İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 70
1
Hüseyin KAÇIN / CANIM
« : 10 Ocak 2020, 10:31:51 »
CANIM

çocuklar sevginin olmadığı yerde
acılarla büyürmüş
hüzün kokarmış gözlerinin içi

benim küçük ellerim olurmuş
senin büyük yüreğine dokunan

eksik yanları olurmuş insanın
sen'inle birleşen içten içe kaynaşan
acılara direnen bir sen olurmuşum
sıkı sıkı hiç bırakmamacasına
sarılırmışım sana
canım olurmuşsun bana

10 Ocak 2020
11:00
Edirne

2
Merhaba, ben Metin A. Üniversite bir öğrencisiyim. .........   Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyorum.  Durumumu zaten biliyorsunuz. Ben çekingenç ve utangaç birisiydim, ortamlara  ve değişkenlere alışmam uzun sürdüğü için hayatımın monoton gitmesinden memnun birisiydim. Annemle babam kavga ettiklerinde içimde çok büyütüyordum sanırım çünkü abim her anne babanın ettiği normal kavgalar olduğunu söylemişti. Ama ben o zamanlar abim gibi düşünmüyordum. İlkokul yıllarım gayet iyi geçti. İlkokulda bu durumumun olduğunu hatırlamıyorum. Ortaokula geçerken okul değiştirdim ve her şeyin orda başladığını düşünüyorum. İlkokulda kimse ergen değildi cinsel olaylar hakkında en ufak bir fikrim yoktu ama okul değiştirince düştüğüm sınıftaki herkes ergenliği zirvelerde yaşıyordu, herkes ergen ergen, cinsel espriler yapıyor ve düşünme tarzları sadece bu yönde çalıştığı için hiç arkadaş edinemedim, herkes, dedikleri cinsel şeyleri anlamadığım için benle dalga geçiyordu yaptığım hareketleri gene cinsel olaylara bağlayıp alay ediyorlardı. Ama asıl korkum beden salonundaki erkek soyunma odasıydı. Herkes birbirinin vucudundan cinsel espriler yapıp dalga geçiyor ve ben orada ustumu cikarmaya korkuyordum. Başlarda benle dalga geçince rehberliğe şikayet ettim ama gene de ben tuvalet kabininde üstümü değiştiriyordum. Sanıyorum ki bu olaylardan dolayı artık başkalarının yanında tişörtümü bile çıkartamıyorum. Bir gün gene kabinde üstümü değiştirirken içeri bir kaç erkek girdi. Ben hala kabindeyim ama benim kabinde olduğumu bilmiyorlardı. Ve seslerden anladığım kadarıyla birbirlerine cinsel temaslarda bulundular. Ben de hemen kabini açıp koşarak kapıdan çıktım hiç bakmadım o tarafa. Ortaokulda bir çocuk vardı aşırı sapıktı ama ona bulaşanlara cinsel espriler filan yapıyordu sadece. Yalnız takılıyordu ve ben de onla arkadaşlık kurdum. Çünkü bu cinsel meseleleri artık öğrenmem lazımdı. Çocuk bana her şeyi anlattı. Sonra çocukla çok bir iletişime geçmedim. Diğer sene ise sınıfa yeni bir çocuk geldi ve benim ilk halim gibiydi. Hemen onla arkadaş oldum ve ortaokul bitene kadar onla takıldım. Herkes ikimizi alaya alıyordu ama biz hiç tepki vermeyip bir şekilde ortaokulu bitirdik. Bu ortaokulda yaşadıklarımı neden aileme anlatmadığımı hiç bilmiyorum. Tamamen gerizekalılık yapmışım. Aileme söylemeyip evdeyken gayet mutluluk saçtığım için hiç fark etmediler bile. Her şeyi içime atıp dışarıya hiç bir şey yansıtmadım. İşte sonra lise hayatım başladı. Babam öğretmen ve onun okulunu kazanmıştım. Ortaokuldaki gibi arkadaşsız kalmayım diye çok uğraştım ve sonunda bütün sınıfla iyi geçiniyordum. Daha samimi olduğum kişiler de vardı ama genelde hep kızlarla takıldım. Sınıfta oturduğum sıra ve çevresi hep erkekti ve onlarla gruptum ama tenefuslerde beden eğitiminde filan hep kızlarla konuşuyordum. Kızlarla konuşmaktan daha çok hoşlanıyordum her ne kadar erkeklerden oluşan bir grubum olsa da. Ve tabi ben de ergenliği yaşamaya başladım. Bu durumum ne zaman nasıl başladı hatırlamıyorum ama 9. Sınıf ve sonrasında bu durumumun olduğunu biliyorum. Ve 9. Sınıfta tahmin edeceğiniz videoları izlemeye başladım ama normal erkek ve kadının olduğu videolari hiç izlemedim. Durumumu bildiğim için direkt diğer videoları açtım. Ve bu durumumun normal bir şey olmadığını biliyordum ama durumumu hiç önemsemedim. Günlük yaşantımda o kadar etkisi olmuyordu ve ilerisini hiç düşünmedim. Aileme söylemeği hiç düşünmedim. Böyle bir şeyi söylemeyi özellikle benim gibi biri hiç cesaret edemezdi. Ve bunun bir sınav olduğunu, çaresinin olmadığını, hayatımı böyle devam ettirmek zorunda kalıp ilerde hiç aile kuramıyacağımi düşündüm. Dediğim gibi bunun üstünde hiç kafa yormadım, hiç önemsemedim. Ailemin beni ergenlik yaşlarımda takip ettiğini düşünüp internetten de araştırmadım, biyolojide de hormonları işlerken bu durumun östrojen testesteron hormonlarının miktarıyla ilgili doğuştan gelen bir bozukluk olduğunu öğrenince tek nedeninin bu olduğunu düşünüp ekstra bir araştırma yapma gereği duymadım. Lisedeki beden eğitimi soyunma odası gayet normaldi herkes günlük konulardan konuşup üstlerini değiştirebiliyorken ben ortaokulda yaşadıklarımdan dolayı ne onlara bakabiliyordum ne de üstümü değiştirirken rahat davranabiliyordum. Sırtımı onlara dönüp duvara bakarak hemencecik üstümü değiştirip direkt çıkıyordum odadan. Herkesle iyi geçiniyordum ama tabi daha samimi olduğum insanlar da vardı. Birlikte oturduğum erkek arkadaşlarımdan daha samimi olduğum iki kız vardı. En samimi olduğum kişi ise o iki kızdan birisiydi. Kızlarla rahatlıkla konuşabiliyordum onlara karşı cinsel bir dürtü hissetmiyordum. 10. Sınıfta animeye ve league of legends'a başladım. Çocukluktan ise resim yapma hobim vardı. Animelerde hep favori karakterim kadındı neden bilmiyorum ama güçlü ve güzel karakterlere bayılırdım. League of legends'da çoğu zaman kadın karakterleri oynardım çünkü o karakterler bana daha çekici gelirdi. Resim çizerken de hep kadın çizerdim erkek çizmekten hiç eğlenmezdim. 10. Sınıfın sonlarında o tür videolar izlemeyi tamamen bıraktım. Youtubeden izlediğim dini bir video beni çok etkileyip korkutmuştu. 11. Sınıfa geçtiğimde ise derslerim biraz yoğunlaşmıştı. 12. Sınıfta koleje geçtim. 12.sinifta baya ders calistim, her gunum ders calismakla gecti, bu yuzden artik bu durumumu düşünmez oldum. 12. Sınıfın sonunda artık cinsel isteklerim ve dürtülerim eskisi kadar kalmamıştı. Konyayı kazandığımda hafif bir korku yaşamıştım. Erkek yurdunda kalacağım için cinsel isteklerimin eski gücüne kavuşacağı için korkmuştum. Ama çok düşünmedim, bilimcimde hep arkalara atıp universite başlıyana kadar anime izleyip bilgisayar oynadım. Evden dışarı çıkmaktan hoşlanmazdım ailem bile beni evde zor görürdü. Ya bilgisayar odasında oyun oynardım ya da odamda anime izleyip telefonla uğraşırdım. Tek başıma vakit geçirmek benim için en iyisiydi yalnızlıktan hoşlanırdım. Yurda geçince ise cinsel isteklerim sandığım kadar artmadı. Hafif bir artış yaşadı ama kendimi hemen toplayıp gene eski güçsüz haline getirmeyi başardım. Ablam da konyada okumuştu. Benim oraya kazandığım belli olunca orda bir iş buldu. Ama işi kesin olmadığı için ev tutmadık ve ikimizde yurtlarda kalıyoruz. Evden ve ailemden hiç ayrılmamış biri olarak ablam sayesinde konyaya alışmam çok daha rahat oldu. Abimle de iyiydim ama benim bu büyüme zamanlarımda bursada okuduğu için hep ablam yanımdaydı ablamla daha samimiydik. Bir gün gene ablamla buluşunca bir anda söyleme isteği geldi. Bu isteğin nasıl geldiği hakkında hiç bir fikrim yoktu ama madem benim gibi cesaretsiz bir insana kırk yılda bir bu istek geldi  değerlendirmem gerektiğini düşündüm ve söyleyiverdim. Sonra abime anneme ve babama söyledim. Sonra abimin yaptığı araştırmalar neticesinde sizi bulduk. Aileme söyledikten ve sizle buluşuna kadar kendimde şu değişiklikleri yaptım
-Saçım uzundu kestirdim.
-Kızlarla kurduğum ortamları bırakıp hep erkeklerle takılmaya başladım
-Numaramı değiştirdim eski arkadaşlarımdan sadece en samimi olduğum kızla sıra arkadaşım olan erkek kaldı
-Az da olsa gelen cinsel dürtüler olduğu zaman eskiden erkekleri düşününürdüm, şimdi ise başka konuları düşünmeye çalışıp kendi kendine geçmesini bekliyorum
-oda arkadaşlarım odada olmalarına rağmen üstümü değiştirmek için kabine girmemeye başladım


https://www.aydinlik.com.tr/bilim-insanlari-escinsel-geni-diye-birsey-yok-bilim-ve-teknoloji-agustos-2019

3
Hüseyin KAÇIN / MÜTEŞEKKİRİM
« : 30 Kasım 2019, 06:36:59 »
MÜTEŞEKKİRİM

kar havasında sokakta kalmış çocuklar gibidir
gözümün yaşında sakladıklarım
acıya acıkmış yürekleri kim sevebilir?

kandan günahtan içimde biriktirdiklerim
kinimi yendim de sevdim bir kere
kimselere karışmadan bir başına
kimsesiz kaldım da sevdim bir kere

hayat dediğimiz şey de acıdan besler bizi
büyütür kan ter içinde kalsak ta

büyüdük işte kimi kimsesiz
yüreksiz kalmaktansa
sevgisiz aşksız kaldık işte...

çocukların yürekleri neden temizdir bilir misin?
şükran borçludurlar acılarına da sevinçleri kadar
yüreklice yaşamaktan usanmadıkları için

kar havasında sokakta kalmış çocuklar gibidir
gözümün yaşında sakladıklarım
acıya acıkmış yürekleri kim sevebilir?

kimseler sevmese de
ben bir kere de olsa
sevdim işte...

29 Kasım 2018
23:05
Edirne

4
Nasıl bir şey biliyor musunuz?
Eşcinsel hissetmek farklı bir şeydir, anlaması zordur; hatta insan tüm yaşantısını bir şekilde buna göre dizayn etmek ister. Mesela kendimden örnek verecek olursam; ben tiyatro oyunculuğu hayalleri kurana kadar, hep bir şekilde çok para kazanırım, ailemden hatta bu ülkeden uzaklaşırım ve istediğim gibi cinselliğimi yaşarım gibi çözümler üretiyordum kendime içten içe. Ama bu tecrit edilmiş, içine kapatılmış bir hayat hayali idi aslında. Kim ne derse desin, ben eşcinselliği hiçbir zaman doğal bir durum gibi karşılayamadım aslında. Çünkü sevdiğim ile göğsümü gere gere el ele tutuşmak, herkese onu ne kadar sevdiğimi anlatmak ve belki birlikte istediğimiz her yere gitmek istedim, hep her yerde
aşkımızı yaşayabilelim. Eşcinsel aşk ve aşk sandığımız şeyler veya eşcinsel ilişkiler hiçbir zaman bu noktada olamaz. Eşcinsel ilişkide üreme yaşayamazsınız mesela. Bu beni hep düşündürürdü. İnsanın en büyük emellerinden bir tanesi ve belki de onu tamamlayacak en önemli şey üremesi, soyunun devamı, onu yalnızlıktan kurtaracak bir çare aslında yaşlılığı için. Ancak bu eşcinsel ilişkide mümkün olmuyor.
Daha sonra eşcinsel ilişki düşünelim; çok etkilendin, barda karşılaştın ve seks yapmak istiyorsun ama nasıl? Anal seks denediğinde öncesinde bir hazırlık yapman gerekiyor diye biliyorum çünkü o bölgeden affedersiniz ama sıçıyorsun lan! İleri yaşlarda dışkını tutamamana sebep oluyor mesela. Yani bunların bütünü de benim için hep insanın anatomik yapısına aykırı düşen ve hiç kimse tarafından da reddedilemeyecek sebeplerdi. İnsanlar şunu diyebilir; “Bırakın bu eşcinselleri diledikleri gibi yaşasınlar.” İnanın ben de bunu düşünüyorum; yaşamak isteyen dilediği gibi yaşasın, insanlar istediklerine inansınlar, istedikleri gibi yaşamlarını sürsünler, istedikleri gibi cinsel yönelimlerini veya tercihlerini yaşasınlar, asla buralarda değilim. Ancak ben bunu isteyemiyorum işte. Eski saplantılı aşklarım bana mutluluk vermedi ki. Yalnızca bir insan olarak o çok yüksek duyguları tatmış olmam, daha sonra işime yaradı yapmaya çalıştığım bazı işlerde. Şuna da karşıyım; insanlar herkese karşı farklı bakarken birer sevgi pıtırcığı, anlayış abidesine dönüşürken, eşcinsel duyguları olan insanlara sanki dünyanın en iğrenç insanları gibi, onlarla arkadaşlık dahi yapılmaz gibi; hatta saldırışa geçen davranışlar sergiliyorlar. Ve ne yaptıklarının farkında bile değiller. Belki bu tavır hakim olmasaydı eşcinsellik şu anda çok daha rahat konuşulabilen, irdelenebilen bir durum olsaydı, belki de insanlar doğalarının gereği gibi yaşama haklarının sonuna kadar peşinden gideceklerdi. Ama bu insanlar iyileşmek isteseler de, yaşamak isteseler de her zaman kendi kendilerini, kendi yaşamlarını sansürlemek bir şeyleri saklamak, bir şeyleri herkesten izole bir şekilde yapmak zorunda bırakılıyorlar. Ve bence esas hastalar bunlar!!! İnsanların farklılıklarına öcü gibi yaklaşanlar kendi dini görüşleri, kendi hayat görüşleri, kendi cinsel eğilimleri veya bir zorluk, sıkıntı karşısında kendi takındıkları tavır dışında bir şey yapan veya söyleyen insanlara öcü gibi yaklaşan ve bence dünyada insanlaşma evrimini tamamlayamamış varlıklar dünyanın esas problemi gibi geliyor bana.
Evet LGBT gibi kuruluşlara kendimi hiçbir zaman yakın hissedemedim, onları açıkçası kınamadım da; insanlar bir noktada bir görüş veya eleştiri veya yaşam tarzlarını toplumun kalanına ifade edebilmeliler. Çünkü toplumda bir tabanı var bu insanların ve bu insanlar da toplumun bir parçası. Ancak tıpkı esrarın yasaklanması gibi eşcinsellik olayı da dünyada kasıtlı olarak hep ısıtılıp ısıtılıp insanların zihnine yerleştirilmeye çalışılmış ve LGBT gibi topluluklardaki acılar yaşayan, toplumdan dışlanan ve aslında baksalar da, arasalar da kendilerini anlayabilecek LGBT gibi topluluklardan başka bir mecra bulamayan insanlar buraları dolduruyor ve bir şekilde o topluluğa güç kaynağı oluyor. Ancak LGBT
demek, eşcinsel duygular taşıyan ve hatta ve hatta gey olan, lezbiyen olan, biseksüel olan tüm bireyleri temsil eden bir kurum demek değildir. LGBT gibi kuruluşlar tüm eşcinsellik yaşayan kişileri temsil etme hakkına sahip değildir. Bu düşünce hissiyat tacizine girer.
Çünkü LGBT’de aslında bir yaşam modeli var. LGBT derken tüm bu tarz kuruluşları
kastediyorum. Ve bu yaşam modeli herkese uymak zorunda değil. Herkesi kapsamak zorunda değil. Ve herkes LGBT’ye destek vermek, hoş karşılamakla eşcinsellere hoşgörü, anlayış sağlamış olmuyor.
Hornet gibi uygulamaları düşünüyorum; gerçekten iğrenç ortamlar, iğrenç konuşmalar ve aptalca profillerle dolu. Ya çok fazla özgüveni yüksek, duygularından arınmış, herkesi sikebilirim, sizi sikmemi istiyorsanız adam olun diyen tipler ya da kendini yokmuşçasına sikilecek bir obje olarak gören tipler arasında gidip geliyor profiller. Nadiren de olsa iki sohbet edebileceğiniz insanlar da var. Herkes bir şekilde sansürlü ve gizli vs. vs. vs. Tüm bunlar bir şeylerin doğallığını bozan durumlar aslında. Chat sitelerine bakın, kur yapma flörtleşme diye bir durum asla olmaz; hemen “şuranı aç”, “şunu yap”, “bunu yap”, “şöyle düşün”, “böyle düşün”, gibi olaylar gerçekleşir. Sonrasında belki karşınızdaki kişi ile
biraz bilgi birikimi, donanım, iyi niyet varsa sohbet edebilirsiniz. Yani aslında demek istediğim temel şeyler şunlar; eşcinsel yaşam normal bir yaşam modeli değildir. Eşcinsel seks normal bir seks modeli değildir. Bunları söylerken “normal”den kastım şu; yukarıda belirttiğim eşcinsel lafını duyduğu anda gülmeye başlayan, alaya alan, nefret objesi olarak gören insanların kendilerine seçtikleri normal değil. Bir erkeğin penisinin olması gibi bir normal kastettiğim. Ve eşcinsellerin aslında çok zor bir durumla karşı karşıya olduklarını düşünüyorum. Çünkü eşcinsel ilişki yaşayıp gey hayat modelini benimsiyorsa
da benimsiyor; bu onun için dini anlamda işlenen bir günah olabilir veya dini değerlerini yok sayalım, anatomisine aykırı ve bir süre sonra duygusal ve fiziksel zorluklarla karşılaşmasını sağlayacak bir durum olabilir. Ama bir insanı öldürmekten, hatta her anını dedikodu yaparak geçirmekten, kendinden başka hiçbir şeyi sevememekten, para için tüm değerlerini yok saymaktan daha anormal ve daha yanlış değil bana göre. Tabi ki bu, kişinin karakterine ve yaşam tarzına da bağlı bir durumdur. Çünkü eşcinsel kişi itiraf etse bir dert, tedavi olmak istese başka bir dert. Halbuki bu, sürekli üstü kapanan sansürlenen konuşulması ayıp, komik, günah ağıza bile alınmayan ama aslında yaratıcının o insanları yüzleştirdiği ve gayet insani bir durum. Bir insanın yaşayabileceği bir durum. Ancak birçok şey gibi dünyamızda ne doğru anlaşılmış ne doğru konuşulmuş ne tedavi imkanı sağlayan bir çok aptal
tarafından doğru tedavi edilmiş (elektroşokları, işkenceleri, bilinç silme hipnozlarını veya dini
tavsiyeleri kastediyorum) bir durum olarak en çok istismara uğramış üç beş konudan biridir
diyebilirim. Toplumun büyük bir çoğunluğunu kapsamadığımız için de sanırım kimsenin çok da bir yerinde olmamışız. Ancak yaşadığımız durum tarifi çok mümkün bir şey değil sanırım.
Düşünsenize bir; bir kadını sevmek istiyorsunuz ancak durduk yere kaslı yakışıklı veya çekici bir erkek sizi etkileyebiliyor. Bir erkek olarak (geyler için) üremek istiyorsunuz ama bu imkanınız yok. Etrafınızdaki insanlar ya sapıklıklarından belki sizden faydalanmaya çalışıyor ya da sizi bir hayat tarzına zorunlu bırakıyor. Ve anatomik olarak bir erkeksiniz ve sahip olmanız gereken tek şey belki de bir kadınla seks yapabiliyor oluşunuz ama bu hakkınız yok, bu şansınız yok. Ve bu öyle çok sebebe, öyle çok sonuca ve buna sebep olan öyle çok kirli karanlık şeyi doğuruyor ve o karanlık şeyler tarafından doğrulmuş oluyor ki, bir yanınız hep mahzun, yaralı, üzgün ve kaygılı kalıyor. Ve tüm bunları çok yüksek oranda yalnız yaşamak zorundasınız. Bazı kişiler cinsel kimliği ile barışamayan insanlar diyor!!! Yahu çok merak ediyorum, nasıl bir barışmaktan söz ediyorsun? Cinselliğin var olma ve bu kadar güçlü bir dürtü olma sebebi bana göre insanların genetiklerini aktarabilmesi, soyunun devamını sağlayabilmesi. Tabi ki zevk verir, rahatlatır vs. vs. bir sürü şey ama çoğu insan, cinsellik çevresinde bir hayat yaşıyor, aksi mümkün değil ki!! Ve senin bu gibi temel bir dürtünde, bu kişiler gibi temek hakların yok!! Ne ile barışacaksın? Hem mesela ben yıllarca tiyatro yaptım ve devam edeceğim. Tiyatro ortamlarını ve o ortamlardaki insanları az çok tahmin edersiniz, yüzde doksan dokuz oranında herkesin “Evet bu senin tercihin” diyeceği bir ortam. Çoğunluğunun yadırgamayacağı, yadırgasa bile sana yansıtmayacağı, seninle olan ilişkilerini etkilemeyeceği bir özellik haline geliyor bu bende. Ama ben orada dahi bunu hiç istemedim. Hiçbir zaman tiyatroyu eşcinselliğimi özgür kılacağım bir arena olarak ele almadım. Hani çevre baskısından falan söz ediliyor ya, ona atıfta bulunuyorum.
Tamam, ailenden saklarsın ama ben aileden birçok şey saklayan bir insanım zaten. Bu benim için çok çok ciddi bir sorun değil ki! Bu barışmalısın diyenlerin yorumunu şuna benzetiyorum; aslında elin yok ve bununla barışmalısın! Kansersin ama kendini kötü hissetmemelisin! Bunlar ne kadar mümkün ki? Her zaman o kişiler içlerinde bir şeylerin eksik olduğunu düşünür, hisseder. Belki evet, bunu tedavisi olmayan bir durum, hastalık olarak gösterenler ve maalesef ki öcü muamelesi yapanların sadece konuştuğu bir dünyada, bu insanlar için bu özelliklerini rahat bir şekilde yansıtabilecekleri, yaşayabilecekleri ortamlarda bulunmaları daha iyidir. Başka pek bir seçenek de kalmıyor gibi zaten. Yani eşcinsellik taşıyan insanlar, dünyadaki yedi buçuk milyar insanın bize sunduğu iki üç seçenekten birisine mecbur bırakılıyor aslında. Sen böylesin; ya tövbe et dine yönel, kimseyle evlenme, izole ol, ya bununla barış ve bununla barışan insanlarla birlikte ol ve aslında çok da hazmedemeyeceğin bir durumun normal olduğu bir dünya içerisinde yaşa, diğer taraflarına hemen hemen gözlerini kapat ve biraz daha mutlu ol, ya da bastır duygularını ve evlen, yokmuş gibi yap ki bence bunun sonuçları en kötüsü. Başka bir şey söyleyen, anlayan ve dinleyen maalesef çok az insan var. Hatta varmış!! İyi ki tanımışım sizi Hüseyin hocam ve iyi ki geliyorum terapilere diyorum kendime. Yolculuk zor, uzun ve inanın nereye varacağımı ben de bilmiyorum ama yolda olmak insana iyi geliyor...

5
Ailemiz Ölmüştür: Artık Cehhennem Annelerin Ayakları Altındadır.

Otistik çocukların anne babaları cenneti kazanırlarsa eğer alınlarının teri ile kazanmışlardır. O çocuklarda değil ateist olmak cennete doğru koşar adım yürüyen çocuklardır. Toplumun yozlaştığının bir belirtisi de bu çocuklara toplum içinde hak ettikleri değerin ve yerin verilmemesidir.

Okul kapılarında çocuklarını sevgi adına koruma adına bekleyen bazı yüzsüz ve çirkef bir o kadar da bencil anneler otistik çocukları zaman zaman kendi çocukları için büyük bir tehlike olarak görmektedirler.
İstanbul sözleşmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği derken toplumsal değerlerimiz gün geçtikçe telafisi imkansız bir şekilde yok olmaktadır. Batı karşısında medeniyetimizin en güçlü yıkılmaz sarsılmaz kurumu olan aile çökmüştür. Öncelikle kadınlar karşısında erkeklerin iktidarı kadın örgütlerince yerle bir edilmiştir. Erkeklerin erkekliği yara aldıktan sonra da doğal olarak bu erkeklerin güçlü ve sağlıklı baba olmaları da sonlandırılmıştır.

Türkiye'nin Beka Sorunu Suriye, Irak yani Ortadoğu olduğu kadar da aile: anne ve baba yani kadın ve erkek sorunlarının çözülememesidir. Kadına şiddet sorununu çözelim derken devletin kurumları tarafındanaile çökertilmiştir.
Ailemizin cenazesi yakın zamanda bir mahalle camisinin avlusundan ikindi namazı sonrası kalkacaktır. Cenaze namazına katılacak protokol üyelerinin bugünlerde işleri güçleri arasında aile ile uğraşacak vakitleri pek olmamaktadır.
Artık Adem'in çocukları Ahmetler Mehmetler dönemi bitmiştir. Çünkü Athena'nın çocukları Gökhanlar Hakanlar dönemi başlamıştır.

https://www.habervakti.com/ailemiz-olmustur-artik-cehhennem-annelerin-ayaklari-altindadir-makale,1828.html

Türk aile yapısı dizilerle böyle yozlaştırılıyor!
Televizyon dizilerinin Türk aile yapısının altını yonttuğunu belirten psikolog Hüseyin Kaçın, söz konusu diziler ve karakterlerle ne yapılmaya çalışıldığını çarpıcı dille kaleme aldı.

''Sihirli kutu televizyon ve Türk aile yapısı nasıl yozlaştırılır?'' başlıklı yazısında kadın psikolojisinin hedef alındığını belirten Kaçın, kadınların bu saldırıdan sonra hangi psikolojik rahatsızlıklarla uğraştığını da anlattığı yazısında çarpıcı açıklamalar yer aldı.

İşte Kaçın'ın söz konusu yazısı:

https://www.habervakti.com/dosya/turk-aile-yapisi-dizilerle-boyle-yozlastiriliyor-h77655.html

Sevgili Anne Babalar,

çocuk yetiştirirken artık bilinçlerinize değil bilinçlerinizin altına yolculuk yapın.

Bilinçaltı her insanın sırlı dünyasıdır.

Bilinçaltınıza erdiğinizde Şirin Baba'nın değil Tanrı'nın sesini bile işitebilirsiniz.

Bizden söylemesi...

Allah yolunuzu açık etsin...

https://www.habervakti.com/sihirli-kutu-televizyon-ve-turk-aile-yapisi-nasil-yozlastirilir-makale,1617.html

6
Treni Sırtımda Taşıyordum, Artık Raylarda Gidecek
23 Aralık 2018 de ilk terapime gitmiştim. Nasıl gittiğimi hala düşündükçe şaşırmamam elde değil. Neyse konuya baştan başlayalım. Anadolu’nun küçük bir ilçesinde bir imamın ikinci çocuğuydum ve gurbette yaşıyorduk ama orada doğup büyüdüğüm için komşularım akrabalarım gibiydi. Bir abim var ama aramızda 16 yaş var bu yüzden abimle aramızda samimi bir abi kardeş ilişkisi yok gerçi terapilerden sonra ailemdeki ilişkilerin hiç birinde samimiyet olmadığını fark ettim. Babam desek silik bir karakter evden camiye camiden eve, evde bir şey olsa karışmaz kısacası kılıbık tabirine uyar. Anneme gelince evin reisi, direği. Son sözü ve tek sözü söyleyen kişi ki aynı babası. Tüm okul toplantılarıma gelen beni büyüten kişi. Evet, belki annemin istediği gibi bir çocuk olabilmiştim. Küfür etmeyen, ahlaklı, arkadaşlarıyla iyi geçinen, kavga etmeyen, söz dinleyen, başarılı, komşuların çocuklarına örnek gösterdiği bir çocuk. Bununla övünüyordum ve ailemde övünüyordu. Ama bir şeyi atlıyorduk, dini eğitimimi yazdan yaza kursta babamdan aldım ama sadece dini eğitim, cinsel anlamda abim de o zaman üniversite için başka şehirde olduğundan yaşıtlarımdan çok cahil kaldım. Belki babam bunları anlatamazdı ama aramızda hiç öyle bir konu da geçmezdi. Etek tıraşı olmayı bile lise 2 de arkadaşımdan öğrendim öyle bir şeyin olup olmadığını da bilmiyordum, Ergenliğe 9-10 yaşlarında girdiğimi hatırlıyorum ama mastürbasyonun ne olduğunu bilmiyordum ve arkadaşlarım da babam hoca olduğu için, bende çok terbiyeli olduğum için bu konuları asla benimle konuşmuyorlardı. Birinden gizlice duyduğum mastürbasyonu denediğimde çok karışık hissetmiştim bir kadını düşünerek mastürbasyon yaptım ama zevkin ne olduğunu bilmiyordum, pişman oldum hemen bitirdim bir kaç ay bu böyle devam etti banyodan banyoya. Çok özele girdim kusura bakmayın ama HK her şeyi sansürsüz istiyor ki çok mantıklı. O yıl abimin düğünü olacaktı, bilirsiniz düğün dönemleri hep sıkıntılı geçer aileler arası, gelin kaynana arası sıkıntılar kavgalar. İlk başta bana yansımadı bu olaylar ya da ben öyle zannettim ama şimdi fark ediyorum asıl darbeyi nasıl ve kimler yüzünden aldığımı. Düğün oldu bitti ama yengem ve abim ile annemler küsler. Ama ben olayı idrak edemiyordum hep mutlu bir aile tablosu istiyordum. Hep öyle dua ederdim. Abimlere giderdim yengem ve abim annemle babamı kötüler. Eve gelince de annem abim ve yengemi kötülerdi. Hep arada kalırdım. Abim benimle konuşmak için bir dönem okulda öğretmenimi arıyordu öyle konuşabiliyorduk. Bu durum beni 10 yaşında kaldıramayacağım bir psikolojik soruna sevk etmiş ama nerden bileyim. Zaten fiziksel olaraktan zayıf olduğum için arkadaşlarım arasında hep dışlanırdım sadece samimi bir arkadaşım vardı. Hep onunla oyun oynar gezerdik. Onlara giderdim, o bize gelirdi. Diğer yaramaz çocuklardan haz etmezdik. Zaman geçtikçe ben erkeklere göre kendimi aşağılık hissetmeye başladım taki sınıftaki erkeklerle fantezi kurup mastürbasyon yapmaya başlayıncaya kadar. Öncesinde kızları düşünürken düğünden sonra bu erkeklere kaydı. Zaman ilerlerdi yalnız kaldığımda hiç rahat durmuyordum.
   8. sınıf biterken bir kızın benden hoşlandığını bir arkadaşım söylemişti bende kendisine sorunca kız da evet demişti ama salak kafam ben de dersler daha önemli ya kızı ilk seferde reddettim şu an o kadar saçma geliyor ki. Sonra kıza kabul ettiğimi söyleyince anladım meğer bu ikisi bana oyun oynamışlar ama kız da güzeldi, bana göre. Hatta öncesinde onunla alakalı hayaller kurmuştum. Ve kadınlar karşısındaki ilk oyunumu kaybettim. O da geçti. Liseyi kazandım. Hem de yakın bir ilde. Bu benim işin o ilçeden kurtuluş olacaktı. Daha iyi bir okul, yurt arkadaşlar. Tabi gitmeden yaz tatilinde sınıftan hoşlandığım samimi olduğum bir arkadaşın cinsel organını ellemeye yeltendim, ısrarıma rağmen reddetti ve konu orda kapandı ama ben hep onu hayal ediyordum bu hayal lisede bile devam etti. Liseye gittim sınıfta ve yurtta öyle erkekler vardı ki onları düşünmekten mastürbasyon yapmaktan uyuyamıyordum. Odamda ilçeden tanıştığım bir arkadaşım da vardı zaten en çok onunla kaynaştık lisede iki de yeni arkadaş. Bunlar hep karı kız muhabbeti yaparken işte şu kız güzel şunda ne mal var şöyle böyle bana hiç çekici gelmiyordu hep baştan savıyordum. Zaman ilerledikçe yeni arkadaşlardan biri ile gece yatmadan film filan izlerken temasa başladım oda reddetmeyince iş kademeli olarak ilişkiye döndü tabi 1 yıl geçti bunu başarabilmem için. Başarmakmış salak çukura düşüyorsun ne başarması ama göz onu görmüyor. Geceleri boş kaldığımızda hep kaçamaklar yaptık lise boyunca ve bunu 21 terapidir HK ya bile anlatmamıştım neden bilmiyorum aklıma gelmiyordu terapilerde şimdi aklıma geldi. 11. Sınıfa geçince hornet denen uygulamayı keşfettim ki lanet olsun o güne. Fake hesaplar açıp yakındakilerle tanışıyordum baya uzun konuştuktan sonra bir tanesi ile normal hesap açıp konuştum beğendi beni tabi kim beğenmez 16 yaşında bir genç pasif. Oda 27 yaşında aktif. Biraz konuştuk sonra yer olarak da müsaitti ilk fırsatta buluştuk evine gittik ve o gece olan oldu. Ben boşalana kadar zevkten uçuyordum bulutların üstündeydim. Şu an bile anlatırken o anı hissedebiliyorum. Sonunda boşaldım ve adama ya adam demek doğru olmaz o şerefsize ama ona düşman kesilmiştim içimde. İçimde fırtınalar koptu neyse beni yurda bıraktı ama kafam karmakarışık pişmanlık dolu. Duş aldım yattım sabah bir kalktım konuşamıyorum onu akşam soğukta beklediğim için hasta olmuşum ama dayanamadım yine mesaj attım. Bakın burası çok önemli adam hem sikiyor hem onu yüzünden hasta oluyorum ama hala mesaj atıyorum. Çünkü zevk gözümü kör ediyor. 1 hafta geçti iyileştim yine buluştuk, tabi bu arada sürekli hornetteyim daha iyi birini bulabilir miyim diye. Yine aynı hisler oldu. Yine hüsran. Sevgili olmaya çalıştık ama nasıl olsun. Aramızda 11 yaş var. Bunu teklif etmesi ya da etmem hatırlamıyorum kim teklif etti saçmalık. Sonra başkalarını buldum ama buluşamadık uygun ortam olmadı yine onunla görüştük lise boyunca 4 5 kere görüştük. Tabi yurttaki kaçamaklar da ara sıra devam ediyordu ama ilişki bazında değil öpüşme sevişme bazında. Neyse okul bitti yazın memlekete gittim o yıl üniversite sınavına gireceğim. Kışın konuştuğum bir orospu çocuğu vardı siz de demeyin hem yazışıyorsun hem sevişiyorsun hem de sövüyorsun coşma diye ama neden sövdüğümü anlarsınız. İşte onla buluşmak için fırsat buldum bir tatil köyünde dükkânı vardı 21 yaşınaydı, sağlıkçıydı ve bana hep işi kitabına göre yapacağım sağlıkçıyım diyordu güvenmiştim ona hatta 1 ay sevgili olarak yazışmıştık. Gittim ama gitmez olaydım çok ayrıntıya girip iğrençleşmek istemem ama onun yapacağı kitabı sikeyim ben, 3 gün büyük tuvaletimi rahat yapamadım onun yüzünden. Sonra bir daha görüşmedik İstanbul’a gelene kadar. Yaz bitti tercihler yapacağız annem hep yaşadığımız ili istiyor. Bu arada lisedeyken babamın tayini il merkezine çıktı evden gelip gidersin diyorlar ama ben de hep İstanbul istiyorum. Çünkü İstanbul’da daha çok gay var daha rahat ailemden uzakta ortamda takılırım sevişirim tek hayalim bu belki. Derecem de elle tutulur bir dereceydi tercih sıralamasında İstanbul’a öncelik verdim ve İstanbul’da bir üniversite kazandım. Neyse hazırlan gel derken gelir gelmez yurda yerleştim ve tahmin edin ne yaptım? Aç horneti, bak yakınlara ara birilerini, yazıştım baktım görüştüm. Hazırlığın ilk dönemi hep böyle geçti. Aralık ayına kadar 15-20 kişi ile beraber oldum giderken uçarak gidiyordum hoşlandığım erkeğe dokununca öpüşünce onunlayken Nirvana’ya ulaşıyordum ama boşalana kadar. Sonrası hüsran. Bin otobüse yurda gel bir daha yapmayacağım de yine başla. Hep böyle gitti. Öncesinde hastalık mı bu eşcinsellik, kalıtsal mı diye çok araştırdım. Ve bir video ile kalıtsal olduğuna inamıştım. Bu arada ek olarak ayak fetişim de vardı bu size çok iğrenç gelebilir ama elimde olan bir şey değildi. Terapide bile aklıma gelmeyen şeyleri sansürsüz anlatmaya çalışıyorum. Şunu da belirteyim 21. Terapi sonunda yazıyorum bu yazıyı. Yazmayı çok ihmal ettim. Olaylar yeni yeni oturuyor çünkü. Biri ile fake hornetimden yazıştık 25 yaşında. Konuştuk uyar dedi yakışıklıydı tam aradığım erkek fit sakallı esmer bende olamayan ama olmasını istediğim özellikler. Whatsapp’a geçtik orda durumu açıkladım kendi fotomu atınca bana verdiği cevap aynen şu oldu “sana iki şey söyleyeceğim 1. Yaşın küçük ve tipin fena değil istiyorsan kendi fotonu kullan. 2. Eğer kurtulmak istiyorsan internete hüseyin kaçın yaz.” Dedi ben de sen yazdın mı dedim ve beni engelledi. Ciddiye almadım. 2 gün sonra merak ettim yazıları buldum, numarayı buldum aradım sesi çok soğuk geldi, fiyatı duyunca zaten çıldırdım ailemin haberi de yok kaldım ortada. Sonra bir haber geldi babam by-pass olacak. Atladım gittim 1 hafta orda kaldım iyice annemle bir olduk çünkü duygusal anlar. Ama bana hep abim kız gibisin filan der insan içinde rezil ederdi. Bu ameliyat süresince amcalarım ve halam yanında da devam etti. Halbuki çok feminen değildim ama bazı davranışlarım erkeklerden farklıydı. Ameliyat bitti İstanbul’a geldim ve hornete girdim 33 yaşında biri ile oldum cumartesi günüydü. Çıktım çok pişman oldum bunaldım, aradım HK’yı. Akşam 8 e randevu aldım. Yurda gittim duş aldım ve gittim.
   11 ay olmuş başlayalı ama araya 3 aylık yaz tatili girdi. Onu saymazsak 8 ay önce çıkmışım bu kutlu yolculuğa, iyi ki de çıkmışım diyorum. Burada 21 terapiyi ayrıntılı olarak anlatmaya kalksam vize haftam boyunca ders çalışmamam gerek ama aralardaki önemli olaylardan bahsederek devam edeceğim. İlk önce şu soru ile başlayalım. Neden hiç yazmadım? Çünkü yazmanın bana bir şey katacağını düşünmüyordum. Her terapi sonunda bana HK yaz yaz yaz derdi, aralarda yazılmışlardan örnekler verir oku derdi ama ne okurdum ne de yazardım. Hatta girişteki abla, bazen denk gelip konuşuyoruz, yazıp not alanların, terapileri önemseyenlerin daha çabuk iyileştiğini söylerdi ama ben hep kulak arkası ederdim. Son terapide her şey alt üst olmuş gibi geldi bana, ağlayarak gittim HK’ya sonra bana okumam için bir yazı önerdi. Bu gün onu okudum ve bana çok benzer olduğun anladım. O yazıdan cesaret alıp yazmaya başladım. İlk terapiye gittim, girişte beklerken içeriden bağırmalar, küfürler geliyordu. Korktum açıkçası kim lan bu adam nasıl biri dedim ve vereceğim 300 lira boşa mı gidecek dedim. Sıra bana geldi girdim konuştuk ama ne fayda. Kafam allak bullak oldu. Ailemle arama mesafe koymamı söylediği an başımdan kaynar sular döküldü. Nasıl olabilirdi her gün arayıp günlük olayları rapor verdiğim annemi nasıl haftada iki kere arayıp neredeyse 2 haftada bir konuştuğum babamla iletişimimi güçlendirebilirdim. Çok zor geldi ve HK’nın bana ailemi düşman etmeye çalıştığını düşündüm. Bu adam mı iyileştirecek derken bir bahane bulup annem ile konuşmayı azalttım. Tabi bu çok zor oldu şu an bile yüzde yüz verimli değil ama alıştılar duruma.
   2. terapiye gittim. Bu terapide kafamdaki soru işaretlerini giderdik ailem hakkında. Ve yine aktiflerin pasifleri nasıl kullandığını konuştuk. Gerçekten de sadece sex için kullanıyorlar. Aktiflerin gerçek hayatta başarılı insanlar olmadığını hatta benim seviyemin altında insanlar olduğunu benimle sex dışında hiç bir şey yapmadıklarını yapmak istemediklerini de HK sayesinde fark ettim. İyileşmek için kendimi suçlamamam gerektiğini ama bundan sonra o konuda bir hata yapmam durumunda suçlu kişinin ben olacağımı öğrendim. Bu süreç kolay olmayacak ama her korku ve stres iyileşme adımımı zorlayacağından dolayı artık bu konuda psikoloğuma güveniyorum. Bu sorunlarımın da ortaokulda beğendiğim erkek tipi gibi olmak istersen onunla olduğum yüzünden ortaya çıktığını anladım.
   3,4,5,6 derken ortamdan uzaklaşmıştım. Hornete girmiyor girsem bile ilişki yaşamıyordum. Eskiden hep eşcinsel kalacağım korkusu yüzünden içimi bir his kemiriyordu hiç mutlu ve sosyal değildim. Bu tabuyu yıkınca içime öyle bir rahtlama geldi ki sanki üstümde bir tren vagonu taşıyormuşum da onu raylara geri bırakmışım gibi. HK sayesinde kitap okumaya başladım eskiden az az okurdum ama yetersiz. Ve kitap okumayan bir mühendisin başarılı olamayacağını gösterdi bana HK. Arkadaşlık ilişkilerimde artık daha sosyal ve radikalim. En önemlisi ise gerçekten mutluydum ve çevrem tarafından takdir ediliyordum. Vay ne güzel iyileşmişsin işte demeyin bilin bakalım ne oldu?
   Babamın ikinci bir ameliyat daha olması gerekiyor. Hayda oldu mu bu, atla git tekrar. Yine döndük çukura. Aradaki gerginlikler, ameliyat, abi, anne faktörü beni bir ilişkiye daha zorladı. Hem de o şehirde. Sonra duramadım İstanbul’a geldim ve bir tane daha. Lan ne yapıyorum ben hani kurtulacaktık ne oldu. Randevu al git HK’ya. Konuştuk dertleştik. Ve sorunun bu bunalımların olduğu bunlar yüzünden benim ilişkiye yöneldiğim, kaçmaya çalıştığım tanısını koyduk. Sonra biraz daha temiz bir dönem gittim, yaz geliyordu kendimde somut örnekler gördükçe iyileşmeye olan inancım artıyordu. Spor salonunda hiçbir erkekten tahrik olmuyordum. Otobüste metroda kadınlar ilgimi çekiyordu. Mastürbasyonlarda önce aktif sonra da kadın fantezilerini, çok zevkli olmasa da pasif kadar, yapabiliyordum. İyileşmiş miydim? Okuyun ve siz karar verin.
   Bahar döneminin son terapisine geldim sonra memlekete gidecektim. Yaz için güzel tavsiyeler aldım, güzel planlar yaptık. Tatil başladı her şey süper giderken bayramda abimler gelince benim dürtüler harekete geçti. 2 gün sonra hornete girdim. 1 hafta sonra da buluşmalar başladı ama artık anal pasif olmuyordum. Hatta aralıktan beri anal pasif olmuyordum. Ya oral ve sevişme düzeyinde pasif, ya da aktif oluyordum. Eskiden aktif olmam aklımın ucundan bile geçmezdi tabi. Sonra yurt dışına gitme kararı aldım ve bileti bilerek İstanbul’dan aldım. Terapiye geldim bu ilişkiler yüzünden duyduğum pişmanlığı konuştuk. Beni ilişkiye iten iki sebep bulmuştuk.1. ailedeki gerginlikler,2.götümün çok kalkması ki bunu bazen ailem akrabalarım, bazen de HK ya da arkadaşlarım yapıyordu.
   Yurt dışına gittim ve hiçbir akrabamın haberi olmadan evlerine kadar gidince herkes şaşırdı çünkü ilk defa gidiyordum. E o kadar övgüye göt dayanır mı? Girdim yine hornete. 2 kişi ile birliktelik yaşadık aktif olarak ama hornete de çok girdim vaktimi çok alıyordu ama girmek bile bana zevk veriyordu. Döndüm Türkiye’ye. Babam ve annem görev yerindeydiler. Bende memlekette hafif bir işe başladım. 3 gün işe gidiyordum diğer günler boş akrabalarla gezip takılıyordum. Evde geceleri tek kalıyordum. Bu benim dürtülmem için çok büyük bir etkendi. Hornetten buluştuğum çok oldu ama hiç anal pasif olmadım. 5 kere oral p olduysam,10 kere aktif oldum. Pişman olunca HK’nın ses kayıtlarını dinliyordum. Beni biraz rahatlatıyordu ama terapi kadar değil.
   Allahtan okul zamanı geldi ve İstanbul’a kavuştum. İlk hafta sonu direk terapiye. Konuştuk derdimi anlattım rahatladım. Zayıf noktaları bulduk. Sonra  hafta geçti yine hornet yine sevişme yine terapi. Tamam, terapiye gidiyorsun kardeşim neden tekrar tekrar aynı çukura düşüyorsun? Demek hakkınız. Hornet bağımlılığı. Eskiden sigara içenlere çok kızardım. Ama o nasıl bağımlılıksa bu da öyle bağımlılık. Kolay değil. Bu arada şunu unutmadan belirteyim Hk hep büyük adamların büyük acılar çektiğinden bahsededi. Bende düşünürdüm gözle görülür bir acı yok acaba büyük adam olmak için acı mı çekmem gerek derdim. Meğer ben en büyük acıyı, imtihanı çekmişim ve çekiyorum. Daha ne olsun. Sonunda eğer eşcinsellikten tamamen kurtulursam çok iyi bir eş, çok iyi bir baba, çok iyi bir mühendis olacağıma inanıyorum ve buna HK da inanıyor. Tabi bunun için inanman, çabalamam, irademi ortaya koymam ve kendimi suçlamamam gerek.
   21. terapiye gelelim 1 hafta çok güzel gitti. Dini ve manevi anlamda olsun, cinsel anlamda düşünce boyutunda olsun okul anlamında olsun. Bir sabah uyanınca yine hornete girdim. Ben okuyucu olsam yeter lan sen de ne iflah olmaz bir deliymişsin derdim. Ama aktif oldum. Sonra yine terapi günü geldi üzülerek ağlayarak gittim yapamıyorum iyileşemiyorum diye. Buraya bir ara söz elemek istiyorum. Hk “insan kendine ayna tutamaz kendini görebilmesi için başka birine ihtiyacı vardır.” der. O kişi kendisi benim için. Adam konuşmaya başladı beni anlatıyor ne eksik ne fazla içimdeki hisleri sanki röntgenimi çekmiş gibi anlatıyor. Bu sefer ilişkiye girme sebebimin aşağılık kompleksim olması yani kendimi hep başka erkeklerle mukayese etiğimi söyledi ki öyle de olmuştu. İyileşme sürecinde hiç ilişki olmaması gerektiğini ama pasif olmadığım için, aktif olduğum için bir manada doğru olduğunu ama hiç yapmamanın daha iyi olduğunu söyledi. Ama hiç yapmamam gerektiğini de vurguladı. Horneti hala bırakamıyorum, ama bu günden sonra girmeyeceğime söz verdim. Daha önce de çok söz vermiştim ama bu sefer sözümü tutacağım. Zaten hornete girmezsem ilişki ihtimalim de yok. Mühendis kafasıyla düşünüyorum. Neden hala iyileşemedim, neden bırakamıyorum sebebini bulduk. Aşağılık kompleksim var çünkü evet gerçekten de çocukluğumdan beri hiçbir şeye karşı gelmediğimi fark ettim. Her şeye itaat ettiğimi fark ettim. İkinci bir sebep de olayları hep sonuç odaklı düşünüyorum ama sebebine hiç takılmıyordum. Gerçekten büyük bir mücadele veriyordum. Çünkü ailem terapileri bilmiyordu ve hala bilmiyor. Kendi imkanlarımla geliyorum ama Allah önümü açıyor. İyileşmediğimi düşünüyorum bu olaylar yüzünden ama bana ayna tuttu ve gösterdi ki HK eskiden ben pasiftim şimdi aktif oldum yavaş yavaş ilerliyoruz. Bu gelişmeyi ben sonuç odaklı düşündüğüm için fark edemiyorum. Bu terapiden sonra karşı koymaya hemen başladım. Arkadaşlarla bir yere gittik Pazar günü ve tüm rotayı ben belirledim. Hatta karşı çıkmalarına rağmen, ben rotamda ısrar ettim ve benim dediğim oldu bu bana ne kattı egomu şişirdi ki eşcinsellikte de en büyük eksik ego ve özgüven eksikliği. Zaman geçtikçe fark ediyorum ki özgüvenim hiç olmadığı kadar artıyor. Şu ana kadar dini boyuttan pek bahsetmedim ama terapiler sonunda imanım daha samimi ve güçlü olmaya başladı. Allah gerçekten beni korumuş, koruyor. Bende tabiki şükrümü eksik etmiyorum. Allaha olan inancım itikadım değişti. Samimiyetim arttı. Uzun zamandır yazmadım bu yüzden son olarak buraya sembolik bir garfik de eklemek istiyorum. Benim kafam hep somut anlamda çalışıyor o yüzden böyle modellemeler yapmak bana zevk veriyor. Böyle dalgalı terapilerim var ama şuna gerçekten inanıyorum ki bu grafik günün birinde 10 da sabit olarak kalacak.

7
Boderline Kişilik Bozukluğu: Eşcinsellikten İyileşerek Nasıl Kurtuldum?


Köşemizde eşcinsellikten kurtulmuş kişilerden Selim'in ikinci yazısını yayınlıyoruz:
BEN BORDERLINE KİŞİLİK BOZUKLUĞU OLAN BİRİYİM

            Düşündükçe hayatımın terapiden önceki zamanlarını, acı acı gülümsüyorum. Aslında ne olduğunu bilmediğim rahatsızlığım ki bu da borderline kişilik bozukluğu, ben 14 yaşımdan beri kuşatmış beni ve bundan dolayı da yıllarca üzülmüşüm, kırılmışım aynı zamanda da karşımdakileri yıpratmışım. Dengesizlik. Tek kelimeyle belki de özeti budur. Bu öyle bir dengesizlik ki yaşadığım her şeyi alt üst etmiş. Ama yine de aşırı başarısız olmamışım çok şükür. Belki de hayatımda dengeli olan tek şey bu. Akademik başarımın düzgün bir biçimde orta yollu gitmesi. Geri kalan her şey tam bir karmaşa benim için. Borderline'ı araştırırken nasıl olduysa Hüseyin beyin kendi sayfasını derinlemesine hiç araştırmamışım. Başka sitelerden çok okudum ki zaten neredeyse hepsi aynı. Ama bu sitede psikoloji bölümünde bu konu da varmış. Sadece ilk kısmını beğendim en net açıklayan haber o, geri kalanlarsa konuyu biraz daha karmaşık almış ele. Linki vereyim de hiç uğraşmayın hemen açın, okuyun, öğrenin, anlayın.



            Evet, ben borderline kişilik bozukluğu olan biriyim. Bu teşhise ulaşana kadar kendimi çok farklı şeyler hissettim. En başta eşcinsel olduğumu düşünüyordum. Zaten benim terapiye gitmemin ana kaynaklarından birisi de buydu, diğeri de yaşadığım dengesizlik. Ama ben hep eşcinsellik üzerinde durdum. Tam anlamıyla hiç yaşamadım böyle bir ilişki ama hislerim bana hep bu olduğumu söylüyordu. Ne zamanki terapilerimde borderline'ı konuşmaya başladık bana Hüseyin bey eşcinsel olmadığımı söyledi. Açıkladı güzelce. İlk önce acaba bu tedavinin parçası mı dedim içimden. Hani kendimi öyle olmadığıma inandırmaya mı çalışıyor beni. Ama durdum düşündüm 3. terapiden beri ben kendimi eşcinsel gibi hiç hissetmemişim. Hem de hiç. Bunun için bir çaba harcadım mı peki? Hayır. Kurtulmaya çalışmıştım ilk 3 terapi boyunca ama Hüseyin bey bana kurtulmak için çabalama dedi. Ben de aman o diyorsa yapayım zaten ne kaybederim ki daha fazla dedim. Bıraktım kendimi. Sonuç? Kurtulmaya çalışmadan kurtuldum. Arada tabii ki aklıma bazı şeyler geliyor ama o kadar zayıf ki. Sanırım bu yıllarca kendimi öyle zannetmemden dolayı bilinçaltımda kalanların etkisi. Şimdi yeri gelmişken bir sorayım şu eşcinselliğin hastalık  olmadığını söyleyenler insan hakları kahramanlarına. Bu hastalık değilse ben nasıl bıraktım artık bu hislerimi? Nasıl böyle kolay değişti benim rotam? Genlerimle ilgili bir operasyon yaşamadım, mutasyona maruz kalmadım. Bildiğim kadarıyla bu genler biz yaşamaya devam ederken değişmiyorlar kendi kendilerine. O zaman ben nasıl şu anda erkekleri bırakıp kadınlara yöneldim? Bence eşcinsellik diye bir şey yok. Olamaz böyle bir şey. Kimse eşcinsel değil. Sadece hayatta yaşanılan travmalar bizlerde izler bırakıyor. Biz de karakterimiz ölçüsünde etkileniyoruz. Kimimiz çok kimimiz az. Ben bu etkiler sonucu borderline oldum sonrasındaysa eşcinsel yönelimlerim oldu. Her ne kadar fiiliyata dökmesem de ben hissettim yıllarca. Bunlar benim daha fazla bordeline'a saplanmama neden oldu. Tam  bir kısır döngü.

            Ben borderline kişilik bozukluğu olan biriyim. Biz hayal dünyasında yaşarız. Siz bir şeyi normal söylersiniz biz onu kötü algılarız. Kızarız, küseriz, alınırız, öfkeleniriz. Siz de dersiniz ki yahu az önce sen ne mutluydun ne oldu şimdi. Biz de bir anlasak ne olduğunu. Anlayamadığımız için gitgide hayal dünyasına daha çok dalarız, daldıkça da diplerden daha çok dengesizlik çıkarırız. Bu böyle gider. Bunu anca adam gibi gidip terapi koltuğuna oturup, kendinizi düzeltmeye çalışırken o acıları çekerek durdurabilirsiniz. Ha istemezseniz o acıları çekmeyi, bu durum katlanarak devam edeceği için daha çok acı çekmeye başlarsınız. Ben bir erkeklik yaptım oturdum o koltuğa. İlk zaman acı çekmedim anlattım durdum hep. Sonra da büyülü çubuğa bakınmaya başladım. Gelsin de dokunsun kafama beni düzeltsin diye. Ama çubuğun gelmemesi ilk hayal kırıklığım oldu. Bu iş öyle anlatmakla olmuyormuş. Haftalarca debelendim zihnimde. Gelen düşünceleri teptim öbür tarafa zihnim, aklımın içi tam bir savaş alanı şu an. Karmakarışık. Ama sonuç şu ki yavaş yavaş dengesizliğimin dozu azalıyor. Ben yeniyorum bu savaşı. Ama kolay değil öyle zafer kazanmak. Belki kanım akmadı ama canım çok yandı.

            Ben borderline kişilik bozukluğu olan biriyim. Hayatım boyunca hep sevdiklerimi kaybettim yada ben bıraktım onları. Önce çok sevdim sonra nefret ettim. Aynı duyguları koy bir kalbin içine sonra etsin senin aklının içine. Hiç sevgiyle nefret bir arada olur mu? Hah işte benim içinde bir arada varlar onlar. Tahmin bile edemezsiniz ben neler yaşıyorum içimde anca bu dengesiz dersiniz geçersiniz. Kolaydır sizin için bu dengesiz o öyle biri demek. Anlayamazsınız. Dengesiz der geçersiniz.

            Ben borderline kişilik bozukluğu olan birisiyim. Okuyan varsa bu yazılarımı, varsa benim durumuma yakın olan birisi, tıkasın kulaklarını insanlara koşsun o terapi koltuğuna. Zerre özgüveni yoksa bile benim gibi, bir insanın gölgesi gibi yaşıyorsa benim gibi, kıskançlıktan çatlıyorsa benim gibi, kendisinin ne olduğunu unuttuysa benim gibi, hayatı yaşayamıyorsa benim gibi, baksın aynaya. Biraz sabretsin, biraz acı çeksin. Zaten çekiyorum acıyı iyileşmek için çekeyim bari de boşa gitmesin.

            Ben borderline kişilik bozukluğu olan birisiydim. Bu satırları yazarken birisiydim diyorum, bilemem yarım saat sonra ne olurum belki geri borderline olurum. Ama şunu biliyorum artık olursam da ben olurum. Burada artık bir ben var. Kendim var. Sigaramı da kendim için içiyorum artık, yaşıyorsam aşkımı da kendim için yaşıyorum. Canım kendime sıkılıyor artık göbeğim almış başını gitmiş diye. Üzüntüm de artık kendime. Mutluluksa sadece benim için. Ben mutlu oluyorum. Ben. Ben. Ben. Bitti işte bu kadar. Buldum şu beni artık içimde de başladım inşa etmeyi benliğimi. Önceden yoktu bu. Ben diye bir şey yoktu. Kime bağlandıysam o vardı. Artık filizlendi içimde bir ben. Yeşertmem lazım artık onu. Son paragraf hariç bu yazı benim yaşamımım özeti. Son paragrafsa son 3 ayda yaşadıklarımın minicik bir özeti. Daha ne kadar terapiye ihtiyacım var bilmiyorum ama ben değişiyorum, düzeliyorum ya daha ne olsun. Çok şükür şunu diyebiliyorum artık: Ben borderline kişilik bozukluğu olan "birisiydim".

Siz Borderline Mısınız?

http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=1110.0

huseyinkacin@hotmail.com

Psikolog www.huseyinkacin.com

https://www.habervakti.com/boderline-kisilik-bozuklugu-escinsellikten-iyileserek-nasil-kurtuldum-makale,1599.html

8
Din & Felsefe / Hasan Sezai Dergahı
« : 31 Ekim 2019, 07:45:02 »
Gecenin ve yalnızlığın sesini dinlerken gerçeğin perdesini aralayan bir fısıltı:

Evinde namaz kılanlardan olma!

Kalk ve dergahımıza doğru yola koyul…

Bize anlatacak derdin varsa

bizimde sana verecek dermanımız var…

Kalk ve uyar!

Şarap şişesinde dertlerini demleyen Edirne'nin üç beş ayyaşını cennetin kenarında görürsen şaşırma! Devletin koridorlarında pusu kurmuş yetimin ve yoksulun malını, mülkünü, alın terini çalan, evinde namaz kılan eşkıyalardan olma. Onlar cehennemin baş köşelerinde alev yalayacaklar bunu böyle bilesin…

Edirne'yi kuşatan evinde namaz kılan eşkıyalardan,

haydutlardan, zalimlerden korkma…

Eşinden canından dostundan

gönlünün en gönlünü bize ver…

Kaderin kalemini al eline.

Kaderi çiz bakalım…

Korkma!

"Kalk, meydanlara çık,

İslamı öğret, insanların ihtiyaçlarıyla sorumluluklarıyla ilgilen,

Müslümanları denetle, artık insanları ve cinleri uyar."

"Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.

Parçalanıp bölünmeyin."

 Allah'ım!

Kudretinden kudret

Gücünden güç

Sırlarından sırlar diliyorum…

https://www.habervakti.com/hasan-sezai-dergahi-makale,1748.html

9
Genel Tartışma / Çocukların Psikolojik Sorunu Olur Mu?
« : 31 Ekim 2019, 07:43:28 »
Dikkati dağınık anne babaların, dikkati dağınık çocukları olur. Çocuklarının ellerinden tuttukları gibi " bu çocukta sorun var " diyerek okul ve hastane koridorlarında yürümekten bıkmayan anne babalar. Bilin ki çocukların psikolojik yada öğrenme sorunları anne babaların kendi kişilik, kimlik, ilişki vs hayat sorunlarının yansımasıdır. Çocuklar anne babaların aynalarıdır. Çocuğunda sorun görüyorsan gitmen gereken uzmanları araştırmadan önce kendini ve eşini gözden geçirmen daha sağlıklıdır. Aşırı korumacı ve kontrolcü melek anne babaların hiperaktif ve dikkati dağınık çocuklarının "ilaç"lanması aslında insanlık suçu olması gerekir. Çocuğum herşeyim dediğin varlığın fen lisesi ordan da en özel üniversitelerin kapılarında ömrünü tüketmesi adına çılgınlaşmaya gerek var mı? Çılgın Türkler'in çocukları dindar mı çağdaş mı olur bilinmez ama hiperaktif ve dikkati dağınık oldular.

Nerede o eski bayramlar?

Nerede o eski anne babalar?

En önemlisi nerede o eski öğretmenler?

Nerede o eski sokaklar ve sokaklarda oynayan çocuklar?

Nerede o eski komşu bahçeleri ve erik ağaçlarından çalınan erikler?

O eski anne babalar yoksa o eski öğretmenler yoksa artık yeninin en yenisi çocuk psikiyatristleri ve çocuk pedagogları ve çocuk psikologları var.

Bizden uyarması ve söylemesi: çocuklarınızın sorunlarını çözmek istiyorsanız öncelikle kendizin ve varsa eğer eşinizle ilgili sorunlarınızı çözmeye çalışmak için kafa yorun. Psikiyatristlere yada psikologlara çocuklarınızı değil kendinizi götürün. En sağlıklısı ve en bilinçlisi bu olsa gerek sevgili anne babalar....



Not: Bu yazımız durduk yere hiç aklımızda yokken yazıldı. Facebook'ta hiperaktif ve dikkat dağınıklığı gruplarında annelerin kendin pişir kendin ye tarzı kendi kendilerine çocuklarının "dikkat dağınıklığı" ile ilgili konuştukları esnada, bir gaflette bulunarak bir yorum yazmış olduk. Taciz ve tecavüz mağduru çocukların dikkati dağınık olur.  Dikkati dağınık anne babaların, dikkati dağınık çocukları olur. Bu kurduğumuz cümleler sonucunda hiperaktif ve dikkat dağınıklığı gruplarının hepsinden annelerce silinmiş yani kovulmuş olduk. Çocuklarına ilaç tavsiyeleri aldıkları, şu ilaç benim çocuğumda çok işe yaradı tarzı önerilerde bulundukları yerde annelere sorumluluk yüklemeyeceksiniz. Çocuklarını ilaçlayan anneler modern, melek yani çok bilinçli anneler oluyor. Çocuklarının öğrenme sorunlarını ilaçla bir çırpıda çözüyorlar. Çocuk eğitmek ve yetiştirmek mutfakta bir çırpıda blenderle kek yapmaya benzemiyor. Anneler yemeklerini yaparken kattıkları sevgilerini çocuklarından esirgemiş oluyorlar. Çocuklarınızı ilaçla değil sevginizden güç alan sağlıklı ilginizle iyileştirebilirsiniz...

Aklı ve ruhu; bilinci ve bilinçaltı mantıklı hareket eden anne babalar  çocuk terapisine değil aile terapisine gider....
Kendimiz söylemiş kendimiz dinlemiş olmayız umarız.


Psikolog www.huseyinkacin.com

huseyinkacin@hotmail.com

https://www.habervakti.com/cocuklarin-psikolojik-sorunu-olur-mu-makale,1805.html

10
Hüseyin KAÇIN / ÖYLESİNE
« : 17 Ekim 2019, 13:14:09 »
ÖYLESİNE

hayat ne öğretti dersen
güzel dostum can kardeşim
şükür ki sevsen de sevmeyeceksin
sensizlikler içinde uzaklardan bakacaksın sevdiklerine
bir dal gibisinden en ince yerinden
yaşadıkça kırılırmış insan
bu bir
kimsesiz olduğunu bilecekmişsin
asla ağlamayacakmışsın
bu da iki
insan olmak böyle bir şeymiş
öylesine sevecekmişsin
öylesine işte....

bin kere yılsan da bu hayatta
içinde kor alev yansa da
sevsen de
sevmeyecekmişsin
buna da şükür
öylesine yaşarmış insan
sonu olmayan bir rüya gibi
öylesine ölür gibisinden
hayat dediğimiz şey
kimsesizler yurdu
adem ve havva'nın
cennetten kovulmuş
kimsesiz çocuklarıyız

unutmadan bir şey daha söylemeli
insan göklere bakmalıymış
bakınca bir sır dile gelirmiş
bir kuş kadar özgür uçmak içinmiş her şey...

12 Ekim 2017
17:05
Edirne

11
Hüseyin KAÇIN / FAKİR
« : 17 Ekim 2019, 13:13:12 »
FAKİR

eskilerin insanları eskidi gitti
üç kuruşluk dünyada yürekleri zengindi
kalpleri insanlık için çarpardı
bir gülüşü yeterdi sevdiğine
bir avuç sevgileri dünyalara bedeldi
canın içine can katarlardı
çayları bile sımsıcaktı eskinin insanları...

artık zengin mahallelerin fakir çocuklarıyız
en yeni zamanlardayız
ama biliyoruz ki her şeyimiz fakir....

17 Ekim 2019
13:40
Edirne

12
Hüseyin KAÇIN / İNADINA SEN
« : 23 Eylül 2019, 21:27:14 »
İNADINA SEN

sevmek bedel istermiş diyorlar
ben senin acıyan gözyaşlarına sığındım
avuçlarında ağladım
senin yüzün gülsün diye

kahrolası hayatta kimi kimsem olmasın
inadına yaşadım inadına seni sevdim

sakın bırakıpta gitme
sen gidersen kim korur beni

sana bir sır versem:
katığım da bir tutam sen
azığım da
çayım da bir tutam aşk
şekerim de

ömrüm sen
ömrünsün

ömrümü ömrüne serdim
ömrün de ben

17 Eylül 2019
00:00
Edirne

13
Hüseyin KAÇIN / BAYRAM
« : 15 Ağustos 2019, 18:52:56 »
BAYRAM

Büyüklerin ellerinden hürmetle
Küçüklerin gözlerinden sevgiyle öpülürdü
Eş dost ahbaplık edilirdi
Eskiden eskimeyen zamanlarda

Zeytinin siyahını
Peynirin beyazını
Ekmeğe katık ederdik
Can can içinde eksilmez artardık
Bayramlar bayram olurdu...

4 Haziran 2019
02:50
Edirne


14
Hüseyin KAÇIN / AYŞE NİSAN KAÇIN
« : 13 Ağustos 2019, 00:27:51 »
Kırcasalih'te bir evde yangın çıkmış.
Ayşe Nisan: Biz camiden çıkmıştık. Yangın var yangın var diye insanlar koşuşturuyorlardı.


Ne giysen çok güzel oluyorsun. Bu yeşil elbisen de çok güzel olmuş.
Ayşe Nisan: Sanki sana hiç yakışmıyor.


Dün seni salıncakta nasıl salladım?
Ayşe Nisan: Evet ama Allah'a çok şükür midem bulanmadı.


Ayşe Nisan: İstanbul'u çok seviyorum ama ben Edirne'liyim. Baba, sende Edirne'lisin. Annem, Trabzonlu...






Ayşe Nisan: Baba, ben yirmi yaşıma geldiğimde babaannem ölecek mi?








Ayşe Nisan: Anne, keşke babamın bir ablası olsaydı. Babamdan büyük yok...





- Şu yeşilliyi giy istersen.

Ayşe Nisan: Annem şimdi uyum uyum der. Annem uyumu çok sever. Bu pembeyi giyeyim.




Ayşe Nisan: Anne, bak babam çorbasını bir lokmacıkta bitirdi.





Ayşe Nisan: Baba, cennet sekiz kat, cehennem yedi katlı mıdır?


- Hadi çabuk gel ıslanmışsın bak öksürüyorsun.
Ayşe Nisan: Hasta değilim.

Ayşe Nisan: Baba, zile basmana gerek yok. Kapı zaten açık.


Ayşe Nisan: Baba, sen de benim gibi ketçap mı seviyorsun.


Ayşe Nisan: Baba, duyduğuma göre sen çocukken Yusuf'un babasını odaya kilitlemişsin.
- Nerden biliyorsun?
Ayşe Nisan: Babaannem söyledi.

Ayşe Nisan: Anne, İmamoğlu kaç puan almış söyleyim mi?

İmamoğlu elli dört, o kırk beş aldı. Yarışı önde bitirdi.

Ayşe Nisan: Tamam anne üzülme. Belki bir daha o kazanır. Belki bir daha yaptırırlar.

Ayşe Nisan: Anne, bu dörttü üçe girmiş, anne bu yediydi sekize girmiş.

Ayşe Nisan: Baba, resim sanatının en birincisi kimdir?
Osman Hamdi Bey...
Ayşe Nisan: Kaplumbağaları var.
Nerden biliyorsun?
Ayşe Nisan: Resim dersinde öğretmen boyama yaptırmıştı.


- Sen de beni hiç dinlemiyorsun.

Ayşe Nisan: Çünkü ben sen değilim.




Ayşe Nisan: Yusuf, senin annen nereli?
Yusuf: Edirne'li..
Ayşe Nisan:  Edirne'liler h harfini söyleyemiyorlar. Benim annem Trabzon'lu olduğu için h harfini söyleyebiliyor.



Ayşe Nisan: Anne, sen yüze kadar sayarken hangi sayıları kullanıyorsun?



Ayşe Nisan: Babacığım, babalar günün kutlu olsun. Top kekleri yaptım sana.


Ayşe Nisan: Bacağımdaki şişiğime buz koydum.





TÜM BABALARIMIZIN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

Anneler değil mutlu ve mesut yani kişilikli, onurlu, saygın adına ne derseniz deyin iyi kadınlar iyi çocuklar yetiştirirler... O kadınlar ayrıca her başarılı erkeği bir şekilde adam etmesini iyi becerirler.. Allah o kadınlara güç kuvvet versin... O kadınlar cennet gibidirler gözlerinde kaybolursanız hayatın sırrına erersiniz...

O kadınları annelerinden önce çocukken kendilerine yakışan ve ahlaklarından başka büyük sermayeleri olmay...
Devamını Gör


Ben yokken sana yeni aldığım yastığa bakarsan beni hatırlarsın olur mu?
 Ayşe Nisan:  Baba, sen yokken arabaya bindiğimde de yanıma almam lazım o zaman.



Ayşe Nisan: Anne, bayram bitti mi? Bayram bitti mi?





Ayşe Nisan: Anne, ben çok değişik bir düzenleme yapacağım. Düzenleyelim herşeyi...


Ayşe Nisan: Anne, akşam yemeği yoğurtlu çorba yapar mısın?


Ayşe Nisan: Baba, yine ikimiz uyandık. Herkes uyuyor. Baba, annem ve teyzeme diycem ki uykucu tavuklar...



- Söyleseydin müziği kapatırdım.

Ayşe Nisan: Söyledim ama sen sağır olduğun için duymuyorsun?

Ayşe Nisan: Anne, dokuzu çeyrek üç var...


- Evet, ramazan da bitti artık.
Ayşe Nisan: Keşke ramazanın ilk günü olsa.
- Neden?
Ayşe Nisan: Çünkü ramazanı çok seviyorum.

Ayşe Nisan: Baba, niye yardım etmiyorsun öyle bakınıyorsun?
- Oda senin odan neden kendin toplamıyorsun?
Ayşe Nisan: Sen de benim babamsın...

Ayşe Nisan: Ramazan bitti yarın bayram. Anne, sana bir şey söyleyim mi? Ben ramazanı bayramdan daha çok seviyorum. Ramazan da oruç tutuyoruz.

Ayşe Nisan: Elveda ramazan elveda ramazan...


- Daha uyuyacak mısın?
Ayşe Nisan: Baba, beni rahat bırakır mısın?


Yusuf: Top patladıktan sonra yemek yenir.
Ayşe Nisan: Anne, ezan okunduktan sonra mı top patladıktan sonra mı yemek yenir?


Ayşe Nisan: Ramazan'ın son günü mü?
- Bir gün daha var.
Ayşe Nisan: İyi ki var. Anne, ben ramazanı çok seviyorum.

Ayşe Nisan: Babamı seviyorum çünkü o çok iyi bir arkadaş.
- Arkadaş mı?
Ayşe Nisan: Baba, neyse...

Ayşe Nisan: Anne duymuyor musun kulağın mı yok senin?


- İstanbul için ezan okunuyor?
Ayşe Nisan: Edirne en son. Zehra teyzemlerden sonra biz açıyoruz.

- Dikkatli ol düşersin. Balkon demirine çıkma.
Ayşe Nisan: Dikkatliyim zaten beyinsiz değilim babacığım. Baba, sende onları düşürme dikkatli ol. Telefonuna dikkat et.

Ayşe Nisan: Baba, suç Yusuf'un babasının. Sen kaç kere söyledin kapıyı açmadı sana.




Ayşe Nisan: Anne, anne dedim anne.. Anne...
- Ne oldu?
Ayşe Nisan: İki saattir anne, anne, anne dedim...

Ayşe Nisan: Baba, anneme yardım etsen annem bu kadar yorulmaz.
- Sen neden yardım etmiyorsun?
Ayşe Nisan: Ben yemek mi yapıcam? Ben ütü mü yapıcam? Ben çamaşır mı yıkıcam? Baba, sen orpiş orpiş uyuyorsun.

Ayşe Nisan: Baba, sen biraz spor yapsan da şu göbeği eritsen. Hiç spor yapmıyorsun..

Ayşe Nisan: Anne, Edirne okundu mu?
- Bu okunan ezan İstanbul.
Ayşe Nisan: Bu İstanbul Yusuf, İstanbul Yusuf'çuğum...

Ayşe Nisan: Anne, Edirne okundu mu?
- Bu okunan ezan İstanbul.
Ayşe Nisan: Bu İstanbul Yusuf, İstanbul Yusuf'çuğum...

Ayşe Nisan: Anne, babaannem dedi ki: Levent amcamla Bülent amcam çocukken hep şımarıkmış, yaramazmışlar. Babam hep ders çalışırmış. Babam hep birinci gelirmiş.

- Su çiçeği geçirdiğin için seni öpemiyorum. Bu yüzden çıldırmak üzereyim.
Ayşe Nisan: Hastalığımı çok sevdim. Ben kendimi hasta etmek için, hep hasta olmak için bir şeyler yapıcam. Abur cubur yicem.

Ayşe Nisan: Babaannem tesbihini bırakmış.
- Kolye olarak boynuna takarsın.
Ayşe Nisan: Ben kendimle oynamıyorum ki oyuncaklarla oynuyorum.

Ayşe Nisan: Kedi sen nereye gidiyorsun? Anne, kediyi cat okuluna yazdıralım.


- Beni seviyor musun?
Ayşe Nisan: Çok seviyorum.
- Nereden anlayacağım sevdiğini?
Ayşe Nisan: Duygularımı alarak.
- O nasıl olacak?...
Devamını Gör

Ayşe Nisan: Ramazan yaklaşıyor. Babamın göbeğinde davul çalcam. Güm güm de güm...

- Bu kuyruklu yıldız mı?
Ayşe Nisan: Hayır, kayan yıldız.


Ayşe Nisan: Yusuf, bu resim benim çünkü ben tasarladım.


Ayşe Nisan: Yusuf, duvarı niye boyadın? Sorması ayıp...


Ayşe Nisan: Anne, Levent Amcam kaç yaşına giriyor?


Yusuf: Allah, isterse ölür.
Ayşe Nisan: Allah, ölümsüz. Allah ölürse her şey ölür. Dünya bile ölür çünkü her şeyi O yarattı. Farkında değil misin?

Ayşe Nisan: Neye yaklaşıyoruz?
- Çeşmeye.
Ayşe Nisan: Değil. Çok oruç tutuluyor.
- Ramazan.
Ayşe Nisan: Ama gerçekten çok yaklaştık.

Yusuf: Zengin ve Fakir çizelim. Mutlu fakir çocuk çizdim.
Ayşe Nisan: Yusuf, fakirler mutlu mu olur?
- Neden mutlu olmasınlar?
Ayşe Nisan: Üstleri eski. Evleri yok. Bundan mutlu oluncak şey mi var?








Ayşe Nisan: Anne, hep oyun oynuyorsun. Başka bir şey oyna.


Ayşe Nisan: Anne, sen öğretmen ol ben de öğrenci olayım. Limon'un kuyruğu da kalem olsun. Sen söyle ben yazayım. Anne, bak pinokyo. Öğretmenim bütün yazıları yazdım. Gerçek bak. Anne, dişlerine bak.

Ayşe Nisan: Anne, bir şey diyeceğim neden bunun elektriklisini kullanıyorsun da neden bunu kullanmıyorsun? Buna boşu boşuna mı para mı verdin?

- Bak annen çok kültürlüdür sen de annen gibi kültürlü ol.
Ayşe Nisan: Sen de sus...

- Daha vaktimiz var.
Ayşe Nisan: Hiç vaktimiz yok bir gün sonra öleceğiz.


- İyi ki senin baban olmuş muyum?
Ayşe Nisan: Evet.
- İyi ki başkası baban olmamış mı?
Ayşe Nisan: Çünkü sen beni çok seviyorsun çünkü beni omzunda tanışıyorsun ve de beni mutlu yapıyorsun.

Ayşe Nisan: Baba, süpriz. Çikolatalı kek topu yaptım. Annem bir kere bile yardım etmedim.


Ayşe Nisan: Anne, babam kaç yaşına giriyor?
- Kırkbeş

..


- Senin baban mükemmel mi?
Ayşe Nisan: Mükemmel.
- Nesi mükemmel?
Ayşe Nisan: Beni omzunda taşıyor.
- Onu ezberledik artık. Başka bir nedeni olmalı?...



- Telefonu bırakırsan didi veririm.
Ayşe Nisan: Ee.. vermesen ne olacak ölecek miyim?



Ayşe Nisan: Kekler geldi. Didi'ler de geliyor. Dondurmacı amca, dondurmacı amca, kaç dondurman var? Burası annem, burası babam, burası ben. Bir, iki, üç, dört, beş, altı. Yedi de ben çıktım. Anne, dondurmacı amca oynayalım mı? Ellerimizi sayacağız. Kimin eli çıkarsa, o çıkar. Baba, hiç yemeyecek mi? Enfes tadı, tadı mükemmel. Anne, sen de benim gibi didi'yi çok seviyorsun.
- Kek'i kim yaptı?
- Ayşe Nisan yaptı.

15
Hüseyin KAÇIN / DİPLERE YÜZELİM
« : 30 Temmuz 2019, 18:18:13 »
diplere yüzelim
en diplere
ben yüzme bilmediğimden olsa gerek
hayatın kenar mahallerinde hep vurgun yedim
yüzümün eskiyen yanları
yüzüne karışır şeker gibi yenilenir

okuldan kaçan çocuklar gibi
ben hayattın içinden zor yanlarından
hep sana kaçıyorum

saklandıkça sana yakalandım

26 Temmuz 2019
00:10
Edirne

Sayfa: [1] 2 3 ... 70