İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 214
1
Hüseyin KAÇIN / İNADINA SEN
« : 23 Eylül 2019, 21:27:14 »
İNADINA SEN

sevmek bedel istermiş diyorlar
ben senin acıyan gözyaşlarına sığındım
avuçlarında ağladım
senin yüzün gülsün diye

kahrolası hayatta kimi kimsem olmasın
inadına yaşadım inadına seni sevdim

sakın bırakıpta gitme
sen gidersen kim korur beni

sana bir sır versem:
katığım da bir tutam sen
azığım da
çayım da bir tutam aşk
şekerim de

ömrüm sen
ömrünsün

ömrümü ömrüne serdim
ömrün de ben

17 Eylül 2019
00:00
Edirne

2
Hüseyin KAÇIN / BAYRAM
« : 15 Ağustos 2019, 18:52:56 »
BAYRAM

Büyüklerin ellerinden hürmetle
Küçüklerin gözlerinden sevgiyle öpülürdü
Eş dost ahbaplık edilirdi
Eskiden eskimeyen zamanlarda

Zeytinin siyahını
Peynirin beyazını
Ekmeğe katık ederdik
Can can içinde eksilmez artardık
Bayramlar bayram olurdu...

4 Haziran 2019
02:50
Edirne


3
Hüseyin KAÇIN / AYŞE NİSAN KAÇIN
« : 13 Ağustos 2019, 00:27:51 »
Kırcasalih'te bir evde yangın çıkmış.
Ayşe Nisan: Biz camiden çıkmıştık. Yangın var yangın var diye insanlar koşuşturuyorlardı.


Ne giysen çok güzel oluyorsun. Bu yeşil elbisen de çok güzel olmuş.
Ayşe Nisan: Sanki sana hiç yakışmıyor.


Dün seni salıncakta nasıl salladım?
Ayşe Nisan: Evet ama Allah'a çok şükür midem bulanmadı.


Ayşe Nisan: İstanbul'u çok seviyorum ama ben Edirne'liyim. Baba, sende Edirne'lisin. Annem, Trabzonlu...






Ayşe Nisan: Baba, ben yirmi yaşıma geldiğimde babaannem ölecek mi?








Ayşe Nisan: Anne, keşke babamın bir ablası olsaydı. Babamdan büyük yok...





- Şu yeşilliyi giy istersen.

Ayşe Nisan: Annem şimdi uyum uyum der. Annem uyumu çok sever. Bu pembeyi giyeyim.




Ayşe Nisan: Anne, bak babam çorbasını bir lokmacıkta bitirdi.





Ayşe Nisan: Baba, cennet sekiz kat, cehennem yedi katlı mıdır?


- Hadi çabuk gel ıslanmışsın bak öksürüyorsun.
Ayşe Nisan: Hasta değilim.

Ayşe Nisan: Baba, zile basmana gerek yok. Kapı zaten açık.


Ayşe Nisan: Baba, sen de benim gibi ketçap mı seviyorsun.


Ayşe Nisan: Baba, duyduğuma göre sen çocukken Yusuf'un babasını odaya kilitlemişsin.
- Nerden biliyorsun?
Ayşe Nisan: Babaannem söyledi.

Ayşe Nisan: Anne, İmamoğlu kaç puan almış söyleyim mi?

İmamoğlu elli dört, o kırk beş aldı. Yarışı önde bitirdi.

Ayşe Nisan: Tamam anne üzülme. Belki bir daha o kazanır. Belki bir daha yaptırırlar.

Ayşe Nisan: Anne, bu dörttü üçe girmiş, anne bu yediydi sekize girmiş.

Ayşe Nisan: Baba, resim sanatının en birincisi kimdir?
Osman Hamdi Bey...
Ayşe Nisan: Kaplumbağaları var.
Nerden biliyorsun?
Ayşe Nisan: Resim dersinde öğretmen boyama yaptırmıştı.


- Sen de beni hiç dinlemiyorsun.

Ayşe Nisan: Çünkü ben sen değilim.




Ayşe Nisan: Yusuf, senin annen nereli?
Yusuf: Edirne'li..
Ayşe Nisan:  Edirne'liler h harfini söyleyemiyorlar. Benim annem Trabzon'lu olduğu için h harfini söyleyebiliyor.



Ayşe Nisan: Anne, sen yüze kadar sayarken hangi sayıları kullanıyorsun?



Ayşe Nisan: Babacığım, babalar günün kutlu olsun. Top kekleri yaptım sana.


Ayşe Nisan: Bacağımdaki şişiğime buz koydum.





TÜM BABALARIMIZIN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

Anneler değil mutlu ve mesut yani kişilikli, onurlu, saygın adına ne derseniz deyin iyi kadınlar iyi çocuklar yetiştirirler... O kadınlar ayrıca her başarılı erkeği bir şekilde adam etmesini iyi becerirler.. Allah o kadınlara güç kuvvet versin... O kadınlar cennet gibidirler gözlerinde kaybolursanız hayatın sırrına erersiniz...

O kadınları annelerinden önce çocukken kendilerine yakışan ve ahlaklarından başka büyük sermayeleri olmay...
Devamını Gör


Ben yokken sana yeni aldığım yastığa bakarsan beni hatırlarsın olur mu?
 Ayşe Nisan:  Baba, sen yokken arabaya bindiğimde de yanıma almam lazım o zaman.



Ayşe Nisan: Anne, bayram bitti mi? Bayram bitti mi?





Ayşe Nisan: Anne, ben çok değişik bir düzenleme yapacağım. Düzenleyelim herşeyi...


Ayşe Nisan: Anne, akşam yemeği yoğurtlu çorba yapar mısın?


Ayşe Nisan: Baba, yine ikimiz uyandık. Herkes uyuyor. Baba, annem ve teyzeme diycem ki uykucu tavuklar...



- Söyleseydin müziği kapatırdım.

Ayşe Nisan: Söyledim ama sen sağır olduğun için duymuyorsun?

Ayşe Nisan: Anne, dokuzu çeyrek üç var...


- Evet, ramazan da bitti artık.
Ayşe Nisan: Keşke ramazanın ilk günü olsa.
- Neden?
Ayşe Nisan: Çünkü ramazanı çok seviyorum.

Ayşe Nisan: Baba, niye yardım etmiyorsun öyle bakınıyorsun?
- Oda senin odan neden kendin toplamıyorsun?
Ayşe Nisan: Sen de benim babamsın...

Ayşe Nisan: Ramazan bitti yarın bayram. Anne, sana bir şey söyleyim mi? Ben ramazanı bayramdan daha çok seviyorum. Ramazan da oruç tutuyoruz.

Ayşe Nisan: Elveda ramazan elveda ramazan...


- Daha uyuyacak mısın?
Ayşe Nisan: Baba, beni rahat bırakır mısın?


Yusuf: Top patladıktan sonra yemek yenir.
Ayşe Nisan: Anne, ezan okunduktan sonra mı top patladıktan sonra mı yemek yenir?


Ayşe Nisan: Ramazan'ın son günü mü?
- Bir gün daha var.
Ayşe Nisan: İyi ki var. Anne, ben ramazanı çok seviyorum.

Ayşe Nisan: Babamı seviyorum çünkü o çok iyi bir arkadaş.
- Arkadaş mı?
Ayşe Nisan: Baba, neyse...

Ayşe Nisan: Anne duymuyor musun kulağın mı yok senin?


- İstanbul için ezan okunuyor?
Ayşe Nisan: Edirne en son. Zehra teyzemlerden sonra biz açıyoruz.

- Dikkatli ol düşersin. Balkon demirine çıkma.
Ayşe Nisan: Dikkatliyim zaten beyinsiz değilim babacığım. Baba, sende onları düşürme dikkatli ol. Telefonuna dikkat et.

Ayşe Nisan: Baba, suç Yusuf'un babasının. Sen kaç kere söyledin kapıyı açmadı sana.




Ayşe Nisan: Anne, anne dedim anne.. Anne...
- Ne oldu?
Ayşe Nisan: İki saattir anne, anne, anne dedim...

Ayşe Nisan: Baba, anneme yardım etsen annem bu kadar yorulmaz.
- Sen neden yardım etmiyorsun?
Ayşe Nisan: Ben yemek mi yapıcam? Ben ütü mü yapıcam? Ben çamaşır mı yıkıcam? Baba, sen orpiş orpiş uyuyorsun.

Ayşe Nisan: Baba, sen biraz spor yapsan da şu göbeği eritsen. Hiç spor yapmıyorsun..

Ayşe Nisan: Anne, Edirne okundu mu?
- Bu okunan ezan İstanbul.
Ayşe Nisan: Bu İstanbul Yusuf, İstanbul Yusuf'çuğum...

Ayşe Nisan: Anne, Edirne okundu mu?
- Bu okunan ezan İstanbul.
Ayşe Nisan: Bu İstanbul Yusuf, İstanbul Yusuf'çuğum...

Ayşe Nisan: Anne, babaannem dedi ki: Levent amcamla Bülent amcam çocukken hep şımarıkmış, yaramazmışlar. Babam hep ders çalışırmış. Babam hep birinci gelirmiş.

- Su çiçeği geçirdiğin için seni öpemiyorum. Bu yüzden çıldırmak üzereyim.
Ayşe Nisan: Hastalığımı çok sevdim. Ben kendimi hasta etmek için, hep hasta olmak için bir şeyler yapıcam. Abur cubur yicem.

Ayşe Nisan: Babaannem tesbihini bırakmış.
- Kolye olarak boynuna takarsın.
Ayşe Nisan: Ben kendimle oynamıyorum ki oyuncaklarla oynuyorum.

Ayşe Nisan: Kedi sen nereye gidiyorsun? Anne, kediyi cat okuluna yazdıralım.


- Beni seviyor musun?
Ayşe Nisan: Çok seviyorum.
- Nereden anlayacağım sevdiğini?
Ayşe Nisan: Duygularımı alarak.
- O nasıl olacak?...
Devamını Gör

Ayşe Nisan: Ramazan yaklaşıyor. Babamın göbeğinde davul çalcam. Güm güm de güm...

- Bu kuyruklu yıldız mı?
Ayşe Nisan: Hayır, kayan yıldız.


Ayşe Nisan: Yusuf, bu resim benim çünkü ben tasarladım.


Ayşe Nisan: Yusuf, duvarı niye boyadın? Sorması ayıp...


Ayşe Nisan: Anne, Levent Amcam kaç yaşına giriyor?


Yusuf: Allah, isterse ölür.
Ayşe Nisan: Allah, ölümsüz. Allah ölürse her şey ölür. Dünya bile ölür çünkü her şeyi O yarattı. Farkında değil misin?

Ayşe Nisan: Neye yaklaşıyoruz?
- Çeşmeye.
Ayşe Nisan: Değil. Çok oruç tutuluyor.
- Ramazan.
Ayşe Nisan: Ama gerçekten çok yaklaştık.

Yusuf: Zengin ve Fakir çizelim. Mutlu fakir çocuk çizdim.
Ayşe Nisan: Yusuf, fakirler mutlu mu olur?
- Neden mutlu olmasınlar?
Ayşe Nisan: Üstleri eski. Evleri yok. Bundan mutlu oluncak şey mi var?








Ayşe Nisan: Anne, hep oyun oynuyorsun. Başka bir şey oyna.


Ayşe Nisan: Anne, sen öğretmen ol ben de öğrenci olayım. Limon'un kuyruğu da kalem olsun. Sen söyle ben yazayım. Anne, bak pinokyo. Öğretmenim bütün yazıları yazdım. Gerçek bak. Anne, dişlerine bak.

Ayşe Nisan: Anne, bir şey diyeceğim neden bunun elektriklisini kullanıyorsun da neden bunu kullanmıyorsun? Buna boşu boşuna mı para mı verdin?

- Bak annen çok kültürlüdür sen de annen gibi kültürlü ol.
Ayşe Nisan: Sen de sus...

- Daha vaktimiz var.
Ayşe Nisan: Hiç vaktimiz yok bir gün sonra öleceğiz.


- İyi ki senin baban olmuş muyum?
Ayşe Nisan: Evet.
- İyi ki başkası baban olmamış mı?
Ayşe Nisan: Çünkü sen beni çok seviyorsun çünkü beni omzunda tanışıyorsun ve de beni mutlu yapıyorsun.

Ayşe Nisan: Baba, süpriz. Çikolatalı kek topu yaptım. Annem bir kere bile yardım etmedim.


Ayşe Nisan: Anne, babam kaç yaşına giriyor?
- Kırkbeş

..


- Senin baban mükemmel mi?
Ayşe Nisan: Mükemmel.
- Nesi mükemmel?
Ayşe Nisan: Beni omzunda taşıyor.
- Onu ezberledik artık. Başka bir nedeni olmalı?...



- Telefonu bırakırsan didi veririm.
Ayşe Nisan: Ee.. vermesen ne olacak ölecek miyim?



Ayşe Nisan: Kekler geldi. Didi'ler de geliyor. Dondurmacı amca, dondurmacı amca, kaç dondurman var? Burası annem, burası babam, burası ben. Bir, iki, üç, dört, beş, altı. Yedi de ben çıktım. Anne, dondurmacı amca oynayalım mı? Ellerimizi sayacağız. Kimin eli çıkarsa, o çıkar. Baba, hiç yemeyecek mi? Enfes tadı, tadı mükemmel. Anne, sen de benim gibi didi'yi çok seviyorsun.
- Kek'i kim yaptı?
- Ayşe Nisan yaptı.

4
Hüseyin KAÇIN / DİPLERE YÜZELİM
« : 30 Temmuz 2019, 18:18:13 »
diplere yüzelim
en diplere
ben yüzme bilmediğimden olsa gerek
hayatın kenar mahallerinde hep vurgun yedim
yüzümün eskiyen yanları
yüzüne karışır şeker gibi yenilenir

okuldan kaçan çocuklar gibi
ben hayattın içinden zor yanlarından
hep sana kaçıyorum

saklandıkça sana yakalandım

26 Temmuz 2019
00:10
Edirne

6
Melek gibi kızlarımız Kara Melek olmasın istiyorsak bilincimizi arttırmak yetmiyor. Bilinçli olmak adına anne babalar kitaplar okuyorlar, seminerlerde bilgi küpüne dönüyorlar, psikologların kaliteli zaman önerileri ile alışveriş merkezlerinde en kalitelisinden koşturuyorlar. Ama nafile çabalar bunlar. Şeytanın avukatlığını yapalım bilincinizi arttırmak bir işe yaramaz. Çocuk psikolojisinin çözüm yeri anne babaların bilinçleri değil bilinçaltlarında gizlidir. Müsadenizle sorulmamış sorumuzu soralım: bilinçaltında anne babalar işe nereden başlayacaklar?
80'ler öncesi ve sonrasındaki anne babaların yerini alan bilinçli anne babalar 2000'li yıllarda çocuklarının psikolojilerini yeteri kadar bozdular. Bilinçli anne babaların çocukları hiperaktif ve dikkati dağınık oldular. 2023 ve sonrasına yaklaştığımız zamanlarda, 15 Temmuz sonrası kaliteli aydınlık nesiller yetiştirmek istiyorsak bilinçlerine değil bilinçlerinin altına odaklanmış anne babalar olmak zorundayız.
Sevgili Anne Babalar,
çocuk yetiştirirken artık bilinçlerinize değil bilinçlerinizin altına yolculuk yapın.
Bilinçaltı her insanın sırlı dünyasıdır.
Bilinçaltınıza erdiğinizde Şirin Baba'nın değil Tanrı'nın sesini bile işitebilirsiniz.
Bizden söylemesi...
Allah yolunuzu açık etsin...

https://www.habervakti.com/sihirli-kutu-televizyon-ve-turk-aile-yapisi-nasil-yozlastirilir-makale,1617.html

7
Hüseyin KAÇIN / NEZİR eryarsoy'a
« : 10 Temmuz 2019, 02:15:00 »
NEZİR

eryarsoy'a

sultan süleyman'a kalmayan dünya
bize mi kalır dostum
bir gün ölür gideriz bizde ikimizde
eşimize dostumuza aldırmadan
üç beş gözyaşı akar mı bilinmez
mezar taşımıza bakıp yas tutan
dua okuyanımız kalır mı o da bilinmez

sevgiden başka ne servetimiz kalır
bu hayat seni de beni de acıtmıştır acımamıştır
eğilmemişsek bükülmemişsek
iyi adamdı rahmetli diyenimiz de varsa

cennete koşar adım gider miyiz
senin dualarınla
cehennem pusu kurmuşsa yolumuza
aşar mıyız seninle

adın kalırsa adamsındır
yüreğin nasırlıdır
adanmışlığın kalırsa
gözün gönlün yaşlıdır
özünde de sözünde de
"insan" olan
sensin...

5 Temmuz 2019
08:40
Edirne

8
 Bu nasıl bir açlıkmış sevmeye sevilmeye.İçimde tüten dumanı sönmedi.İçin için yandı durdu.Yangınıma su getirmek şöyle dursun rüzgar oldu çokları.Ve ben bir akşam üstü kendimi sevmeye karar verdim.Kimsenin sevmediği kadar.Tuttum elinden çocukluğumun kırgın yüreğinden öptüm.Ona kendini sev dedim.Küçük çocuk fısıldadı kulağıma bir baba isterim,bir abi,bir dost.Kendine yet dedim ona kendini çok sev.Ben kendimin babası olamam ki dedi ya da abisi,dostu.Haklıydı.İnsan kendine bir yere kadar yeterdi;oysa "İnsan insana herhalde yeterdi."Kendimi sevmekle oyalarken içimdeki boşluğun yeri hiç dolmadı.Ben bana yetmedim.Anladım ki duam onlardan uzak durmak değil sonsuza kadar sevişeceğim bir adamla karşılaşmak olmalıydı.Kalpten kalbe kurulan köprüde ruhlar ne güzel sevişirdi.Ve ben utanmıyorum bir adamı sevmekten.Çüküyle daşşağıyla severim onu ne sakıncası var ki.Çünkü bilirim bu benim barışım,erkekliğimle barışım.Hangi erkek diğeri hakkında siki olmasa severdim der ki.Bu karanlıktan kaçış yok içinden yürüyerek çıkabilirim şafağa.
 Yüzyıllarca sevilesim var.Doyasıya.Hırsla.Hınçla.Yüzyılların acısını çıkartırcasına.Koşulsuz ve sebepsiz.Benim bu dünyaya yeniden gelesim var fakat ana rahminden değil yalnızlığımın zındanından.Onunla.Sevgiliyle.Kelimelere tecrübelerin yüklediği anlamlarla değil kalp gözüyle soyut pencereden bakanlar anlarlar cümlelerimi.
 Ben hemcinslerimi seviyorum.Ruhlarını,netliklerini,karizmalarını,erkeksi enerjilerini,güçlü oluşlarını seviyorum kendime bir kere daha söylüyorum seviyorum.Cinsel boyutu evrilince de sevmeye devam edeceğim.Çünkü erkeklerle cinsel birlikteliğe ihtiyacım olmadığını biliyorum duygusal bir birliktelik ihtiyacım olan.Ancak böyle bir birliktelik sarar yaralarımı.
 Bak dostum benim acılarım o kadar büyük değil.Ne hayatlar gördüm.Her birine oturup ağlarım günlerce kendimi tutmasam.Ben kırgınım,incinmişim,yaralıyım sevilmemişliğimin bedelini ağır ödüyorum  fakat inanıyorum ki kazancım da büyük olacak.

9
  Hayata belki 1-0 yenik başlayan eşcinsel kardeşlerim size artık acımıyorum.Terapi süreci içinde çok uğraştım sizi de kurtarmak için boşunaydı biliyorum.Çünkü hepiniz ailenizin açtığı bu yarayı haklı çıkardınız.Türlü bahaneler saydınız inandığınız yalanı doğrulamak için.Ezberlediğiniz yalanları çürütmeye çalıştığımda dinlemeye bile tahammül etmediniz.Şimdi gerçeklerle yüzleşmeye cesareti olanlar için yazıyorum.
  Eşcinselliğin bir tercih olmadığı konusunda hemfikiriz kimse böyle bir yaşamı tercih etmez.Ayrıldığımız nokta şu ki eşcinsellik doğuştan da gelmez.Eşcinsellik psikolojik bir hastalıktır.İnsan biyolojik-sosyolojik-psikolojik bir varlıktır ve bu bileşenlerin biri diğerinden ayrılamaz insan bu üçünün toplamıdır.Eşcinseller insanın aynı zamanda psikolojik bir varlık da olduğu noktasında bocalar.Herbirinin psikolojik problemleri vardır fakat bu hallerini homofobik dünyanın yüklediği güçlüklere bağlarlar.Gerçekte durum böyle değildir.Eşcinselliğin yasal olduğu ülkelerde eşcinsellerde görülen intihar oranı heteroseksüllere göre çok daha yüksektir.Eşcinsellik psikolojik bir hastalıktır WHO hastalık kitabından çıkartılması tamamen politik kaynaklıdır ve çıkar odaklıdır.Eşcinselliğin genetik olduğu yönünde tek bir bilimsel bulgu dahi yoktur.Bu hastalık aslında sadece bireyin değil ailenin hastalığıdır.Eşcinsellerin aileleri üzerinde yapılan bir araştırmaya göre %90'ında üçlü aile modeli görülmüştür.Buna göre:
-Fonksiyonsuz,ilgisiz,sevgisiz,duygusal ve fiziksel anlamda uzak bir baba,
-Otoriter,aşırı şefkatli,korumacı,baskın anne,
-Kırılgan ve hassas yapıdaki çocuk.
Bunu duyunca şöyle tepkilerle karşılaşırız: "Yoo babamla aram çok iyiydi öyle bir problem yoktu.."
  Homoseksüellik öncesi erkek çocuk zaten naif ve silik bir karakterdir.Akıllı ve usludur.Böyle bir çocuğu herkes sever ama bu sevgi sahtedir.Eşcinselliğin genetikle bağdaştığı tek nokta homoseksüel öncesi oğlan çocuğun kırılgan hassas bir yapıda olmasıdır.Bu söylendiğinde eşcinsellerin sunduğu argümanların başında eşcinsel hayvan ilişkileri gelir.Bunların hepsi öğretilmiş ezberlenmiş şeyler.Hayvanlardaki eşcinsel davranış öyle yaratıldığı için olmaz.Hayvanlarda açlık,susuzluk,av dönemi gibi stres faktörleri olduğunda bu tür davranışlar gözlenir.Bu davranış bilimlerinin alanıdır genetiğin değil.Eşcinsellik yaratılıştan gelir diyenler bu tezlerini tek bir bilimsel kaynağa dahi dayandıramazken bilakis yaratılışa aykırı bir durum olduğunu kanıtlayan çok basit bilimsel kanıtlar var.Anatomi.Anal bölge dışa açılan bir boşluktur dışa itmeye yarayan kaslardan oluşur.İçe almak fonksiyonları dahilinde değildir ve bunu yapan kişinin anal kasları hasar görür.İnanmak istediği şeye inanan ve ezbere konuşan eşcinsel bireyi ikna etmek imkansızdır.Tüm bu anlattıklarıma türlü bahaneler uydurur inanmak istemez.İşine öyle gelir çünkü.Kolayı seçer.Böyle yaratıldım deyip zevkinin peşinden gitmek çok kolaydır.Birilerinin onu buna inandırmış olması önemli değil aksini hiç düşünmek istemez.Dökümanlar onun istediği şeyi söyler psikologlar onu bu konuda yüreklendirir.Asıl gerçekleri bilen kişi sayısı bir avuçtur bunların bir kısmı da alacağı tepkilerden korkar sessiz kalır.Konuşanlar da dinlenmez zaten fakat bu durumun içinde olup ahlak yargılarından ve dinden izole bir şekilde halinden rahatsız olan sorgulayan araştıran eşcinseller de var.Eşcinsel olduğu için rahatsız olan bu durumdan kurtulmak isteyen adama ne diyebilirsin?Böyle yaratıldın git istediğin gibi yaşa diyebilir misin?İnanır mı sana?Ben inanmadım.Araştırdım okudum eşcinselliğin doğuştan geldiğine dair okuduğum hiçbir döküman beni tatmin edemedi.Mantık süzgecinden geçirdiğim yalanların hiçbiri aklıma yatmadı.Ön yargılarımla okumadım merakımdan okudum ve bunun doğuştan gelmediğine bir hastalık olduğuna artık emindim.Şu yazıyı ön yargılarını bir kenara bırakıp sırf merakından okuyan bir eşcinselin belki en azından aklında bir soru işareti olurdu.Buraya kadar okuyan kardeşim farkımız ne biliyor musun?Korkaksın,fedakarlık etmek istemiyorsun,kolayı seçiyorsun,güçsüzsün,eşcinsel duygularıyla savaşan biri olarak beni ve benim gibileri sizden ayıran özellikler bunlar.Korkmuyorum,cesurum soruyorum,araştırıyorum,kimden hesap sorulacaksa yakasına yapışıyorum.Fedakarım iki haftada bir kalkıp Antep'ten istanbula gidiyorum terapiye.18 saat sürüyor.Dünyanın parası gidiyor.Maddi manevi fedakarlık ediyorum.Bir savaş veriyorum.Zoru seçiyorum.Ben de böyle yaratıldım deyip işin içinden çıkabilirdim.Güçlüyüm bu savaşı ancak güçlü azimli biri verebilir.Kendimi takdir ediyorum ve bu yolun başında kendime verdiğim sözü hatırlıyorum.Ben hep savaşcam asla pes etmicem ve bu onursuz yaşamı asla tercih etmicem.

10
HER ÇOCUK BÜYÜR MÜ YADA PEYGAMBERLİK ERKEKLİK MİDİR?


erkek çocukları ancak anne babalarının hikayelerindeki rollerinden çıkarak yada vazgecerek büyürler ve erkek olurlar. bu anlamda erkekleşemeyen çocukların bir kısmı erkek olmadan yada olamadan iç dünyalarında "ruhen kutsal olma" çabasına girerler. ruhlarının derinliklerine hapsolarak tanrının sesini duymak isterler. ruhuna hapsolmuş birey benliğini tanrılaştırmaktan ötesine erişemez. erkekleşemeyen diğer çocuklar ise ruhlarına yabancılaşarak arzularının esiri olurlar ve arzularının tatmininden doğan mutluluğu özgürleşmek olarak nitelendirmektedirler.

https://www.habervakti.com/her-cocuk-buyur-mu-yada-peygamberlik-erkeklik-midir-makale,1560.html

11
İnsanlığın Geleceği ve İslam Medeniyeti

Prof. Dr. Yılmaz ÖZAKPINAR

İnsan, biyolojik yapısının özellikleri gereği toplumsal bir varlıktır. İnsan yavrusu, bakıma ve gelişmeye muhtaç durumda doğar. Fakat gelişme süreci sonunda eriştiği sembolik düşünme yetisi, onu, sadece çevre uyaranlarına tepki yapan bir varlık olmaktan çıkarır. Sembolik düşünme yetisiyle insan, biyolojik yapı üzerinde bir temsil ve tasavvur dünyası kurar. Bu niteliğiyle insan, yaşamakla yetinmez. Bilincinde olduğunun bilincinde olan bir canlı olarak, yaşamını sorgular; yaşamının amacını belirlemek ister. Eylemlerinin sonucunu önceden hesaplama yeteneği olan bir varlık olarak insan, başka bir eylemi yapmayı da seçebilecekken o eylemi yapmayı tercih ettiğini bilir. Bu yeti, insanı ahlâk sorumluluğu olan bir canlı haline getirir. Refleks, içgüdü ve genetik olarak programlanmış bir öğrenme ile davranışlar, hayvanlarda olduğu gibi, belli koşullarda zorunlu olarak ortaya çıksaydı ve insan bilincinde olduğunun bilincinde olmasaydı insanın ahlâk problemi olmazdı. Sembolik düşünme yetisi, insanda başka birtakım kabiliyetleri ortaya çıkarır. Konuşma (dil), kavramlaştırma, içebakış yapabilme ve kendi düşüncelerini dışarıdaki bir cismi inceler gibi inceleyebilme, varsayımsal düşünme ve iradî davranışta bulunma bu kabiliyetler arasındadır. Bu kabiliyetlerle birlikte sembolik düşünme yetisi, insanın karmaşık bir sosyal organizasyon ve iletişim ağı içinde yaşamasına ve bir kültür birikimi oluşmasına yol açar. Toplum halinde birlikte yaşamak ve dağılıp gitmemek için toplum üyelerini bir arada tutan belli bir inanç ve ahlâk nizamının varlığı şarttır. Her toplumun bir kültürü vardır. Fakat ancak kendi sembolik yetisinin bilincinde olarak inanç ve ahlâk nizamını rasyonel esaslara bağlamış toplumlarda medeniyet görülür. Bu anlamda medeniyet, kendisine bağlı kültürün, yani insan yaşamının bütün

tezahürlerinin, değişen koşullara ve yeni ortaya çıkan ihtiyaçlara göre değişmesine yalnızca izin vermekle kalmaz, bu değişime müsait bir zemin hazırlar. Bunu yaparken gözettiği tek ölçüt, değişimin, inanç ve ahlâk nizamının temel değerleriyle ahenkli olmasıdır. Bu nedenle, medeniyete bağlı kültürler değişir, çeşitlenir. Medeniyet, rasyonel bir inanç ve ahlâk nizamı olarak, kendisine bağlı kültürde bir ruh yükselişi sağlar ve büyük kültür eserleri yaratmanın azmini ve coşkusunu verir. Bir medeniyete bağlı kültürde, herkesi etkileyen ve yaşamın niteliğini yükselten bilim, sanat, mimarlık eserleri ve davranış biçimleri bu ruhla ortaya çıkar. Türlü sebeplerle medeniyet bilinci kaybolduğu, o inanç ve ahlâk nizamının sağladığı azim ve coşku yok olduğu zaman kültür de bütünlüğünü kaybeder; kültürün, toplum üyelerinin davranışlarını düzenleyici etkisi kalmaz; insanlar biyolojik düzeyde bencil bir yaşam mücadelesinin girdabına kapılır. Toplumların birbirinden izole yaşamasının artık mümkün olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Bir toplumun, kendi problemlerini başkalarının sırtından çözme politikası, çıkar sağlarken uluslararası ilişkileri de bataklığa sürüklemiştir. Sömürülenler kadar, sömürenlerin yaşamında da huzur kalmamıştır. Huzur ancak paylaşılırsa vardır. Dünyaya hâkim siyasî güçlerin değer sistemlerinin ikiyüzlü olduğu meydana çıkmıştır. İnsanlar artık ümitle değil yılgınlıkla bekliyor. İnsan hakları gibi başlıklar altında tumturaklı ifadelerle geometrik mükemmellikte ortaya konan soğuk ilkeler, insanları kalpten bağlayan inanç temelinden yoksundur. Bu ilkelerin savunulması da çiğnenmesi de bir anlam taşımıyor. Ortada sadece olayların acı gerçekliği var. Batı medeniyeti toplumlarının politik, ekonomik ve askerî gücü, büyük ölçüde bilim ve teknolojiye dayandığı için yanlış bir medeniyet kavramı, bir izlenim halinde, insanların düşüncesine yerleşti. Oysa medeniyet, kültürü yöneten, besleyen, çeşitlendiren ve geliştiren bir kaynak olarak rasyonel bir inanç ve ona bağlı bir ahlâk nizamıdır. Batı medeniyetini tarihsel gelişimi içinde anlamaya çalıştığım ve analiz ettiğim zaman bir inanç ve ahlâk nizamı

olarak onda üç öğe tespit ediyorum: Birinci olarak Hıristiyanlık, ikinci olarak eski Yunan ve Roma medeniyetinin güce ve başarıya tapan ruhu, üçüncü olarak hümanizm ve onun uzantısı olan bireycilik. Bu üç öğe Avrupa tarihinin olayları içinde bir alaşım halinde Batı medeniyetini oluşturdu. Batı medeniyetinin Hıristiyanlık öğesi, ruhlardaki duygusal yerini korumakla birlikte yaşamın gerisine çekilerek yaşamın dekoru konumuna girmiştir. Batı medeniyetine bağlı kültürlerde bilim ve teknoloji, yaşamın türlü tezahürlerini yansıtan daha binlerce öğe arasında bir kültür öğesidir. Bugün insanlığın meselelerine çare bulunamaması bilgi azlığından değil, değer sistemlerinin çarpıklığındandır. İnsanlığın bugünkü tarihsel aşamasında başa çıkmaya çalıştığı meseleler karşısında medeniyetin değeri, onun bütün insanlığı kucaklayacak bir inanç ve ahlâk nizamı olmasındadır. Batı medeniyeti, rasyonel düşünceye dayandığı için kültürü besleyen ve çeşitlendiren bir kaynak olmuş, fakat yaşama ışık tutacak insanlık değerleriyle ahenkli bir bütünlük oluşturamamıştır. Bugün dünyada insan kitleleri açlıkla boğuşuyor; türlü hastalıkların pençesinde kıvranıyor; bütün gün bedenini törpüleyerek sağlıksız koşullarda bir dilim ekmek için çalışıyor; zulüm altında inliyor; sömürüden belini doğrultamıyor; kıyıma uğruyor; haksız savaşların içinde telef oluyor; teröre kurban gidiyor. Politik kararlar, diplomatik müzakereler sefalet içindeki insan kitlelerinin yaşamını değiştiremiyor. İnsanlığın bu feci manzarası göz önünde dururken politikacılar ve bilim adamları, Batı medeniyetini kastederek, medeniyetin sürekli ilerlediğini söylüyor. İslâm toplumları, kendi medeniyetini nasıl yaşadığına bakmıyor; Batı medeniyetinden şikâyet ediyor. Batı medeniyetini eleştirel bir gözle görmekte bir yanlışlık yoktur. Fakat ona bağlı kültürlerde insanlık için yararlı olumlu gelişmeleri gözden kaçırmamak gerekir. İslâm toplumları, kendi medeniyetini özü bakımından yeniden kavrama çabası içine girmeli, kendi medeniyetinin dayandığı değerleri yeniden benimsemelidir. Bugün İslâm toplumlarında

İslâmiyet ibadet şekillerine indirgenmiş görünüyor. İbadet önemli olmakla birlikte, ibadetin amacı unutulunca İslâmiyet’in insan ilişkilerini güzelleştirici, toplum yaşamının niteliğini yükseltici, düşünce derinliği verici, insan yaşamına felsefî bir boyut getirici manevî özü kayboluyor. İbadet, âdeta bencilce paçasını kurtarma gayretine dönüşüyor. Felsefeciler, İslâm inancına ve öğretisine felsefî boyutta bir yorum getirmekle ilgilenmiyor. Oysa benim gözümde “hakikat” kavramı bile ancak Allah’a inanmakla insan düşüncesinde korunabilir. Bir bilen yoksa hakikat de yoktur. İnsanın kendi aklı ve deneyimleriyle eriştiği bilgiler yaşamı sürdürmek için önemlidir. Fakat insan aklının sınırlılığı ve insan deneyimlerinin yanılmalara açık oluşu, prensip olarak ancak gözlenebilir dünyaya ilişkin ihtimalî bilgiler doğurabilir. İman eden için Allah her şeyi bilendir. Onun için ben, aslını tam olarak ancak Allah’ın bildiği hakikatleri kendi aklımın ve deneyimlerimin elverdiği ölçüde bilebilirim. Fakat eğer hakikat diye bir şey yoksa benim bilimle, felsefeyle, sanatla hakikati arama çabalarımın da bir anlamı ve amacı olamaz. Aynı şekilde, Allah’ın her şeyi bilen, gören ve her şeye kadir olan sınırsız yetkinliğine inanmasam, adalet duygum da en büyük dayanağından yoksun kalır. Adaletsizlikle mücadele etmek gerekir. Fakat bu dünyadaki mücadelenin sonucu ne olursa olsun ölümden sonraki yaşamda her yapılanın hesabının görüleceğini, mizanın tam olarak sağlanacağını bilmenin verdiği güven, adaletsizlikle mücadele azmini güçlendirir, dayanma gücünü artırır. İslâmiyet bir yönetim biçimi değildir. İktidara gelen ve makamlara oturan İslâmiyet değil, hepimiz gibi meziyet ve zaafları olan somut insanlardır. Bu nedenle, İslâm adına icraat yapmak İslâmiyet’i insanların yapabileceği hataların gölgesinde bırakmaktan başka bir sonuç sağlamaz. İslâmiyet’in yapabileceği şey, iktidara gelen ve makamlara oturan insanların ruhlarını yüceltmek ve onları düz yoldan ayrılmaktan alıkoyacak olan iç murakabesi yapmaya teşvik etmektir. Onun için, yapılan icraatın sorumluluğu yapana aittir ve hesap da bu dünyada o icraattan etkilenen halka verilir.

İslâmiyet’in evrensel özünü belirginleştirecek düşünce eserlerine ihtiyaç vardır. Kalbinin derinliklerinde bir yerde hemen herkes Allah’a inanmakla birlikte ve birçokları ibadete de önem verdiği halde İslâmiyet’in evrensel özünün yaşama yansıtıldığı söylenemez. Ülkemizde insan ilişkilerinde, kamu vicdanında, vatandaşlık bilincinde aksaklıklar olduğunu açık yüreklilikle kabul etmek gerekiyor. Kural tanımazlığın yayılması, gittikçe artan sayıda kişilerin bencil çıkarlarını kamuya zarar verme pahasına ön planda tutma eğiliminde olması, nezaket ve başkalarının hakkına saygı gösterme anlayışından uzak bir toplumsal ilişkiler görüntüsünün yaşam estetiğini bozan boyutlara ulaşması, bir medeniyet sarsıntısının belirtileridir. Müslüman olduğu için elhamdülillah diyen kişinin bu tablo içindeki yerini eleştirel bir gözle incelemesi ve bu tabloyu iyileştirmek için ne yapabileceğini düşünmesi gerekiyor. Adalet, iyilik, hoşgörü, merhamet, insaf, şefkat, ahde vefa, fedakârlık, yardımlaşma gibi değerler, sadece bir toplumda insan ilişkilerinde değil toplumların ve politik anlamda ülkelerin ilişkilerinde de belirleyici değerler olmalıdır. Bu bir hayal olabilir. Fakat insan eylemleriyle başarılan her gerçek, daima, bir zamanlar arkasında azim olan bir hayaldi. Bu hayalin gerçekleşmesi amacına yönelik büyük katkılar yapabilecek olan İslâm medeniyetinin evrensel özü, kendi ülkemizde bile algılanmıyor. İslâmiyet, düşünürlere, filozoflara, sanatçılara ilham verecek yerde rutin şekillere, ibadet kurallarına indirgenerek dar kafalıların ve gündelik politikanın çekişme malzemesi yapılıyor. İslâm’ın sükûnetinden, olgunluğundan, vakarından, düşünce derinliğinden ve duygu inceliğinden yoksun birtakım insanlar, İslâmiyet’i ideoloji haline getirerek çıkardıkları gürültüyle kendilerine İslâmiyet’in temsilcisi ve savunucusu rolünü veriyorlar. Bu gibi kişiler, İslâm’ı, nefes alır gibi doğal ve sade bir üslûpla yaşayan Müslümanları bile ürkütüyor. İslâm’ın ne savunulmaya ne yüceltilmeye ihtiyacı vardır. Müslüman’a düşen, İslâmiyet’i yaşamaktır; İslâmiyet’i yaşayan kendi yücelir ve İslâmiyet ile ilgili olumsuz söze meydan vermez. Hazreti Peygamber’e bile düşen ancak tebliğ ise bir Müslüman için tebliğin en güzel

ve etkili yolu, İslâm’ın evrensel değerlerini her günkü yaşamında göstermektir. İslâmiyet’in özü, imandan sonra iyiliktir. İbadet, başka insanlara iyi davranmayana bir yarar getirmez. Günümüzde bütün dünyadaki insanlar bunalmış kurtuluş yolu arıyor; iyi bir dünya özlüyor. Türkiye’nin önünde kendi ile birlikte bütün dünyanın selâmeti için çok güzel bir imkân ve çok önemli bir görev var. Türkiye yüzyıllarca İslâm medeniyetinin en parlak temsilcisi olmaktan gelen engin tarih tecrübesini ve Batı ile yakın temastan gelen kazanımlarını birleştirmelidir. Kimseye akıl öğretmeye çalışmak ve kimseye bir şey zorlamak gerekmiyor. İslâmiyet’i insanlık değerleriyle ve asıl manevî özüyle her günkü yaşamımıza yansıtarak somut bir insanlık modeli oluşturmak gerekiyor. İslâm medeniyetini bütün insanlık değerleriyle ruhumuzda duymanın coşkusuyla Batı medeniyeti kültürlerinde gelişmiş yeni düşünce tekniklerini özümlemeliyiz. Böylece kültürümüzde evrensel eserler yaratacak bir zihinsel uyanışı sağlamalıyız. Dünyanın bir tarafındaki büyük teknolojik ilerlemelere rağmen, bütün insanlığın içine düştüğü çaresizliklerin, sosyal dengesizliklerin kaynağında bu terkipten yoksunluk vardır. Türkiye bu terkibi başarmaya en büyük adaydır. Türkiye bunu başararak ya bütün insanlığın kurtuluş ümidi olacak ya da modern görüntüye bürünmüş bir ilkellik içinde bütün insanlıkla birlikte belirsiz bir geleceğe doğru yürüyecektir.

https://www.habervakti.com/bizi-biz-yapan-en-karizma-hocamiz-bilim-isigi-prof-dr-yilmaz-ozakpinar-makale,1558.html

12
..

13
Hüseyin KAÇIN / Ynt: KIZ ÇOCUKLARI
« : 16 Haziran 2019, 19:48:21 »
TÜM BABALARIMIZIN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

Anneler değil mutlu ve mesut yani  kişilikli, onurlu, saygın adına ne derseniz deyin iyi kadınlar iyi çocuklar yetiştirirler... O kadınlar ayrıca her başarılı erkeği bir şekilde adam etmesini iyi becerirler.. Allah o kadınlara güç kuvvet versin... O kadınlar cennet gibidirler  gözlerinde kaybolursanız hayatın sırrına erersiniz...

O kadınları annelerinden önce çocukken kendilerine yakışan ve ahlaklarından başka büyük sermayeleri olmayan babalar yetiştirir.

Kızını öpen baba cenneti koklar... 
Kızını seven babalara selam olsun..

https://www.habervakti.com/tum-babalarimizin-babalar-gunu-kutlu-olsun-makale,1553.html

14
Hüseyin KAÇIN / Ynt: ROMA
« : 10 Haziran 2019, 16:29:26 »
TÜRK AYDINI GENÇ NESLİN YEMİNİ

Tarihi bir anıt gibi, som altından yekpare bir sütun gibi aydınlatan, Türk Milleti'nin kaderini ve geleceğini yüklenerek üzerime, yılmadan yürüyeceğim.

Bu öz bilinçle, önüme kurulacak bütün engelleri ve tuzakları kararlılıkla aşacağıma dair yeminimi, bir tohum gibi her seher vakti yüreğime ekiyorum. Ben yılmaz ve sarsılmaz şahsiyetimle istikbalin Türk Aydınıyım. Ben gelecekte değil şimdiden büyük bir kudreti bağrımda taşıyorum. Yarın büyüyecek olan değil bugün büyük olan asil soyluyum. Türklüğüm, kudretimdir, şanımdır ve şerefimdir. Bu uğurda  yüreğime ve rüyalarıma değin saran bir heyecanla çalışmak  ana rahmindeyken tarihin kaderime damgaladığı  kutlu bir ödevdir.

Fikren, ilmen, bedenen güçlü ve yüksek karakterli bir neslin hür bir ferdi olarak sesleniyorum.

Ulu Tanrım!

Endülüs ve Bağdat'a Ağıt yakmayacağım. Ağlamak kaderim değil artık. Şanlı mazinin horasan erenleri gibi istikbalin Türk Aydını olarak Endülüs'ü ve Bağdat'ı diriltecek kudreti diliyorum.

Ulu Tanrım! Kanadı incinmiş, karnı acıkmış bir serçenin ötüşünü duyar ve anlarsın. Yardımını esirgemezsin. Türk Milleti'nin istikbaline olan inleyişlerime merhamet eder misin?

Yeminim istikbalin her gününü, her saatini, her saniyesini ve hatta varsa eğer saniyenin içindeki zamanları da kuşatacaktır. Şahsiyetim, boş uğraşlarda, zevklerde, seyirlerde değil, beyinsel düşünce dünyamda mazinin bilgisini kuşatarak ve istikbale yenilenerek yol alan kudreti yeşerterek olgunlaşmaktadır.

Roma'nın bütün kentleri, Sibirya'nın buzlu yolları, Afrika'nın çölleri ve Balkan'ların yıkılmış minareleri merhametime hasret beni beklemektedir. Kainat, (alınyazısı ile birlikte) benim yüreğimin genişliğini öz ülke edinmek için Tanrı'ya yalvarmaktadır.

Aşkla doğdum, Aşkla yaşayacağım, Aşkla öleceğim.

Benim aşkım anlatılmadı hala genç delikanlılara ve kızlara. Geleceğin anneleri daha şanslıdır. Kudretli Destanımı anlatacaklar yavrularına, yüreklerindeki ve gözlerindeki kıvançla. Benim aşkım sadece bir  yüreği değil, hücrelerine değin kainatı kuşatacaktır.

Hafıza sarayımda, Hazreti Mevlana, gecen her demin ardından yarın yeni bir şeyler söylemek için gülümseyecek, Farabi, mutluluk adına seslenecek, Fuzuli beyitlerini terennüm edecek, Mehmet Akif, Çanakkale Şehitlerinden seslenen bir Bülbül gibi hitap edecek bana ve yol arkadaşlarıma. Tarihin bütün kudretli şahsiyetleri ölmemişlerdir. Beyinsel düşünce dünyamın ve yüreğimin kutlu konuklarıdır. Gerektiğinde yitirdiği hikmeti Batıdan alacak ve Dante ile birlikte haykıracak:

Ey yurt! Ey yurttaşları birbirine bağlayan duygu!

YARIN YENİ ŞEYLER SÖYLEYECEĞİME DAİR YEMİN EDERİM.

https://www.habervakti.com/turk-aydini-genc-neslin-yemini-roma-muslumanlarca-fethedilmeden-kiyamet-kopmaz-makale,1538.html

15
Hüseyin KAÇIN / Ynt: AHLAK
« : 09 Haziran 2019, 13:11:24 »
Ahlak: Zeki Müren "İbne" Değildir.

Eşcinsellik, toplumsal sorunların baskısı altında dinamikleri çürümüş aile yapısında ezilen çocuğun aslında aile otoritesine başkaldırması eylemidir. Aile içi güç dengeleri adına yıpratılan duygusal edimlerin yeniden aranması ve kişilikle bütünleştirilmesi çabasıdır. Eşcinsellik bireysel bir hastalık değil; aile ve kültürel değerlerin yıpranmasının göstergesi  olarak hastalıklı bir aile ve toplumsal yapısının insan ruhunu işgal etmesidir. Eşcinsellik; sevgi, bağlanma, ait olma arayışları içindeki çocuk ve ergenin erotizm çukuruna düşmesidir. Bu noktada sonra da  duygusal bağlılık değil, sex bağımlılığına dönüşen ailesel bir hastalıktır. Eşcinsel genç, ruhsal anlamda hastalıklı  ailedeki iyileşmeye en uygun kişidir.

Hiç bir kötü/yalan insan, iyi/ahlaklı insanı tek başına yenemez. Üç beş kötü insanın aralarında çıkar ilişkileri kurarak oluşturdukları iktidar gücüyle iyi/ahlaklı insana karşı uyguladıkları eylemlere mobing-ibnelik denilebilir. Bu anlamda eşcinsellik "ibnelik" değildir. "İbnelik" erotik içerikli bir hakaret değildir. İbnelik, içindeki bastırılmış yani gizil eşcinsel  duygular yani çocukken otorite karşısında ezilmişliklerin yarattığı teslimiyettir.

Zeki Müren "ibne" değildir. Kültürel yozlaşmanın gelecekteki görünmeyen tehlikelerine kendi gönül dünyasından aşk ışıklarıyla içinde yetiştiği topluma yol göstermiş sanat güneşimizdir. Varsa eğer eşcinsel ilişkileri onlar bizim bilmediğimiz ve bize yansımamış gizli yaşanmış günah dünyasıdır. Zeki Müren'i yargılamak bize değil, affetmek Allah'ın insiyatifinde olan  bir süreçtir. Ruhu şad olsun...

https://www.habervakti.com/ahlak-zeki-muren-ibne-degildir-makale,1531.html

www.huseyinkacin.com

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinsel ifadesi yerine LGBT ifadesinin kulanılmasını yanlış bulduğunu ifade ederek büyük tehlikeyi işaret etti. Kaçın, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında toplumun dinamikleriyle oynanmaya çalışıldığını da belirtti.

https://www.habervakti.com/gundem/unlu-psikolog-tehlikeyi-isaret-etti-lgbt-degil-escinsel-h61739.html?fbclid=IwAR1vhGVXAoLadKVUekEQmlOMEt0rYibXclB1s5oDjE55IPCIv47Os_Qi3g8

Sayfa: [1] 2 3 ... 214