olmayan bir yolculuk gibi gelir bana hep. Biz yalnızca tanıklık ederiz tüm bu olup bitene. Belki bir gün
bende bu kaosun içerisinden olması gerektiği gibi bir kozmoz çıkartabilirim.
Karmaşanın içerisinden hayat oluşuyor, aşk oluşuyor, hayran kaldığımız doğa oluşuyor farklılıklar
varlığı her daim destekliyor. Ben hayatım boyunca kendimi hep farklı hissettim hep yalnız hissettim.
Tüm çocukluğu sessiz gözyaşlarıyla geçen bir insan düşünün ve beni o kalıba yerleştirin kafanızda.
Neden diyeceksiniz? Bunun tam bir cevabı yok inanın. Her zaman beni hiç kimse sevmiyor diye
ağlardım. Belki gerekten sevmediler. Bazı insanları sevmeyiz belki ben birçok insan için o sevmedikleri
olmuştum. Olamaz mı? Olmaz değil ya. Kimi neye zorlayabilirsin ki. Şimdi ufak bir anımı anlatacağım.
Belki satırların aralarına gizlenir yalnızca cevaplar.
Annem beni çocukken başka birisine evlatlık olarak vermeyi kabul etmiş. Bana da artık ben senin
annen değilim demiş. Üzülmüşüm donup kalmışım sonra bavulumu çantamı toplayıp madem öyle
ben de annem kimse onun yanına gitmek istiyorum demişim. Bu çok zoruma gitmişti. Döktüğüm tüm
gözyaşlarının sebebi yalnızca bu değil tabi ki. Artık anneme karşı bir öfkem nefretim de yok. İnsanlar
anlamıyorlar biz anne babalarımıza yürekten kızamıyoruz ki bizim yüreklerimiz dağlanıyor sadece
onun acısıyla bağırıyoruz kaçıyoruz sığınıyoruz. İşin kötü yanı da bu sanırım. Onları suçlamayı kabul
edemiyorsun uzun bir süre. Kendilerinin gösteremediği sevgiyi inatla biz onlara gösterttirmeye
çabalıyoruz. Bundan vazgeçmek insanı çok yalnız hissettiriyor sadece boş sonu gelmeyen anlamsız bir
yalnızlık. Sonra dönüp diyorsun ki ben zaten hep böyle yaşamışım şuanda sadece fark ediyorum.
Annemin yaptığı bu şeyi uzun süre düşündüm kendi içimde. En çok ne zoruma gitti biliyor musunuz?
Annemin şuan da bana nasıl sevgi göstermeye çalıştığı, anneliği nasıl yorumladığı, nasıl diğer
annelerin çocuklarına karşı merhamet dolu uçsuz bucaksız sevgi dolu hisleri taşıdığını görmek. Bunu
görünce sorasım geliyor bir anneye bir an olsun gerçekten ama çocuğundan vazgeçer miydin? Buna
sadece kendi içinde karar versen bile kabulüm. Bunu yapar mıydın? Muhtemelen bunu hayal bile
edemeyecekler. Zihinlerinden o denli uzakta bir olaydır bu. Ve dönüp bakıyorum tüm olup bitene
rağmen. Benim annem buna karar verdi ve son anda engel olan babam çıkmasa belki de başka bir
ailenin oğlu olarak devam edecektim hayatıma. Tüm bu sevgi yani kıran nokta bu. Anneliğe rağmen.
Tüm bu sevgiye rağmen sen nasıl böyle bir vazgeçişe razı gelebildin diyorum. Ben çünkü sonra
kendimi hiç sevemedim. Annem benden vazgeçebildiyse herkes vazgeçebilir diye yaşadım hep.
İnsanın sadece annesi vazgeçmez ondan derler ya. Ben hep bu korkuyla yaşadım. Herkes her şey bir
gün beni bırakıp gidebilirdi. Zaman zaman soğuk tavırlar gördüğümde halen sorgularım içimden acaba
beni tam olarak sevmedi mi bu güzel kadın diye. Ya da bir dostum arkadaşım bana gerçek bir sevgi
göstersin hemen kaçmaya çabalarım. Cevap veremem. Donup kalırım. Sonra derim ki ne de olsa
gerçek değildi bu yaptıkları. Beni bu kadar sevmiş olacak değil ya. Çok garip değil mi? Çok saçma bir
girdap gibi insan içerisinde dönüp dönüp duruyor. Sonucunda nereye çıkabileceğini bilemeden.
Babam en azından bu eksiği kapatabilseydi diyorum kendime belki böyle olmazdı her şey. Ama bir
yokluk hissi sanki tüm sevdiklerini kaybetmişsin gibi. Böyle çok garip işte. İçinde bir yankı
hissediyorsun kimse yok gibi geliyor. Birine sarılmak istiyorsun. Birinin omzunda ağlamak. Birinin
nefesine sığınmak istiyorsun. İnsan bu denli sağlam olması gereken ilişkilerinde dünyaya ilk gözlerini
açtığı insanlarla olan ilişkilerinde içinden çıktığı kadınla olan ilişkisinde şüpheye düşünce bundan
sonra artık yedi milyar insanla da tanışsa o şüphe gitmiyor. Acaba sevmiyor mu? Ya da gerçekten
sevmedi mi acaba? Yanlış bir şey mi yaptım? Beni sever mi ki? Benim saçma hallerime katlanır mı?
Annem tam da şarkıda ki gibi huysuz ve tatlı bir kadın. Burnu fındık ağzı kahve fincanı nazlı korkak tez
canlı asil görüntüsünde gizlenen bir kadın. İşte bu kadın beni terk etti bir kere. Ben onu yirmi yıl sonra
daha yeni terk edebildim…

43
Hüseyin KAÇIN / RÜYALARIMDASIN
« : Haziran 20, 2020, 10:51:29 öö »
RÜYALARIMDASIN

gamlı bir çiçekmişsin
açmadan solmuşsun
dalın da kırılmış

hayata küsmüşsün...

taze baharlardan
rüzgarlar esmiş
bir avuç toprak
bir damla su olmuşum
sana karışmışım...

20 Haziran 2016
01:50
Edirne

44
Merhaba hocam,

Öncelikle milli sporcu ile olan antrenmanım ve almış olduğum workshop eğitimi çok keyifliydi. Eğitimden sonra kısa bir süre de olsa acaba bu iş üzerine mi birşeyler yapsam diye düşündüm. Ancak geçiciymiş. Pazartesi günü adliyeye gitmemle birlikte hemen mesleğin havasına girdim. Oradaki durum netleştiği için bir iki büro ile de iletişime geçtim. Bu hafta yada önümüzdeki hafta bir yer ile anlaşmış olacağımı zannediyorum.

Bunun dışında Adliyeye gitmekle bile sosyallik meselesi çözülmüş oldu. Orada başka bir bayan stajyer ile tanıştık. Bir süre sohbet edip staj işlerimizi birlikte hallettik. Sonrasında belirli bir yere kadar yürüyüp ayrıldık. Aslında bunu önceden de yapabilirdim. Ama bir fark vardı. Önceden olsa belirli tabular koyarak kendisi ile iletişime geçerdim. Ancak bu sefer öyle yapmadım. Bir erkek olarak kendime o tabuları koymadan, erkeksi hislerle kendisi ile konuştum. Belki karşı taraf açısından hiç bir şey değişmedi. Ancak benim iç dünyamda her zaman kendime yaşatmaktan men ettiğim bir histi. A ve S ile olan ilişkilerimde bile...

İlişki demişken hatıralarıma size bahsetmediğim ancak bir iki flirt denemem daha geldi. Yani aslında bir şeyleri normalleştirmek adına çok şey yapmışım zamanında. Ama onlar duygusal anlamda bende birşeyleri harakete geçirmemiş olacaklarki zaman içerisinde unutmuşum gitmişler.

Zaman zaman annemle tartıştığımda oluyor. Bugün iş meseleleri yüzünden kendi kendine bir şeyleri evham yapmış. Saçma sapan sebepler, düşünceler... Beni asıl kızdıran evin içinde olmama rağmen benimle konuşmadan kendi kendine düşünmesi. Neticede biraz tartıştık. Sinirlendim. Saçma sapan konuştuğunu söyleyip odayı terk ettim. Sonrasında meseleyi uzatmadım. Kendisi ile de bir daha bu konuyu konuşmadım.

Ardından konuşmak için yengemi aradım. Onunla konuşurken aslında kafamdaki gitgel'in korkularımdan kaynaklandığını fark ettim. Bildiğiniz üzere Avukatlık çok sağlam, ayrıcalıklı bir meslek. Daha adliyede 2 gün vakit geçirmeme ve stajyer olmama rağmen o ayrıcalık o kadar hoşuma gitti ki, onun büyüsüne kapılmaktan korktum. Kibirlenmekten belkide... Hatta o kadar ki ne kadar keyif aldığımdan kimseye doğru dürüst bahsetmedim bile. Ancak yengem bunun bir hata olduğunu ve kibirle alakası olmadığını söyledi. "Sen bir emek verdin ve doğal olarak meyvesini yiyorsun. Bu senin hakkın. Bu ancak bu nimeti için Allah'a şükretmezsen bir kibir olur." dedi. Dedikleri mantıklı geldi. Sanırım ben kendime çok fazla yük bindiriyorum. Şimdi değer verdiğim insanlarla adleyede yaşadığım günü, hisettiklerimi paylaşıyorum.

Gelelim insanlarla sosyallik meselesine... Yakın zamanda sosyal medya hesabı açtığımdan bahsetmiştim. Gün geçtikçe arkadaş sayım artıyor. İşin ilginç kısmı hemen hemen hepsi bir anda benim ortadan kaybolduğumdan yakındı. Tabi soyadımı değiştirdiğim için sosyal medya hesabı açtığımda da beni bulan olmadı. Bir yandan güzel. İnsanlarla güzel ilişkiler kurmuşum. Herkes benimle tekrardan iletişim halinde olduğundan memnun. Henüz kimse ile dışarıda buluşma imkanım olmadı. Aslında bu sosyallik genelde benim de hoşuma gitmeye başladı. Sadece bazı zamanlar eski halime dönüyorum. Bir anda yerlerin altına girmek, kimseden haber almamak kimeseye haber vermemek istiyorum. Bazen sıkılıyorum insanlardan. Sebebini bilmiyorum. Sadece böyle oluyor.

Malum probleme gelirsek şöyle bir değişim fark ettim kendimde. Eskiden dışarıda kendi cinsimde olan ve beni cinsel anlamda cezbeden bir şey gördüğümde usulüne uygun bir şekilde kendimi sakınmazdım. Yani bakmak istiyorsam bakardım. Ancak şimdi öyle değil. Görüyorum ve bakmıyorum. Henüz sadece dışarıda böyle oluyor tabi. İnternette vs. görürsem zaman zaman bakmıyorum desem yalan olur. Ama bu benim iradem dışında karşıma çıkan şeyler.

Bir değişimde şu; kadınların fiziksel özellikleri her zamankinden daha farklı şekilde dikkatimi çekmeye başladı. Yani ben genelde çok dikkatli bir insan olduğum için her detaya dikkat ederim. Ama bu sefer kadınsı detaylar beni cinsel anlamda cezbetmeye başladı.

Mastürbasyon ve pornografi meselesine gelirsek... Mastürbasyon rakamsal anlamda bazen 4'ü buluyor. Günde 1 defa olayına dikkat ediyorum. Ve maalesef zaman zaman pornografi oluyor. Sadece kadın erkek ilişkilerinin olduğu içerikler bunlar...

Sanırım anlatmak istediğim her şey bunlarla sınırlı. Ayarlayabilirsem ve siz de uygun olursanız bu hafta geleceğim. Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere...

45
Kendisini bir kızın bacaklarını okşarken buldu. Heyecandan nefesi kesilircesine kalbi küt küt atıyordu. Dudakları ilk defa bir kızın dudaklarıyla buluşmuştu ama tüm dikkati sanki incinecekmiş gibi nazikçe okşayıp durduğu bacaklardaydı… Çünkü ilk defa bir kız bacaklarını isteyerek onun ellerine teslim etmişti. Yaşı 15di.
Sebep ? Bir insan neden kadın vücudunun sadece bir bölümüne ilgi duyar ? Cevap yok…
Henüz 4 – 5 yaşlarındayken eve gelen komşuların bacaklarıyla ve ayaklarıyla oynuyordu. Koca koca kadınlarsa bundan hoşnut muydu yoksa çocuktur deyip geçiyorlar mıydı ? Bilinmez..
Yaramazlık yaptığında artık “Eğer uslu durmazsan sana bacağımı sevdirmem !” diye tehtit ediliyordu malum kadınlar tarafından. Ne yapsın, uslu duruyordu o da..
***************
Ve yaşı 7 iken bir okul dönüşü çok farklı bir şey keşfetmişti. Evin bahçesinden girdi, alt komşunun kendisinden çokça büyük olan kızını bir bebeği severken gördü. Kız da okuldan gelmişti, 17 yaşlarındaydı. Yere çömelmiş bebeği severken bir anda dikkat kesildi kızın bacaklarına. Koyu lacivert bir çorap giymişti, çok etkilendi.. Sadece bacaklar değil, bir iç çamaşırı da etkiliyordu artık onu.. Peki bunun normal olmadığının farkında mıydı ? Hayır.. Tüm arkadaşları hatta tüm erkekler bundan etkileniyordur diye düşündü kafasında. Ama o manzara aylarca gitmedi gözünün önünden. Geceleri yatağa yatıp yorganın altında o anı düşündü.. Aylarca..
Gördüğü kıza çocukça bir aşk ile bağlandı, yedi yaşındaki bir çocuk sayısız hayaller kurdu içinde o kız olan.
  ***************
 Yaşı 9du. Özel bir okulda okuyordu. Sınıftaki diğer kızlardan daha büyük gösteren kızlar dikkatini çekiyordu. Bir tanesi vardı ki “Ayşe Esma”.. Nasıl göründüğü umurunda değildi, bacakları güzeldi.
Bu sıralar bir arkadaşıyla konuşmaya başladı bu konular hakkında, şunun bacağı çok güzel, ötekinin burası çok güzel. Bir nebze rahattı çünkü o da ilgi duyuyordu. Ama bir farkla, bizimki sadece bacaklara bakıyordu, yüzünün ya da saçının nasıl olduğu umurunda bile değildi.
***************
14 olduğunda yaşı, bunu paylaştığı ilk arkadaşı hala sıra arkadaşıydı. Ve hala konuşuyorlardı. “Bu kızın bacakları çok güzel, sanki yetişkin bacağı gibi”…
Ve bir gün okuldayken yıllarca unutamayacağı bir şey oldu. Ön sırada oturan kız; “Derya” ! Siyah çorabı, kısa eteği ve ince uzun bacaklarıyla tam tamına bir rüyaydı onun için. Önden ikinci sırada oturuyordu, önünde ise derya oturuyordu. Hocası görmeden sıranın altından Deryaya bir şey uzatmak için elini sıranın altına soktu ki……… Elleri deryanın bacaklarına denk gelmişti. Bir de kız gülerek “Sen benim bacaklarımı mı elledin ??” diye sorunca, olay bitmişti.. Karşısındaki insanın hoşuna gittiğini anladığı an artık geri dönülmez bir tutkuya sahip olmuştu… Orta okuldan mezun oldu..
***************
Lisedeyse hayat bambaşkaydı onun için.. Bütün kızlar etekliydi ve ilişki kurmak çok kolaydı. Lisede okuduğu yıllar boyunca ne kadar bacaklarını beğendiği kız varsa belki de %90 ını elde etti.
İşin ilginç yanı kızlar bayılıyordu çünkü romantikti. Şiirler yazıp şarkılar besteliyordu sevgilileri için. Peki kalpleri için mi ? Muhabbetleri, aralarındaki hürmet için mi ? Hayır ! Güzellikleri için. Evet bu kabul edilebilir, bir güzele neler yapılmaz ki !!
Peki güzellik ne demekti ? Bacaklar.. Bacaklar biçimsizse o kız bir hiçti..
Belki de 15 e yakın kızla ilişkiler yaşadı. Herbiri bambaşkaydı.. Bacaklarını okşarken hoşlananlar vardı, hatta artık kız arkadaşlarının çorap seçimini yapar olmuştu.
“Yarın opak giy, ertesi gün ince giy. Yünlü giyme hiç sevmiyorum..”
Sabahları dersten önce gelip sınıfta öpüşüp koklaşıyorlardı. Bir başka kız arkadaşıyla servisin en arka koltuğunda yapıyordu bunu. Bir başkasını binanın yangın merdivenine götürüyordu.
Gün geçtikçe yetmez oldu yaptıkları, artık cinsel organını kıza okşatırken o da kızın bacaklarına dalıp gidiyordu.. Cinsel hayatı buydu. Henüz 17 yaşındayken.. Normal yollardan cinsel ilişki dışında her türlü ilişkiyi yaşamış saçma sapan bi genç oldu 18 inde, 19 unda..
Ama bir sorun vardı ! Peki ya aşk ? Sevgi ? Bir kıza karşı bunlar hissedilmez miydi ? Sadece sevişmek mi ?..
Seviyordu sanki, kalbi çarpıyordu.. Ama sevişmeden olmaz ! Sevişmeyen kızlar kızdan sayılmıyordu..
Bacaklar yetmedi, külotlu çoraplar yetmedi..
Yeni tutkusu neydi ? TOPUKLU AYAKKABI !
Bir kızın bacakları istediği kadar güzel olsun, istediği kadar güzel çoraplar giysin.. Ayağında babet varsa iğrenç gözüküyordu.. Topuklu ayakkabı giyen kızlarsa tam bir tanrıça.. Tapılası geldiği oluyordu bazen..
Artık fetişistti.. Lanet birer topuklu ayakkabı onu etkileyebiliyor, ama güzeller güzeli kızlar etkileyemiyordu. İşte bu bitirdi kalbini, sevemedi. Kalp atıyordu evet, sadece bir et parçası olarak. Aşık olamamak, bir sevgiliye ait hissedememek kendini.. Bu ağır geliyordu..
4 yaşındayken daha bir cinsel organının olduğunun farkına varamamışken eve gelen misafir kadınların bacaklarıyla oynaması tam 18 yıllık bir dipsiz kuyuya itmişti onu…
Fetişizm bir uyuşturucu gibiymiş, aldığın zaman her duygunu tatmin eder, seni yarım bırakmaz..
Ama kalbi çürütürmüş...
Bu kaderi yine çocukluk yazdı..

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 226