İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 235
2
AZRAİL  İLE   MÜLAKAT

 

AZRAİL: Kimsin?

HZ. İNSAN:………

AZRAİL: Kimsin?

HZ. İNSAN: Sen Azrail misin? Burası neresi?

AZRAİL: Konuşsana…. Yıllardır şikayet edip durdun yaşamaktan, hep ölmek istedin, elindekilerle de  mutlu olamadın…    Kimsin?

HZ. İNSAN:  ….. Eşcinselim

AZRAİL: Nesin diye sormadım ki. Hz. İnsan olarak o kadar büyük nimetlere sahipken neden bunu ön plana çıkardın şimdi?

HZ. İNSAN:Şimdi çıkarmadım… Ben deyince aklıma ilk bu geliyor...  Ben diyebildiğimde o da çıktı karşıma. Ama bu benim en büyük yaram… Benim tercihim de değil, olmak istediğim de … Ama yine de mutluluğuma engel oldu hep.

AZRAİL: Kadere inanır mısın?

HZ. İNSAN: Evet inanırım ama kaderin bir kısmının da kulun kendi iradesiyle olan tercihleriyle şekillendiğini bilirim… Sanırım buna cüz’i irade deniyordu. Külli irade Allah’ın belirlediği ve kulun seçemediği-müdahale edemediği kısmı… Bu kadar bilirim.

AZRAİL: Bilirsin ama iradenle olan kısmı eleştirmeyi bırakıp, sana imtihan olarak verilen külli  kısmıyla oyalanmışsın, şikayet etmişsin, boşa kürek çekmişsin. Bunun sonu nedir bilir misin?

HZ. İNSAN: ……….

AZRAİL: Önce kendine, sonra çevrene, sonra kaderine ve Allah’a küsersin…. Sonra da hayata. Seçtiklerinle mutlu da olamazsın. Aklına-fikirlerine- bedensel arzularına tapınır durursun… Ama hiç mutlu olamazsın.

HZ. İNSAN: Evet …Zaman zaman yaşadım bunları… Ama geçmişim bırakmıyor peşimi... Düşündükçe kaderi suçluyorum.

AZRAİL: Neden kaderi suçluyorsun?

HZ. İNSAN: Çünkü yaşadıklarımın ve yaşayacaklarımın bir bedeli olacağına inanıyorum. İnançlı bir insanım... Ama benden kaynaklanmayan sebepler için bedel ödemenin haksızlık olduğunu da düşünmeden edemiyorum.

AZRAİL: Her insan bir imtihanla dünyaya gönderildi. Herkesin farklı bir derdi var, olacaktır da… Bunlar külli irade olarak yapışıp kalacak üzerinizde. Bunda hiçbir vebal yoktur. İnsanoğlunun bu aşamada suçu ve sorumluluğu yoktur. Yaradanımız bundan dolayı insanı cehennemine de atmaz. Çünkü bunlar sizin tercihiniz değil... Sorduklarıma samimi olarak cevap ver... Sence bu senin tercihin mi?

HZ. İNSAN: Nasıl tercihim olsun ki? Çocukluk, gençlik ızdırap içinde, alay, hor görme, utanma ile geçti. O küçük bedende bunları yaşamaya başlamak akıl karı olur mu? Hala bu ruh halimi bile kabullenemiyorum. bile Mutlu olabilen olsun ama ben bu yolda mutlu olmak da istemiyorum.

AZRAİL: Yaradan bu aşamadan itibaren, yani cüz’i iradenle yapacağın her tercihinin karşılığını verecek. İki yolun var. Nefsin peşine gidersen tabi ki bu senin hür iradenle verilmiş bir kararın olacak. Kim engellerse engellesin kendince severek de yaşayacaksın. Bu özgürlüğün var. Ama inanan bir insansan bunun bunun bir cezasının da olacağını bil. Makul yolu seçersen,  bedenin-arzuların-nefsin kontrolünü elinde tutarsan mükafatı da olacak. Bunu da bil.

HZ. İNSAN: Biliyorum… Ama bu çok zor bir imtihan değil mi?

AZRAİL: Herkesin imtihanı farklı. İmtihanın ne olduğunun da çok bir önemi yok. Mükafatlar da ona göre değişecektir.

HZ. İNSAN: Ben mükafatı düşünemiyorum şu an… Şimdilik dünyada huzurlu olayım…Ama meşru yollarla…

AZRAİL: Bunu kaderin seninle ilgili kısmıyla başaracaksın. Buna irade diyoruz. En doğrusunu kul daha istemeden bile Allah'ın gerçekleştirmesi zor değil. Allah dilerse düzeltmeye gücü yeter. Ama o zaman kulun iradesi nerede kalır. Telkin, hipnoz gibi düşün. Belki sonuca ulaşırsın ama gerçek başarı iradeyle olmalı. İrade, samimiyet ve çaba gerektirir.  Samimiysen çabalarsın, çabaladıkça bu çabanın da mükafatını alırsın. Allah en küçük çabanın mükafatını verir.  Samimi misin?

HZ. İNSAN: Bilmiyorum… Ama samimi olmak istiyorum… Acaba Allah benden razı mıdır şu anda?

AZRAİL: Her şeyi romantizme bağlama… Duygusallıkla her şeyi halledemezsin. Bu sorunun da cevabını en iyi sen bilebilirsin. Gerçekten samimiysen bir şeyler yaparsın. Hem kendini hem Allah'ı hoşnut edersin böylece....

HZ. İNSAN: Ne yapayım? Nasıl yapayım? Bilmiyorum, beceremiyorum, istikrarlı ilerleyemiyorum…Her şey çok karmaşık geliyor...Travmalarıma  yapışıp kaldım....

AZRAİL: Belki de herşey bu kadar karmaşık değildir. Sen zorlaştırıyorsundur....Travmalarını kabul et tamam ama onlardan beslenip durma artık. Kendine acıyıp durma. Sen bugün yeni sen'sin ve planıni bu yeni ben' e göre oluşturmalısın. Geçmişini deşip acılarını tazeleme. Bunu yaptıkça kendini ezeceksin ama bir faydası olmayacak. Kendini ezdikçe, aşağılık kompleksin seni beter yapacak……….. Sen zalim misin?

HZ. İNSAN: Ben zalim değilim, kimseye bir kötülüğüm olmadı, öyle can yakacak-ah alacak kadar…

AZRAİL: Sen büyük bir zalimsin… Çünkü Hz. İnsana yani kendine zulmediyorsun. Buna hakkın yok. Yaşadıkların senin tercihlerinden dolayı değilse, ders çıkar ama  kin tutma. Unut, affet  ama dikkat et. ….Çünkü amaç mutlu ve huzurlu olmaksa bunu yapmalısın… Sen kul olarak geçmişi ve insanları affettikçe, en büyük affedici olarak Allah da seni affeder… Bu halimden memnun değilim, değişmek istiyorum  diyorsun. Anladığım kadarıyla sen samimisin ama ondan bile haberin yok. Ama samimi olmak yetmez… Bunun da sorumlulukları var. Bunu bilip, bu yolda çabalamak istiyor musun buna da karar ver.

HZ. İNSAN: İstemez miyim…Ya da isteyebiliyor muyum?

AZRAİL: Gerçekten iste…Allah’tan haykırarak iste, sert iste, samimi iste… İstediğin şey meşru bir şeyse bir karşılığı bir şekilde muhakkak olacaktır. Ama duanın kabulünü sadece dünyalık düşünme…

HZ. İNSAN: Hep istedim, hep dua ettim, hep yalvardım…Yıllardır ısrarla aynı duaları  ettim. Ama duam  olmadı…

AZRAİL: Çabaların olmuştur. Ama hala huzurlu değilsen, memnun değilsen çabalarını gözden geçir. Bu yolda ne yapmadın, ne yaptın bunları anlat ve anlatırken kendini dinle…

HZ. İNSAN: Ne yapmadım…   Hiç ilişkiye girmedim, kendimi frenledim, tuttum. Hobilere verdim kendimi, mesleki anlamda kendimi yetiştirerek kafamı dağıttım, maneviyatımı geliştirmeye çalıştım. Belki Allah korkum arttıkça kendime engel olabilirdim diye… Güzel dostluklar geliştirdim. İnsanlara faydalı olmaya çalıştım… Evlendim, ama iyileşmek için değil, sevdiğim için. Çocuklarım da var.

AZRAİL: Daha ne istiyorsun?

HZ. İNSAN: Dürtülerim var… Engel olmaya çalıştıkça yoruluyorum, hırçınlaşıyorum… Göz zinalarım var. Yanlış şeylere bakarak ruhumu kararttım. Sonra pişman oluyorum, kendimi engelleyemediğim için hayal kırıklığına uğrayıp üzülüyorum - mutsuzlaşıyorum… Bu ruh haliyle ölmek istemiyorum. Allah benden razı olmalı…

AZRAİL: Bunlar çabalarının doğal bir sonucu, alacağın  mükafatın da sebepler belki. Pişmanlığın  bir umut olduğunu gösterir. Pişmanlık yoksa artık yapacak bir şey yoktur.

HZ. İNSAN: Biliyorum… belki…. Ama yine de huzursuzum. Bazen şeytana uyuyorum...

AZRAİL: Her şeyi şeytandan da bilmeyin. Onun bile yapmadığını-düşünemediğini yapıyor insanoğlu. Çile çekilmeden sonuca ulaşılamaz. Değerli olmaz  elde ettiğin sonuç… Onu değerli kılan insanoğlunun çabasıdır, iradesidir, azmidir.  Daha çok çabalamalısın… Yol yöntem çeşitlendirmelisin belki. Daha ne yapabilirsin?

HZ. İNSAN: Sosyal medyada daha az takılıp gözümü muhafaza edebilirim. Gördükçe nefsim azıyor. Yolda daha az bakmalıyom sağa sola belki...Daha da çığırımdan çıkarsam her şey yapabileceğimi  biliyorum. Kendimden korkuyorum ama Allah’a beni benimle bırakmaması için de hep dua ediyorum.

AZRAİL: İşin, ailen, hobin, dostlukların, inancın, iraden seni  korumaya çalışmış ama yetmemiş.

HZ. İNSAN: Evet  bunlar çok güzel şeyler ve şükretmiyorum yeterince belki de… Ama bunlar sayesinde az da olsa korudum kendimi… Ama yine de kimseyle paylaşamamanın verdiği ızdırap belimi büktü. Kendimce radikal bir karar verdim, Psikolog HK arayıp randevu aldım. Bu yolda bir tedavinin varlığına inanmıyordum. Umudum yoktu. Kendimi kabullenmiştim ama daha kötü şeyler de yaşamamak için mücadele veriyordum kendimce. Ama nasıl olduysa yine bir karamsar günümde, depresif hüzünler içindeyken aradım. Çok geç kalmışsın dedi telefonda ve o an kendimin HK’ dan daha umutlu ve kararlı olduğuma karar verdim. Randevu alıp gittim.

AZRAİL: Var mı değişiklik?

HZ. İNSAN: Aslında çok var…Ben OKB nedeniyle sabırsızım ve karamsarım. Yıllarca iyileşme ateşi ile yanıp tutuşurken bir kurtarıcı gibi dört kolla yapıştım.

AZRAİL: Adamın kartını okudun mu? Ne yazıyordu orada? Ara sıra okuyup kendine de hatırlat. “Hayat kurtarıcınız değil, hayallerinizin kurucucusu…” Ne demek bu?

HZ. İNSAN: Ne demek?

AZRAİL: Eğer samimiysen, bununla dertleniyorsan, çözüme ulaşmak istiyorsan mücadeleyi bırakmayacaksın… Ama bu mücadeleyi psikolog dedi diye değil, kendin için, kendi iyiliğin için, asıl olması gereken olduğu için ve en önemlisi  iradenle yapmalısın.

HZ. İNSAN: Bunu kendi irademle yapabilme yetim olsaydı destek almazdım. Evet çok geç kaldım ama belki zaman bu zamandı… HK. Ya güveniyorum, güvenmek zorundayım. Kaybedecek bir şeyim yok…

AZRAİL: HK veya başkası … Gözünde insanoğlunu  çok abartma. Zaten ezik ruhlusun. İlmi-tecrübesi senin için önemli olmalı. O da sıradan bir insan, beşer ve şaşar. Gözünde onu ya da başkasını yüceleştirirsen kendini hep ezer, aşağılık kopleksine dalar, erkekliğinden de uzaklaşırsın… Bu da tedavini baltalar... HK sana bir kıvılcım çaktı, alevlendirecek olan sensin. Söndürecek olan da. Bunu kendi iradenle yapmalısın. İradenle başardığında gerçek zafere ulaşırsın ki bunun hazzı başkadır. Terapiler hayatını etkiledi mi?

HZ. İNSAN: Bunu benim söylemem çok dürüstçe olmaz belki. Ama eşim müthis bir değişim var sende diyor. Ödevleri yapmaya çalışıyorum… Çözüm odaklı düşünüp kafamı yordukça umutsuzlaşıyorum sanki. Sonra bazen  hocayı da bunaltıyorum negatif enerjimle…

AZRAİL: Çabana yoğunlaş, sonuca değil…Sonrasının ne olacağını vakti gelince görürsün. Adamın sana faydası oldu mu ona bak...

HZ.INSAN: Olmaz mı? Porno çıktı hayatımdan, mastürbasyonu bıraktım. Eşimle yıllar sonra yeniden tanışmış gibiyim. Sex hayatım düzene girdi. Hoca daha ilk terapide ilk içimiz seni aşık etmek demişti….İnanmamıştım ama sırılsıklam aşığım. Çocuklarımla daha bir özenle vakit geçiriyorum. Bu güzel şeyleri düşündükçe çok umutlanıyorum. Çok mutlu oluyorum. Allah’ın beni sevdiğinden daha emin oluyorum.

AZRAİL: Bunların hepsi daha az günah işleme ni sağlamadı mı? Bir kaybın mı oldu?Belki de asıl sonuç bunlardır…Bunların kıymetini bilip şükretsen…Çoğu kişinin belki arzu ettiği hedeflerdir bunlar…

HZ. İNSAN: Sevilmek, takdir edilmek, beğenilmek, değer görmek arzularım dizginlenmiyor…Bu arzular da yoruyor.

AZRAİL: Bunlar insani duygular. Normal bir insan zaten bunları arzulamalı… Hele çocukluğunda hiç yaşamamışsan. Ama bu beklentileri saplantı haline getirmemeli. Beklentileri abartmadan ve insanları mükemmelleştirmeden bu duygu alışverişleri olmalıdır da…

HZ. İNSAN: İçimdeki küçük çocuk hem bedenen hem duygusal olarak aç. Hala bir baba istiyor. Yaşlanmak, güvenmek istiyor....

AZRAİL: Senin kaderine etki eden anne ve baban ölmüş. Onlara hesap soramazsın artık. Mecbur affedecek ve unutacaksın. Sen artık onların çocuğu değilsin. Sen artık o küçük çocuk da değilsin. Yeni bir başlangıç yaparken sana verilen reçeteye uy. HK ne diyorsa yap uygula, kaybedecek bir şeyin var mı?

HZ. İNSAN: Yok…

AZRAİL: Evet toparlayalım….

HZ. İNSAN: “Toparlayalım” derken aynı HK gibi konuştunuz. :)

AZRAİL: HK da benim kadar olmasa da benzer şeyler demiştir. Adamı da bunaltma…senin gibi birbirinden beter ruhları tamir etmeye çalışıyor. Ben gibi melek değil. Ne diyorsa yap işte....Her şeyi didikleme, teferruatlarda boğulma.  Bu arada ben de terapist değilim. Dinledin…ölç-biç-düşün-uygula. Kendi enerjini kendinden çıkar. Mucizeler çabalardan doğar. Samimi olarak çabala…

HZ. İNSAN: Artık geç değil mi? Yani artık buradaysam…

AZRAİL: Bir fırsat verilse ne yapardın hayatında?

HZ. İNSAN: Daha çok gayret ve şükür…

 

AZRAİL:   UYAN VE GİT, MÜCADELENE DEVAM ET O ZAMAN….

3
AZRAİLLE   MÜLAKAT

 

AZRAİL: Kimsin?

HZ. İNSAN:………

AZRAİL: Kimsin?

HZ. İNSAN: Sen Azrail misin? Burası neresi?

AZRAİL: Konuşsana…. Yıllardır şikayet edip durdun yaşamaktan, hep ölmek istedin, elindekilerle de  mutlu olamadın…    Kimsin?

HZ. İNSAN:  ….. Eşcinselim

AZRAİL: Nesin diye sormadım ki. Hz. İnsan olarak o kadar büyük nimetlere sahipken neden bunu ön plana çıkardın şimdi?

HZ. İNSAN:Şimdi çıkarmadım… Ben deyince aklıma ilk bu geliyor...  Ben diyebildiğimde o da çıktı karşıma. Ama bu benim en büyük yaram… Benim tercihim de değil, olmak istediğim de … Ama yine de mutluluğuma engel oldu hep.

AZRAİL: Kadere inanır mısın?

HZ. İNSAN: Evet inanırım ama kaderin bir kısmının da kulun kendi iradesiyle olan tercihleriyle şekillendiğini bilirim… Sanırım buna cüz’i irade deniyordu. Külli irade Allah’ın belirlediği ve kulun seçemediği-müdahale edemediği kısmı… Bu kadar bilirim.

AZRAİL: Bilirsin ama iradenle olan kısmı eleştirmeyi bırakıp, sana imtihan olarak verilen külli  kısmıyla oyalanmışsın, şikayet etmişsin, boşa kürek çekmişsin. Bunun sonu nedir bilir misin?

HZ. İNSAN: ……….

AZRAİL: Önce kendine, sonra çevrene, sonra kaderine ve Allah’a küsersin…. Sonra da hayata. Seçtiklerinle mutlu da olamazsın. Aklına-fikirlerine- bedensel arzularına tapınır durursun… Ama hiç mutlu olamazsın.

HZ. İNSAN: Evet …Zaman zaman yaşadım bunları… Ama geçmişim bırakmıyor peşimi... Düşündükçe kaderi suçluyorum.

AZRAİL: Neden kaderi suçluyorsun?

HZ. İNSAN: Çünkü yaşadıklarımın ve yaşayacaklarımın bir bedeli olacağına inanıyorum. İnançlı bir insanım... Ama benden kaynaklanmayan sebepler için bedel ödemenin haksızlık olduğunu da düşünmeden edemiyorum.

AZRAİL: Her insan bir imtihanla dünyaya gönderildi. Herkesin farklı bir derdi var, olacaktır da… Bunlar külli irade olarak yapışıp kalacak üzerinizde. Bunda hiçbir vebal yoktur. İnsanoğlunun bu aşamada suçu ve sorumluluğu yoktur. Yaradanımız bundan dolayı insanı cehennemine de atmaz. Çünkü bunlar sizin tercihiniz değil... Sorduklarıma samimi olarak cevap ver... Sence bu senin tercihin mi?

HZ. İNSAN: Nasıl tercihim olsun ki? Çocukluk, gençlik ızdırap içinde, alay, hor görme, utanma ile geçti. O küçük bedende bunları yaşamaya başlamak akıl karı olur mu? Hala bu ruh halimi bile kabullenemiyorum. bile Mutlu olabilen olsun ama ben bu yolda mutlu olmak da istemiyorum.

AZRAİL: Yaradan bu aşamadan itibaren, yani cüz’i iradenle yapacağın her tercihinin karşılığını verecek. İki yolun var. Nefsin peşine gidersen tabi ki bu senin hür iradenle verilmiş bir kararın olacak. Kim engellerse engellesin kendince severek de yaşayacaksın. Bu özgürlüğün var. Ama inanan bir insansan bunun bunun bir cezasının da olacağını bil. Makul yolu seçersen,  bedenin-arzuların-nefsin kontrolünü elinde tutarsan mükafatı da olacak. Bunu da bil.

HZ. İNSAN: Biliyorum… Ama bu çok zor bir imtihan değil mi?

AZRAİL: Herkesin imtihanı farklı. İmtihanın ne olduğunun da çok bir önemi yok. Mükafatlar da ona göre değişecektir.

HZ. İNSAN: Ben mükafatı düşünemiyorum şu an… Şimdilik dünyada huzurlu olayım…Ama meşru yollarla…

AZRAİL: Bunu kaderin seninle ilgili kısmıyla başaracaksın. Buna irade diyoruz. En doğrusunu kul daha istemeden bile Allah'ın gerçekleştirmesi zor değil. Allah dilerse düzeltmeye gücü yeter. Ama o zaman kulun iradesi nerede kalır. Telkin, hipnoz gibi düşün. Belki sonuca ulaşırsın ama gerçek başarı iradeyle olmalı. İrade, samimiyet ve çaba gerektirir.  Samimiysen çabalarsın, çabaladıkça bu çabanın da mükafatını alırsın. Allah en küçük çabanın mükafatını verir.  Samimi misin?

HZ. İNSAN: Bilmiyorum… Ama samimi olmak istiyorum… Acaba Allah benden razı mıdır şu anda?

AZRAİL: Her şeyi romantizme bağlama… Duygusallıkla her şeyi halledemezsin. Bu sorunun da cevabını en iyi sen bilebilirsin. Gerçekten samimiysen bir şeyler yaparsın. Hem kendini hem Allah'ı hoşnut edersin böylece....

HZ. İNSAN: Ne yapayım? Nasıl yapayım? Bilmiyorum, beceremiyorum, istikrarlı ilerleyemiyorum…Her şey çok karmaşık geliyor...Travmalarıma  yapışıp kaldım....

AZRAİL: Belki de herşey bu kadar karmaşık değildir. Sen zorlaştırıyorsundur....Travmalarını kabul et tamam ama onlardan beslenip durma artık. Kendine acıyıp durma. Sen bugün yeni sen'sin ve planıni bu yeni ben' e göre oluşturmalısın. Geçmişini deşip acılarını tazeleme. Bunu yaptıkça kendini ezeceksin ama bir faydası olmayacak. Kendini ezdikçe, aşağılık kompleksin seni beter yapacak……….. Sen zalim misin?

HZ. İNSAN: Ben zalim değilim, kimseye bir kötülüğüm olmadı, öyle can yakacak-ah alacak kadar…

AZRAİL: Sen büyük bir zalimsin… Çünkü Hz. İnsana yani kendine zulmediyorsun. Buna hakkın yok. Yaşadıkların senin tercihlerinden dolayı değilse, ders çıkar ama  kin tutma. Unut, affet  ama dikkat et. ….Çünkü amaç mutlu ve huzurlu olmaksa bunu yapmalısın… Sen kul olarak geçmişi ve insanları affettikçe, en büyük affedici olarak Allah da seni affeder… Bu halimden memnun değilim, değişmek istiyorum  diyorsun. Anladığım kadarıyla sen samimisin ama ondan bile haberin yok. Ama samimi olmak yetmez… Bunun da sorumlulukları var. Bunu bilip, bu yolda çabalamak istiyor musun buna da karar ver.

HZ. İNSAN: İstemez miyim…Ya da isteyebiliyor muyum?

AZRAİL: Gerçekten iste…Allah’tan haykırarak iste, sert iste, samimi iste… İstediğin şey meşru bir şeyse bir karşılığı bir şekilde muhakkak olacaktır. Ama duanın kabulünü sadece dünyalık düşünme…

HZ. İNSAN: Hep istedim, hep dua ettim, hep yalvardım…Yıllardır ısrarla aynı duaları  ettim. Ama duam  olmadı…

AZRAİL: Çabaların olmuştur. Ama hala huzurlu değilsen, memnun değilsen çabalarını gözden geçir. Bu yolda ne yapmadın, ne yaptın bunları anlat ve anlatırken kendini dinle…

HZ. İNSAN: Ne yapmadım…   Hiç ilişkiye girmedim, kendimi frenledim, tuttum. Hobilere verdim kendimi, mesleki anlamda kendimi yetiştirerek kafamı dağıttım, maneviyatımı geliştirmeye çalıştım. Belki Allah korkum arttıkça kendime engel olabilirdim diye… Güzel dostluklar geliştirdim. İnsanlara faydalı olmaya çalıştım… Evlendim, ama iyileşmek için değil, sevdiğim için. Çocuklarım da var.

AZRAİL: Daha ne istiyorsun?

HZ. İNSAN: Dürtülerim var… Engel olmaya çalıştıkça yoruluyorum, hırçınlaşıyorum… Göz zinalarım var. Yanlış şeylere bakarak ruhumu kararttım. Sonra pişman oluyorum, kendimi engelleyemediğim için hayal kırıklığına uğrayıp üzülüyorum - mutsuzlaşıyorum… Bu ruh haliyle ölmek istemiyorum. Allah benden razı olmalı…

AZRAİL: Bunlar çabalarının doğal bir sonucu, alacağın  mükafatın da sebepler belki. Pişmanlığın  bir umut olduğunu gösterir. Pişmanlık yoksa artık yapacak bir şey yoktur.

HZ. İNSAN: Biliyorum… belki…. Ama yine de huzursuzum. Bazen şeytana uyuyorum...

AZRAİL: Her şeyi şeytandan da bilmeyin. Onun bile yapmadığını-düşünemediğini yapıyor insanoğlu. Çile çekilmeden sonuca ulaşılamaz. Değerli olmaz  elde ettiğin sonuç… Onu değerli kılan insanoğlunun çabasıdır, iradesidir, azmidir.  Daha çok çabalamalısın… Yol yöntem çeşitlendirmelisin belki. Daha ne yapabilirsin?

HZ. İNSAN: Sosyal medyada daha az takılıp gözümü muhafaza edebilirim. Gördükçe nefsim azıyor. Yolda daha az bakmalıyom sağa sola belki...Daha da çığırımdan çıkarsam her şey yapabileceğimi  biliyorum. Kendimden korkuyorum ama Allah’a beni benimle bırakmaması için de hep dua ediyorum.

AZRAİL: İşin, ailen, hobin, dostlukların, inancın, iraden seni  korumaya çalışmış ama yetmemiş.

HZ. İNSAN: Evet  bunlar çok güzel şeyler ve şükretmiyorum yeterince belki de… Ama bunlar sayesinde az da olsa korudum kendimi… Ama yine de kimseyle paylaşamamanın verdiği ızdırap belimi büktü. Kendimce radikal bir karar verdim, Psikolog HK arayıp randevu aldım. Bu yolda bir tedavinin varlığına inanmıyordum. Umudum yoktu. Kendimi kabullenmiştim ama daha kötü şeyler de yaşamamak için mücadele veriyordum kendimce. Ama nasıl olduysa yine bir karamsar günümde, depresif hüzünler içindeyken aradım. Çok geç kalmışsın dedi telefonda ve o an kendimin HK’ dan daha umutlu ve kararlı olduğuma karar verdim. Randevu alıp gittim.

AZRAİL: Var mı değişiklik?

HZ. İNSAN: Aslında çok var…Ben OKB nedeniyle sabırsızım ve karamsarım. Yıllarca iyileşme ateşi ile yanıp tutuşurken bir kurtarıcı gibi dört kolla yapıştım.

AZRAİL: Adamın kartını okudun mu? Ne yazıyordu orada? Ara sıra okuyup kendine de hatırlat. “Hayat kurtarıcınız değil, hayallerinizin kurucucusu…” Ne demek bu?

HZ. İNSAN: Ne demek?

AZRAİL: Eğer samimiysen, bununla dertleniyorsan, çözüme ulaşmak istiyorsan mücadeleyi bırakmayacaksın… Ama bu mücadeleyi psikolog dedi diye değil, kendin için, kendi iyiliğin için, asıl olması gereken olduğu için ve en önemlisi  iradenle yapmalısın.

HZ. İNSAN: Bunu kendi irademle yapabilme yetim olsaydı destek almazdım. Evet çok geç kaldım ama belki zaman bu zamandı… HK. Ya güveniyorum, güvenmek zorundayım. Kaybedecek bir şeyim yok…

AZRAİL: HK veya başkası … Gözünde insanoğlunu  çok abartma. Zaten ezik ruhlusun. İlmi-tecrübesi senin için önemli olmalı. O da sıradan bir insan, beşer ve şaşar. Gözünde onu ya da başkasını yüceleştirirsen kendini hep ezer, aşağılık kopleksine dalar, erkekliğinden de uzaklaşırsın… Bu da tedavini baltalar... HK sana bir kıvılcım çaktı, alevlendirecek olan sensin. Söndürecek olan da. Bunu kendi iradenle yapmalısın. İradenle başardığında gerçek zafere ulaşırsın ki bunun hazzı başkadır. Terapiler hayatını etkiledi mi?

HZ. İNSAN: Bunu benim söylemem çok dürüstçe olmaz belki. Ama eşim müthis bir değişim var sende diyor. Ödevleri yapmaya çalışıyorum… Çözüm odaklı düşünüp kafamı yordukça umutsuzlaşıyorum sanki. Sonra bazen  hocayı da bunaltıyorum negatif enerjimle…

AZRAİL: Çabana yoğunlaş, sonuca değil…Sonrasının ne olacağını vakti gelince görürsün. Adamın sana faydası oldu mu ona bak...

HZ.INSAN: Olmaz mı? Porno çıktı hayatımdan, mastürbasyonu bıraktım. Eşimle yıllar sonra yeniden tanışmış gibiyim. Sex hayatım düzene girdi. Hoca daha ilk terapide ilk içimiz seni aşık etmek demişti….İnanmamıştım ama sırılsıklam aşığım. Çocuklarımla daha bir özenle vakit geçiriyorum. Bu güzel şeyleri düşündükçe çok umutlanıyorum. Çok mutlu oluyorum. Allah’ın beni sevdiğinden daha emin oluyorum.

AZRAİL: Bunların hepsi daha az günah işleme ni sağlamadı mı? Bir kaybın mı oldu?Belki de asıl sonuç bunlardır…Bunların kıymetini bilip şükretsen…Çoğu kişinin belki arzu ettiği hedeflerdir bunlar…

HZ. İNSAN: Sevilmek, takdir edilmek, beğenilmek, değer görmek arzularım dizginlenmiyor…Bu arzular da yoruyor.

AZRAİL: Bunlar insani duygular. Normal bir insan zaten bunları arzulamalı… Hele çocukluğunda hiç yaşamamışsan. Ama bu beklentileri saplantı haline getirmemeli. Beklentileri abartmadan ve insanları mükemmelleştirmeden bu duygu alışverişleri olmalıdır da…

HZ. İNSAN: İçimdeki küçük çocuk hem bedenen hem duygusal olarak aç. Hala bir baba istiyor. Yaşlanmak, güvenmek istiyor....

AZRAİL: Senin kaderine etki eden anne ve baban ölmüş. Onlara hesap soramazsın artık. Mecbur affedecek ve unutacaksın. Sen artık onların çocuğu değilsin. Sen artık o küçük çocuk da değilsin. Yeni bir başlangıç yaparken sana verilen reçeteye uy. HK ne diyorsa yap uygula, kaybedecek bir şeyin var mı?

HZ. İNSAN: Yok…

AZRAİL: Evet toparlayalım….

HZ. İNSAN: “Toparlayalım” derken aynı HK gibi konuştunuz. :)

AZRAİL: HK da benim kadar olmasa da benzer şeyler demiştir. Adamı da bunaltma…senin gibi birbirinden beter ruhları tamir etmeye çalışıyor. Ben gibi melek değil. Ne diyorsa yap işte....Her şeyi didikleme, teferruatlarda boğulma.  Bu arada ben de terapist değilim. Dinledin…ölç-biç-düşün-uygula. Kendi enerjini kendinden çıkar. Mucizeler çabalardan doğar. Samimi olarak çabala…

HZ. İNSAN: Artık geç değil mi? Yani artık buradaysam…

AZRAİL: Bir fırsat verilse ne yapardın hayatında?

HZ. İNSAN: Daha çok gayret ve şükür…

 

AZRAİL:   UYAN VE GİT, MÜCADELENE DEVAM ET O ZAMAN….

4
SÜT ÜRÜNLERİ VE CİNSEL KİMLİK BUNALIMI

Ne alakası var denilecek belki ama benim için varmış. Bu yolda mücadele ediyorsanız, belki önce travmalarınızla yüzleşmeniz gerekecek… Çünkü her şeyin bir veya birkaç sebebi var.

Bu gün 7. terapideyim. Konumuz çocukluk travmalarının cinsel kimlik bunalımlarına etkisi diyebiliriz. Hoca, şimdiye kadar hiç düşünmediğim ve ruhsal sıkıntılarımı tetikleyen asıl sorunun sebeplerinden birini buldu. Bu travmayı şahsen düşünsem aklıma getiremezdim. Hoca nasıl yakaladı bilmiyorum ama hocam harikasınız.

Hocam bir haftadır diyetle ilgili kilo durumunu sordu ama kaç kilo verdin veremedin değildi asıl sorun. Asıl amacımız zayıflamak değil, bağımlılığın sebebiyle yüzleşmek ve bu bağımlılığı azaltmaktı. Bu bağımlılığın azaltılması, cinsel kimlik bunalımım da çarelerden biri olacaktı. Evet 1kg verdim bir haftada. Sıkı bir diyet programı felan yok. Aslen hiç birşey yok. Psikoloğa gittim desem ne dedi de zayıfladın, ekmeği kes dedi derdim😊 Sadece sabah kahvaltısı dışında ekmek yememeye çalıştım. Pilav, makarna, yemekte ikinci porsiyonu yedim yine. Hocam ekmek yememekle  baba ve psikolog arasında bir bağ-benzerklik kurup kurmadığımı sordu. Evet baba gibi algıladım onu ve dediklerini. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum. Yeme dedi ve yemedim ekmeği. Ama arzu edilen bu muydu acaba? Onu bir otorite sayıp, boyun eğerek kabul etmek miydi doğru olanı, yoksa mantıklı bir açıklamayı içime sindirip psikolojik savaşım ve sağlığım için irademe sahip çıkacak bir kararı uygulamak mıydı bilmiyorum. Hoca, babayla kendisinin ekmeği engellemesinin aynı şey olup olmadığını sordu. Ben aynı şey dedim çünkü sonuçta engellenmiştim. Hoca evet bir otorite olarak kabul etmiş ve yememşişsin ama bu otoriteye başkaldırış ne zaman olur ve bu itaat ne zamana kadar devam eder dedi. Niye başkaldırayım ki sonuçtan memnun olursam devam eder ve otoriteyi sorgulamam heralde dedim. Ama  ses kayıtlarını dinledikçe hocanın beklediği cevap şu olduğunu düşündüm: Otorite dedi diye olursa, uğraştığım halde veremezsem, ya da bir gün terapiler sona ererse, ya da hoca dedi diye ekmek diyetini yapmaya devam edersem bir gün bir bıkkınlık gelebilecek ve otoriteyi eleştirmeye, otoriteye olan güzenim azalmaya başlayabilirdi. Benden veya hocadan sekteye uğrar ve otoriteye başkaldırış olabilirdi. Haliyle ekmek yeme davranışı ve sebep olduğu asıl sorun devam edecekti. Ama içsel olarak kabul edip, engellenmiş ve yasaklanmış olarak kabul etmediğimde, aslında ekmek yemenin psikolojik rahatsızlığım olduğunu kabul ettiğimde ne olursa olsun geriye dönüş olmazdı. Yani irademle bunu başarabilmem, en önemlisi ve kalıcı olanıydı. Ekmek yemem, aslında içimdeki aç ve engellenen çocuğun babaya başkaldırması, isyanı, inadına yemesiydi… Ama ne o anne baba vardı ne de ben o çocuk değildim. Onlar da, o çocuk da yoktu artık. Şimdiki benin artık ekmeğe ihtiyacı yoktu. Onları da, çocukluğumu da, ekmeği de öldürmeliydim artık. Yeni ben, bunu başaramadıkça, iradesine hakim olamayacak, yine ezilecek, erkekliğime zarar verecekti. Yani cinsel kimliğime…Hoca ekmek vakasının ciddi bir çocukluk travmalarımdan biri olduğunu, ekmeğe artık ihtiyacımın olmadığını, bunu kabullenerek irademi güçlendirmemi istedi.

      Travma sadece ekmekle ilgili değildi. Ablalarımın yıllarca evde dayak-hakaret-kavga durumlarına şahit oldum. Kaçamadım, bir şey yapamadım, izledim. Çığlıklara, ağlamalara hep şahit olurken; bir şey yapamamanın ezikliği giderek arttı hep. Şiddeti doğrudan ben görmedim ama hep şahit oldum. Bu da derin yaralar açtı. Bir şey yapamamanın ezikliği, erkekliğimi de etkilemişti haliyle. Hayatımın her aşamasında ablamlara maddi-manevi desteğim hep devam etti. Her dertleriyle dertlendikçe, bana ait olmayan sıkıntılarla ben de ezilip, tükendim. Babanın ortada olmadığı durumlarda erkek evlatlardan biri abi değil, baba rolünü üstlenirmiş hocanın demesi. Bu durum da o kişiyi  mahvedermiş. Yani buradan da nurtopu gibi bir travma çıkmış. Allah bağışlamasın inşallah. Artık ne abla ne başka hiç  kimse için kendini tüketmeyeceksin dedi. Kimse kimseyi taşımak, iyileştirmek, onarmak, yüceltmek zorunda değilmiş. Kendi evladın bile olsa elinden geleni yapar ama zorla yaptıramazsın dedi. Kimin derdi varsa destek alsın, kimseye terapistlik  yapma dedi. Artık çevreme herkes kaderini yaşar, artık yapabileceğim bir şey yok. Kendime yetemiyorum artık diyorum. Artık biraz bencil olmam lazım. Yoksa asla iyileşemem.

      Geldik bilinçaltımın bastırdığı, unutturduğu travmaya… Terapi sırasında iki kere şunu tekrar ettim ” Hocam her zaman değil ama bazen içime müthiş bir karamsarlık çöküyor, bir şey yoksa da olmuş gibi üzülüyor, tükeniyorum. Çok çok uzun sürmese de beni çökertiyor, mutsuz ediyor, hayattan soğutuyor. Tabi bunlar oldukça zayıf düşüyorum ve asıl sorunlarım depreşiyor. Oysa cinsel kimlik bunalımı için asla karamsarlık, aşağılık kompleksi olmamalıymış Aksi taktirde yenik düşermişiz. Hoca “Süt, yoğurt, kaymak, ayran, dondurma senin için ne çağrıştırıyor? Bunlarla ilgili var mı bir anın?”  diye sordu. Sorusu biter bitmez uyandım resmen. Hocam nereden yakaladınız beni. Ben farkında olmadan unutmuş, bastırmış ve yok saymışım . Bilinçaltında kalmış ama haberim yokmuş. Ama aslında yıllarca patlayarak çıkmış ama hiç hissetmemişim. Çünkü bu süt ürünlerini ve tatlıyı sevmem, aramam… Aklıma gelmez. Süt ürünlerini sevmediğimi düşünürdüm, tüketmezdim. Yine muz da o şekildeydi. Nerdeyse eve hiç girmezdi. Ama neredeyse sevmem ve yemem muz. Oysa bana utanç, fakirlik, eziklik hissettirdiğinden farkında olmadan uzaklaşmışım hep. Babam hayırsız olunca annem küçük bahçemiz içinde inek bakardı. Sütü bizim için sermayeydi yani çok eve de kalmazdı. Sürekli gözümüzün önünde olduğundan canımız da çekmezdi belki. Asıl sorun o sütü satma aşamasındaydı. Mahallede kapı kapı dolaşır sattırırdı annem. Çocuktuk, arkadaşlarımızın evlerine uğrayıp satmaya utanırdık. Erkek kardeşim zorla giderdi ya da gitmezdi süt satmaya…Gitse de süt şişesini gazeteye sarardı😊 Oysa sütçünün oğlu olduğumuzu bilirdi herkes. Hocamızın tabiriyle kardeşim gibi uyanık, kurnaz değilmişim. Utansam da elimde süt şişesi dolaşırdım. Süt fakirlik, eziklik çağrıştırdığından farkında olmadan o duygulara kapılmamak,  o duyguları hatırlamamak için yıllarca kaçmışım. Ama hocam dedim, ekmek de öyle ama onu çok arzularken neden sütten kaçmışım diye sordum. Hoca nokta atışını burada yaptı: Ekmek engellendiği için zenginlik olarak kodlanmış; süt ürünleri ve muz ise fakirlik olarak kodlanmış. Bunların hepsi senin travman ama zıt yönde bilinçaltına kodlanmış dedi. Hocam,  bu travmaların yarattığı eziklikten dolayı süt ürünlerinden yapılan tatlıları da kendine yasak etmişsin dedi. Hocam, tatlı krizi diye bir şey var ve can çeker, bunlar da mutluluk hormonu salgılar. Sen bilinçaltında “tat” ı kendine yasak etmişsin, haram kılmışsın dedi. Aslında bal gibi sevdiğimi söyledi. Asıl eziklil fakirlik-zenginlik üzerine kurulmuş bende. Fakirlik korkum olmuş. Ekmek yiyerek zenginliğimi kendime ispat etmeye çalışmışım. Markete gittiğimde ihtiyaç olmamasına rağmen fazla fazla almam “fakir değilim” in bir mücadelesiymiş. Bunu kendime ispatlamaya çalışıyormuşum. Bunu bilinçaltım yapıyor. Yoksa ciddi maddi bir sıkıntım yok. Arzu ettiklerime ulaşabiliyorum artık. Ama tüm bu travmalardan haliyle bu gün şu ödevler çıktı: Alışverişte aşırıya kaçılmayacak, ihtşiyaç dışı alınmayacak, her gün süt-yoğurt-ayran-sütlaç-tatlı ve muz yemeye çalışacaktım. Kendi iç dünyamda ne kadar kırılır bu bilmem ama uygulayacağım. Tatlı şeyleri doya doya yiyerek tat’ın hazzına ulaşacak ve mutlu olacaktım. Demek ki ara ara yaşadığım kısa depresyonvari karamsarlıklarımın nedeni vücudumun şeker ihtiyacıymış. Bu şekilde hem bedenim , hem ruhum tat alacaktı.

      Bu günkü terapi gümbür gümbürdü…Saat 16.00 da randevum olmasına rağmen 17.00 gibi girebilmiştim. Son kişiydim ve hocanın bir enerjisi kaldığını düşünmüyordum. Günün yorgunluğu vardır, bitse de evime gideyim derdi normal olarak. Hatta hocam enerjiniz kaldı mı diye de sordum terapinin başında. Hocamın bugün söyledikleri içinde söylediği en önemli şeylerden biri cinsel kimliğimle ilgiliydi. Fiiliyata geçmediğinde eşcinselliğimin çok zayıf olduğunu, hatta denmeyebileceğini ama biseksüel olduğumu iddia etti. Tam bir eşcinsel kadınla ilişkiye girmez, giremez, dokunmaktan haz almaz, zorla da olsa kimseyle evlenemez dedi. Çok mutlu oldum. Sendeki dürtüler zayıf dedi ve karamsarlık eziklik arttıkça bu durumun daha da ilerleyebileceğini söyledi. Adı eşcinsellik ama anladığım kadarıyla binbir aşaması var. Bıçakla kesilir gibi ayrılmıyor bu farklılıklar, şu ya da bu denemiyor. Zamana, geldiği aşamaya göre değişiyor. Hoca bugünkü  bekleyen danışanların daha zor şartlar yaşadığını, benim yaşadıklarımdan anca bu kadar cinsel kimlik bunalımı çıktığını belirtti. Hiçilişkiye girmemem büyük bir şans benim için. Bunda bile beceriksizliğimden mi yapamamışım acaba şeklindeki düşünceme hocam çok kızdı. Bunda bile eziklik yaşıyorsun. Hep negatifmişim ve bunu yenmeliymişim. Güzel yönlerimi görmeyip, kötü yönlerimi-eksikliklerimi yüceltip ezikleştiriyormuşum kendimi.

      Haftaya belik başka travmalarımı hortlatacağız. Belki artık yüzleşmek gerek. Yoksa bu günü anlamlandıramayacağım…

5
Efendi Çocuk!
Özellikle haylaz çocuk sahibi olanların  özenle gözlemlediği, gıpta ettiği çocuk tipidir. Nasıl olunur efendilik? Her sözü dinler, hiç itiraz etmez, sorun çıkarmaz, hep idare eder, hep verir, hep memnun eder, hep fedakarlık yapar, hep susar, hiç zorluk çıkarmaz, hiç ihmal etmez, anne babasıni hiç utandırmaz, genelde ana kuzusudur,  onların sözünden hiç çıkmaz. Çıkamaz çünkü herkesin yaptığı bir yaramazliğın onda birini yapmaya yeltendiğinde efendi çocuk olamaz.
Bunu da göze  alamaz çocuk. Bu etiket bireyin  üzerine sosyal sorumluluk projesi gibi yapışır ve ileriki yıllarda artarak devam eder.
     Gençlik, meslek,  aile, akraba, komşu ilişkilerinde anne babanın gururu olan efendilik malesef prim vermez. Ses çıkaramayan, yani  efendi olan birey  sömürüldükçe sömürülür. Nasıl olsa idare etmeyi ögrenmiş ve ses çıkarmaz biridir artık... Aptal yerine de koyulması kolay olur uyanık geçinenlerce. Bazen komşu, akraba , patron bazen de eş ve çocukların bile  suistimaline maruz kalır. Asıl ve ilk sömürü ailede başlar...
     Yıllar geçer ve efendi çocuk malesef köle olur.... Efendi insan artık  bazen  ezik insandır, hakkını arayamayandır, kendini feda eden ve kendini kullandırandır.
     Birey çocukluktan itibaren sevilen ve güven verilen bir ortamda büyürken çocukluğunu da yaşayabilmeli. Olgun davranış beklentileri abartılmamalı. Korku ve sindirmeyle şeklen ebeveyn amacına ulaşsa farkında olmadan çocuğuna  da sinsi, yalancı, sahtekar olmayı öğretir.
      Çocuk efendi değil; sevgi-saygı-hoşgörü-adaletli-dürüst-sorumluluk sahibi-terbiyeli-özgüvenli olmalı.
     Robot çocuklar değil; itiraz da eden, fikrini söyleyen, eleştirebilen özgüvenli çocuklar yetiştirelim.
Varsın efendi olmasınlar...

7
Eşcinsellik Aile Hastalığıdır!

Eşcinsellik, bir aile hastalığıdır. Eşcinsellik, bireysel olarak cinsel kimlik bunalımı olarak yaşanırken içinde yetiştiği ailenin hastalıklı olmasından kaynaklanmaktadır. Toplumda eşcinsel sayısı arttığı, kabul gördüğü ve örgütlendiği oranda aile çökmüş demektir. Eşcinsellik, babanın iktidarı yerine annenin egemenliğinin kutsanmasıdır.
Eşcinsellik bireyin değil bireyin yetiştiği ailenin hastalığının dışavurumudur. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Batı'da eşcinsel lobilerinin güçlü ve planlı çalışmaları sonucunda eşcinsel evlilik yasalarının çıkması ve eşcinsel birlikteliklerin artması, Batı'da ailenin çöktüğünün bir göstergesidir. Batı'da çoktan çöken aile, Doğu'da da artan bir hızla çökmektedir.

Eşcinsel Terapi Benim Ailem 5. Bölüm Fragman

https://www.youtube.com/watch?v=dqM3TJpZ5rM&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=1



http://escinselterapi.net/huseyinkacin/

http://escinselterapi.net/forum/

Eşcinsellik Aile Hastalığıdır!

https://www.habervakti.com/escinsellik-aile-hastaligidir-makale,2038.html?fbclid=IwAR1KMAypvtlCCxETGvbwZ4oGT92J0r3aBQN3VNjl2t7s9hBzRGmvNWJzoXc

Benim Ailem Belgeseli

https://www.youtube.com/watch?v=1HpbJLmROLU&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=11

Benim Ailem 1. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=CCMXqn8U70M&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=7

Benim Ailem 2. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=v-6UbOMkP38&t=369s

Benim Ailem 3. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=tXHaVWGvYH8&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw

Benim Ailem 4. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=1HpbJLmROLU&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=11

https://www.youtube.com/watch?v=CCMXqn8U70M&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=7

Kürt sorununu kırk yıldır nasıl "dört başı mamur" çözemediysek; yeni yeni büyüyen eşcinsellik sorununu da "dört başı mamur" çözemeyeceğiz ve dini kurumlarımız, ailevi değerlerimiz büyük yara alacaktır.

Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html?fbclid=IwAR1Akgk_ORB-CkFSzTiPTi3z4OYi17uVv0T_d0CjGGhM2VlsEMrXNsQ3ZO0

DEVLET HER ÇOCUĞA SAĞLIKLI EBEVEYNLER SAĞLAMAK ZORUNDA

Devlet her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamak zorundadır ifadelerini kullanan Kaçın, Siz devlet olarak aileyi korumazsanız geliştirmezseniz, aileyi merkeze koymazsanız toplumsal çöküş başlar. Burada tüm psikologlar sorunlar anlamında genelde anne-babaya odaklanırlar. Tamam anne-baba sorun çıkarabilir ama burada devletin hiç mi etkisi olmayacak. Çocuklarımızı 6-7 yaşında okula veriyoruz. Bir anne-baba çocuğunu devlet okuluna verdiği anda o çocuk anne-babanın değildir. Devlet bu emanetin bilincinde mi ve bu konuda hassasiyet gösteriliyor mu? açıklamasında bulundu.

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&list=UUJdkrJhiL6pyF6B8vXad8Ew&index=3

https://www.habervakti.com/dosya/escinsellik-bir-hastalik-mi-kavramlarla-nasil-zihnimizle-oynuyorlar-h81171.html?fbclid=IwAR3Y4Czjk6CQvnT5EcoFSjxxe0hI3WhhbHpkQPv9D8bWuWqCw_vhQCCtG3A

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&fbclid=IwAR3T3VzkZQx7MM_-DfTuOPGkjgsaKmoHohM26zVIUSOKfSAQoFnkT1Hst7U

'Türkiye artık eşcinsellik sorunuyla yüzleşmeli'
Başarılı programcı Bülent Deniz'e konuşan eşcinsel terapisti psikolog Hüseyin Kaçın, Türkiye artık eşcinsellik sorununu halının altına süpüremez. Bu gerçeklikle yüzleşilmeli. ifadelerini kullanarak kritik uyarılarda bulundu.

https://www.habervakti.com/dosya/turkiye-artik-escinsellik-sorunuyla-yuzlesmeli-h81004.html?fbclid=IwAR3bCylgsndM9C_YddGIdbngIatUIlPs6FHizJnwo9P19MJSXXU3pahyKBw

https://www.youtube.com/watch?v=pDj1U1xuTwk&fbclid=IwAR034rxZfxS6xWA7l4nOO2ENobKlduzECdidFePArFi0f13Gg81ISDVurkw&app=desktop

Yazarımız Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinsel ifadesi yerine LGBT ifadesinin kulanılmasını yanlış bulduğunu ifade ederek büyük tehlikeyi işaret etti. Kaçın, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında toplumun dinamikleriyle oynanmaya çalışıldığını da belirtti.

https://www.habervakti.com/dosya/unlu-psikolog-tehlikeyi-isaret-etti-lgbt-degil-escinsel-h61739.html

Eşcinsellik hakkında yaptığı açıklamalarla ve ortaya koyduğu terapi yöntemleriyle tanınan haber sitemiz yazarı ve psikolog Hüseyin Kaçın, 7 yıl önce katıldığı bir televizyon programında 'eşcinsellik'le ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu.

https://www.habervakti.com/dosya/unlu-psikolog-escinsellik-tehlikesini-yillar-once-boyle-ortaya-h74213.html

Boderline Kişilik Bozukluğu: Eşcinsellikten İyileşerek Nasıl Kurtuldum?
Köşemizde eşcinsellikten kurtulmuş kişilerden Selim'in ikinci yazısını yayınlıyoruz:

https://www.habervakti.com/boderline-kisilik-bozuklugu-escinsellikten-iyileserek-nasil-kurtuldum-makale,1599.html

Tövbe edersem eşcinsellikten kurtulur muyum?
Köşemizde eşcinsellikten kurtulmuş kişilerden Selim'in terapi süreçlerine dair kaleme aldığı yazısını yayınlıyoruz:

https://www.habervakti.com/tovbe-edersem-escinsellikten-kurtulur-muyum-makale,1598.html

Özal'ın bahsettiği üç beş çapulcudan teröristler çıkmıştı; Erdoğan'ın bahsettiği üç beş çapulcudan ise eşcinseller çıkıyor

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

Ahlak: Zeki Müren "İbne" Değildir.
https://www.habervakti.com/ahlak-zeki-muren-ibne-degildir-makale,1531.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Kamuoyunda pompalanan "eşcinsellik, özgürlük" vs. dayatmalarına karşı bir okurumuzdan gelen değerlendirmeyi sizlerle paylaşıyoruz. "Medya, meziyetmiş gibi öteden beri eşcinselliğin özgürlük olduğunu vurgular. Böylelikle eşcinselliğe karşı çıkanlar da özgürlük düşmanı olur tabii. Durmadan bunu pompalayan yayınlardan etkilenen Müslüman kesim, günah işleme özgürlüğüne saygı duyulması gerektiğine inanmaya başladı sonunda...

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinsel ideoloji ve örgütler

https://www.habervakti.com/escinsel-ideoloji-ve-orgutler-makale,1020.html

8
Üçüncü terapi sonrası Bukalemun

Öncelikle bu başlığı açıklamak istiyorum ben konuştuğum her insanın düşüncelerinden fikirlerinden çok etkilenen bir insanım etkisi uzun süre sürmüyor sonrasında kendi düşünce ve fikirlerim hakimiyeti yine ele alıyor ama birilerinin kafamı karıştırabilmesi bende pek mümkün bundan dolayı Hüseyin hoca bendeki bu duruma bukalemun dedi neredeysem oranın rengine bürünüyorum bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilmiyorum ama empati yeteneğim biraz fazla benim sanırım her insanın düşünce bağlamını kolay kavrıyorum ve onda kendimden bir parça bulmaya çalışıyorum çok sevdiğim Sezen Aksunun gidemem şarkısını okumadan önce bir konserinde şarkıyı şu tarz insanlara okuduğunu söylüyor ''Bu şarkı karşısındaki insanda bir kusur bulduğunda kendisindekini de keşfedenlere aslında ondan hiçbir farkı olmadığını hissedenlere bu yüzden hiçbir insan kalbinin hiçbir şey kırmaya değmeyeceğine bütün kalbiyle inananlara zaten sonsuz ayrılığın olduğu bir dünyada hiçbir şey için kimseye küsmeye değmeyeceğine bütün kalbiyle inananlara''  ve şarkı başlıyor ''ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem... '' Bu şarkı bu sözler benim hayat felsefem denilebilir etkisi bende çok büyük bu yüzden kolay kolay kimseyi kınayamıyorum yargılayamıyorum karşıdaki insan bana neyle gelirse gelsin anlamaya çalışıyorum belki de böyle böyle hayatımın içine ediyorum ama yaptığım şey tam olarak bu


Bu durum bende ego gelişimini de olumsuz etkiliyor ego diyince insanların aklına kibirli bencil insan geliyor ama bencil kibirli olmak başka bir şey ego sahibi olmak başka bir şey Hüseyin hocanın sözleri aynen bu şekilde ve benim kendi egomu kendi kişiliğimi karekterimi kazanmam lazım bir lise öğretmenimin bir sözü vardı buğday başağı gibi olun çocuklar öğrendikçe olgunlaştıkça boynunuz eğilsin derdi Hüseyin hoca buna o devletin öğretmeni sistemin öğretmeni ve sizi de itaatkar yapmaya çalışıyor dedi tevazu tevazu boynunu eğ eğ bu duruma geldim. İntihar girişimimden sonra mektubumu da herkes okudu durumumu öğrendi ve ben geçici elif dövmesi yaptırmaya karar verdim arapçada elif harfinin anlamı dimdik durmak demek tüm zorluklara göğüs gelip dimdik duracağım artık ve bu terapiden sonra o elifin anlamını daha çok benimsedim artık boynunu eğmek yok dimdik olacaksın yunus bunu ben yapmadığım sürece insanlar o eğik boynuma binmeye devam edecek


Geçen terapimde de söylemiştim iyilik orucundayım bu daha fazla keskinleşmeli artık daha da öfkelenmeliyim sadece iyilik yapmamakla olmuyor hak edene hak ettiği öfkeyi de kusmam lazım buna beni çocukken taciz eden kuzenimle başladım çok sert bir şekilde hesap sorup öfkemi kusmamı istedi Hüseyin hoca ama benim şuan içimde o kadar sert bir öfke yoktu ama yine de terapiden çıktım ilk iş olarak o kuzenimle buluştum çok sert olmasada o çocukken yaptığı tacizlerin bende şuan ağır sonuçları olduğunu hayatımı siktiğini söyledim ama umarım daha fazla öfkelenebilirim ona karşı bu hesap sorma tam istediğim gibi olmadı ama umarım ilerleyen zamanlarda ağzına sıçabilirim o piç kurusunun


Terapiden çıkınca yaptığım şeyleri anlatmak istiyorum birazda hareketlerimi değiştirmeye başladım bir yerden ego sahibi olmaya çalışıyorum özgüvenimi artırmaya çalışıyorum metrobüsten indim iade makineleri vardı onları umursamadım o bir liraya muhtaç değilim dedim normalde mutlaka alırım o iadeyi ama yapmadım geçtim gittim yanından şuan arkadaşlar bana gülebilir aferin iyi bok başardın diyebilir ama bir şeyler yapmaya çalışıyorum ondan sonra yemek yediğim yerin tuvaletine girdim pisuvarı asla kullanmam utanırım çekinirim ama orda ayakta pisuvarda işedim 🙂 ondan sonra akşam havalimanına giriyorum pet şişedeki suyuma yasak dediler alamayız dediler bende açtım içmeye başladım orda hemen sonra için atın dediler bitiremedim suyu geri çantama attım hızlı adım uzaklaştım oradan yine çok çılgınım çok anarşistim 🙂 daha sonra uçaktan inerken öküz adamın teki başüstü dolaplarından kafama bir şey düşürdü hayvan oğlu hayvan özür dilemiyor pardon demiyor orda ben çıkıştım o öyle öküz gibi durunca daha dikkat etseydiniz keşke dedim  öküzde yine tık yok geçti gitti o da neyse daha sonra gardırobumu düzenlemek istiyorum artık sevmediğim eskiyen öylesine giydiğim giysileri atmak istiyorum alışveriş yapıp daha tarz şeyler almak istiyorum giyim tarzımı değiştireceğim şuan okulum açıldı yüzyüze eğitim alıyoruz çok yoğunum okulu bir rayına koyunca diksiyon eğitimi almak istiyorum konuşurken çok hızlı konuşuyorum ve bazen  tekrarlamam gerekiyor ne dediğimi bundan da rahatsızım bir şeylerle daha uğraşmak istiyorum dövüş sporu olabilir fitness da olabilir entellektüel tarafımda biraz zayıf hızlı okuma teknikleri öğrenmek istiyorum hem okul derslerimde yardımcı olur okulum bitip ders çalışma işinden kurtulduktan sonra da çok işime yarayacağını düşünüyorum hızlı okuma tekniklerinin kendimi geliştirme bakımından bu şekilde bir şeyler yapmaya çalışıyorum gerçek olur umarım hepsi size de  çok  teşekkür ederim hocam :))

9
9. Seans günü gelmişti. Havanın aniden soğuması ve yağan yağmur altında melankoli durağının yalnızlar trenine doğru yürüyordum. Aklıma birden Esra Dermancıoğlunun röportajından bi bölüm geldi.

https://www.instagram.com/p/CNW2nQaHQWk/?igshid=p906ci06n3j2
5 yaşında kötü biz olay yaşadım diye 40 ıma kadar neden hala orada takılı kalıyordum? İçimdeki küçük çocuk artık onu nasıl sustururdun? Başaran nasıl yapıyordu tekrar düşünmeye başladım tren vagonunda dışarıyı izlerken. Bir yandan da İzel söylüyordu kulaklarımda "Sen mutlu olasın diye ben acılar mı çekeyim, Sakın uyanma ne olur bu defa vazgeçmeyeceğim" https://youtu.be/2BW6CXTVLrY Bunu içimde güçlü bir adama sarılma isteği ile beni her defasında bi enkaza dönüştüren içimdeki küçük çocuğa söylüyordum aslında. Bu hafta yine benzer bi olay olmuştu. Annem bi bahane bulup yine duygu sömürüsü denizine itip seyrediyordu beni. Aslında o da çok hassas bi insan. Nesilden nesile aktarılmış duygusal mirastı belki. Anneannem hiç ilgilenmenizi sürekli yataktan çıkmayan hiç bir hastalığı da olmayan depresif biriymiş. Annemin hiç başını okşa almış. Annem de belki yerine beni koydu. Çocukken yapamadığı nazı bir tek bana geçtiği için yine eşimle alakalı bi mevzu bulup kendini önemsemeyen ihmal edilen tavırlarla şişirmişti içimi. Yerimde duramıyor kabıma sığamıyordum. Hayır! asla! lütfen! yapma! O kadar yol kat ettin. Sakin ol verdiğin emekleri düşün diye geçiriyordum aklımdan. Sonra bi kaostan kaçar gibi hornet i indirdim. Ve o an hayatımın merkezinde başka bişey yoktu. Bi an önce beni sarıp şevkat gösterecek birini arıyordum. Bulduğum kişi hiç bana yakışmayan ama bi o kadar da fiziki anlamda beni çeken kişiydi. Sonrası yine pişmanlık ve ilk fırsatta hornet i silmek oldu. Hüseyin hocama bu konuyu açma konusunda tereddütleri vardı ama iç sesimi dinlememeliydim. Oda anlattıktan sonra gizlersen patinaj yaparız. Olduğu gibi anlatacaksın herşeyi dedi. Seansa devam ederken daha çok olayın nasıl yaşandığına değil neden sebep olduğuna odaklandı. Bi kaç gün öncesinde annemle yaşadığım olayın sebep olduğunu ve annemin beni duygusal anlamda sömürdüğünden dolayı sevgi açlığıyla his kazası yaptığımı açıkladı. Evet bu teşhis bir nevi narkozsuz açık zihin ameliyatıydı. Çünkü söyledileri karşısında hem hak veriyor hem de filmin sonundaki sürpriz katillerden birinin de annem olduğu iç dünyamı paramparça ediyordu. Bir diğeri ise hipokrat yemini ile yalan söyleyen bu senin doğanda var ufak ufak yaşamazsan sonun infilak olursun diyen psikiyatr Prof. Dr C.. İ..... İdi. O cesaretle başlamıştı dönüşü kan revan içinde yaralar bırakan sakıncalı ters yön yolculuğum. Ödevlerimi tekrar yineledi Hüseyin hocam. Kini çocuklar tutar. Kin yok öfkeni uslubuyla kus ve kararlı ol. Merhamet sesini sustur. İçindeki küskün küçük çocuğu ve azgın Borayı (beni rotamdan saptıran şehvet duyguma verdiğim isim) görmezden gel, duyma, uzaklaş. Bu arada ilk defa bekleme odasını bu kadar kalabalık ve farklı kişiliklerin bir arada olduğunu gördüm. Aslında toplum tarafından dışlanan bir kaç farklı danışanla istenirse nasıl derin sohbetler edilirmiş deneyimlemiş oldum. İlk defa trans bireyle yakından sohbet ettim. Tvdeki yansıtılanlar gibi bıçakla saldırıyor aksine nezih bi uslupla sohbet ediyordu. Önce insandı çünkü. Sonra sevmeyi sevmeyen adamla tanıştım. İlk defa benimle bu kadar zıt bi kişiyle değerli bi sohbet ettim. Evet ben ona bu ismi taktık. Sevmeyi sevmiyordu. Merhamet vicdan da yok dese de ben onu çok derinlere gömdüğünü düşünüyorum. Eğer bi gün birisi açarsa çocukluğundaki çaresiz hayatına zulüm mahsenine geri döneceği refleksi onu bu kalkana korumaya almıştı. Ama inanıyorum ki terapiye devam ederse zihnindeki hazineleri o da keşvedecek ve yıllardır her vurgunda kilit üstüne kilit vurduğu o insani duygu sandığının kapağını açacak. Bunun için elbet bir gün zihninde taşıdığı o ağır yükleri indirecek. Toplum deyimiyle sözde "Çok uç" noktalarda yaşayan insanların bana göre tamamı anne baba davranış bozuklukları eseriydi. Bir çok aile dışarıdan saygın gibi görünürken onların yoğurup şekillendirdiği ağır hasarlı insanlar hayat mücadelesine talim ediyor kendi içinden geldiği gibi yaşasa da toplumun beklediği rolü giyinse de olmuyor olmuyordu. Demek ki sorunlu çocuk bir sonuçtu sebep sorunlu aileydi. Hüseyin hocama ruh sağlığı en iyi olan insanı tarif etmesini istediğimde birbirine aşık saygı ve sevgi gösteren anne babanın çocukları dedi. Ne zenginlik ne imkansızlık hiç biri yıkamazmış çocuğu eğer böyle bi ailede büyüdüyse. Terapi sonunda yıkanıp yeni kıyafetler giymiş gibi hissediyordum. Ofisten 3 danışan birlikte sohbet ederek çıktık ve her birimiz birbirimizden bişeyler öğrenerek yola revan olduk. Bir sonraki yolculuğumda görüşene dek; Kötü anılarınızı kabullendiğiniz, zihninizde resme dönüştürerek ateşe attığınız . ve affettiğiniz günler dilerim. Geçmişe susmasını söyleyin. Saygılarımla...

10
Psikoloji / Ynt: DİYET TERAPİSİ: ZENCİ ÇOCUK ve BEYAZ EKMEK
« : 06 Nisan 2021, 03:40:53 ös »
ONLAR YANLIŞ BİLİYOR…   BU BENİM SUÇUM DEĞİL !

Bu gün 6. Terapiye geldim. Önceki yazım, terapideki diyet konusuyla ilgili olduğundan tekrar yazma ihtiyacı duydum. Diyette iradeli davranabilirsem belki asıl sorunda başarı sağlayabilirim. Bu terapide  benzer asıl sorunlarla boğuşan bir danışanla tanışmamız benim için önemli bir tecrübeydi. Beni en iyi anlayabilecek bir kişi, ilk defa karşımdaydı. Kader yaklaşık aynı… böyle olunca sanki yıllardır tanıyormuşum gibi. Sonra da yazıştık-konuştuk-dertleştik. Ona “ İyi bir insansın ve senin gibi bir adamın mutlaka cennete girmesi lazım…” dedim. Herkes layıktır  cennete tabi de o an aklıma  nedense böyle bir yorum geldi. Umarım o da ben de hedefimize ulaşır, dünyamızı ve ahiretimizi kurtarmış oluruz. Maşallah onu daha motivasyonlu görüyorum. Allah yardımcısı olsun, muvaffak etsin inşallah. Kusura bakmayın neysem neyim ama inançlı da biriyim. Cümlelerim, düşüncelerim bu yönde. Rahatsız olan, tasvip etmeyen okumasın zaten. Ama korkmayın hocamız terapilerde  din- diyanet, cennet-cehennemden girip lut kavminden çıkmıyor. Tedavi sırasında bunlar materyal ya da yöntem olarak kullanılmıyor. Bahsedildiği gibi bir yeşillik yok yani.  Yeşil olmazsınız, emin olun. 😊 Bilakis argonuz gelişir. Çoğu gibi terbiyeli, saygılı, idare eden, susan, fedakarlık eden vs bir çocuktuk ya….Söyleyememişiz, anlatamamışız, haykıramamışız… hep içimize atmışız ve ezdikçe ezmişiz kendimizi. Hocadan ömrümde toplamda duyduğum argoyu terapi süresince duyuyorum. Da bana göre öyle… Ama bir rahatlatıyor anlatamam. İnsanlar kendilerini rahatlatacak mekanizmalarını kendileri geliştirir. Kimi küfür eder, kimi kırar geçirir, bağırır çağırır, kimi dışarı atar kendini, kimi içer vs. Şahsen hiçbirini yapamamışım. Efendi olmak bir nevi ezik de olmakmış…. Neyse…

Candan Erçetin’in bir şarkısı var… Çok da severim “ Onlar yanlış biliyor, kimsenin suçu değil bu, bu benim suçum…”   Evet benzer kaderdeki insanlar için bu durum, genelde herkesin yanlış bildiğidir bence. Ama bizim kendimizin de  bir aşamadan sonra yanlış değerlendirmesidir. Acizane kanaatim bunlar, tabi ki katılmayabilirsiniz. Biz ruh hali ve dürtü aşamasında suçlu değiliz… Bu tercihimiz değildi. Muzdarip olduğumuz ya da öyle olduğunu düşünenler için bunu tercih etmek çok akıl karı değil. Tekrar dünyaya gelinse kimler tercih eder bu ruh halini, geçmişteki yaşantıları, hüzünleri, mücadeleleri… Ölümcül bir hastalığa yakalanan kabullenemez, önce ruhsal sonra bedensel  şiddetli acılar çeker… Nihayetinde en sonunda ölür. Şahsen ben her gün öldüm. Bitmedi, azalmadı … Kim niye bu zorlu hayatı  tercih etsin ki… Tercih ettim, kendimle barışığım diyen kaç kişi acaba?  Mutluluk sadece cinsellik mi? Sağlıklı bireylere sorulsa kimler  tercih eder? Kaç kişi evet der? Oysa bu bir tercihse, ortada bir sorun yokken ben bu  ruh halini ve yaşantıyı seçtim, mantıklı geldi  diyebilecek çıkmaz mı? Çıkması gerekirdi elbet.  Bir araştırma bu tür yaşantıları özgürce yaşayan ülkelerde bile ruhsal çıkmazlardan, yaşantılardan intihar olayları az değilmiş. Oysa devlet ve toplum her türlü özgürlük ve koruma sağladığı halde. Yine bir araştırmada çocuğunuzun bu durumda olmasını ister misiniz diye sorulduğunda, ben çok mutluyum bu durumdan, tabi ki çocuğum da faydalansın diyebilecek az kişi çıkmış. Birkaç popüler kişi dışında mutlu yaşayan kaç kişi vardır.  Ortak hedef için saf tutanlar kendi içlerinde acaba aş-eş-iş-barınma- sadakat-tutku vs bakımından ne kadar birbirlerine destek oluyorlar. Mutlu olanlara şimdi değil de insan ömrünün belki son demlerinde- hastalıkta-yaşlılıkta- güzellik ve yakışıklılık gittiğinde- mal ve mülk olmadığında- sex bittiğinde sormak lazım. Aşk ve sadakat asıl burada başlar… Mutlu olanlara saygı duyuyor,  mutluluklar dileyerek  mutlu olmayanlar-olamayanlar üzerinden yazmak istiyorum. Allah-ahirat inancı olmayanlar hiç okumasınlar, çünkü tasvip edeceğiniz düşünceler değil zaten. Yanlış anlaşılmasın kimsenin  inançsızlığı beni ilgilendirmez. Ama maneviyatsız, inançsız mücadele şahsen benim için zor bir yöntem. Elbet başaranlar da vardır. Kim neyi isterse yaşasın ve nasıl olmak istiyorsa olsun, nasıl mutlu olacaksa olsun. Ama bizim gibi kabullenmeyen, bunu tercih etmek istemeyen, kurtulmak isteyenlere, çözüm arayanlara, bu yolda mücadele edenlere de tukaka denmemeli-eleştirilmemelidir. Bu da bizim gibilerin tercihidir. Psikolog kapılarını aşındıran pek çok kişi mevcut durumlarından kurtulmak için çabalıyorken kabullen ve yaşa, çare arama  nasıl  denir? Özgürlükse biz de hasta olduğumuzu kabul ediyoruz kime ne? Tıp otoriteleri ne derse desin. Tıp ve ilaç sektörü kapitalizmin kölesi olmuşken,  na kadar güvenilir tartışılır. Yıllardır var olan hastalıklara çare bulunamazken maşallah bir yıl içinde iyi kötü birkaç ülke corona aşısını buldu. Hal böyleyken belki boşa kürek çekeceğiz, belki amacımıza ulaşamayacağız, belki oyalanacağız …. ama istememeye devam edeceğiz. M. Merter HZ. İnsan der….Tercihiniz ne olursa olsun yine de insan olarak kutsalız. Herkes…. Varsa bir bedel, herkes kendi öder. Kınama! Alay etme! Kabul et! Dışlama! Bunları herkes, herkes için  uygulamalı…Herkesin tek bir hayatı var ve isteyen istediği gibi yaşasın.

Evet onlar yanlış biliyor, bizim tercihimiz değildi. Hastalıklı ailelerimizden bize kalan kötü olan her şeyi  redd-i miras tercih etme hakkımız yok maalesef. Bu aşamada aile suçlu, ama faturası bize kesilmiş. Şanslı olanlar ailesiyle yüzleşir, suçlar- suratlarına haykırır ve bir şekilde sorumluluğu- varsa suçu  yüklemiş olur. Ama ortada artık yüzleşecek bir ailesi yoksa kendi halletmek zorunda. Hesaplaşacak ailem yok, çoktan affettim. Kırgındım ama o da yok artık. Kendimi suçlamayı öğrendim yıllar önce ve yapıştı artık üzerime.  Evet bu aşamada yaşadığımız durum kişinin kendi durumu yanında mücadele edip-etmeyeceği  ile ilgilidir. İş bundan sonra başlıyor… Dürtüler, arzular, düşünceler fiiliyata geçmedikçe mes’ul değiliz. Belki kendimizi  frenleyip yapmadıkça sevap bile kazanılır. Bu ağır ve başa çıkması zor bir imtihan. O Allah ki yapılacak her mücadelenin karşılığını verecektir. Belki bu mücadelemiz en güzel ibadetimiz olacak.

Evet ahkam kesmek kolay buraya kadar…Diyeceksiniz güzel akıl veriyorsun sen halledebildin mi? Bilmiyorum bazen çok umutlanıyor, bazen yerlerde sürünüyorum. Tekrar kalkıp çözüme yönelme arzusuyla ızdırap çekiyorum. Belki sonuca hiç ulaşamayacağım ama mücadele ederken ölmek de benim için sonuçtur. Bu yolda yalnız mücadele zor, profesyonel yardım almak şart tabi. Ama kimsenin sihirli değneği yok, çakılan bir kıvılcımdan yangın çıkarabilmek için yine bize iş düşüyor. Olmadı bir daha, olmadı bir daha… Benim de 10- 15 terapi değil belki hatrı sayılır uzun bir süre sonraki yazılarım daha önemli olacaktır. İşin başındayız, heyecanlı- umutlu-gayretli olabiliriz ama sonra ne durumda olacağım bilmiyorum. Forumdaki paylaşımları okuyorum, umut veriyor evet ama  mesela 15-20. Terapi görüşleri yok mesela. Acaba bunlar mücadelelerine son verenler, o gücü devam ettiremeyenler,  o yönde bir hayatı tercih etmeye mi karar verdiler…Yoksa tamamen arzu ettikleri hayatlarına, hayallerine kavuştular, evlenip çoluk çocuk sahibi oldular ve dürtüleri sona mı erdi. Geçmişi unutup artık konuşmak mı istemiyorlar. Sonuç neyse öğrenmek isterdim. Eğer arzu ettikleri yönde bir başarı sağlamışlarsa bu tecrübelerini paylaşmaları bir vefa borcudur. Şahsen bir gün ben de kurtulursam inşallah, bir şekilde yardım isteyenlere haddim olmasa da  destek olmak isterim. Keşke öncesinde başarabilsem…. Hiç bir zafere çiçekli yollardan gidilmiyor…

 

“ De ki: Ey kendilerine karşı aşırı giden kullarım!Allah2ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayan , çok merhamet edendir.” ZÜMER :39/53

11
ONLAR YANLIŞ BİLİYOR…   BU BENİM SUÇUM DEĞİL !

Bu gün 6. Terapiye geldim. Önceki yazım, terapideki diyet konusuyla ilgili olduğundan tekrar yazma ihtiyacı duydum. Diyette iradeli davranabilirsem belki asıl sorunda başarı sağlayabilirim. Bu terapide  benzer asıl sorunlarla boğuşan bir danışanla tanışmamız benim için önemli bir tecrübeydi. Beni en iyi anlayabilecek bir kişi, ilk defa karşımdaydı. Kader yaklaşık aynı… böyle olunca sanki yıllardır tanıyormuşum gibi. Sonra da yazıştık-konuştuk-dertleştik. Ona “ İyi bir insansın ve senin gibi bir adamın mutlaka cennete girmesi lazım…” dedim. Herkes layıktır  cennete tabi de o an aklıma  nedense böyle bir yorum geldi. Umarım o da ben de hedefimize ulaşır, dünyamızı ve ahiretimizi kurtarmış oluruz. Maşallah onu daha motivasyonlu görüyorum. Allah yardımcısı olsun, muvaffak etsin inşallah. Kusura bakmayın neysem neyim ama inançlı da biriyim. Cümlelerim, düşüncelerim bu yönde. Rahatsız olan, tasvip etmeyen okumasın zaten. Ama korkmayın hocamız terapilerde  din- diyanet, cennet-cehennemden girip lut kavminden çıkmıyor. Tedavi sırasında bunlar materyal ya da yöntem olarak kullanılmıyor. Bahsedildiği gibi bir yeşillik yok yani.  Yeşil olmazsınız, emin olun. 😊 Bilakis argonuz gelişir. Çoğu gibi terbiyeli, saygılı, idare eden, susan, fedakarlık eden vs bir çocuktuk ya….Söyleyememişiz, anlatamamışız, haykıramamışız… hep içimize atmışız ve ezdikçe ezmişiz kendimizi. Hocadan ömrümde toplamda duyduğum argoyu terapi süresince duyuyorum. Da bana göre öyle… Ama bir rahatlatıyor anlatamam. İnsanlar kendilerini rahatlatacak mekanizmalarını kendileri geliştirir. Kimi küfür eder, kimi kırar geçirir, bağırır çağırır, kimi dışarı atar kendini, kimi içer vs. Şahsen hiçbirini yapamamışım. Efendi olmak bir nevi ezik de olmakmış…. Neyse…

Candan Erçetin’in bir şarkısı var… Çok da severim “ Onlar yanlış biliyor, kimsenin suçu değil bu, bu benim suçum…”   Evet benzer kaderdeki insanlar için bu durum, genelde herkesin yanlış bildiğidir bence. Ama bizim kendimizin de  bir aşamadan sonra yanlış değerlendirmesidir. Acizane kanaatim bunlar, tabi ki katılmayabilirsiniz. Biz ruh hali ve dürtü aşamasında suçlu değiliz… Bu tercihimiz değildi. Muzdarip olduğumuz ya da öyle olduğunu düşünenler için bunu tercih etmek çok akıl karı değil. Tekrar dünyaya gelinse kimler tercih eder bu ruh halini, geçmişteki yaşantıları, hüzünleri, mücadeleleri… Ölümcül bir hastalığa yakalanan kabullenemez, önce ruhsal sonra bedensel  şiddetli acılar çeker… Nihayetinde en sonunda ölür. Şahsen ben her gün öldüm. Bitmedi, azalmadı … Kim niye bu zorlu hayatı  tercih etsin ki… Tercih ettim, kendimle barışığım diyen kaç kişi acaba?  Mutluluk sadece cinsellik mi? Sağlıklı bireylere sorulsa kimler  tercih eder? Kaç kişi evet der? Oysa bu bir tercihse, ortada bir sorun yokken ben bu  ruh halini ve yaşantıyı seçtim, mantıklı geldi  diyebilecek çıkmaz mı? Çıkması gerekirdi elbet.  Bir araştırma bu tür yaşantıları özgürce yaşayan ülkelerde bile ruhsal çıkmazlardan, yaşantılardan intihar olayları az değilmiş. Oysa devlet ve toplum her türlü özgürlük ve koruma sağladığı halde. Yine bir araştırmada çocuğunuzun bu durumda olmasını ister misiniz diye sorulduğunda, ben çok mutluyum bu durumdan, tabi ki çocuğum da faydalansın diyebilecek az kişi çıkmış. Birkaç popüler kişi dışında mutlu yaşayan kaç kişi vardır.  Ortak hedef için saf tutanlar kendi içlerinde acaba aş-eş-iş-barınma- sadakat-tutku vs bakımından ne kadar birbirlerine destek oluyorlar. Mutlu olanlara şimdi değil de insan ömrünün belki son demlerinde- hastalıkta-yaşlılıkta- güzellik ve yakışıklılık gittiğinde- mal ve mülk olmadığında- sex bittiğinde sormak lazım. Aşk ve sadakat asıl burada başlar… Mutlu olanlara saygı duyuyor,  mutluluklar dileyerek  mutlu olmayanlar-olamayanlar üzerinden yazmak istiyorum. Allah-ahirat inancı olmayanlar hiç okumasınlar, çünkü tasvip edeceğiniz düşünceler değil zaten. Yanlış anlaşılmasın kimsenin  inançsızlığı beni ilgilendirmez. Ama maneviyatsız, inançsız mücadele şahsen benim için zor bir yöntem. Elbet başaranlar da vardır. Kim neyi isterse yaşasın ve nasıl olmak istiyorsa olsun, nasıl mutlu olacaksa olsun. Ama bizim gibi kabullenmeyen, bunu tercih etmek istemeyen, kurtulmak isteyenlere, çözüm arayanlara, bu yolda mücadele edenlere de tukaka denmemeli-eleştirilmemelidir. Bu da bizim gibilerin tercihidir. Psikolog kapılarını aşındıran pek çok kişi mevcut durumlarından kurtulmak için çabalıyorken kabullen ve yaşa, çare arama  nasıl  denir? Özgürlükse biz de hasta olduğumuzu kabul ediyoruz kime ne? Tıp otoriteleri ne derse desin. Tıp ve ilaç sektörü kapitalizmin kölesi olmuşken,  na kadar güvenilir tartışılır. Yıllardır var olan hastalıklara çare bulunamazken maşallah bir yıl içinde iyi kötü birkaç ülke corona aşısını buldu. Hal böyleyken belki boşa kürek çekeceğiz, belki amacımıza ulaşamayacağız, belki oyalanacağız …. ama istememeye devam edeceğiz. M. Merter HZ. İnsan der….Tercihiniz ne olursa olsun yine de insan olarak kutsalız. Herkes…. Varsa bir bedel, herkes kendi öder. Kınama! Alay etme! Kabul et! Dışlama! Bunları herkes, herkes için  uygulamalı…Herkesin tek bir hayatı var ve isteyen istediği gibi yaşasın.

Evet onlar yanlış biliyor, bizim tercihimiz değildi. Hastalıklı ailelerimizden bize kalan kötü olan her şeyi  redd-i miras tercih etme hakkımız yok maalesef. Bu aşamada aile suçlu, ama faturası bize kesilmiş. Şanslı olanlar ailesiyle yüzleşir, suçlar- suratlarına haykırır ve bir şekilde sorumluluğu- varsa suçu  yüklemiş olur. Ama ortada artık yüzleşecek bir ailesi yoksa kendi halletmek zorunda. Hesaplaşacak ailem yok, çoktan affettim. Kırgındım ama o da yok artık. Kendimi suçlamayı öğrendim yıllar önce ve yapıştı artık üzerime.  Evet bu aşamada yaşadığımız durum kişinin kendi durumu yanında mücadele edip-etmeyeceği  ile ilgilidir. İş bundan sonra başlıyor… Dürtüler, arzular, düşünceler fiiliyata geçmedikçe mes’ul değiliz. Belki kendimizi  frenleyip yapmadıkça sevap bile kazanılır. Bu ağır ve başa çıkması zor bir imtihan. O Allah ki yapılacak her mücadelenin karşılığını verecektir. Belki bu mücadelemiz en güzel ibadetimiz olacak.

Evet ahkam kesmek kolay buraya kadar…Diyeceksiniz güzel akıl veriyorsun sen halledebildin mi? Bilmiyorum bazen çok umutlanıyor, bazen yerlerde sürünüyorum. Tekrar kalkıp çözüme yönelme arzusuyla ızdırap çekiyorum. Belki sonuca hiç ulaşamayacağım ama mücadele ederken ölmek de benim için sonuçtur. Bu yolda yalnız mücadele zor, profesyonel yardım almak şart tabi. Ama kimsenin sihirli değneği yok, çakılan bir kıvılcımdan yangın çıkarabilmek için yine bize iş düşüyor. Olmadı bir daha, olmadı bir daha… Benim de 10- 15 terapi değil belki hatrı sayılır uzun bir süre sonraki yazılarım daha önemli olacaktır. İşin başındayız, heyecanlı- umutlu-gayretli olabiliriz ama sonra ne durumda olacağım bilmiyorum. Forumdaki paylaşımları okuyorum, umut veriyor evet ama  mesela 15-20. Terapi görüşleri yok mesela. Acaba bunlar mücadelelerine son verenler, o gücü devam ettiremeyenler,  o yönde bir hayatı tercih etmeye mi karar verdiler…Yoksa tamamen arzu ettikleri hayatlarına, hayallerine kavuştular, evlenip çoluk çocuk sahibi oldular ve dürtüleri sona mı erdi. Geçmişi unutup artık konuşmak mı istemiyorlar. Sonuç neyse öğrenmek isterdim. Eğer arzu ettikleri yönde bir başarı sağlamışlarsa bu tecrübelerini paylaşmaları bir vefa borcudur. Şahsen bir gün ben de kurtulursam inşallah, bir şekilde yardım isteyenlere haddim olmasa da  destek olmak isterim. Keşke öncesinde başarabilsem…. Hiç bir zafere çiçekli yollardan gidilmiyor…

 

“ De ki: Ey kendilerine karşı aşırı giden kullarım!Allah2ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayan , çok merhamet edendir.” ZÜMER :39/53

12
Eşcinsellik Aile Hastalığıdır!

Eşcinsellik, bir aile hastalığıdır. Eşcinsellik, bireysel olarak cinsel kimlik bunalımı olarak yaşanırken içinde yetiştiği ailenin hastalıklı olmasından kaynaklanmaktadır. Toplumda eşcinsel sayısı arttığı, kabul gördüğü ve örgütlendiği oranda aile çökmüş demektir. Eşcinsellik, babanın iktidarı yerine annenin egemenliğinin kutsanmasıdır.
Eşcinsellik bireyin değil bireyin yetiştiği ailenin hastalığının dışavurumudur. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Batı'da eşcinsel lobilerinin güçlü ve planlı çalışmaları sonucunda eşcinsel evlilik yasalarının çıkması ve eşcinsel birlikteliklerin artması, Batı'da ailenin çöktüğünün bir göstergesidir. Batı'da çoktan çöken aile, Doğu'da da artan bir hızla çökmektedir.

Eşcinsel Terapi Benim Ailem 5. Bölüm Fragman

https://www.youtube.com/watch?v=dqM3TJpZ5rM&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=1



http://escinselterapi.net/huseyinkacin/

http://escinselterapi.net/forum/

Eşcinsellik Aile Hastalığıdır!

https://www.habervakti.com/escinsellik-aile-hastaligidir-makale,2038.html?fbclid=IwAR1KMAypvtlCCxETGvbwZ4oGT92J0r3aBQN3VNjl2t7s9hBzRGmvNWJzoXc

Benim Ailem Belgeseli

https://www.youtube.com/watch?v=1HpbJLmROLU&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=11

Benim Ailem 1. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=CCMXqn8U70M&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=7

Benim Ailem 2. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=v-6UbOMkP38&t=369s

Benim Ailem 3. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=tXHaVWGvYH8&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw

Benim Ailem 4. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=1HpbJLmROLU&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=11

https://www.youtube.com/watch?v=CCMXqn8U70M&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=7

Kürt sorununu kırk yıldır nasıl "dört başı mamur" çözemediysek; yeni yeni büyüyen eşcinsellik sorununu da "dört başı mamur" çözemeyeceğiz ve dini kurumlarımız, ailevi değerlerimiz büyük yara alacaktır.

Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html?fbclid=IwAR1Akgk_ORB-CkFSzTiPTi3z4OYi17uVv0T_d0CjGGhM2VlsEMrXNsQ3ZO0

DEVLET HER ÇOCUĞA SAĞLIKLI EBEVEYNLER SAĞLAMAK ZORUNDA

Devlet her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamak zorundadır ifadelerini kullanan Kaçın, Siz devlet olarak aileyi korumazsanız geliştirmezseniz, aileyi merkeze koymazsanız toplumsal çöküş başlar. Burada tüm psikologlar sorunlar anlamında genelde anne-babaya odaklanırlar. Tamam anne-baba sorun çıkarabilir ama burada devletin hiç mi etkisi olmayacak. Çocuklarımızı 6-7 yaşında okula veriyoruz. Bir anne-baba çocuğunu devlet okuluna verdiği anda o çocuk anne-babanın değildir. Devlet bu emanetin bilincinde mi ve bu konuda hassasiyet gösteriliyor mu? açıklamasında bulundu.

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&list=UUJdkrJhiL6pyF6B8vXad8Ew&index=3

https://www.habervakti.com/dosya/escinsellik-bir-hastalik-mi-kavramlarla-nasil-zihnimizle-oynuyorlar-h81171.html?fbclid=IwAR3Y4Czjk6CQvnT5EcoFSjxxe0hI3WhhbHpkQPv9D8bWuWqCw_vhQCCtG3A

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&fbclid=IwAR3T3VzkZQx7MM_-DfTuOPGkjgsaKmoHohM26zVIUSOKfSAQoFnkT1Hst7U

'Türkiye artık eşcinsellik sorunuyla yüzleşmeli'
Başarılı programcı Bülent Deniz'e konuşan eşcinsel terapisti psikolog Hüseyin Kaçın, Türkiye artık eşcinsellik sorununu halının altına süpüremez. Bu gerçeklikle yüzleşilmeli. ifadelerini kullanarak kritik uyarılarda bulundu.

https://www.habervakti.com/dosya/turkiye-artik-escinsellik-sorunuyla-yuzlesmeli-h81004.html?fbclid=IwAR3bCylgsndM9C_YddGIdbngIatUIlPs6FHizJnwo9P19MJSXXU3pahyKBw

https://www.youtube.com/watch?v=pDj1U1xuTwk&fbclid=IwAR034rxZfxS6xWA7l4nOO2ENobKlduzECdidFePArFi0f13Gg81ISDVurkw&app=desktop

Yazarımız Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinsel ifadesi yerine LGBT ifadesinin kulanılmasını yanlış bulduğunu ifade ederek büyük tehlikeyi işaret etti. Kaçın, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında toplumun dinamikleriyle oynanmaya çalışıldığını da belirtti.

https://www.habervakti.com/dosya/unlu-psikolog-tehlikeyi-isaret-etti-lgbt-degil-escinsel-h61739.html

Eşcinsellik hakkında yaptığı açıklamalarla ve ortaya koyduğu terapi yöntemleriyle tanınan haber sitemiz yazarı ve psikolog Hüseyin Kaçın, 7 yıl önce katıldığı bir televizyon programında 'eşcinsellik'le ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu.

https://www.habervakti.com/dosya/unlu-psikolog-escinsellik-tehlikesini-yillar-once-boyle-ortaya-h74213.html

Boderline Kişilik Bozukluğu: Eşcinsellikten İyileşerek Nasıl Kurtuldum?
Köşemizde eşcinsellikten kurtulmuş kişilerden Selim'in ikinci yazısını yayınlıyoruz:

https://www.habervakti.com/boderline-kisilik-bozuklugu-escinsellikten-iyileserek-nasil-kurtuldum-makale,1599.html

Tövbe edersem eşcinsellikten kurtulur muyum?
Köşemizde eşcinsellikten kurtulmuş kişilerden Selim'in terapi süreçlerine dair kaleme aldığı yazısını yayınlıyoruz:

https://www.habervakti.com/tovbe-edersem-escinsellikten-kurtulur-muyum-makale,1598.html

Özal'ın bahsettiği üç beş çapulcudan teröristler çıkmıştı; Erdoğan'ın bahsettiği üç beş çapulcudan ise eşcinseller çıkıyor

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

Ahlak: Zeki Müren "İbne" Değildir.
https://www.habervakti.com/ahlak-zeki-muren-ibne-degildir-makale,1531.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Kamuoyunda pompalanan "eşcinsellik, özgürlük" vs. dayatmalarına karşı bir okurumuzdan gelen değerlendirmeyi sizlerle paylaşıyoruz. "Medya, meziyetmiş gibi öteden beri eşcinselliğin özgürlük olduğunu vurgular. Böylelikle eşcinselliğe karşı çıkanlar da özgürlük düşmanı olur tabii. Durmadan bunu pompalayan yayınlardan etkilenen Müslüman kesim, günah işleme özgürlüğüne saygı duyulması gerektiğine inanmaya başladı sonunda...

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinsel ideoloji ve örgütler

https://www.habervakti.com/escinsel-ideoloji-ve-orgutler-makale,1020.html

13
Herkese merhaba tekrardan. Bugün yazacaklarım ve size içimi dökeceklerim belki de bütün terapi boyunca yazacaklarım arasında benim için en kıymetli ve en özel anların olduğu hikayem olacaktır.

Son terapimden bu yana neler yaşandı onları özetlemek istiyorum ilk önce. Aslında son zamanlarda geçirdiğim en berbat iki haftadan biri olmasının yanı sıra iyi şeyler de olmadı değil. Antidepresanımın da etkisiyle sürekli olarak uykulu bi haldeyim. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor, ders çalışamıyorum, ödevlerimi yarım yamalak teslim ediyorum. Geçen dönem düşük not almayı kendine yediremeyen ben bu dönem hiçbir şey için çaba sarfedemiyorum. Yüksek not alma konusunda sahip olduğum kibrim ve egom bile yerle bir olmuş durumda. Elbette ki buna asıl sebep olan şey artık iletişim içinde olamadığım, gökyüzü kadar uçsuz bucaksız hasret duyduğum eşcinsel arkadaşlarım ve 'Z'yi merak ediyor olmam. Nasıl oldukları, ne yaptıkları, sağlıklarının ve mutluluklarının ne durumda olduğunu bilme isteği ama onlara ulaşamamak çok can yakıcı. Sürekli olarak onları düşünüyor olmamdan dolayı kendi hayatımı idame ettiremiyorum bir süredir. Göğüs kafesimin tam ortasında ve hafif mide bulantısına benzeyen ama huzursuzlukla birleşince beni yıkan, adını koyamadığım o his fazlasıyla sarmış durumdaydı beni bu son iki haftada. Öte yandan Hüseyin hocamın bana ödev niyetine verdiği, yapmamı istediği belli başlı şeyleri %100 başarı ile olmasa da yapmaya çalıştım. Örneğin; ablalarım ve annemle aramdaki duygusal ve korumacı bağı koparmak ve aramızda bir set çekmek için yeri gelince onlara karşı da çıktım, kavga da ettim. Artık onlara yaşadığım hayatın yalnızca benim olduğunu ve sadece onların istediği gibi şekil alabilecek biri olmadığımı gerektiğinde sesimi yükselterek haykırdım. Ne yalan söyleyeyim benim gibi naif ve kimseyi kırmamaya çalışan bir yapıya sahip olan bir kişi için bile bu hareketim biraz gurur okşayıcıydı. Ablalarımdan ve annemden uzaklaşmaya çalıştıkça kendimi daha fazla babamın ve eniştemin yanında vakit geçirirken buldum. Babamla sohbetim ve paylaşımlarım arttı, vakit buldukça işyerine yanına giderek ona yardım ettim. Hatta 21 yıllık hayatımda ilk defa babamla fotoğraf çektim. Bu ikimizin de isteyerek anı olarak hafızaya kazıdığı, bizi yakınlaştıran nadir anlardan biriydi. Araba sürmek ve ehliyet almak bana her zaman gereksiz ve vakit kaybı gibi gelen şeyler iken eniştem ile araba sürmeye gittik. Gerçekten de direksiyona kendi isteğimle geçtim ve birkaç bir şey öğrendim. O gün eniştemle vakit geçirirken ise şunu farkettim. Aramızda yaşlar olmasına rağmen o da benimle bir arkadaş gibi takılmak ve vakit geçirmek istemiş hep. Kendimi onlardan uzaklaştırmaya çalışmak yerine artık hissettiğim kadar yakınlık gösterebiliyorum ve bunu yaparken utanmıyorum.

Günler böyle geçip giderken her zaman olduğu gibi Hüseyin Bey'e telefon ederek randevu almak istediğimi ve öğle saatlerinin uygun olduğumu söylememe rağmen kendisi beni sabah en erken saatlerinden birine davet etti. Sebebi aslında apaçıktı. Kader midir, rastlantı mıdır bilinmez ama 'Z' de o sabah terapiye geliyordu. Aşk tesadüfleri sever falan da diyebiliriz buna bence. Kendisini en son yüz yüze 5 Eylül 2020'de gördüm ve son konuşmamız da 1.5 ay önceydi. Haliyle duyduğum özlem tavan iken onu görme ve sohbet etme şansını kaçırmadım. Sabahın köründe kalkıp yollara düştüm, fazlasıyla değdi buna. Odaya ilk girişimde onun görmem ve bütün vücudumun titremesi aynı onu ilk gördüğüm andaki gibi heyecan vericiydi. Koltuğa oturdum, 'Z' ve Hüseyin hocam sohbet etmeye devam ederlerken ben beş dakika kafamı kaldıramadan yaşananları sindirmeye ve heyecanımı yenmeye çalıştım. Yaklaşık 30 dakika kaldığım odada aramızdaki geçmişte kalan ilişkinin ve bugünlere gelen durumumuzun ikimizin de hayatlarında nasıl izler bıraktığını konuştuk. Sonra onun seansı bittiğinde biz dışarı çıktık. Uzun zaman sonra tekrardan onu görmüş olmanın ve konuşabilme şansımın verdiği cesaretle baya sohbet ettik. Hiç çekinmeden açık yüreklilikle, istesem de istemesem de ona hala aşık olduğumu ve çok sevdiğimi onun yüzüne karşı da itiraf etmiş oldum. Bu itiraf asla ama asla ondan bir beklentim olmasıyla alakalı değil, sadece onun gerçekleri bilmeye hakkı olmasıyla ilgili. Nitekim aldığımız kararı az sonra size açıklayınca da anlayacaksınız. Uzun uzun muhabbet ettikten sonra içeri tekrar girdiğimizde yaşıtımız olan ve tıp okuyan bir arkadaşın terapisine misafir olduk. Uzun zamandır terapilere gelen ve iyileştiğini gördüğüm o arkadaşın narsist, kendini beğenmiş yapısı hoşuma gitti. Çünkü çocuk bunları son derece hakediyordu. Yaşadığı onca zorluğa rağmen ailesine bile durumunu anlatamadan her şeyi tek başına başarmış. Sahip olduğu ego son derece yerli yerindeydi. Hatta Hüseyin hocam laf arasında konuşurken ona "tanrı" diye hitap ediyordu. Muhtemelen bu hitap onun kendini sevmesi ve hayatta hep kendini düşünecek kadar bencil olabilmesiyle alakalı. Sıra benim terapime geldiğinde 'Z' de bize yaklaşık 10 dakika eşlik etti. Hüseyin hocam bize aldığımız kararı sordu ve biz de açıkladık. Biz hala birbirine değer veren ve birbirini çok seven iki bireyiz. Bunu eşcinselliğe bağlamak zorunda değiliz çünkü can yoldaşı, dost olmak, ömür boyu sevebilmek gibi bir şansımız varken bunu cinsel ilişkiye taşıyıp bitme yoluna sürükleyemezdik. Aldığımız karar şuydu; terapilerde karşılaşmadığımız sürece birbirimizle iletişime geçmeyecek ve seanslarımıza düzenli gelip iyileşmesi gereken yönlerimizi iyileştireceğiz. Bir gün gerçekten de yeniden bir araya gelmemiz gerektiğini eminim ki ikimiz de doğru zamanda farkedeceğiz. Su akacak ve yolunu illa ki bulacak. Hüseyin hocam aldığımız kararın bizim için en doğrusu olduğunu söyledikten sonra kendi hayatında geçmiş bir dostuyla ilgili ufak bir anısından bahsetti ve sonra beni çok etkileyen bir cümle söyledi. "Biz ayrılmak için ayrılmıyoruz, birleşmek için ayrılıyoruz." Şuan yaşamamız gereken ayrılık her ne kadar benim açımdan hala kalbimi acıtıyor olsa bile en doğrusu. Zamanı geldiğinde daha güçlü birleşebilmek için bu ayrılık şuan yaşanmalıydı. Bence böylesi bir zamanda iki eşcinsel(?) bireyin birbirleri için fedakarlık yapıp böyle karar almaları takdir edilesiydi. Bu konuşmaların ardından 'Z' ile sarıldık ve birbirimizi bir daha ne zaman göreceğimizi bilmeden vedalaştık. Buruktu aslında... O gittikten sonra arkamı dönüp tekrar koltuğa oturup Hüseyin hocamın gözlerine bakarken saatlerdir tutmaya çalıştığım kendimi rahat bıraktım. Gözyaşlarımın daha fazla içime akmasına gerek yoktu çünkü artık. Ağlamama sebep olan şey aslında üzülmemden çok mutluluğumdandı. Onca zaman sonra onu sağlıklı bir şekilde karşımda görmüş olmak benim için büyük lütuf. Evet ben bu duruma isyan etmiyorum, delicesine sevmek ve bağlanmak Allah tarafından bence bana bahşedilmiş bir hediye. Kötülüklerin kol gezdiği, sevgisiz ve değersiz yaşanan bu dünyada sevebilme gibi bir özelliğe sahip olduğumdan kendimi şanslı sayıyorum. Biraz ağlayıp rahatladıktan sonra sohbete devam ettik. Artık benim de kendi dünyamın tanrısı olmam gereken zamanlar yaklaşıyor. Eğer hayatta sağlıklı bir şekilde kalmaya devam etmem gerekiyorsa her ne olursa olsun düşünmem gereken ilk şeyin yine kendim olmam gerektiğini konuştuk. Benden yaratmamı istenilen egoyu verilen taktikleri ve perspektifleri uygulayarak yaratmaya çalışacağım. Her şeyden önce kendim için. Artık gerektiğinde sesim daha gür çıkacak. Başkalarını kırmamak için kendimi kırmaktan vazgeçeceğim. Benim adım da Maxi ise eğer, ben bu devranı döndüreceğim. Öyle kavgasız gürültüsüz vazgeçmeyeceğim, pes etmeyeceğim. Çünkü alacağım her karar ve yapacağım her hareket aslında gelecekte görmek istediğim o güzel ben için bir adım :) Yaratmak istediğim güçlü kendimi yarattıktan sonra zaten yaşamam gereken şeyler kaderimle beraber bana gelecek. Sevelim, sevilelim bre dostlar. Sözlerimi bu defa da çok sevdiğim bir şarkının sözleri ile bitirmek istiyorum. Esen kalın. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

"Bu yolculuk nereye kadar sürerse böyle, bu dünyada aşk olmadan yaşamak neye yarar söyle"

14
Hüseyin KAÇIN / HAYAT DEDİĞİN HEP NİSANDIR
« : 05 Nisan 2021, 02:35:56 ös »
HAYAT DEDİĞİN HEP NİSANDIR

hayat dediğin insanın içini acıtır
umursamayacaksan
kan ter içinde kalınan
bir uykudur aslında hayat

korkmayacaksın asla üzülmeyeceksin
eninde sonunda
çilesi de biter sevinci de yalan
dört mevsimin birisi de bahar

bir anadan bir babadan
ruhumuzu büyütmek için
toprağın çilesinden yaratıldık
bu yüzden bir yanımız hep eksik
hep hüzün

insan evladı dediğin
masalların yalanların içine saklanarak
küçük kalırmış
acının çilenin dermanından yudum yudum içerek
devleşerek büyürmüş
cinlere perilere
kötü adamlara bile aldırmadan

insan dediğin
onuru şerefi
dini imanı
namusu
helali için helalinden yer içermiş
ömür boyu bir yastıkta kocanacak
bir hayat için
aşk içinde aşkla
sevinerek sevişerek
aşkla yaşarmış

3 Ayşe Nisan 2021
12:30
İstanbul

15
Psikoloji / DİYET TERAPİSİ: ZENCİ ÇOCUK ve BEYAZ EKMEK
« : 01 Nisan 2021, 11:36:47 ös »
    ZENCİ ÇOCUK VE  BEYAZ EKMEK

Zenci,    itilmiş- hor görülmüş- aşağılanmış- görülmemiş- farkedilmemiş-önemsenmemiş-sevilmemiş- takdir görmemiş- engellenmiş- yok sayılmış- ihmal edilmiş-sevilmemiş bir çocuğu temsil ediyor. Ten renginden değil, maruz kaldıklarından…

           Bendeniz zenci muamelesi gören çocuğun ruhu…Ruh hiç yaşlanmazmış, yıllar geçtikçe bunu gördüm. Ne saçlardaki beyazlıklar, ne göz altı torbaları, ne de birkaç kırışıklık ruhu çok da olgunlaştırmıyor. Hele de bu ruh çocuklukta zenci muamelesi görmüşse. Çocuklukta yaşanılan ufak tefek kötü yaşantılar yıllar sonra travma şeklinde karşımıza çıkabiliyor. Bu küçük gibi görünen kötü yaşanmışlıkların tahribatı belki uzun yıllar onarılamıyor.

           Şu an yaşadığım ve hep yaşamakta olduğum ciddi sorunların temelinin beyaz ekmek olduğunu çok sonra anladım. Biliyordum ama çözemiyordum. Anlatacaklarım sıradan gelebilir. Özellikle psikolojik -dram filmlerin revaçta olduğu şu sıralarda…Ama benim için sıradan değildi. Kalabalık ve çok fakir bir ailede doğdum. Önceki yazılarımda duygusal açlıkta ve sebep oldukları hakkında uzun uzun yazmıştım. Şimdi de bedensel açlığın bendeki hasarlarını itiraf edeceğim. Çok fakirdik ama canımızı acıtan bu değildi. Babam çok bencildi. Evdeki yemekleri beğenmez dışarda yerdi. O hep toktu. Yer sofrasında önce davranan karnını doyururdu. Hep hatırladığım annemin biz doyup kalktıktan sonra sofraya oturup kalanlardan atıştırırdı. O kadar çocuktan bir şeyler kalmışsa tabi.  Yıllar sonra anladım annemin hep neden sofraya en son oturduğunu. Zaten bir şey olmazdı, önce biz doyalım isterdi.  Tavuklarımız vardı, bazen keserdik yerdik ama annem ve biz kemikleri kemirir yalarken butları babama verirdi annem. Mümkün olduğunca onu hoşnut etmeye çalışırdı. Ki belki doyar, mutlu olur, az döverdi-söverdi- az yolardı saçlarını …Fayda etmezdi. Tavuk budunu yıllar sonra tattım. Piyasadaki en kötü unu alır, ondan ekmek yapar yerdik. Köyde değildik ama fırında satılan normal beyaz ekmek lükstü bizim için. Evde yaptığımız ekmek ilk piştiğinde sıcakken yenirdi ama birkaç günde anca biterdi ve kaya gibi olurdu. Lezzetli de değildi. Babam tabiki bu ekmekten yemezdi. Her gün kendine taze beyaz ekmek alırdı. Zaten kendine yetecek kadar aldığından dokunamazdık, yiyemezdik. 3-4 yaşındaki küçüğümüz bile o ekmeğe dokunulamayacağını bilirdi. Ben küçüktüm,  gizli gizli babamın ekmeğini elime alırdım, koklardım, anlamayacağı kadar kırıntı alırdım ağzıma ama hemen yutmazdım. İsteyemezdik de… Çok korkardık. Annem de hep aman ha diye tembihlerdi onun ekmeğini yemeyin diye. O dedikçe daha çok merak eder, yemek isterdim. Belki kardeşlerim de… Ekmek dışında çay içmek de yasaktı+. Çünkü bitermiş ve pahalıymış. Yıllar sonra içmesem bile her gün çay demlenir şu an evde. O zaman her şey normal gelirdi. Yıllar sonra büyüdükçe, başkalarının aile hayatlarını gördükçe anlamaya başladık. Komşu çocuklarının yaşantılarına, giydiklerine, yediklerine hep imrenir ağlardım kendi kendime. Bazen bedensel açlığıma, bazen duygusal açlığıma…

Babam hep agresifti, neye neden kızdığını hiç bilmezdik. Kaçardık, görünmezdik. Anneme olan sözlü ve bedensel şiddet erkeklerden nefreti körüklerken kendim de nefret etmeye başlamıştım. Annemin acizliğini görüp ona destek oldukça babamın sevgisizliği daha çok arttı bana karşı. Çünkü annemin dayanak noktasıydım. Annemin masumane bana sığınması, medet umması yıllar boyu devam ederken farkında olmadan ben de sömürülmeye başlanmıştım. Küçük bedenim ve ruhum küçük yaştan itibaren sorumluluk almaya başlamıştı.  Bunun bana olan tahribatları yıllarca giderek arttı. Ta ki annem vefat edene kadar. Ondan sonra da hafiflediğimi hissettim ve asıl sorunumun çözümü için hocamıza başvurdum.

Evet ekmek aşkı geçmişten kalma yani. Ulaşılamayan aşktı. Şimdi çoğuna göre sıradan bir şey. Ama o küçük çocuk için çok önemliymiş…Çocuk bunu yıllar sonra anladı. Gel zaman git zaman o evden üç üniversiteli çıktı.  Ben de İstanbul’da üniversiteyi kazandım. Sınava girerken  babam bana güvenip okumayın, sınava girmeyin, kazansanız da benden bir şey beklemeyin dedi. Okul hayatım boyunca ondan bir kuruş görmedim. Annem bağ bahçede bir şeyler yetiştirir-satar biraz gönderirdi ama o para hiç mi hiç yetmezdi. Bazen gönderdiği parayı çekmek için gidecek yol parası da olmazdı. Devlet yurdu yemekhanesi pahalıydı. Kantinden çeyrek beyaz ekmek, en kötüsünden poşette birkaç zeytin alıp, karanlıkta  kimsenin görmediği bir banka oturur yerdim. Bazen iştahla, bazen gözlerim dolarak. Üniversitede öğle yemeği çok ucuzdu ve yemekleri güzeldi. Tek öğün yiyebiliyordum ve okulda adamakıllı karnımı doyurmalıydım. Haliyle ekmeğe dadanırdım ki ertesi güne kadar tok kalabileyim. Beyaz ekmek tıkınması böylece ayyuka çıktı. Zaten geçmişte bir engellenme vardı. Özgürdüm kendimce, zengindim, izin almama gerek yoktu, yemekhanedeki ekmeklikten istediğim kadar yiyebilecektim.

Yıllar geçti, devlet memuru oldum. Para kazandım, evim arabam oldu şükür ama içimdeki çocuğu doyuramıyordum. Gözüm hep aç gibiydi. Sonra yiyemem, iyice doyurayım karnımı diye yerleşmiş yaşantımı değiştiremedim. Evde şükür çeşit yemek oluyor ama gözüm hep ekmekte. Doymuyordu içimdeki çocuk. Birkaç kez diyetisyene de gittim zayıflamak için, zayıfladım da ama ekmeğin engellenmesi beni psikolojik olarak çok gerdi. Ekmeğe olan engelleme beni daha çok hırçınlaştırdı. Yemeliydim, çünkü bu şekilde ezikliğime, engelime, isyan edebilecektim….Yani ruhum öyle diyordu. Ama kilo artıyor, sağlığım bozuluyordu. Aynalara düşmen oluyordum zaman zaman. Giydiğim yakışmıyor, kendimi çirkin buluyor, kendi bedenimden de uzaklaşıyordum. Bunun da nelere sebep olduğu, en azından nasıl pekiştirdiğini yaşadım gördüm. Sorunun farkındaydım ama bu da bir çeşit bağımlılıktı. Kısırdöngü içinde gidip geldim yıllarca. Zayıfladığım zamanlarda kendime güvenim arttı, çok mutlu oldum. Ama bu kilo kayıpları istikrarla devam etmedi. Bir ekmek almak için girdiğim fırında oyalanmayı, koklamayı çok seviyordum ve çıkarken 30 liralık ekmek çeşidiyle çıkar oluyordum genelde.

Malum sorunlarla hocamızın kapısını çaldığımda bu durumu besleyen bir etkendi yemek…Hocam …artık aç değilsin, yedikçe mutlu olacağını sanıyorsun ama mutlu da olmuyorsun. Yedikçe …özellikle de ekmek yedikçe babana isyan etmiş zannediyorsun kendini. Ekmek yedikçe o adamın oğlu olmaya devam edeceksin. Ya da ekmeği bırakıp sen olmayı seçeceksin dedi. Bunda irade gösterebilirsen asıl sorunun çözümüne de destek sağlamış olacaksın dedi. Belki irademle bir iş başarmanın mutluluğuyla kendime güvenim artacak ve terapi sürecini daha verimli geçireceğim. Kim bilir…Şu an 107 kiloyum. Ne kadar irade gösterebilirim bilmem. Çok zor benim için. En azından mücadele için hocama söz vermiş oldum. Kiloyu buraya yazayım ki mücadelem farz olsun.

Artık zenci değilim…Zenci çocuk büyüdü…Özgürüm…sahibim yok… İmkanım var artık ama gerçekten bedenin  ihtiyacı var mı şu anda zenci çocuğun arzularına …Yok!  Geçmişe dönemem, ve o çocuğu mutlu edemem. Ama yine başka zenci çocukların varlığından haberdarım. Onlar yaşadıklarımı yaşamasın diye yakın çevremde küçük organizasyonlar yapıp ayakkabı, kıyafet, erzak, kırtasiye desteği yapıyorum sürekli. Ancak bu şekilde içimdeki zenci çocuk mutlu olabiliyor…


http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=2030.0

Sayfa: [1] 2 3 ... 235