İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 72
1
Bugün 2020 yılın mayıs ayının beşinci günü gece saat 24:45.
Telefonumdan yanlışlıkla sildiğim fotoğrafı yeniden geri yüklemek için Google photo arşivime girdim. Uygulamaya girer girmez uygulamanın yukarı kısmında paylaşılan durum şeklinde bi tık vardı, oraya tıkladım ve karşıma büyük bir rahatsız edici utanç verici yaşanmışlık çıktı. Bir fotoğraf... O fotoğrafta kendiyle barışık olmayan, huzursuz, ne istediğini bilmeyen, rahatsız, mutsuz biri vardı. Ve o kişi maalesef bendim. 3 sene önceki bi fotoğrafım. Fotoğrafı sadece ben değil kime gösterirsenizde aynı şeyleri söyleyebilir fotoğrafımdaki karakterimle ilgili yorum yapıcak olursa. İçim karardı, benmiyim bu kişi dedim? Bi anda ne kadar çok mücadele ettiğimi, adım-adım merdivenden yukarı çıkarak bi başarı elde ettiğimi daha gerçek bi anlamda hissettim. Daha gerçek anlamda kendimi çok iyi geliştirdiğimi anladım.
Hemen arşivin en dibine kadar indim. Tek tek 4-5 sene önceki fotoğraflarıma baktım. Neler yaşamışım...
Bi çocuk ergenlik döneminde saçma sapan şeyler yapabilir. Çocuk işte dersiniz. Ama bi erkek çocuğu artık 20 yaşında ezik, mutsuz, kadınsı, hayatta bir çok şeyden korkan, kararsız ve huzursuz olmamalı. Benim neredeyse o 16 yaşımdan 20-21 yaşıma kadar gece uyumaya geçtikten sonra her gün ağladığım yıllar. Neden mi? Kendimi farklı hissetmek ve o farkı sadece ben değil bütün çevremin hissetmesi görmesi ve beni aşağılaması okulda dışarıda hatta evde bile benimle ilgili yargılar, baskılar, gülmeler dalga geçmeleri. Eşcinsel hislerim olduğunu anladığım yıllar. Allahım diyodum affet beni lütfen. Benim hislerim senin istemediğin bir şekilde, benim bazı fikirlerim hayallerim senin yasakladığın şeyler... diye kendimi suçladığım yıllar. Ben genç 15-16 yaşında küçük bir çocuk içten içe kahroluyordum ağlıyordum neden diyodum. Niye? Niye, neden? Ben bunları yaşıyacak kadar ne yaptım? Okulda dalga geçiliyorum dayak yiyorum evde yargılanıyorum neymiş babama, dedeme benzemiyormuşum. Kimseyede söyleyemiyordum ki. Çünkü o kadar korkuyordum ki bunu benden onaylanmış bişekilde duymalarından. Çok araştırmıştım kitaplardan, internetten. Bi taraftan tek sığındığım Dinim buna hayır diyodu öteki taraftansa okuduğum kitaplarda internet sitelerinde bunu kabul et ve evet bu şekilde devam et diye okuyodum. Kafa karışıklığıyla devam etmek istedim ama bana edilen hakaretlere alaylara laflara gelemiyordum. Ve gene Allaha sığınıyordum. Seneler geçiyordu ve artık buna bi yön bulmam gerekiyordu. Ve işte o fotoğrafımdaki günler. 20 yaşımdayken, tüm cesaretimi toparlayarak beni çok sevdiğini bildiğim anneme eşcinsel olduğumu söylemeye karar vermiştim. Anneme bile söylemeye korktuğum bi dert, sanki dünyanın en ağır cinayetini işlemişim gibi.. Söylersemde ailemle beraber benden vaz geçer, eşcinsel olduğumu asla kabul etmez gözüm görmesin diyerek yok olmamı ister sanıyordum. Ama şükürler olsun büyük harflerle söyleyebildiğim ANNEM bana tutundu, derdime ortak oldu. Tek ricada bulundu sadece. Oda, benim ona bi şans vermemi istedi. BİR ŞANS. Benim bu bir takım psikolojik takıntılarımdan, eşcinselliğimden vaz geçmem için bi çare bulurum dedi. Kabul ettim. Yarı umutlu ve yarı umutsuz çaresizce anneme sığındım. Ve tabi ki de insan bişey isteyip ölüm harici bir duruma çare bulmak isterse bulurmuş. Bir psikolog buldu annem kısa zamanda. Bunca çektiğim acılar sıkıntılar mutsuzluk benim suçum olmadığını anladım zaman ilerledikçe gittiğim psikolojik terapilerde. Gerçektende!? 15 yaşındaki ve yahut 10 bile olsa 20 bile olsa bi çocuk ne günahı yüzünden ne hatası yüzünden büyük mutsuzluk yaşasın ki? O hatalar ki, o günahlar, o çocuğun çevresinde çocuğun bu hallere kadar gelmesine sebep olanlarındır! O çocuğun babası her zaman yanında olmasına rağmen babasından almak istediği hisler sevgi karşılanmadığı için suçlar onların olsun! Ben kimseye hiç bir kötülüğüm yokken çevrem tarafından büyük ACI gördüm. Bunun için benim ne suçum olabilir ki? İlk önce bunu anlayabildiğimde üstümdeki ağır yük hafifledi. Demekki daha önceden o kadar saf ve ezikmişim ki her şey için kendimi suçluyormuşum. Daha sonra HAYIR demeyi öğrenince. Daha sonra istediğim şeyleri ufak-ufaklarından gerçekleştirmeye başladığımda. Ve zaman ilerledikçe doktorum H.K hocamın tavsiyelerine uyarak kendimi o kadar geliştirmişim ki huzursuzluklar takıntılar vs. bi yana, kendimi bi kıza hoşlanacak kadar değişim bi evrim bi başarı kazandığımı görüyorum şuan. Ve bu arşivin fotoğraflarına bakarak dahada pekişmiş bi şekilde anlıyorum. Eski ben ve hala gittikçe kendini iyi yönde geliştiren ben. Şuan 23 yaşımdayım daha gencim ve şükürler olsunki bunları anlayabiliyorum. Bi insan eğer çare ararsa huzursuzluğundan her zaman kurtulabileciğini biliyorum. Allah'ıma şükürler olsun ki ben o yaşadığım huzursuzluklara, mutsuzluklara her anlamda benim için huzur bulduğum bir çare buldum.

Bunu okuyan bazı benim gibi hisleri yaşayan eşcinsel arkadaşlar için ve belkide bazı eşcinselliği hiç yaşamayan insanlar için saçma gelebilir.



Olabilir onlar inandıkları şeylere inansınlar. Kendilerini nasıl huzurlu hissediyorlarsa o şekilde devam etsinler. Ama şunuda söylemek istiyorum, bi çocuk kendini eşcinsel hissediyor ve kendi başına çare aramak istediği zaman okuduğu sitelerdeki yönlendirmeler olayı farklı tarafa götürüyor. Oysaki o andaki bulmak istediği bir çareyi o an bulabilirken tüm dünyayı karşına alarak daha zorlu yolla gidiliyor bence. Yine de ne yapıyorlarsa onu yapsınlar demek istiyorum ama diyemiyorum çünkü ben bu güne kadar bazı eşcinselliği doğru bulan eşcinsel veya eşcinsel olmayan insanlar tarafından çok yanlış bişey yaptığımı söylediklerini duydum hep. Ve kendi kişiliğimi inkar ettiğimi duydum onlardan. Evet! Doğru o acılı günleri yaşayan ben olucağıma kişiliğimi inkar etmek değil bulmak için uğraşan BEN olmak istediğimden eşcinsel olmamayı tercih ediyorum. Lgbt kurumlarının en çok talep ettiği şey kişisel haklar ve özgür yaşam. Ee o zaman beni de ve benim gibi eşcinsel olmak istemeyen bireylerin seçtiği ve doğru gördüğü yolu yanlış demelerine hiç hakları yoktur. Ben kendi adıma mutluyum ve her anlamda huzurluyum. Huzur bulduğum yol, haraketlerim ve inançlarım budur benim özgürlüğüm ve rahatlığım. Vede kişisel haklarım.

2
Hüseyin KAÇIN / ÖZGÜRLÜK
« : Mayıs 12, 2020, 12:10:07 ös »
ÖZGÜRLÜK

şükür olsun
kuşlar uçuyor
gökler özgür
ayrılığa dayanamam ben
sensiz kalamam
yüreğim yanar
kül olurum ben

seninle
kalblerimizi çırptıkça
yerimden yurdumdan
fani dünyadan kaçarcasına
ikimiz bir olup
özgürlüğe uçuyoruz

12 Mayıs 2020
10:50
edirne

3
Hüseyin KAÇIN / SONSUZ AŞK
« : Nisan 16, 2020, 06:30:29 öö »
SONSUZ AŞK

aşk içinde aşk olan
balıklar gibidir insan
göklere uçası gelir
bulutlardır rüyası
kuş uçmaz kervan geçmez
yollarda yürüyesi gelir
çöllerdir rüyası

kader kaleminden sızan
bir damla kanla yazılan
sonsuz bir rüyadır insan
okundukça okunan
aşktır insan

16 Ayşe Nisan 2020
06:20
Kayaşehir
İstanbul

4
Hüseyin KAÇIN / KELEBEĞİN SIRRI
« : Nisan 14, 2020, 05:04:25 öö »
KELEBEĞİN SIRRI

insan dediğin bir sır olarak yaşamalıdır
eşine dostuna yalanı talanı olmadan
adam gibi
eğilmeden bükülmeden
başı dik yürümelidir

insan dediğin üçlerin yedilerin ardından
kırklara karışırcasına bir sır olmalıdır
kırk ikindi yağmurlarına karışmalıdır
bir gözü dağlarda bir gözü sevdiğinde olmalıdır

insan dediğin
karıncayı incitmekten ürkendir
ama yüreği de eceli için çarpandır

onurlu insanların
ekmeği de suyu da helalinden olurmuş
bir Allah'ın kulu da şaşırtmasın
toprağı da berkmiş ruhu da berk olurmuş

insan dediğin
bir kelebek gibi yaşamalıdır
dünyanın bir ucundan
bir ucuna
yetim çocuklar için
gözü yaşlı analar için
iz bırakarak yaşamalıdır

insan dediğin
sır olmalıdır.

14 Ayşe Nisan 2020
04:50
Kayaşehir
İstanbul


şu karşıki dağları meşeleri bağları
sağlık sefalık ile geçtik elhamdülillah

yunus emre

https://www.youtube.com/watch?v=iq9tQpneMrc


5
Hüseyin KAÇIN / SATRANÇ
« : Nisan 05, 2020, 02:33:28 öö »
SATRANÇ

satranç tahtasında bulurmuş insan kendisini
babalar şahmış oğullar vezir
kadınlar kale gibi sağlammış erkeklerinin yanında
biri anne olurmuş birisi de eş

bir de iyi dostları olurmuş diğer taşlar sayısınca insanın
bu kadar iyilik içinde kötülük olmaz mıymış peki
dostlarımızı haraç mezat düşmana satan
bu truvatı kimdir şahımızın yanında

oyun bozan kan emici eşi dostu kırdırıcı
bu truva atı yezidi kim koydu oyuna
şeytan bile uzaktan seyredermiş korkunca

kerbeladır çölüdür satranç tahtası
hüseyin kanıdır akan bu cihat oyununda
truva atı ne bilsin hüseyin'ler ölmez
cennet melekleri zillete boyun eğmez
güneşe uçarlar güneşi getirir masum çocuklara
truva atı ne bilsin kölelerden şah olmaz

kardeşim yıldız gibidir yeminlerini unutmayanlar
allah adına ahde vefasını zalime bozmayanlar
kardeşim gözümüz yaşımız kanımız canımız
özgürlük şanımızdır şerefimizdir

05 Ayşe Nisan 2016
13:15
Edirne

6
Hüseyin KAÇIN / TAŞ KAVMİ
« : Nisan 05, 2020, 02:30:52 öö »
TAŞ KAVMİ

annelerimizin kucağı cennetimizdir
meleklerle oynar güler eğleniriz
ordan kovulmadıkça büyümez bebekleriz
babalarımız başta sona dünyamız
dinmeyen acılarımız birikir
içimiz dışımız bir değildir
annelerimizin uslanmaz çocuklarıydık
birden dünyamız değişir
devletin yoksul çocukları oluruz
defterle kalem arasında ansızın büyürüz

sokaklar çocuklarındır koşar oynardık eskiden
bahçelerimiz bağlarımız yemyeşil ağaçlarımız
kana kana içtiğimiz çeşmelerimiz vardı
uç uç böceğim
annem sana terlik pabuç almıyor artık
eskiden eskiden çok eskiden
alnından ter akan büyük adamlar da vardı

yenilendikçe yenildik
taş üstünde taş yaşar olduk
içimiz de taş dışımız da taş olduk
anlayacağımız taş kavmi olduk helak olduk

05 Ayşe Nisan 2019
12:15
Edirne

7
Merhaba.

Öncelikle terapinin bana çok yardımcı olduğunu bildirmek isterim. İlk terapim olmasına rağmen, hayatımda büyük değişimlere neden oldu. En önemlisi, tam bir eşcinsel olmadığımı, eşcinselliğe olan eğilimimin nedenlerini ve kurtulmak için olan çözümleri öğrendim.

Kız arkadaşlarımla ilişkimin büyük kısmını kestim ve erkeklerle olan ilişkilerimi artırdım. Erkeklerle konuştukça daha erkeksi hissettiğimin farkına vardım ve kızlarla konuşmanın bana zararlarını anladım. En önemlisi de güzel kız arkadaşlarımla olan ilişkimi kestim, çünki ne kadar güzel kızlarla konuşursam o kadar güzel kızlara olan isteyimin azalıcağını anladım. Ama yinede bir kadına seksüel bir varlık gibi bakmanın yollarını öyrenmeliyim. Bir kadını sevemiyorum yada bana çekici gelmiyorlar. Bunu hala becermiş diğilim ve terapilerle düzeltmeğe çalışıcağam. Aslında terapiden önce hiçbişey hissetmiyordum kadınlara karşı, ama terapide bana birşey önerildi( burada yazamıyorum). Şimdi bunu yapdıkdan sonra 10-15% birşey hissedebiliyorum.

Eşcinsel yönümlü olmamın diğer bir sebebi çocuk kalma arzusuymuş. Bunun bir neden olucağı hiç aklıma bile gelmemişti, ama şimdi bunun en büyük nedenlerden biri olduğunu anlıyorum ve çocukluk hislerinden tamamile çıkma aşamasındayım. Hakikaten de çocuk olduğunu düşünmek bir şekilde erkek gibi davranmanı kısıtlıyormuş, yada erkek gibi hissetmeni kısıtlıyormuş.

Diğer yandan erkeksi gibi davranmaya başladım. Erkeklerle küfürle de konuşmaya başladım. Bunun da bana yardımcı olucağını anladım. İlk zamanlar olduğu için biraz çekiniyorum ama zamanla düzeleceğine inanıyorum. Arkadaşlarım da söylüyor, Türkiyeden döndükden sonra nasıl değişdiğimi. Sen küfür söylemezdin, noldu diyolar mesela. Spor yapmaya da başladım.

Annemle olan konuşmalarımı kısıtladım. Annemin ve babaannemin bana çocuk gibi davranmamasını da söyledim. Aynı odada kalıyoruz babamla. Annemle babama da benim yanımda kavga etmemelerini söyledim. Babamla da yakınlaşmaya çalışıyorum, her ne kadar zol olsa da . Aslında düzelme bir geliyo, bir gidiyo. Bir zaman babama hiçbir nefret hissetmiyorum, diğer zaman da çok öfkeli oluyorum. Benim için en büyük zorluklardan biri bu- babama karşı öfkemi azaltmak.

Bunlar sadece 1 terapide olan değişimler, ve bana çok yardımcı olduğunu düşünuyorum. Eşcinsel eğilimli olmamın bir değil, birkaç nedeninin olduğunu anladım. İlerleyen terapilerde de elimden ne gelirse yapmaya da hazırım.

8
Hüseyin KAÇIN / SURİYE
« : Nisan 01, 2020, 10:12:35 ös »
SURİYE

bana adımı sormayın
ben küçük bir çocuğum
afganistan hindikuş dağlarında
masmavi gökyüzümü çaldılar
rüyalarıma kadar girdiler canavar adamlar
özgürlük hayallerime kurşun sıktılar
bombalar evimizin yağmuruydu

bana adımı sormayın
bir adım bağdat bir adım suriye
bosna'ya kadar gözümden yaş aksa da
kan aksa da ben mescid-i aksa gibiyim
dualarımda hep anasız kaldım babasız büyüdüm
siz beni tanımazsınız adımı da bilmezsiniz

ben sizi Allah'a şikayet eden
o kimsesiz çocuğum
sınırlarda kanayan kumsallarda boğulan
o göçmen çocuğum

ben bir ülke kadar
kocaman bir çocuğum
bağdat gibi suriye kadar
yürekli bir çocuğum
öpüyorum ellerinizden
sevgili büyüklerim

1 Nisan 2020
18:50
İstanbul

9
Hüseyin KAÇIN / NİSAN
« : Nisan 01, 2020, 10:12:07 ös »
NİSAN

anamın doğum sancılarına aldırmadan
ayın on dördü bir nisan günü doğdu isem
Allah bilir bilmediğim
bir nisan günü de
derdime derman bulunmazsa
gözümün yaşına aldırmadan
bir nefeste ölürüm
ardımdan kim ağlarsa ağlasın
hüznümü de ceketimi de alır çeker giderim

üç kişi çıkar da iyi adamdı derse
sevgisi de aşkı da yalan bu dünyadan
kinimi de öfkemi de bırakır çeker giderim

1 Nisan 2020
02:50
İstanbul

10
Nerden başlasam diye başlanır ya zor, uzun ve bazıları için utanç verici hikayelere. Benim hikayem nerden başlasamlı bir hikaye. Adımın, kardeş sayımın, nereli olduğumun hiç önemi yok bu hikayede. Yaşadıklarım şehrimi, mekanımı değil kalbimi ve ruhumu ilgilendiriyor. Aslında beynimi de ilgilendiriyor çünkü bazen yitirdiiğimi düşünüyorum kontrolümü. Yazmak iyi gelir dedi HK. Berbat ve güzel bir çocukluğun ürünüyüm. Acımasız bir sapığın kalkmış s.k.n. indirmek için kullanıldım bilmem kaç yaşındayken. Zorla değildi. Hatırlamıyorum ama zorla olduğunu sanmam çünkü akrabamdı. İyi bir insan şuan. Herkes iyi biliyor. Bende öyle. Hayatımı s.kmesine rağmen içimdeki şüphenin sebebini bilmiyor olmam hayatımı s.ken 2. Bir vaka benim için. Net bir şekilde suçlamam gereken kişiyi biliyorken neden kusamıyorum öfkemi bilmiyorum. Tecavüze uğradım ve ben bir erkeğim. Kız gibi yaşadım çocukluğumu ve ben bir erkeğim. Kız elbiseleri giymeye meraklıydım, evcilik oynamayada. Ama bir yandan erkek oyuncaklarıylada oynardım deli gibi arabalarım vardı. Ben bir erkeğim. Duygusallığın zirvelerinde yaşayan içinde birçok insan olan bir erkek. Kaç kişiyim bilmiyorum. Arkadaşlarım iki kişisin derler ama anladım ki bende çok kişi var. HK öyle söyledi. İlk seansım da çok kişilikli olduğumu öğrendim. Düşüncelerim öyle parçalı ki nerden nereye atlayacağımı bilmiyorum. Ben birçok şeyi bilmiyorum aslında. İçimdeki dalgalanmaların verdiği acıyı, huzursuzluğu ve utancımı tarif edemem. Belki hiç geçmeyecek izler bırakan yaralarım ve hatalarımın altındayım eziliyorum. Kemiklerim her defasında kırılıp yeniden kaynıyormuş gibi. Tıpkı cehennemde yanıp yanıp dirilmek gibi. Gerçekten bu kadar mı acı çekiyorum. Bir erkeğin başka bir erkeği arzulaması, bir kadına aşık olamaması, rüyalarının erkek rüyası olmaması bu kadar mı acı verir. Peki işlediği günahlar, peki bağımlı olduğu adını ağzına alamadığı aşk duygusunu yaşadığı erkeklerin varlığına ne demeli. Utanıyorum. Neden böyleyim? Arkadaşlarım kadınlardan şehvetle bahsederken ben rol yaparken utanıyorum ve acı çekiyorum. Kadın bedeninin benim için bişey ifade etmemesinden utanıyorum ve kahroluyorum. Hayatıma, hareketlerime,düşüncelerime yön veren bu duygunun beni dengesizin teki yapmış olmasına dayanamıyorum artık. Ben bir erkeğim. Pipisi olmasına rağmen başka erkeklerin pipilerine sulanan bir erkek. Kafası da ruhu da karmakarışık olan, duyguları paramparça olan ve kalp atışları dengesiz olan kalbi başka bir erkek için atan, bunu yazarken bile midesi bulanan bir erkek. Ne yaptım ben Allah'ım neden böyleyim gibi isyanlara düşmedim. Sordum bu soruyu evet ama isyan etmedim. İnancım ve Rabbi'me olan güvenim hiç yok olmadı. Günahlar işlerken aynı zamanda namazda kılan ben bu ince çizgideki hayattan çok zevk almadım. Normal biri olmadığımın farkındayım. İnsanlar Bana iyi derken beni överken benim günahkar bir aciz olduğumu, çocukluğu ergenliği ve hatta belki biraz sonrası bile berbat geçen biri olduğumu öğrenince de aynı şeyleri söyleyebilir misiniz demek istiyorum. Bana iyi demeyin. Değilim. Ama olacağım. Allah'ın yardımı ile bu imtihanı geçeceğim. Umudum ve inancım ile, HK'nın vesilesi ile Allahın yardımı ile bu imtihanı geçeceğim. Çocuklarım, karım ve bir ailem olacak

11
Merhaba Hüseyin hocam. Talimatınız üzere hislerimi yazacağım size. Aslında bu yazıyı birkaç dakika önce oluşturabilirdim. Lakin " / " işaretini bulamamak beni deli etti. En sonunda pes edip yazıya başladım derken bir kaç dakiki uğraş sonrasında buldum. Obsesif olduğumu söylemiştiniz. Sanırım bu durum da bunun bir göstergesi. Sanırım bunlardan bende az diyemeyeceğimiz kadar olabilir.

Evet. Şimdi asıl konuya geliyorum. İlk terapimden sonra neler hissettim? Cevap: Mutluluk. Evet, kelimenin tam anlamı ile yoğun bir mutluluk duygusu içerisindeyim. Bunca yıldır ilk defa sorunumu olduğu gibi kabul ettim sizin yanınızda. Yetmedi diğer arkadaşların da... Sanırım ilk defa kendimi bir perdenin arkasından değilde nasılsam öyle anlattım. Nikap açtım size ve oradaki diğer arkadaşlara. Ancak şimdi anlıyorum ki ben ne kadar güçlü bir insanmışım. Yıllarca bu yükle yaşayabilmişim. Bu yükün ağırlığını ancak orada indirdiğimde fark ettim.

Sanırım akşama kadar orada oturup gelen giden arkadaşlarla muhabbet edebilirdim. Lakin bu mutluluğum İngilizce öğretmeni olan arkadaşın ailesi ile aramıza katılması ile bir anda rahatsızlık hissine döndü. Belki çok iyi insanlardır ama onlarla açmış olduğum perdenin önünden konuşmak kendimi rahatsız hissetmeme sebep oldu. 5 dakika içerisinde orayı terk ettim. Bu arada kusura bakmayın, sizinle görüşme fırsatım olmadı.

Eve geldim. Sizinle ve diğer arkadaşlarla olan sohbetten biraz anneme bahsettim. Açıkçası bunu çok fazla istediğim söylenemez. Neticede bir sıkıntımı onunla paylaştım ve çözüm konusunda atmış olduğum adımın doğru bir karar olduğunu da paylaşmalıydım düşüncesi ile paylaştım. Aslında anneme, hatta aileme karşı bir süredir böyle hissediyorum. Demek istediğim yaşamış olduğum kötü şeyleri anlatmayı tercih etmiyor olmam. Sanırım yaşadığım kötü ne varsa ilk olarak onu kendi içimde yaşayarak kabullenmek istiyorum. Bunu başarabildiğim de zaten artık üzerine konuşmamı gerektirecek bir şey kalmıyor genellikle. Evet bugün orada yaşadığım şeylerin hiç biri kötü değildi. Ancak bu seferde beni yeteri kadar anlayabileceğini düşünmedim. Bu onun suçu değil elbette. Mesele çok özel ve deneyim gerektiren bir konu. Ve içeriği itibari ile de uygun değil.

Bana verdiğiniz ödevler bu değildi yalnızca. Mastürbasyon konusu. Bu günü haftanın başlangıcı yaptım bu önümüzdeki pazara kadar. İlk mastürbasyonumu bugün yaptım. Belki bir bayan henüz buna müdahil olmadı ancak bir hetero olarak başka hetero ile birlikteydim. Aktif ya da pasiflik sıfatları yüklemedim. Sonra fark ettim ki ben zaten bunu hiç bir zaman yapmıyordum. Ancak sizinle konuşurken, öncesinde de kendimi anlamaya çalıştığım zamanlarda konunun mahiyetine inebilmek amaçlı bu terimleri kullandım.

Şimdi burada çok ilginç bir şeyi paylaşmak istiyorum sizinle. Danışanlarınızdan biri ile uzunca sohbet etme fırsatım oldu. Gerek o, gerekse diğer arkadaşlarda hep kendim ile konuşur gibiydim. Yok sayılamayacak kadar fazla ortak nokta var. Ancak özellikle biri ile olan münasebetim biraz daha keyif verdi bana diğer arkadaşlara kıyasla. Belki size sapkınca gelebilir ama aslında oradan çıkıp eve gidene kadar aklımdaki fikirlerden biri fantezi dünyama onu dahil etmek olmuştu. Ancak bu işe başlamak istediğimde ve mantıklı bir şekil düşündüğümde ondan gerçekten bir insan olarak hoşlandığımı fark ettim ve bunun yakından uzaktan cinsellikle alakası yoktu. Belkide o, sizinle kurduğum profesyonel ilişki dışında kendim olduğum, kendimden bahsederken de bir takım şeylerin arkasına saklanmak zorunda olmadığım ve saklanmadığım ilk insan olduğu için böyle hissediyorum. Neticede bu şekilde davrandığım ve hissettiğim için mutluyum. (Yani bu tahlili yapmış olmamdan ve neticesinden.)

Açıkçası aksi türlü davranmış olsaydım kendimi insanlardan faydalanıyormuş gibi hissederdim ve vicdan azabı çekerdim diye düşünüyorum.  Çünkü bu şuna çok benziyor; sık sık tecavüze uğrayan bir kadın tanıdığımızı varsayalım. O bu sıkıntısından kurtulmak isterken benim onu fantezi dünyama dahil etmem. Bana göre ikisi aynı şey. Ama inanın bana onu buna dahil etmemem ona karşı cinsel bir hissimin olmamasıydı. Sadece sohbetinden keyif aldığım bir arkadaş. Çünkü bu zamana kadar üzülerek fark ettim ki cinsel duygularım harekete geçtiğinde duygularımın esiri oluyorum. Doğru ya da yanlış ayırt etmiyorum ki mevcut sorunum da buna bir delildir. Bu arada o arkadaş .......

Birde kafamda sürekli arkadaşların hikayeleri dönüp duruyor. Yeni ve cesurca olan çok fazla faaliyette bulundum bugün. Zihnen kendimi yorgun hissediyorum.

Bilmiyorum bana "yaz" derken kast ettiğiniz şeyler bunlar mıydı? Daha fazla düşündüm ancak yazacak bir şey bulamadım. İlginiz ve böyle bir işi yaptığınız için teşekkür ederim. İyi çalışmalar.

12
Tanrı Ölmedi: Aile, kültür ve medeniyet adına ‘Tanrı parçacığı’dır.

İnsanlık, tanrısallaşmak adına özünü yitirdiğinde yani uzaya gitmek adına dünyayı tarumar ettikçe,
"erkeksiz doğum artık mümkün; kadının kemik iliğinden sperm üretildi" denilerek en cinselinden en dinseline kadar birileri kadının fendi erkeği yendi, yaşasın özgürlük naraları atarken, atomu parçalamak bir yana ailevi değerlerin de paramparça olduğu yeni bir dünya düzeninde koronavirüs insanlığa sesleniyor: Tanrı ölmedi diyor.

İnsanlık Ortadoğu ülkelerinde gözyaşı yetmez; bitmez tükenmez bir şekilde kan akıtırken suskunluğumuza inat koronavirüs insanlığa sesleniyor: hakikati görmeyen gözlerinizden, haksızlık karşısında suskun kalan ağzınızdan, birbirinize hayatı zehir ettiğinizden dolayı nefesinizin kesilmesi için burnunuzdan, ruhunuzu kirlettiğiniz için ellerinizin kirinden siz sorumlusunuz diyor.

Aslında hayatın özünde "ben"im yaşayabilmem için öncelikle "sen"in yaşaman kaçınılmaz bir gereklilikmiş.

Evrenin yaratılışında büyük patlamanın (Big Bang) sonucunda saniyenin milyonda biri kadar ertesinde kütlesiz ve saf enerjili
ilk parçacıklar da etrafa saçıldı. Hiçliğe kütle veren ‘Tanrı parçacığı’ esas adıyla Higss Bozonu'nun Tanrı’nın varlığına ya da yokluğuna dair karar vermekte zorlanan insanlık; yaratılışa meydan okurcasına ölümsüzlüğü ararken
kendi küçük ama tahribatı büyük koronovirüs ile başedebilmek adına kendini zor bela yaşatabilmek için çabalamaktadır. Tanrı'nın meleklerine kör ve sağır kalan insanlığa korona virüsü bıkmadan usanmadan sesleniyor: Tanrı ölmedi.

Koronavirüs bize unuttuğumuz yada terkettiğimiz bütün değerleri yeniden hatırlatıyor. Evde kal ki ailen parçalanmasın yıkılmasın. Başarı putunun peşinde sokaklarda, kaldırımlarda, meydanlarda deli divane koşarken eşimizi, çoluğumuzu çocuğumuzu unuttuysak eğer onlara eskisi gibi değil yeni bir gözle bakmak zorundayız artık. Toplumsal cinsiyet eşitliği adına kadınların dünyasında anneliğin değeri düşerken koronavirüs bizleri eve kapattıkça kadınlar yeniden annelik görevleri ile başbaşa kaldılar. Artık yaşamak adına mecburen aile olmak zorundayız. Aile'den daha kutsal değer peşinde koşan hem erkekler hem de kadınlar nafile bir çaba içinde olduklarını anlamak zorunda kalıyor. Acılarımızı dindirmek, sevgilerimizi paylaşmak adına birbirimize sarılmanın ne kadar önemli olduğunu öğreniyoruz yeniden. Kadınlar olarak, erkekler olarak, insanlık olarak birbirimizin ruhuna dokunmak zorundayız. Kapitalizmin bedeli olarak kaybettiğimiz ruhumuzu yeniden kazanmak zorundayız. Feministler ve cinsel yönelim adı altında eşcinseller özgürlük mücadelesi verirken aile kurumunun tarumar edilmesi hedeflenmektedir. Endüstrinin yeni rant kapısı: Feministler ve eşcinseller.
Feminist kadınlara inat; kürtaja inat, eşcinsellere inat, cinsel özgürlüğe inat, toplumsal cinsiyet eşitliğine inat, İstanbul sözleşmesine inat, aile yeniden yüce bir kurum oluyor. Aile, toplumun temel taşıdır. Aile, kültür ve medeniyet adına ‘Tanrı parçacığı’dır.
Anne varsa çocuk yaşar; anne varsa insanlık yaşar. Sezai Karakoç'a kulak vermek zorundayız belki de;

" Anne ölünce çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde bir siyah çubuk
Ağzında küçük bir leke

Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne

Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne "

İnsanlık, kutsala gitmekten ibaret olan özünü yitirdiğinde artık gidecek hiçbir
yeri yoktur.

Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar yani sözün özü peygamberlerin çocukları, Ortadoğu'da kardeş olmadıkça insanlığın ruhunda kansere dönüşen savaş hücreleri bitmeyecektir. Kanserin yeryüzünün her bölgesine yayılması olayına metastaz adı verilir. İnsanlığın herhangi bir yerinde oluşan bir hastalığın başka bir yere sıçraması, yayılmasıdır metastaz. Kin ve nefret tohumları ekilmişse ruhumuzun derinlerine insanlık gittikleri yerlerde tümör yani terör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Dün Haçlı Seferleri olanın adı bugün İsrail olur.

İnsanlık bir anda Suriye olmadıkça koronavirüs bize bıkmadan usanmadan seslenmeye devam edecek sanırım.

Hayya alel-felah:
Haydi felaha...

13
Hüseyin KAÇIN / SEV İNCE
« : Mart 10, 2020, 08:19:56 ös »
SEV İNCE

ellerimi verdim sana
yağmurlu geceleri seninle sevdim
denizlere sığınır gibi sığınırdık seninle
seninle ağlardık seninle gülerdik
kış olur da kar yağarsa
ince ince içimize işlerdi
üstümüzü örterdik seninle
sev ince

10 Mart 2020
17:30
Kayaşehir/İstanbul

14
İSLAM FİLOZOFLARININ EŞCİNSELLİĞİN TEDAVİSİNE YÖNELİK YAKLAŞIMLARI

Medeniyetler çatışmasının yaşandığı bu yüzyılda İslam dünyası olarak aynı zamanda bir medeniyet krizi yaşadığımızı da söyleyebiliriz. Kültürel değerlerimiz açısından da sorunlar yaşamakta olduğumuzu ifade edebiliriz. Toplumsal olaylara ve sorunlara çözüm üretebildikleri oranda medeniyetler ayakta kalabilmektedirler.  İslam düşünce tarihinde büyük bilim adamları (bilim insanı değil) çıkmasına rağmen kalıcı ve köklü bilimsel kurumlar oluşmadığı için bilimsel düşünce geleneğinin oluşmasında sorunlar ortaya çıkmıştır.

Osmanlı Devleti, Batı karşısında ilk defa yenilgi ve toprak kaybına uğramaya başlayınca, aynı  zamanda Batı Medeniyeti karşısında gerileme sürecimiz de başlamıştır.  Bundan dolayı devletin varlığını korumak için Batılılaşmanın gereğine inanılmış ve askeri kurumların Batı örneğine göre düzenlenmesine girişilmiştir. Bu bakımdan Osmanlı modernleşme (Batılılaşma) sürecinin özünde askeri tedbir sorunu  yatmaktadır.  Mustafa Reşit Paşa orta elçi göreviyle gittiği Fransa’da ilk günden itibaren Mısır meselesinin çözümü ve Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumu düzeltebilmek için çareler aramış ve çözüm olarak Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesi gerektiğine inanmıştır.  Batılılaşma “süreci”, Cumhuriyet’in ilanından sonra toplumun topyekun Batılılaştırılmasını amaçlayan “programa” dönüşmüştür. Batılılaş(tır)ma adı altında ‘çevre’nin değerlerine yönelik her müdahale, kültürel zeminde hissedilen kimlik krizini tetiklemiştir. Batılılaşma serüveni kendi kültürel değerlerine yabancılaşma sorununu ortaya çıkarmıştır. Osmanlı Devleti  nasıl ki sadece askeri çözümlerle yetindiği oranda yaşadığı toplumsal sorunların yarattığı çöküşü durduramadı ise Türkiye Cumhuriyeti de 15 Temmuz sonrası yaşadığı beka sorununu sadece askeri tedbirlerle çözümleyemeyecektir. Aslında sorun özünde insan eğitme ve yetiştirme sorunudur. Fetö denilen tehlike gücünü ve kaynağını eğitim kurumlarından almıştır. Kendi çıkarlarına uygun Makurtlaşmış (Altın) nesilleri kırk yıl içinde başarılı bir şekilde yetiştirmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı,  Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına katkı sunacak sağlıklı nesilleri  aynı oranda başarılı bir şekilde yetiştirebilmekte midir? Osmanlı Devleti'nde nasıl ki toplumsal sorunlarının çözümünü Batı’da aradığı oranda kültürel yozlaşma ve yabancılaşma artmışsa yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti de toplumsal sorunlarına Batı’dan tercüme ve uyarlama toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları, İstanbul sözleşmesi ile çareler aradıkça toplumsal sarsıntılar artmaktadır.  Osmanlı Devleti’nin çöküşünde nasıl Batılılaşmış bir nesil ortaya çıkmışsa bu durumda da biseksüel ve deist bir nesil kültürel bir yozlaşma olarak ortaya çıkmaktadır. Kadına şiddet sorununu İstanbul sözleşmesi ile çözelim derken “aile elden gidiyor” mu? Milli Eğitim Bakanlığı sağlıklı nesillerin yetişmesine ön ayak olmadığı oranda aile kurumu süreç içerinde sarsılmaktadır. Aile’nin çöküşünün en büyük belirtisini her yıl haziran ayında onur haftası kutlamalarına katılan eşcinsellerin artışından anlayabiliriz. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. “Aile elden gittiği” oranda toplumda eşcinselleşme oranı da artmaktadır. 

"Geçmişte eşcinselliğin tedavisi üzerine ciddi olarak eğilinmediği gibi, günümüzde de gerekli önem gösterilmemekte, eşcinseller kendi suçları olmayan cinsel kimlik bozukluklarıyla baş başa bırakılmaktadırlar"

İslam bilim tarihinde;
“Razi’nin konuyla ilgili yazılarından anlaşıldığına göre, eşcinselliğin diğer biçimi bazen “aktif erkek eşcinselliği” olarak tanımlanmakta olup (aslında erkeklerin içine girmeyi tercih eden erkekler için kullanılır) tıbbi bir sorun olarak görülmüyordu. Er-Razi’nin terminolojisinde anlatılan sorun, aynı cinsel ilişkiye girme olmayıp duyarlı bölgeler ve yaşamsal güçle ilgiliydi; aynı cinsle cinsel ilişkiyi görmezden gelmişti.
Er-Razi’nin dünyasında “eşcinsellik” bir sapıklık veya günah olmayıp tamamen biyolojik bir kusurdu. Psikolojik veya kültürel olmaktan çok genetikti. Bu tür bir çıkmaz içindeki insanların iyileşebilmesi için mümkün olduğu kadar tedavi edilmesi gerekliydi. Yine de, Rosenthal’in belirttiği gibi, er-Razi’nin risalesine “gizli hastalık” başlığını seçmesi bu tür eşcinsel davranışın Abbasiler döneminde ayıp sayılıp öfkeyle karşılandığını gösterir. Eşcinsellik için tavsiye ettiği tedavi şekli Galenosçu salgısal etki kavramına uygun biçimde penisin ısıtılması ve anüsün soğutulmasıydı. Daha ayrıntılı anlatmak gerekirse, penis ve hayaların olduğu bölge merhem sürülerek ısıtılıyor, cinsel eş olarak eğitilen köleler ve cariyeler tarafından yıkanıyordu. Aynı anda hastanın arka kısmı ve anüsü ıslak bezler yerleştirilerek soğutuluyor, gül suyu ve sirkeyle lavman yapılıyor ve “aktif” ilişkiye girmesi teşvik ediliyordu.
Aralarında İbni Sina ve İbni Hubal’in de olduğu pek çok yazar er-Razi’nin görüşlerine karşı çıkmıştı. Eşcinselliğe duçar olan bazı kişilerin fiziksel açıdan diğer erkeklere göre daha iyi durumda olduğunu belirtiyorlardı. Dolayısıyla bunların hastalığı genetik olmayıp zayıf erkek menisi sonucu da oluşmamıştı. Eşcinselliğin kültürel veya hayal gücüyle kışkırtılan bir hastalık olduğu sonucuna vardılar. Bunlar, erdemli olmayan yollara ve kadınsı davranışlara sapmış kişilerdi. Tıbbi bakım altına alınmak yerine günahkar davranışlar nedeniyle cezalandırılmaları ve saptıkları yolun yanlış olduğunu görmeleri gerekirdi.  Burada da genel olarak eşcinsellik değil, “pasif” ilişki üzerinde durulmaktaydı. İki yaklaşımın ortak noktasına göre pasiflik kötü bir şeydi ve ister genetik ister psikolojik nedenlerle olsun defedilmesi gerekliydi.

Bir iki yüzyıl sonra bile, hangi yaklaşımın doğru olduğunu belirleme konusunda tıbbi metinlerin pek fazla bir katkısı olmamıştı. Aslında Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemindeki metinlerin hemen hiçbiri bu sorunla uğraşmamıştır. 16. Ve 17. yüzyıldaki tıbbi risaleler aynı cinsle ilişkiyi tartışmaktan kaçınmasa da pasif eşcinsellik bu tartışmalar da yer almadı. Bunun için iki çelişik açıklama yapabiliriz. Birincisine göre bu konu utanç verici olduğundan hekimler hiç uğraşmamayı tercih ediyordu. Daha akla yatkın gelen diğer açıklamaya göre ise dönemin hekimleri sorunu çözmekte güçlük çekiyordu. “Pasif” erkek ilişkisi belki zayıflık olarak görülse de tedavi veya ceza gerektiren bir hastalık olarak kabul edilmiyordu.  Sessiz kalınmasından dolayı fikir yürütmek zor olmakla birlikte, rüya yorumu ve erotik edebiyat gibi diğer söylemler göz önüne alındığında, erken Osmanlı döneminde “pasif” erkek ilişkisine karşı kayıtsız kalındığı anlaşılmaktadır. Bu durum, bazı insanların tercihiydi, normal davranış yelpazesinin  bir parçasıydı ve hiçbir zaman sapıklık olarak görülmemeliydi.” (Müslüman Osmanlı Toplumunda Arzu ve Aşk, Dror Ze’evi)

Yukarıdaki bilgiler ışığında değerlendirdiğimizde İslam Medeniyeti’nin büyüklüğü eşcinsellik soruna bile çözüm üretmeye çalışmasından anlaşılmaktadır. İslam Medeniyeti ile Batı Medeniyetini kendi aralarında birbirini sürekli kıskanan kardeşler olarak değerlendirebiliriz. Bu kardeş kıskançlığı kıyamete değin sürecektir. İslam Medeniyeti, kendi kültürel kimlik krizlerinin çözümünü Batı’da aramak yerine kendi çözümlerini geçmişinden damıtarak geleceği yeniden anlamlandırdığında çağa yeniden hükmedecektir. Milli Eğitim Bakanlığı ve Aile Bakanlığı toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarıyla, Adalet Bakanlığı da İstanbul sözleşmesi ile ailenin çöküşünü arttırmaktadırlar. Ailenin elden gittiğini ise toplumda eşcinsel bireylerin artışından anlayabiliriz. Bu tespitimize katılmayanlar her yıl haziran ayının sonlarına doğru Taksim’de kutlanan onur haftasına katılanların arasına katıldıklarında ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaklardır.  Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Aile çöktüğünde bununla doğru orantılı olarak eşcinsel sayısı da artmaktadır. Son dönemde sık konuşulan konulardan birisi de dindar nesil yerine  biseksüel ve deist bir neslin İmam Hatip liselerinden bile artışta olduğudur.


Ergenlik döneminin karmaşaları içinde eşcinsel kimliği ile yüzleşmek zorunda kalan eşcinsel bireyler bir bilinmezin içinde kalmaktadır. Genelde anne babalarından gizli saklı bir hayatın içinde bir yanda istek ve arzu bir yanda da utanç duyguları içinde bocalamaktadırlar. Anne babaların çocuklarının böyle bir bunalımın içinde olduklarına dair bilinçleri ve haberleri olmadığı takdirde eşcinsel olmak kaçınılmaz sondur. Çocukluk ve ergenlik döneminde eşcinsel olmanın belirtileri aslında ortadır. Uslu çocuk, terbiyeli çocuk, kavga ve küfür etmeyen çocuk, sokağa çıkmayan çocuk, futbol oynamayan ve sevmeyen çocuk, erkeklerle oynamayan genelde kızlarla arkadaş olan erkek çocuk; lezbiyenlerde ise kızlarla oynamak yerine genelde erkeklerle oynayan kız çocuklar ileriye yönelik belirtiler göstermektedir.
Aktif eşcinseller, eşcinsel hayatlarında psikolojik süreç içerisinde eninde sonunda kaçınılmaz ve doğal olarak pasif eşcinsel olurlar. Eşcinseller terapi sürecine girerlerse pasif eşcinseller, iyileşme sürecinde aktifleşirler ve daha sonra kadınlara da duygusal ve erotik ilgi duyarak biseksüelleşirler. Aktif eşcinseller iyileşme sürecinde fantezi düzeyinde pasifleşirler daha sonra kadınlara da duygusal ve erotik ilgi duyarak biseksüelleşirler. Aktif-pasif olarak kendini tanımlayan eşcinseller ise iyileşme sürecinde aseksüelleşirler daha sonra kadınlara da duygusal ve erotik ilgi duyarak biseksüelleşirler.

Eşcinsel hayatta psikolojik olarak her aktif eninde sonunda pasifleşir. Aktif olarak kalmak diye bir şey söz konusu olamaz. Aktif eşcinsel, pasif birine bağımlılık düzeyinde (sözde) aşık olduğunda kaçınılmaz olarak pasifleşir. Özetle eşcinsel hayatta mutlu son yoktur.
Eşcinsel Terapi, eşcinsel bireylerin süreç içerisinde heteroseksüel kimliğin yeniden kazanılması ile sonlanmış olur. İyileşmiş eşcinseller ilerde bir kadınla evlilik yaptıklarında iyi bir eş ve mükemmel bir baba olarak hayatlarını sürdürmektedirler. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Sosyolojik ve psikolojik açıdan yıpranmış ailelerde eşcinsel çocuk bu ailenin patolojik yapısına direnmektedir aslında. İyileşmiş eşcinseller heteroseksüel hayatlarında baba olduklarında babalarının soyunu değil kendi soylarının temellerini atmaktadırlar. Bu da toplumun daha sağlıklı nesiller yetiştirmesi açısından bir dönüşüm yaratmaktadır. Eşcinseller aradıkları gerçek aşkı eşcinsel hayatta değil iyileştikleri takdirde heteroseksüel hayatlarında bulmaktadırlar. Devletimizin kurum ve kuruluşları ile eşcinsellerin ameliyatla kadın, lezbiyenlerin ise erkek olmalarına onay ve destek vermek yerine iyileşmelerine yönelik çalışmalara ağırlık vereceğini umarız.





15
Adım Yunus Emre . 22 yaşındayım. Ailemle birlikte İstanbul’da yaşamaktayım. Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisiyim.  “1 ağabeyim ve 1 kız kardeşim mevcut”. En ufak şeylere üzülecek kadar hassas ve duygusal bir insanım. Çocukken, annemden tek gün ayrı kalmaya dayanamazdım. Dindar ve sert mizaca sahip insanlar annem ve babam. Bizde dindar insanlar olarak yetiştirildik. 7-8 yaşlarında çok sokağa çıkmama karşın, kilo aldıktan sonra adeta eve hapsolmuştum. Bu süreçte kız kardeşimle oyun oynardım. Uzunca bir süre yaşıtlarım sokakta futbol oynarken ben kız kardeşimle hem kız hem de erkek oyunları oynardım. Kadın kıyafetleri giydiğim de oldu(ancak şu an da bu durum çok itici gelmekte). Yani asosyallik bende vücut bulmuştu. Çok arkadaşım yoktu. Ayrıca, ağabeyimin beni arkadaşlarımın yanında küçük düşürücü birçok hareketi olmuştu. Utangacım ve konuşurken özellikle erkeklerin yüzüne uzun süreli bakamıyorum. Annem ve babam bizleri günümüz dünyasında tehdit olarak gördükleri şeylere karşı hep sakındılar. Öyle ki, bizimle birlikteyken her zaman yanaktan da olsa TV’ de ki bir öpme sahnesini tehdit olarak algıladılar ve çözümü kanal değiştirmekte buldular. Ben çocukluktan beridir ailenin en yaramaz, huysuz ve şakacı çocuğu oldum. Bundan ötürü babamdan çok dayak yedim. Ergenlik dönemin de babama karşı kin besleyerek bugüne geldim. Kurduğum hayaller de babama yer yoktu ve olamazdı. Bazen anneme de yer yoktu ancak o benim için her şeyin anlamıydı. Başarılarımı, sevinçlerimi ilk olarak annemle paylaşırdım. Üzüldüğüm zaman ilk anneme derdimi açardım veyahut birçok konuda annemle sohbet etmeyi seçerdim. Ancak Üniversiteyi kazandıktan sonra benim hikayem biraz değişikliğe uğradı. Aldığım puan İstanbul’da bir Üniversiteye yetse bile ben ailemden biraz uzaklaşmakta çözüm aradım ve kısmen başarılı oldum. Bursa Teknik Üniversitesini kazanmıştım ve yurtta kalacaktım. İlk yıl haftada bir gün eve geliyordum, sonraki yıllar ayda bir gün geldiğimde oluyordu. Bu yıllarda babama karşı daha duyarlı olmaya başladım. Aldığım notları, gözlemlerimi, yaptığımız proje hakkında çalışmaları ilk babamla paylaşıyordum. Ancak babamın bazı hareketleri benim sinirimi zıplatıyor ve buna çözüm üretemiyorum. Hâlbuki sinirlendiğim şeyler aşırı çocukça ve komik. Bursa Tܒ de ki süreç içerisinde birçok arkadaşlık kurdum. Arkadaşlık ilişkilerim kuvvet kazandı. Ardından geçtiğimiz yıl içerisinde farklı nedenlerden Yıldız Teknik Üniversitesine geçiş yaptım. Bu süreçten sonra her şey sanki eskiye döndü. YTܒde geçirdiğim bir döneme rağmen birkaç arkadaşlık kurabilmiştim. Çözüm üretebilmek için kulüpsel faaliyetlere katılmaya çalıştım ancak derslerin zorluğu ve yoğunluğu beni bundan alıkoymakta. Özellikle kendim için istediğim bedene sahip erkeklere karşı eğilimlerimin olduğunu düşünüyorum. Eşcinsel eğilimlerimin 13-14 yaşlarından beridir farkındayım. Kendimi tatmin edebilme durumunun farkına varmam ile birlikte hayatımda kapkara bir sayfa olduğuna inandığım sürece girmiştim. Pornografiyle tanışmam da uzun sürmemişti. Kendimi bildim bileli gey pornosu izlemekteydim. Ancak bu biriyle beraber olmaktan iyidir diye düşünürdüm. Geçtiğimiz aylarda yaşıtım sayılabilecek biriyle birlikte oldum. Ve bu durumdan sonra büyük pişmanlık yaşayarak artık bunu yapmayacağıma dair kendime söz vermiştim. Üstünden yaklaşık iki ay kadar geçti. Sözümde şimdiye kadar durdum. Bu süreç içerisinde fazlaca yıprandım ve kendime ait olmayan bir kimliğe büründüm. Hayatım boyunca hiç düşmeyeceğime inandığım bir kimlikti bu; kendi kimliğine düşman biri. Ayrıca, karşı cinsten hiç arkadaşım olmadı. Bundan mütevellit onlarla konuşma imkanım olmuyor. Yani sadece erkeklere karşı değil kızlara karşı da utangaç bir kimliğim var. Daha da açık ifadeyle kızların davranışları ve kimlikleri benim için kapalı bir kutu gibi. Son olarak ise hiçbir şekilde kadınsı hareketlerim yok ve bu bana aşırı itici gelmekte. Yani cinsel eğilimlerim dışında gayet normal biriyim. Eşcinselliği normalmiş gibi dayatanlara karşın, normal bir durum olmadığını bilmekte ve kurtulmak için tüm bedenim ve benliğimle çaba göstereceğimden en ufak şüphe duymuyorum.



09.02.2020

Dün itibariyle ilk terapime gittim ve Hüseyin beyle tanışarak sürecin başlarını, aile yapımız üzerinde konuştuk. Oraya giderken ne ile karşılaşacağımı bilmediğimden, içimde sorduğum sorulara cevap vererek kendimi hazırlamaya çalıştım. Ayrıca ilk anlarda yaptığı bir tespit süreci başka bir noktaya evirdi ve genel itibariyle tahmin ettiğim sorularla karşılaşmadım. Bu nedenle doğaçlama cevap vermem gerekti. Bu aşamada akılda ki soruları not almak şüphesiz ki danışan kişinin faydasına olacaktır. Çıktıktan sonra sormayı unuttuğum şeyler aklıma geldi. Aslında pek çok konuyu üstün körü de olsa, hemen irdeleyemedik. Ek olarak, kiminle karşılaşacağınızı tahmin edemediğinizden akılda fevkalâde şüpheci bir mekanizma çalışacaktır. Bu mekanizmayı yenmek aslında sizin bu süreci atlama isteğinizle doğru orantılı olduğunu düşünüyorum. Terapi sürecine gelirsek, şöyle başlamak yerinde olacaktır: yanlış pozisyonda (yüzükoyun sürtme) mastürbasyon yaptığımı ilk kez keşfettim. Bu pozisyon hasebiyle cinsel organımı görmüyordum. Bu durum heteroseksüel kimliğin gelişmesini önlemekte. Ancak pozitif taraftan bakarak motivasyon oluşturmak istersek, aynı zamanda, tam olarak bir eşcinsel kimlik kazanmamı da önlemekte. Tabi olarak, tüm süreci bu yanlışa bağlamakta yanlış olacaktır. Yaşadığımız dertleri, acılarımızı içimize atmanın eşcinselleşme sürecimize katkı sağlamaktan başka bir sonucu olmayacaktır. Bir erkek, arkadaş çevresi tarafından kabul görmek için argo kullanmak, ileri gitmeyecek şekilde ağır konuşmak ve sinirlendiği an sinirini dışa vurmak mecburiyetindedir. Bu dışa vurma fiili olmasa bile ağız yoluyla olmalıdır (kanaatimce fiili olması daha iyi). Çünkü kabul görmenin ilk kurallarından biri budur. Aksi taktirde dışlanırsınız ve bu dışlanma sizi duygusal biri yapar. Zaten olmayan özgüveniniz negatiflere iner. Dua ederken bile özgüvenimizden taviz vermemek elzemdir. “Allah’ım yanlış yaptım” , “affet” , “bir daha olmayacak” gibi ifadelerin yerini artık sitemli bir şekilde “en ağır imtihanı bana vermişsin, madem altından kalkabilecek potansiyelim var(var ki vermişsin), o hâlde bana yardım et” ifadesi alacak. Çünkü seni yaratanın karşısında bile sıfır özgüveninle kendini kötülüyorsun. Bir erkek için anneyle başlayan hayat süreci ergenlik sürecinden sonra babaya benzeme sürecine dönüşmeli. Eğer nefret odaklı bir baba-oğul süreci var ise bu, kişinin eşcinselleşmiş olduğunun bir emaresidir. Ancak benim böyle bir durumum yok denebilir. Ufak tefek (zannımca ergence de denilebilir) sayılabilecek hâl ve hareketleri bende nefret duygusu uyandırsa da babamdan nefret etmiyorum. Onunla birçok konuyu rahatlıkla konuşabiliyor, gülüp eğlenebiliyor ve dertleşebiliyorum. Yani babamla kötü bir ilişkimiz yok ancak annemle fazla iyi bir ilişkimiz var. Bu da babamla olması gereken fazla iyi ilişkiye mani oluyor. Süreci aşmak için günah duygusundan bu süreçte sıyrılmak gerekmekte. Son olarak ise pasiflik kelimesini literatürden çıkarmak için fantezi kurmaya başlıyoruz. Kendimi aktif olarak görerek ısrarcı, yakışıklı, kaslı bir aktifi becerme veya daha ilerisi ısrarcı bir kadını becerme fantezisiyle yol almaya başlıyoruz. İlk denemem başarılı oldu denebilir. Kendimi tatmin edebildiğimden beridir ilk kez yüzükoyun mastürbasyon yapmadım, cinsel organı görebilecek şekilde yaptım. Fantezi olarak ise kadın ile başladım ancak muvaffak olamadım (cinsel organ kalkmadı). Ardından erkek ile başlayıp, ısrarcı kadın ile bitti (cinsel organ kalktı). İlk kez cinsel organımdan meni geldiğini ‘o’ an gördüm. Gayet hoştu. Evvelce yüzükoyun ve elbiseyle yaptığımdan geldiğini görmezdim, pişmanlık olurdu ve geldiğini görmediğimden gelenin mezi olduğunu düşünerek üreyemeyeceğime dair bir şüphe oluşmuştu. Artık üreyebileceğimi biliyorum ve bu şüpheyle yaşamayacağım. Şöyle sonlandırmak istiyorum: Eşcinsellikten teorik olarak güzel gelse bile pratik olarak alabileceğim hiçbir şey yok. İkinci terapiye daha hazırlıklı ve istekli gideceğim. Bu süreçten kurtulacağıma dair inancımın kuvvetli olmasına karşın daha da kuvvetlendiğini söylemek mümkün. İkinci terapiyi istekle bekliyorum.

Sayfa: [1] 2 3 ... 72