İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 69
1
Belcikali pastaci: Loading 65% ;



Arkadaslar lafi uzatmadan dolandirmadan

Siir yazmadan sizlere 3 yil da nelerin degisebilecegini ve bendeki degisimleri size aktarmak istedim.



Ilk once basliktaki 65% ne anlama geldigini aciklayayim isterseniz,

Hani bilgisayarda bi program yuklersin de

Onun dolmasini beklersin ya (loading)

0% dan baslar 100% e kadar yolu vardir.

Ha tam olarak benim hayatim 0% dan 65% kadar dolmus durumdadir. yani 65% e kadar positif sonuclar aldigimin anlamina geliyor.



uzatmadan

Ilk esnadan itibaren sizlere neler yasadigimi anlatim.

Daha dogrusu anlatmaya calisayim.

belcikaliyim sonucta, turkce egitim felan gormedim, o yuzden akiskan bi öykü, metinler beklemeyin benden okey?? :D



Bu arada 96 dogumluyum

huseyin hocaya

Ben tesadufen veya tevafuken herseyse

Internette rast geldim.

hic vakit kaybetmeden iletisime gectim kendisiyle.

Carem yoktu, cunku diger psikologlardan arzuladigim randimani alamadim hicbirzaman.

onlarin escinselligi asla ama asla hastalik olarak kabul etmediler. O yuzdende iyilesecek bi durumum olmadigini ileri surduler her zaman.

huseyin hoca gel dedi goruselim dedi.

Tamam geleyimde ama nasil??

ben belcikada hocam istanbulda. kendim halledemezdim bu durumu. Destege ihtiyacim vardi. durumumu aileme acikladim, aciklamak zorundaydim. evet biliyorum cok zordu aileme escinsel oldugumu aciklamak. Ama o an allahin bana cesaret verdigine inaniyorum. Yoksa asla cesaret edemezdim. annem babam kahroldular. Ustune birde tecavuze ugradigimi duyunca yikildilar.

arkadaslar ben sadece 8 yasinda iken oz abim tarafindan defalarca tecavuz edildim. Siz dusunun yani nasil bir travmaya maruz kaldigimi!! hemde 2 yil boyunca aralikli yapardi.

abim 16/17 yaslarindaydi.

evet biliyorum akliniz almiyor. Benimde almiyor!!!

annem babam israr edince soyledim abimin yaptigini. Dunyalari baslarina yikildi. Bi yandan ofkeliler biyandan caresiz.

oglum ne yapalim ne yapabiliriz dediler aglayarak

baba dedim istanbulda soyle soyle hoca var

Onun bana yardim edebilecegini dusunuyorum. Buradakiler yardimci olamadi.

neyse apar topar bileti aldik

ertesi gun yalniz istanbula gittim huseyin hocaya.



Ilk seans:

huseyin hoca anlat dedi!

hic cekinmeden oz abim tarafindan defalarca tecavuz edildigimi ve bu escinsel egilimlerimin bundan kaynakli oldugunu dusunuyorum dedim. bu travmalar beni bir Pasif escinsel yapti dedim. Ayriyeten annemin ve babaminda escinsel olmamin kesinlikle bi payi var dedim. gecimsizlik, sevgisizlik, pasif bir baba, dominant bi anne.

surekli beni dayima gondermeleri. Dayimin 8 tane kiz cocugu var siz dusunun. surekli onlarin arasinda buyudum. Ister istemez hal ve hareketleri benimsedim. feminensi bi yol aldim diyebilirim.

ilk okullarda pek birseyin farkinda degildim

surekli oynasirdim daha cok kizlarla

Futbol oynamazdim vesaire

neyse

orta okula gectim...

Ve birseylerin ters gittigini anladim

yeterince erkek olmadigimi

arkadaslarimin surekli bi kiz sevgilisi oldugunu ve benimde erkek arkadaslarima asik oldugumu bi yandan erkeklerden korktugumu farkettim. Bu beni cok rahatsiz ediyordu. Icten icte bunun boyle olmamasi gerektigini biliyordum. Zamani geldi denemeye calistim

Zamani geldi aglaya aglaya tovbe ettim

ama pek bir faydasi olmadi.

Yas ilerledikce

Erkekleri daha fazla arzulamaya basladim

artik frenleyemiyordum kendimi

deli gibi asiktim erkeklere

surekli bi cinsellik arzuluyordum, hayal ediyordum. Adeta penis bagimlisiydim.

cok hoslanirdim.

Ara sira baskalarina sakso cekerdim.

Inanilmaz zevk ve sonrasinda pismanlik duygusu olusurdu.

neyse anlattim herseyi hocaya.

huseyin hoca: seni iyilestirebilirim

sunlari bunlari yapmalisinki positif sonuclar alabilesin dedi. Tama hocam dedim

Koyulduk uzuuuunnnnn bi yola.



Bendeki noksanlari tespit edip o sekilde ilerliyorduk.

ilk once abinle yuzlesip hesap sormalisin. Icindeki ofkeyi kizginligi disa vurmalisin dedi.

hakliydi, kavgalardan, yuzlesmelerden hep kacardim. ofkemi icimde yasardim.

erkeklige ilk adim burdan baslar dedi.

pasif olmak yok, dobra olacaksin diye buyurdu.



Beni buyuk bir gorev bekliyordu.

Nasil yuzlesirim, nederim. Korkuyorum felan.

Bi sekilde karsima aldim. pat pat herseyi vurdum yuzune. Iste escinselligimin onun yuzunden oldugunu

Assaglik birisi oldugunu. Bunu bedelini odemesi gerektigini falan felan saydirdim. Sok oldu, beni bu sekilde ofkeli ilk defa goruyor olmasi gerek.

Neyse terk ettim sonra masayi

Inanilmaz bi rahatlama yasamistimki o an.

omuzlarimdaki yuk adeta yok olmustu.

cesaretlenmistim sanki. onume geleni dovesim geliyodu resmen. Okadar yoksunluk yasamisimki meger. Hep pasiftim, kavgalardan kacan, hakli olsam bile. Bu yuzlesme olayi beni baya zirvelere tasimisti.



tekrar randevu aldim. Bi kac gun sonra Ucaga binip yallah istanbula.

gelismelerden bahsettim. Hoca beni tebrik etti

boyle devam etmem gerektigini,

herkezden hesap sormam gerektiginin onemini bahsetti. bu defa sira annemdeydi. Annem benim durumumu ciddiye almiyordu.

Adeta tecavuzcu oglunu savunuyordu. Bu beni cildirtiyordu !!!

neyse gectim annemin karsina

iste boyle boyle

Sen nasil bir annesin dedim

binbinturlu psikolojik savas verirken

Sen nasil benim arkamda durmazsinda o 5 para etmezi kollarsin dedim. Senin gibi anneye lanet olsun deyip

tabak canak ne varsa yere indirmistimki

Annem benim ciddiyetimi anlasin yani. Benimde bu evin bi reisi oldugumu iyice bi kavrasin. Yok oyle artik pisiriklik felan.

Cok ofkeli bi sekilde kendinize iyi bakin dedim

Ben artik yokum!!!

Ahirette gorusuruz dedim.

arabaya atladim, son gaz gittim.

Annem deliye donmustu. Gozundeki o caresizligu gormeliydiniz. Beni ariyor surekli

Acmiyorum. Sonra babam aradi. Bi sekilde ikna etti ve eve dondum.

bu tiyatroyu oynamam lazimdi

Cunku annem anlamak bilmiyordu biturlu.



huseyin hoca beni tebrik etti.

tabi yaptiklarimdan kendimde gururluydum.

Asla yapamiyacagim davranislari sergiledim.



sonra, seni bu pasiflikten kurtaracagiz,

Izleyecegin yol su dedi:



Bu surecte pasifler once aktiflesmeli!!

Peki hocam dedim. Ne yapmaliyim??

 

masturbasyon esnasinda aktif fantaziler kuracaksin dedi. zorliyacaksin kendini dedi. No pain no gain misali.

istemeyerek istemeyerek fantazi kura kura

Bi zaman sonra garip bi sekilde

Aktifligi benimsemeye basladim. Bi noktadan sonra zevk almayada basliyorsun.



iyi guzelde benim bu cinsel arzulari dayanilmaz hale geliyor. Hocam seviscem dedim Kendimi tutamiyorum. Hic onermiyorum ama illa yapcaksan kesinlikle pasif olma dedi.



Uyduk seytanin aklina

Girdik iliskiye

Hoppaaa

adami becerdimde

Bi sekilde adamda beni becerdi

Durduramadim kendimi.

yillarca pasif rolune burundum sonucta, kolaymi!! Hocanin bi bildigi varmis demekki



Bu iliskiye girme meselesi zivanadan cikmisti

Surekli internet uzerinden tanimadigim konustugum kisilerle sevisiyordum.

Cogunlukla aktif oluyordum, bu iyi birsey ama bazende pasif oluyordum ve bu hic olmamasi gereken birsey.

Keske girmeseydim bu belaya dedim.

cunku gercekten bagimlilik yapiyor. Terapi surecini inanilmaz yavaslatiyor bu pasiflik istegi durumu. Keske hic bulasmasaydim dedigim cok oldu.



neyse vardir bizimde cizilmis bi kader yolumuz.

surecim belliki uzundu. surekli belcikadan istanbula gelmem imkansizdi. hem zaman hemde para kaybi. Dusundum tasindim istanbula tasinmaya karar verdim.

Aradim ayarladim

Kiralik bi daire tuttum istanbul Leventte.

istanbulda kaldigim surece bos kalamazdim heralde. O yuzden bu sure zarfinda cok iyi bir okulda ascilik egitimi aliyordum.

hem devamli terapilere giyordum hemde bi yandan sevdigim meslegi ediniyordum.



cok fazla inisler cikislar oldu.

Cok guzel yollar katettim

surec ilerledikce bir zaman sonra

cinsel iliskileri biraktim. Tatmin etmiyordu cunku. Hem yapmacik gibiydi adeta.

asla hetero pornosuna bakmayan ben hetero pornosuna bakmaya basladim.

gay pornosunasa bakiyorum,

Hetero pornosunasa.

dedigim gibi inisli cikisli herzaman.

bi gun cok iyi uyaniyorum

kizlari ayarliyasim geliyor

Bigun gaylerle takilasim geliyor

Henuz tam sabitlesemedim



Bu seviyeye gelebilmem bile cok buyuk bir lutuf benim icin

huseyin hocayi tanimadan once

En yakin arkadaslarima asik olup

geceleri goz yasi dokuyordum

Erkek erkege ask yasamak istiyordum

simdilerde ara ara o ataklar geliyor

sevisme istegim oluyor

Ama enazindan arkadaslarima degil

Yabancilara karsi

Ve sadece cinsel istek sadece

Oyle ask mask, o asli olmayan seylere gozum yok artik. Yasadim ettim cunku. Hepsi yalan



surec inanilmaz yavas ilerliyor biliyorum

Ama arkama bi donup baktigimda

vay canina... nekadarda degisen seyler olmus diyorum. ozguvenim mesala

3 yil onceki ozguvenimle simdiki ozguvenimin arasinda daglar kadar fark var.

o zamanki korkak halil asla tartismaya gelemeyen, hakkini savunamayan...

Simdi ise oooo

Hakkim olsun donuna kadar alirim onun

anasini s*kerim

tartisirim ederim kendi gorusumu soylerim

Hic cekinmem

Eskiye bakarak cok ilerledi

Ha 100% duzeldimi??

Yalan soylemicem hayir duzelmedi 100%

Cok yol katettim

Ama halen gidilecek cok yolum var



kendimi ezik hissetmiyorum eskisi gibi

Cesaretliyim

Ama karsima  boylu poslu kasli bir erkek ciktimi

Iste orda cok zorlaniyorum

Neden bilmiyorum

guc ile alakalimi

yada onu elde etmek istedigimdenmi

Yoksa beni sahiplensin diyemi dusunup yenik dusuyorum bilmiyorum.

Ha aslinda bu konudada gelisme var

eskiden onume gelene yenik dusunuyordum

kendimi kaybediyordum

senin olayim hayalini kuruyordum

seviselim onu ele gecirim diyordum

Evet Onume gelen herkeze

Sapkinlin degilmi?? Bencede 



suan ise sadece boylu poslu kasli kisilere zaafim var. Bu tur kisilere karsi cinsel arzularim  olusuyor. Ama onceki gibi ask mask degil

Bu cinsel durtulerimin tecavuzden kaynakli oldugunu biliyorum. Bagimli kilindi bana.



Hayatima bir kiz girmesini cok istiyorum.

Cok sıkıldım artık. Enazindan gelismeler olur

Sevgilim oldugunda diye dusunuyorum. Bi noktaya ulastim. Ayni hizada duruyorum surekli bi gelisme yok. artik birini sevmek saymak, onun beni sevmesi saymasini istiyorum. bekliyorum sadece.

cesarette edemiyorum acikcasi. Bi kiza gidip duygularimi acamiyorum. Karsi taraf acsa kabul edecemde

Muhtemelen onlarda bu hamleyi erkekten bekliyolardir pff



En yakin arkasimin iliskisi oldugundan beri kiskaniyorum. cok guzel ask yasiyolar ediyolar. Benim niye yok diye deliriyorum.



Oyle iste arkadaslar

Terapi surecim 65% doldu diye dusunuyorum

baya yol katettim yani

Ama henuz surec devam ediyor



ha birde basima ortanci abim cikti

Bas belasi

cocuk son zamanlardir

seytanlarla ve cinlerle ilgili bilgiler ediniyor.

Iste insanin gunaha tesebbus edecek haraketleri, dusunceleri bilmem neleri seytan ve cine mahsustur diyor. Onlar seni komuta ediyor yonetiyo diyor

gel hocaya goturcem seni

Icindeki cini cikarsin diye sacma sacma seylerle ugrasip benim canimi sikiyor.



anlamak istemedikleri sey varki

bu bir psikolojik rahatsizliktir. ve iyile hemen beklenemez. oyle 3 seans gittimde kurtuldum diye birsey yok. Ben 3 yilimi verdim halende devam ediyor. Cok ugras cok istek gerektiren bir savas!!



arkadaslar yarim yalamak bi oyku oldu

Kusura bakmayin

Dilim yettigince birseyler yazdim



Umarim sizlere yararli olabilecek bi oyku olmustur.



ayriyeten hocama cok tesekkur ediyorum

Hakikaten ADAM diyebilecegim nadir kisilerden. Insan unutuyor, nankordur. Ama huseyin hocam olmasa ben katiyen zerre yol katedemezdim. daha kotusu dibe vururdum.



God bless you



Que dieu te bénisse


2
Size kısaca hikayemi anlatiyim. Nasil buldum hüseyin hocayı. Neden aradım. Neler yaşadım. Neden buradayım. En baştan aliyim. Ailemden, çocukluğumdan...
Ben muhafazakar bi ailenin en büyük oğluyum. 19 yasindayim. Evim antalyada. Lisede 5 arkadaşımla beraber istanbula geldim. Yurtta kaliyorum. 2 erkek kardeşim ve bir kız kardeşim var. Ailemden dolayı ben de kardeşlerim de bebeklikte yurtlarla tanışıyoruz. İsmini vermek istemedigim bi cemaat yurdu. Kotu olduğu için değil ama. Yurtlar sayesinde dinimi öğrendim ben. Yurtlar sayesinde bu kadar başarılı bi öğrenci oldum. Mesela ben kendimi bildim bileli yurtlardayim. 6. sınıfta yatılı kalmaya başladım. Benim bi küçüğüm lise 1. sınıf. Açıktan okuyor. Seneye hafizlik okuyacak. Yurtta kalıyo. Onun bi küçüğü kız 4. sınıf. Onun bi küçüğü de 5 yaşında erkek. Şimdi gelelim neden burdayım. Neden hayatım intihari düşüncek kadar boka sardı. Büyük olasılıkla ailemin kızlara karşı tutumu, bu en büyük etken değil tabi, ve 8 yaşında iken kuzenim tarafından tecavüze uğramam. Tabi tecavüz gibi gelmiyo o yaşta. Hatta oyun gibi oluyor. 8 yaşında ben, 9 yaşında diğer kuzenim, onla çok ilişkim yok kuzenim mi onu da bilmiyorum aslında, ve ergenliğe yeni girmeye başlamış olan kuzenim. Yani hatırladığım kadariyla. Zaten ergenlige girmeyen bi insan niye böyle şeyler yapsın. Neden 8 yaşında bi insanı cinsellige bulastirsin ya da porno izletsin. Tecavüz derken neyi kastediyorum. Aslında tam tecavüz gibi değil. Çünkü beni hem aktif hem de pasif konuma koyuyorlardı. Bi şekilde saksoyla falan erekte olmamı sağlıyorlardi. Tabi herhangi bi zevk fakan alamiyorsun. Zaten ne yaptığının farkinda degilsin. Bu olayı o zaman bi arkadasimla konusmustum. O da yanlış olduğunu söylemişti. Ben de sonra beni sikmelerine izin vermemiştim. Sonra en büyük olan o zaman sen beni yap falan diye oyun oynatıyordu. Beni polis yapıyordu. Kendi hırsız oluyordu. Onu yakalayıp soymami arkadan tecavüz etmemi fakan istiyordu. Ya da onun gibi şeyler. 11 yıl önce olmuş. Çok hatirimda değil açıkçası. Bi keresinde şişe çevirmece oynuyorduk. Sonra cesaret demiştim. Sonra şeyimi yala demişti. Ben istememistim. Yapmazsan oynayamazsin bizimle demişti. Bi şekilde yapmıştım. Ama ondan sonra iğrenmiştim sakso olayından. Normalde benim gibi insanlar pasif escinsel oluyorlar. Yani sikmek değil sikilmek istiyorlar. Benim öyle ileri bi fantezim olmadı açıkçası. Fantezilerim dokunmanın ilerisine geçmedi. Ama tüm vücuda dokunmak. Onu sahiplenmek. Sevgilisinden ve diger arkadaşlarından kıskanmak. Zaten bunlar kişiyi bitiriyor. Dudaktan öpmek falan gibi şeylerde istemedim. Göğüs, karın ve kol kaslari bana hep caiz geldi. Onları öpmek istedim. İlk bi erkeğe karşı hislerim 4. sınıfta oldu. Tabi o zamanlarda da ergenliğe girmediğim için cinsel bi istek degildi. Benden 2 veya 3 yaş küçük bi çocuktu alt dönemlerde. Bana çok tatlı gelmişti. Ona çok sarılmak istiyordum. Öpmek falan istiyordum. Ama cinsel bir şey değildi yani. Sonra 2. defa 8. sınıfta oldu. Ama bu cinsellikle alakali olabilir. Ergenliğe yeni girmiştim. Tabi yukarıda dediğim gibi yurtta kalıyordum. Teog hazırlık senem. Bizim yurtta 7 ve 8. sınıflar kalıyordu. 7. sınıflardan bi çocuğa aşık olmuştum. Sürekli yatağını falan kokluyordum. Kokusunu çok seviyordum. Böyle geçti gitti. Gene 7. sınıflardan başka bi çocukla da böyle şakalaşma gibi şeyler olmuştu. Birbirimize dayıyorduk argo konuşmak gerekirse. Onun arkasına falan geçip sariliyodum. O da kurtulmaya çalışıyordu. Bir kaç defa boşalmıştım. Zaten sonra sınav geçti. 490 yaptım. 6 arkadaş istanbula geldik. Liseye burda başladık derken hazırlık senemde yurdumdan bi arkadaşıma aşık oldum. 6. sınıftan kalma bi arkadaşım hem de. Gerçi hala arkadaşım, takiliyoruz. Hala ayni yurttayiz. Bu sefer de universite sınavına hazirlaniyoruz. O zamanlarda yan yatağımda yatiyordu. Gene sürekli yatağını kokluyordum. Elini fakan tutuyordum. Cinsel organına dokunmaya calisiyordum. Sonra benden uzaklasmisti baya. Ama o sene de bitti bi şekilde. Ve 9. sınıfta öyle bi isteğim olmadı. Hatta igreniyordum ondan bazen. Sonradan farkettim ki ben ona değil parfümüne aşık olmuşum. 9. sınıfta kimseye karşı bi hissim olmadı. 10. sınıfta ise tabi tam açılma senelerim. Normalde çok içime kapanık bi insanimdir. Kimseyle konusamam oyle kolay kolay. Biraz da hiperaktifimdir. Çok çatarim insanlara. 10. sınıfta sınıfımdan birine aşık oldum. Sonra yakinlastik. Şuan en yakın arkadaslarimdan. Zamanla kafadaki o erotik istek geciyor. Ya da başkasına kayıyor. Bence 2. si. 10. sınıfta samsunda bi bilim kampına göndermişti okul beni. İlk gece tanışma olsun diye bi güzel sanatlar lisesinden 2 kişi bizim odaya dalmıştı gitar ve kemanla. Orda o ilk görüşte gitarciya karşı hislerim olmuştu. Tabi o zamanlar böyle bakıyordum bu duruma. Sanki normalmiş gibiydi. Şimdi anliyorum. Sonra o 3 günlük kampta çok samimi oldum onla da. Bağlarımız hiç kopmadı. Şuan o da en yakin arkadaşlarımdan birisi. Ve ona karşı olan erotik istegimde baya azaldı sonradan. 11. sınıfta yurtta ilk defa gerçekten hoşuma giden bi insanla bi şeyler yaşadım. Benden 2 yaş küçüktü. 10. sınıftı o kişide. Zamanla onla da yakinlastim. Sonra kıyafet üstünden dokunmalara gitti sakalasmalarin ucu. Sonra ben bi ileri seviyeye taşıdım. Elimi pantolonunun içine sokmuştum bi anda. Sonra o da yaptı aynısını. Bu böyle devam etti bi süre. Ama daha ileri gitmedi. Zaten dokunma olayında bosaliyordum. Ve sonra içimi bi igrenme hissi kaplıyordu. Ama sonra geçiyordu o da ve tekrar yapmak istiyordum. Böyle bi döngü içindeydim. Ama aradaki sevgi yerini erotizme bırakmıştı. Ne gariptir ki hala görüşürüm onunla da. Hala samimi oluruz bulustugumuzda. Ve herseyin bok olduğu seneye geciyoruz. 12. sınıfa. Yani bu sene. Normalde okulumda devam edicektim. Yani açık liseye gecmicektim. Fakat bu yurtlarda kalabilmem için açık liseye geçmem gerekiyordu. Ben okul pansiyonuna geçmek istedim. Hatta piyano dersine falan da baslamistim. Fakat ailem sağolsun. Zorla beni geçirdiler o yurda. Tüm arkadaşlarım da geçti ama onlar kendi istekleriyle geçtiler. Ve sonraaa. Bi çocukla tanıştım. Benden 1 yaş büyük. Tabi açık liseye geçince sadece açık lise okuyanların olduğu bi yurda geçiliyor. 50 kişi açık lise yurdu. 2 MF sınıfı  1 TM sınıfı var. Neyse konuya geri dönüyüm. Adı b... olsun. Şimdiye kadar kimsenin adını söylemedim çünkü b... tanırdı o kişileri. Ve bu yazıyı okutucam ona. İlk tanistigimizda bişey hissetmedim fakat ehliyet fotosunu ilk gördüğümde ona karşı bişeyler oluştu içimde. Biraz serseri bi tipi vardi beni kendine çekti hemen. Sonra yakinlasmaya basladik ama gene ciddi bi hissim yok. Sürekli guresiyorduk. Beni bogazliyordu falan. Nefessiz birakiyordu. Aslında baya acı cekiyordum fakat hoşlanıyordum o acıdanda. Sonra beni bi aksam yatmadan önce yanaklarimdan öptü ve kendini öptürdü. İyi geceler dedi. Her şey orda koptu sanırım. Sonra sürekli onu öpmeye başladım. Beraber ders calismaya başladık. Sonra yanak kesmiyordu artık. Boynundan da öpüyordum. İyi geceler öpücüğü istiyordum yatmadan önce. Sürekli sariliyordum. Elini tutuyordum. Ve sonra normal olarak benden soğumaya basladi yavaş yavaş. Ama hala yakın arkadastik. Sahile inmeye başladık sonra. Kahve falan içiyorduk. İlk inisimizde bana sevgilisiyle olan şeylerini anlatti. Onun da ailesi benimkiler gibi muhafazakar. Ailesinin onu sevgilisinden ayırmak için neler yaptığını, neler yaşadığını anlatti. Orda cidden kendimden utandım. Kendimden nefret ettim. Ben bu kadar sevdiğim bi insan hakkinda nasıl pis şeyler düşünürüm diye. Aslında dediğim gibi fantezilerim cok ileri seyler değildi. Bana sarilsin. Beraber uyuyalim. Göğsüne başımı yasliyim. Saçımı okşasın. Öpsün beni. Bana değer versin. Falan. Yani beni siksin gibi bi isteğim yoktu. Hala yok gerçi. Sonra film falan izlemeye basladik cuma akşamları. Önce sahil sonra film. Tabi bu 3 hafta sürdü. Zaten benden iyice sogumustu cok dokunduğum için. Artık dayanamadim. 4. hafta biraz zorladım ve sahile indik. Orda dedim ki yürürken beni seviyor musun. Dedi zaten seni sevmesem senle neden buraya geliyim. Sonra kayalara oturduk. Ağlamaya başladım herseyi anlattim. Bu ikinci acilisimdi. Bundan birkaç hafta öncede okuldaki eski rehberlik hocama açılmıştım. Ama sonra telefonlarima ve mesajlarima bakmamaya basladi. B... ye acilmaya da burdaki bi blogu okuduktan sonra karar verdim. İyileşme konusunda en büyük yardım erotik olarak ilgi duyduğunuz bi insana acilinca ve beraber zaman geçirince olur diyordu. B.... en başta çok normal karşıladı. Senin tercihin değil falan dedi. O akşam ve cumartesi günü iyidi benimle. Sarıldı falan. Fakat pazar izinden dondugumuzde (bu arada cumartesi öğlenden pazar aksama kadar izin vaktimiz) bana çok soğuk davraniyordu. Dayanamadım. Benle konusmuyordu. Sonra salı günü bi kağıda onu ne kadar çok sevdiğimi yazıp ona verdim ve çıktım yurttan. Dayıma gittim. Ona da açıldım. Dayanamadım. Bana yardım etmeye başladı  maddi olarak. Psikolog ucretimi falan karsiliyor. Salı günü orda kalıp çarşamba yurda geri döndüm çünkü onsunluğa dayanamadım. Bir an önce ona kavuşmak istedim. Ama bişey degismiyo tabii ki. Bana karşı hala çok kötü. Cumartesi günü de hüseyin hocayla randevu almıştım. Tabi kimsenin haberi yoktu ilk randevudan.

3
Dünya geneli bir şey yaymak isterseniz bunun en iyi yolu medya üzerinden yürümektir. Ama hangi medya tv programları hatta sosyal medya bile sinema kadar evrensel değildir. Bunun yanında sosyal medya çoklu kullanıcı yorumuna açık olabileceği için sizin gönderinizin altına onu mundar edecek bir şey gönderilmesi  reklamdan öte baltalanmaya döner dolayısıyla ters teper. Anlayacağınız evrensel bir mesaj vermek isterseniz eleştirme veya engel olmadan bunu yaymak isterseniz kullanılacak en iyi yol sinema sektöründen geçer. Çünkü iyi yapım bir sinema herkes tarafından izlenir, sadece o zamana değil her zamana hitap ediyor yani sosyal medyadaki gibi bir gün trend olup sonraki gün unutulmuyor. Hatta o zamanın sosyal medyasını de fethedip trend oluyor yani bir taşla iki kuş vuruyor. Ki bunu fark eden bazı gruplar ne yaptılar onu görelim

Son seneler özellikle imdb rekortmeni filmlere bakalım bir de benim izlediğim rastgele bir türk filmine bakacağım.

Bohemian Rhapsody
Filmin başlangıcında aslında sıradan kızların da normal diye nitelendireceği bir karakter var. Pat diye bir müzik klübüne katılmak istiyor. Amaç mı; bence o bakıştığı kızı etkilemek... Ne oldu da filmin sonunda bu hale geldi bu adamcağız diye söyletiveriyor. Bazı kötü arkadaşlar diye kısaca kestirip atabilirim zaten sigara alkole uyuşturucuya da onlar başlatmazlar mı? Her fenalık bu ortamlardan gelmedi mi? Hayır diyorsanız milyonlarca aile yanılıyor mu ya da çekmiş kişiler? Neyse biz filme dönelim. Adam bir şekilde gruba giriyor. Grup yükseliyor. Kız da adamın sahne makyajcısı oluyor. Adama ultra dar feminen bir giysi seçip bunu seversin demesi bir tuhaf gelmiyor değil. Neyse sonrasında ilişkileri başlıyor. Bu ilişki tabi ki seyircinin beğenisini alıyor. Ama biraz erken kavuştular dedirtiyor yani böyle olmamalıydı. Neyse ailesiyle bile tanıştırıyor. Kıza yüzük alıyor verirken kız ona sen çok sen çok yükseleceksin diyor adam biz diyerek kızı da katarak düzeltiyor. Kariyerinde de yükseliş başlıyor. Bir şirketle bir şarkıyı çıkarmak için zorla da olsa anlaşıyorlar. Derken adam konserlere turnelere çıkıyor. Kız da hala adamla tabi ama olmadık birşey oluyor. Bu karı gidiyor adama diyor ki “Ben devam edemem aslında bu senin suçun da değil bak vs.” diyerekten adama sen eşcinselsin benle olman doğru değil kafasına geliyor. Ne! Neye göre eşcinsel dedirtiyor iki feminen giymesi bazı hareketleriyle adama eşcinselliği yaftalaması o kadını filmin kötü karakteri yapar bence. Neyse adam hala onu sevdiğini söylüyor tabi sürtüğün umrunda değil başka herife gidecek. Adam hala bu kadınla görüşmeye çalışsa da kadın adamı hayatından çıkarmaya kararlı telefonlar da bitiyor artık. Derken bir boşluk oluşuyor. Bu adam baya ünlü tabi bunun menajeridir asistanıdır şusu busu var. Bunlardan asistanı olduğunu tahmin ettiğim bir tanesi eşcinsel; önemli bir ayrıntıyı kaçırdım bu gay asistan filmin başlarında yani adam kadınlayken herifi öpmeye çalışıyor, bizim adam durduruyor tabi ne yapmaya çalışıyorsun olmaz falan diyor. Bu manyak durur mu durmuyor tabi. Bu arada adamımızın adı da Freddy manyak herifi ise Allen adında bir adam canlandırıyor artık çok herif girecek karışmasınlar diye yazıyorum. Freddy kadından yani Mary’den ayrılınca boşluğa düşüyor. Bir gün otelde partide kendini bir garsonun poposunu ellerken buluyor diyebilirim. Garson da kesmesini istiyor tabi. Ama bu Freddy’nin artık hoşuna gidiyor anlaşılan bir şekilde konuşup garsonun adını alıyor; “Jim Hutton”. Freddy’nin aşk hayatı batık ama iş hayatı da iyi devam ederken iş hayatı da aşk hayatının lanetine çekiliyor. Bu eşcinsel asistanın teşvikiyle Freddy solo kariyerine gitmek istiyor tabi en yakın ahbapları olan müzik grubu buna şaşırıyor ve biz ailendik diyorlar ve terkediyorlar. Bundan sonra Freddy yapayalnız kalıyor tam boşluğa düşüyor. Bu gay asistanın ilk darbesi değil tabi sırada menajer var tabi. Gaylerden iyi entrika kuran mı var bir iftira entrika ile gerçekten kendisine sadık, dürüst, işini iyi yapan menajeri de ne yazık ki Freddy’e kötü gösterip postalatıyor. İşte şimdi Freddy savunmasız kalıyor. Büyük bir sinsilikle gay asistan amacına devam ediyor. Tek kalan Freddy’e eşcinselliğin kapılarını açıyor. Gay partilerle başlıyor. Padişaha her gece cariye gönderen Safiye Sultan’ı unutturmaya çalışan Nurbanu Valide Sultan gibi her gece başka bir adam ayarlıyor adamlar da denebilir. Gel zaman git zaman bu adamın kariyerinin batmasından da daha kötüsü oluyor adam AIDS hastası oluyor. O an zaten hayatı gözünün önünden geçer ya insanın benzer bir durumu yaşıyor. Bir gece Mary’i görüyor. Mary ona ailen falan diyor. ile derken müzik grubu yani. Derken bir gün bir telefon geliyor bağış amaçlı bir konser yapılacak tabi gay asistan vazgeçirmeye boşverdirtmeye çalışsa da enterasan bir şekilde bütün batışının tek sorumlusu olan gay asistanla tartışıyor ve seyirciyi rahat ettiren bir şey yapıp bu erkek kaşarını kovuyor. Eski müzik grubunu aramaya koyuluyor onları anlaşmalarla ikna ediyor ve sahneye çıkmak üzere anlaşıyorlar. Derken Freddie için son birkaç şey kalıyor. Freddie gidip garsonu arıyor binlerce isim benzerliği arasından onu bulup eşi ilan ediyor aman ne romantik. Asıl rahatsız edici durum ise adam Mary’i de büyük bağış konserine çağırıyor. İlk sevgilisi ve eski sevgilisi birlikte büyük bağış konserini izliyorlar. Sonra adam AIDS’ten ölüyor. Bu mutlu son oluyor. Kaçınız böyle bir sonu çocuğunuza veya kendinize biçersiniz. Adam asla hayatını kuramadı aids’ten genç yaşta öldü. Hep kandırıldı hayal kırıklığına uğratıldı. Belki o da uğradı ama tek başına bırakılan kimsesiz olan o oldu. Gruptaki diğer herkes hayatını kurdu aslında. O ailesi dediği grup hiç mağdur olmadılar aslında gruptan alabileceklernin fazlasını aldılar en azından ömür boyu bir bar köşesinde çalmadılar. Kaybeden hep Freddy oldu. Ona yardım eden de olmadı. Bence içten üzülen de olmadı. Evet bu eşcinsel hayatlar içinde en güzel olanı. Bu adam bir heteroseksüelden eşcinselleştirildi. Mary ona sırtını dönmeseydi böyle mi olurdu. Asla. Kendinize de bir dönün bakın size kimse yardım edemez tabi sizden başka yoksa böyle batar gidersiniz bu bataklıkta. Kimse ağlamaz size herkes işine geldiği gibi yaşar. Sizin primlerinizi yerler.

4
Hüseyin KAÇIN / ROMA RÜYASI
« : 14 Mart 2019, 10:33:36 »
ROMA RÜYASI

adımız bir damla gözyaşındandır
kanımızın son damlasıdır
babamlarımızın ellerine karılmış
çocuklar bile bilir bunu
anaların rahminde
anlı şanlı tarihimizden yüreğimize
mühürlenmiş...

al al karanfiller
mor menekşeler gibi
çiçek açarcasına yürüyoruz
şam'dan istanbul'u doğuran anneler
bizim annelerimizdir
istanbul'u el bebek gül bebek büyüten
bizim babalarımız

bitmeyen bir ömürdür kaderimiz
cümle alem bilir adımızı
sevdamızı yitirmeden kavgamızı bitirmeden
akdeniz gibidir rüyalarımız
bir uçtan bir uca derya deniz
roma'daki çocuklar da bilir bunu...

anadan geçilir yardan da geçilir
şam'dan kan kan olmuş acısından
bağdat'tan sancısından geçilir mi
akıncılar yürürsün adımız yürüsün
kudüs bizim roma'da bizim
doğmamış çocuklar bile bilsin

05 Mart 2019
14:05
Edirne

5
Hüseyin KAÇIN / AŞK KOKAN BAHAR
« : 14 Mart 2019, 10:24:51 »
AŞK KOKAN BAHAR

Çok sevineceksin çok
dünyalar kadar yetmezse
sonsuz kadar mutlu olacaksın
çocuk gibiysen

annen bir gülümserse
baban bir elinden tutarsa
hep mutlu olakcaksın
hüzün nedir keder nedir bilmeyeceksin

çocukçasına koşarsan hayatta
kimsenin seni yıkmasından korkmayacaksın

çocukların elleri toprakla yıkanır
topraktan geldik toprağa gideceksek eğer
cennetin kokusudur toprağın kokusu

bir çocuğun yüzünü güldürenin
ömrü de cenneti de bahar olur

O'na üç şey sevdirilmişti
biri kadındı biri namaz
üçüncüsü de fatma'nın da
cennetin de kokusu...

sevdiysem seni bir kere
korkmasana koklasana
bahar da kokuyorum nisan da
sen kokuyorum

14 Mart 2019
11:25
Edirne 

6
Biriyle tanıştım ve ona hayran oldum zaten kendisinin de hayran olunacak meziyetleri vardı. ''Hem karakteri hem yetenekleri bakımından ne kadar harika bir insan,böyle insanlar da varmış''dedim. Keşke olmasaydı!
Dışarıdan bakıldığı zaman kusursuz,hayran olunası gözüken ama size musallat olduğunda aslında ne kadar tehlikeli bir çirkinlikte olduğunu görüyorsunuz.
 Pisliğini sanatla kapatmış harika bir oyuncu kendisi. Filmlerde gördüğümüz,senaryo gereği birbirine aşkla bakan oyuncular nasıl rol yapıyorsa aynen öyle bu da rol tabi ki. İnandım mı? İnandım.
Ah işte aradığım aşk dedim. Sizin de gözlerinizin içine bakılarak mana yüklü şarkılar söylenseydi,kusursuz hazırlanmış iltifatlar alsaydınız siz de inanırdınız. Sana ihtiyacım var ne olursun beni kendinden mahrum etme bakışı,her güzel olan şeyin sana ithaf edilmesiyle insan kendini dünyanın en güzel kadını gibi hissediyor haliyle,ta ki o sanatçının evli olduğunu öğrenene kadar.
Yani adam kendisi söylüyor tabi evli olduğunu ama yazık öyle mutsuz öyle aşksız,yavan bir evliliği var ki napsın adamcağız bir başkasına aşık oldu tabi (!)
Hislerimizin peşinden gitmeliyiz,kendimizi prangalamamalıyız,hayatımızı kendi istediğimiz gibi özgürce yaşamalayız diyerek, sen bunları yapmazsan esir,geri kafalı ve boş olursun imaları ve buna benzer bir çok şey. Ah ne büyük yalanlar ne kadar çirkin.Eminim karısının bu çapkınlıklarını anlamaması için ona türlü jestler yapıyordur. Onun aşkından emin olan kadın da ona duyduğu güvenle gözü arkada kalmadan yaşıyordur.Ya da belki her şeyi farkındadır ve çocukları için bu sevimsiz hayata katlanıyordur.Her neyse,çok şükür ki ben o sanatçının ağına düşen zavallılardan olmadım,psikoloğumun tuttuğu ışıkla tüm gerçekleri gördüm. Eğer o harika oyuncuya inanırsam ruhum orospulaşacaktı. Ben de tüm isteklerini,bütün kışkırtmalarına ve baştan çıkarıcı cümlelerine rağmen reddediyorum. Sevmek,sevilmek çok güzel bir şey sonuna kadar peşinden giderim ama bu sözde sevgi için onurumu,prensiplerimi satmam gerekiyorsa,yere batsın! Evet şuan çok öfkeliyim,eğer bir sevgi açlığım olmasaydı belki o adamın seçtiği av ben olmazdım. Bana almam gereken sevgiyi veren ebeveynlerim olsaydı bu tuzağa düşmezdim.Şanslı olanlardanım,iş işten geçmeden psikoloğumun yardımıyla bir facianın eşiğinden döndüm. Sanırım çoğu şeyi saklamayı becerebilsekte sevgi açlığımızı saklayamıyoruz.Karnımız açken nasıl midemiz gurulduyorsa,kalbimiz açken de bir şekilde sinyal veriyoruz.
Onunlayken kendimi çok şanslı,bulutların üzerinde hissettim.Sanki tek benmişim bu dünyada güzel olan gibiydi sanki bütün güzellikleri hak ediyormuşum gibi. İşte bunların hepsi mış gibi olabilir sadece. Sizi bir masalın içine sokuyor ama asla gerçek değil ,sadece mış/miş gibi. Bunu yapmayı çok güzel beceriyor ve sık sık benim ne kadar yetenekli ve umut vaad eden bir sanatçı adayı olduğumu belirterek egomu okşuyor. Normalde bunların hepsine hayır demek,reddetmek zor ama gerçeği görünce insan duyduğu tiksinmeyle çok kolay sıyrılabiliyor. Gerçekten de dediği gibi, bu dünyada benden bir tane daha yok,gençliğim bir kez daha verilmeyecek ve bütün güzellikleri hakediyorum, bu sebeple bu usta oyuncunun oyuncağı olmayacağım.


7
Hüseyin KAÇIN / TELEVİZYON DİNİ
« : 12 Şubat 2019, 11:09:20 »
Din, televizyonda anlattıkça, anlatıldıkça değer ve anlam yitirir. İnsan ruhu televizyondan güçlenmez ve beslenmez aksine uyuşur, uyuşturulur. Televizyonda anlatılan din afyondur. Televizyonda konuşulmaması en gereken dindir. Televizyondaki Afyon/Din satıcılarına itibar ederseniz ruhunuzu kaybedersiniz. Karar sizindir uyuşmuş ve uyuşuk dininizle cehenneme kadar yolunuz var. Yolunuz açık ve aydınlık olsun...

8
Hüseyin KAÇIN / FIRTINA
« : 11 Şubat 2019, 12:30:24 »
FIRTINA

ağlayan gözlerinde denizler gördüm
sen benim  esip esip dinmeyen fırtınamdın
cehennemlerin alevlerinden cennetlerin esenliğine
seninle savruldum

toprağın kokusu sensin
yağmurun sesi de sensin
şeytan sana neden secde etsin
yaratılış kelebeğimsin
kanatlarına sığındım

üç günlük dünyada
bir ömür sevdiğim sensin


11 Şubat 2019
13:25
Edirne

9
3.SEANSIN ARDINDAN:


Üçüncü seansıma tam bir saat gecikmeli gittim.Hüseyin beyle bu seansımızın konusunun çıkış noktasını gecikmem oluşturdu.O bana seansa gecikmende bilinç altın etkili oldu ,Bu hafta o seni kontrol etti dedi.İlk iki hafta büyük bir hevesle saatler önce hem fiziken hem de zihnen hazırlandım.Bugün şundan bahsedeyim ,şu kısma dikkat çekeyim diye önceden düşünürdüm.Bu hafta ise aheste aheste yola çıktım,akıbeti gecikmek oldu.Bende hem sosyal fobi hem cinsel sapma hem de Obsesyon var.Bunları keşfedeli yıllar oldu.Bunlar şiddetleri itibariyle eski seviyelerinde değiller fakat yinede yenim sosyal hayatımı ve psikolojimi etkiliyorlar.Bu hafta ağırlıkla olarak  obsesyon üzerinde durduk.Son 10 gündür de sosyal fobinin nüksettiğini  İki olayda fark ettim.Birincisi Bir hafta süresince başka okulda seminer aldık ,bizim okuldan benim haricimde 3 kişi daha vardı.Masanın çevresinde oturup diğer grup üyelerine konuyu anlatırken hoca güzel gidiyorsun dedi,diğer arkadaş ise hocam şu kısmını yanlış söyledi diyince benim yüzüm anında kızardı,biraz ter bastı.İçimden eyvah rezil oldum dedim.Aynı okulda olan arkadaşım durumu fark etti birkaç kere bana baktı.Ben yinede konuyu anlatmaya çalıştım.İki dakika sonra biraz rahatlamıştım.
          İkinci olay  Amerikalıların yaptığı İngilizce aktivitesinde oldu.Konu bitince Amerikalı soru sordu,Ben anında kızardım ama yinede soruya cevap verdim.etrafımdaki 3 kişide bunu fark etti.İkinci soru sorduğunda bana artık yöneltmedi ,çünkü anlamıştı benim utandığımı.Bu seferde ben söz hakkı istedim. yine aynı oldu.Çok canım sıkıldı bu duruma.Diğer masalardaki kişilerle aktivite bitimi kahve içmeye gittik.Orda Türkçe konuşunca kendime özgüven geldi sorun yaşamadım.Buradan da anladığım kadarıyla ‘’Başkaları ne der,Ne düşündü benimle ilgili ‘’Saplantılı düşünceler bende baskın.Hiç kimsenin benimle ilgili olumsuz düşünmesini istemiyorum.Bunun imkansız ve saçma olduğunu biliyorum ama engel olamıyorum.Bir ortama girdiğimde birisi bana negatifse kolayca hissederim.Ve moralim anında yerle bir olur,Sıkıldığımı gitmek istediğimi belli ederim.Elimde sihirli değnek olsa insanların zihnindeki benimle ilgili fikirleri silmeyi çok isterdim.Bu saplantılı düşünceler azalsın diye bu hafta Hüseyin Bey psikiyarist’e gitmemi ve ilaç kullanmamı önerdi. Dört gündür ilaç içiyorum; umarım sonuç verir. 
         Hüseyin bey bu hafta Bruce Willis’in içimdeki çocuk filmini izlememi istedi.Onu pür dikkat izledim.Bu hayatta çocukluk yaşantısının ne kadar etkili ve kalıcı olduğunu.Eğer değişmek istersek ne kadar zor olduğunu gördüm.İzlerken kendi çocukluğumda film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu.Filmde adamın gözü sıyırıyordu bunu başlatan olayın ne olduğunu bilmiyordu.Çocukluğuna inince babasının ona bağırarak sarstığını gördü.Bu olaydan sonra gözü sıyırmaya başladı.O esnada bende cinsel sapmamın odak noktasını düşünüyordum.Büyük olasılıkla benim bu problemimin çıkış noktası çocukken yaşadığım taciz değil.Anne ve babamı defalarca cinsel ilişkiye girerken duydum.Duydum diyorum çünkü aynı odada kalırdık. annem ben ve kardeşimle birlikte yatardı .Biz uyuduğumuzda babamın yatağına geçerdi.Benim uykum hafifti,Ama gözümü asla açmazdım.Uyanık olduğumu anlamasınlar diye.Bir yerim kaşınsa kaşımazdım,Nefesimi kontrollü alırdım ,çişim gelse tutardım sabaha kadar,onlar kalkmadan ben yerimden kalkmazdım.Her ne kadar uyumak istesem de uyuyamazdım.Sabah kalktığımda kendimi suçlu gibi hissederdim,Utanırdım.Cinsellikten ergenliğe kadar nefret ettim.Ergenlikle birlikte cinsellik konusunda hem cinsime ilgi duymaya başladım.Babamla hiçbir zaman normal bir baba oğul olamadık.O hafta sonları Artvin’den köye gelirken çok fazla sevinemezdim.Gelirken kardeşime de bana da bir sürü çikolata,büsküvi vb.getirirdi. Ama biliyordum ki akşama yine ilişkiye girecekler ben hem uyuyamayacağım hem de şuçlu ve utanmış olarak kendimi hissedeceğim. Bu hadise 10 yaşına kadar Artvin’de tek göz odada böyle oldu,daha sonra Balıkesir’e  taşındık.Bu seferde sobalı ev olduğu için durum değişmedi.Kısacası 6 yaşında 15-16 yaşına kadar bu böyle sürdü.Ben anneme çok bağlıydım ,onunla kendimi özdeşleştiriyordum.Babamı pek sevmezdim.Onlar ilişkideyken sanki yabancı adam anneme tecavüz ediyormuş  gibi hissederdim.Sabah olduğunda annemle pek konuşmak istemez,sebepsiz yere sinirlenirdim.İçten içe içerlerdim.Onları suçlu gibi görür yanlış bir şey yapmışlar diye düşünürdüm.Televizyonda program izlerken birileri öpüşüyorsa ve de annem oradaysa ben utanır yüzüm kızarırdı.Cinsel problemi atlatıp evlendiğimde bunlar benim cinsel hayatımı nasıl etkiler bilemiyorum.Ama etkileyeceği kesin.             

10
Hüseyin KAÇIN / İYİ UYKULAR
« : 15 Ocak 2019, 15:39:07 »
 ;D

ben seni tutmayım
hadi sen git uyu
gözlerimi sana emanet ediyorum
belki öpersin diye

sabahım olursun
içime bir güneş gibi doğarsın
ömrünce beni seversin diye..

15 Ocak 2019
03:55
Edirne

11
Hayat hikayem : Merhaba adım Hamza yirmisekiz yaşındayım üç abim yedi ablam var ailenin en küçük ferdi benim benim dışında diğer abi ve ablalarım şuan evli ve çocukları var küçüklüğüm köyde geçti babam toprak işleriyle uğraşırdı annem ev hanımıydı o yıllarda geçimimizi toprak ve hayvancılıkla sağlardık küçüklük yıllarımı çok iyi hatırlamıyorum dört altı yaşlarında genellikle annemle birlikte vakit geçirirdim onun yanından pek ayrılmazdım o zaman büyük ablam eşinden ayrılmıştı ondan bi kızı olmuştu   daha sonra ablam başka biriyle evlendi ve kızı artık bizimle kalıyordu çoğu zaman evde onunla oyun oynardım yaz olunca ailece tarladaki ekinleri biçmeye giderdik tarla işi bitince eve gelir ev işlerini yapardık akşamları mahalledeki çocuklarla dışarı çıkar oyunlar oynardık gündüzleri bazen erkek arkadaşlarla bazen kız arkadaşlarla oyun oynardık o günler güzeldi herkes halinden memnundu şimdiki zamanla o zaman arası da çok fark vardı ilkbaharda babam annem bazı ablalarım ve abilerimle  mantar toplamaya giderdik abilerim ve ablalarım kim daha önce bulacak yada kim daha çok toplayacak diye yarışırlardı yazın havalar ısınınca klimalar o zaman yoktu damda tahtaların üzerine yataklarımızı bırakıp yatardık gece damda gökyüzünde yıldızlar çok güzel görünürdü babam bizi çok severdi daha bizi dövdüğünü hatırlamam ama onunla çok vakit geçirmezdim bizimle futbol güreş vb. oyunlar oynamazdı yani içinden çok severdi ama dışa yansıtmayı pek beceremedi daha çok içinden severdi annem babama göre daha kuralcıydı o da bizi severdi ama kızdığında bizi döverdi bi iş olunca babam bize söyleyeceğine genelde kendisi yapardı annem ise bizim yapmamızı isterdi soğuklar gelince babam sobayı kurardı soba odasında annem babam ve kardeşlerimle beraber yatardık sabah erken saatlerde babam annem sabah namazına kalkar sonra sobayı yakarlardı oda sımsıcak olurdu buda çok hoşumuza giderdi o zaman bizim hayvanlarımz vardı bazen abimle onları otlatmaya götürürdük bi eşşeğimiz vardı babamla ona biner tarlaya giderdik babam genelde bizi bindirirdi yazları evli ablalarım çocuklarıyla gelirdi onlarla oynar eşşeğe binerdik yılda bir iki defa ben ve annem antalyaya ablalarımın yanına giderdik daha sonra okul hayatım başladı okula biraz geç başladım ablamın kızı da benimle okula başladı çoğu zaman birlikte giderdik o zaman bi abim ve bi ablamda okula gidiyordu okulumuz köydeydi ilkokul öğretmenlerimiz genelde kuralcı ve sertti çoğu zaman döverlerdi o zaman okulda sobalar vardı öğretmenler soba için odun götürmemizi isterlerdi götürmeyince sopayla parmak uçlarımıza vururlardı acısı çabuk geçmezdi derslerim genelde iyiydi okulda teneffüs aralarında bahçeye çıkar oyunlar oynardık eve gidince verilen ödevleri yapar sonra dışarı çıkar mahalledeki arkadaşlarla oynardık öğretmenlerimiz hersene birkaç defa değişirdi orta okulda her derse farklı öğretmenler geliyordu o zamanlarda bir erkek öğretmenime karşı farklı duygular hissettiğimi hatırlıyorum onun dersinde kendimi daha mutlu ve utangaç hissediyordum fakat bu duyguların ne olduğunu bilmiyordum bazı sınıf arkadaşlarım çok yaramazdı ben ve iki üç kişinin dersleri iyiydi diğerlerinki kötüydü erkek arkadaşlardan biri çok yaramazdı yerinde durmaz herkese karışırdı ben genelde sakin sessiz ve utangaçtım o yaramaz olan arkadaş çoğu zaman bize karışırdı ona karşı çoğu zaman içimde korku oluşurdu onula aynı ortamda bulunmak istemezdim bigün benimle dışarıda kavga etti burnuma kafasıyla vurdu ve ben karşılık vermedim lise birinci sınıftada herkese karışan ve kavga çıkarmaya çalışan biri vardı aynı şekilde ona karşıda içimde yine korku oluşuyordu ondan uzaklaşmaya çalışırdım fakat çoğu zaman bana karışırdı ama şuan çok pişmanım keşke o zaman onlarla mücadele etseydim onlarla kavga etseydim hakkımı savunsaydım çünkü  şuan bunun çok iyi farkındayım eğer onlardan korkmayıp onlara gerekli cevapları verseydim kavga veya diğer şekilde onlar bana karışmaz ve erkekliğim çok daha iyi gelişirdi şuana kadar bunun acısını çok çektim özgüvenim gelişmedi sosyal fobim oluştu yabancı ortamlarda rahat giremiyor rahat konuşamıyorum vb bissürü bozukluk bedelini ağır ödedim yani diğer arkadaşlara önerim kesinlikle böyle durumlarda korkmayın utanmayın çocukluğumuzu ve gençliğinizi sonuna kadar en güzel şekilde yaşayın engel olmaya çalışanlara fırsat vermeyin hakkınızı savunun gerekirse kavga edin ben bunu terapilere başlamadan önce terapi gören arkadaşların yazılarından ve terapide Hüseyin hocanın anlattıklarından çok iyi anladım orta okul bitti lise biri antalyada okudum başta abilerim kalıyordum onlar memlekete gelince ablalarımın yanında kaldım okula ablamın kızlarıyla gidip gelirdim lise iki üç ve dördü batmanda abilerimin yanında okudum lise üçte eşitağırlıktan sayısala geçtim derslerim iyiydi yeni arkadaşlarım oldu bi erkek arkadaşıma karşı bu duyguları yoğun bi şekilde yaşadım evde okulda çoğu zaman onu düşünüyordum geceleri onula ilgili fanteziler kurardım lise dörtte artık üniversite sınavına hazırlandık okul bitince sınava girdim

Sınavda istediğim puanı alamadım abim tıp kazanmıştı benimde kazanmamı istiyordu o sene tercih vermedim bisene daha hazırlandım dersaneyede kaydımı yaptım sınava girdim diğer sınavdan daha iyi bi puan aldım fakat yine tıp için gerekli puanı alamadım fakat bu sefer tercih verdim ilk tercihlerime tıp yazdım diğerlerine diş hekimliği sonuçlar açıklandı Van diş hekimliği gelmişti tıp altı puanla kaçmıştı sonra hazırlık yapıp vana gittim o zaman abimde orda tıp okuyordu oyla bi arkadaşı ev tutmuştu bende onların yanına gittim kampüs uzaktı iki araba değiştirip gidiyordum arabalar çok kalabalık oluyordu ilk günlerde arabaları yolları öğrendim ilk bi kaç ay alışana kadar biraz zorlandım  bigün abimle evde beşinci katta oturuyorduk ev biranda sallanmaya başladı deprem olduğunu anladık bizim bina salıncak gidip gelmeye başladı içimde müthiş bi korku oluştu o anda kapı kirişlerinin altına girdik deprem durunca hızlı hızlı aşağı indik merdivenlerde bağrışmalar çocuk sesleri vardı aşağı indik arççı sarsıntılar devam etti abimle araştırma hastanesinin yanına gittim yaralılar oraya getiriliyordu oradaki manzaradan çok korkmuştum çok şükür bize bişey olmadı sonra araba bulup memlekete geldik o zamandan beri yüksek binalardan korkar oldum bizim fakülte belli bi süre tatile girdi abim adanada devam etti bizi kide kışın ortasında açıldı gittim belli bisüre konteyner da kaldık o günlerde çok sıkılıyor ve memleketi çok özlüyordum hocalarımıza bize çok yükleniyordu abimde gitmişti o günlerde baya sıkıntı çektim ikinci sınıfta yurtta kaldım abimde gelmişti üçüncü sınıfta abim evlendi ev kiraladılar bende onlarda kalmaya başladım o sene bi erkek asistanıma karşı bu duygular yine kabardı artık çoğu zaman o u düşünüyordum okula gittiği de sürekli onu görmek istiyordum ama bu seferki daha çok acı verdi bi yandan okulun verdiği stres diğer yandan o un derdi çok kötü olmuştum çok zor günlerdi üçüncü sıvı bitirdim dörtte adanaya yatay geçiş yaptım adanada ablam vardı onun yanında kalmaya başladım  osene baraj sistemini getirdiler ben ve bizim gruptaki iki arkadaş üç stajdan kaldık ve sınıf tekrarı yaptık o sene benim için çok kötüydü bi yandan kalmanın sıkıntısı bi yandan bendeki bu duygular diğer yandan evdeki sıkıntılar ikinci en kötü yılımdı beşinci sınıfa geçtim alışmıştım artık daha rahattım bu arada bende İnternette araştırırken eşcinsellikle ilgili  bi şeyle karşılaştım o zamana kadar bu konuda çok şey bilmiyordum araştırmaya başladım baktım benim gibi çok insan varmış fakat tedavi yazınca çoğu yerde tedavisi yok doğuştandır vb şeylerle karşılaştım dini kitaplarda da Lut kavmi anlatıyordu din adamlarıda  tedavi konusunda pek bişey söylemiyordu o zaman kendimi çok kötü hissettim aramaya devam ettim en sonunda Hüseyin hocanın sitesini gördüm ve inanılmaz sevindim sitedeki çoğu yazıyı okudum tedavi olan danışmanlar vardı ondan sonra artık tedavisinin olduğunu anladım okulu bitirip diplomamı aldım memlekete geldim devlet atamasını bekledim bu ara ilk terapime gittim

Birinci ve ikinci terapi: önceden uçak biletimi ayırmıştım uçağa ilk defa binecektim biraz korku vardı içimde nihayet uçak saati geldi bindik uçağa kalkış yaparken biraz korktum havalandıktan sonra korkum geçti önceden çok korkarım binersem dayanamam diye düşünmüştüm ama öyle değilmiş hatta uçakla yolculuk baya güzelmiş İstanbulda iniş yaptık sonra Hüseyin hocanın tarif ettiği yere geldim biraz heyecanlıydım içeri girdim içeride bi danışan vardı salonda oturdum sıram gelince içeri girdim konuşmaya başladık adımı nereden geldiğimi kaç yaşında olduğumu vb. genel bilgileri sordu sonra neden burdasın dedi bende  içimde kızlara karşı olması gereken duyguların erkeklere karşı geliştiğini bundan çol rahatsızlık duyduğumu kendimi çok yalnız hissettiğimi mutlu olamadığımı ve bu durumdan kurtulmak istediğimi tedavi olmak istediğimi söyledim hemcinsinle ilişki yaşayıp yaşamadığımı sordu yok dedim birkaç benzeri şey sordu ve gerçek eşcinsel olmadığımı söyledi eğer öyle olsaydı dayanamaz ilişki yaşardın dedi takıntıların varmı yok dedim mastürbasyon konusunu sordu ne sıklıkla nasıl yapıyorsun bazen haftada üç dört defa bazen  bir iki defa bazen günde iki üç defa genelde yatakta bazen ayna karşısında yaptığımı söyledim doğru olanın haftada bir en fazla iki defa olduğunu ve ayna karşısında elle yapmak gerektiğini fazla yaptığımızda bağımlısı olduğumuzu ve bununda özgüvenimizi azalttığını söyledi ne işle uğraştığımı sordu diş hekimi olduğumu  beş altı ay devlet ataması beklediğimi söyledim acil bi yerde çalışmam gerektiğini söyledi  ilk terapi bitti memlekete döndüm iş aradım ve özel bi yerde işe girdim birinci terapi le ikinci terapi arasında bir yıla yakın zaman geçti ikinci terapi için bilet ayırdım yine İstanbulda iniş yaptık metroya binip Hüseyin hocanın ofisine geldim içeri girdim terapiye başladık Hüseyin hoca araya neden bu kadar  zaman koyduğumu sordu bende iş ile ilgili hazırlıklar ev kiralama eşya alma biraz para biriktirme vb. nedenler söyledim oda terapilerde çok ara verilince verimin azaldığını sürecin uzadığını söyledi bende bundan sonra düzenli geleceğimi söyledim benim terapime başka danışanıda aldı oda kısaca kendi sürecini anlattı durumu benimkine benzerdi Hüseyin hoca en büyük sorunumuzun öz güven eksikliği ve sosyal fobi olduğunu söyledi sonra diğer danışan çıktı benle devam ettik neler yaptığımı sordu işe girdiğimi bunun bana daha iyi geldiğini özgüvenimin arttığını söyledim işe girdikten sonra hayatımın daha düzenli hale geldiğini artık daha bağımsız olduğumu söyledim sonra iş dışında ne yapıyon dedi genelde eve geldiğimi bazen akrabalarıma gittiğimi bir iki arkadaşımla bazen dışarı çıkıp gezdiğimi söyledim evde çok vakit geçirmemem gerektiğini arkadaşlarla ilişkilerimi arttırmamı eve sadece yatmak için gitmem gerektiğini akrabalarda çok  sık gitmemem gerektiğini söyledi sporla ilgili neler yaptığımı söyledi pek spora gitmediğimi söyledim spor için bi yerlere yazılma gerektiğini söyledi engin geçtan insan olmak kitabını okumamı istedi ve çeşitli ödevler verdi.

12
"Cinsiyet Eşitliği" derken...!
Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama aile yapımız üzerine yapılan girişimler son zamanlarda hem sayısal olarak hem de niteliksel olarak arttı. Öyle anlaşılıyor ki devlet ve millet düşmanları hedefe aileyi koydular.

Toplum ve aile hayatına ilk saldırı gençler üzerinden geldi ve gençlerimiz hızla Deizm tuzağına çekildi. Bu saldırı öylesine etkili oldu ki Deist gençlerin sayısında hızlı bir artış yaşanıyor.

Bu öyle bir artış ki raporlara yansıdı, haberlere konu oldu. Her yerden deist gençlerle ilgili haberler geliyor. Anne babaların yüreği yaralı. Bu yüreği yaralı annelerden birisinin feryadını bu sütunlara taşımıştık daha önce.

Sonrasında aileye “kadının beyanı esastır” diye acip ötesi bir söylem ile gelindi. Bu ailenin temeline konulmuş tahrip gücü öylesine yüksek bir etki gösterir ki ortalıkta aile diye bir kurum kalmaz. Bu tahrip gücü yüksek etki karşısında en büyük güvencemiz kadınlarımızın sağduyusu.

İnşallah kadınlar dolduruşa gelip geri dönülmez bir yola girmezler. Ama bu pimi çekilmiş bomba “İskenderin Kılıcı” misali ailenin üzerinde her daim sallanıp duracak.

Aile ve toplum üzerine atılmış son etkili söylem ise “cinsiyet eşitliği eğitimi” adını taşıyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un ulusal bir gazeteye açıkladığı bilgilere göre okullarda cinsiyet eşitliği eğitimi için gerekli adımlar çoktan atılmış bile. Bakan Selçuk’un verdiği bilgilere göre “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Etkinlik Kitabı hazırlandı. Kitap kapsamında 9. ve 10. sınıf seviyesinde derslerde ünitelere uygun, etkinlikler yapıldı. Uzmanlar tarafından hazırlanan taslak etkinliklerin incelenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla branş ve rehberlik öğretmenlerinin katılımıyla bir çalıştay gerçekleştirildi. Çalışmalar neticesinde, Taslak Değerlendirme ve İyi Uygulama Örnekleri Raporu hazırlandı ve revize süreci başlatıldı.”

Burada kullanılan kavrama dikkatinizi çekmek istiyorum: “Cinsiyet Eşitliği”…

“Kadın-Erkek Eşitliğini” biliyorduk da bu “cinsiyet eşitliği” iticiliği de nereden çıktı.

Adı bile bir garip. Ben bu kavramdan şunu anlıyorum: Erkeklik ile kadınlık eşittir. Birbirinden farkı yoktur…

Ama bi dakka…

Bunlar hiç de yabancı şeyler değil…

Bunlar Avrupa’nın herzeleri değil mi yahu…

Hani şu erkekler ile kadınların birbiri ile evlenmelerine izin veren Avrupa’nın…

Hani şu eşcinselliği, homoseksüelliği özendiren Avrupa’nın…

Hani şu aile kurumunun çöktüğü Avrupa’nın…

Hani şu çocuk yerine kedi köpek yetiştiren Avrupa’nın…

Hani şu genç neslin tükenmek üzere olduğu Avrupa’nın…

Anlaşılan o ki ahlaksızlık bataklığında yitip tükenmek üzere olan Batı aynı bataklığa bizi de çekmek istiyor.

Uyuşturucu ve alkol bataklığında yitip gitmekte olan Avrupa bizi de aynı silahla vurmak istiyor.

Genç neslinin sayısını artıramayan Avrupa bizim de ailemizin köküne kibrit suyu dökmek istiyor.

Zannımca aile yapımız üzerinde ki en büyük negatif etkileşim bu “cinsiyet eşitliği” olacak.

Yeni neslin fıtrat renkleri ile oynanmış ve aile ahenginin dengesi tarumar edilmiş olacak.

Bir an önce kurulan tuzağın farkına varmaz ve Avrupa’nın bizi çekmek istediği ahlaksızlık batağına saplanırsak bir daha kurtuluşumuz mümkün olmaz.

Yol yakınken bu yanlıştan beri durmak lazım.

Bunun için de başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere tüm devlet kurumları bu durum karşısında teyakkuza geçirilmeli.

Sivil toplum kuruluşları bu tuzağın önünde bir set gibi durmalı.

Ve aileler bu tuzağa düşmemeli…

http://www.internethaber.com/cinsiyet-esitligi-derken-1931640y.htm?fbclid=IwAR2udkURKpt3sUV7g-7nMNGA5eZ1fG-PdX3pbNyVKztEh1T21eg4BCIIakI

13
CUMHURBAŞKANIMIZA AÇIK MEKTUP: ACI HAYKIRIŞIMIZDIR: “ETCEP”E DİKKAT!!!

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının yaygınlaştırılmasına katkı sağlamayı hedefleyen, "Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi" (ETCEP)’nin sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda ülke geneline yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılıyor.

Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk bu konuya ilişkin şunları söyledi:

- "Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Etkinlik Kitabı hazırlandı. Kitap kapsamında 9. ve 10. sınıf seviyesinde derslerde ünitelere uygun, etkinlikler yaptık. Uzmanlar tarafından hazırlanan taslak etkinliklerin incelenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla branş ve rehberlik öğretmenlerinin katılımıyla bir çalıştay gerçekleştirildi."

- "Çalışmalar neticesinde, Taslak Değerlendirme ve İyi Uygulama Örnekleri Raporu hazırlandı ve revize süreci başlatıldı."

* * *

Peki "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ne Duyarlı Okul" nedir?

Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından desteklenen "Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi" (ETCEP) kendisini, "Temel olarak, kamuoyunda toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının yaygınlaştırılmasına katkı sağlamayı amaçlar. Proje faaliyetleri özelinde ise eğitim sisteminin tüm bileşenlerine toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısını yerleştirmeyi hedefler." olarak tanımlıyor.

Buraya kadar her şey çok masum ve iyi bir amaca hizmet ediyor gibi görünüyor.

Ama, endişemiz ve korkumuz o ki; "Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi", acaba küresel emperyalist şer odağının gerçekleştirmek için seferber olduğu CİNSİYET DEVRİMİ amacına hizmet ediyor MU ya da hizmet eder Mİ?!
. . .

Küresel emperyalist üst aklın, özellikle İslam ülkeleri için ürettiği en büyük dejenerasyon proje; “CİNSİYET DEVRİMİ, CİNSİYET EŞİTLİĞİ” projesidir!

"Toplumda cinsiyet eşitliğini sağlama” kapsamında, önce projeye hizmet edeceğini düşündükleri bir “ideal erkek” ve “ideal kadın” profili oluşturdular.

Oluşturdukları sözüm ona ideal erkek, çokça kadınsı özellikler taşıyan erkek olarak sunuluyor. Metroseksüel, bakım ürünleri kullanan, epilasyon yaptıran, daracık ve rengarenk çiçekli pantolonlar, gömlekler giyen, moda ve stile önem veren kadınsılaşmış bir erkek.

Yeni model ideal kadın ise, çokça erkeksi özellikler yüklenen, sert bir kadın. İş hayatına teşvik edilerek başarı hedefleriyle güdülenen, annelikten koparılan, iş gücü başarılarıyla övülüp ön plana çıkarılarak kariyer yaptırılmaya teşvik edilen, çalışan, para kazanan, pantolon ve ceket giyen, kısa saçlı, sert yüz hatlarına sahip, rekabet gereği acımasız olabilen, argo konuşan, evin dışında dilediğini dilediği zaman yapan sözüm ona güçlü kadın, özgür kadın!..

Oluşturdukları bu yeni ideal erkek ve kadın tiplerinin, toplum tarafından kabulü ve yaygınlaşması için de, televizyon dizileri, reklam filmleri, şarkıların klipleri, bakım ürünleri ve giyim markalarının katalogları, gençlik dergileri ve şehirlerin en kalabalık alanlarındaki reklam panoları ile çeşitli organizasyonlar kullanılıyor.

Böylelikle asıl amaçlanan yozlaşma, toplumsal bilinçaltımıza işlenerek zihinlerimizde normalleştiriliyor.

Erkekler kadınlaştırılmaya, kadınlar ise erkekleştirilmeye çalışılıyor.

National Geographic dergisinin Ocak 2017 kapak konusu: "CİNSİYET DEVRİMİ" idi.

Dergisinin kapak fotoğrafında, 9 yaşında cinsiyet değiştiren Avery Jackson isimli bir çocuğun resmi vardı.

Dergi, Jackson'ın 4 yaşında kendini kadın gibi hissetmeye başladığını, 9 yaşında ise cinsiyet değiştirme kararı aldığını anlatıyordu..

Ergenlikten sonra hormon alınmaya başladı mı tam dönüşüm sağlanamıyormuş. National Geographic'in kapağı ve işi 4 yaşına düşürmeleri bu yüzden.

Natıonal Geographic Tv'nin, cinsiyet değiştirenlerin özenilmesini ve toplumca benimsenmesini teşvik eden belgeselleri de hiç durmadan vizyonda dönüyor.

Küresel film dünyasını, medya dünyasını, manken ve model dünyasını, küresel sosyeteyi dizayn eden bir gizli odak, cinsiyetler üzerinde oynuyor ve bunu daha çocuk yaşlarda başlatıyor. Erkeği kadın, kadını erkek yapıyor.

Müthiş bir şeytanî zeka ile üretilen algı operasyonları, toplumun genetik kodlarındaki ahlâkî insicâmı bozmaya yönelik tasarlanıyor ve sunuluyor.

Tv programlarında, dizilerde ve filmlerde artık erkeksi kadınlar ve kadınsı erkekler revaçta.

Çeşitli filmler, diziler ve ilgi çeken programlarla, "trans"lar, "homoseksüel"ler yerlere göklere sığdırılamıyor ve ön plana çıkarılarak topluma dayatılıyor.

Eşcinseller, sevimli karakterlerolarak sunulurken, normal kadınlar ya da normal erkekler ise çagdışı olarak gösteriliyor. Bunun neticesi olarak da toplumda eşcinsellik meşrulaştırıldığı için, sosyal medya platformlarında popüler eşcinseller, milyonlarca genç tarafından takip ediliyor.

Sanki gizli bir el, moda ayağına, çocuklarımızın giyim-kuşamlarını da dizayn ederek, erkek mi kadın mı ne idiğü belli olmayan tiplere dönüştürmek için çalışıyor! Mağazalarda dar olmayan erkek pantolonu bulmak mümkün değil!

Sapık küresel emperyalist ağ, küçük yaşta ele geçirdiği erkek çocuklarını kadına çeviriyor, aralarına giren gerçek kadınların ise kadınlığını siliyor.

Dikbaşlı, inat, ukala, hep kazanmaya odaklı, dediğim dedik, saldırgan, sert, erkeksi kadınlar ve alıngan, kırılgan, korkak, küskün, sorumluluk almaktan korkan ve kaçınan kadınsı erkekler her geçen gün toplumumuzda hızla artıyor.

Toplumları kendi menfaatleri uğruna yeniden inşa etmeye çalışan sapkın ve azgın küresel şer odağı bir avuç zalim, yaratılışın tersine insan tasarımları yaparak büyük oyunlar oynuyor.

Bu konuyla ilgili daha önce de bir yazı yazmış, toplumumuzun ve ülke yöneticilerimizin dikkatini bu mühim hususa çekmeye çalışmıştık.

Şimdi daha güçlü bir haykırışla feveran ediyoruz! Hayır hayır, aslında acı bir çığlığa dönüşen haykırışımızın, çok geç olmadan duyularak tedbirler alınmasını isyltiyoruz!

Bu yazımız, Sayın Cumhurbaşkanımıza da açık mektubumuzdur!..

http://www.spilhaber.com/cumhurbaskanimiza-acik-mektup-aci-haykirisimizdir-etcep-e-dikkat/42559/?fbclid=IwAR2NLLDz8VYAEJTxc22fBN3gVlXw82JQrUQtKULbZ7Yh-1D0dn269rC06p4

14
Dindar-Muhafazakar Gruplar LGBT ya da Feminist Hareketlerden Ne Öğrenebilir?

"LGBT dernekleri, Türkiye'deki İslami çevrelerden kesinlikle çekinmiyorlar. İslami çevrelerin iflah olmaz bir bölünmüşlük bataklığına saplandıklarını biliyorlar. İslami çevrelerin "tarih dışı" bir dünyada yaşamlarını sürdürdüklerini biliyorlar. İslami çevrelerin birbirlerine güvenmediklerini; rantla, makamla, koltukla girdikleri imtihanı kaybettiklerini biliyorlar."




LGBT dernekler her yıl 28 Haziran tarihinde dünyanın pek çok yerinde (en son Antarktika'da1) "Onur" yürüyüşü adını verdikleri bir yürüyüş gerçekleştiriyor. 23-29 Haziran tarihleri Türkiye'de de "onur" haftası olarak farklı etkinliklerle kutlanıyor ve 28 Haziran'da bir de yürüyüş yapılıyor.


Yürüyüş için 28 Haziran'ın tercih edilmesinin bir anlamı var. 1969 yılının 28 Haziran'ında Amerika'da Stonewall Bar'a takılan eşcinsellerle polis arasında bir çatışma çıkıyor, eşcinseller polis baskısına isyan ediyor. Stonewall Bar'da başlayan bu isyan günü LGBT hareketlerin "uluslararası" günü ilan ediliyor. Yani seçilen tarihin Türkiye'yle doğrudan bir ilgisi yok.


Ne var ki Türkiye'de 2015 yılında yapılan LGBT yürüyüşü Ramazan ayına denk geldi. Bazı İslami STK'lar buna tepki gösterdi. Ama LGBT dernekler yine de yürüyüşünü gerçekleştirdi ve "Şabanla Recebin Aşkına Ramazan Engel Olamaz" yazan bir de pankart kaldırdılar.





LGBT dernekler, "Yahu biz önünde sonunda halkı Müslüman olan, Osmanlı'nın yadigarı bir ülkede yaşıyoruz. Adamların dini duyarlılıkları var, onları kışkırtmayalım. Bir kaç hafta sonra yapıverelim." demediler. Eylemlerini yaptılar ve üstüne üstlük yukarıda gördüğünüz meşhur pankartı da kaldırdılar.


İslami Çevreler Niçin Kaale Alınmıyor?


Kaldırdılar, çünkü Türkiye'deki İslami çevrelerden kesinlikle çekinmiyorlar. Onların ipe sapa gelmez, dünyanın en uçuk-kaçık tartışmalarıyla birbirlerini barbarlaştırdıklarını biliyorlar. Yukarıdaki pankartı kaldırdıkları sırada, İslami çevrelerin, özellikle kanaat önderlerinin, aydın ve alimlerinin "Kur'ancılık-hadisçilik", "Evrenselcilik-Tarihselcilik" gibi tartışmaların içine gömülüp birbirlerini yemekle meşgul olduklarını biliyorlar. İslami çevrelerin iflah olmaz bir bölünmüşlük bataklığına saplandıklarını biliyorlar. İslami çevrelerin "tarih dışı" bir dünyada yaşamlarını sürdürdüklerini biliyorlar. İslami çevrelerin birbirlerine güvenmediklerini; rantla, makamla, koltukla girdikleri imtihanı kaybettiklerini biliyorlar. Onları ne caminin, ne cumanın; ne haccın ne de bayramın bir araya getiremeyeceğini; kimilerinin altı boş bir gururla, kimilerinin ise aşağılık kompleksiyle damgalandıklarını biliyorlar. 20-30 kişilik minnacık grupların bile dünyanın en tuhaf tartışmaları yüzünden bir kaç yıl içinde bir kaç parçaya daha bölüneceğinden eminler. Dünyanın en uyduruk meseleleri yüzünden birbirlerini tekfir edip durduklarını görüyorlar. O yüzden hesap kitap yaparken bu çevreleri dikkate almaya gerek duymuyorlar. 


LGBT/Feminist Hareketlerin "Ümmet" Formasyonu


LGBT hareketler cinsel bir tercihin nasıl bir "dava" haline getirildiğinin, bu davanın nasıl uluslararası evrensel bir misyona dönüştürüldüğünün; onca dilsel, dinsel, etnik, mezhebi, coğrafi farklılıkların bir kenara bırakılıp tek bir amaç doğrultusunda nasıl bir araya gelinebildiğinin en ibret verici örneklerinden biridir (Lütfen, internetten onur yürüyüşü yapılan ülkeleri araştırınız. Onlarca ülkede, neredeyse birbirinin aynı görüntülere, kıyafetlere ve sloganlara şahit olacaksınız). LGBT hareketler aynen bir ümmet gibidir; gökkuşağı renklerinden oluşan tek bir bayrağın altında toplanabilen, her yıl 28 Haziran'da küresel ölçekte bir araya geldikten sonra bir sonraki yıla kadar teorik, kurumsal, siyasi, ekonomik, hukuki, edebi, sanatsal meselelerini belli bir öncelik sırasında tartışıp yeni stratejik hedefler belirleyen (onur yürüyüşü her yıl belirlenen bir "ana tema" çerçevesinde düzenleniyor), o hedefler doğrultusunda sonuç alıcı kararlar alabilen; dünyanın geri kalanındaki LGBT hareketlere duyarlı, o hareketlerin de sorunlarıyla ve kazanımlarıyla ilgilenen ve zaman zaman bir araya gelip birbirlerini dinleyen bir ümmet2 ... Bazen yaptıkları yürüyüşe "polis müdahalesine" rağmen yılmayan; yedikleri biber gazı ve jopları mücadelelerinin "haklılığının" bir kanıtı olarak alkışlayan bir ümmet...


Dahası aynı paradigmaya ama farklı önceliklere sahip hareketlerle de (feministler, çevreciler, hayvan hakları örgütleri vs) mümkün olduğunca birlikte hareket etmenin imkanlarını arayan, bulan ve bunu karşılıklı desteğe dönüştürebilen bir ümmet...


Örneğin, LGBT hareketlerin uluslararası organizasyonu olan ve kendi içinde 1200 (bin iki yüz) organizasyon barındıran ILGA -International Lesbian and Gay Association- 132 ülkede faaliyet göstermektedir.


Bir başka çarpıcı/ibret verici örnek, 7 uluslararası örgütün üç transseksüel kişinin Türkiye'de ceza alması sonrası gösterdiği dayanışma ve bu dayanışmanın ne denli hızlı bir şekilde örgütlendiğidir:   


26 Ekim 2011 tarihinde Ankara'da üç transseksüel kişi polise direnmek ve polise hakaret suçlarından ceza alıyor. Hükmün açıklanmasından sadece 6 gün sonra, 2 Kasım 2011 tarihinde aralarında ILGA'nın da bulunduğu 7 uluslararası örgüt Adalet Bakanlığı'na, Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, İçişleri Bakanı'na, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı'na, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı'na mektup gönderip söz konusu kişilere yöneltilen suçlamaların düşürülmesini, polis ve mahkemelere ayrımcı uygulamalar nedeniyle soruşturma açılmasını talep ediyor.3


Dindar-Muhafazakar Çocuklar Kimin Tebliğ Alanı İçinde?


Bazı arkadaşlar yaptığımız sohbetlerde bu hareketlerin dindar muhafazakar çevrelerin çocuklarını da etki altına aldığını söylüyor, buna ilişkin çeşitli örnekler veriyorlar.


Bu çok doğaldır ve kaçınılmazdır. Çünkü gerek LGBT hareketlerin, gerekse feminist hareketlerin kendi içlerindeki bazı ihtilafları absorbe edebilme ve asıl hedeflerini gündemden düşürmeme gibi hayati bir kabiliyetleri var. "Erkek egemen ya da heteroseksist düzen" gibi ortak bir düşmanları var ve bu düşmanla mücadele her zaman gündemlerinin ilk sırasında. Onları birbirlerine bağlayan "ortak düşmanla mücadele" aynı zamanda onların entelektüel ve aktivist üretiminin en güçlü motivasyonu.4


O yüzden Müslüman coğrafyada tarihin belki de en zor olması gereken mücadelelerinden birini verip, hukuki ve politik sonuçlar alabiliyorlar. Kendi haklarını İstanbul Sözleşmesi gibi hukuk hiyerarşisinin en üstünde yer alan bir metnin içine gömüp, okullarda okutulan kitapları kendi değer yargılarına göre ayıklayıp, ETCEP gibi projelerle Milli Eğitim'e bağlı bütün okullarda yeni yetişecek nesillerin "cinsiyetçi", "heteroseksist" ve "homofobi" olmaması için gerekli önlemleri alabiliyorlar.5


Mevzu bu kadar açık, bu kadar nettir.


İslami Çevrelerin Sızlanmaktan Başka Yapabileceği Bir Şey Var mı?


İslami kesim, her yıl 28 Haziran tarihinde,  böylesi bir stratejik amaç birliğine sahip bir organizasyon karşısında ancak sızlanıp, şikayetlenebilir; bazen de yüzeysel tepkisellikler üretebilir, o kadar. Sonra yeniden birbirlerini yemeye, birbirlerini barbarlaştırmaya, birbirlerini tekfir etmeye döneceklerdir. Çünkü bu coğrafyada şu ya da bu gruptan olsun en kolay şey dindar-muhafazakar kitlenin birbirlerine saldırmasıdır. Bunu da "İslami mücadele" gibi hissettikleri sürece kadınlarını, erkeklerini ve çocuklarını feminist ve LGBT hareketlerin etkilemesi ve biçimlendirmesi kaçınılmazdır.


İslami çevrelerin en önemli sorunu, birlik olamamalarıdır. Dahası, "birlik" olabileceklerine inanmamalarıdır. Onları ne cami, ne cuma, ne Hacc ne de "Müminler ancak kardeştir." ayeti bir araya getirebilmektedir. Ne de "onlar birbirlerine karşı merhametli..."dir ayeti birbirlerine karşı saldırgan ve agresif dil kullanmalarının önüne geçebilmektedir. Bizi birbirimize karşı hiç bir şey ama hiç bir şey tutamamaktadır. Birbirlerinin açığını, yetersizliğini, çelişkilerini, zaaflarını ortaya çıkarmakla motive olan, bununla tatmin bulan bir anlayış çizgisinin çocuklarımızı götüreceği menzil, neo-liberal yeni sosyal hareketlerin işaret ettiği menzil olacaktır.


Bütün bunlar içe yönelik eleştirinin, itirazın, muhalefetin olmaması anlamına gelmemektedir. Zaten sorun da bu değildir. Sorun, bu çevrelerin birbirlerini düşmanlaştırması, insandışılaştırması, barbarlaştırmasıdır. Birbirleriyle konuşmamaları, kavga etmeleridir; laf sokma, reddetme, ötekileştirme, başkalaştırma, haddini bildirme yarışıdır. Anlaşamasalar da nezaketi, edebi-adabı, görüşüp-konuşmayı, onca ortak noktada birlikte hareket etmeyi becerememeleridir. Birliktelikler yüzeysel ve geçici; ayrılıklar derin ve kalıcıdır. Birbirleriyle uğraşmayı çok ama çok sevmeleridir. Bu coğrafyada "meşhur" olan alimlerimizin, akademisyenlerimizin, entelektüellerimizin bir diğer akademisyenimizi, hocamızı, entelektüelimizi karşısına alıp onunla meşhur olması bir tesadüf değildir. Dindar muhafazakar kitlelerin ne kadar çağdışı olduğunu kanıtlamak için artık "Çağdaş Yaşamı Destekleme" filan gibi isimlerle anılan derneklere ihtiyaç yoktur.


İslami kesim birlik olmayı, kendi içinde bir barış dili kurmayı, ortak hareket edebilmeyi ve birbirini insanca dinlemeyi beceremediği sürece hiç bir sorununu çözemeyecek, bırakın dünyanın başka coğrafyalarına uzanmayı, kendi çocuklarına bile laf geçiremeyecektir.


Peki bunu yapabilir miyiz? Birbirimizi dinlemeyi, anlamayı ve hatta birlik olmayı becerebilir miyiz? Kesinlikle. Sadece bir ön şart var: Buna niyet etmek, buna inanmak, çaba göstermek, bu konuda kararlı davranmak.


 

Dipnotlar

1) Bakınız: http://www.sivilsayfalar.org/2018/06/19/pride-dunyada-neler-oluyor/

2) Örneğin ILGA Europe'un hazırladığı şu belgeyi inceleyebilrsiniz: https://www.ilgaeurope.org/sites/default/files/Attachments/makeitwork_turkish.pdf

3) Mektubun tam metni için bkz.: https://www.tgeu.org/sites/default/files/Turkey_LTR_Conviction_10%202011_-Final-Nov_1_TR.pdf

4) Bir tartışma örneği için bkz: https://tr.boell.org/tr/2014/06/16/baska-bir-aile-anlayisi-muemkuen-mue

5) Örneğin bakınız 24. madde: https://orgm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2015_08/20051746_rehberlik_klavuzu2.pdf?fbclid=IwAR1RTQPrkr_PtOiSIF0gf4wU2_ZbxB8M5kEIj5i2cH2WBwDeHG5WQRObBQ

http://www.islamianaliz.com/yazi/dindar-muhafazakar-gruplar-lgbt-ya-da-feminist-hareketlerden-ne-ogrenebilir-3683?fbclid=IwAR0sRlLKeP99c4gAXRQ0fSv7uNBav83rDV6I1uQWXK6yiPW7kPaQoTEiZCo#sthash.cahS4E8A.pWqWGxa9.dpbs

15
Bizler hep başımıza gelenleri konuşuyoruz, başımıza gelecek olanları konuşmuyoruz, konuşamıyoruz. Hırsız evimizi soyduktan sonra kapıyı kilitliyoruz. Bazıları bunu bile yapmıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği denilen şey; çocuklarımızın, değerlerimizin, varlığımızın, geleceğimizin çalınması anlamına geliyor.Hatta çalınması anlamına bile gelmiyor; biz kendi elimizle hırsıza onurumuzu, haysiyetimizi teslim ediyoruz.

Ama bazıları hâlâ bunu "kadın-erkek eşitliği" meselesi sanıyor, "kadına şiddet" meselesi sanıyor, "kadının güçlendirilmesi" meselesi sanıyor. Yalancının mumu 500 senedir yanmaya devam ediyor. Bu konuda yetkililer topluma doğru bilgi vermiyor. Dünyanın en saçma teorisi koca devleti peşine takmış sürüklüyor. Kafası çalışan bazı dostlarımız meseleye ilgi göstermiyor. Bazı dostlarımız ise, meselenin politik amaçlarından habersiz, kendi kişisel tecrübelerine dayanarak "Ama kadına şiddet yok mu? Geleneklerimiz yanlış değil mi?" filan gibi itirazlar getiriyor; konuyu yeterince incelemiyor.

Açık söylüyorum: ETCEP projesi başarıya ulaştığı gün çocuklarınızı tanıyamayacaksınız. Beğenmediğiniz o gelenekleri bile yana yakıla arayacaksınız. Aynen şimdi 70'lerdeki, 80'lerdeki mahallenizi aradığınız gibi. Ama bulamayacaksınız. İş işten geçmiş olacak. Pişman olacaksınız, belki de pişman bile olamayacaksınız.Sonra çaresiz kendinizi olup biten her şeye alıştıracaksınız.

Bundan yıllar önce "modern tarım" söylemleriyle bitirilen toprağımız gibi, ekmeğimiz gibi,tohumumuz gibi, insanımız da bitecek. GDO'lu ürünlere sövüp bin türlü hastalıktan ölmeye devam ettiğimiz gibi, ne kıza ne de erkeğe benzemeyen çocuklarımıza bakıp, itiraz etmeyen o dilimizi ısıra ısıra ölüp gideceğiz.

Batı'dan yediğimiz kazıklar konusunda bin tane örnek verebilirim ama ne fayda! Faydası yok çünkü biz kendimizi sevmeyen bir toplumuz. Kendisini sevmeyen, kendisinden iğrenen ve ama çocuklarının kaderini düşmanının eline terketmiş bir toplum.

Her gün "şanlı tarih güzellemeleri" yapan ama çocuklarını Batı'nın yalanlarına teslim etmiş etmiş bir toplum. Ana-babaları "Ertuğrul" izleyen, çocukları Ricky Martin'e benzetilen bir toplum. Geçmişte yaşayan ve ama bugün olup bitenlere lâl olmuş bir toplum...

ETCEP bir toplum mühendisliği projesidir. Batı'dan elimize tutuşturulmuş bir proje. Kendi okullarımızda, kendi öğretmenlerimiz eliyle, kendi paramızla, kendi çocuklarımızı Batı'nın fantezilerinin denekleri haline getiriyoruz.

Dedim ya, söylesen ne fayda! Nabi Avcı gibi bir adam ETCEP hakkında, "Millî Eğitim Bakanlığı olarak, Avrupa Birliği ile birlikte
başlattığımız, 'Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi', ülkemizde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına önemli bir katkı sağlayacaktır." diyebiliyor. Belli ki değerli hocamız, kendisine verilen enformasyonla yetinmiş. Halbuki hocamızın kaleminden öğrenmiştik bundan 25 yıl önce "enformasyonla cahil" bırakıldığımızı... Ama yine de Avcı'nın söylediği tam doğru değil, "Avrupa Birliği ile Birlikte" yapmıyoruz, Avrupa Birliği istiyor biz yapıyoruz. ETCEP'te uyguladığınız hiç bir şey sizin değil hocam, fikir de etkinlikler de tercüme... Sadece onları uygulayan öğretmenler, okullar, bir de çocuklar bizim. Şimdilik bizim. Şimdilik...
*
Allah'ım bize yardım et. Artık yakınlarımıza bile sözümüz tesir etmiyor. Çocuklarımızın Batı'nın oyuncağı yapılmasına izin verme. Senden gelecek her hayra muhtacız...

Sayfa: [1] 2 3 ... 69