İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 219
1
Onuncu haftam
Bir önceki haftamda bahsettiğim psikolojik rahatsızlıklarım var diyen çocuğun bana yazdığı mesajları aileme gösterdim. Ve abim o kişiyle iletişimimi kesmem gerektiğini söyledi. Bazen sert durmam gerektiğim olaylar olabilirmiş ve bu olaylar olduğunda her zamanki gibi anlayışlı ve sevecen davranmam yerine sert davranmalıymışım. Ben de abimi gayet haklı buldum. Sonuçta bu çocukla olan iletişimde ben hep yıpranan kişi olacağım. Bir de bana gelecek yıl aynı odada kalırız filan demeye başladı. Eğer bu ilişkinin ucunu baştan kesmez isem sonralarda kesmem daha da zorlaşacak. Bağımı kesme yolunu ise biraz dolaşık seçtim. Direkt söyleyebilirdim ama ben hiç yüz vermemeyi seçtim. Zaten bu kararımdan sonra attığı mesaja görüldü attığımda direkt kesti konuşmayı. O yüzden direkt yüzüne söyleme gibi ekstra bir harekete gerek kalmadığını düşündüm. Bir de bu çocuk daha ben bu konuşmama kararını almadan hemen önce yurdumdaki çalışma masamın yaninındaki masaya taşındı. 3-4 gün sonra ise masamda ders çalışırken kendi masasına oturdu ve bana doğru hafif eğilerek yüzüme dik dik baktı. Ben hiç tepki bile vermedim. Sanki orda değilmiş gibi davrandım. Sonra dik dik bakmayı kesti ve ben bir süre sonra masamda küçük bir not gördüm. Onu da görmemiş gibi yaparak çocuğa sırtımı hafif dönüp çalışmaya devam ettim. Sonra arkadaşımın beni aramasını isteyerek telefonum çalıyor diye dışarı çıktım. Bu taktiği çok yapıyorum. Eğer bir ortamdan kurtulmak istiyorsam direkt çıkmak yerine bu yolu tercih ediyorum. Bu kötü bir tercih mi bilmiyorum ama baya da işe yarıyor. Her neyse konuya devam edeyim. Bir müddet sonra çocuk çalışma odasında yokken baktım nota. "bir durum mu oldu iyi misin :)" yazıyordu. Direkt çöpe attım. Çocuk iyi birisi olabilir ama beni rahatsız ediyor. O yüzden acıma duygumu dikkate almayıp mantığımla hareket ediyorum. Ve sadece bir mesaja görüldü atmamla bağımı koparmam gerçekten büyük şans. Eğer benle iletişime geçmeye çalışırsa yüzüne söylemekten çekinceğimi sanmıyorum. Bu olay sonrası da kendimi eski ben ile karşılaştırdım. Eğer eski ben olsaydı bu durumu aileme söyleme gereği duymazdım ve abim beni uyaramazdı. Hele yüzüne söyleyebilirim hissi hiç olmazdı zaten. Acaba kırılırmı, yazık başka arkadaşı yok... Gibi cümlelerle belki de bütün yurt hayatım boyunca çocuk yıpranmasın diye kendimi yıpratırdım. Artık bazı konularda bencil olmam gerektiğini biliyorum. Bu çocukla iletişimim kesilince rahatladığımı, üstümden bir yükün kalktığını hissettim. Sonuç olarak ben hayatımda şuan daha mutluyum. Ve yaptığım bu sert davranışlardan gram vicdan azabı çekmiyorum. Bu yazımı yazdıktan sonra şunlar oldu: çocuk ikinci notunu koymuş ben gene attım konuşalım yazıyordu. Yurttan çıkarken onu tınlamadan çıkınca bana mesaj atmış. ne oldu hata mı yaptım benden kaynakliysa bir daha seni rahatsiz etmem benden kaynakli degilse yardim etmek icin elimden geleni yaparim yazmis. Ben ise şunu yazdım: evet bir daha konuşmayalım bu melankolik davranışlarından daraldım artık. Sonra bir daha bir şey yazmadı.
Normal arkadaşlarımdan bahsedecek olursam, arkadaşlarım normalde kızlardan filan konuşmaz. Ama ben kendimi bu erkek muhabbetlerinden birisi olan kız meselelerine alıştırmam için bu konuları açmam gerekti. 4 kişiden 2 kisi kesinlikle yüz vermedi, birisiyle normal bir şekilde konuşabiliyorum bu meseleleri, diğer son kalan ise aslında baya kız hastasıymış. O yüz vermeyenlerle senelerce arkadaş olduğu için hiç konuşacak birisi bulamadı sanırım. Çünkü bana instagramdan kızlar gösteriyor, bu konuları açınca baya hevesle konuşuyor. Ben ise daha önceki yazılarımda anlattığım, farklı hissettiğim kızdan ve sadece instagramdan bildiğim bir animeden bahsettim. Animede erotik sahneler yok ama kadınların vucudunu filan direkt gösteriyor. Baya popiler bir anime. Ben hiç izlemedim ama kız muhabbeti yaptığım o iki arkadaşla ilk 2 dakikasını izledik. Ve o iki dakikadan baya espri yaptık. Sadece üçümüzün anlayacağı espriler. Böyle olunca ister istemez yüz vermeyen diğer 2 kişiden uzaklaştık. Uzaklaştık demeyim de üçümüz arasında ayrı bir samimiyet oluştu. Gerçi yüz vermeyenlerden birisi bu muhabbetlere hafiften girmeye başladı. Ama daha kesin bir şey yok gibi. Sandığım kadarıyla bu ayrı samimiyeti fark etti ve bu samimiyetten dışlanmamak istedi
Ve bu erkek arkadaş grubuyla konuşurken arada kendimi bu eşcinsellik özelliğim geçti mi diye deniyorum. Bu testi de şöyle yapıyorum: en basit temaslara karşı ( sarılmak, başımı birisinin karnına koyup uzandığımda... ) neler hissettiğimi anlamaya çalışıyorum. Hiç kimsede herhangi bir cinsel dürtü hissetmiyorum ama bir kişide cinsel organımda hafif kıpırdamalar oluyor. Herhangi bir cinsel istek uyanmıyor ama bu oluyor. Sonra bunu şuna bağladım. Eskiden olsa çoğu erkekle temasımda hem cinsel dürtü hem organımda baya hareket olurdu. Ama şimdi sadece bir kişide istek olmasada hafif organ kıpırdaması oldu. İstek derken, evet sarılmak gibi temaslar hoşuma gidiyor ama cinsel bir hoşluk değil. Ve cinsel istek yoksa o hareketimde sorun yoktur. Konuyu fazla dağıtmadan demek istediğim şey şu, ben baya bir yol almışım ve yolun bitişi bile görünmeye başladı.
Geri kalan yolumu yani bu özelliğimden kalan kırıntıları gene her zamanki gibi halletmeye devam edicem. Yani beynime herhangi bir organ kıpırdaması olduğum kişiye aslında onun vucudunun ne kadar iğrenç olduğunu kazımak. Bir de artık eskisi kadar sık olmasa da bazen erkekler üzerinde bir cinsel istek geliyor. Bu isteğimi ise yok etmek yerine kadınlara yönelterek, hem erkeklerdeki isteği azaltıyorum hem kadınlardaki isteğimi arttırıyorum. Ve güzel bir kadın gördüğümde artık öylesine bir güzellik hissetmiyorum. Cidden ilgimi çeken kişilere onunla ilerde evlensem ne iyi olurdu diyebiliyorum. Şuan bunu sadece bir kişiye diyebiliyorum. Ama ilerde daha kimleri göreceğim kim bilir. Hala bu yaşta sevgililiği saçma ve gereksiz buluyorum. Bu beni yıpratmaktan başka bir işe yaramayacak. İlerki yaşlarımda bakacağım bu sevgililik meselelerine.
Resim çizmeye devam ediyorum ve gittikçe güzel çizdiğimi hissediyorum. Kemana ara verdim sınavlardan dolayı. Arkadaşlarımla bazen ingilizce mesajlaşıyoruz. Ve ben mesajları anlayabiliyorum. Kurmak istediğim cümlelerin yüzde 95ini kurabiliyorum. İngilizcede bu seviyeye gelebilmeyi hiç düşünemezdim. Tabi daha çok yolum var ama emin adımlarla ilerleyeceğim

Bir önceki haftamda bahsettiğim psikolojik rahatsızlıklarım var diyen çocuğun bana yazdığı mesajları aileme gösterdim. Ve abim o kişiyle iletişimimi kesmem gerektiğini söyledi. Bazen sert durmam gerektiğim olaylar olabilirmiş ve bu olaylar olduğunda her zamanki gibi anlayışlı ve sevecen davranmam yerine sert davranmalıymışım. Ben de abimi gayet haklı buldum. Sonuçta bu çocukla olan iletişimde ben hep yıpranan kişi olacağım. Bir de bana gelecek yıl aynı odada kalırız filan demeye başladı. Eğer bu ilişkinin ucunu baştan kesmez isem sonralarda kesmem daha da zorlaşacak. Bağımı kesme yolunu ise biraz dolaşık seçtim. Direkt söyleyebilirdim ama ben hiç yüz vermemeyi seçtim. Zaten bu kararımdan sonra attığı mesaja görüldü attığımda direkt kesti konuşmayı. O yüzden direkt yüzüne söyleme gibi ekstra bir harekete gerek kalmadığını düşündüm. Bir de bu çocuk daha ben bu konuşmama kararını almadan hemen önce yurdumdaki çalışma masamın yaninındaki masaya taşındı. 3-4 gün sonra ise masamda ders çalışırken kendi masasına oturdu ve bana doğru hafif eğilerek yüzüme dik dik baktı. Ben hiç tepki bile vermedim. Sanki orda değilmiş gibi davrandım. Sonra dik dik bakmayı kesti ve ben bir süre sonra masamda küçük bir not gördüm. Onu da görmemiş gibi yaparak çocuğa sırtımı hafif dönüp çalışmaya devam ettim. Sonra arkadaşımın beni aramasını isteyerek telefonum çalıyor diye dışarı çıktım. Bu taktiği çok yapıyorum. Eğer bir ortamdan kurtulmak istiyorsam direkt çıkmak yerine bu yolu tercih ediyorum. Bu kötü bir tercih mi bilmiyorum ama baya da işe yarıyor. Her neyse konuya devam edeyim. Bir müddet sonra çocuk çalışma odasında yokken baktım nota. "bir durum mu oldu iyi misin :)" yazıyordu. Direkt çöpe attım. Çocuk iyi birisi olabilir ama beni rahatsız ediyor. O yüzden acıma duygumu dikkate almayıp mantığımla hareket ediyorum. Ve sadece bir mesaja görüldü atmamla bağımı koparmam gerçekten büyük şans. Eğer benle iletişime geçmeye çalışırsa yüzüne söylemekten çekinceğimi sanmıyorum. Bu olay sonrası da kendimi eski ben ile karşılaştırdım. Eğer eski ben olsaydı bu durumu aileme söyleme gereği duymazdım ve abim beni uyaramazdı. Hele yüzüne söyleyebilirim hissi hiç olmazdı zaten. Acaba kırılırmı, yazık başka arkadaşı yok... Gibi cümlelerle belki de bütün yurt hayatım boyunca çocuk yıpranmasın diye kendimi yıpratırdım. Artık bazı konularda bencil olmam gerektiğini biliyorum. Bu çocukla iletişimim kesilince rahatladığımı, üstümden bir yükün kalktığını hissettim. Sonuç olarak ben hayatımda şuan daha mutluyum. Ve yaptığım bu sert davranışlardan gram vicdan azabı çekmiyorum. Bu yazımı yazdıktan sonra şunlar oldu: çocuk ikinci notunu koymuş ben gene attım konuşalım yazıyordu. Yurttan çıkarken onu tınlamadan çıkınca bana mesaj atmış. ne oldu hata mı yaptım benden kaynakliysa bir daha seni rahatsiz etmem benden kaynakli degilse yardim etmek icin elimden geleni yaparim yazmis. Ben ise şunu yazdım: evet bir daha konuşmayalım bu melankolik davranışlarından daraldım artık. Sonra bir daha bir şey yazmadı.
Normal arkadaşlarımdan bahsedecek olursam, arkadaşlarım normalde kızlardan filan konuşmaz. Ama ben kendimi bu erkek muhabbetlerinden birisi olan kız meselelerine alıştırmam için bu konuları açmam gerekti. 4 kişiden 2 kisi kesinlikle yüz vermedi, birisiyle normal bir şekilde konuşabiliyorum bu meseleleri, diğer son kalan ise aslında baya kız hastasıymış. O yüz vermeyenlerle senelerce arkadaş olduğu için hiç konuşacak birisi bulamadı sanırım. Çünkü bana instagramdan kızlar gösteriyor, bu konuları açınca baya hevesle konuşuyor. Ben ise daha önceki yazılarımda anlattığım, farklı hissettiğim kızdan ve sadece instagramdan bildiğim bir animeden bahsettim. Animede erotik sahneler yok ama kadınların vucudunu filan direkt gösteriyor. Baya popiler bir anime. Ben hiç izlemedim ama kız muhabbeti yaptığım o iki arkadaşla ilk 2 dakikasını izledik. Ve o iki dakikadan baya espri yaptık. Sadece üçümüzün anlayacağı espriler. Böyle olunca ister istemez yüz vermeyen diğer 2 kişiden uzaklaştık. Uzaklaştık demeyim de üçümüz arasında ayrı bir samimiyet oluştu. Gerçi yüz vermeyenlerden birisi bu muhabbetlere hafiften girmeye başladı. Ama daha kesin bir şey yok gibi. Sandığım kadarıyla bu ayrı samimiyeti fark etti ve bu samimiyetten dışlanmamak istedi
Ve bu erkek arkadaş grubuyla konuşurken arada kendimi bu eşcinsellik özelliğim geçti mi diye deniyorum. Bu testi de şöyle yapıyorum: en basit temaslara karşı ( sarılmak, başımı birisinin karnına koyup uzandığımda... ) neler hissettiğimi anlamaya çalışıyorum. Hiç kimsede herhangi bir cinsel dürtü hissetmiyorum ama bir kişide cinsel organımda hafif kıpırdamalar oluyor. Herhangi bir cinsel istek uyanmıyor ama bu oluyor. Sonra bunu şuna bağladım. Eskiden olsa çoğu erkekle temasımda hem cinsel dürtü hem organımda baya hareket olurdu. Ama şimdi sadece bir kişide istek olmasada hafif organ kıpırdaması oldu. İstek derken, evet sarılmak gibi temaslar hoşuma gidiyor ama cinsel bir hoşluk değil. Ve cinsel istek yoksa o hareketimde sorun yoktur. Konuyu fazla dağıtmadan demek istediğim şey şu, ben baya bir yol almışım ve yolun bitişi bile görünmeye başladı.
Geri kalan yolumu yani bu özelliğimden kalan kırıntıları gene her zamanki gibi halletmeye devam edicem. Yani beynime herhangi bir organ kıpırdaması olduğum kişiye aslında onun vucudunun ne kadar iğrenç olduğunu kazımak. Bir de artık eskisi kadar sık olmasa da bazen erkekler üzerinde bir cinsel istek geliyor. Bu isteğimi ise yok etmek yerine kadınlara yönelterek, hem erkeklerdeki isteği azaltıyorum hem kadınlardaki isteğimi arttırıyorum. Ve güzel bir kadın gördüğümde artık öylesine bir güzellik hissetmiyorum. Cidden ilgimi çeken kişilere onunla ilerde evlensem ne iyi olurdu diyebiliyorum. Şuan bunu sadece bir kişiye diyebiliyorum. Ama ilerde daha kimleri göreceğim kim bilir. Hala bu yaşta sevgililiği saçma ve gereksiz buluyorum. Bu beni yıpratmaktan başka bir işe yaramayacak. İlerki yaşlarımda bakacağım bu sevgililik meselelerine.
Resim çizmeye devam ediyorum ve gittikçe güzel çizdiğimi hissediyorum. Kemana ara verdim sınavlardan dolayı. Arkadaşlarımla bazen ingilizce mesajlaşıyoruz. Ve ben mesajları anlayabiliyorum. Kurmak istediğim cümlelerin yüzde 95ini kurabiliyorum. İngilizcede bu seviyeye gelebilmeyi hiç düşünemezdim. Tabi daha çok yolum var ama emin adımlarla ilerleyeceğim

2
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

3
‘Anneme bir şey olursa yaşayamam’ derdim her zaman kendime. Bu nedenle anneme tehdit gördüğüm her şeye karşı koruma duygusu geliştirdim. Örneğin, her zaman onunla pazara çıkardım. Eşyalarını taşırdım. Mahalleye geldiğimde ise tüm yaşıtlarımın futbol oynadığını görürdüm. Ben ise içerlerdim poşetleri taşırken bu duruma. Bazı durumlarda hakkımı koruyamayacak kadar ahmaktım. Örneğin, annemle gittiğim pazarda annem, satıcıdan portakal tarzı bir şey almıştı. Annem parasını verdiği hâlde satıcı vermediğini söylemiş ve annemi itham etmişti. Ben ise o an suspus olmuştum. Evet belki küçüktüm lakin iki çift söz söyleyebilirdim. Eve geldiğimizde annem ‘erkekliğimi’ sorgulamıştı. Ben ise her zaman ki aptallığımla odama geçip içime ağlamıştım. Annemsiz geçen tek gün geçmeyen saatler anlamına geliyordu benim için. Bir keresinde, amcamın işi icabı bana yardım duymuştu. 3-4 gün amcamlarda kalacak ve dükkanda ona yardım edecektim. 16 veya 17 yaşındaydım. İlk kez annemden ayrı kalıyordum. Her gece odama çekilir annemin hasretiyle yanıp tutuşurdum. Evlerin arasında ki mesafe ise toplu ulaşımla 1,5 saat. Misafirliğe gittiğimizde dini kurallar gereği kadınlar ile erkekler farklı odalarda oturur, sohbet eder ve çay içerlerdi. Ben ise abim ve babam gibi erkekler tarafında değil, kadınlar tarafında oturur onlarla muhabbet ederdim. Erkek tarafıyla rahat konuşamazdım. Ve muhabbetleri ilgi çekici değildi.

Geldiğimiz noktaya kadar olan kısmı özet geçerek beklentilerimi ifade etmek istiyorum. Öncelikle babamın sert mizaca sahip, çok çabuk sinirlenen bir insan olduğunu belirtmiştim. Küçükken ondan ne çok ne de az dayak yedim. Bu hafta babamdan duyduğum bir cümle şuydu: ‘bizim geleneklerimizde çocuğu anne yetiştirir baba değil’. Ben ise cevaben: ‘ancak çocuk, hayatı babayla öğrenmez mi?’ oldu. Yani babam birçok baba gibi annemle aramada ki ilişkiye müdahil olmadı. Sevgisini gördüğüm vakitler oldu ancak genel itibariyle çok göstermediği bu sözünden de anlaşılmakta. Abime ve bana karşı bu şekilde davransa bile; kız kardeşime bir tokat attığını hatırlamıyorum. Beni ergenlik döneminde kendisine karşı sivri dilli ve dik başlı olmakla itham ederdi. Doğru denebilir. Bazen sözlerine cevap verir ve onu kızdırırdım. Bu nedenle küstüğümüz de olurdu. Ancak hep ben özür dilerdim. Onunla 1 ayı geçtiği de oldu küskünlük süremizin. Hatta yakın bir zamanda. Özür dilediğimde ise bana ‘ben sana iyi bir baba olamamışım, 1 ay boyunca bana hiç ihtiyaç duymadın demek ki!’ demişti. Ben ise olur mu öyle şey vs. deyip buzları eritmiştim. Ancak annemle bir haftadan fazla küs kalamazdım. Geçen terapi de sorulan bir soru vardı: ‘Baban abinin oyununa gelip sana tepki(sözlü veya fiili) gösterdiğinde ne yapmak istiyorsun?’ sorusu. Ben ise işkence demiştim. Ancak yanlış bir terim kullandım. Babama ve hiç kimseye karşı işkence gibi bir düşüncem olduğunu hatırlamıyorum. Ancak o kızgınlık durumunda hadlerini bildirmek isterdim. Bu tepkim bazen fiili ve bazen sözlü olabilirdi. Ancak işkence boyutuna hiç gitmedi. Ayrıca annemle dini muhabbetimizi tamamıyla kestim. Sanki daha özgür hissediyorum. Ders çalışırken bazen yanına gider muhabbet eder veya benden rica ettiği şeyleri yapardım. Ancak şimdi yanına uğramamakla beraber, ilişkimizi soru-cevap boyutunda tutuyorum. Aslında zaman kayıplarıymış. Benim aklımı kurcalayan farklı bir soru var: babam abime de bana da aynı davranırken (hem sevgi hem şiddet bağlamında) neden ben? Ayrıca sanırım ben küçüklükten beridir abimi kıskanıyorum. Ona karşı vücuduyla başlayan kıskanma serüvenim babamla arasında ki ilişkiyi de kıskanmaya kadar gitti. Sanırım anneme fazlaca yanaşmamda bir diğer etken bu olabilir. Babama yanaşamadığımdan abimi annemle kıskandırma. O her zaman sosyal oldu. Eve kapanmadı benim gibi. Uslu çocuğu oynamayı reddetti. Ben ise ailenin hatası olmayan tek bireyiydim şimdilerde. Kendi işimi kendim görebildiğimi onlara göstermek için kenarımda hep para sakladım. Böylece çeşitli ihtiyaçlarımı kendi cebimden karşılıyor ve babama ihtiyaç duymuyordum. Bu da annemi ve babamı oldukça memnun ediyor. Öyle ki, 4-5 şehir gezdim ve tüm masraflarımı kendim karşıladım. Abim ise bu konuda benim tam tersim konumunda. Aldığı bardağın bile parasını babama mâl etmeye çalışıyor. Üniversiteye geçerken abim en iyi dershanelere verilmesine karşın hiçbir şey başaramadı. Ancak ben maddi sebepler bahane edilerek dershaneye verilmedim. Bu benim içerlediğim bir başka olay. Ayrıca, fantezi dünyamı biraz daha açmak istiyorum çünkü biraz muğlak kaldı. Her şeyden önce porno (gey) izlerken sadece sex kısmını izlediğimi söylemeliyim. Yani sevişme, oral sex bana göre değil gibiydi. Sadece becerme izlemek istiyordum. Belki de internetimin bitmesinden korktuğumdan bir an evvel o sahneyi hayal etmek istiyordum. Tecavüz pornosu izlediğim doğru. Hatta pornodan ziyade buna dair saçma sapan hikayelere girdiğim de çok olurdu. Onları okur zevke gelirdim. Asker, polis gibi ‘güç’ unsurlarına dair porno da izlerdim. Ancak bu noktada şunu söylemek isterim: izlediğim bu pornoların

bende yarattığı duygu sanıyorum ki ‘işe yarama duygusu’. Yani kendimi değersiz hissetmemin bir sonucu da denebilir. Bu tam anlamıyla ‘madem bir boka yaradığın yok; o hâlde birileri seni becersinde bari onları mutlu et’ anlayışı. Kırbaç, ip vs. gibi unsurlar ile fantezim hiç olmadı. Sadece bir ya da birkaç erkek yeterliydi. Ayrıca belirtmeliyim ki, bu tarz fantezileri kurarken birkaç kişi yani grup halinde becerdiklerinde en çok hoşuma giden duygu, onların erkeklik egolarına bir şeyler katmaktı. Öyle ki, bunları düşlerken beceren arkadaşa diğerleri ‘mükemmel beceriyorsun’ tarzında laflar söyleyerek erkekliğine şan katıyordu. Aslında bu da kendini değersiz hissetme kategorisinde yerini alabilecek unsur denebilir. Ayrıca ‘olmayan erkeklik egom’. Aslında tecavüzden kastımın ne olduğu en açık hâliyle budur. Bunun ‘duygularımın olmaması, duygu boyutunun yokluğu’ olarak nitelemiştiniz. Ancak ben geleceğe yönelik, sevgilimle (kadın) saatlerce göz göze bakışmanın, yağmurda ıslanmanın, aynı tabaktan yemek yemenin, tiyatroya gitmenin, kitap okuyup üzerine tartışmanın, tenimize dokunmanın, öpüşmenin, yatakta onu çıldırtacak (zevk anlamında) her türlü davranışın hayalini kuruyordum. Ne kadar duygu boyutlu bilmiyorum ancak bunu çok istiyorum. Yani karşı cinse tecavüz etmenin, onun canını yakmanın değil; alabileceği zevki ona en iyi şekilde vermenin onu ‘canının yanmayacağı’ en sert şekilde becermek olduğu düşüncesinin bende hakim olduğunu söyleyebilirim (yani canı yandığı an sertlikten vazgeçerim). Ayrıca not düşmem gerekir ki fantezilerimde beni beceren erkekler hep aynı tipte insanlar. Hiç değişmiyorlar. Daha da indirgeyebileceğim ifadeyle ‘hem kişisel olarak hem bedensel olarak’ özlemini duyduğum karakterlerdi onlar. Her şeyden önce sosyallerdi, geniş bir arkadaş çevreleri vardı. Erkeklik egoları vardı. Elini sallasa elli kadın düşürecek ‘tip’ ve ‘fizik’ vardı. Örneklendirirsem daha da oturacaktır. Şöyle ki: eğer göbeği olsaydı, boyu kısa olsaydı, utangaç olsaydı, yaşlı olsaydı, sesi çok ince olsaydı (bunlardan herhangi biri olması yeterli) ben asla fantezi kurmazdım. Yani olmak istediğim kişiyi düşlüyordum! Ayrıca düşlediğim ‘o’ erkeklerden birkaç tanesiyle arkadaşlığım oldu. Tanışmazdan evvel düşlerken zevk alabilirdim ancak tanıştıktan sonra zevk alamazdım. Çünkü bir hukukumuz olmuştu. Halbuki hayallerimde ki kişiydi o! Aslında düşündükçe ne kadar kompleks bir süreç olduğunun farkına varabiliyorum. Birçok sorunun altında farklı paradigmalar var. Paradigmaların nedenini tahmin edebiliyorum ancak çözmekte aciz kalıyorum ve bu da aslında paylaşılması gerektiğini net olarak ortaya koyuyor. Kimse böyle bir sürecin altından tek başına kalkamaz sanırım. Son olarak demeliyim ki sokakta her ne kadar kadınlar ilgimi çekmese de, heteroseksüel pornolardan zevk almaya başladım. Sanırım biraz da meniyi görmenin etkisi denebilir. Çok önemli olduğuna inandığım birkaç detay vermek istiyorum. İlk gey pornosunu 15 yaşında izledim. Yani 8.sınıfta veya lise 1 de iken. Bunu hatırlayabilmek için saatlerce uğraştım. Yani 8’e kadar bir şey yapmış olmam mümkün değil. Belki düşünsel anlamda bir şeyler vardır ancak mastürbasyon yoktur. Onu tahminimce lise 1’de keşfettim. Evvelce de dediğim gibi ilk kez ve sürekli yüzükoyun devam etti.

4
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

5
Süreç devam ederken hep neler yaşandığı değil de, bundan sonra çözüme yönelik tek başıma atabilmem gereken adımlara yönelik yazma ihtiyacı duydum. Ailemden kopabilme ve onlardan ayrı bir birey olduğumu onlara en iyi nasıl hissettirebileceğimi uzun süre düşündüm ve düşünmeye devam edeceğim. Bunu sağlamanın en temel yolu yine kendi kodlarımda gizli sanırım. Neler sevdiğim, neler yapmak istediğim, gelecekte kendimi nerelerde gördüğüme dair kendime orta ve uzun vadeli hedefler koydum. Her şeyden evvel Üniversiteyi ailemin yanında okumak beni oldukça daraltıyor. Bu nedenle gelecek yıl ilk aşamada bir yurtta ardından belki sonraki dönem veya sonraki yıl (maksimum) bir arkadaşla eve çıkmak isterim. Babamın istemediği ancak benim istediğim yüksek lisans hayalimi gerçekleştirmek istiyorum. Yüksek lisansla aynı zamanda çalışabilirim. Böylelikle iş hayatına yönelik kendi mesleğim de tecrübe kazanabilirim. Buna ek olarak küçüklükten beridir keman ve piyano tutkum var. Annemin karşı çıkışlarına aldırmadan bu aletlerden en azından birini çalabilmek istiyorum. Piyanoyu tek geçerim. Çünkü gerçek anlamıyla klasik müziklere tutkum var. Ayrıca opera konserlerine gitmeyi çok istiyorum. Daha önce hiç tecrübe edemedim çünkü çevremde bu tarz müzikleri seven insan yok. Bende tek gitmek istemiyorum. Ayrıca elimden geldiği kadar sinema yerine tiyatroya gitmeyi istiyorum. Fitness’a gitmeye elimden geldiğince devam edeceğim. Ayrıca küçüklükten beridir çok istediğim motosiklet tutkumu gerçekleştirmek istiyorum. Çevremde ki herkesin araba tutkusu varken benim motosiklet tutkum var. Bu tutkumdan biraz anneme bahsetmiştim. Ancak şiddetle reddetmişti. Ne kadar ahmakça davranmışım! Seni ilgilendiren şey kendi istediklerin olmalı! Fikir almak güzel ancak söylediğin şeyi yap, yap ki senin kendi kararlarını alabildiğini herkes görsün. Bunu uzun süredir yapmayı istiyorum. Sanırım bu yaz çalışarak kenarıma para koyacak ve ehliyeti alacağım. Ardından bir yolunu bulup 2.el veya ucuz fiyata bir motosiklet alacağım. Üniversite kapısından motosikletle fit bir erkek olarak girersem kız düşürürüm herhalde. Bu da hayatım boyunca kurduğum en güzel gelecek umudu. Ne peki? Tabi ki hayatımı birleştirebileceğim bir kız bulmak. Bu dini kurallar gereği anne babanın vazifesi ancak ben kendim bulmayı tercih ederim. Ancak bu boyutsal anlamda belirsiz bir durum. Çünkü nasıl bir kızdan hoşlanacağımı bilmiyorum, kızların nasıl davrandıklarını bilmiyorum, regl ne demek bilmiyorum, erkeklerin zihnimde kalıplaşmış bir hâli var ancak kızların yok. Yani yakışıklı erkeğin bir tanımını yapabilirim ancak güzel kızın tanımını yapamam. Sanırım süreç bu boşluğu kapatacaktır. Onlarla nasıl tanışacağımı bilmiyorum, yanlarında neler konuşulması gerektiğini bilmemem gibi. Geleceğe yönelik düşlerimde her ne kadar yüzü gözükmese de, ‘onunla’ neler yapabileceğimi her zaman düşünürüm. En çok istediğim şey İstanbul’un sakin bir sahil kesiminde sağanak yağan yağmurun altında ona evlenme teklifi etmek sanırım. Bunu başardığım an gerçek bir birey olmanın son adımını atmış ve bunu başarmış olacağım. Artık benden mutlusu bir tek eşim olacak o insan olur sanırım. Çünkü ruhunun en derinliklerinde kendiyle yüzleşmeyi başarmış, her şeye ve herkese rağmen bu bilincin ışığında yolunu bir şekilde çizebilmiş ve kendi olmayı meydan okuyarak kazanabilmiş bir insan olarak ona her şeyimle kendimi verebilirim. Son olarak ise Üniversitede yapabileceğim en son şeyi düşlüyorum. Aslında bunun adımlarını attığımı söyleyebilirim. Ohri’den Osaka’ya; Kudüs’ten Kanada’ya; Sidney’den Lofoten Adalarına kadar gezmeyi istediğim çok yer var. En azından Üniversite sürecinde birkaç yere gidebilirim. Geri kalanını evlendikten sonra yapabilirim sanırım. Yapamazsam da Ülkemin her karışını motosikletim de elini belime dolamış kişiyle gezebilirim. O zamana arabaya geçmiş olurum herhalde. 1 yıl kadar önce para biriktirerek yurtdışında bir şehre gidiş-geliş uçak biletlerimi ve otel biletlerimi almıştım. Her şeyi hazırlamış, rotamı çıkartmıştım. Sosyal medya da tanıştığım bir abiyle orada buluşacak ve gezecektik. Son olarak pasaport ve vize işlemlerini de tamamlamıştım. Konuyu babama açtığımda izin vermedi, bunu ancak kendi ailenin başına geçtiğinde yapabilirsin dedi. Böylelikle ilk yurtdışı girişimim başarısızlıkla sonuçlandı. Halbuki her şey hazırdı! Annem ve babam hayallerime karşı en büyük vesayet! Bundan sonra önümde dururlarsa ezerim, ardımda dururlarsa kendine güvenmiş bir insan olarak daha kuvvetli olurum. Her şeye rağmen bu hayallerimin ardında ısrarla durmak istiyorum. Özetle, şu aşamada en azından müzik aleti çalmayı öğrenebilirim. Ardından motosikletimle tozu dumana katabilirim. İnşallah her şeyden önce kendimle yüzleşmek ve beni esir eden bu rahatsızlığın üstesinden gelebilmek asıl meselem.

6
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

7
İSLAM FİLOZOFLARININ EŞCİNSELLİĞİN TEDAVİSİNE YÖNELİK YAKLAŞIMLARI

Medeniyetler çatışmasının yaşandığı bu yüzyılda İslam dünyası olarak aynı zamanda bir medeniyet krizi yaşadığımızı da söyleyebiliriz. Kültürel değerlerimiz açısından da sorunlar yaşamakta olduğumuzu ifade edebiliriz. Toplumsal olaylara ve sorunlara çözüm üretebildikleri oranda medeniyetler ayakta kalabilmektedirler.  İslam düşünce tarihinde büyük bilim adamları (bilim insanı değil) çıkmasına rağmen kalıcı ve köklü bilimsel kurumlar oluşmadığı için bilimsel düşünce geleneğinin oluşmasında sorunlar ortaya çıkmıştır.

Osmanlı Devleti, Batı karşısında ilk defa yenilgi ve toprak kaybına uğramaya başlayınca, aynı  zamanda Batı Medeniyeti karşısında gerileme sürecimiz de başlamıştır.  Bundan dolayı devletin varlığını korumak için Batılılaşmanın gereğine inanılmış ve askeri kurumların Batı örneğine göre düzenlenmesine girişilmiştir. Bu bakımdan Osmanlı modernleşme (Batılılaşma) sürecinin özünde askeri tedbir sorunu  yatmaktadır.  Mustafa Reşit Paşa orta elçi göreviyle gittiği Fransa’da ilk günden itibaren Mısır meselesinin çözümü ve Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumu düzeltebilmek için çareler aramış ve çözüm olarak Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesi gerektiğine inanmıştır.  Batılılaşma “süreci”, Cumhuriyet’in ilanından sonra toplumun topyekun Batılılaştırılmasını amaçlayan “programa” dönüşmüştür. Batılılaş(tır)ma adı altında ‘çevre’nin değerlerine yönelik her müdahale, kültürel zeminde hissedilen kimlik krizini tetiklemiştir. Batılılaşma serüveni kendi kültürel değerlerine yabancılaşma sorununu ortaya çıkarmıştır. Osmanlı Devleti  nasıl ki sadece askeri çözümlerle yetindiği oranda yaşadığı toplumsal sorunların yarattığı çöküşü durduramadı ise Türkiye Cumhuriyeti de 15 Temmuz sonrası yaşadığı beka sorununu sadece askeri tedbirlerle çözümleyemeyecektir. Aslında sorun özünde insan eğitme ve yetiştirme sorunudur. Fetö denilen tehlike gücünü ve kaynağını eğitim kurumlarından almıştır. Kendi çıkarlarına uygun Makurtlaşmış (Altın) nesilleri kırk yıl içinde başarılı bir şekilde yetiştirmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı,  Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına katkı sunacak sağlıklı nesilleri  aynı oranda başarılı bir şekilde yetiştirebilmekte midir? Osmanlı Devleti'nde nasıl ki toplumsal sorunlarının çözümünü Batı’da aradığı oranda kültürel yozlaşma ve yabancılaşma artmışsa yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti de toplumsal sorunlarına Batı’dan tercüme ve uyarlama toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları, İstanbul sözleşmesi ile çareler aradıkça toplumsal sarsıntılar artmaktadır.  Osmanlı Devleti’nin çöküşünde nasıl Batılılaşmış bir nesil ortaya çıkmışsa bu durumda da biseksüel ve deist bir nesil kültürel bir yozlaşma olarak ortaya çıkmaktadır. Kadına şiddet sorununu İstanbul sözleşmesi ile çözelim derken “aile elden gidiyor” mu? Milli Eğitim Bakanlığı sağlıklı nesillerin yetişmesine ön ayak olmadığı oranda aile kurumu süreç içerinde sarsılmaktadır. Aile’nin çöküşünün en büyük belirtisini her yıl haziran ayında onur haftası kutlamalarına katılan eşcinsellerin artışından anlayabiliriz. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. “Aile elden gittiği” oranda toplumda eşcinselleşme oranı da artmaktadır. 

"Geçmişte eşcinselliğin tedavisi üzerine ciddi olarak eğilinmediği gibi, günümüzde de gerekli önem gösterilmemekte, eşcinseller kendi suçları olmayan cinsel kimlik bozukluklarıyla baş başa bırakılmaktadırlar"

İslam bilim tarihinde;
“Razi’nin konuyla ilgili yazılarından anlaşıldığına göre, eşcinselliğin diğer biçimi bazen “aktif erkek eşcinselliği” olarak tanımlanmakta olup (aslında erkeklerin içine girmeyi tercih eden erkekler için kullanılır) tıbbi bir sorun olarak görülmüyordu. Er-Razi’nin terminolojisinde anlatılan sorun, aynı cinsel ilişkiye girme olmayıp duyarlı bölgeler ve yaşamsal güçle ilgiliydi; aynı cinsle cinsel ilişkiyi görmezden gelmişti.
Er-Razi’nin dünyasında “eşcinsellik” bir sapıklık veya günah olmayıp tamamen biyolojik bir kusurdu. Psikolojik veya kültürel olmaktan çok genetikti. Bu tür bir çıkmaz içindeki insanların iyileşebilmesi için mümkün olduğu kadar tedavi edilmesi gerekliydi. Yine de, Rosenthal’in belirttiği gibi, er-Razi’nin risalesine “gizli hastalık” başlığını seçmesi bu tür eşcinsel davranışın Abbasiler döneminde ayıp sayılıp öfkeyle karşılandığını gösterir. Eşcinsellik için tavsiye ettiği tedavi şekli Galenosçu salgısal etki kavramına uygun biçimde penisin ısıtılması ve anüsün soğutulmasıydı. Daha ayrıntılı anlatmak gerekirse, penis ve hayaların olduğu bölge merhem sürülerek ısıtılıyor, cinsel eş olarak eğitilen köleler ve cariyeler tarafından yıkanıyordu. Aynı anda hastanın arka kısmı ve anüsü ıslak bezler yerleştirilerek soğutuluyor, gül suyu ve sirkeyle lavman yapılıyor ve “aktif” ilişkiye girmesi teşvik ediliyordu.
Aralarında İbni Sina ve İbni Hubal’in de olduğu pek çok yazar er-Razi’nin görüşlerine karşı çıkmıştı. Eşcinselliğe duçar olan bazı kişilerin fiziksel açıdan diğer erkeklere göre daha iyi durumda olduğunu belirtiyorlardı. Dolayısıyla bunların hastalığı genetik olmayıp zayıf erkek menisi sonucu da oluşmamıştı. Eşcinselliğin kültürel veya hayal gücüyle kışkırtılan bir hastalık olduğu sonucuna vardılar. Bunlar, erdemli olmayan yollara ve kadınsı davranışlara sapmış kişilerdi. Tıbbi bakım altına alınmak yerine günahkar davranışlar nedeniyle cezalandırılmaları ve saptıkları yolun yanlış olduğunu görmeleri gerekirdi.  Burada da genel olarak eşcinsellik değil, “pasif” ilişki üzerinde durulmaktaydı. İki yaklaşımın ortak noktasına göre pasiflik kötü bir şeydi ve ister genetik ister psikolojik nedenlerle olsun defedilmesi gerekliydi.

Bir iki yüzyıl sonra bile, hangi yaklaşımın doğru olduğunu belirleme konusunda tıbbi metinlerin pek fazla bir katkısı olmamıştı. Aslında Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemindeki metinlerin hemen hiçbiri bu sorunla uğraşmamıştır. 16. Ve 17. yüzyıldaki tıbbi risaleler aynı cinsle ilişkiyi tartışmaktan kaçınmasa da pasif eşcinsellik bu tartışmalar da yer almadı. Bunun için iki çelişik açıklama yapabiliriz. Birincisine göre bu konu utanç verici olduğundan hekimler hiç uğraşmamayı tercih ediyordu. Daha akla yatkın gelen diğer açıklamaya göre ise dönemin hekimleri sorunu çözmekte güçlük çekiyordu. “Pasif” erkek ilişkisi belki zayıflık olarak görülse de tedavi veya ceza gerektiren bir hastalık olarak kabul edilmiyordu.  Sessiz kalınmasından dolayı fikir yürütmek zor olmakla birlikte, rüya yorumu ve erotik edebiyat gibi diğer söylemler göz önüne alındığında, erken Osmanlı döneminde “pasif” erkek ilişkisine karşı kayıtsız kalındığı anlaşılmaktadır. Bu durum, bazı insanların tercihiydi, normal davranış yelpazesinin  bir parçasıydı ve hiçbir zaman sapıklık olarak görülmemeliydi.” (Müslüman Osmanlı Toplumunda Arzu ve Aşk, Dror Ze’evi)

Yukarıdaki bilgiler ışığında değerlendirdiğimizde İslam Medeniyeti’nin büyüklüğü eşcinsellik soruna bile çözüm üretmeye çalışmasından anlaşılmaktadır. İslam Medeniyeti ile Batı Medeniyetini kendi aralarında birbirini sürekli kıskanan kardeşler olarak değerlendirebiliriz. Bu kardeş kıskançlığı kıyamete değin sürecektir. İslam Medeniyeti, kendi kültürel kimlik krizlerinin çözümünü Batı’da aramak yerine kendi çözümlerini geçmişinden damıtarak geleceği yeniden anlamlandırdığında çağa yeniden hükmedecektir. Milli Eğitim Bakanlığı ve Aile Bakanlığı toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarıyla, Adalet Bakanlığı da İstanbul sözleşmesi ile ailenin çöküşünü arttırmaktadırlar. Ailenin elden gittiğini ise toplumda eşcinsel bireylerin artışından anlayabiliriz. Bu tespitimize katılmayanlar her yıl haziran ayının sonlarına doğru Taksim’de kutlanan onur haftasına katılanların arasına katıldıklarında ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaklardır.  Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Aile çöktüğünde bununla doğru orantılı olarak eşcinsel sayısı da artmaktadır. Son dönemde sık konuşulan konulardan birisi de dindar nesil yerine  biseksüel ve deist bir neslin İmam Hatip liselerinden bile artışta olduğudur.


Ergenlik döneminin karmaşaları içinde eşcinsel kimliği ile yüzleşmek zorunda kalan eşcinsel bireyler bir bilinmezin içinde kalmaktadır. Genelde anne babalarından gizli saklı bir hayatın içinde bir yanda istek ve arzu bir yanda da utanç duyguları içinde bocalamaktadırlar. Anne babaların çocuklarının böyle bir bunalımın içinde olduklarına dair bilinçleri ve haberleri olmadığı takdirde eşcinsel olmak kaçınılmaz sondur. Çocukluk ve ergenlik döneminde eşcinsel olmanın belirtileri aslında ortadır. Uslu çocuk, terbiyeli çocuk, kavga ve küfür etmeyen çocuk, sokağa çıkmayan çocuk, futbol oynamayan ve sevmeyen çocuk, erkeklerle oynamayan genelde kızlarla arkadaş olan erkek çocuk; lezbiyenlerde ise kızlarla oynamak yerine genelde erkeklerle oynayan kız çocuklar ileriye yönelik belirtiler göstermektedir.
Aktif eşcinseller, eşcinsel hayatlarında psikolojik süreç içerisinde eninde sonunda kaçınılmaz ve doğal olarak pasif eşcinsel olurlar. Eşcinseller terapi sürecine girerlerse pasif eşcinseller, iyileşme sürecinde aktifleşirler ve daha sonra kadınlara da duygusal ve erotik ilgi duyarak biseksüelleşirler. Aktif eşcinseller iyileşme sürecinde fantezi düzeyinde pasifleşirler daha sonra kadınlara da duygusal ve erotik ilgi duyarak biseksüelleşirler. Aktif-pasif olarak kendini tanımlayan eşcinseller ise iyileşme sürecinde aseksüelleşirler daha sonra kadınlara da duygusal ve erotik ilgi duyarak biseksüelleşirler.

Eşcinsel hayatta psikolojik olarak her aktif eninde sonunda pasifleşir. Aktif olarak kalmak diye bir şey söz konusu olamaz. Aktif eşcinsel, pasif birine bağımlılık düzeyinde (sözde) aşık olduğunda kaçınılmaz olarak pasifleşir. Özetle eşcinsel hayatta mutlu son yoktur.
Eşcinsel Terapi, eşcinsel bireylerin süreç içerisinde heteroseksüel kimliğin yeniden kazanılması ile sonlanmış olur. İyileşmiş eşcinseller ilerde bir kadınla evlilik yaptıklarında iyi bir eş ve mükemmel bir baba olarak hayatlarını sürdürmektedirler. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Sosyolojik ve psikolojik açıdan yıpranmış ailelerde eşcinsel çocuk bu ailenin patolojik yapısına direnmektedir aslında. İyileşmiş eşcinseller heteroseksüel hayatlarında baba olduklarında babalarının soyunu değil kendi soylarının temellerini atmaktadırlar. Bu da toplumun daha sağlıklı nesiller yetiştirmesi açısından bir dönüşüm yaratmaktadır. Eşcinseller aradıkları gerçek aşkı eşcinsel hayatta değil iyileştikleri takdirde heteroseksüel hayatlarında bulmaktadırlar. Devletimizin kurum ve kuruluşları ile eşcinsellerin ameliyatla kadın, lezbiyenlerin ise erkek olmalarına onay ve destek vermek yerine iyileşmelerine yönelik çalışmalara ağırlık vereceğini umarız.





8
Hocam dün ki konuşmaları dinliyorum ve yol haritamı çiziyorum ancak sanki süreçte biraz yanlışlık var. Şöyle ki: annem her şeyi dine bağlıyor evet doğru. Namazlara verdiği önem de malumunuz. Ancak sabah namazı dışında namaz hakkında bir şey duymuyorum ondan. Günlük hayatta dayattığı bazı şeyler mevcut. Örnek vermek istersek: su getir, çayımı doldur, poşetleri al, git marketten şunu al, ekmek al vs. Ancak bunların neredeyse hiçbirini yapmak istemiyorum. Adına üşengeçlik denebilir. Ancak annem ya duygu sömürüsü yapıyor ve dediğini yaptırıyor veyahut ‘iyi tamam baban gider alır’ tarzı laflarla bana dayatarak dediğini yaptırıyor. Veya babamın olduğu ortamda söylediğinden, babamdan çekinerek buna mecburmuş gibi hissediyorum. Babam küçüklükten beri sert bir tavır takınıp, sevgisini gösteremediğinden ondan korkuyoruz. Abim ise bu konuda üşenmiyor ve genel olarak söylenilenlere uyuyor. Annemle muhabbeti tam olarak kesemiyorum. Çünkü sürecin farkına varmasını istemiyorum. Ara sıra bir sıkıntın mı var diye soruyor ancak hayır deyip gönderiyorum. Burada yanlış yapmaktan çekiniyorum aslında. Tam bu noktada nasıl tavır takınmalı? (Dün konuşulanlar aslında biraz daha çocukluk evresinde ki durumlar). Her ne olursa olsun anneme dini bakımdan imtiyaz vermeyeceğim. Ancak çözüm için yeterli olduğu kanaati taşımıyorum. 2 hafta öncesine kadar ki Yunus Emre sanki gitmiş, annesiyle sadece soru-cevap ilişkisinde başka bir Yunus Emre gelmiş gibi. Annemle ayaküstü muhabbetimiz artık yok. Onun söylediği hiçbir şeye gülmüyorum. Konuşurken yüzüne bakmaktan dahi imtina ediyorum. Ancak tereddüt yaşadığımı inkâr edemem. Sanki bu gidişattan korkuyor gibiyim. Geriye dönmek ve ileriye gitmek arasında büyük bir ikilemdeyim. Sürekli evde oturmanın (cumartesi, pazar) vermiş olduğu bir ruh hâli de olabilir bu. Çözemiyorum. Ayrıca büyük ihtimalle (homoseksüel veya heteroseksüel) porno veya erotik film izlesem zevk alırım ancak buna ilgi duymuyor gibiyim. İzleyesim gelmiyor. Babama karşı ise konuşmaya çalışıyorum. Birçok şeyden konuşuyoruz. Ona karşı samimi tavır takınmaya çalışırken anneme soğuk takınıyorum. Dün ‘babana yaklaşabildiğin kadar yaklaş’ dediniz. Bu süreci yanlış yönetmekten veya yönetememekten korkuyorum. Şöyle ki: bu yakınlaşma nasıl olmalı? Sadece samimi konuşarak mı? Yoksa bir şeyleri açmam gerekir mi? Ayrıca önem verdiğim diğer husus ise şu: dün ‘sadist ve mazoşist’ olduğumu belirttiniz. Evet doğru. Ancak tam olarak da değil. Üzerine düşündüm ve cinsel ilişki olmadan bir erkeğin çıplak bir şekilde beni kolları arasına alıp sarıp sarmalaması ve beni dış tehditlere karşı savunması duygusunun bana zevk verdiğini hatırladım. Sürekli tecavüz tarzı şeylerde izlediğim söylenemez. Yatak odasında çekilmiş gey pornoları da zevk veriyordu. Ayrıca belirtmek isterim ki geçen hafta ayrıldığım o çocukla aramızda geçenlerden zevk aldığım neredeyse tek şey ‘sevişme, öpüşme faslıydı’. Sürekli eksik yerleri doldurmaya çalışacağım. Aklıma geldikçe bıkmadan dolduracağım. Süreci doğru yönetebiliyor muyum, bilemiyorum. Ancak babam ve anneme nasıl takınmam gerektiği konusunda hâlâ eksiğim denebilir. Yardımcı olursanız sevinirim

9
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

10
Soğuk bir duşa almak isterdim hep ama bir türlü cesaret edemezdim hani böyle sıcak sıcak suyla yıkanırsın ya en sonunda biter böyle aslında duş dışında her şeyin soğuk olduğunu görürsün. İşte ben en sonunda duşun o en tatlı yerinde soğuk suyu sonuna kadar açıp altında dakikalarca beklemek isterdim. Sonra duştan çıkıp titreye titreye mis kokan yorganımın altına saklanırdım. Sahi ya mis kokan yorganlarım vardı ben çocukken. Ben çocukken o mis kokan yorganımın altına girip titreye titreye ısınmayı beklerdim. Çocukluğum gibi tıpkı. Ama o mis kokan yorganımı hep ıslatırdım ben sonra sabah biraz kızarlardı bana bir daha yapma diye.Bilerek yaptığımı düşünüyorlardı galiba.Bende utanırdım usulca.. Ama bir şeyi bilmiyorlardı. Bir şeyi göremiyorlardı onlar ben mis kokan yastığımı da ıslatırdım saatlerce hem de her gün. Çocukluğum gibi hem de evet evet göz yaşlarında boğardım kendimi işte. Bazen bazen öyle çok ıslatırdım ki yastığımı içim dışıma taşsın tüm evreni sarsın isterdim hatta sarssın ve tek bir soruyla inlesin isterdim tüm evren tek bir soru ve tek bir cevap beni neden kimse sevmiyor? Çocukluğumu saklamışım yorganımın altına oysa bunu çok sonra anladım. O yaşlar kuruduğunda sabah bende kururum diye oysa ben sadece birisi görür diye ıslatmışım yastığımı birisi görsün artık ve sorsun diye -neyin var senin? Sonra sarılsın başımı okşasın bir defa sadece bir defa. Olmazmış ama işte olmuyormuş hayat bu kadar basitken bu kadarda zormuş. Paraya tapıyorlar ya hani en zoru hiçbir maddi karşılığı olmayan bu şeyleri yapmakmış. Biz insanlar zaten tanrımızın istediklerini yapıyoruz diye vicdanımızı rahatlatırken  Tanrının bizden istediğini yapmamak için kıvranır ve kıvrandırır dururuz sadece. Ben bilseydim ki eğer büyünce artık bedenimin değil de ruhumun ihtiyacı olacak o soğuk duşa hiç ıslatır mıydım yastığımı ve yorganını anne? O buz gibi suya bedenimi sokmaktan korkmuş ben ruhumu nasıl sokarım şimdi baba?

11
Hocam bu escinsellik konusu ile alakali olarak burada yapilan argumanlarin hicbiri psikoloji ilminin suzgeclerinden gecirilip, escinselligin hastalik kategorisinden cikartilmasini destekleyecek saglam bir delili yok. isin etik, ahlak, sosyolojik boyutlari ele alinarak yapildigina hemen hemen ikna olmus durumdayim. gecen sene agustos ayinin sonunda ingiltere'de 25 bin kisinin katildigi escinsel geni arastirmasinin sonuclarini bile paylasmak istemiyorlar. sonuclara gore escinsel genini birakin bu sekilde nitelendirebilecek hicbir sey yok. Sonuclara gore tek bir gen degil, pek cok genin etkisi olabilirmis! hicbir seyden kendilerini hakli cikaracak sonuc almak konusunda ise cok basarililar.



bir iliskinin sadece kadin ve erkek seklinde kalmasi duzenin boyle kurulmasinin bir sonucu oldugu, dolayisiyla bu yapinin olmadigi takdirde her birimiz cinsiyetsiz varliklariz savini ortaya atarak, escinselligin sosyal yapinin evinde istemedigi bir cocuk muamelesi gostermesine sebep oldugu dusunuluyor.



Tam bir rezalet



bu ulke ozgur diyorlar ama burada bunlari konusmak gercekten zor



okulda bunlari konusmak basima bela bile acar

12
Babam. Sen büyüdün de adam mı oldun derdi. Kulaklarımdan tutup kaldırırdı. Döverdi ve elinden annem alırdı bizi. Tuvalet kağıdının kartonunu deliğe atıp, deliği tıkamıştım. Kulağımı çekip tek ayak üstünde bekletmişti. Ergenlikte söylediği her şeye cevap verirdim, kapak etmeye çalışırdım. Babama dair bir şeylerin eksik olduğu hissi zaten var içimde bir yerlerde. Bunu en derinlerimde hissedebiliyorum. Kız kardeşimle çok uğraşırdım, abimle kavga ederdim. Tuvalete bile kitlemişti belli bir süre. Ama o anılar tam olarak canlanmıyor gözümde. İlerleyen süreçte üniversitede el kaldırmaz oldu sanki kendi kabına çekildi. Çünkü o da ciddi psikolojik bunalım yaşadı.

”Halamdan çok çekti. Babaannemden de çok çekmekte. Anneme karşı sürekli saldırganlık pozisyonuna sahipler. Annem bir rahatsızlık yaşadı ve bu nedenle uzun bir süre yattı. Hatta bayıldığı zamanlarda oldu. Sonradan bir doktor vasıtasıyla ayaklandı ve kendine geldi. Ancak hâlen belli başlı problemler meydana gelmekte”

Ancak bununla yaşamaya alışıyor ve mecbur. Babama karşılık annemle daha çok konuşurum. Bu konuşmalar dini, tarikat, memleket(Rize), siyasi vs. gibi konular olur. Ayrıca annemi biraz cahil olarak görüyorum kendi içimde. Babamla da konuştuğum şeyler var ama çok dini muhabbet konuşulmaz. Güleriz, eğleniriz ama içten içe ona karşı bir nefret beslediğimi inkar edemem. Sorduğu masumca sorulara kabaca ve kısaca (uzun konuşmayalım diye) cevap veririm. Bazı durumlarda dişimi sıkarım ona karşı. Yatıştıramadığım bir nefret duygusu var babama karşı. Ergenlik sürecinde kurduğum bir hayal vardı: annemle babamı yaşlandıklarında boş bir eve hapsetme hayalim. Başka hayalimde ise İstanbul’dan Trabzon’a helikopterle gidiyorduk ancak tüm ailem olmasına karşın babam helikopterde yoktu. O sanırım ölmüştü o an. Baban nerde sorusuna neden uydurmak için babam sigaradan gitmiş olur derdim (hâlâ bağımlı). Bu hayalimi anneme de anlatırdım. Çünkü küçüklükten beri anneme seni saraylarda yaşatıcam derdim. Annem öyleydi benim için: hem nefret hem şefkat gösterdiğim kişi. Bir anımda, annemin anlattığına göre annemin ve babamın yaptıklarına karşı verdiğim tepki yaşadığımız binanın 3.katından dışarıya imdat adam öldürüyorlar diye bağırmak olmuş. Bana bu kadar ne yaşatmış olabilirler ki? Konuyla ilgili son olarak, annemin en küçük rahatsızlığında sanki ölecekmiş gibi sabahlara kadar dua ederdim; o ölürse bende ölürüm diye. Halbuki basit bir gripti bunlar. Ben ise çok korkuyordum onu kaybetmekten. Babama tam olarak aynı şeyleri hissetmiyordum. O güçlüydü ve kendi başının çaresine bakabilirdi. Değinmek istediğim başka bir nokta, 2. veya 3. sınıfta sürekli beni öpen bir çocuk vardı. Ben istemezdim, üzülürdüm ama sürekli öperdi. Bir kere Yunus Emre bir kere n’olur gibi sözlerle sürekli öperdi. Eşcinsel ilk hayalimi o çocuğa karşı kurduğumu hatırlar gibiyim. Onun dahil olduğu bir arkadaş grubu vardı. Mahalle kabadayısıydılar bu çocuklar ve ağızları küfürden çıkmazdı. Kurduğum fantezi ise bu grupta ki çocukların okulun arka bahçesinde ki daracık yere bir kulübe yapıp burada bana tecavüz etmelerine dayanıyordu. Ben ise kadın rolünde olduğumdan başımda başörtü ve etekleydim. Düşündükçe hatırlayabiliyorum. Bugün kurduğum en büyük fantezilerim ise aktif kişilerin bana tecavüz etmeleri ve sert davranmaları üzerine dayanıyordu. Bunlara dair porno izlerdim. Değinmek istediğim son nokta ise: Ben kendimi hep pasif yerine koysam da porno izlerken aktif kişinin hep oturma organına, göğsüne ve sert mizacına bakıyorum ve ona esir oluyorum. Sanki beni ilgilendiren cinsel organı değilmiş gibi. Ergenlik sürecinden bugüne kadar ve hâlen kilomla barışık değilim. Halbuki tanıdığım tüm insanlar ve vücut kitle endeksi kilomun normal olduğunu söylüyor. Ek olarak, sanki oturma organım büyükte, ona bakmazlarmış gibi bir his oluşurdu. Kilo aldıktan sonra göğsüm sarkmıştı sanki kadın göğsü gibi hissederdim. Eve geldiğimde abim üstünü değişirken ona bakardm onunki ise gayet erkeksiydi. Hem g.t. de tüm arkadaşlarım gibi küçüktü! Ortaokul ve lise boyunca neredeyse hiç arkadaşlarım gibi soyunamadım. Ya onların çıkmasını beklerdim, ya altıma giyerdim, ya giymez ve azar işitirdim veyahut okuldan kaçardım. Neden? Sırf vücudumu görüpte ayıplamasınlar diye. Ayrıca onlar soyunurken de bazen yanlarında durmamayı tercih ederdim. Soyunurken memeler baş kaldırmış şarkısını hep bir ağızdan söylerlerdi. Bana yönelmesinden korkardım bu şarkının. Ne de olsa doğruydu. Hatta araştırıp jimekomasti (erkeklerde görülen göğsün

anormal büyümesi) olmaktan korkup doktora bile gitmiştim. Doktorun tepkisi ise yalnızca gülmek olmuştu. Değildim tabi ki! Sadece arzuladığım bedeni istiyordum. Şimdilerde ise spora giderek özlem duyduğum bedene erişmek için çaba gösteriyorum. Diyet yapıyorum ve çalışıyorum. Soyunma odasında yaşlılar ve kilolu insanların yanında rahatça soyunabilirken, özlem duyduğum bedene sahip gençlerin yanında ancak yere bakarak soyunabiliyorum. Bonus olarak ise bu yaşadıklarımı çevremde herkes bilsin istiyorum. Onlara derdimi anlatayım, neler çektiğimi, nelere göğüs gerdiğimi görüp ne kadar güçlü biri olduğumu bilsinler ama bunu acıyarak yapsınlar istiyorum. Bu duygularımı yazıya dökmek ise rahatlatıyor. Bunları paylaşabileceğim birinin olması beni mutlu ediyor. İlk terapiden sonra dualarıma bir kişinin daha eklenmesi mükemmel. Sanırım ikinci terapi öncesi bu bilgiler yol kat etmek anlamında çok mühim.

13
Adım Yunus Emre . 22 yaşındayım. Ailemle birlikte İstanbul’da yaşamaktayım. Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisiyim.  “1 ağabeyim ve 1 kız kardeşim mevcut”. En ufak şeylere üzülecek kadar hassas ve duygusal bir insanım. Çocukken, annemden tek gün ayrı kalmaya dayanamazdım. Dindar ve sert mizaca sahip insanlar annem ve babam. Bizde dindar insanlar olarak yetiştirildik. 7-8 yaşlarında çok sokağa çıkmama karşın, kilo aldıktan sonra adeta eve hapsolmuştum. Bu süreçte kız kardeşimle oyun oynardım. Uzunca bir süre yaşıtlarım sokakta futbol oynarken ben kız kardeşimle hem kız hem de erkek oyunları oynardım. Kadın kıyafetleri giydiğim de oldu(ancak şu an da bu durum çok itici gelmekte). Yani asosyallik bende vücut bulmuştu. Çok arkadaşım yoktu. Ayrıca, ağabeyimin beni arkadaşlarımın yanında küçük düşürücü birçok hareketi olmuştu. Utangacım ve konuşurken özellikle erkeklerin yüzüne uzun süreli bakamıyorum. Annem ve babam bizleri günümüz dünyasında tehdit olarak gördükleri şeylere karşı hep sakındılar. Öyle ki, bizimle birlikteyken her zaman yanaktan da olsa TV’ de ki bir öpme sahnesini tehdit olarak algıladılar ve çözümü kanal değiştirmekte buldular. Ben çocukluktan beridir ailenin en yaramaz, huysuz ve şakacı çocuğu oldum. Bundan ötürü babamdan çok dayak yedim. Ergenlik dönemin de babama karşı kin besleyerek bugüne geldim. Kurduğum hayaller de babama yer yoktu ve olamazdı. Bazen anneme de yer yoktu ancak o benim için her şeyin anlamıydı. Başarılarımı, sevinçlerimi ilk olarak annemle paylaşırdım. Üzüldüğüm zaman ilk anneme derdimi açardım veyahut birçok konuda annemle sohbet etmeyi seçerdim. Ancak Üniversiteyi kazandıktan sonra benim hikayem biraz değişikliğe uğradı. Aldığım puan İstanbul’da bir Üniversiteye yetse bile ben ailemden biraz uzaklaşmakta çözüm aradım ve kısmen başarılı oldum. Bursa Teknik Üniversitesini kazanmıştım ve yurtta kalacaktım. İlk yıl haftada bir gün eve geliyordum, sonraki yıllar ayda bir gün geldiğimde oluyordu. Bu yıllarda babama karşı daha duyarlı olmaya başladım. Aldığım notları, gözlemlerimi, yaptığımız proje hakkında çalışmaları ilk babamla paylaşıyordum. Ancak babamın bazı hareketleri benim sinirimi zıplatıyor ve buna çözüm üretemiyorum. Hâlbuki sinirlendiğim şeyler aşırı çocukça ve komik. Bursa Tܒ de ki süreç içerisinde birçok arkadaşlık kurdum. Arkadaşlık ilişkilerim kuvvet kazandı. Ardından geçtiğimiz yıl içerisinde farklı nedenlerden Yıldız Teknik Üniversitesine geçiş yaptım. Bu süreçten sonra her şey sanki eskiye döndü. YTܒde geçirdiğim bir döneme rağmen birkaç arkadaşlık kurabilmiştim. Çözüm üretebilmek için kulüpsel faaliyetlere katılmaya çalıştım ancak derslerin zorluğu ve yoğunluğu beni bundan alıkoymakta. Özellikle kendim için istediğim bedene sahip erkeklere karşı eğilimlerimin olduğunu düşünüyorum. Eşcinsel eğilimlerimin 13-14 yaşlarından beridir farkındayım. Kendimi tatmin edebilme durumunun farkına varmam ile birlikte hayatımda kapkara bir sayfa olduğuna inandığım sürece girmiştim. Pornografiyle tanışmam da uzun sürmemişti. Kendimi bildim bileli gey pornosu izlemekteydim. Ancak bu biriyle beraber olmaktan iyidir diye düşünürdüm. Geçtiğimiz aylarda yaşıtım sayılabilecek biriyle birlikte oldum. Ve bu durumdan sonra büyük pişmanlık yaşayarak artık bunu yapmayacağıma dair kendime söz vermiştim. Üstünden yaklaşık iki ay kadar geçti. Sözümde şimdiye kadar durdum. Bu süreç içerisinde fazlaca yıprandım ve kendime ait olmayan bir kimliğe büründüm. Hayatım boyunca hiç düşmeyeceğime inandığım bir kimlikti bu; kendi kimliğine düşman biri. Ayrıca, karşı cinsten hiç arkadaşım olmadı. Bundan mütevellit onlarla konuşma imkanım olmuyor. Yani sadece erkeklere karşı değil kızlara karşı da utangaç bir kimliğim var. Daha da açık ifadeyle kızların davranışları ve kimlikleri benim için kapalı bir kutu gibi. Son olarak ise hiçbir şekilde kadınsı hareketlerim yok ve bu bana aşırı itici gelmekte. Yani cinsel eğilimlerim dışında gayet normal biriyim. Eşcinselliği normalmiş gibi dayatanlara karşın, normal bir durum olmadığını bilmekte ve kurtulmak için tüm bedenim ve benliğimle çaba göstereceğimden en ufak şüphe duymuyorum.



09.02.2020

Dün itibariyle ilk terapime gittim ve Hüseyin beyle tanışarak sürecin başlarını, aile yapımız üzerinde konuştuk. Oraya giderken ne ile karşılaşacağımı bilmediğimden, içimde sorduğum sorulara cevap vererek kendimi hazırlamaya çalıştım. Ayrıca ilk anlarda yaptığı bir tespit süreci başka bir noktaya evirdi ve genel itibariyle tahmin ettiğim sorularla karşılaşmadım. Bu nedenle doğaçlama cevap vermem gerekti. Bu aşamada akılda ki soruları not almak şüphesiz ki danışan kişinin faydasına olacaktır. Çıktıktan sonra sormayı unuttuğum şeyler aklıma geldi. Aslında pek çok konuyu üstün körü de olsa, hemen irdeleyemedik. Ek olarak, kiminle karşılaşacağınızı tahmin edemediğinizden akılda fevkalâde şüpheci bir mekanizma çalışacaktır. Bu mekanizmayı yenmek aslında sizin bu süreci atlama isteğinizle doğru orantılı olduğunu düşünüyorum. Terapi sürecine gelirsek, şöyle başlamak yerinde olacaktır: yanlış pozisyonda (yüzükoyun sürtme) mastürbasyon yaptığımı ilk kez keşfettim. Bu pozisyon hasebiyle cinsel organımı görmüyordum. Bu durum heteroseksüel kimliğin gelişmesini önlemekte. Ancak pozitif taraftan bakarak motivasyon oluşturmak istersek, aynı zamanda, tam olarak bir eşcinsel kimlik kazanmamı da önlemekte. Tabi olarak, tüm süreci bu yanlışa bağlamakta yanlış olacaktır. Yaşadığımız dertleri, acılarımızı içimize atmanın eşcinselleşme sürecimize katkı sağlamaktan başka bir sonucu olmayacaktır. Bir erkek, arkadaş çevresi tarafından kabul görmek için argo kullanmak, ileri gitmeyecek şekilde ağır konuşmak ve sinirlendiği an sinirini dışa vurmak mecburiyetindedir. Bu dışa vurma fiili olmasa bile ağız yoluyla olmalıdır (kanaatimce fiili olması daha iyi). Çünkü kabul görmenin ilk kurallarından biri budur. Aksi taktirde dışlanırsınız ve bu dışlanma sizi duygusal biri yapar. Zaten olmayan özgüveniniz negatiflere iner. Dua ederken bile özgüvenimizden taviz vermemek elzemdir. “Allah’ım yanlış yaptım” , “affet” , “bir daha olmayacak” gibi ifadelerin yerini artık sitemli bir şekilde “en ağır imtihanı bana vermişsin, madem altından kalkabilecek potansiyelim var(var ki vermişsin), o hâlde bana yardım et” ifadesi alacak. Çünkü seni yaratanın karşısında bile sıfır özgüveninle kendini kötülüyorsun. Bir erkek için anneyle başlayan hayat süreci ergenlik sürecinden sonra babaya benzeme sürecine dönüşmeli. Eğer nefret odaklı bir baba-oğul süreci var ise bu, kişinin eşcinselleşmiş olduğunun bir emaresidir. Ancak benim böyle bir durumum yok denebilir. Ufak tefek (zannımca ergence de denilebilir) sayılabilecek hâl ve hareketleri bende nefret duygusu uyandırsa da babamdan nefret etmiyorum. Onunla birçok konuyu rahatlıkla konuşabiliyor, gülüp eğlenebiliyor ve dertleşebiliyorum. Yani babamla kötü bir ilişkimiz yok ancak annemle fazla iyi bir ilişkimiz var. Bu da babamla olması gereken fazla iyi ilişkiye mani oluyor. Süreci aşmak için günah duygusundan bu süreçte sıyrılmak gerekmekte. Son olarak ise pasiflik kelimesini literatürden çıkarmak için fantezi kurmaya başlıyoruz. Kendimi aktif olarak görerek ısrarcı, yakışıklı, kaslı bir aktifi becerme veya daha ilerisi ısrarcı bir kadını becerme fantezisiyle yol almaya başlıyoruz. İlk denemem başarılı oldu denebilir. Kendimi tatmin edebildiğimden beridir ilk kez yüzükoyun mastürbasyon yapmadım, cinsel organı görebilecek şekilde yaptım. Fantezi olarak ise kadın ile başladım ancak muvaffak olamadım (cinsel organ kalkmadı). Ardından erkek ile başlayıp, ısrarcı kadın ile bitti (cinsel organ kalktı). İlk kez cinsel organımdan meni geldiğini ‘o’ an gördüm. Gayet hoştu. Evvelce yüzükoyun ve elbiseyle yaptığımdan geldiğini görmezdim, pişmanlık olurdu ve geldiğini görmediğimden gelenin mezi olduğunu düşünerek üreyemeyeceğime dair bir şüphe oluşmuştu. Artık üreyebileceğimi biliyorum ve bu şüpheyle yaşamayacağım. Şöyle sonlandırmak istiyorum: Eşcinsellikten teorik olarak güzel gelse bile pratik olarak alabileceğim hiçbir şey yok. İkinci terapiye daha hazırlıklı ve istekli gideceğim. Bu süreçten kurtulacağıma dair inancımın kuvvetli olmasına karşın daha da kuvvetlendiğini söylemek mümkün. İkinci terapiyi istekle bekliyorum.

14
Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

İki binli yılların başlarında Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Gülay Göktürk “Çocuk Pornosu” ve “Bir Deli Bir Örtüyü Kaldırınca” başlıklı yazılarında, Türk toplumunu bu konuda aydınlatmış oldu. Merak edenler internetten bu yazıları okuyabilirler.

Ziya Selçuk ve Zehra Zümrüt Selçuk bir haftalarını, anlatmaya çalışırken zorlandığımız bu konuya ayırsalar. Sabah akşam eşcinsel sitelerinde reşit olmamış çocuklarla, torun torba sahibi olmuş kişilerin nasıl ilişkiler kurduklarını gözleriyle görecekler ve gördüklerine inanamayacaklar. Kadına şiddet, kız çocuklarının eğitilmesi çok önemli bir sorundur; fakat erkek çocuklarının reşit olmadan eşcinsel sitelerinde seks yada tecavüz mağduru olmalarından yetkililerin haberi var mıdır?

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

The Dr. Oz Show adına açıklama yapan bir sözcü programda amaçlarının “düzeltici terapinin tıbbi açılarını ve bu uygulama çevresindeki tartışmaları” değerlendirmek olduğunu belirterek, “Bunun zor bir konu olduğunu biliyoruz. Ancak aynı zamanda bunun, karanlık köşeler yerine The Dr. Oz Show gibi bir platformun süzgecinden geçirilerek yapılmasından memnunuz” dedi.
https://www.youtube.com/watch?v=uwVTDn9gi_A&index=2&list=UUIe19S-aZ6TQNiC1Tsfjviw&fbclid=IwAR0zbKGkQyfz9EwSSJWqK0wNrlt3jgUs8FaATCbrQBuG8E16OTU-1fz01sM

Hüseyin Kaçın: “Din adamlarının eşcinsellik konusundaki
yaklaşımları eksik ve yetersiz”
Hemen her gün eşcinsellik üzerine bir tartışma programının ya da dosyasının yer aldığı Türk
medyasında, son dönemin en dikkati çekici isimlerinden birisi de kuşkusuz Psikolog Hüseyin Kaçın oldu. “Eşcinselleri tedavi eden terapist” olarak tanınan Kaçın,
bu kavramı daha çok tedavi edilmesi şart olan bir rahatsızlık olarak tanımlarken, dindar kesimin konuyu dini referanslarla ele almaya çalışmasına karşı da sert bir çıkışta bulundu. Ka-
çın, “Eşcinsel bireylerin iyileşme sürecinde konuya dini açıdan yaklaşmaları istenmez. Çünkü
eşcinsel eğilimleri olan kişiler bu olaya Lut kavmi, haram, cehennemde yanmak düşünceleri
ile yaklaşırlarsa, bu düşünceler sadece eşcinselleşme sürecini hızlandırır ve kalıcı hale getirir” diyerek, muhafazakar kesime bir anlamda “Burası sizin alanınız değil, uzak durun” mesajı
verdi.
Türk medyasındaki eşcinsellik tartışmalarında öne çıkan bu isimlerden Ali Rıza Demircan,
Hilal Kaplan ve Hüseyin Kaçın, İstanbul’da Hakan Kuyucu’nun sorularını yanıtladı.
https://www.youtube.com/user/escinselterapi izlemek için linki tıklayınız

www.huseyinkacin.com

www.lezbiyenlik.com

www.escinselterapi.net

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

Lut kavmi aslında bugünkü anlamda eşcinsel bir kavim değildir. Evli erkekler olmak bakımından, biseksüel ve sadist kişilik özellikleri gösteren bir toplumdur. İlahiyatadamlarının bugünlerin sorunu olarak eşcinsellik konusunda sağlıklı bir çözüm üretmemelerinin nedeni de budur. Eşcinsel evliliklerin yaygınlaşmasını ve eşcinsellerin evlat edinmelerini Lut kavmi kapsamında değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinselliğin Fetvası ve Çözüm Yolları: Nurettin Yıldız

Selamün aleyküm hocam.
Ben soru sormak için değil, bir konuda (haddim
olmayarak belki) tecrübemi paylaşmak için yazıyorum. Eşcinsellik ile ilgili
geçmişte sorulan sorulara verdiğiniz cevaplara baktım da, yetersiz buldum
açıkçası. Nasıl kurtulacağını soran bir eşcinsele vaktini boş geçirmemesi
gerektiğini, evli değilse hemen evlenmesini ve bolca dua etmesini
söylemişsiniz.
Bunların incelemesine geçmeden önce kendimi tanıtayım: Ben 21 yaşında bir
erkeğim. İçinde bulunduğum duygu yükünün eşcinsellik olduğunun 14 yaşımda
farkına vardım. O zamandan beri bunu kendime konduramadım ve araştırmalara
başladım. Eşcinsellik bir hastalıktı ve Allah tedavisi olmayan hiçbir
hastalığı yaratmamıştı. Psikoloğa gitmek istedim ama onlar malum
zihniyetteydi ve “böyle yaşamayı öğren” kestiriyorlardı.

https://www.habervakti.com/escinselligin-fetvasi-ve-cozum-yollari-nurettin-yildiz-makale,1483.html

“Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

www.huseyinkacin.com

14 Nisan 1974 doğumlu, İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü 1995 yılı mezunuyum. Hayatınızın kurtarıcısı değil hayallerinizin kurucusu olacak profesyonel dostluk iletişimi.. O kadar!.. www.huseyinkacin.com GSM: 0 555 326 22 91

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

Tanrı'yı Affeden Erkekler: Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkün Müdür?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...”

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Eşcinsellik Hastalık Mıdır Yoksa Cinsel Tercih Mi?

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

15
Terapiden çıktıktan sonra ablamla istanbulu gezdik. Hava soğuktu ama eğlenceli zaman geçirdik. Geri eve trenle döndük. Ve yakınımızdaki bir yolcu aşırı yüksek sesle müzik dinliyordu. Ben 1 saat filan bir şey demedim. Çünkü o süre zarfı içinde uyudum veya kulaklık taktım. 1 saat sonra ablamla dizi izlerken o yolcunun müziğinden odaklanamadım diziye. O yolcunun yanındaki adam dahil kimse bir şey diyemiyordu. Ben ise diziyi durdurup yolcuya müziği kısmasını söyledim. Onun yanındaki adam ise bana teşekkür edercesine gülümsedi. Heralde herkes cidden rahatsızdı ama söyleyemiyordu. Eski ben olsaydı kesinlikle adamı uyaramazdım ve tüm yol boyunca katlanmak zorunda kalacaktım. Acaba ayıp olurmu acaba bana bağırırmı acaba beni dövmeye kalkarmı diye uç düşüncelerle adamı uyarmaktan korkardım. Ama şimdiki halimle bu düşüncelerden kurtulup adamı uyarabildim.
Evden sonra pazar günü geri yurda döndüm. 2. Sınıflarda bir arkadaş grubu var ve ben onlarla arkadaşım. O grupta bir çocuk var. Biraz garip. İlk konuşmamızda " psikolojik sorunlarımdan dolayı psikiyatriye gittim ve bana gülmemi söyledi o yüzden ben de etrafa boş boş gülüyorum" dedi ve bunu dedikten sonra garip bir şekilde güldü. Beni çok korkuttu. Şaka yapmıyordu. Hal ve hareketleri cidden garip. Ve beni en yakın arkadaşı olarak görüyor. 1.sınıflar geldiğinde beni farklı bulup bununla arkadaş olmalıyım demiş, kendisi söyledi bana. Onla konuşurken kendimi rahat hissetmiyorum ve arkadaş grubu olmasına rağmen benle konuşmak istiyor hep. Genel olarak onla arkadaşlığımı geliştirmek istemiyorum pek. Çünkü hal ve hareketlerini hem garip hem korkutucu buluyorum. Ve genel olarak yalnız bir çocuk, kalabalık ortamları sevmiyormuş ve 2 3 kişi veya fazlasının olduğu ortamlarda konuşamıyormuş. Bu hafta yurda geldiğimde bana psikolojik sorunlarından bahsediceğini söyledi. Bu sorunlarını yurtta sadece o arkadaş grubu biliyormuş. Bana söyleyemedi ama bir gün söyleyeceğinden bahsetti. Bir iki gün sonra gene garip mesajlar attı. Bu durumumda olsan sen de benim gibi olurdun, yaşarken ölmenin ne demek olduğunu bilir misin felan dedi. Korkuyorum açıkcası. Hem yalnız olduğundan onla arkadaşlık bağimi koparmaya vicdanim el vermiyor. Bana bir sonraki yil ayni odada kalalim dedi ben bakariz tarzi bir seyler soyluyorum. Şimdilik arada konuştuğum bir insan ama ileride nolur bilemiyorum.
Arkadaşlık ilişkilerimden bahsetmişken eski arkadaşlarımla olan bağımı kestiğimi ilk yazımda bahsetmiştim. Eski arkadaşlarımdan sadece bir kız ve bir erkek kaldı. Erkek olanla nadir konuşuyoruz ama kızla her gün mesajlaşıyoruz. Kız olanla bir grubumuz vardı tek erkek bendim. Numaramı değiştirdiğimde şuan konuştuğum kıza bu yaptıklarımı neden yaptığımı sorgulama ve kimseye numaramı verme, beni sorarlarsa hiç bana söyleme haberim olsun istemiyorum dedim. O da dediklerimi yaptı. Ama bu haftasonu kızı baya sıkıştırmış iletişimimi kestiğim kızlar. Ve bana söylemek zorunda kaldı kız arkadaşım. Onu numaramı değiştirdiğim anda hep sorgulamışlar ve bu hafta sonu baya baskı kurarak benimle ilgili bilgi almaya çalışmışlar. Benden yardım istedi, ne yapacağını bilmiyordu. Bende ona bunları neden yaptığım hakkında bir iki bir şey dedim ve artık beni sormasınlar restini çek dedim. Zaten konuştuğum kızla, onu sıkıştıran kızlar da artık pek konuşmuyordu onların da iletişimi zayıftı. Konuştuğum kıza bir iki öğüt verdim ve gazladım. Artık benle ilgili baskı yapmıyorlar sanırım. Çünkü kız arkadaşım bir şey demiyor. Ama ona gene rest çektiğinde ne dediklerine söyleme istemiyorum demiştim. Artık neler olduğunu da önemsemiyorum. Diğer kızlarla okulda her gün konuşur ve birbirimizin en iyi arkadaşlarıydık ama onları hayatımdan çıkardığımda pek bir şey değişmedi. Evet, onlarla iyi anılar yaşadım, kesinlikle iyi bir insan ve iyi bir arkadaşlardı ama vazgeçebildiğime göre asıl dostluğun bu olmadığı kanaatine vardım. Ama şuan konuştuğum kızla iletişimimiz lisede bile diğer kızlardan farklıydı zaten. Bambaşka bir samimiyet seviyesindeydik.
Yurttaki arkadaş grubuma birisi daha katılmaya çalışıyor ve onla da auramız iyi. Arkadaşlar listeme yeni insanlar katıldıkça mutlu oluyorum. Yurttaki arkadaşlarımla artık online oyun oynamıyoruz. Bu oyunların arkadaşlığımızı güçlendirdiğini sanıp, tek bunu yapsak yeter gözüyle bakıyordum. Ama sonra arkadaşlarımla filmler izleyıp dışarılara çıkıp sohbetler ettikçe asıl arkadaşlık bağlarımızı bunların güçlendirdiğini fark ettim. Artık oyunların yüzüne bile bakmıyoruz. Oyunları birakmak zaten kendi kendine oluyor, anlaşıp bir daha telefondan oyun oynamayalım filan demedik.
Bu arada yurda kemanı götürdüm. Alt katlarda çalışıyorum ve müzik aletleri çalan diğer insanlarla konuşup iletişimimi arttırıyorum. Bu hafta resim hocam ben ve diğer çizerleri gezmeye çıkardı. Herkes benden büyüktü ama yanımızdan yüreyen insana kimse fotoğrafımızı çeker misin diyemedi. Sonra ben gidip dedim ve fotoğrafımızı çekti. Artık böyle şeylerden utanmıyor olmak beni mutlu ediyor. Bu haftayı kemanla resimle dersle ve arkadaşlarımla geçirdim. Derslerime yoğunlaşmam lazım 2 haftam kaldı sınava. Bir sonraki haftasonu ablamın arkadaşı ama aynı zamanda benim de arkadaşım olan kişi yurtdışına gidecek. 6 aylığına son kez bizim eve gelecek haftasonu. Ben de o yüzden haftasonu ankaraya gidiyorum. Arkadaşlarım yeter artık bir hafta da ankaraya gitme tarzında şeyler söylediler. Yani genel olarak hayatımdan memnun bir şekilde yaşıyorum

Sayfa: [1] 2 3 ... 219