İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 77
1
AZRAİL  İLE   MÜLAKAT

 

AZRAİL: Kimsin?

HZ. İNSAN:………

AZRAİL: Kimsin?

HZ. İNSAN: Sen Azrail misin? Burası neresi?

AZRAİL: Konuşsana…. Yıllardır şikayet edip durdun yaşamaktan, hep ölmek istedin, elindekilerle de  mutlu olamadın…    Kimsin?

HZ. İNSAN:  ….. Eşcinselim

AZRAİL: Nesin diye sormadım ki. Hz. İnsan olarak o kadar büyük nimetlere sahipken neden bunu ön plana çıkardın şimdi?

HZ. İNSAN:Şimdi çıkarmadım… Ben deyince aklıma ilk bu geliyor...  Ben diyebildiğimde o da çıktı karşıma. Ama bu benim en büyük yaram… Benim tercihim de değil, olmak istediğim de … Ama yine de mutluluğuma engel oldu hep.

AZRAİL: Kadere inanır mısın?

HZ. İNSAN: Evet inanırım ama kaderin bir kısmının da kulun kendi iradesiyle olan tercihleriyle şekillendiğini bilirim… Sanırım buna cüz’i irade deniyordu. Külli irade Allah’ın belirlediği ve kulun seçemediği-müdahale edemediği kısmı… Bu kadar bilirim.

AZRAİL: Bilirsin ama iradenle olan kısmı eleştirmeyi bırakıp, sana imtihan olarak verilen külli  kısmıyla oyalanmışsın, şikayet etmişsin, boşa kürek çekmişsin. Bunun sonu nedir bilir misin?

HZ. İNSAN: ……….

AZRAİL: Önce kendine, sonra çevrene, sonra kaderine ve Allah’a küsersin…. Sonra da hayata. Seçtiklerinle mutlu da olamazsın. Aklına-fikirlerine- bedensel arzularına tapınır durursun… Ama hiç mutlu olamazsın.

HZ. İNSAN: Evet …Zaman zaman yaşadım bunları… Ama geçmişim bırakmıyor peşimi... Düşündükçe kaderi suçluyorum.

AZRAİL: Neden kaderi suçluyorsun?

HZ. İNSAN: Çünkü yaşadıklarımın ve yaşayacaklarımın bir bedeli olacağına inanıyorum. İnançlı bir insanım... Ama benden kaynaklanmayan sebepler için bedel ödemenin haksızlık olduğunu da düşünmeden edemiyorum.

AZRAİL: Her insan bir imtihanla dünyaya gönderildi. Herkesin farklı bir derdi var, olacaktır da… Bunlar külli irade olarak yapışıp kalacak üzerinizde. Bunda hiçbir vebal yoktur. İnsanoğlunun bu aşamada suçu ve sorumluluğu yoktur. Yaradanımız bundan dolayı insanı cehennemine de atmaz. Çünkü bunlar sizin tercihiniz değil... Sorduklarıma samimi olarak cevap ver... Sence bu senin tercihin mi?

HZ. İNSAN: Nasıl tercihim olsun ki? Çocukluk, gençlik ızdırap içinde, alay, hor görme, utanma ile geçti. O küçük bedende bunları yaşamaya başlamak akıl karı olur mu? Hala bu ruh halimi bile kabullenemiyorum. bile Mutlu olabilen olsun ama ben bu yolda mutlu olmak da istemiyorum.

AZRAİL: Yaradan bu aşamadan itibaren, yani cüz’i iradenle yapacağın her tercihinin karşılığını verecek. İki yolun var. Nefsin peşine gidersen tabi ki bu senin hür iradenle verilmiş bir kararın olacak. Kim engellerse engellesin kendince severek de yaşayacaksın. Bu özgürlüğün var. Ama inanan bir insansan bunun bunun bir cezasının da olacağını bil. Makul yolu seçersen,  bedenin-arzuların-nefsin kontrolünü elinde tutarsan mükafatı da olacak. Bunu da bil.

HZ. İNSAN: Biliyorum… Ama bu çok zor bir imtihan değil mi?

AZRAİL: Herkesin imtihanı farklı. İmtihanın ne olduğunun da çok bir önemi yok. Mükafatlar da ona göre değişecektir.

HZ. İNSAN: Ben mükafatı düşünemiyorum şu an… Şimdilik dünyada huzurlu olayım…Ama meşru yollarla…

AZRAİL: Bunu kaderin seninle ilgili kısmıyla başaracaksın. Buna irade diyoruz. En doğrusunu kul daha istemeden bile Allah'ın gerçekleştirmesi zor değil. Allah dilerse düzeltmeye gücü yeter. Ama o zaman kulun iradesi nerede kalır. Telkin, hipnoz gibi düşün. Belki sonuca ulaşırsın ama gerçek başarı iradeyle olmalı. İrade, samimiyet ve çaba gerektirir.  Samimiysen çabalarsın, çabaladıkça bu çabanın da mükafatını alırsın. Allah en küçük çabanın mükafatını verir.  Samimi misin?

HZ. İNSAN: Bilmiyorum… Ama samimi olmak istiyorum… Acaba Allah benden razı mıdır şu anda?

AZRAİL: Her şeyi romantizme bağlama… Duygusallıkla her şeyi halledemezsin. Bu sorunun da cevabını en iyi sen bilebilirsin. Gerçekten samimiysen bir şeyler yaparsın. Hem kendini hem Allah'ı hoşnut edersin böylece....

HZ. İNSAN: Ne yapayım? Nasıl yapayım? Bilmiyorum, beceremiyorum, istikrarlı ilerleyemiyorum…Her şey çok karmaşık geliyor...Travmalarıma  yapışıp kaldım....

AZRAİL: Belki de herşey bu kadar karmaşık değildir. Sen zorlaştırıyorsundur....Travmalarını kabul et tamam ama onlardan beslenip durma artık. Kendine acıyıp durma. Sen bugün yeni sen'sin ve planıni bu yeni ben' e göre oluşturmalısın. Geçmişini deşip acılarını tazeleme. Bunu yaptıkça kendini ezeceksin ama bir faydası olmayacak. Kendini ezdikçe, aşağılık kompleksin seni beter yapacak……….. Sen zalim misin?

HZ. İNSAN: Ben zalim değilim, kimseye bir kötülüğüm olmadı, öyle can yakacak-ah alacak kadar…

AZRAİL: Sen büyük bir zalimsin… Çünkü Hz. İnsana yani kendine zulmediyorsun. Buna hakkın yok. Yaşadıkların senin tercihlerinden dolayı değilse, ders çıkar ama  kin tutma. Unut, affet  ama dikkat et. ….Çünkü amaç mutlu ve huzurlu olmaksa bunu yapmalısın… Sen kul olarak geçmişi ve insanları affettikçe, en büyük affedici olarak Allah da seni affeder… Bu halimden memnun değilim, değişmek istiyorum  diyorsun. Anladığım kadarıyla sen samimisin ama ondan bile haberin yok. Ama samimi olmak yetmez… Bunun da sorumlulukları var. Bunu bilip, bu yolda çabalamak istiyor musun buna da karar ver.

HZ. İNSAN: İstemez miyim…Ya da isteyebiliyor muyum?

AZRAİL: Gerçekten iste…Allah’tan haykırarak iste, sert iste, samimi iste… İstediğin şey meşru bir şeyse bir karşılığı bir şekilde muhakkak olacaktır. Ama duanın kabulünü sadece dünyalık düşünme…

HZ. İNSAN: Hep istedim, hep dua ettim, hep yalvardım…Yıllardır ısrarla aynı duaları  ettim. Ama duam  olmadı…

AZRAİL: Çabaların olmuştur. Ama hala huzurlu değilsen, memnun değilsen çabalarını gözden geçir. Bu yolda ne yapmadın, ne yaptın bunları anlat ve anlatırken kendini dinle…

HZ. İNSAN: Ne yapmadım…   Hiç ilişkiye girmedim, kendimi frenledim, tuttum. Hobilere verdim kendimi, mesleki anlamda kendimi yetiştirerek kafamı dağıttım, maneviyatımı geliştirmeye çalıştım. Belki Allah korkum arttıkça kendime engel olabilirdim diye… Güzel dostluklar geliştirdim. İnsanlara faydalı olmaya çalıştım… Evlendim, ama iyileşmek için değil, sevdiğim için. Çocuklarım da var.

AZRAİL: Daha ne istiyorsun?

HZ. İNSAN: Dürtülerim var… Engel olmaya çalıştıkça yoruluyorum, hırçınlaşıyorum… Göz zinalarım var. Yanlış şeylere bakarak ruhumu kararttım. Sonra pişman oluyorum, kendimi engelleyemediğim için hayal kırıklığına uğrayıp üzülüyorum - mutsuzlaşıyorum… Bu ruh haliyle ölmek istemiyorum. Allah benden razı olmalı…

AZRAİL: Bunlar çabalarının doğal bir sonucu, alacağın  mükafatın da sebepler belki. Pişmanlığın  bir umut olduğunu gösterir. Pişmanlık yoksa artık yapacak bir şey yoktur.

HZ. İNSAN: Biliyorum… belki…. Ama yine de huzursuzum. Bazen şeytana uyuyorum...

AZRAİL: Her şeyi şeytandan da bilmeyin. Onun bile yapmadığını-düşünemediğini yapıyor insanoğlu. Çile çekilmeden sonuca ulaşılamaz. Değerli olmaz  elde ettiğin sonuç… Onu değerli kılan insanoğlunun çabasıdır, iradesidir, azmidir.  Daha çok çabalamalısın… Yol yöntem çeşitlendirmelisin belki. Daha ne yapabilirsin?

HZ. İNSAN: Sosyal medyada daha az takılıp gözümü muhafaza edebilirim. Gördükçe nefsim azıyor. Yolda daha az bakmalıyom sağa sola belki...Daha da çığırımdan çıkarsam her şey yapabileceğimi  biliyorum. Kendimden korkuyorum ama Allah’a beni benimle bırakmaması için de hep dua ediyorum.

AZRAİL: İşin, ailen, hobin, dostlukların, inancın, iraden seni  korumaya çalışmış ama yetmemiş.

HZ. İNSAN: Evet  bunlar çok güzel şeyler ve şükretmiyorum yeterince belki de… Ama bunlar sayesinde az da olsa korudum kendimi… Ama yine de kimseyle paylaşamamanın verdiği ızdırap belimi büktü. Kendimce radikal bir karar verdim, Psikolog HK arayıp randevu aldım. Bu yolda bir tedavinin varlığına inanmıyordum. Umudum yoktu. Kendimi kabullenmiştim ama daha kötü şeyler de yaşamamak için mücadele veriyordum kendimce. Ama nasıl olduysa yine bir karamsar günümde, depresif hüzünler içindeyken aradım. Çok geç kalmışsın dedi telefonda ve o an kendimin HK’ dan daha umutlu ve kararlı olduğuma karar verdim. Randevu alıp gittim.

AZRAİL: Var mı değişiklik?

HZ. İNSAN: Aslında çok var…Ben OKB nedeniyle sabırsızım ve karamsarım. Yıllarca iyileşme ateşi ile yanıp tutuşurken bir kurtarıcı gibi dört kolla yapıştım.

AZRAİL: Adamın kartını okudun mu? Ne yazıyordu orada? Ara sıra okuyup kendine de hatırlat. “Hayat kurtarıcınız değil, hayallerinizin kurucucusu…” Ne demek bu?

HZ. İNSAN: Ne demek?

AZRAİL: Eğer samimiysen, bununla dertleniyorsan, çözüme ulaşmak istiyorsan mücadeleyi bırakmayacaksın… Ama bu mücadeleyi psikolog dedi diye değil, kendin için, kendi iyiliğin için, asıl olması gereken olduğu için ve en önemlisi  iradenle yapmalısın.

HZ. İNSAN: Bunu kendi irademle yapabilme yetim olsaydı destek almazdım. Evet çok geç kaldım ama belki zaman bu zamandı… HK. Ya güveniyorum, güvenmek zorundayım. Kaybedecek bir şeyim yok…

AZRAİL: HK veya başkası … Gözünde insanoğlunu  çok abartma. Zaten ezik ruhlusun. İlmi-tecrübesi senin için önemli olmalı. O da sıradan bir insan, beşer ve şaşar. Gözünde onu ya da başkasını yüceleştirirsen kendini hep ezer, aşağılık kopleksine dalar, erkekliğinden de uzaklaşırsın… Bu da tedavini baltalar... HK sana bir kıvılcım çaktı, alevlendirecek olan sensin. Söndürecek olan da. Bunu kendi iradenle yapmalısın. İradenle başardığında gerçek zafere ulaşırsın ki bunun hazzı başkadır. Terapiler hayatını etkiledi mi?

HZ. İNSAN: Bunu benim söylemem çok dürüstçe olmaz belki. Ama eşim müthis bir değişim var sende diyor. Ödevleri yapmaya çalışıyorum… Çözüm odaklı düşünüp kafamı yordukça umutsuzlaşıyorum sanki. Sonra bazen  hocayı da bunaltıyorum negatif enerjimle…

AZRAİL: Çabana yoğunlaş, sonuca değil…Sonrasının ne olacağını vakti gelince görürsün. Adamın sana faydası oldu mu ona bak...

HZ.INSAN: Olmaz mı? Porno çıktı hayatımdan, mastürbasyonu bıraktım. Eşimle yıllar sonra yeniden tanışmış gibiyim. Sex hayatım düzene girdi. Hoca daha ilk terapide ilk içimiz seni aşık etmek demişti….İnanmamıştım ama sırılsıklam aşığım. Çocuklarımla daha bir özenle vakit geçiriyorum. Bu güzel şeyleri düşündükçe çok umutlanıyorum. Çok mutlu oluyorum. Allah’ın beni sevdiğinden daha emin oluyorum.

AZRAİL: Bunların hepsi daha az günah işleme ni sağlamadı mı? Bir kaybın mı oldu?Belki de asıl sonuç bunlardır…Bunların kıymetini bilip şükretsen…Çoğu kişinin belki arzu ettiği hedeflerdir bunlar…

HZ. İNSAN: Sevilmek, takdir edilmek, beğenilmek, değer görmek arzularım dizginlenmiyor…Bu arzular da yoruyor.

AZRAİL: Bunlar insani duygular. Normal bir insan zaten bunları arzulamalı… Hele çocukluğunda hiç yaşamamışsan. Ama bu beklentileri saplantı haline getirmemeli. Beklentileri abartmadan ve insanları mükemmelleştirmeden bu duygu alışverişleri olmalıdır da…

HZ. İNSAN: İçimdeki küçük çocuk hem bedenen hem duygusal olarak aç. Hala bir baba istiyor. Yaşlanmak, güvenmek istiyor....

AZRAİL: Senin kaderine etki eden anne ve baban ölmüş. Onlara hesap soramazsın artık. Mecbur affedecek ve unutacaksın. Sen artık onların çocuğu değilsin. Sen artık o küçük çocuk da değilsin. Yeni bir başlangıç yaparken sana verilen reçeteye uy. HK ne diyorsa yap uygula, kaybedecek bir şeyin var mı?

HZ. İNSAN: Yok…

AZRAİL: Evet toparlayalım….

HZ. İNSAN: “Toparlayalım” derken aynı HK gibi konuştunuz. :)

AZRAİL: HK da benim kadar olmasa da benzer şeyler demiştir. Adamı da bunaltma…senin gibi birbirinden beter ruhları tamir etmeye çalışıyor. Ben gibi melek değil. Ne diyorsa yap işte....Her şeyi didikleme, teferruatlarda boğulma.  Bu arada ben de terapist değilim. Dinledin…ölç-biç-düşün-uygula. Kendi enerjini kendinden çıkar. Mucizeler çabalardan doğar. Samimi olarak çabala…

HZ. İNSAN: Artık geç değil mi? Yani artık buradaysam…

AZRAİL: Bir fırsat verilse ne yapardın hayatında?

HZ. İNSAN: Daha çok gayret ve şükür…

 

AZRAİL:   UYAN VE GİT, MÜCADELENE DEVAM ET O ZAMAN….

2
Hüseyin KAÇIN / HAYAT DEDİĞİN HEP NİSANDIR
« : 05 Nisan 2021, 02:35:56 ös »
HAYAT DEDİĞİN HEP NİSANDIR

hayat dediğin insanın içini acıtır
umursamayacaksan
kan ter içinde kalınan
bir uykudur aslında hayat

korkmayacaksın asla üzülmeyeceksin
eninde sonunda
çilesi de biter sevinci de yalan
dört mevsimin birisi de bahar

bir anadan bir babadan
ruhumuzu büyütmek için
toprağın çilesinden yaratıldık
bu yüzden bir yanımız hep eksik
hep hüzün

insan evladı dediğin
masalların yalanların içine saklanarak
küçük kalırmış
acının çilenin dermanından yudum yudum içerek
devleşerek büyürmüş
cinlere perilere
kötü adamlara bile aldırmadan

insan dediğin
onuru şerefi
dini imanı
namusu
helali için helalinden yer içermiş
ömür boyu bir yastıkta kocanacak
bir hayat için
aşk içinde aşkla
sevinerek sevişerek
aşkla yaşarmış

3 Ayşe Nisan 2021
12:30
İstanbul

3
Psikoloji / DİYET TERAPİSİ: ZENCİ ÇOCUK ve BEYAZ EKMEK
« : 01 Nisan 2021, 11:36:47 ös »
    ZENCİ ÇOCUK VE  BEYAZ EKMEK

Zenci,    itilmiş- hor görülmüş- aşağılanmış- görülmemiş- farkedilmemiş-önemsenmemiş-sevilmemiş- takdir görmemiş- engellenmiş- yok sayılmış- ihmal edilmiş-sevilmemiş bir çocuğu temsil ediyor. Ten renginden değil, maruz kaldıklarından…

           Bendeniz zenci muamelesi gören çocuğun ruhu…Ruh hiç yaşlanmazmış, yıllar geçtikçe bunu gördüm. Ne saçlardaki beyazlıklar, ne göz altı torbaları, ne de birkaç kırışıklık ruhu çok da olgunlaştırmıyor. Hele de bu ruh çocuklukta zenci muamelesi görmüşse. Çocuklukta yaşanılan ufak tefek kötü yaşantılar yıllar sonra travma şeklinde karşımıza çıkabiliyor. Bu küçük gibi görünen kötü yaşanmışlıkların tahribatı belki uzun yıllar onarılamıyor.

           Şu an yaşadığım ve hep yaşamakta olduğum ciddi sorunların temelinin beyaz ekmek olduğunu çok sonra anladım. Biliyordum ama çözemiyordum. Anlatacaklarım sıradan gelebilir. Özellikle psikolojik -dram filmlerin revaçta olduğu şu sıralarda…Ama benim için sıradan değildi. Kalabalık ve çok fakir bir ailede doğdum. Önceki yazılarımda duygusal açlıkta ve sebep oldukları hakkında uzun uzun yazmıştım. Şimdi de bedensel açlığın bendeki hasarlarını itiraf edeceğim. Çok fakirdik ama canımızı acıtan bu değildi. Babam çok bencildi. Evdeki yemekleri beğenmez dışarda yerdi. O hep toktu. Yer sofrasında önce davranan karnını doyururdu. Hep hatırladığım annemin biz doyup kalktıktan sonra sofraya oturup kalanlardan atıştırırdı. O kadar çocuktan bir şeyler kalmışsa tabi.  Yıllar sonra anladım annemin hep neden sofraya en son oturduğunu. Zaten bir şey olmazdı, önce biz doyalım isterdi.  Tavuklarımız vardı, bazen keserdik yerdik ama annem ve biz kemikleri kemirir yalarken butları babama verirdi annem. Mümkün olduğunca onu hoşnut etmeye çalışırdı. Ki belki doyar, mutlu olur, az döverdi-söverdi- az yolardı saçlarını …Fayda etmezdi. Tavuk budunu yıllar sonra tattım. Piyasadaki en kötü unu alır, ondan ekmek yapar yerdik. Köyde değildik ama fırında satılan normal beyaz ekmek lükstü bizim için. Evde yaptığımız ekmek ilk piştiğinde sıcakken yenirdi ama birkaç günde anca biterdi ve kaya gibi olurdu. Lezzetli de değildi. Babam tabiki bu ekmekten yemezdi. Her gün kendine taze beyaz ekmek alırdı. Zaten kendine yetecek kadar aldığından dokunamazdık, yiyemezdik. 3-4 yaşındaki küçüğümüz bile o ekmeğe dokunulamayacağını bilirdi. Ben küçüktüm,  gizli gizli babamın ekmeğini elime alırdım, koklardım, anlamayacağı kadar kırıntı alırdım ağzıma ama hemen yutmazdım. İsteyemezdik de… Çok korkardık. Annem de hep aman ha diye tembihlerdi onun ekmeğini yemeyin diye. O dedikçe daha çok merak eder, yemek isterdim. Belki kardeşlerim de… Ekmek dışında çay içmek de yasaktı+. Çünkü bitermiş ve pahalıymış. Yıllar sonra içmesem bile her gün çay demlenir şu an evde. O zaman her şey normal gelirdi. Yıllar sonra büyüdükçe, başkalarının aile hayatlarını gördükçe anlamaya başladık. Komşu çocuklarının yaşantılarına, giydiklerine, yediklerine hep imrenir ağlardım kendi kendime. Bazen bedensel açlığıma, bazen duygusal açlığıma…

Babam hep agresifti, neye neden kızdığını hiç bilmezdik. Kaçardık, görünmezdik. Anneme olan sözlü ve bedensel şiddet erkeklerden nefreti körüklerken kendim de nefret etmeye başlamıştım. Annemin acizliğini görüp ona destek oldukça babamın sevgisizliği daha çok arttı bana karşı. Çünkü annemin dayanak noktasıydım. Annemin masumane bana sığınması, medet umması yıllar boyu devam ederken farkında olmadan ben de sömürülmeye başlanmıştım. Küçük bedenim ve ruhum küçük yaştan itibaren sorumluluk almaya başlamıştı.  Bunun bana olan tahribatları yıllarca giderek arttı. Ta ki annem vefat edene kadar. Ondan sonra da hafiflediğimi hissettim ve asıl sorunumun çözümü için hocamıza başvurdum.

Evet ekmek aşkı geçmişten kalma yani. Ulaşılamayan aşktı. Şimdi çoğuna göre sıradan bir şey. Ama o küçük çocuk için çok önemliymiş…Çocuk bunu yıllar sonra anladı. Gel zaman git zaman o evden üç üniversiteli çıktı.  Ben de İstanbul’da üniversiteyi kazandım. Sınava girerken  babam bana güvenip okumayın, sınava girmeyin, kazansanız da benden bir şey beklemeyin dedi. Okul hayatım boyunca ondan bir kuruş görmedim. Annem bağ bahçede bir şeyler yetiştirir-satar biraz gönderirdi ama o para hiç mi hiç yetmezdi. Bazen gönderdiği parayı çekmek için gidecek yol parası da olmazdı. Devlet yurdu yemekhanesi pahalıydı. Kantinden çeyrek beyaz ekmek, en kötüsünden poşette birkaç zeytin alıp, karanlıkta  kimsenin görmediği bir banka oturur yerdim. Bazen iştahla, bazen gözlerim dolarak. Üniversitede öğle yemeği çok ucuzdu ve yemekleri güzeldi. Tek öğün yiyebiliyordum ve okulda adamakıllı karnımı doyurmalıydım. Haliyle ekmeğe dadanırdım ki ertesi güne kadar tok kalabileyim. Beyaz ekmek tıkınması böylece ayyuka çıktı. Zaten geçmişte bir engellenme vardı. Özgürdüm kendimce, zengindim, izin almama gerek yoktu, yemekhanedeki ekmeklikten istediğim kadar yiyebilecektim.

Yıllar geçti, devlet memuru oldum. Para kazandım, evim arabam oldu şükür ama içimdeki çocuğu doyuramıyordum. Gözüm hep aç gibiydi. Sonra yiyemem, iyice doyurayım karnımı diye yerleşmiş yaşantımı değiştiremedim. Evde şükür çeşit yemek oluyor ama gözüm hep ekmekte. Doymuyordu içimdeki çocuk. Birkaç kez diyetisyene de gittim zayıflamak için, zayıfladım da ama ekmeğin engellenmesi beni psikolojik olarak çok gerdi. Ekmeğe olan engelleme beni daha çok hırçınlaştırdı. Yemeliydim, çünkü bu şekilde ezikliğime, engelime, isyan edebilecektim….Yani ruhum öyle diyordu. Ama kilo artıyor, sağlığım bozuluyordu. Aynalara düşmen oluyordum zaman zaman. Giydiğim yakışmıyor, kendimi çirkin buluyor, kendi bedenimden de uzaklaşıyordum. Bunun da nelere sebep olduğu, en azından nasıl pekiştirdiğini yaşadım gördüm. Sorunun farkındaydım ama bu da bir çeşit bağımlılıktı. Kısırdöngü içinde gidip geldim yıllarca. Zayıfladığım zamanlarda kendime güvenim arttı, çok mutlu oldum. Ama bu kilo kayıpları istikrarla devam etmedi. Bir ekmek almak için girdiğim fırında oyalanmayı, koklamayı çok seviyordum ve çıkarken 30 liralık ekmek çeşidiyle çıkar oluyordum genelde.

Malum sorunlarla hocamızın kapısını çaldığımda bu durumu besleyen bir etkendi yemek…Hocam …artık aç değilsin, yedikçe mutlu olacağını sanıyorsun ama mutlu da olmuyorsun. Yedikçe …özellikle de ekmek yedikçe babana isyan etmiş zannediyorsun kendini. Ekmek yedikçe o adamın oğlu olmaya devam edeceksin. Ya da ekmeği bırakıp sen olmayı seçeceksin dedi. Bunda irade gösterebilirsen asıl sorunun çözümüne de destek sağlamış olacaksın dedi. Belki irademle bir iş başarmanın mutluluğuyla kendime güvenim artacak ve terapi sürecini daha verimli geçireceğim. Kim bilir…Şu an 107 kiloyum. Ne kadar irade gösterebilirim bilmem. Çok zor benim için. En azından mücadele için hocama söz vermiş oldum. Kiloyu buraya yazayım ki mücadelem farz olsun.

Artık zenci değilim…Zenci çocuk büyüdü…Özgürüm…sahibim yok… İmkanım var artık ama gerçekten bedenin  ihtiyacı var mı şu anda zenci çocuğun arzularına …Yok!  Geçmişe dönemem, ve o çocuğu mutlu edemem. Ama yine başka zenci çocukların varlığından haberdarım. Onlar yaşadıklarımı yaşamasın diye yakın çevremde küçük organizasyonlar yapıp ayakkabı, kıyafet, erzak, kırtasiye desteği yapıyorum sürekli. Ancak bu şekilde içimdeki zenci çocuk mutlu olabiliyor…


http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=2030.0

4
Hüseyin hocam merhaba, umarım sağlığınız ve sıhhatiniz yerindedir. Terapiler hakkında bir şeyler yazmak, bir nevi içimi dökmek istedim ancak siteye üye olmama rağmen direkt olarak kendim paylaşmaya cesaret edemedim. Yazdıklarım fazla çalakalem olursa diye önce sizinle mail aracılığıyla paylaşmak istiyorum. Gereken kısımlarda siz düzeltme yapabilirsiniz diye. Benim adıma siz paylaşım yaparsanız sevinirim.

MAXİ KİM? VE ASIL BENLİĞİNDE NEREDE?

SEANS 1

Herkese merhaba. Ben İstanbul'dan 21 yaşında ve bu yazıyı okuyan bireylerle ortak sorunlara sahip bir erkeğim. Hayatımın her anında yaşadığım bütün duyguları hep en uçlarda ve maksimumda yaşadığım için 'Maxi' rumuzuyla burada yazıp çizmem uygun olur diye düşünüyorum :)

Aslında zaman zaman yazmayı ve içimi dökmeyi seven bir insan olsam da çoğunlukla fırtınalarım hep içimde kopar ve kimseyle paylaşamam. Belki de sırf bu yönümden dolayı yazılarımda yazacağım cümleler dengesiz ve birbirinden bağımsız olabilir ama bunun önemi yok aslında. Tek yapmak istediğim size ve gelecekteki kendime şu anki Maxi'den bahsetmek.

Öncelikle size biraz kendimden ve aile yapımdan bahsetmek istiyorum. Okurken siz de kendi kendinize "Bu çocuk ve ailesi bana ve benim aileme ne kadar da benziyor böyle" diyeceksiniz diye düşünüyorum. Çünkü forumdaki yazıları okurken ben öyle demiştim.
Ben kendimi bildim bileli yaşıtlarıma ve hemcinslerime göre hep daha narin, daha uysal, aşırı duygusal, sulugöz ve utangaç bir tiptim. Çoğumuzun hep kıyaslandığı o 'başarılı ve uslu komşu çocuğu' modellerinden biriydim aslına bakarsanız. 2 abla, bir anne ve bir babadan oluşan çekirdek bir aileye sahibim. Hem ilk hem de erkek çocuk olan abim ise henüz bebekken vefat etmiş. Genellikle doğulu ailelerde daha sık gördüğümüz bir durum vardır bilirsiniz. Erkek çocuk, anne babanın serveti imişcesine çok korunur ve en çok onun üzerine titrenir. Üstelik ben bir de en küçük çocuk olmanın da ceremesini çekmek zorunda kaldım. Daha 3 yaşındayken bir depremde bütün ailecek göçük altında kaldık. Aslında hayal meyal ilk büyük travmalarımın ve korkularımın o göçüğün altında insanların bizi kurtarmasını beklerken yaşadığımı düşünüyorum. Sonrasında ben henüz 1. sınıfta iken babam feci bir trafik kazası geçirdi ve neredeyse 1 sene yatalak olarak evin ayrı bi odasında kaldı. Bu dönemde zaten naif ve benim de kendisine çektiğimi düşündüğüm aşırı duygusal babam çok da olmayan aile otoritesini kaybetti. Yemeği, tuvaleti, banyosu ve her ihtiyacıyla sanki bir bebeğe bakıyormuş gibi 7/24 annem ilgilendi. İşte ilgiyi en çok merak eden ve bekleyen yaşlarımda babam neredeyse hayatımda bile olamadı. Annem ise genellikle babamla ilgilenmek zorunda olduğu için onun da hayatımda çok baskın bi rolü olmadı bu yıllarda. Ama tam bir anadolu kadını sabrı ve gücüyle o zor durumda 3 çocuğunu ve sakat kocasına bakmaya devam etti. O yaşlarımda benimle en çok ilgilenen ve üzerime deli gibi titreyen kişi ise en büyük ablamdı. Hiçbir anımda yanımda ayrılmazdı, beni asla dışarıdan zarar göreceğim rahatlığa bırakamazdı. Aslında o haksız değildi, en küçük kardeşine anne babasından gelmeyecek ilgiyi ve alakayı mecburen o vermek zorunda kalıyordu. Yıllar yılları devirdikçe aslında ailemiz içerisinde bu paylaşım pek değişmedi. Babam hala daha pasif yapıda olan bir kişiliğe sahip. Çocukluğumdan bu günlerime kadar ise 2 ablam ve annemle beraber toplam 3 kadının gölgesi ve korumacılığı altında büyümek zorunda kaldım. Ben aslında hiç düştüğüm yerden kendim kalkamadım. Çünkü öyle korumacıydılar ki ben düşemedim bile. :) Üniversiteyi kazanmamla beraber prangalarımdan kurtulma ve bir birey olma yolunda kendim için bir şeyler yapmaya karar vermem ve bu kararlar doğrultusunda yaşadıklarım ise bana şuan bu yazıları yazdıran şey aslında.

Gelelim Hüseyin Bey ile nasıl tanıştığıma. Aslında Hüseyin hocamla tanışmak ve onunla görüşmek başta benim fikrim değildi. Sevdiğim bey olan 'Z' ile bir gece mesajlaşması sırasında uyuyakalmam ve açık kalan telefonumun ablalarım tarafından okunması ile bir nevi sakladığım kimliğim afişe olmuş oldu. Hepimiz biliyoruz ki çoğumuzun ailesi bu durumu "Aa, ne güzel. Böyle devam et. Biz senin arkandayız." şeklinde güzel karşılamaz. Nitekim ben de buna benzer tepkilerle karşılaşmadım. Evet, ben birkaç hafta öncesine kadar kendimi eşcinsel olarak tanımlayan bir birey idim. Bana göre sevgi ve aşk, cinsiyet normlarından ve kalıplaştırılmaktan çok uzaktı, aslında bakarsanız hala da uzak ama bu düşünce yapım yüzünden kendimi en çok nefret ettiğim "kalıba sokma durumu" gibi bir sorunla yapayalnız bırakmışım. Evet ben kendimi bildiğimden beri ağırlıklı olarak hemcinsim olan erkeklerden hoşlanmış veya onlara aşık olmuş olsam da ergenlik zamanlarımda hiç de basit olmayan ve unutması yaklaşık 4 sene süren bir aşkın içindeydim. Kendisi bir kızdı. Asla ama asla kendimi kandıramam ki ona duyduğum sevgi ve aşk %100 gerçekti. Şimdi kendimle ilgili ilk hoşlantımı hatırladığım 6 yaşıma geri dönelim. Komşumuz olan abilerden(!) birini seviyordum, kendimi sürekli onun yanında hayal ediyor, onun sevgisine ve korumasına ihtiyacım varmışcasına hayaller kuruyordum. Yıllar sonra lisede en yakın erkek arkadaşıma hatta arkadaşım yerine ikiz kardeş kadar yakın olduğum kişiye aşık oldum. Elbette ki henüz 15 yaşında bir çocukken ona ve kendime eşcinsel hislere sahip olduğumu açıklayamayacak kadar cesaretsizdim. Onu kaybetmemek için, onun sevgilisi rolüne erişemeyeceğimden onu kimseyle paylaşamayan en yakın dost konumuna geçtim. Daha sonra okuduğum liseden ayrılması benim onun ardından yaşadığım aylarca süren depresyon ve yalnızlıkla yüzleşmeme sebep oldu. Hemen bu yoğun sürecin arkasından bahsettiğim hanımefendiye yaşadığım yoğun bir sevgim oldu ve çok uzun sürdü. İşte bütün bu hikayeyi Hüseyin hocama anlattığımda onun da bana "e bu durumda sen biseksüel oluyorsun" demesiyle kafamda şimşekler çaktı ve gerçeği görmüş oldum. Evet ben biseksüel oluyordum bu durumda. Öyleyse neden yaklaşık 2 senedir kendime eşcinsel olduğumu söyleyip kendimi buna inandırmaya çalışıyordum? İşte bu henüz cevabını bulamadığım bir soru. O gün terapiden çıkıp eve dönüş yolumda yaklaşık 1 saat boyunca ağladım. Buna 2 şey sebep oldu aslında. İlki, kendimi inandırmış olduğum ama aslında nerede olduğumu bilemediğim benliğimin bir ucunu yakalamış olmak. İkincisi ise sevdiğim bey 'Z' nin bana dinlemem için zamanında gönderdiği bir şarkının playlistimde random şekilde denk gelmesi, kulaklıklardan kulağıma akan şarkıyla ona olan özlemimi ve sevgiyi öyle kaldıramadım ki o anda. Sanırım o sırada rahatlayabilmenin tek yolu delilercesine ağlamaktı.


SEANS 2

İkinci seansıma tek başıma, otobüse vapura falan atlayıp geldim. İnanılmaz koruyucu annem benim tek başıma anadolu yakasından avrupaya geçemeyeceğimi düşünse bile bence bu çocuk oyuncağı. Neden 21 yaşında bir genç otobüsle seyahat edemesin ki? Ah annecim ah... İlk seansta Hüseyin hocamın yanına aslında biraz zorla gitmiş olsam da ikinci seans için randevu günümün gelmesini iple çektim. Hüseyin Bey gerçekten de bildiğimiz diğer psikologlar gibi değil, şahsına münhasır kişiliği ile tam bir ezberbozan... İkinci seansta yaptığımız konuşmalarda aslında ilk seanstaki Maxi'ye göre kendinden biraz daha emin, azıcık daha cesur ve en önemlisi kendini daha iyi tanımaya çalışan biri vardı. Bu seansta yaptığımız konuşmalar bizi şu sonuca götürdü ben bu yaşıma kadar aslında kendim için değil, hep minnet duyduğum, vefa borcum olduğunu düşündüğüm ailemi üzmemek ve onları mutlu etmek için yaşamışım. Böyle olunca yaşadığım koskoca 21 yılda aslında ruhumda ve kişiliğimde bana ait bir birey oluşmamış ki. Sanki ailem mutsuz olmasın diye onların yönlendirmesine göre hareket eden bir kuklaymışım gibi seneleri devirmişim. Ne zaman ki kendimi bulma yolculuğuna çıkıp ailemden kopmaya çalıştım, işte o zaman da neredeyse imkansıza yakın bir aşk sarmalının içine düştüm. Şimdi anlatacaklarım aslında bir filme bile konu olabilecek düzeyde tesadüfe ve imkansıza yakınlıklara sahip. Ben ablalarıma yakalandıktan sonra benim eşcinsel olma sebebimin eşcinsel ortamında takılmam ve eşcinsel arkadaşlara sahip olduğum sürece onlara benzeyeceğimi düşündüklerinden biraz da tehditvari şekilde bütün eşcinsel arkadaşlarımla iletişimimi koparmamı söylediler ve ben de onlarla kavga etmek istemediğim için, yalan da söylemeyeceğim söyledikleri şeyin doğru olma ihtimalinden dolayı herkesle iletişimimi koparmak zorunda kaldım. Buna Bay 'Z' de dahil. Gelelim hikayemin tufah kısmına. Z' de benden bir süre önce ailesine yakalanmıştı ve onun da terapiye gitmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Koskoca İstanbul'da onlarca kişi arasından birbirini bulmuş ve zamanında çok kısa bir dönem sevgili olmuş bu iki genç karda yürüyüp iz bıraktıkları için ailelerine yakalandılar ve şuan aynı psikoloğun danışanı konumundalar ama birbirleriyle konuşamıyorlar. Gerçekten de dizi senaryosu gibi... Kendisine hala aşığım, çok seviyorum ve iletişimde olamadığımızdan ötürü deliler gibi özlüyorum. Ben ona gidemem, o bana gelemez ama bu şehir bizi illa bir sokakta göz göze getirir. Kim bilir belki bu sokak aynı gün aynı saatte terapiye gittiğimiz psikoloğumuzun ofisinin sokağı olur, orasını Allah bilir. Konudan çok sapmadan bu aşkın benim kişiliğim üzerindeki etkisine değinmek istiyorum. Yaşadıklarından ötürü kendine çok da güveni olmayan, kişisel egosuna sahip olmayan, aşağılık kompleksine yaklaşan ben aslında bir birey olmak istiyorsam önce kendime güvenmeli, bencil olmalı ve ne ailem ne de bir başkası yerine önce kendim için yaşamalıyım. Ben ne zaman kendi iyiliğim adına bunları deniyor olsam bile ona olan sevgim ve bağlılığım hep kendimden ziyade onu 1. sıraya koyuyor. Benim önceden bir mottom vardı. "Bir sabah uyandığınızda sevgiliniz sizi sevmediğini söyleyebilir ama kariyeriniz sizi asla terketmez." Bu felsefeye göre kendime ve okul başarıma odaklanmaya çalışan biriyken son aylarda ona olan sevgim bunun önüne geçiyor. Belki de özlemimden dolayı bu haldeyimdir orasına henüz emin değilim. Ama bir birey olup güçlü bir şekilde ayaklarım üzerinde durmak istiyorsam kendime daha fazla odaklanmam gerektiğinin farkındayım. Aslında bakarsanız ben Z'yi çok sevmekten ve ona çok değer vermekten başka hiçbir şey yapmadım, keza eminim ki o da bana öyle. Ben ona olan sevgimi erotizme ve cinsel doygunluğa bağlamıyorum. Onunla olan hayallerimde sadece yan yana olmak, sevgimin sıcaklığını hissettirmek istediğimde ona sıkıca sarılıp her daim yanında olduğumu bilmesini istemek, onunla yaşadığımız dönemin (her ne kadar dini yönden olmasa da) Şems'i ve Mevlana'sı gibi birbirini seven iki dostmuş gibi hayatımı devam ettirmek isterdim. Yaşadıklarımız bizi birbirimizden uzaklara savurdu. Ona olan özlemimi yalnızca sosyal medyada onu gizli gizli takip edip her an ne yaptığını öğrenmeye çalışarak gidermeye çalışıyorum. Evet benim lugatıma göre iki erkek birbirini, kirpiklerine bile zarar gelmesini istemeyecek kadar sevebilir. Buna toplum karşı, ailelerimiz karşı, kim bilir belki tanrı da karşı bilemiyorum. Ne olursa olsun bana hala içinde saf bir sevgi ve aşk barındıran kalbimin yaşadıkları yanlış gelmiyor. Belki duygularım düşüncelerim ileride değişir bunu bilemem. Zamanla terapilere gittikçe nereye evrileceğimi göreceğim, onun dışında kaderi bilmek zaten bizim için bir muamma... Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Kendi seans saatimden yaklaşık 15 dakika önce Hüseyin hocamın ofisine gittiğimde kapıyı bana benim yaşlarımda bir arkadaş açtı. Merhabalaştık ve bekleme salonuna geçtim. Kapıyı açan arkadaşımızın yanında daha sonradan annesi olduğunu öğrendiğim ama benim ilk görüşte ablası sandığım hanımefendi de vardı. Açıkçası annesi olduğunun aklıma gelmemesinin iki sebebi vardı, birincisi hanımefendi oldukça genç gösteriyordu ikincisi ise aralarındaki muhabbet etme şekilleri bir anne - oğul ilişkisinden ziyade birbirlerine çok yakın olan abla - kardeş ilişkisine benziyordu. Kendi seansım bittikten sonra Hüseyin hocam beni anne - oğul'un da seansına davet etti. Onların da kabulüyle odada 4 kişi muhabbet etmeye koyulmuş olduk. Hüseyin hocam bize çay ikram etmeden hemen önce yaşıtım olan arkadaş ve annesiyle tanışıp kendi terapilerimin nasıl geçtiğinden bahsettim, ufak bir sohbet etmiş olduk. Aslında anne oğul terapisi başlarken ben özellikle oğul üzerinden devam eder konuşma zannediyordum ama hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Anne olan hanımefendinin küçük yaşta ve daha henüz reşit bile değilken mahalleden bir adam tarafından kaçırıldığını, ona tecavüz ederek birlikteliğe zorladığını, annenin defalarca evden kaçıp jandarmadan her yardım istediğinde maalesef ki onlardan da yardım göremeden o korkunç eve geri gönderildiğini, kaçırıldıktan sonra annesinin, babasının, kardeşlerinin onu kurtarmaya bile çalışmamasını ve buna benzer birçok eziyet ve şiddet anısını duyduğumda kaynar sular başımdan aşağı döküldü. Hatta annenin bu yaşadıklarından sonra intihar etmemiş olmasına şaşırdım. Ortamın gidişatını etkilememek adına dişlerimi sıka sıka acılı anneyi dinledim, ağlamamak için kendimi zor tutmuştum. Anne, bu zorba adamdan 2 evlat dünyaya getirmiş. Biri benim yaşlarımda olan arkadaş ve bir de abisi var. Yıllar sonra anne daha fazla dayanamıyor ve adamdan boşanıyor. Küçük oğlan'ın (yaşıtım olan) velayeti annede, abininki ise babada kalıyor. Hikayelerimizdeki benzerliğin parmak basılacak bir noktası var, o arkadaşın da benim de hayatlarımızda baba faktörü neredeyse eksik. Ki ben daha şanslı olan tarafım aslında. Yıllarca anne oğul birbirlerine dayanıp destek olmaya çalışarak bugünlere gelmişler. Ama anne şiddet gösteren zorba kocadan boşandıktan sonra tutulacak tek dal olarak oğlunu görmüş elbette. Onun üstüne titremiş ve ona bağlanmış. Karşılıklıdır ki oğul da kimsesi olmadığından anneye yaklaşmak ve onun otoritesi altında yaşamak durumundaymış. O seanski terapide farkettim ki aslında ebeveynler ve yaşadıkları sadece onları değil bir sonraki nesil olarak gelen biz çocuklarını da derinden etkiliyor. Hüseyin hocam anneden daha bencil olmasını, kendisi için de artık bir şeyler yapmasını ve hayata daha pozitif kollardan bağlanabilmesi için perspektifler ve öneriler sundu. O gün o odada anne ve oğulun ilişkisini dinlerken içten içe şükrettim bulunduğum duruma. Ben ve ailemden daha zor şeyler yaşayan başka aileler de varlar. Anne - oğul ile dilerim ki gelecek terapilerimde de denk gelebilir ve sohbet edebiliriz. Maalesef ki hayat bir çoğumuz için kolay değil ama ondan vazgeçecek kadar basit de değil. Sözlerimi çok sevdiğim bir dizi repliğinden alıntı yaparak bitirmek istiyorum. "Hepimiz birer bataklıkta yaşıyoruz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor."


5
4 Şubat 2021, bu tarihi unutmayayım. Bir kapıyı araladım. Çok gecikilmiş bir eylemdi. Halletmeye çok çalıştım, mücadelem hep vardı ama sonuç hep uzakta kaldı. Belki imkansızlık, belki ihmalkarlık, belki korkaklık, belki umutsuzluk, belki mecburi kabullenme, belki bir çözümün olduğundan bihaber olma, belki zamansızlık, belki amaçta samimiyetsizlik… Neyse neydi…. Bu gün araladım o kapıyı. Hayal kırıklığı da yaşamak istemiyorum. Belki bu yüzden ne kadar zor olursa olsun, canımı da acıtsa kendime hükmedip savaşmaya çalışacağım. Sorun çok ama kaynağı aynı. Obsesif, narsist, özgüven eksikliği, obezite vs. ne ararsan…

İlk görüşme öncesi sancılı tabi. “Acabalar” beş günde yedi bitirdi beni. İlk defa dillendirecektim. Kendime bile diyemeden tanımadığım bir yabancıya…Filmlerdeki gibi çocukluğa inecektik, inerdik inmesine de çıkamazdık. Her günü ayrı bir işkenceydi geçmişimin. Zaten geçmişine de inecek kadar genç olmadığımı, vaktin çok ilerlemiş olduğuna ikna oldum. Hemen sonuca doğru ilk adımları acilen atmak gerektiğini hocam belirtti. İlk görüşmede ağlar, sızlar, sümük-gözyaşı, biraz rahatlar hoca da pışpış yapar boşalırdım belki. Nefis bunu isterdi. Ama nefis neler istemezdi ki… Ar perdesi mi kalktı, çaresizlik mi, kabullenmek mi neyse artık ilk görüşmede hocam o rahatlığı verdi. Zaten memur olmam nedeniyle resmiyetten bir bıkkınlık vardı. Tasavvuf ehli gibi, mistik bir konuşma da artık bana gitmezdi yaş itibariyle…Ama bu kadar da beklemiyordum açıkçası. Argo küfür kullanmam pek, toplu yerlerde de hiç sevmem. Ama hocamdan bir iki argo beni çok rahatlattı. Belki de hiç yapamadığımdandır. Bende bir şeyler değişecekse artık ergene hitap eder gibi yumuşak olmamalıydı. Yılların verdiği yerleşmiş davranışları, düşünceleri kırmak için sert bir duvar olmalıydı ki toslayarak belki daha açık ve kısa yoldan sonuca ulaşmak kolay olurdu. O yüzden yadırgamadım. Hocam sesini ara sıra yükseltti , canımı acıtacağını göze de alarak yüzüme haykırdı. Üzülemedim çünkü hepsi doğruydu. Bilmediğim şeyler de değildi ama çözmek beni aşıyordu. Bunda bile şüphe arıyorum…belki bağırıp çağırsa , ne yapıp ne yapmayacağımı söylese biri… yeter ki var olduğumu hissetsem bu şekilde. Yüksek ses, argo vs. benim için ilgi gibi geldi. Zaman zaman yeise düştüm bazen umutlandım. Geldim gittim çeşitli duygularda. Duygu ve düşüncelerde kalıp fiiliyata dönüşmemesi bir avantajdı. O derecede kuvvetli bir durumda olmadığımı yoksa hiç birşeyin engelleyemeyeceğini belirtti hocam. Bu her şeyden çok mutlu etti. Bu kadar umutlu olmamıştım. Ben hep, fırsatını bulsam her haltı yerdim…diye bakardım hep. Fiiliyat da olmasa da düşüncesinin yükü bile çok ağır. Sonuç değişmiyor belki ama hocamın kulluk aşamasında fiiliyata dönüşmeyen davranışlarda cezanın olmayacağına dair açıklamaları da beni mutlu etti.

İlk görüşme sonrası ödev bekliyordum. Ödev öğrenilmişliklerin davranışa dönüşebilmesi için bir süreç. Olmazsa olmaz. Sevmek de, bir hedefi gerçekleştirmek de emek istiyor. Emek, bu ödevler olacaktı. Çok güzel de yapsam ödevlerimi sonuca ulaşabilecek miyim, bilmiyorum ama şimdi bunu düşünmek de istemiyorum. İlk ödevimin konusu mastürbasyon. Bu kadar önemli olacağını, hiç düşünmemiştim. Çok şey konuştuk ama unutmaktan da korkuyordum. Hocamın ağzının gözünün içine bakıp hiç birşey kaçırmak istemiyordum. Hiç mastürbasyon, yapılacaksa eşle her şey… iyi yönlerini ön plana çıkarıp yeteneği geliştir ve kendisini o yönde göster, ezilmişliği bir yana bırak yoksa ters teper, egonu yücelt ama şov yapma, kendini sonsuz fedakarlıklarla tüketme, fazlasını yapma, görevini kendin yerine getir ve bağımlı olma, kendini cehennemden çıkar ve bu düşüncelerin kendimin tercihi olmadığına kendini inandır, duada gerçekten iste-sert iste, 3-6 -12 ay süre aralıklarından birinde hallolabilirmiş. Bu kadar kolay mıydı yoksa çok zor bir ödevler mi bekliyordu. Açık konuşmak gerekirse mutlaka hayatımda bir şeylerde gelişme olacaktı ama 1 yıl hadi 2 yılda bunca yılın ızdırabı tamamen yok olacak mıydı bilmiyorum. İddialı bir şeyler deyip hayal kırıklıkları da yaşamak istemiyorum. En ufak bir değişimde haykıracağım. Önce Allah’a sonra hocamıza güveniyorum, güvenmek zorundayım. Bunca yıl sonra bu kapıyı aralayabilmişken, ikinci bir kapı için ne cesaretim ne de vaktim olacak.

6
Ailelere sesleniyorum, Kendini eşcisel olarak gören çocuk, ergen veya yetişkin kardeşlerime sesleniyorum. Bize bu hayatı kabul ettirmeye çalışanları dinlemek zorunda değiliz. Bu hayatı yaşamak istemeyen kişilere bu hayatın normal olduğunu ve olması gerekenin bu olduğunu söyleyip hayatlarını mahvetmeyin evet size sesleniyorum ben bu hayatı kabul etmiyorum etmekte zorunda değilim. Herkese saygım sonsuz ama benim ve benim gibilerin herkes gibi yaşama aile olma topluma karışma hakkını elinden alamazsınız. Aileler bu süreçte çocuklarını yalnız bırakmasın burada özellikle babalara sesleniyorum çocuklarınız sizin sorumsuzluklarınız eksiklikleriniz yüzünden sizden alamadığı erkekliği benimseyemediği için eşcinselliğe kayıyor benim babam hayatta yaşıyor her gün gece yarılarında evine geliyor her gün kavga kıyamet bir evlat olarak ben bunu yaşadım bir şekilde bu hayata tutundum ve eşcinsel ilişki yaşamadım karşıma hk çıkmasa sonu ne olurdu bilmiyorum. O kadar büyük bir karanlığın içindeydim ki hayatım pamuk ipliğine bağlıydı kafamda erkeklerden hoşlanma onlarla olma düşüncesi bir türlü kabul görmüyor ama içimde bir o kadar bunu istiyordu boşluktaydım, yanlızdım, kimseyle bu sıkıntımı paylaşamıyordum, her gün bugün bitse de ölüme bir gün daha yaklaşsam diye dua ediyordum erkeklerden hoşlandığım her an kendimden nefret ediyordum hatta kendime şiddet gösteriyordum ben bu hayatı yaşamamalıydım ama içimden gelen şeyi durduramıyordum her geçen saat her geçen gün eziyet gibi geliyordu yaşamdan vazgeçmiştim ama Allah inancımdan dolayı yaşamıma son veremiyordum kendimi çok sevmeme rağmen bu zamana kadar yanlış bir şey yaşamamamak için verdiğim çabanın farkında olmama rağmen kendimden vazgeçmiştim artık. Böyle bir hayat yaşayacaksam yaşamanın bir anlamı yoktu benim için aldığım nefes haramdı kalbimdeki acı hiç geçmiyordu uyuduğum uykudan uyandığımda ağlayarak uyanıyordum korkuyordum ya yanlış bir şey yaparsam diye istiyordum birinin omzuna yaslanıp uyumak duygularımı paylaşmak hiç sevgilim olmamıştı mesela hiç kimseyle duygusal bir şey paylaşamamıştım bu hep böyle mi gidecek diyordum bu soruların cevaplarını hala bilmiyorum ama artık nefes alabiliyorum artık daha güçlüyüm ben mücadele ediyorum o kadar gurur verici ki bu hayatta her şeye bedel hatta şunu söyliyim yaptığım hiçbir şey beni bu kadar mutlu etmemişti. Çocuklarınızı anlamaya çalışın onları doğru olana yönlendirin erkek çocuğu babalarına sesleniyorum çocuklarınızla vakit geçirin çocuklarınızı sevin ben annemin babamın omzuna yatıp uyuduğumu hatırlamıyorum bile onları anlamaya çalışın ve gerekirse yardım alın evet ben baba değilim ama berbat bir babanın oğlu olarak size şunu söyleyebilirim ben babam yüzünden bu kaderi yaşıyorum ve babam bunu bilmiyor ne acı değil mi kanın canın evladın senin yüzünden ızdırap çekiyor ve senin bundan haberin yok sen bunu evladına yapma yazımı okuduysan git ve çocuğun için bir şeyler yap ona erkek olmayı öğret bu senin görevin eğer bunu bugün yapmazsan çocuğun sahip olamadığı erkekliği başkalarının bedeninde tatmin olarak arayacak buna izin verme bu o kadar zor bir imtihan ki ben yaşamış ve hala yaşamaya devam eden biri olarak söylüyorum.
Herkesin hayatına ve seçimlerine saygım var ben düşüncelerimi paylaşıyorum sadece.
Burada benim gibi eşcinselliğinden rahatsız olan birine veya birilerine umut olmak istiyorum destek olmak istiyorum. Çünkü ben bu konuda çok hırpalandım ve yalnız kaldım artık değilim çok şükür 😊 hiçbirimiz yaşadığımız hayattan ve başımıza gelenlerden sorumlu olmamamıza rağmen ailelerimiz yüzünden bu kaderi paylaşıyoruz. Burada ben eşcinselim demek yerine ben eşcinselliğimden nasıl kurtulabilirim kısmına yoğunlaşmak hayat kurtarıyor. Benim için öyle oldu çünkü bunun için çabalamaya başlamadan önce gerçekten hayat benim için oldukça zormuş. Eğer içinden bu hayatı kabul etmek gelmiyor ise kabul etmek zorunda değilsin kimsenin sözüne aldırış etme. Yorumları dikkate alma çünkü o yorumları yapanlar bahanelerine sığınan kişiler. Ben şuanda size bu yazıyı yazarken ailem içerde kavga ediyor kulaklığımı taktım ve onları duymuyorum çok istediğim bir şey ile ilgili olumsuz sonuç aldım ama bir kenara attım düşünmemeye çalışıyorum çünkü beni etkilemelerine izin vermiyorum kendimi seviyorum ve beni olumsuz etkileyen bana zarar veren her şeyi görmezden geliyorum. Terapilerime devam ediyorum hayatımda en önemli olan şey benim için bu ve verdiğim emeğin ve çabanın kimsenin boş yorumu ve düşüncesiz davranışları ile bozmasına izin vermemek için elimden geleni yapıyorum evet bu bazen hiçte kolay değil anlıyorum ama ne istediğini biliyorsan bunu yapmak imkansız değil. Eşcinsel olabilirsin ama eşcinsel kalmak zorunda değilsin sırf çaldığın her kapı bunun normal olduğunu söyleyip seni buna inandırmak istedi diye istemediğin bir şeyi kabule geçmek zorunda değilsin. Eğer kabul edersen sen başkalarının istediğini yapmış olacaksın kendi istediğini değil onun yerine zor olanı seç ve bunu değiştirmeye çalış. Eşcinsel sitesine girme çünkü orda seni kimse sevmeyecek sadece kullanacak amaç sadece cinsellik. Orada yaşadığın cinsellik seni anlık tatmin edebilir ama bu hiçbir zaman kalıcı olmayacak Ben cinsel deneyim yaşamadım ama yaşayanları dinlediğim kadarı ile ve kendi mantığım ile düşündüğüm zaman sonucun bu olduğunu görüyorum kimseye kendini kullandırma. Şunu unutma erkekliği babandan alamadığım için başkasının bedeninde bulmaya çalışıyordun buna gerek yok sen erkek olabilirsin içindeki gücün sırrını keşfet ve mücadele et ve mücadele edenlere de destek ol hayat her şeye rağmen yaşamaya değer ve hayat çok kısa hayatı yakala bugün olmasa bile başarabilirsin başara bilirim hiçbir şey için geç değil sadece iste ve harekete geç yalnız değilsin bende seninle aynı kaderi paylaşıyorum güçlü kal doğru yolu seç başaracaksın başaracağım buna inanıyorum

Herkese yaşamak istediği hayatta mutlu olmalarını diliyorum

7
Herkese selam,
Öncelikle bu yazıyı hazırlama amacım benim gibi düşünen aradığı yolu bulamayan ve karşısına çıkan insanların normal olarak gösterdiği yollar yüzünden yaşamayı sevmeyenlere örnek olmak sende bir erkeğin bir erkekten hoşlanmasının normal olmadığını düşünüyorsan ve bu hayatını karartıyorsa geleceğe umutla bakamıyorsan bununla yaşayamıyorsan doğru yerdesin sende benim gibisin ve birde benim hikayemi dinle ben mücadele ediyorum etmeye de devam edeceğim yürüdüğüm yol ve kendimle gurur duyuyorum bununla nasıl savaştığımı merak ediyorsan bu yazı tam sana göre gelelim bu yazıyı hazırlamaya karar verene kadar su sayfayı bulana kadar neler yaptım…
Aile sevgisi anne baba şefkati görmemiş bir çocuktum baba figürü hayatımda olmadı bunun ileride erkeklerden hoşlanmama sebep olacağını bilmeden hırçın hırpalanmış bir o kadarda sindirilmiş bir çocukluk geçirdim maddi olarak ta sıkıntılı bir ailenin çocuğuydum kendime ait hiçbirşeyim olmadı arkadaşlarımın evlerine gittiğim zaman odalarına dolaplarına masalarına yataklarına kitaplarına bakardım özenirdim benimde olsun isterdim mutlu aile tablosu gördüğüm an her yaşımda içim cız ederdi benim ailem yanımdaydı ama bir o kadar da uzaktı babam anneme kötü davranır hakaret ederdi annemde babamdan dolayı hep ezik bir kadın oldu kavgasız geçen bir günümüz yoktu huzursuzluk ruhumu daraltıyordu halada öyle annem babamın çilesini çeken bir anne oldu bunun evladına zarar vereceğini onun belki de hayatını karartacağını bilmiyordu babamdan eziyet ve hakaret gördüğü için bana sevgi gösteremedi aileme karşı hırçın ve dışa dönük bir çocuktum fakat bu durum okulda böyle olmadı tabi arkadaşlarım tarafından zorbalığa mağruz kaldım sürekli alay edilen kız gibi görülen ezilen bir çocuktum ama hep içimde bir savaş vardı onları uzaktan izler iç geçirirdim hem hantal bir çocuktum okulda ve evde sindirilmekte cabası ama derslerim fena değildi bunları yaşamasam neler olurdu tahmin bile edemiyorum eminim çok çalışkan bir öğrenci olurdum 😊 bu süreçte kızlarla olmak onlarla oyun oynamak bana güzel geliyordu bu durumdan dolayı babam ve çevresi tarafından çok aşağılandım zor zamanlar geçirdim ve babama karşı kinim her geçen gün arttı neyse ki ergenlik döneminde erkeklerden hoşlansam bile kadınsı bir çocuk olmamak için elimden geleni yaptım bunun normal olmadığını düşünüyordum hep engellemek için içimden gelen kadınsı hisleri köreltmeye çalıştım onları görmezden geldim bu bana yalnız hantal bir ergenliğe mal oldu ve kızlar ve çocukluk arkadaşlarım dışında yanlızlığa üniversiteye geçerken hantallığımı üstümden attım biraz daha sosyalleştim tabi erkeklerden hoşlanmaya devam ediyorum ama bunu hayata geçirmiyorum bastırıyorum sürekli arkadaşlarımla derslerimle geçiyor zaman bu süreçte maddi olanaksızlık beni çok zorladı tabi hatta para istediğimde babamdan hakaret görüyor akla gelmeyecek laflar işitiyordum bir şekilde bugünleri atlattım mezun oldum tabi işsizlik gibi bir gerçek var kapı kapı iş aradım gitmediğim yer kalmadı bir şekilde sonunda istediğim gibi bir işe girdim ordada mobbing psikolojik şiddet aşırı iş yükü falan derken bu erkeklere olan hissimi düşünecek çok zamanım olmuyordu kendimi işime verdim tabi yaş aldıkça artık bununla mücadele etmek zor olmaya başladım içimde bir acı belirmeye başladı en mutlu olduğum anda bile kalbim acıyordu ailemde çok sevdiklerimde ciddi sağlık sorunları yaşadık bu sağlık sorunlarının bana türlü imtihanlar getireceğini bilemiyordum tabi burada size aktaramayacağım filmlerde bile göremeyeceğiniz imtihanlar yaşadım halada yaşıyorum tabi bu süreçte çalışarak kendimi kariyer olarak ve maddi olarak bir seviye ye getirdim ama içimdeki acı büyüyordu evet yanlış bir şey yapmıyordum erkeklerle aşk yaşamıyordum onlarla sevişmiyordum ama içinde bunları yapmak isteyen iğrenç bir şey vardı ve bunu yönetmekte çok zorlanıyordum yaşadığım kayıp ve zorlu sınavlar neticesinde iyice yalnız kaldım sosyal hayatta yüzüm gülüyor gibi gözüküyordu belki ama kendimle baş başa kaldığım her an kendiliğinden gözyaşlarım dökülüyordu bu durumumu internetten araştırmaya başladığımda bunu kabullenmem gerektiğini hayatıma böyle devam etmem gerektiğini söylüyorlardı bu benim için ölümle eşdeğer birşeydi nasıl bakarım aynaya nasıl çıkarım Allahın karşısına böyle bir hayatı nasıl seçerim ben bunu hak etmiyordum bu arada Allah inancım çok büyük asıl zor günler bu yükü artık kaldıramadığımı hissettiğimde başladı ben artık yürüyemiyordum vücudumun her yeri acıyor çalışırken sokakta yürürken gözyaşı döküyordum bu durumumu kimseyle paylaşamıyordum yanlızdım yanlızlığımı nasıl dindirebilirim diye düşünürken eşcinsel sitesindeki kişiler ile sohbet etmeye başladım tek amaçları cinsel ilişkiydi  beni sevmeyecek bana değer vermeyecekleri ortadaydı oraya her girdiğimde sonrasında kendimi dövüyordum kendimden tiksiniyordum evet kimseyle görüşmedim yanlızlığımı cinsel ihtiyacımı orda insanlarla konuşarak gideririm belki diye düşündüm ama orası iğreçti bana göre bir hayat değildi ben doğru yolda Allah yolunda olmalıydım ama ışık yoktu o süreçte birçok araştırma yaptım bunu kabul etmemi söylüyordu herkes bunu her okuduğumda sanki kalbime birisi hançer saplıyordu beni öldürüyordu bende acımla savaşamıyordum birgün yere düştüm ve dedim ki Allahım yapamıyorum beni yanına al nolursun bu yaşamı seçmek istemiyorum ama ben kendimi yönetemiyorum artık öyle zamanlarda seccadeyi açıp kıbleye doğru yatıp kalbime Kur’an-ı Kerimi koyup içimdeki acının geçmesini bekliyordum olmuyordu o iğrenç duygular ordaydı kaçamıyordum bir yanımda bunu yaşamayı çok istiyordu en sonunda bir gün evden dışarı çıkacaktım gücümün bittiğini fark ettim yere düştüm gözyaşlarım sel olmuştu Allahım nolursun al beni yanına diye yalvarıyorum ben yapamıyorum bu hayatı istemiyorum kendimin bu yanından iğreniyorum diyordum nolursun elimi tut al beni… aradan birkaç gün geçti bir şekilde karşına hk çıktı çok düşündüm arasam mı maddi olarak bunu karşılayabilir miyim çünkü sorumluluklarım vardı düzelebilir miyim ve sonra dedim ki sen ne saçmalıyorsun bu senin hayatta en çok istediğin şey değil mi varsın dolandırıcı olsun varsın bir işe yaramasın sen mücadele edeceksin sen savaşmalısın sen bu zamana kadar yanlış olan hiçbir yolu kabul etmedin zaten hk aradım hayatımda ilk defa birine eşcinsel olduğumu söylemiştim o kadar korkuyordum ki başıma ne gelecek acaba ertesi gün ilk terapiye gittim gidene kadar içimden geçenleri bir Allah bir ben bilirim içeri girdim ve terapilere başladık terapiler ile ilgili detayı ilerleyen zamanlarda belki paylaşırım ama size bir ışık gördüğüm için bu yazıyı hazırladım ben yerdeydim karanlıktı çok uzakta bir ışık gördüm hemde bu benim istediğim bir yoldu bana erkeklerden hoşlanmanın normal olduğunu değil bunun neden olduğunu açıklıyor ve bunun benim mücadelem ve savaşım ile düzelebileceğini söylüyordu o yolu görünce son nefesimi aldım ve bir şeyler yapmaya devam ettim çok yıpranmıştım bunu kimse bilemezdi ama olsun Allah bana böyle bir imtihanı verdi ise bunu kabul ediyorum ve savaşıyorum ben neleri başardım bunu da başaracağım başaracağız şimdi ışığa doğru gururla yürüyorum bu yazıyı yazarken kendimi çok daha güçlü hissediyorum lütfen mücadele et kendin için en iyi yol ne biliyor musun aynaya baktığında keninle gurur duyuyorsan doğru yoldasın ben aynaya baktığımda kendimle gurur duyuyorum kimsenin lafına bakma Allah yolunda ol istediğin yolda ilerlemek için mücadele et unutma bu senin kanında var …
Benim herkese saygım sonsuz ama Allah bizi erkek olarak yarattı evet bu bizim imtihanımız benim gibi düşünenler şunu unutmamalıyız bir erkeğin bir erkekten hoşlanması normal değil bana kimse bunu kabul ettiremez  ben kabul etmiyorum sende etmek zorunda değilsin mücadele et normal insanlar gibi evlenmek çoluk çocuk sahibi olmak seninde hakkın ama bunu düzelerek yapmalıyız hk yı ara aynaya bak ve kendinle gurur duy kendini sev yanlızlığından güç al yanlızlığının zayıflıklarını kullanmasına izin verme bunu yaptığın zaman yalnız olmadığını anlayacaksın ve şunu unutma PEŞİNDEN GİDECEK GÜCÜN VE CESARETİN VAR İSE TÜM HAYALLERİN GERÇEK OLUR BAHANELERİNİ BİR KENARA BIRAK VE MÜCADELE ET BU SENİN KANINDA VAR…

TANRININ MUCİZE GÜCÜ
HERKESE SEVGİLER

8
Merhaba hocam ben Mert. 25 yaşındayım. Babamı on yaşında kaybettim ve öncesinde hatırladığım çok bir anım yok.Genel olarak uzak biriydi beni sevse bile sevdiğini hissettircek bir şey hatırlamıyorum.Benimse o dönemde annem için onunla yarış vardı.Anneme gelecek olursak babamın ölümü bizi yani beni ablamı ve annemi daha çok bağladı.Annem güçlü bir kadın kötü olduğu şeyleri belli etmez aynı zamanda dindar bir insan.O hep destekcimiz oldu kendi ayakları üzerinde durdu ve bizi okuttu.Ayrı bir bağ vardı onunla aramızda.O yüzden annemin yanından hiç ayrılmadım.Ablamla da hep iyi anlaştık beraber büyüdük beraber oynadık kız oyunları değil daha unisex oyunlar oynadık mesela o öğretmen oluyordu ben öğrenci.Evcilik de oynuyorduk ben robot aldıysam o Barbie alıyordu mesela.Ablam iki yaş buyuk benden yazın evlendi.Onun gidişi annemi etkledi bence ama asıl etkileniş benden ayrılınca olacak şuan annemle kalıyorum üniversite ilk iki yıl yurtta kaldım sonra aparta geçince ailemle kaldım.Annem benden ayrılip yalnız kalmaktan korkuyor bence bunu dile getirmisligi bile var.Beni de sorumlu hissettriyor bu durum.Kendi cinsimden babamın yaşadığı dönem de dahil hep uzak kalmıştım mesela futbolu hiç sevemedim.Hep kadınların olduğu bir ortamda buyudum. Küçükken komşunun oğlu (ergendi)bana tacizde bulundu.Üstüme boşalıp zorla oral cinsel ilişki yapıyormuş bunların yeni farkındayım.O dönemde erkeklerde de hoşlandığımı hatırlatıyorum hatta mahalledeki erkekler birbirmize surtunuyorduk ama çocukluk aşkım kadındı.Ergenliğe kadar sesim çok inceydi bir de hep kibar olunca bana kız gibi diye alay edildi hep ama kendi bedenimi kız gibi hissetmiyordum.Çok üzülüyordum bu tarz alaylara..Ergenlige yine kendi cinsimden uzakta girmistim.Homoseksuel görüntü ve videolar izlemistim. Hatta benimle yaşıt bir akrabamla birbirmizi sırayla tatmin ediyorduk ilk ben teklif etmiştim ona sonra defalarca tatmin ettik birbirmizi ama sonrasında arkadaş gibiydik hep sır olarak kaldı o dönem.Lise döneminde Facebook'tan o tür insanlarla konuşmuştum.Ayni zamanda kadınlara da romantik bakmaya çalışmıştım ama hiçbir zaman kadınlara cinsel bakamadım.Yedinci sınıfta bir kızla çıktım tamamen aşk değildi iyi anlaşıyorduk ama sonra ayrılmak istedi ayrıldık Sekizinci sınıfta yeni bir kız gelmişti okula görünce elim ayağım birbirine dolaşıyordu o sadece hayranlık  olarak kaldı bende.Erkeklerle dostluğum oldu her erkeğe o yönde bakmıyordum zaten.Lise sonda sanaldan tanıştığım bir hem cinsimle ilişkiye girdim.Sonrasinda çok pişman olup vicdan azabı çektim.Universite iki üçüncü yıla kadar uzak kaldım ama yine o görüntülerle kendimi tatmin ediyordum.Tatminden sonra pişmanlık yaşıyordum.Bu süreçte beğendiğim gerçekten elektrik aldığım kadınlar oldu ama sadece duygusaldi bilmiyorum belki bu yüzden kendimi güçsüz hissedip ilerlemedim.Liseden hayran olduğum benden büyük bir kiz vardı.Onunla çok konuştuk memlekette buluşmuştuk enerji almıştım hatta İstanbul'dan yanıma geldi.Sevmek istedim ama o çok mutsuzdu genel olarak hayattan zevk almıyordu ben de iyi gelemiyordum ona sarılmak istediğimde izin vermedi tam olarak nasıl baktığını bile bilmiyorum bana sonra başlamadan bile yürümedi depresifliği en son vazgeçirdi beni o da yazmadı zaten  Ucuncu sınıfta yine kendi cinsimden birileriyle birlikte olup pişmanlıklar zinciri devam etti hatta birini gerçekten sevdim diyebilirim hatta o daha çok seviyordu ama benim içimdeki yanlış his devam etti ve bitirdim.Universite üçüncü sınıfın yazında yurtdışı programında bir kızdan gerçekten etkilendim bakışları özellikle derin bekliyordu.Daha sonra bir kızla tanıştım sevmek istedim ama birbirmize çok uymadık o da arkadaşça kaldı.Dorduncu sınıfta okulda üst dönem bir çocuga aşık oldum hatta dayanamayıp Instagram'dan yazmıştım tanıştık büyük risk aldım ama engel olamadım kendime.Farkettigini söyledi ama olamayacağımizi hetero olduğunu arkadaş kalacağımızi söyledi ben de yapamayip gittim.Yazin tekrardan mesaj attı bana denemek istediğini ve benim hayatinda olmak istediğini söyledi.Ben de şans verdim.Cinselligi o benden daha çok ıstiyordu hem utanıyor hem de istemiyorum.Onun isteğiyle birlikte olduk bir şekilde haz aldım ama o aşk dediğim duygu yoktu cinsellik kötü etkilemişti.Hatta tiksinmistim cinsel organ vs.O hayranlığı duyamadım sonra zaten o da tamamen arkadaş kalmak istedi yolları ayrıldım sonrasında yazdı ama istemedim konuşmak .Bir süre yalnızliktan sonra  uygulamadan biriyle tanıştım sevdim hatta şefkat duyuyordum ona.Hatta onla her şeyi göze almıştım arkadaşıma bile açılmıştım.Sonrasinda  bir ara ona ulaşamadım ben de hem kızdım hem de bu sorumsuzluk karşısında ayrılmaya karar vermiştim o gece zaten bana döndüğünde biriyle görüştugunu beni üzmek istemediği için soyleyemedigini söyledi, ayrıldık.Sonradan mesaj attı ama çoktan çıkarmıştım hayatımdan silmiştim numarasını bile.Bu dahil bu zamana kadarki çoğu ilişkimde cinsellik istemiyordum hatta soruyorlardı beni istemiyor musun vs diye ama gerçekten cinsellik içimden gelmiyordu.O tarz videolari bile izlerken görüntü hoşuma gittiği için izliyordum gerçekten istedigim için değil.Belki bu yüzden hep pasif pozisyonda kalmıştım sanki ipler benim elimde olsa yapamiyacağımm hissi de var ama genel olarak cinselligi sevmedim istemedim.Şuan farkındalıktan sonra gerek yasanti gerekse sanal alemde eşcinsellikten uzağım.Öncesinde cinsel hazza gelecek olursak sadece bir iki iliskimde zevk aldım onda da her şeyi kenara bırakıp o an bir şey düşünmedim pasiflikten zevk aldım.Son noktaya gelecek olursak bu gelgitler hatalar zinciri sonradan kafama dank etti.Önce bununla yuzlestim daha sonra ne yapabilirim dedim birkaç arkadaşımla da konuştum açıldım.İlk defa kendimi bu kadar yalnız ama bir o kadar güçlü hissettim.Kitap araştırma filmlerden bilgiler edindim.Bu konuyla ilgilenen bir psikoterapistle görüştüm. Kendimi anlattığımda bana homoseksüelliğimin süperegoyla bastırdığımı söyledi.Bunun doğuştan ve kabul edilebilir bir şey olduğunu kimsenin toplum ve din tarafında dislanmayi secmedigini söyledi ama yine de kendi kararım olduğunu söyledi.Beni tatmin etmedi zaten sizi yaptıklarınizi ve YouTube kanalınızı biliyordum sonra sizinle iletişime gectim hocam. Artik hep arada olmaktan yoruldum ve düzlüğe çıkıp oh demek istiyorum çünkü bu hayatta gerçekten bir kadını tüm benliğimde sevip aile kurup baba olmak istiyorum bu yolda ne yapmam gerekiyorsa yapacağım savaşcağım. Sırf evlenmek için bir hata asla yapmak istemiyorum. Kadinlara cinsel bakamadım sanki kötü bir şeymiş gibi sanki ona zarar verecekmis gibi ve kendimi o güçte görmüyorum cinsel organım küçük geliyor yaşadığım ilişkilerde bile tam erekte olamadım vs bu tarz engeller var ama aşılcağına inanıyorum.Romantik bir film izlerken bile hep bunu hayal ettim.Umarım karışık anlatmamisimdir hocam önce kendi iradem sonra da sizin güzel desteğinizle inşallah aşmak dileğiyle sağlıcakla.

9
 GEÇMİŞE SUSMASINI SÖYLE

1.seans:  Tanışma;
Bana Ayhan diyebilirsiniz. 40 yaşımdayım. Egenin bir köyünde dünyaya geldim. Tek katlı müstakil bir evdi. Annem naif hassas bir ruh yapısına sahip, babam çiftçiydi ve hep eve geç gelir, konuşmazdı benle pek fazla.  2 kardeşim daha var. Galiba renk vermemek için hiçbir zaman onlarla da samimi olamadım. Hep resmi bi iletişim oldu ailemle aramızda.  Yazları Anneannelere giderdim.   Dayım da çiftçiydi ve o da bana çok resmiydi. Hatta annemi üzersem bana kızacağını söylerdi. Yani erkek benim için korkulması gereken bir roldü. Yengem çok iyi davranırdı. Hep onunla zaman geçirirdik.

Derken ilk okula başladım. Bendeki bu değişikliği gücümün yetersiz olduğuna bağlıyordum. Daha çok kızlarla evcilik oynuyor, Erkek arkadaşlarım saldırgan geliyordu. Ben daha içine kapanık sakin sessiz bi çocuktum. Ama yine de hep idare etmeye çalışıyordum. Evde huzursuz bir ortam vardı. Dedem ve babam sürekli kavga ederdi. Halam annemi ezerdi.  Babaannem gamsız bi kadındı. Annemin fikirlerine önem vermezdi. Babam da annemin bu ezilmesine tepki göstermezdi.

Sonra orta okulda ergenliğe girdim. Mastürbasyon yaparken iri ve kıllı bir adamı hayal ederken buldum kendimi. İnançlı birisiyim ama ayıp ve günah ise bu ağır yükün neden bana verildiğini sorguluyor, benim elimde olmayan bu dürtünün hesabını kime soracağımı düşünüyordum. Bu da daha kontrollü ve içine kapanık bir kişi yaptı beni. O zamanlar mahalleden bir erkek akranımla dergilere bakıyor birbirimize sürtünüp boşalıyorduk. Boşaldıktan sonra büyük bir pişmanlıkla hemen banyo yapmak istiyordum.  Bu arada babam amcamla ortak   çalışıyor ama sık sık kavga ediyorlardı Babam dışarıdayken amcam beni çok üzüyordu. Sürekli "beceriksiz" olduğuma dair laf sokuyordu. Kendimi çok güçsüz hissediyordum. Ders çalışırken aklıma hiçbir şey girmiyordu.

Üniversiteye başladığım zamanlar ilk fırsatta çimdeki bu enkazdan kurtulmak istiyor ve artık nefes aldığımı hissedecek yollar arıyordum. Bir üroloğa gittim. Tahlil yaptı ve değerlerimin normal olduğunu belirtti sonra da beni bir psikiyatr a yönlendirdi.

Oda lezbiyen pornosu izleyerek mastürbasyon yapmamı önerdi ve çok ağır bir antidepresan verdi. Uykudan kafamı kaldıramıyordum. Sonra ürolog a söylediğimde bu ilaçı benim yaş grubumun kullanmaması gerektiğini ve bırakmamı söyledi. O zamanlar internetten biriyle konuşacak cesaretim olmadığından kimseyle tanışamıyordum.

Sonra okul bitti geldim istanbul a işe girdim çalışıyorum. Nefsimi köreltmek için hamamlara gidip masaj oluyordum. Ama yine boşaldıktan sonra benim burada ne işim var diyordum.

Bu arada arkadaşlarım evlenmiş bana sende evlen ailece görüşelim diye baskı yapıyordu. Annem de aynı şekilde hep benim evlenme zamanımın geldiğine dair baskı yapıyordu. Sonra ben Caddebostan'da Prof. Dr   S.... T.... gittim 3 ay kadar. O da "sende cinsel kimlik bozukluğu var sürekli bir partnerin olursa ve lezbiyen pornosu izleyerek değişebilirsin" dedi. Ona güvenerek ayrıca yalnız kalma korkusu ve çocuk sevgisi nedeniyle evlenmeye sıcak bakmaya başladım.

Arkadaşım vasıtasıyla bir kızla tanıştım. 1 yıl flört ettik, bir yıl nişanlı kaldık ve sonra evlendik. Eşimle tanıştıktan sonra hiç hamama gitmemiştim.

Derken ilk zamanlarda erekte problemim olmuyordu görev gibi o istediğinde sevişiyorduk. Sonra erken boşalma problemim vardı. Doktora gittim lustral verdi geçti. Bi süre sonra eşime karşı isteksizlik başladı. ve içimdeki volkan tüm şiddetiyle beni eşcinsel ilişkiye zorluyordu.

Sonra ilişkiye girmeye başladık ama ben zorlanıyordum baya eşim de bu yüzden eziyordu beni. Ne biçim erkeksin git nereye gideceksen araştır biraz böyle erkek mi olur gibi laf sokuyordu hep. Daraldığım zamanlar kendimi hamamda buluyordum. . Bi gün Fulya'da Cinsel Terapist olan C...İ...’ya gittim bana bunun geçecek bir şey olmadığını benim gibi kendini dizginleyen hastaların daha sonra çok yüksek bir şiddette bu cinselliği yaşadığını söyledi. Bunu duyunca nasıl olsa günün birinde olacak diye hornet i indirdim. Sanki bir bağımlı gibi vaktimin çoğunu o uygulamada israf ediyordum. Hatta işimde de bu yüzden performansım düştü. Birkaç kişiyle görüştüm. Hep boşaldıktan sonra kendimden nefret ediyor pişman oluyordum. Ama partnerimden özellikle bana arkamdan sarılıp şefkat göstermesini istiyordum. Genelde 40 yaşından büyük iri esmer ve kıllı adamlarla görüşüyordum. Görüştükten sonra aradığım bu değildi diye iletişimi kesiyordum. Ama bi taraftan da, çok eşliliği kendime yakıştıramıyor ve her gece bu bağımlılıktan kurtulmak için Allaha dua ediyordum.

İlişkilerde pasif oluyordum. Bi gün makatımda bir siğil (HPV) olduğunu fark ettim. Cildiyeye gittim. Yakma tedavisi uyguladı. Ama kontrol sırasında içeride de var dedi. Sonra genel cerraha gittim. O da beni bayıltarak yakacaklarını belirtti. Yüz kızartıcı bir hastalık olduğundan ve eşime bulaştırma riski olduğundan bir an önce kurtulmak için kabul ettim. 2 seans da geçti. Ama o günler herkesten gizlediğim için hastane odasında beklerken kendime acıdım çok kötü hissettim yapayalnızdım yanımda kimse yoktu. Bunu ben seçmemiştim kontrol edemiyordum ama ceremesini çekiyordum .Çok ağır bir sınavdı kime hesap sormalıydım burada uyanamasam ailem duyunca ne yapardı. Ben aslında Allah'a İnancı olan, duygusal, hassas bi insandım. Başkalarını mutlu etmekten keyif alan, annesi için kendini feda etmiş birisiydim ama artık içimdeki depremler kontrolü ele almıştı. Operasyonlar sonrası 2 hafta büyük abdest imi yaparken çok acı çekiyordum. Dikiş olmadığı için kanıyordu. Bu dönemde söz verdim kendime bu acıyı bi daha yaşamayacağım diye. Aslında partnerim tarafından kullanıldığımı anladım. Yanımda olmadı. Beni yalnız bıraktı. Bu aşamada Hornet i sildim. Namaz kılıyordum. Sürekli internette nasıl kurtulurum diye araştırıyordum. Genelde tedavisi var deniyordu ama ortada tedavi olan ve eden kimseyi bulamıyordum. Bi gün tesadüfen Prof dr Z... B... bi videosunda Prof Dr M... M...’in bu konu ile ilgilendiğini söyledi. Kendisine mail attım bana telefonla döndü. İçimdeki hazreti insan potansiyelini çıkartıp rüyalarımı bir tiyatro sahnesinde seyreder gibi analiz edeceğiz dedi. Ben rahat anlatmak için ya kendisini ya da erkek bir Danışman rica ettim ama o kendisi terapi yapmadığını, öğrencisi olan bir kadın bir Psikolog'a yönlendirdi. Çaresiz onunla başladık. Online terapi yapıyordu. 4 ay kadar devam ettim. Ama hem online olmasından hem kadın olmasından hem de gördüğüm rüyaları çok beğense ve analiz etse de benim iç güdülerimi değiştirmiyordu.

Bu nedenle Prof Dr Z...B...'ın ofisine gittim. Konuyu anlattım ve Hüseyin bey'i tavsiye etti.

Hüseyin Bey'le ilk telefonla konuştuğumda bi Albay üslubuyla resmi ve ciddi tondan hitap ediyordu. Ama kararlıydım ve denemek istiyordum.

Ofisine gittiğimde hayatımda yeni bir dönem başladı. ilk seans yukarıda yazdıklarımı anlattım o da bana bu konuda sayı olarak oldukça fazla ve her topluluktan insanların olduğunu. Bunun bir aile hasarı olduğunu ve iyileşmek istiyorsam sabır, istikrar ve bazı kurallara riayet etmem gerektiğini anlattı. Ofisten çıktığımda eski kaygılarımdan uzaklaşmış ve zihnimde yeni umutlara yol alırken buldum kendimi. Artık geçmişi susturmak ve anda yaşayarak gerçek his ve duygularımı deneyimlemek istiyordum.

 

Saygılarımlar...




2. seans için Hüseyin Hocamın ofisine gittim. Bekleme odasında bir anne baba içeride de çocukları vardı. Aile benle konuşmak istedi. Onlara anlattım biraz. Bu değişim kolay değil ama bu hayatı yaşamanın belli bir süre sonra hastalık ve yalnızlıkla burun buruna kalabileceğimizi, oğulları için yapabilecekleri en iyi şeyin yanında olduklarını hissettirip baskı kurmadan Hüseyin Hocamla diyaloğa devam etmeleri olacağını anlattım. Sonra Hüseyin hocam geldi ve seansa beni de konuk almayı teklif etti. Hiç alışık olmadığım ama bi o kadar da ihtiyacım olduğunu hissettiğim deneyimlerdi. Aile ile konuşurken sanki kendi ailemle konuşuyor gibi hissettim. Bence bu da terapinin bir parçası. İçeri girdik. 17 yaşlarında genç bir bey oturuyordu. Düşündüğümden daha kendinden emin ve ailesinin hatırı için gelmiş havası vardı. Ona da bu yolda devam ederse nelerle karşılaşacağını kıcaca bahsettim. Bu camiada sadakat yoktu, yalan çok olduğundan hastalıklı insanlarla birlikte olma ihtimali de yaş aldıkça yalnız kalma ihtimali de çoktu. Hüseyin hocamın da keyifli sohbetiyle güncel olaylardan da bahsederek nasıl geçtiğini anlamadığım bir saatlik bi sohbet ettik. Sonra ben çıktım. Aile girdi içeri. Onlar da bi sonra seans bitti ve çıktılar. 2 saat gecikmeyle benim sıram gelmişti. Ama sanki bir tiyatro sahnesi gibi olayın içinde hissediyor ve o gün orada 5 saat kalmama rağmen hiç sıkılmıyordum. Hüseyin hocamla keyifli bir sohbete başladık. Onun babacan tatlı sert tavrı ben uzun zamandır arıyordum. Aramızda Öğrenci-öğretmen, Antrenör-oyuncu modeli gibi samimi bir iletişim hattı oluşturduk. Sanırım bana bir şeyler öğretiyor. Gözlemliyorum. Rol model olarak neler alabileceğimi düşünüyorum. Daha önce bana yabancı gelen erkek şahsiyetine has tavırları yeniden tanımlıyoruz. Aslında bu tavırların fıtrat gereği böyle olması neden gerekli onları istişare ediyoruz. Verdiği baba-oğul, karı-koca örnekleriyle de sağlıklı sosyal ilişkilerin bu şekilde olmasıyla sorunların nasıl ortadan kendiliğinden kalkabileceğini anlatıyor. Bana Mastürbasyon yapmamı yasakladı. Zaten ayda bi yapardım. Hayalimde pasif partner değil de ben aktif karşı taraf ta aktif ve ilk defa bana pasif olacak kurgusunu hayal etmemi istedi. O feth etme, sahip olma, elde etme gibi erkeksi duyguları canlandırmak için diye düşünüyorum. Aile içinde merhameti fazla abarttığımı eşime ve çocuklarıma çizgiyi aştıklarında hafif sert bir şekilde tepkimi vermemi istedi. Eşimle aramdaki cinsel soğukluğu eritmek için ilişkiye kanalize olmadan eşimin beni elleyerek uyarmasını söyledi. Ama malesef öğle bir ortam olmadı henüz. Belki de ben çok üstüne düşmüyorum. Aklımdan terapi bitince hotnet'ten birini bulursam görüşürüm diye geçiriyorum. Aslında bana hiç yakışmayan bu düşünce sanırım bir nevi bağımlılık ve sıkışmışlıktan kaçış. Hüseyin hocam da borderline kişilik bozukluğu var sende diye belirtti bir sohbet arasında.  sonra bu planımı kendisine de söyledim. Sürecin düzgün işlemesi için şeffaf olmalıyım. Kendisi kimseyle buluşma dedi ve keyifli bir sohbete daha başladı. İçimden bi ses bu adam bu kadar uğraşıyorsa dedim sen de ne yap ne et gitme görüşme bekle dur belki geçer inşallah geçer.  Sonra hava karardı seans bitti ve ben evime gittim. Biliyorum çok zor ama zihnimde aydınlanmamış yerleri ışıklandırabilirsek ve yeni yollar keyfettiğimde bakış açımın da irademin de değişeceğini düşünüyorum.

Hocam Hüseyin Kaçın'a Saygılarımla...

10
Obsesif kişilikler, başkalarına dair bilinç/bilinçaltı düşüncelerindeki kötülükler yüzünden kendilerini sürekli cezalandıran kişilerdir. Obsesif kişilerin vicdan sahibi gözükmelerinin perde arkasında vicdanlarındaki aşırılığın sebebi vicdanlarındaki bozukluğu saklama çabasıdır. Duygu dünyalarındaki kısırlığı kötü düşüncelerin zorlaması ile örtme girişimidir. Ahlak yada vicdan konusunda takıntılı olan dindarlar bu anlamda ne kadar temiz bir dini hayat sürdürmektedirler. Başkasına ahlak pazarlayan kişiler öncelikle kendi ruh dünyalarında kötülüklerle yüzleşmeyi göze almalıdırlar. Ruhsal arınma yani temizlik insanın çevresinde, ilişkilerinde değil içinde başlamalıdır. Din de ahlak da insanın içinde başlaması gereken bir olgudur. İçlerindeki kirlerden arınmamış kişilikler toplum sahnesinde temiz koltuklarda yani temiz makamlarda tertemiz ahlak sahibi kişilikler olarak yer edinebilirler. Görüntü çağında insan aldanan insandır. Kendini kaybedendir insan; fotoğraflarda, ekranlarda, sanal dünyalarda mutluluk ararken sıkılan canı ile başbaşa kalır en sonunda insan. Kendinde kendisini aramaktan başka çaresi yoktur insanın. Alınyazımızın bilinci, sırrı yine de kendimizde saklıdır. Mutluluk başkasında, başka yerlerde saklı değildir. Yüce Yaratıcı kendimizin derinliklerinde bir yerlerde gizleyerek ve gizlenerek kader imzasını atmıştır. Kendinde kendini arayanlardır sırlara erişenler. 


https://www.habervakti.com/yaratilis-bilmecesi-aynam-dustu-yerlere-karisti-gazellere-makale,1955.html

11
Marko Paşa Taciz ve Tecavüz Mağdurlarının Dertlerini Dinler Ama Derde Deva Olmaz Mı?
       

Marko Paşa Taciz ve Tecavüz Mağdurlarının Dertlerini Dinler Ama Derde Deva Olmaz Mı?

Rahmetli Mümtaz İdil yazmıştı: Böyle bir tablo varken ne kutlaması yapacağız?


 
Çocuklara cinsel taciz ve tecavüz konusunda yıllardır çaba harcayan psikolog Hüseyin Kaçın, Odatv’ye şunları söyledi: “Taciz ve tecavüz mağduru erkek çocuklarının büyük bir kısmı, kaçınılmaz olarak ergenlik döneminde pasif eşcinsel olarak kimlik edinirler. Diğer bir kısmı da, seks düşkünü erkek olarak hayatlarına devam ederler. Kız arkadaşları ile büyüleyici aşk serüvenleri diye, duygusal başladıkları ilişkilerini seksle sonlandırırlar. İlişkileri kısa sürer ve konuştukça, kız arkadaşlarının da çocukken taciz ya da tecavüz mağduru olduklarını öğrenebilirler. Çok ileri derecede olmayan taciz mağduru erkek çocukları ise ergenlik sonrası yetişkinlik dönemlerinde, genelde travestilere gitme alışkanlığı edinirler. Travestilere gitme alışkanlığı olan erkekler, çocukluklarında kendilerinden büyük erkekler tarafından dokunma ya da temas olmadan istismar edilmişlerdir. Bu istismar, tecavüz boyutunda değildir. Hatta bilinç düzeyinde unutulmuş bir boyuttadır.”

Psikolog Hüseyin Kaçın’ın anlattıklarından çıkardığım önemli nokta ise şu: Özellikle tecavüze uğrayan erkek çocukların topluma tekrar kazandırılması, başlı başına bir sorun oluşturuyor. Bunların bir kısmı “eşcinsel” eğilimlere yöneliyor, çoğunlukla da “psikopat” düzeyde insana düşman kişiler oluyorlar. Yaşadıkları travmanın acısını toplumdan çıkarmaya çalışıyorlar.


 
Yargı bile çocuk istismarı karşısında çoğu kez mağdurdan değil failden yana tavır gösteriyor. Hele ki tecavüz veya tacize uğrayan çocuk kız ise, “dişi köpek kuyruk sallamasa” mantığı çalıştırılıyor.

Üç yaşında tecavüze uğrayan çocukların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ne çocuk bayramı? Hangi çocuk bayramı? Kimin için çocuk bayramı? Elinde elma şekeri ile gezen sapıklar için mi?

(Mümtaz İdil: Böyle bir tablo varken ne kutlaması yapacağız?, 20.04.2016)

Çocukken taciz ve tecavüz mağduru olmuş kişilerin terapilerinde psikolog kimliğinizle dinleyen kişi olarak, mağdurların bilinçleri ya da bilinçaltları ile karşı karşıya kaldığınızda insanlık adına utanırsınız. Elleriniz kollarınız bağlanır; vicdanınız sızlasın mı sızlamasın mı, gözlerinizden yaşlar aksın mı akmasın mı bocalar durursunuz. İçinize soğuk bir yağmur yağar ve sığınacak bir saçak altı ararsınız ama kendinizden kaçmak isteseniz de kaçamazsınız. İnsanlar o kadar yalan, bir o kadar da duyarsız ki; pislenmiş ve kirlenmiş ruhlarıyla ‘masum çocuklara’, ‘zalim büyükler’ olmuşlar.


 
Marko Paşa bile “dert dinler ama derde deva olmaz” iken, hiçbir tarikatadamı hiçbir cemaatadamı bu konularda dert de dinlemez, derman da olmaz hale gelmişlerdir. Tekkelerde zikir üstüne zikir çekilirken, dert çekenlerin derdine derman olacak şeyh efendilerimizi, mürşit büyüklerimizi arasak da bulamayız; çünkü toplumsal sorunların çözümünde onların sözü de yoktur eylemi de. Tekkelerde zikir çekilir, dem çekilir; ama dert çekilmez. Birileri bilsin, birileri görsün, birileri duysun: İslam tarihinin büyük eğitim kurumları olan tarikatlar, artık derde derman değildir! Tarikatlar eskiden adam gibi adam, er kişiler yetiştirirken artık

erilliğimizi çalan, kişiliksizleştiren bir yapıya dönüşmüş durumdadırlar. Mürşit uçurdukça fakir fukara, garip gureba, cahil cühela bir millet oluyoruz. İlahiyatadamlarımız da televizyonlarda geleneğe küfredip yenilikçi din anlatma derdinde oldukları için, onlar da derdimize derman olamıyor.

Temizlenmek imandandır diye bedenlerimizin kirinden pasından arınmak için yıkanıyoruz fakat ruhumuzun kiri-pası katran karası olmuş; imanımız kararmış...

Çocukların Afrika çöllerinde aç kalmasına sahte gözyaşları dökerken, ülkemizin karanlık odalarında çocukların bedenleri kirletiliyor. Çocuklara taciz ve tecavüz söz konusu olduğunda üç maymunu oynuyoruz; görmüyor, duymuyor ve bilmiyoruz.

Çocuk tecavüzlerini mağdurların kendilerinden bizzat dinler ve ruhlarında sakladıkları çığlıkları duyarsanız, bunu yetkililere anlatmaya çalışsanız da asla anlatamazsınız. Mağdurların çığlıklarını, içinizdeki insanlık adına oluşan utancı duyuramazsınız. Bürokratlar tecavüz olaylarında toplumun infialinden çekindiklerinden, çoluk çocuğun namusunu değil kendi koltuklarını korumayı daha elzem görürler. Bürokratlar koltuklarının büyüsünden kendilerini kurtulamadıkları için, toplumsal sorunları doğru okuma becerisine sahip değildirler ve bunun sonucunda da toplumsal yaralar çözülmek bir yana, daha da derinleşir. Toplumun bitmeyen, ardı arkası kesilmeden artarak devam eden sorunu taciz ve tecavüzler nasıl önlenir? Bu soruna bürokratadamları ve bilimadamları makul çözümler üretemezlerse, bürokratkadınları ve bilimkadınları nasıl bir çözüm üretmeyi düşünmektedirler?


 
Mademki bilim özgür düşünmek; bilim eşitlik; bilim adalet; bilim insanlık; bilim sorulmamış soruları sormak; bilim aklın ışığında üretilen çözümdür; o halde bilim, taciz ve tecavüzler konusunda neden bu kadar sus pustur? Hapishanelere suçluları sokmak sorunlarımızı çözmüyor. Çözüm olarak mağdurların elinden kim tutacak; ruhlarındaki yaraları kim saracaktır? Mağdurların acılarını polisler, savcılar, hakimler dindirebilir mi? Katiller ve suçlular, savcılar ve hakimlerden korksa suça bulaşırlar mıydı?

Suçlular mahkeme koridorlarına düşmeden çok önce, henüz çocukken okul koridorlarında ya sorunlu yaramaz bir serseri olarak öğretmenlerini bıktırmaktadır ya da ailelerinden göremedikleri ilgiden dolayı içlerine kapanık ve öğretmenlerinin ilgisinden de mahrum bir biçimde okul koridorlarında yalnız kalmaktadır. Öğretmenler geleceğin doktorlarını, avukatlarını, mühendislerini yetiştirdikleri gibi, geleceğin katillerini ve suçlularını da okullarda yetiştirdiklerinin farkında mıdır? Müfettişler okulların boya-badanasını, bahçelerini, dersliklerini ve öğretmenlerini teftiş ederler de; öğrencilerin ruhuna terbiye adına ne verildiğini teftiş edebilir mi?

Ruhu yaralanmış gencecik çocukların acılarına ortak oldunuz mu? Mağduriyetine mahkum edilmiş insanları dinlerken çaresiz kaldınız mı? Taciz ve tecavüz bir insanlık suçudur elbet ancak sonrasında bu mağdurların acılarının dindirilmediğini görünce, mücadele azmi kazanıyor, utanıyor, kızıyor, üzülüyor ve bir o kadar da umutlanıyorsunuz.

“Fırat kenarında bir kurt bir koyunu kapsa, korkarım ki onun bile hesabı kıyamet günü Ömer’den sorulur” diyen adalet timsali büyük insanın ruhuna hasretimiz ne zaman son bulur?

“Devlet, her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamakla yükümlüdür...” Belki bir gün büyük devlet adamları, çocukların ruhlarına dokunacak siyasi çözümlere imza atarlar…

Sevgili ülkemizde bir de taciz ve tecavüz mağduru çocuklar sorunu var! Hiç konuşulmayan; konuşulmak bile istenmeyen bir sorun hem de. Bu sorunu, aile ve toplum konuşmaz; devlet ise kurum ve kuruluşlarıyla hiç konuşmaz. Suçlular yakalanırsa hapishanelerde idam edilmezler fakat ne hikmetse kendileri intihar ederler. Mağdurlar canilerce öldürülmemişlerse, ölmekten beter bir hayat yaşarlar. Ne soranları vardır, ne de ellerinden tutan şefkatli bir el. Gözyaşları içlerine akar... (Kadına şiddet, taciz ve tecavüz mağdurları, 14 Ocak 2019)


 
Fethullah Gülen’i, çocukken tecavüz mağduru olmuş bir kişi olarak düşünürsek pek yanılmış olmayız.


 
Tecavüz mağduru çocuklar, ergenlik ve sonrasında, yetişkinlik dönemlerinde psikolojik destek almadan kolay kolay kurtulamayacakları, “Çoğul Kişilik: Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu” sorunu yaşarlar.

Üniversitelerimizde tecavüz konusunda hiçbir şekilde derinlemesine ve kayda değer bilimsel çalışmalar yapılmadığı için, bu konuda ortaya çıkacak büyük sorunların çözümüne yönelik iz sürmek hiç de kolay olmasa gerek.

Son söz olarak küçük bir notla nokta koyalım. Devletler taciz ve tecavüz mağdurlarının yüzdesinin tespit edilmesi ve buna bağlı olarak iyileştirme, sağaltım çalışmalarını köklü bir şekilde neden yapmazlar? Devletlerin yasal ya da varsa yasa dışı güçleri, tecavüz mağdurlarını tespit ederlerse; erkeksi yanları baskın olanlarını mafya babası, duygusal yanları baskın olanlarını dini eğitimler vererek tarikat ve cemaat lideri, zeki olanlarını ise gerekli eğitimlerden geçirerek istihbarat servislerinde değerlendirebilirler. (Fetullah Gülen tecavüz mağduru mudur?, 22 Ocak 2019)

Taciz ve tecavüzün kızı ya da erkeği olmaz; fakat bir kız çocuğunun başına bir şey geldiğinde feminist kadınlar adliye önlerinde bayraklı, pankartlı ve flamalı eylemler yaparlar. Erkek çocukları da kız çocuklarının sayısı kadar mağdur olur ancak bu çocukların kaderi kimsesizlik ve yalnızlıktır. Cezaevlerinde, erkek yetiştirme yurtlarında, kurslarda taciz ve tecavüz mağduru olmuşsanız, derdinizi kime anlatabilirsiniz? Allah’ın adaletinden başka sığınabilecek bir adalet bulabilir misiniz?

Diller, sayfalar, satırlar “Ebu Leheb öldü” diyorlar: Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi.. Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi. Günahın kursağında Haramların peteği! (Arif Nihat Asya)

Tacizin ve tecavüzün kızı erkeği olmaz ancak tecavüz mağduru erkek çocuklar, büyüdüklerinde pasif eşcinsel olurlar. Eşcinsel olmayı kabul etmek demek; size çocuk yaşta cinsel taciz ya da tecavüzde bulunan insanı haklı çıkarmak demektir. Taksim’de her Haziran ayında ‘onur yürüyüşü’ ya da ‘onur haftası’ adı altında İstiklal Caddesi’nde sözde onurlu onurlu yürüyen milletvekilleri, bir de bu açıdan baksınlar ne adına yürüdüklerine. Ruhlarında bastırdıkları tecavüz çığlıkları anne babaları ve toplum tarafından duyulmamış çocuklar; büyüdüklerinde eşcinsel haykırışlarla topluma meydan okumaktadırlar. Kapalı kapılardan, saklandıkları yerlerden sokaklara çıkan her beş-altı eşcinselin iki veya üçü çocukken tecavüz mağdurudur ancak bu gerçeği kim bilir ya da dile getirir?

Eşcinsellik, aslında erkeğin erkeğe tecavüzünden başka bir şey değildir.
Seks bağımlısı erkekler, kadınların namuslarını bıkmadan usanmadan nasıl kirletiyorsa, eşcinsel ilişkilerde de tek eşlilik asla söz konusu olmadığından, seks bağımlılığıyla eşcinseller birbirlerinin ruhlarını; yani duygularını sömürmektedirler. Travesti yahut transseksüeller çocukken nasıl mağdur olmuştur; gören duyan bilen var mıdır? Aile Bakanı; fahişelerin, travestilerin dertlerini dinlese de derman olabilir mi?

Sayın Cumhurbaşkanımız;

Recep Tayyip Erdoğan,

Kral Çıplak: Mavi Balina oyunu bir oyun değil, çoluk çocuğu intihara sürükleyen bir emirler zinciridir. Anne-babalar çocukları intihar ettikten sonra ağlıyor, sızlıyor ama giden gitmiştir. Ateş düştüğü yeri yakmıştır artık. Çoluk çocuğumuzu öldürmeyen ama süründüren bir o kadar tehlikeli bir durum daha vardır: On üç, on dört, on beş, on altı yaşında, yani reşit olmamış çoluk çocuk, gay sohbet sitelerinde kendinden büyük sapık ve sapkın adamlarla sözde kendi istekleri ile konuşuyor, buluşuyor ve erotik ilişkiler kuruyorlar. Mavi Balina’da çocukların bedenleri ölüyor, gay sohbet sitelerinde ise ruhları. Porno bir insanlık suçudur. Çoluk çocuk, gay sohbet sitelerinde fuhşun kurbanı oluyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı detaylı bir inceleme yaptığında açıkça ortaya çıkacaktır ki Facebook, Twitter, Instagram sitelerinde taciz, tecavüz, eşcinsel, lezbiyen ve ensest ilişkiler kaygı verici bir boyutta yaygınlaşmaktadır. Artık çocuklar sokaklarda oyun oynamıyorlar, millet bahçelerinde, okul kütüphanelerinde kitap okumuyorlar. Anne babaların bilinçsizliğinden faydalanarak can sıkıntılarını erotik, yetmezse pornografik arayışlar ile gidermektedirler. Uyuşturucu bağımlılığı, sigara ve obezite ile mücadele eden İl Sağlık Müdürlükleri, Yeşilay gibi kuruluşlar, bu konuya yetiştirilmiş yetkin uzmanlarla acilen el atmalıdırlar. Devlet, demir yumruğunu yeni nesillerini korumak adına porno sitelerine en sert şekilde indirmelidir. Kısır siyasi çekişmelerin gürültüsü arasında taciz ve tecavüzün sesi pek çıkmamaktadır. Unutulmamalıdır ki mağdur çocuklar korkutulur ve susturulurlar; sesleri hiç çıkmaz. Bu çocukların davranışlarından şüphelenen ya da anlayan anne babalar, öğretmenler olursa belki son bir şansları olabilir.

‘Devleti’ yaşat ki ‘Millet’ yaşasın diyorsak, çocuklarımızı post-modern çağın bela ve musibetlerinden koruduğumuz oranda güçlü devlet oluruz. Yüzleri gülen çocuklar yetiştirirsek, ülkemizin de geleceği parlak olacaktır. Aksini düşünmek bile istemiyoruz.

Sadizmin Babası Marquis de Sade’ın ahlaksız hayatını aratmayan sapıklar ve sapkınlar artık her yerdeler. Pavyonlarda, barlarda, genelevlerde kaç mağdurun hayatı kararmaktadır? Lut ve İbrahim Peygamberler devrinde, Filistin diyarının türlü ahlak bozukluklarıyla Tanrı’nın gazabına uğramış iki büyük şehri olan Sodom ve Gomore, artık İstanbul’un da Ankara’nın da İzmir’in de Konya’nın da Edirne’nin de; yani tüm şehirlerimizin de diğer adıdır.
Hem bilim, hem eğitim ve hatta devlet de bu konuda üç maymunu oynamaktadır.

Bilim görmemiştir.

Eğitim duymamıştır.

Devlet bilmemiştir.

Çocuklar mağdur olmuşsa;

Allah’ın adaletine muhtacız.

huseyinkacin@hotmail.com

Psikolog www.huseyinkacin.com


https://www.habervakti.com/marko-pasa-taciz-ve-tecavuz-magdurlarinin-dertlerini-dinler-ama-derde-deva-olmaz-mi-makale,1384.html?fbclid=IwAR001mjyDefQZHZ9fhxMyq8yHm7dyA9IKhJJfu1NrlN8552VVfiUveVsqDQ

12
Cuma hutbeleri ve insan psikolojisi
       
Psikolog Hüseyin Kaçın

Muhafazakar yada dindar insanların her cuma günü bir sorunları vardır. Kimse bugüne kadar açıkça dile getirmeye cesaret edemediğinden bu sorunun adı bile konulmadığı içindir ki çözümü de bulunmaz. Her cuma günü, cuma namazında imam-hatibin okuyacağı hutbe genelde herkes için bir derttir. Okunan hutbeler bir yere kadar dinlense bile bir yerden sonra dikkat dağıldığı için dinleyenler açısından sıkıntılı bir süreçtir. İnsan psikolojisini tatmin etmeyen bir şeyler söz konusudur. Hutbe dinleyenlerin yüzlerini dikkatle incelersek ortada bir sorun olduğu kesindir. Vaazlarda hutbeler kadar sorun olmayabilir. Vaaz veren kişilerde hitabet yeteneği yerinde ise dikkat çekici konulara girildiğinde ilgi sarsılmamaktadır.

Bir öğretmenin sınıfta verdiği dersi anlatarak değilde elinde bir kağıt parçasından okuyarak verdiğini düşünürsek her öğrenci bir yerden sonra can sıkıntısından halden hale girecektir. Kesinlikle sınıfın disiplin sorunu ortaya çıkacaktır. İmam-Hatibin elinde bir kağıt parçası ile minberde bulunması dersine hazırlıksız girmiş öğretmen gibi olmasıdır. Dinin, insanı sıkan ve geren değil huzur ve mutluluk veren bir olgu olması gerekmez mi?


 
Sorunu ortaya koyduğumuz gibi çözümünü de ifade etmemiz kaçınılmazdır. Yüce Peygamberimizin hadisleri kısa ve öz olarak okunursa dinleyenler açısından daha öğretici olacaktır. İkinci önerimiz ise daha anlamlı olsa gerek. Her cuma namazında hutbede bir sayfa Kuran-Kerim meali okunursa; Allah sözü dinlemek bakımından dikkatlerimiz daha keskin olacaktır. Her hafta bir sayfa meal dinlemiş olsak ömrümüz boyunca kendiliğinden dinleyici olmak bakımından Kuran hatmedilmiş olacaktır.

Merzifonlu Kara Mustafapaşa Camii veya Vezir Camii; İstanbul Suriçi Sirkeci Hocapaşa Mahallesi, Hüdavendigar Caddesi Vezir Camii çıkmazında 1670 tarihlerinde Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sirkeci Gar meydanının en güney noktasından da merdivenlerle çıkılır. Zira Gar binası ve önündeki meydanın düzlüğünden caminin bulunduğu platform 4-5 metre daha yüksektir. Cami meydandan rahatça görülmektedir. Sokağın devamında ise tramvay yolu bulunmaktadır. Bu camii 1670 tarihlerinde mescit olarak inşa edilmiştir. 1829 yangınında tahrip olmuştur. 1831 yılında yeniden Minberli olarak camii şeklinde inşa edilmiştir. 1865 yılındaki Hocapaşa yangınında zarar görmüş olmasına rağmen ayakta kalabilmiştir. 1928 tarihlerinde ise tahrip olduğundan dolayı yıkılmıştır. Arsasını vakıflar bir Çayhaneye kiralamıştır. O çayhane zamanla büyüyerek sahne ilave edilip bir Gazino olmuştur. İsmi de Anadolu Saz Evi olup, Anadolu’dan gelenlerin rağbet ettiği ünlü bir pavyon olmuştur. 1978 yılında gazino yıkılmıştır. Vakıflar tarafından 1985 yılında bugünkü camii yeniden yaptırılmıştır.


 
-Sirkeci tren istasyonu giriş kapısındaki Merzifonlu Camisi 1927 yılında satılarak cami olma özelliği ortadan kalktı.


 
-Sirkeci camisinde mimari değişiklik yapanlar önce minareyi yıktılar sonra da kubbeyi

-Sirkeci sazevi adıyla içkili, dansöz gösterileri yapılan bir fuhuş ve eğlence merkezine dönüştürüldü.

-1980’li yıllarda çevre esnafının Turgut Özal’dan “yeniden cami olarak yapılması” istekleri olumlu karşılandı ve Merzifonlu camisi yeni baştan yapıldı.

1991-1995 yıllarında İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümünde okurken yaz tatillerinde yukarıda bahsettiğimiz dert, derdim olmuştu. Çözüm olarak Edirne'den 08:30 trenine binip 13:30 da Sirkeci garında oluyordum. Merzifonlu Kara Mustafapaşa Camisi İmam-Hatibi Ali Mazak'ın cuma vaazını ve hutbesini dinlemek için bu zahmete katlanıyordum. Ali Mazak ne yapıyordu diğer hocalardan farklı olarak. Hutbede Hz Fatma ve Hz Ali'nin karı koca konuşmalarını anlatıyordu. Hz Fatma rüyasında sevgili babasını görmüş ve bunu Hz Ali'ye anlatıyor. Karı koca bu rüyayı Hz Fatma'nın yakında vefat edeceğine yoruyorlar. Bu esnada Hz Hasan ve Hz Hüseyin dışarda oyun oynuyorlar. Hz Fatma ve Hz Ali'yi bu anlatımlarda insan yönüyle algılıyorsunuz. Ali Mazak'ın gözleri yeteri kadar nemleniyor; şov amaçlı ağlak ağlak konuşan kibir budalası hocalardan farkını ortaya koyuyor. Ertesi hafta İmam Azam'ın hayat hikayesini dinliyorsunuz. En ağlak vaazlar veren malum kişi Fetullah, kitleleri sahte gözyaşları nasıl da uyuşturmuş. Bunu da unutmayalım asla.

Yıldız Kenter; Ben Anadolu oyununu monolog olarak sahnede tek başına sergiler. Sahnede tek başına oynayan bir oyuncuyu izlemek için seyirciler bilet gişelerinde sıraya girmektedirler. İşte Yıldız Kenter gibiydi Ali Mazak hutbede. Dinlediğimiz bir hutbe aslında bir gerçeğin tarihin derinliklerinden çıkartılarak gözümüzün önünde sergilenmesiydi. İtiraf ediyorum Ali Mazak'a olan bu derin sevgim sarsılmasın diye kendisi ile bilerek bugüne kadar tanışmadım. Bu bilgili ve görgülü adam ömrünü camide geçirecek gibi durmuyordu. İlk önce Eminönü Belediyesi'nde yönetici oldu daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı Müdürü oldu. Şu an kendisi Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Erdek MYO Müdürü, Yönetim Organizasyon Bölüm Başkanı olarak görevini yürütüyormuş. Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş'dan ricamız camilerin imam-hatiplerinin Ali Mazak tarafından eğitimden geçirilmesidir.

Sesimiz Ankara Diyanet İşleri Başkanlığı koridorlarını aşıp Prof. Dr. Ali Erbaş'ın dikkatine ve kulağına erişir mi bilinmez? Umutsuzca beklemeye devam edelim. Yıllar geçiyor, köprünün altından sular akıyor, Garp cephesinde değişen bir şey yok.

Bu memlekette insan psikolojisine vakıf bürokratlara ve yöneticelere ihtiyacımız şiddetli bir şekilde artıyor. Memleketimden insan manzaraları'na bakarsak toplum olarak ruh sağlığımıza dair bilgiler edinebiliriz. Öğretmenlerin ve İmam-Hatiplerin insan psikolojisine dair bilgileri yoksa o toplumun geleceğine dair kaygılanmamız gerekir.

Kalın sağlıcakla....

huseyinkacin@hotmail.com

Psikolog www.huseyinkacin.com

https://www.habervakti.com/cuma-hutbeleri-ve-insan-psikolojisi-makale,1144.html


13
Yaşasın aşk, yaşasın özgürlük
       
Psikolog Hüseyin Kaçın

Görerek sevmek, işiterek sevmek, kokunla sevmek, dokunarak sevmek ve tadınla tuzunla seni sevmek...

İnsanlık bir kuşatma altında, devletler arası ekonomik ve siyasi savaşların boyunduruğunda insan, insanlığından uzaklaşıyor...


 
"Boyunduruk veya nir; arabaya koşulan hayvanların birlikte yürümesini sağlamak için boyunlarına geçirilen, çoğunlukla m şeklindeki tahta çerçeve. Genellikle boyun üzerine yatay şekilde yerleştirilen bir çubuk ve boynun her iki yanına sarkan çubuklardan (zelve) meydana gelir. Tek hayvana takılan nal şeklinde boyunduruklar da mevcuttur. Hayvanların boynuzuna takılan boyunduruklara da rastlanır."

Kapitalist Tüketim; reklam ve pazarlama boyunduruklarıyla önce bedenlerimizi esir alır ve sonra da yavaş yavaş ruhumuzu kemiren görünmeyen bir şeytana dönüşür. Ruhumuzun tüm iyilik melekelerini yitirmeye başlarız ve kötülük, kanserli hücrelerin çoğalması gibi insanı hayata bağlayan insani bağışıklık sistemimizi çökertir.

Kapitalist sistem, insanlığın nelerini çaldı neler kaybettirdi? Kapitalizm ruh emicisi bir vampirdir.

Sevgimizi çaldı, iyiliklerimizi çaldı, en özeti ruhumuzu çaldı. Ruhu emilmiş posası kalmış bedenimizi hastalıklı ve ağır bir yük olarak bıraktı sadece bize. Hazlarımız, tutkularımız, hırslarımız bedenlerimize yarına kalmayan bugünlük tatminler sağlıyor. Bedenlerimiz bitkin mi düştü sağlık yaşam ve dengeli beslenme uzmanları hemen televizyonlarda her derdinize deva reçetelerle karşınızdadırlar. Çocuklarınız çok mu yaramaz, baş edemiyor musunuz hiç sorun değil hiperaktif çocuklarınız için psikologlar, pedagoglar, psikiyatristler seçin beğenin birisini derdinizi hemen çözersiniz o da sorun değil.

Yaşasın Kapitalizm!

Yaşasın Özgürlük!

Yaşasın Adalet!

Yaşasın Demokrasi!

Yaşasın İnsanlık!

Kapitalist sistem göstererek sevdiriyor, en erotiğine kadar görüyorsunuz sevdiğinizi. Sevginizin mahremiyeti kalmıyor. Bir an önce sevdiğinizi yatak odasına götürmenin tilki sinsiliklerini öneriyor. Teknolojik çözümler üretiyor sevginize ve işittirerek sevdiriyor. İşittikçe konuştukça, mesajlaştıkça tükeniyor sevginiz ve ayrılıyorsunuz ve boşanıyorsunuz. Reklam ve pazarlama sektörü sizi gözünüzden ve kulaklarınızdan yakalıyor. Boyunduruk altına giriyor ilişkileriniz... Sevgisiz aşklar aslında sözde aşklar yaşıyorsunuz.

Ruhunuz yoksa sevdiğinizi kokusunu içinize çekemezsiniz.

Ruhunuz yok olmuşsa sevdiğinize dokunamazsınız.

Ruhunuz kaybolmuşsa ilişkilerinizin tadı tuzu kalmamıştır.

Beş duyu organından üçünü de kaybettik insan...

Beş eksi üç elde kaldı iki görmek ve işitmek...

Reklam ve pazarlama sektörü kadına erkek, erkeğe kadın pazarlıyor.

Pazarlanan aşklar, reklamlanan ilişkiler...

Özgür ve mutlu insanlar dünyası...

"Sözlerin en güzeli Allah'ın kelamı; yolların en doğrusu, Muhammed'in yoludur."

Ruhumuzu çağıralım ama nasıl? İlişkilerimizi yaşarken sen ben ilişkisi olarak değil; seni Allah'ı severcesine sevmeliyim. Seninle değil sadece Muhammet peygamberimizde yanı başımızda ikimize konukmuşçasına, yanıbaşımızda imişçesine gibi konuşmalıyım seninle. Yani dostum, özetlersem can kardeşim, Allah adına Muhammet aşkına sevmeliyim seni.


 
Kapitalizmin istediği gibi değil Allah'ın dediği gibi; Hz. Muhammedin davasınca yaşamalıyız ilişkilerimizi, öyle sevmeliyiz birbirimizi.. Aşkla, inançla ve bilgiyle seversek özgürleşeceğiz. Ellerimiz ellerimizde ise mutluluk yakın bize.. İlla ki aşk; İlahi Aşk...

https://www.habervakti.com/yasasin-ask-yasasin-ozgurluk-makale,1262.html?fbclid=IwAR27Yf7QZr0Qhsd2C2QIa6kZOuny7aOWC9JcwCGosJlyKf6LtqXiU89gXRU

15
Genel Tartışma / İlahi aşk ateşi Psikolog Hüseyin KAÇIN
« : 18 Şubat 2021, 09:52:06 ös »
İlahi aşk ateşi
       


Sevgili Milletim!

“Hikmet, değerli bilgiler müminin yitik malıdır" dedi o yüceler yücesi insan. Sağır olduk millet olarak o kutlu sesi işitmez, duymaz olduk.

Yüce bir millet olan milletimiz, asırları kuşatan büyük devletinin yıkılış acılarını; kahramanlıklarla kurulan yeni devletinin kuruluş sancılarını yaşarken tarih ve kültürel yani medeniyet bağlarından kopartılarak

sosyolojik ve psikolojik hastalıkların pençesine sinsice düşürülmüştür. Batı, bıkmadan usanmadan çabalayan düşmanımızdır. Batı, bıkmadan usanmadan feth etmemiz gerektiğini düşünmemiz gereken ülkümüzdür.


 
Batı, kavramlarını bilim kisvesi adı altında soktu düşünce dünyamıza ilkin truva atı olarak. Kavramlarımızı kaybettik ilkin.. 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Kurtuluş Savaşı ile son destanını yazan milletimiz " şehadet " kavramını unuttu! Son otuzdur kırktır gecen yıllar içerisinde genç nesiller birbirine düşmanlaştırılırken " şehit " olmanın bilincinden yoksunlaştırıldı. Ali'ler Ali, Hüseyin'ler Hüseyin, Hasan'lar Hasan olma rüyası görmez oldular artık. Ülküsü kalmayan bizim gençlerimizle Tuna nehri artık konuşmuyor. Şanı büyük Osman Pasa; Plevne'den çıkmakla kalmamış Balkan'ların da adı unutulmuş gitmiş. Balkan rüyası görmez olduk artık millet olarak.

Elveda Rumeli... Elveda Balkanlar..

Elveda Bağdat... Elveda Şam...

Mekke Medine rüyamızda yakında çalınırsa, ellerimiz kalblerimiz boş kalırsa şaşırmamak lazım...

Türk, Kürt, Çerkez ırkları; kadın erkek hakları ayrımları, cinsel kimlik-cinsel özgürlükler gibi kavramlar Batı sosyolojinin düşünce dünyamıza dayattığı kötücül ayrıştırmalardır. Bizi bizden koparan kavramlardır. Batı'nın sosyolosinin esiri olmamak gerek.

Kaybettirilmek isteniyoruz...

18 Mart, bize yeniden bir daha yeniden "şehit" olma kavramını hatırlatmalı. Çanakkale'de şehit olmayı göze alarak geleceklerini din, iman, vatan, millet aşkı için feda eden tüm lise öğrencilerinin bilinçlerini

gençlerimizin ruhuna aşılayacak eğitim sistemini yeniden yapılandırmalıyız. Kariyerleri adına soru bankalarının içinde ruhlarını kaybetmiş gençlik, biseksüel miyim deist miyim arayışlarına boğulmuş gençliğimiz  kimlik sorunlarından öteye bir yol bulamaz.

Çanakkale şehitleri bu milletin tarihin göğsüne taktığı en altın madalyalardan biridir... Ayşe'lerin, Fatma'ların, Zeynep'lerin kınalı kuzuları doğdukça, bu milletin ruhu hala bilincinde olsa da olmasa da şehit kanlarından güç almaktadır. Bedir Savaşı ile başlayan bu ilahi aşk ateşi, Çanakkale Destanına değin hala sönmemiştir ve söndürelememiştir.

https://www.habervakti.com/ilahi-ask-atesi-makale,1265.html?fbclid=IwAR119NbsVVJK6GJalbews8AnPPIraMb6hHfbT9_7Ti_w6NL_ik0qXUpaJCQ


Sayfa: [1] 2 3 ... 77