İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 214
1
Hüseyin KAÇIN / NEZİR eryarsoy'a
« : 10 Temmuz 2019, 02:15:00 »
NEZİR

eryarsoy'a

sultan süleyman'a kalmayan dünya
bize mi kalır dostum
bir gün ölür gideriz bizde ikimizde
eşimize dostumuza aldırmadan
üç beş gözyaşı akar mı bilinmez
mezar taşımıza bakıp yas tutan
dua okuyanımız kalır mı o da bilinmez

sevgiden başka ne servetimiz kalır
bu hayat seni de beni de acıtmıştır acımamıştır
eğilmemişsek bükülmemişsek
iyi adamdı rahmetli diyenimiz de varsa

cennete koşar adım gider miyiz
senin dualarınla
cehennem pusu kurmuşsa yolumuza
aşar mıyız seninle

adın kalırsa adamsındır
yüreğin nasırlıdır
adanmışlığın kalırsa
gözün gönlün yaşlıdır
özünde de sözünde de
"insan" olan
sensin...

5 Temmuz 2019
08:40
Edirne

2
 Bu nasıl bir açlıkmış sevmeye sevilmeye.İçimde tüten dumanı sönmedi.İçin için yandı durdu.Yangınıma su getirmek şöyle dursun rüzgar oldu çokları.Ve ben bir akşam üstü kendimi sevmeye karar verdim.Kimsenin sevmediği kadar.Tuttum elinden çocukluğumun kırgın yüreğinden öptüm.Ona kendini sev dedim.Küçük çocuk fısıldadı kulağıma bir baba isterim,bir abi,bir dost.Kendine yet dedim ona kendini çok sev.Ben kendimin babası olamam ki dedi ya da abisi,dostu.Haklıydı.İnsan kendine bir yere kadar yeterdi;oysa "İnsan insana herhalde yeterdi."Kendimi sevmekle oyalarken içimdeki boşluğun yeri hiç dolmadı.Ben bana yetmedim.Anladım ki duam onlardan uzak durmak değil sonsuza kadar sevişeceğim bir adamla karşılaşmak olmalıydı.Kalpten kalbe kurulan köprüde ruhlar ne güzel sevişirdi.Ve ben utanmıyorum bir adamı sevmekten.Çüküyle daşşağıyla severim onu ne sakıncası var ki.Çünkü bilirim bu benim barışım,erkekliğimle barışım.Hangi erkek diğeri hakkında siki olmasa severdim der ki.Bu karanlıktan kaçış yok içinden yürüyerek çıkabilirim şafağa.
 Yüzyıllarca sevilesim var.Doyasıya.Hırsla.Hınçla.Yüzyılların acısını çıkartırcasına.Koşulsuz ve sebepsiz.Benim bu dünyaya yeniden gelesim var fakat ana rahminden değil yalnızlığımın zındanından.Onunla.Sevgiliyle.Kelimelere tecrübelerin yüklediği anlamlarla değil kalp gözüyle soyut pencereden bakanlar anlarlar cümlelerimi.
 Ben hemcinslerimi seviyorum.Ruhlarını,netliklerini,karizmalarını,erkeksi enerjilerini,güçlü oluşlarını seviyorum kendime bir kere daha söylüyorum seviyorum.Cinsel boyutu evrilince de sevmeye devam edeceğim.Çünkü erkeklerle cinsel birlikteliğe ihtiyacım olmadığını biliyorum duygusal bir birliktelik ihtiyacım olan.Ancak böyle bir birliktelik sarar yaralarımı.
 Bak dostum benim acılarım o kadar büyük değil.Ne hayatlar gördüm.Her birine oturup ağlarım günlerce kendimi tutmasam.Ben kırgınım,incinmişim,yaralıyım sevilmemişliğimin bedelini ağır ödüyorum  fakat inanıyorum ki kazancım da büyük olacak.

3
  Hayata belki 1-0 yenik başlayan eşcinsel kardeşlerim size artık acımıyorum.Terapi süreci içinde çok uğraştım sizi de kurtarmak için boşunaydı biliyorum.Çünkü hepiniz ailenizin açtığı bu yarayı haklı çıkardınız.Türlü bahaneler saydınız inandığınız yalanı doğrulamak için.Ezberlediğiniz yalanları çürütmeye çalıştığımda dinlemeye bile tahammül etmediniz.Şimdi gerçeklerle yüzleşmeye cesareti olanlar için yazıyorum.
  Eşcinselliğin bir tercih olmadığı konusunda hemfikiriz kimse böyle bir yaşamı tercih etmez.Ayrıldığımız nokta şu ki eşcinsellik doğuştan da gelmez.Eşcinsellik psikolojik bir hastalıktır.İnsan biyolojik-sosyolojik-psikolojik bir varlıktır ve bu bileşenlerin biri diğerinden ayrılamaz insan bu üçünün toplamıdır.Eşcinseller insanın aynı zamanda psikolojik bir varlık da olduğu noktasında bocalar.Herbirinin psikolojik problemleri vardır fakat bu hallerini homofobik dünyanın yüklediği güçlüklere bağlarlar.Gerçekte durum böyle değildir.Eşcinselliğin yasal olduğu ülkelerde eşcinsellerde görülen intihar oranı heteroseksüllere göre çok daha yüksektir.Eşcinsellik psikolojik bir hastalıktır WHO hastalık kitabından çıkartılması tamamen politik kaynaklıdır ve çıkar odaklıdır.Eşcinselliğin genetik olduğu yönünde tek bir bilimsel bulgu dahi yoktur.Bu hastalık aslında sadece bireyin değil ailenin hastalığıdır.Eşcinsellerin aileleri üzerinde yapılan bir araştırmaya göre %90'ında üçlü aile modeli görülmüştür.Buna göre:
-Fonksiyonsuz,ilgisiz,sevgisiz,duygusal ve fiziksel anlamda uzak bir baba,
-Otoriter,aşırı şefkatli,korumacı,baskın anne,
-Kırılgan ve hassas yapıdaki çocuk.
Bunu duyunca şöyle tepkilerle karşılaşırız: "Yoo babamla aram çok iyiydi öyle bir problem yoktu.."
  Homoseksüellik öncesi erkek çocuk zaten naif ve silik bir karakterdir.Akıllı ve usludur.Böyle bir çocuğu herkes sever ama bu sevgi sahtedir.Eşcinselliğin genetikle bağdaştığı tek nokta homoseksüel öncesi oğlan çocuğun kırılgan hassas bir yapıda olmasıdır.Bu söylendiğinde eşcinsellerin sunduğu argümanların başında eşcinsel hayvan ilişkileri gelir.Bunların hepsi öğretilmiş ezberlenmiş şeyler.Hayvanlardaki eşcinsel davranış öyle yaratıldığı için olmaz.Hayvanlarda açlık,susuzluk,av dönemi gibi stres faktörleri olduğunda bu tür davranışlar gözlenir.Bu davranış bilimlerinin alanıdır genetiğin değil.Eşcinsellik yaratılıştan gelir diyenler bu tezlerini tek bir bilimsel kaynağa dahi dayandıramazken bilakis yaratılışa aykırı bir durum olduğunu kanıtlayan çok basit bilimsel kanıtlar var.Anatomi.Anal bölge dışa açılan bir boşluktur dışa itmeye yarayan kaslardan oluşur.İçe almak fonksiyonları dahilinde değildir ve bunu yapan kişinin anal kasları hasar görür.İnanmak istediği şeye inanan ve ezbere konuşan eşcinsel bireyi ikna etmek imkansızdır.Tüm bu anlattıklarıma türlü bahaneler uydurur inanmak istemez.İşine öyle gelir çünkü.Kolayı seçer.Böyle yaratıldım deyip zevkinin peşinden gitmek çok kolaydır.Birilerinin onu buna inandırmış olması önemli değil aksini hiç düşünmek istemez.Dökümanlar onun istediği şeyi söyler psikologlar onu bu konuda yüreklendirir.Asıl gerçekleri bilen kişi sayısı bir avuçtur bunların bir kısmı da alacağı tepkilerden korkar sessiz kalır.Konuşanlar da dinlenmez zaten fakat bu durumun içinde olup ahlak yargılarından ve dinden izole bir şekilde halinden rahatsız olan sorgulayan araştıran eşcinseller de var.Eşcinsel olduğu için rahatsız olan bu durumdan kurtulmak isteyen adama ne diyebilirsin?Böyle yaratıldın git istediğin gibi yaşa diyebilir misin?İnanır mı sana?Ben inanmadım.Araştırdım okudum eşcinselliğin doğuştan geldiğine dair okuduğum hiçbir döküman beni tatmin edemedi.Mantık süzgecinden geçirdiğim yalanların hiçbiri aklıma yatmadı.Ön yargılarımla okumadım merakımdan okudum ve bunun doğuştan gelmediğine bir hastalık olduğuna artık emindim.Şu yazıyı ön yargılarını bir kenara bırakıp sırf merakından okuyan bir eşcinselin belki en azından aklında bir soru işareti olurdu.Buraya kadar okuyan kardeşim farkımız ne biliyor musun?Korkaksın,fedakarlık etmek istemiyorsun,kolayı seçiyorsun,güçsüzsün,eşcinsel duygularıyla savaşan biri olarak beni ve benim gibileri sizden ayıran özellikler bunlar.Korkmuyorum,cesurum soruyorum,araştırıyorum,kimden hesap sorulacaksa yakasına yapışıyorum.Fedakarım iki haftada bir kalkıp Antep'ten istanbula gidiyorum terapiye.18 saat sürüyor.Dünyanın parası gidiyor.Maddi manevi fedakarlık ediyorum.Bir savaş veriyorum.Zoru seçiyorum.Ben de böyle yaratıldım deyip işin içinden çıkabilirdim.Güçlüyüm bu savaşı ancak güçlü azimli biri verebilir.Kendimi takdir ediyorum ve bu yolun başında kendime verdiğim sözü hatırlıyorum.Ben hep savaşcam asla pes etmicem ve bu onursuz yaşamı asla tercih etmicem.

4
HER ÇOCUK BÜYÜR MÜ YADA PEYGAMBERLİK ERKEKLİK MİDİR?


erkek çocukları ancak anne babalarının hikayelerindeki rollerinden çıkarak yada vazgecerek büyürler ve erkek olurlar. bu anlamda erkekleşemeyen çocukların bir kısmı erkek olmadan yada olamadan iç dünyalarında "ruhen kutsal olma" çabasına girerler. ruhlarının derinliklerine hapsolarak tanrının sesini duymak isterler. ruhuna hapsolmuş birey benliğini tanrılaştırmaktan ötesine erişemez. erkekleşemeyen diğer çocuklar ise ruhlarına yabancılaşarak arzularının esiri olurlar ve arzularının tatmininden doğan mutluluğu özgürleşmek olarak nitelendirmektedirler.

https://www.habervakti.com/her-cocuk-buyur-mu-yada-peygamberlik-erkeklik-midir-makale,1560.html

5
İnsanlığın Geleceği ve İslam Medeniyeti

Prof. Dr. Yılmaz ÖZAKPINAR

İnsan, biyolojik yapısının özellikleri gereği toplumsal bir varlıktır. İnsan yavrusu, bakıma ve gelişmeye muhtaç durumda doğar. Fakat gelişme süreci sonunda eriştiği sembolik düşünme yetisi, onu, sadece çevre uyaranlarına tepki yapan bir varlık olmaktan çıkarır. Sembolik düşünme yetisiyle insan, biyolojik yapı üzerinde bir temsil ve tasavvur dünyası kurar. Bu niteliğiyle insan, yaşamakla yetinmez. Bilincinde olduğunun bilincinde olan bir canlı olarak, yaşamını sorgular; yaşamının amacını belirlemek ister. Eylemlerinin sonucunu önceden hesaplama yeteneği olan bir varlık olarak insan, başka bir eylemi yapmayı da seçebilecekken o eylemi yapmayı tercih ettiğini bilir. Bu yeti, insanı ahlâk sorumluluğu olan bir canlı haline getirir. Refleks, içgüdü ve genetik olarak programlanmış bir öğrenme ile davranışlar, hayvanlarda olduğu gibi, belli koşullarda zorunlu olarak ortaya çıksaydı ve insan bilincinde olduğunun bilincinde olmasaydı insanın ahlâk problemi olmazdı. Sembolik düşünme yetisi, insanda başka birtakım kabiliyetleri ortaya çıkarır. Konuşma (dil), kavramlaştırma, içebakış yapabilme ve kendi düşüncelerini dışarıdaki bir cismi inceler gibi inceleyebilme, varsayımsal düşünme ve iradî davranışta bulunma bu kabiliyetler arasındadır. Bu kabiliyetlerle birlikte sembolik düşünme yetisi, insanın karmaşık bir sosyal organizasyon ve iletişim ağı içinde yaşamasına ve bir kültür birikimi oluşmasına yol açar. Toplum halinde birlikte yaşamak ve dağılıp gitmemek için toplum üyelerini bir arada tutan belli bir inanç ve ahlâk nizamının varlığı şarttır. Her toplumun bir kültürü vardır. Fakat ancak kendi sembolik yetisinin bilincinde olarak inanç ve ahlâk nizamını rasyonel esaslara bağlamış toplumlarda medeniyet görülür. Bu anlamda medeniyet, kendisine bağlı kültürün, yani insan yaşamının bütün

tezahürlerinin, değişen koşullara ve yeni ortaya çıkan ihtiyaçlara göre değişmesine yalnızca izin vermekle kalmaz, bu değişime müsait bir zemin hazırlar. Bunu yaparken gözettiği tek ölçüt, değişimin, inanç ve ahlâk nizamının temel değerleriyle ahenkli olmasıdır. Bu nedenle, medeniyete bağlı kültürler değişir, çeşitlenir. Medeniyet, rasyonel bir inanç ve ahlâk nizamı olarak, kendisine bağlı kültürde bir ruh yükselişi sağlar ve büyük kültür eserleri yaratmanın azmini ve coşkusunu verir. Bir medeniyete bağlı kültürde, herkesi etkileyen ve yaşamın niteliğini yükselten bilim, sanat, mimarlık eserleri ve davranış biçimleri bu ruhla ortaya çıkar. Türlü sebeplerle medeniyet bilinci kaybolduğu, o inanç ve ahlâk nizamının sağladığı azim ve coşku yok olduğu zaman kültür de bütünlüğünü kaybeder; kültürün, toplum üyelerinin davranışlarını düzenleyici etkisi kalmaz; insanlar biyolojik düzeyde bencil bir yaşam mücadelesinin girdabına kapılır. Toplumların birbirinden izole yaşamasının artık mümkün olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Bir toplumun, kendi problemlerini başkalarının sırtından çözme politikası, çıkar sağlarken uluslararası ilişkileri de bataklığa sürüklemiştir. Sömürülenler kadar, sömürenlerin yaşamında da huzur kalmamıştır. Huzur ancak paylaşılırsa vardır. Dünyaya hâkim siyasî güçlerin değer sistemlerinin ikiyüzlü olduğu meydana çıkmıştır. İnsanlar artık ümitle değil yılgınlıkla bekliyor. İnsan hakları gibi başlıklar altında tumturaklı ifadelerle geometrik mükemmellikte ortaya konan soğuk ilkeler, insanları kalpten bağlayan inanç temelinden yoksundur. Bu ilkelerin savunulması da çiğnenmesi de bir anlam taşımıyor. Ortada sadece olayların acı gerçekliği var. Batı medeniyeti toplumlarının politik, ekonomik ve askerî gücü, büyük ölçüde bilim ve teknolojiye dayandığı için yanlış bir medeniyet kavramı, bir izlenim halinde, insanların düşüncesine yerleşti. Oysa medeniyet, kültürü yöneten, besleyen, çeşitlendiren ve geliştiren bir kaynak olarak rasyonel bir inanç ve ona bağlı bir ahlâk nizamıdır. Batı medeniyetini tarihsel gelişimi içinde anlamaya çalıştığım ve analiz ettiğim zaman bir inanç ve ahlâk nizamı

olarak onda üç öğe tespit ediyorum: Birinci olarak Hıristiyanlık, ikinci olarak eski Yunan ve Roma medeniyetinin güce ve başarıya tapan ruhu, üçüncü olarak hümanizm ve onun uzantısı olan bireycilik. Bu üç öğe Avrupa tarihinin olayları içinde bir alaşım halinde Batı medeniyetini oluşturdu. Batı medeniyetinin Hıristiyanlık öğesi, ruhlardaki duygusal yerini korumakla birlikte yaşamın gerisine çekilerek yaşamın dekoru konumuna girmiştir. Batı medeniyetine bağlı kültürlerde bilim ve teknoloji, yaşamın türlü tezahürlerini yansıtan daha binlerce öğe arasında bir kültür öğesidir. Bugün insanlığın meselelerine çare bulunamaması bilgi azlığından değil, değer sistemlerinin çarpıklığındandır. İnsanlığın bugünkü tarihsel aşamasında başa çıkmaya çalıştığı meseleler karşısında medeniyetin değeri, onun bütün insanlığı kucaklayacak bir inanç ve ahlâk nizamı olmasındadır. Batı medeniyeti, rasyonel düşünceye dayandığı için kültürü besleyen ve çeşitlendiren bir kaynak olmuş, fakat yaşama ışık tutacak insanlık değerleriyle ahenkli bir bütünlük oluşturamamıştır. Bugün dünyada insan kitleleri açlıkla boğuşuyor; türlü hastalıkların pençesinde kıvranıyor; bütün gün bedenini törpüleyerek sağlıksız koşullarda bir dilim ekmek için çalışıyor; zulüm altında inliyor; sömürüden belini doğrultamıyor; kıyıma uğruyor; haksız savaşların içinde telef oluyor; teröre kurban gidiyor. Politik kararlar, diplomatik müzakereler sefalet içindeki insan kitlelerinin yaşamını değiştiremiyor. İnsanlığın bu feci manzarası göz önünde dururken politikacılar ve bilim adamları, Batı medeniyetini kastederek, medeniyetin sürekli ilerlediğini söylüyor. İslâm toplumları, kendi medeniyetini nasıl yaşadığına bakmıyor; Batı medeniyetinden şikâyet ediyor. Batı medeniyetini eleştirel bir gözle görmekte bir yanlışlık yoktur. Fakat ona bağlı kültürlerde insanlık için yararlı olumlu gelişmeleri gözden kaçırmamak gerekir. İslâm toplumları, kendi medeniyetini özü bakımından yeniden kavrama çabası içine girmeli, kendi medeniyetinin dayandığı değerleri yeniden benimsemelidir. Bugün İslâm toplumlarında

İslâmiyet ibadet şekillerine indirgenmiş görünüyor. İbadet önemli olmakla birlikte, ibadetin amacı unutulunca İslâmiyet’in insan ilişkilerini güzelleştirici, toplum yaşamının niteliğini yükseltici, düşünce derinliği verici, insan yaşamına felsefî bir boyut getirici manevî özü kayboluyor. İbadet, âdeta bencilce paçasını kurtarma gayretine dönüşüyor. Felsefeciler, İslâm inancına ve öğretisine felsefî boyutta bir yorum getirmekle ilgilenmiyor. Oysa benim gözümde “hakikat” kavramı bile ancak Allah’a inanmakla insan düşüncesinde korunabilir. Bir bilen yoksa hakikat de yoktur. İnsanın kendi aklı ve deneyimleriyle eriştiği bilgiler yaşamı sürdürmek için önemlidir. Fakat insan aklının sınırlılığı ve insan deneyimlerinin yanılmalara açık oluşu, prensip olarak ancak gözlenebilir dünyaya ilişkin ihtimalî bilgiler doğurabilir. İman eden için Allah her şeyi bilendir. Onun için ben, aslını tam olarak ancak Allah’ın bildiği hakikatleri kendi aklımın ve deneyimlerimin elverdiği ölçüde bilebilirim. Fakat eğer hakikat diye bir şey yoksa benim bilimle, felsefeyle, sanatla hakikati arama çabalarımın da bir anlamı ve amacı olamaz. Aynı şekilde, Allah’ın her şeyi bilen, gören ve her şeye kadir olan sınırsız yetkinliğine inanmasam, adalet duygum da en büyük dayanağından yoksun kalır. Adaletsizlikle mücadele etmek gerekir. Fakat bu dünyadaki mücadelenin sonucu ne olursa olsun ölümden sonraki yaşamda her yapılanın hesabının görüleceğini, mizanın tam olarak sağlanacağını bilmenin verdiği güven, adaletsizlikle mücadele azmini güçlendirir, dayanma gücünü artırır. İslâmiyet bir yönetim biçimi değildir. İktidara gelen ve makamlara oturan İslâmiyet değil, hepimiz gibi meziyet ve zaafları olan somut insanlardır. Bu nedenle, İslâm adına icraat yapmak İslâmiyet’i insanların yapabileceği hataların gölgesinde bırakmaktan başka bir sonuç sağlamaz. İslâmiyet’in yapabileceği şey, iktidara gelen ve makamlara oturan insanların ruhlarını yüceltmek ve onları düz yoldan ayrılmaktan alıkoyacak olan iç murakabesi yapmaya teşvik etmektir. Onun için, yapılan icraatın sorumluluğu yapana aittir ve hesap da bu dünyada o icraattan etkilenen halka verilir.

İslâmiyet’in evrensel özünü belirginleştirecek düşünce eserlerine ihtiyaç vardır. Kalbinin derinliklerinde bir yerde hemen herkes Allah’a inanmakla birlikte ve birçokları ibadete de önem verdiği halde İslâmiyet’in evrensel özünün yaşama yansıtıldığı söylenemez. Ülkemizde insan ilişkilerinde, kamu vicdanında, vatandaşlık bilincinde aksaklıklar olduğunu açık yüreklilikle kabul etmek gerekiyor. Kural tanımazlığın yayılması, gittikçe artan sayıda kişilerin bencil çıkarlarını kamuya zarar verme pahasına ön planda tutma eğiliminde olması, nezaket ve başkalarının hakkına saygı gösterme anlayışından uzak bir toplumsal ilişkiler görüntüsünün yaşam estetiğini bozan boyutlara ulaşması, bir medeniyet sarsıntısının belirtileridir. Müslüman olduğu için elhamdülillah diyen kişinin bu tablo içindeki yerini eleştirel bir gözle incelemesi ve bu tabloyu iyileştirmek için ne yapabileceğini düşünmesi gerekiyor. Adalet, iyilik, hoşgörü, merhamet, insaf, şefkat, ahde vefa, fedakârlık, yardımlaşma gibi değerler, sadece bir toplumda insan ilişkilerinde değil toplumların ve politik anlamda ülkelerin ilişkilerinde de belirleyici değerler olmalıdır. Bu bir hayal olabilir. Fakat insan eylemleriyle başarılan her gerçek, daima, bir zamanlar arkasında azim olan bir hayaldi. Bu hayalin gerçekleşmesi amacına yönelik büyük katkılar yapabilecek olan İslâm medeniyetinin evrensel özü, kendi ülkemizde bile algılanmıyor. İslâmiyet, düşünürlere, filozoflara, sanatçılara ilham verecek yerde rutin şekillere, ibadet kurallarına indirgenerek dar kafalıların ve gündelik politikanın çekişme malzemesi yapılıyor. İslâm’ın sükûnetinden, olgunluğundan, vakarından, düşünce derinliğinden ve duygu inceliğinden yoksun birtakım insanlar, İslâmiyet’i ideoloji haline getirerek çıkardıkları gürültüyle kendilerine İslâmiyet’in temsilcisi ve savunucusu rolünü veriyorlar. Bu gibi kişiler, İslâm’ı, nefes alır gibi doğal ve sade bir üslûpla yaşayan Müslümanları bile ürkütüyor. İslâm’ın ne savunulmaya ne yüceltilmeye ihtiyacı vardır. Müslüman’a düşen, İslâmiyet’i yaşamaktır; İslâmiyet’i yaşayan kendi yücelir ve İslâmiyet ile ilgili olumsuz söze meydan vermez. Hazreti Peygamber’e bile düşen ancak tebliğ ise bir Müslüman için tebliğin en güzel

ve etkili yolu, İslâm’ın evrensel değerlerini her günkü yaşamında göstermektir. İslâmiyet’in özü, imandan sonra iyiliktir. İbadet, başka insanlara iyi davranmayana bir yarar getirmez. Günümüzde bütün dünyadaki insanlar bunalmış kurtuluş yolu arıyor; iyi bir dünya özlüyor. Türkiye’nin önünde kendi ile birlikte bütün dünyanın selâmeti için çok güzel bir imkân ve çok önemli bir görev var. Türkiye yüzyıllarca İslâm medeniyetinin en parlak temsilcisi olmaktan gelen engin tarih tecrübesini ve Batı ile yakın temastan gelen kazanımlarını birleştirmelidir. Kimseye akıl öğretmeye çalışmak ve kimseye bir şey zorlamak gerekmiyor. İslâmiyet’i insanlık değerleriyle ve asıl manevî özüyle her günkü yaşamımıza yansıtarak somut bir insanlık modeli oluşturmak gerekiyor. İslâm medeniyetini bütün insanlık değerleriyle ruhumuzda duymanın coşkusuyla Batı medeniyeti kültürlerinde gelişmiş yeni düşünce tekniklerini özümlemeliyiz. Böylece kültürümüzde evrensel eserler yaratacak bir zihinsel uyanışı sağlamalıyız. Dünyanın bir tarafındaki büyük teknolojik ilerlemelere rağmen, bütün insanlığın içine düştüğü çaresizliklerin, sosyal dengesizliklerin kaynağında bu terkipten yoksunluk vardır. Türkiye bu terkibi başarmaya en büyük adaydır. Türkiye bunu başararak ya bütün insanlığın kurtuluş ümidi olacak ya da modern görüntüye bürünmüş bir ilkellik içinde bütün insanlıkla birlikte belirsiz bir geleceğe doğru yürüyecektir.

https://www.habervakti.com/bizi-biz-yapan-en-karizma-hocamiz-bilim-isigi-prof-dr-yilmaz-ozakpinar-makale,1558.html

6
..

7
Hüseyin KAÇIN / Ynt: KIZ ÇOCUKLARI
« : 16 Haziran 2019, 19:48:21 »
TÜM BABALARIMIZIN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN

Anneler değil mutlu ve mesut yani  kişilikli, onurlu, saygın adına ne derseniz deyin iyi kadınlar iyi çocuklar yetiştirirler... O kadınlar ayrıca her başarılı erkeği bir şekilde adam etmesini iyi becerirler.. Allah o kadınlara güç kuvvet versin... O kadınlar cennet gibidirler  gözlerinde kaybolursanız hayatın sırrına erersiniz...

O kadınları annelerinden önce çocukken kendilerine yakışan ve ahlaklarından başka büyük sermayeleri olmayan babalar yetiştirir.

Kızını öpen baba cenneti koklar... 
Kızını seven babalara selam olsun..

https://www.habervakti.com/tum-babalarimizin-babalar-gunu-kutlu-olsun-makale,1553.html

8
Hüseyin KAÇIN / Ynt: ROMA
« : 10 Haziran 2019, 16:29:26 »
TÜRK AYDINI GENÇ NESLİN YEMİNİ

Tarihi bir anıt gibi, som altından yekpare bir sütun gibi aydınlatan, Türk Milleti'nin kaderini ve geleceğini yüklenerek üzerime, yılmadan yürüyeceğim.

Bu öz bilinçle, önüme kurulacak bütün engelleri ve tuzakları kararlılıkla aşacağıma dair yeminimi, bir tohum gibi her seher vakti yüreğime ekiyorum. Ben yılmaz ve sarsılmaz şahsiyetimle istikbalin Türk Aydınıyım. Ben gelecekte değil şimdiden büyük bir kudreti bağrımda taşıyorum. Yarın büyüyecek olan değil bugün büyük olan asil soyluyum. Türklüğüm, kudretimdir, şanımdır ve şerefimdir. Bu uğurda  yüreğime ve rüyalarıma değin saran bir heyecanla çalışmak  ana rahmindeyken tarihin kaderime damgaladığı  kutlu bir ödevdir.

Fikren, ilmen, bedenen güçlü ve yüksek karakterli bir neslin hür bir ferdi olarak sesleniyorum.

Ulu Tanrım!

Endülüs ve Bağdat'a Ağıt yakmayacağım. Ağlamak kaderim değil artık. Şanlı mazinin horasan erenleri gibi istikbalin Türk Aydını olarak Endülüs'ü ve Bağdat'ı diriltecek kudreti diliyorum.

Ulu Tanrım! Kanadı incinmiş, karnı acıkmış bir serçenin ötüşünü duyar ve anlarsın. Yardımını esirgemezsin. Türk Milleti'nin istikbaline olan inleyişlerime merhamet eder misin?

Yeminim istikbalin her gününü, her saatini, her saniyesini ve hatta varsa eğer saniyenin içindeki zamanları da kuşatacaktır. Şahsiyetim, boş uğraşlarda, zevklerde, seyirlerde değil, beyinsel düşünce dünyamda mazinin bilgisini kuşatarak ve istikbale yenilenerek yol alan kudreti yeşerterek olgunlaşmaktadır.

Roma'nın bütün kentleri, Sibirya'nın buzlu yolları, Afrika'nın çölleri ve Balkan'ların yıkılmış minareleri merhametime hasret beni beklemektedir. Kainat, (alınyazısı ile birlikte) benim yüreğimin genişliğini öz ülke edinmek için Tanrı'ya yalvarmaktadır.

Aşkla doğdum, Aşkla yaşayacağım, Aşkla öleceğim.

Benim aşkım anlatılmadı hala genç delikanlılara ve kızlara. Geleceğin anneleri daha şanslıdır. Kudretli Destanımı anlatacaklar yavrularına, yüreklerindeki ve gözlerindeki kıvançla. Benim aşkım sadece bir  yüreği değil, hücrelerine değin kainatı kuşatacaktır.

Hafıza sarayımda, Hazreti Mevlana, gecen her demin ardından yarın yeni bir şeyler söylemek için gülümseyecek, Farabi, mutluluk adına seslenecek, Fuzuli beyitlerini terennüm edecek, Mehmet Akif, Çanakkale Şehitlerinden seslenen bir Bülbül gibi hitap edecek bana ve yol arkadaşlarıma. Tarihin bütün kudretli şahsiyetleri ölmemişlerdir. Beyinsel düşünce dünyamın ve yüreğimin kutlu konuklarıdır. Gerektiğinde yitirdiği hikmeti Batıdan alacak ve Dante ile birlikte haykıracak:

Ey yurt! Ey yurttaşları birbirine bağlayan duygu!

YARIN YENİ ŞEYLER SÖYLEYECEĞİME DAİR YEMİN EDERİM.

https://www.habervakti.com/turk-aydini-genc-neslin-yemini-roma-muslumanlarca-fethedilmeden-kiyamet-kopmaz-makale,1538.html

9
Hüseyin KAÇIN / Ynt: AHLAK
« : 09 Haziran 2019, 13:11:24 »
Ahlak: Zeki Müren "İbne" Değildir.

Eşcinsellik, toplumsal sorunların baskısı altında dinamikleri çürümüş aile yapısında ezilen çocuğun aslında aile otoritesine başkaldırması eylemidir. Aile içi güç dengeleri adına yıpratılan duygusal edimlerin yeniden aranması ve kişilikle bütünleştirilmesi çabasıdır. Eşcinsellik bireysel bir hastalık değil; aile ve kültürel değerlerin yıpranmasının göstergesi  olarak hastalıklı bir aile ve toplumsal yapısının insan ruhunu işgal etmesidir. Eşcinsellik; sevgi, bağlanma, ait olma arayışları içindeki çocuk ve ergenin erotizm çukuruna düşmesidir. Bu noktada sonra da  duygusal bağlılık değil, sex bağımlılığına dönüşen ailesel bir hastalıktır. Eşcinsel genç, ruhsal anlamda hastalıklı  ailedeki iyileşmeye en uygun kişidir.

Hiç bir kötü/yalan insan, iyi/ahlaklı insanı tek başına yenemez. Üç beş kötü insanın aralarında çıkar ilişkileri kurarak oluşturdukları iktidar gücüyle iyi/ahlaklı insana karşı uyguladıkları eylemlere mobing-ibnelik denilebilir. Bu anlamda eşcinsellik "ibnelik" değildir. "İbnelik" erotik içerikli bir hakaret değildir. İbnelik, içindeki bastırılmış yani gizil eşcinsel  duygular yani çocukken otorite karşısında ezilmişliklerin yarattığı teslimiyettir.

Zeki Müren "ibne" değildir. Kültürel yozlaşmanın gelecekteki görünmeyen tehlikelerine kendi gönül dünyasından aşk ışıklarıyla içinde yetiştiği topluma yol göstermiş sanat güneşimizdir. Varsa eğer eşcinsel ilişkileri onlar bizim bilmediğimiz ve bize yansımamış gizli yaşanmış günah dünyasıdır. Zeki Müren'i yargılamak bize değil, affetmek Allah'ın insiyatifinde olan  bir süreçtir. Ruhu şad olsun...

https://www.habervakti.com/ahlak-zeki-muren-ibne-degildir-makale,1531.html

www.huseyinkacin.com

https://www.youtube.com/user/escinselterapi

Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinsel ifadesi yerine LGBT ifadesinin kulanılmasını yanlış bulduğunu ifade ederek büyük tehlikeyi işaret etti. Kaçın, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında toplumun dinamikleriyle oynanmaya çalışıldığını da belirtti.

https://www.habervakti.com/gundem/unlu-psikolog-tehlikeyi-isaret-etti-lgbt-degil-escinsel-h61739.html?fbclid=IwAR1vhGVXAoLadKVUekEQmlOMEt0rYibXclB1s5oDjE55IPCIv47Os_Qi3g8

10
Hüseyin KAÇIN / KEDİ
« : 07 Haziran 2019, 01:46:05 »
KEDİ

Gel pisi pisi
Hayat bize de gülseydi
Kedi olalı bir söz yakaladık
Olmayacak duaların adamı olarak yaşadık
Gel zaman git zaman
Bizden geçti zaman yaşlanıverdik
Ak saçlarımıza aldanıverdik

Cennet kokulu rüyalarımızdan
Binbir dert ile uyanıverdik
Aşk gülümüzü solduruverdik

Sevdik seveli ansızın ayrılıverdik
Gel zaman git zaman avare olduk...

Ölen öldüğü ile kalırmış
Üç günlük yalan dünyada
Derdi de bir dermanı da bir
Seven sevdiğinden ayrılırmış

7 Haziran 2019
13:50
Edirne

11
15 TEMMUZ: ALLAH  TÜRK MİLLETİNE  İSYAN ETMİŞTİR

İnsan olmanın biricik önceliği "ahlak" olmalıdır. Ruhumuzun namusunu belirleyecek olan da bu kıstastır.  Dindar olmak demek arınmış olmak demek değildir. Devlet kendisine emanet edilen çocukları eğitirken "insan psikolojisinin derinliklerindeki karanlık noktalara ışık tutmadığında" ahlaklı bireyler yetiştirmesi söz konusu değildir. Devlet ve din adamları ruhlarımıza korkular salarak  bizleri yönlendirmeye kalkarlarsa "erdemsiz" insanlar toplumu oluruz.

İnsan, karanlık olandır. Korkularının esiri olandır.
Allah insanı karanlıktan aydınlığa erişmesi adına sevgisi ile yaratmıştır.
Bir kadını sevmekten kaçınmış sözde bir din adamını evlat sevgisinden mahrum bırakarak, Allah ona en büyük cezayı vermiştir. Evlatsız ve nursuz sözde bir din adamı bu memleketin evlatlarının ruhunun ırzına geçerek onları ahlaksızlaştırmıştır. Devlet, aydınlık insanı yetiştirmek adına din'le işbirliği yapmak yerine din'le rekabet ettikçe sonuç hüsran olmaktadır. Devlette din de ahlakını kaybetmektedir.

İnsan adına konuşacaksak eğer en temel ilkemiz: "korkutmayacaksın" olmalıdır.  Vatan sevgisi imandansa eğer korkakların  vatanı da dini de olmaz. Çünkü korkakların Allah'ı olmaz.

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin


"... ve Allah isyan etti kullarına
bir temmuz gecesi ağlasak ta sızlasak ta..."


ve Allah isyan etti kullarına
bir temmuz gecesi ağlasak ta sızlasak ta

https://www.youtube.com/watch?v=gLKb0RMUzdw

12
Bu seansımızın konusu gene b...... idi. Zaten aklımda başka bişey veya başka biri yok. Bu seansta da bolderline kişilik bozukluğuna sahip olduğumu öğrendim. B..... yi gözümde tanrilastirmamin sebebi buymuş. Bu kadar kafayı takmamin. Dedim ya kendinizi tanıyorsunuz. Öyle gercekten. Her seferinde kendimi taniyorum ve kendimi tanıdıkça kendimden daha çok korkuyorum. Onu sevmek istemiyorum. Çünkü ona zarar veriyorum. Ama onu sevmeyi bile seviyorum.  Onun sesini duyduğum anda heyecanlaniyorum. Onu 2 gün görmediğimde içimde iğrenç ve geçmeyen bi huzursuzluk oluyo. Onun kokusu için canımı veririm. Onun kölesi olurum. Onun için yaşarım. Zaten değişmeye ve iyilesmeye kendimden çok onun için karar verdim. Onu kaybetmemek için elimden gelen herşeyi yapıyorum. 19 yıllık hayatimda en mutlu zamanlarım onunla beraber olduğum zamanlar. Onların en değerlisi ise ona açıldıktan sonraki gün hala bana değer verdiğini ve beni sevdiğini düşündüğüm gün.  Çünkü o gün beni tanıyıp seviyordu. Bildiği birisini seviyordu. Rol yapan birisini değil. Ama sonra bi anda soğudu. Hayatınızın en güzel günlerini size veren adam en boktan günlerini de veriyormuş onu öğrendim. Canınızdan çok deger verdiğiniz bi insanın size ne kadar zarar verebileceğini öğrendim. Sevmenin bu dünyadaki en güzel ve en boktan şey olduğunu öğrendim. Bir insan nasıl her gün ölmek için allaha yalvarırmış onu öğrendim. Yeme içmeden kesilebiliceginizi. İntihar eden arkadaşınıza imrencek hale gelebiliceginizi öğrendim. Bu nasıl bişey biliyomusunuz. Bu acıyı yaşamaktansa derimi canlı canlı yüzerek beni öldürmelerini tercih ederim. Birinin kıyafetlerini koklayarak ağladınız mı hiç. O kişinin sizi asla eskisi gibi sevemiyecegini düşünüp kafanızı duvarlara vurdunuzmu. Duvarlara yumruk ata ata elinizi kırmak istedinizmi. Ben yaptım. Bu hayattaki en kötü şey birini kaybetmek değil. Onu tekrar kazanabilme umudunu kaybetmek. İşte o zaman çabalamayı bırakıyorsunuz. O zaman pes ediyorsunuz. O zaman yok oluyorsunuz. Ben galiba yok olmak üzereyim. Zaten yaşamak istemiyorum. Müslüman olmasaydım yemin ederim şimdiye intihar etmiştim. Şuan ailem öğrendiği için bana destek olmaya çalışıyorlar. Yumuşak davranıyorlar. Zorlamiyorlar beni bişeye. Ama ne farkeder. Dunyadaki hiç kimse onun verdiği mutluluğu, güveni ve huzuru veremez bana. Hiç kimse de canımı o kadar acitamaz. Bugüne kadar bi şekil yaşadım geldim. Ama dayanma gücüm kalmadı artık. Sırtımı b.... ye yasladım. Sevdiğim adama. Güvendiğim adama. Beni benim kadar tanıyan tek insana. Bana ne kadar soğuk davransada hala derdimi dinleyen o aslan burcu duygusal erkeğe. Ve o yıkılırsa, beni uçurumda yalnız başıma bırakırsa düşücem. Çünkü ben yaşama karşı umudumu kaybettim galiba. Onun umutlarına tutunuyorum sanki. Ah be ölüm. Sen ne güzel şeysin. Ama çok sabır istiyosun bizden be. Neden bu kadar bekletiyosun bizi. Neden erken gelemiyosun. 3. seanstan itibaren üç hafta geçti. Normalde o haftadan sonraki hafta b... yi götürmem gerekiyordu. Hüseyin hoca getir onu. Biz senin veremediğin güveni verelim demişti. Onu bile başaramadım. Her hafta başında aramiz kötü olup sonra tekrar düzeliyo gibi. Artık hiç bisi anlamiyorum. Onu kaybetmek korktuğum için onun çok üzerine gidiyorum ama. Biliyorum bunu. Ve onu benden uzaklastiriyo bu. 3 haftadir duzgunce konusuyoz arada bi. Bana değer veriyo hala ama soğuk davraniyor. Ve bu o kadar koyuyo ki. Önceden sizi öpen adamın şimdi size sarilmamasi ve yurttan başka bi erkegin onu opmesi. Bu dünyanın en kötü şeyi. Onu öpen çocuğu öldürmek istemek peki. Sebepsiz yere bi insandan nefret etmek. Her seferinde bi parcanizin yok olması. Her seferinde bi hayattan ve yaşama isteğinden biraz daha uzaklasmaniz. Hala ona dokunmami istemiyo. Arada bi sarılıyoruz ama benden kaciyo resmen. Artık çok resmi konusuyo benimle. Ben bunları yaşamak istemedim. Ben bu hayatı yaşamak istemedim. Ona zarar vermek istemedim. Sevdiğim insanlara zarar veriyorum. Bu dunyada bi boka yaramiyorum. Bi faydam yok bu dünyaya. Sevdiğim ilk düzgün insan o. Sevdiğim ilk temiz insan. Sigaraya basladim ramazanda. 3 haftadir içiyorum. Ve ben sigaradan nefret ederdim. Artık hiç bişey bilmiyorum. Kuzenimle yuzlesemedim hala. Tüm sülale birbirine gircek bi sekilde ama hayirlisi bakalim. Geçen cuma arkadasim hamzaya açıldım. 11. sinifta yurtta cinsel olarak biseyler yasadigim kisi. İlk defa onunla biseyler yasadim o boyutta. Onu da sevmistim biraz. Ama onu elde edebilmistim. Hala benim için değerli. Hatta anlatinca ona kendimi. Bana daha çok destek olmaya başladı. Korkmadi benden. Daha da yakın bir dost gibi davrandi. Onunla konusabilicegimi ve yalniz olmadığımı söyledi. Ona dokunmamdan korkmuyo. Sarilmamdan igrenmiyo. B.... den beklediğim her şeyi yaptı resmen. Ama hiç kimse b.... kadar yardimci olamaz bana. Onun güvenini kazanamadigim surece hepsi boş. Her şey değersiz. Hayatımda hiç kimse için bu kadar acı çekmedim ben. Ve sevdiğim kimse onun kadar temiz olmadı. Beni hala sevdigini söylüyor. İnşallah sevmeye devam eder. Çünkü ben ondan vazgecmicem. Vazgecemem. Ondan vazgectigim gun hayatımdan vazgecmisim demektir. Ölümüne onun için çalışıcam. Degismek onu kaybetmemek için. Hayatım umrumda değil eğer ona zarar vericeksem. Bilmiyorum be. Artık hiç bisey bilmiyorum. Ona nasıl güven vericegimi bilmiyorum. Elimden gelen herseyi yapıyorum işte. Sadece birazcık ilgi bekliyorum. Birazcık sevgi. Zaten onun s...ni hala o kadar arzulasam neden ona kendimi anlatiyim ki. Direk s...ne sarilirdim amk. Ama ben onunla ömür boyu dost kalmak istiyorum. Ve onun bana yaptığı ve davrandigi her soğuk hareket beni daha da eşcinsel bi birey yapiyor. Kendimi suçlu hissetmeme neden oluyo. Bazen ona açıldığım için kendimi kötü hissediyorum. Bu ilişkiye zarar verdiğim için. Ama ona karşı rol yaparken de kendimj suçlu hissediyordum. Sadece gerçek dostum olmasini istedim. Beni tanımasını ve beni böyle sevebilmesini istedim. Aramızda yalan olmadığını görmesini. Bana gerçekten guvenebilmesini. Beni sırdaşı olarak görebilmesini istedim. Çok şey mi istedim be. Çok mu zor bu. Zaten sevdiğiniz bi insan size karşı dürüst oldu diye, sizden yardım istedi diye onu terk edermisiniz. Ben etmezdim. Ben onun yanında olurdum. Hatta daha yakın olurdum. Çünkü o yaşama gücünü sizden alıyodur. Ve bu gittiği zaman ölmek veya yaşamak iki kelimeden başka bişey ifade etmiyo. Ben gitgide yaşayan bi ölü oluyorum. Sürekli gülerim. Ama kimse bilmez içim kan ağlar benim. Kalbimin eridiğini ve yok olduğumu bi tek ben hissederim. Hiç bir kadını b..... gibi sevebilicegimi dusunmuyorum. Şuan veya geleckte. Hastayken veya iyilestigimde. Ama günün birinde evlenicem ve çocuklarım olucak. Onları şimdiden cok seviyorum. Belki bana başka bi yaşam amacı verirler. Belki onlar için yaşamaya başlarım. Ama o güne kadar ben bir ölüyüm. Olurda universitede uyusturucudan ölmezsem belki güzel bi hayatım olur. 15 gün sonra sınavım var ve ben çok kötü hissediyorum. Her şey hakkında. Galiba bu hayattaki en zor şey yaşamak için bir neden bulmak. Çünkü benim yok artık. Gidebildigim yere kadar gidicem. Yolun sonu karanlık veya aydınlık onu bilemem. Ama biticek sonuçta biyerde. Umarım ki aydınlık biyere çıkarım. Ve umarım ki Allâh yaşadıklarımı kimseye yasatmasin. Ülkenin boku çıktı. Tecavuzler hat safhada. Allah o çocuklara sabır versin. O serefsizlerinde belasını versin. Bu dünya boktan bir yol. Kirlenmeden geçebilirsek ne mutlu bize. Bu yazıyı okuyorsaniz büyük ihtimalle sizin de hayatiniz boktandir. Allah hepinizin yardimcisi olsun. Ve dertlesmek isterseniz bana yazabilirsiniz burdan. darksky0734@gmail.com
Hepinize az acılı ve umutlu hayatlar dilerim.

14
Hüseyin hocanın attığı bir mailden sonra üzerine kafa yorduğum bir konu.Haset ve kıskançlık.Önemli çıkarımlara vardığım için buraya yazmam icap etti.Öncelikle yazıdaki önemli parçaları birebir alıntılıyorum daha sonra çıkarımlarımı aktaracağım:
   Psikanaliz tarihinin en etkin kuramcılarından olan Melanie Klein konu üzerinde önemli önermelere sahiptir.Burada ilk adımda haset ve kıskançlığı birbirinden ayırmak önemlidir.Haset arzulanan birşeyin başka birine ait olduğu ve bize değil de ona haz verdiği inancının yol açtığı kızgın bir duygudur.Kıskançlıkta ise haset edilen kişiyi üçüncü bir şahıstan alıkoyma hisleri hakimdir.Hasete kimi zaman hayranlık,idealize etme eşlik ederken kimi zaman da nefret,kin gibi olumsuz duygular eşlik eder:
**Bu bilgiler ışığında farkettim ki erotik hayaller kurduğum yakışıklı adamları haset ediyorum.Onlardaki yakışıklılığı,erkeksiliği,gücü...
                         ...
   Hasetin kaynağı yaşamın ilk yıllarına anne-bebek ilişkisine dayanır.Bebek haz nesnesi olan memeyi bu hazzı içerisinde barındırdığı için haset eder.İhtiyaç duyduğu doyumun meme tarafından alıkonulduğunu düşünen bebek iyi nesneyi kurma yolunda zorlanır.Burada bebeğin açgözlülüğü söz konusudur çünkü bebek memeyi boşaltmaya kurutuncaya kadar emip tüketmeye tümüyle yutmaya yönelir:
**Tatmin olmayan sevilme duygusu,hoşlandığım adamlar beni çok sevsinler sürekli ilgi göstersinler arzusu...
                            ...
     ...Eğer iyi ve yeterli bir beslenme yoksa bu güzellikleri içinde barındıran meme kötüleşir.Haset ve nefret duyguları kötü ve pinti olarak nitelendirilen memeye yöneltilir:
**Hayallerimdeki adamlar beni sevmeyince ya da açgözlü beklentilerimi karşılayamayınca onlardan kendimi uzaklaştırmak onları kötü olmakla suçlamak...
                          ...
     Memenin cömert bir şekilde beslemesi de hasete yol açar çünkü bebek bu sonsuz nimete tam anlamıyla sahip olamayacağını düşünüp haset eder.Annenin bebek üzerindeki yıkıcı etkilerini yok etmek imkansızdır.Bebeğin ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılamak da;
**Bitmek bilmeyen beklentiler...
                          ...
     Annenin memesine olan yoğun sevginin bir türevi de şükran duygusudur.Bu duygu kişinin hem başkalarındaki hem de kendisindeki iyiliği görmesini sağlar;
**Beklentileri,suçlamaları bir kenara bırakıp bana değer veren hemcinslerime sevgi ve şükranla yaklaştığımda...
                         ...
     Freud'a göre bebeğin süt emmekten duyduğu mutluluk cinsel doyumun ilk örneğidir.Klein'a göre ise sadece cinsel doyumun değil tüm mutlulukların temelini oluşturur.
                           ...
  Sevme yeteneği güçlü bebeklerin idealleştirme ihtiyacı daha azdır. Aşırı idealleştirme, zulmedilme kaygısının asıl etken olduğunu gösterir. Yazarın çocuklarla yaptığı çalışmalardan elde ettiği sonuç; aşırı idealleştirme, zulmedilme kaygısının uzantısıdır.Bazı insanlar aşırı hasetten kaynaklanan iyi nesne edinme yetersizlikleriyle başa çıkmak için nesneyi idealleştirme yoluna saparlar;
**Kaygı sevgiye baskın gelince ve aşırı hasetin neden olduğu hemcinslerin yokluğunda onları idealize etmek.Ve bu bilgi anımsattı ki zulmedilme kaygısı çocukluğumda çok fazla tattığım bir duyguydu.Korkardım erkeklerden onlar güçlü ben güçsüzdüm onlara kafa tutamazdım.Bu denli zulmedilme kaygısı taşıdığım hemcinslerimi idealize etmem kaçınılmazdı...
                           ...
   Nefretin sevgiyle yumuşatılması, nesnenin bebeğin zihnindeki durumunu da düzeltir. Kıskançlığın gelişmesi ile anne memesine duyulan haset arasında dolaysız bir bağlantı vardır.Kıskançlık baba karşısında duyulan kuşku ve rekabet duygusuna dayalıdır.Baba,anneyi ve annenin göğsünü alıp kaçırdığı için suçlanmaktadır.
**İdealize ettiğim adamların başka hemcinslerimle olan samimiyetini kıskanmam...
                         ...
   Haset ağır bir mutsuzluk kaynağıdır. Sakin ve doygun ruh hallerinin temelinde göreli bir hareketsizlik yatıyordur. Yatışmış, dingin bir tavır, geçmişin hazlarına şükran duyulmasını ve bugünün verebileceklerinden zevk alınmasını içerir.
**Eşcinseller mutsuzdur.Doyurulmayan arzular,haset duyguları mutsuzluk kaynağıdır ve şükran duygusunun önünde engeldir.
                        ...
   Hasete karşı savunma çoğu zaman nesnenin değersizleştirilmesi biçimini alır. Değersizleştirilen nesne, haset duyulacak bir nesne olmaktan da çıkar. Bu yöntem kısa sürede idealleştirilmiş nesneye de uygulanır. Böylece artık idealleştirilmesi de imkansızdır.
**Haset ettiğim adamları elde edemeyince değersizleştirip artık idealize etmekten vazgeçmek...
    Şimdi sorulması icabeden birkaç soru var:
1-Haset kötü,olumsuz bir duygu mudur?
   Hayır.Haset insanoğlunun fıtratında vardır.Havva anamız cennette o kadar meyve arasından yasak elmanın barındırdığı güzelliği haset edip dünya macerasını başlatmıştır.Haset doğru anlaşılır ve analizi yapılırsa insanın kendini geliştirmesine olanak sağlar.Tetikleyicidir.Bu durumda haset yaratıcılığa evrilir ve kötü bir durum olmaktan çıkıp kişisel gelişim ve dönüşüm için adeta gerekli hale gelir.

2-Eşcinselliğin hasetle bağlantısı nedir?
   Dipnotlarda söz ettiğim gibi bizler hemcinslerimizde var olan karizmayı,erkeksiliği,gücü haset ediyoruz.Birçoğumuzda zulmedilme korkusu da olduğundan onlara kaygılarla yaklaşıyoruz veya yaklaşamıyoruz.Eksikliğini hissettiğimiz şeyleri elde edemeyeceğimizi düşünüp bu adamları idealize ediyoruz.Onlarda bulunan ihtiyaçlarımızı karşılamak için kolay bir yol olan erotizme yöneliyoruz.Kimimiz sex yoluyla kimimiz fantezileriyle bu eksiklikleri doyurduğumuzu sanıyoruz fakat bu çukur kazdıkça büyüyor ve bu yolla hiçbir zaman tatmin edilemiyor.
 
3-Eşcinseller haset konusunda nerede yanılırlar?
    Fakat yanıldığımız bir nokta var.Bebek annesinin memesini haset eder çünkü kendi bünyesinde böyle bir nimet barındırmaz.Halbuki bizim hasetimiz bir yanılgıdır.Çünkü aslında başka adamlarda aradığımız her şey bizde de var yani biz kendimizde olan şeyleri haset ediyoruz.Sadece kendimizin farkında değiliz.Bu noktada hasetin iki grupta incelendiğini söylemeliyim.Gerçekliği olan ve yanılgı olan haset.Hüseyin hoca bir röporjında eşcinsel gelişim gösteren çocukların memeyle olan çatışmadan baba sayesinde çıktıklarını söylemişti.Annenin memesi varsa babanın da penisi vardı ve bu durum eşcinsellerin penise olan merak ve düşkünlüklerini açıklıyordu.Normal gelişim gösteren çocuklar ödipal dönemde anneyi babadan kıskanır ve babayla rekabete girer.Bir süre sonra baba karşında asla galip gelemeyeceğini anlayıp babayla özdeşim kurar.Babayla özdeşim kuran çocuğun erkek olma ya da penis merakı gibi problemleri yoktur ancak aile dinamiklerinde yanlış giden şeyler olunca çocuk savunmacı kopmayla babadan ve onun temsil ettiği erkeksilikten vazgeçer,uzaklaşır.Çocuk babayla başlayan hasetini tüm erkeklere yöneltir ve penis merakı hep sürer.Bu bir rüyadır büyük bir yanılgıdır.Çocuğun ruhu duvarlarla çevrilidir kendini göremez.Tedavi arayışına giren eşcinsel bireyden bu duvarları kırıp kendiyle barışması beklenir.
   Bu gözlem ve analizlerime rağmen hala yakışıklı erkekleri haset etmeye devam etçem bir süre fakat tedavi sürecinde  bunun da üstesinden gelicem.

15
            MUTLULUĞA PATİNAJLI ADIMLAR
             Son seansımda Hüseyin Bey’e gidişatımın bu aralar negatif yönde olduğundan bahsetmiştim. İzlediğim dizi içerik olarak Gay,Lazbiyen ve hetoroseksüel ilişkilerin bolca yaşandığı sahneler içeriyor.O sahnelerde lezbiyen ilişkilerde bir şey hissettirmiyor, Gay olanlarda içimdi gıdıklanmalar olduğunu hissediyorum, Heteroseksüellerde de ereksiyon oluyordum. Heteroseksüel sahnelerde  karşı cinsin kimliğine mi bürünüyorum, diye korku yaşıyordum. Hüseyin bey bu konuda son iki seansımda ‘’ sen ilişkinin kendisinden zevk alıyorsun buna odaklan, bu şimdilik bir kazanç, işin detayını kurcalama ‘’ demişti. Bu son iki haftada bunu bir nebze de uyguladım, neye odaklanıp ereksiyon oluyorum diye çok takmadım. Bu rahatlık bir şeyi ortaya çıkardı. iki seans önce Hüseyin beyin ofisinde genç bir çocukla karşılaştım, adını hatırlamıyorum, o bana  çekici geldi. Sessiz , kendi halinde bir çocuktu. Hatta onun seansına 5 dk.girmiş kendi hikayemi anlatmıştım. Bu son iki haftaki masturbasyonlarımda o çocuğu düşündüm. Ben ilişkilerde aktiftim. Onu benim eve davet etmişim çift kişilik yatağa atıp, göğüslerini, kalçalarını ısırıyorum, G…. S…  ,kalkmamış s… ısırıyordum.  Bu hayallerle kolayca ereksiyon oldum. Daha önce hemcinsimle ilişki hayal ettiğimde boşalma sonrası suçluluk hissederdim. Bu sefer o duyguları hissetmedim. iniş çıkışların normal olduğunu biliyordum. Bi de bu sefer hemcinsimle ilişkimde AKTİFTİM , onun verdiği rahatlıkla da daha sonra suçluluk hissetmedim. Her ne kadar dışarıda yada film izlerken yakışıklı erkekler içimi gıdıklasa da ereksiyon olmuyorum, Onları düşünüp masturbasyon yapmıyorum.
        Bu iki hafta içinde de yeni bir şeye adım attım.İnternet üzerinden AİRBNB diye bir siteye üye oldum.İçeriği odanı isteyen kişilere kiralamak. Yurt içi yada yurt dışı müşteri gelebilir. Geçen hafta bir günlüğüne Bursa dan bir  müşteri geldi. Adam 45 yaşında , Gazeteci, Evli,  dört yabancı dil biliyordu. O kişiyle evde sohbet ederken niye evlenmediğimi sordu. Ben de yalan söylemek zorunda kaldım geçen sene vardı olmadı dedim. Tabi o esnada yüzüm kızardı adam bunu hissetti. Bende eveliyerek geveliyerek cevap verdim. Benim eşcinsel olduğumu hissettiğini pek düşünüyorum. Ama yüzümün kızarmasını da istemezdim.Bu pazartesi bir haftalığına Rus bir adam  geliyor.Yani ikinci müşterim olacak günlüğü 10$.Umarım sorunsuz onu da yolcu eder biraz da para kazanırım.
       Geçen öğretmenler odasında toplantı vardı. Ben geç kalmıştım içeri girdiğimde de yüzüm yine kızardı,bunun haricinde de geçen dönem bana yazan sabahçı hocayla ve diğer iki arkadaşıyla karşılaşınca da kızardım.Şu illeti tam olarak atlatamamakta koyuyor.
          23 Nisan törenlerini de haftalar öncesinden kara kara düşünüyordum. Bütün hocalar orada olacak özellikle uzun süredir görmediğim sabah grubu.  Acaba gitmesem mi, o gün için rapor mu alsam diye aylardır zihnimi meşgul ediyordu.Neyse ki rahat geçti bir hocamız yanıma geldi bir taraftan töreni seyrettik,diğer taraftan da kısa sohbetler ettik.Zaman geçti  ve töreni atlattım.Korktuğum başıma gelmedi.Herkes bana bakacak,soru soracaklar,bende kızarıp utanacağım diye.Önümde 19 mayıs törenleri kaldı onu da atlatıp, tayinim çıkarsa bir dertten de kurtulmuş olurum

Sayfa: [1] 2 3 ... 214