İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 323
1
Ben de aynı şekilde düşünüyordum fakat Hüseyin Hoca ile görüşmemiz de duygusal bir bağ kurmamın önemini  cinsellik hakkında kendimi zorlamadan hareket etmem gerektiğini anladım. Sonrasında da görüştüğüm hanımefendi ile görüşmelere giderken çok zorlansam da reddetmeyip çok sık olmasa da görüşmeler yaptım. Bu süreç yorucu inişli çıkışlı bazen işkenceye benzese de vazgeçmeyip devam ederken ne hissettiğimi analiz etmeye iyi de olsa kötü de olsa kabul etmeye, kendimi suçlamadan anı yakalamaya çalıştım. Hamdolsun bi yerden sonra beni seven  bu hanımefendi ile görüşmemin beni motive ettiğini her ne kadar onun benden beklediğini ben de başka erkeklerden bekliyor olsam da bunu atlatabileceğimi farkettim ve sonunda duygusal bi bağ kurduğumu ve tam bir sevgi diyemesem de  onu bazen özlediğimi hissettim.  Ayrıca onunla konuşurken rahatladığımı, kendimi ifade ederken çık zorlanmadığımı ve onun da çok anlayışlı oluğunu gördüm. Çok şükür onunla buluşmadan zorlansam da buluşunca artık hoş vakit geçirebiliyordum. Tabi bazen beraber gülüyor bazen beraber ağlıyorduk ama sağolsun benden vazgeçmeyip benim göremediğim eril tarafımı gören bu hanımefendi beni tedavime farketmeden destek olmuştu.  Vel hasılı serüvenim uzunca ama bu kadarıyla iktifa edeyim. Fakat benim gibi bu sıkıntıdan muzdarip kardeşlerime acizane tavsiyem tamamıyla bu duygulardan kurtuldum diyemesem de hafiflemek depresif halden kurtulmak ve bu sıkıntıya rağmen bir yuva kurabilmek mümkün...O yüzden tedirgin olmamız biz sevgiye ilgiye muhtaçken bir kadının sorumluluğunu alıp ona bunları verebilmek elbette zor ama imkansız değil ve şunu biliyorum bizi bu  karanlığa gömmek isteyenlere inat Rabbim bizim verdiğimiz mücadeleye şahit ve yardımı için bizden biraz gayret gerekiyor. Evet bir nisk aldım ve evlendim, tamamıyla kurtuldum diyemem ama mücadeleye devam etmem gerektiğini ve başarılı olacağıma inancım tam... Vesselam...

2
Anlatmaya nerden başlasam bilemiyorum ama hikayemi uzunca anlatmaya gerek duymuyorum. Çünkü bizim gibi olup dini hassasiyeti de bulunan pek arkadaş gibi ben de gerek aile gerek yetiştirilme gerek sevgi yetersizliği vb konularda benzeri şeyleri yaşamış olduğumu ve yalnız olmadığımı dolayısyla kendimi tamamıyla suçlu görmeden ama kimseyi de suçlayıp problemimi çözmek adına sorumluluk almayı ve adım atmayı  aldığım terapiden sonra anlamış bulunmaktayım.
Hatta riskli olsa da beni sevdiğini anladığım bir kişiyle de bu terapi sürecinde görüşmeye karar verip adım attım. Evlilik mevzusu hiç ummadığım bi zamanda gerçekleşti. Forumdaki yazılardan birinde bir arkadaşın karşı cinse hiç ilgisi olmadığını şayet bir nebze olsun bir şey hissedebilse hemcinslerine ilgisine rağmen evliliği tercih edebileceğini söylüyordu.

3
Hocam yeni yazımı paylaşıyorum.
Yine Kimliğim gizli kalarak forumda paylaşın!


İÇİMDEKİ FIRTINA…
Geçen yazımda ‘terapi çok inişli çıkışlı’ diye yazmıştım.Harbiden de öyle Haftasonu erkek arkadaşlarımla çok güzel vakit geçirdim,çok eğlenceliydi.Erkek ortamında erkeklerle idim.Ama bugün sabah canım deli gibi bir erkekle ‘sevişmek’ istiyor.Bu neden oluyor?Yakın erkek arkadaşımla baya güzel vakit geçirdim,güldüm ve eğlendim hatta fiziksel temasa da girdik(klasik erkeklerin birbirinin üstünde yaptığı fiziksel şaka yollu kavga gibi) evet çok güzel geçti ama bugün neden bunu yaşıyorum?Bir erkeği öpmek istiyorum,sarılmak istiyorum deli gibi…
Bizim gibiler ne yapacak?Hetero desen değiliz,Aktif yaşadığımız bir eşcinsel hayatımızda yok çok ‘gri’ alandayız…
Hüseyin Hocam’a kalpten inanıyorum ve onu çok seviyorum ve kurtulunabilindiğine de inanıyorum eşcinsellikten ama her moralimiz bozulduğunda bu hisler tekrar yüzeye çıkacak mı?Çünkü Joseph N kitaplarında terapi ile çok yol katetmiş ve hetero olmuş insanların bile ‘depresif’ dönemlerde(herhangi bir yaşam da karşılaştığı sıkıntı,illa eşcinsellikle alakalı değil)tekrar bu hislere kaçınılmaz olarak yöneleceğini ve hiçbir zaman tamamen ‘hetero’ olamayacağını söylüyordu.Hatta Bu konuları yine çok iyi bilen konferans vs veren Dr.Z.B Hoca’nın Youtube’deki videolarını izledim bir saatlik,bir buçuk saatlik tüm konferans videolarını izledim eşcinsellik ve aile vs anlattığı o da ‘belli bir yaştan sonra çok zor,imkansız değil ama imkansıza yakın gibi’ bir cümle kullanıyordu.Biz hep böyle bir adım ileri iki adım geri mi gideceğiz hep böyle fırtınalar mı kopacak içimizde?Bu ruh halinde kendimi okula ve sorumluluklarıma da veremiyorum.Hani Hüseyin Hoca diyor ya;Bu sorunu çözmeden diğer alanlarda hayatta başarılı olamazsınız diye,evet bu çok doğru.
Ama ben zaten çok çabalıyorum hiç içimden gelmeyen şeyleri bile hoca dedi diye yapıyorum hiç erkeklerle etkileşime girmediğim kadar giriyorum hatta bazen çok ‘hetero’ hissediyorum ama eve gidince bir erkekle öpüşmek istiyorum ve ‘N’oluyo Lan?Bu ne şimdi?’ Oluyorum.Bir yandan hayat mücadelesi ve sorumluluklar,bir yandan bu sorun,depresif oluyorum bazen…
Ailemiz bizi nasıl bir ateşin içine attı?Bu kör kuyudan nasıl çıkacağız?Çıkmaya çalışırken hep düşecek miyiz?Tamam onlar suçlu biliyorum ama sonuçta olan oldu ve biz uğraşıyoruz…Bazen özgüvensizlikten bazen çok özgüvenli hissettiğim de de eşcinsel hislerim çoşuyo.Keşke diyorum şu yurtdışına gidip rahatça medeni toplumlarda beni sevecek bir erkek bulsam bazen de diyorum keşke bi babam olsa ve gelip sarılsa bana…Artık dramatik olmaktan da bıktım bu şeyden kurtulmak istiyorum artık…Bence çevresel koşullar da bu durumu çok etkiliyor çünkü yakın erkek bağları kurmamız gerekiyor ve sıkça sosyalleşmek hemcinslerle,ama nerde yapca bunları?nerden bulcaz?Biliyorsunuz ki bir şeyin faydalı olması için o şeyi hergün belli bir düzeyde yapmanız gerek,mesela ilaç içmek gibi hergün bir tane gibi
Ama bu bağları kuracak sosyal çevreniz yoksa bazen çok iyi bazen kötü oluyo terapi süreci keşke onüç-onaltı yaşlarında olsaydım en azından daha rahat olurdu,belki bana abilik yapacak biri olurdu çünkü çocukken bunlar daha kolay ama belli bir yaştan sonra artık bu yakın bağlar beklerseniz insanlar şaşırır çünkü artık yetişkinsin der
Belki biri gelip bana abilik,babalık yapsa çok iyi iki,üç yıla çok iyi olurum ve tamamen iyileşirim,şimdi de çabalıyorum ama çok gel git li oluyo bu yüzden geçen yazımda herşey sizin çabanız değil bazı şeyler çevresel-ülkesel koşullar vs demiştim.Çünkü gerçek Hetero olmak istiyorum yüzde yetmiş yüzde atmış değil veya kendimi heteroluğa zorlamak istemiyorum zaten gerçekten Hetero gibi cinsellik hissetmek istiyorum sadece çevresel vs koşullardan dolayı ‘eşcinsellik yaşamıyayım’ demek istemiyorum.
E artık belli bir yaşa geldim çok büyük olmasam da,herkes sevgili yapıyo,birileriyle takılıyor artık bende yetişkinliğe girdim bende bişeyler yaşamak istiyorum her doğal akışın içinde yaşayanlar gibi ama kendimi tutuyorum eşcinsel ilişki yasak diye terapide ama kızlarla yaşamak istemiyorum böyle olunca ben stres oluyorum ve hiçbişeye aklımı veremiyorum belki yaşasam stresimi atmış olur muyum?bilmiyorum!
Diğer erkeklere karşı da öfke hissediyorum kendimi geri kalmış gibi hissediyorum ve içinden çıkılmaz bir döngü keşke düzgün bir ülkede doğsaydım bura ne şartlar olarak ne toplum olarak hiç olması gerektiği gibi değil.Belki daha kolay yapabilirdim bazı şeyleri iyileşme konusunda çünkü yurtdışın da siz eşcinselim veya terapiye gidiyorum deseniz insanlar fazla reaksiyon vermez oralar daha bireysel ve herkes kendi hayatını yaşar kafasında herşey daha normalleştirilmiş iyi bir şey de de kötü bi şey de de insanlar diğerlerini çok umursamıyor bu toplumda ise herkes her konuda iyi veya kötü herşeye hayatın sonu gibi reaksiyon veriyor ve çok saygısız bir toplum insan hayatına karşı yurtdışında herkes daha olduğu gibi burda bi de insan terapiye gittiğinin vs stresine giriyor ayrıca daha rahat koşullar da da yaşamıyoruz maalesef her yönden
Tabiki dünyanın neresinde olursanız  olun kendiniz  için çabalamazsanız hep depresif olursunuz ama bazı yerlerde toplumsal koşullar daha destekleyici veya sürekli korkup çekinmediğiniz daha relax toplumsal yapı vardır bizim gibi Ortadoğu toplumlarıysa tam tersi herkes meraklı,saygısız vs vs 
Bu yüzden sırf giyimle veya diğer ülkelere benzemekle medeni olunmuyor demek ki bu çoğrafya meselesi demek ki olmayınca olmuyor!!!!
Umarım eşcinselliği yeneriz eğer yenemezsek te nasıl milyonlarca insan yaşıyorsa öyle veya böyle yaşıcaz artık!

5

Kendimle büyük bir kavgam yoktu. Bu süreçten geçen herkes gibi benim de küçük bir inkâr dönemim elbette olmuştu ama internet, bana her şeyin yolunda olduğuna inandırabilecek kadar güçlüydü.

Yirmili yaşlarımın başına kadar romantik ilişkiler konusunda herhangi bir deneyim edinmemiştim. Bir noktada bunu artık geride bırakmak istediğime karar verdim. Flört uygulaması olarak adlandırılan birkaç uygulama indirdim ve en güzel göründüğümü düşündüğüm fotoğraflarımı yükledim.

Zamanla bu uygulamalarda bulunan herkesin —ki kendimi de buna dahil edebilirim— buluştuğu ortak bir payda olduğunu fark ettim: hızlı bir şekilde bir şeyler hissetme arzusu. Sevildiğini hissetmek, kendine sevilebilir olduğunu kanıtlama ihtiyacı… Kimileri için belki tek amaç cinselliktir. Ama o da, en nihayetinde, duygularımızı en yoğun hâliyle yaşadığımız anlardan biri değil mi?

Ömer, Alp, Kerem, Ozan… İsimler değişiyordu ama hikâye pek değişmiyordu. Bir ilişkide kalmak isteyen taraf olduğumda, sonunda vazgeçilen taraf da ben oluyordum. Hislerimden eminken, karşımdaki kişiyi sevdiğimi düşünürken bile içten içe onun bana tam olarak istediğim sevgiyi veremediğini hissediyordum.

Önce bana olan sevgisinin azalmaya başladığını düşünüyordum. Sonra kendimi suçluyordum: Çok mu üstüne düştüm, çok çabuk okunup bitirildim mi… Acaba beni çirkin mi buluyor? Oysa bazen tek neden, benden alacağını almış olmasıydı.

Belki de bunun bir nedeni sevgiyi en başından beri güvenli ve karşılıksız bir şey olarak öğrenememiş olmaktı. Ailenden alamadığın bir kabulü dışarıda aramaya başladığında, sevgi yalnızca hissettiğin bir şey olmaktan çıkıp kazanman gereken bir şeye dönüşebiliyor. Birinin yanında kalmasını sağlamak için daha çok vermen, daha çok ilgilenmen, daha çok koruyup kollaman gerektiğine inanmaya başlıyorsun. Karşındaki kişi ise bu ilgiyi sürekli aldıkça, başta özel hissettiren şey zamanla ilişkinin normaline dönüşüyor.

Sanırım dengenin bozulduğu yer de tam olarak burası. Bir taraf sevgiyi kaybetmemek için daha çok çabaladıkça, diğer taraf bundan uzaklaşmaya başlıyor. Sonunda ikisi de başta aradığı şeyden uzaklaşıyor.

Belki gay ilişkilerde bunu daha görünür hâle getiren şeylerden biri de, çoğumuzun ilişki kurmayı gerçekten bize benzeyen insanları izleyerek öğrenememiş olmasıdır. Sevmenin, sevilmenin ya da iki erkeğin birbirine nasıl alan açacağının bir örneğini evde görmüyorsun. Üstüne bir de uzun süre saklanmak, reddedilmekten korkmak ya da kendini kabul ettirmeye çalışmak eklenince, ilişkide sevgiyle beraber bir tür onaylanma ihtiyacı da taşımaya başlıyorsun. Bazen karşındaki kişiyi değil, onun sana hissettirdiği “sevilmeye değerim” duygusunu kaybetmekten korkuyorsun.

Ben bütün bunları yaşarken bir yandan da bana en iyi gelen şeyi yapıyordum. Tüm düşüncelerimi, hislerimi günlüğüme yazıyordum. Sonunda ailem o günlüğü buldu ve terapiler de böylece hayatıma girdi.

Başlarda birkaç farklı terapiste gittim. İlk gittiğim yer Altunizade’deydi ve altı ya da yedi seans kadar sürdü. Orada anlatılan hikâyede her şeyin tek suçlusu bendim. Aileme yalan söylemiştim, diğer erkekler gibi futbol oynamamıştım, yeterince “erkeksi” aktivitelerle ilgilenmemiştim. Hobilerimden davranışlarıma kadar birçok şey gay olmamla ilişkilendiriliyor ve bütün bunlar sanki benim yanlışlarımın bir sonucuymuş gibi anlatılıyordu.

Daha sonra, yine ailemin zoruyla, Hüseyin Bey’e gitmeye başladım. Başta onun da diğerlerinden çok farklı olacağını düşünmüyordum. Fakat birkaç seans sonra konuşmalarımızın başka bir yere gittiğini fark ettim. Hobilerimi, giyim tarzımı ya da davranışlarımı önüme koyup bunları gay olmama bağlamak yerine ailemi, nasıl yetiştirildiğimi ve çocukluğumdan beri üzerimde kurulmuş olan düzeni konuşuyordu.

Onun anlattığına göre sorun doğrudan bende değildi. Hatta benim bile farkında olmadığım, ailemle aramda yıllardır süren sessiz bir savaştan söz ediyordu. Sessizce itaat eden, kolay kolay karşı çıkmayan, kendi isteklerinden önce çevresindekilerin beklentilerini düşünen daha pasif bir çocuk olarak yetiştirildiğimi söylüyordu. Yani bu kez anlatılan hikâyede suçlanan taraf ben değildim; yaşadıklarımın kaynağı olarak ailemin beni yetiştirme biçimi gösteriliyordu.

Sanırım ona güvenmeye başlamam da tam olarak burada oldu. Düşüncelerini anladıkça, en azından diğer terapistler gibi beni doğrudan suçlamadığını hissettim. Bana sürekli yanlış yaptığımı söylemiyor, beni utandırmaya çalışmıyordu. Aksine, hayatı tecrübe ettikçe bazı şeyleri kendim fark edeceğimi ve bugün doğru olduğunu düşündüğüm bazı şeylere ileride farklı bakabileceğimi söylüyordu.

O dönem bunu, beni bir yere zorlamak yerine kendi cevabımı bulmam için bana zaman tanıması olarak gördüm. Belki de bu yüzden söylediklerine güvenmek benim için giderek kolaylaştı. Çünkü uzun zamandır ilk kez karşımda bana ne olduğumu anlatmaya çalışan biri değil, beni dinlediğine inandığım biri varmış gibi hissediyordum.

Ama başından beri bir şeye bu kadar inanmışken ondan vazgeçmek de düşündüğüm kadar kolay değildi. Çünkü bir düşünceyi reddetmek, yalnızca o düşüncenin yanlış olabileceğini kabul etmek anlamına gelmiyor. Onun üzerine kurduğun bütün duyguları, verdiğin kararları, yaşadığın acıları ve kendine yıllardır anlattığın hikâyeyi de yeniden sorgulaman gerekiyor. Bir noktada, inandığın şeyden vazgeçmek sanki o güne kadar gerçekten hissettiğin her şeyi de reddetmekmiş gibi geliyor. İnsan kendi kurduğu dünyanın içinde yaşamayı öğreniyor; sonra birileri gelip o dünyanın temellerinin sandığın kadar sağlam olmayabileceğini söylediğinde, yalnızca fikrin değişmiyor. Bir süreliğine bütün dünya başına yıkılmış gibi hissediyorsun. Belki de bu yüzden bazı şeyleri bırakmak, doğru olmadığını fark etmekten çok daha zor.

Bazen bütün bu yılları, boşa geçmiş bir ömür gibi görüyorum. Her şeyin çok daha farklı olabileceğini düşünüyorum. Daha az korkarak, daha az saklanarak, kendimi sevdirmek için bu kadar uğraşmadan yaşayabilirdim belki. Zaman zaman hâlâ o sevgi açlığını hissediyorum ve onunla ne yapacağımı bilmiyorum. Bir gün kendimle gayet barışıkken ertesi gün aynaya bakıp kendimden nefret edebiliyorum. Bazen neye gerçekten inandığımı, neyin bana ait olduğunu ve neyin yıllardır bana söylenenlerden kaldığını ayırt etmek bile zorlaşıyor.

Ama sanırım bugün bulunduğum yerin geçmişten en büyük farkı şu: Artık bütün bunların farkındayım. Her şeyi çözmüş değilim ve belki uzun süre de çözemeyeceğim. Hâlâ sevilmek istiyorum, hâlâ bazen kendimi başkasının gözünden ölçüyorum, hâlâ bazı günler diğerlerinden çok daha ağır geliyor. Yine de ilk kez, bütün bu seslerin arasında hangisinin gerçekten bana ait olduğunu anlamaya çalışıyorum. Şimdilik yapabileceğim tek şey bu.

https://x.com/psikologkacin13/status/2102007479827669280

6
Hocam size bazı olumlu ama garip hissettiren haberlerim var kimliğimi gizleyerek durumda paylaşabilirsiniz bu yazımı veya forumda kimliğimin gizli olması şartıyla sizin için yazıyorum hep yaz diyip diyip duruyosunuz ya önce bi önceki yazımı yapıştırcam sonra devamını yazcam

ATALARIMIZIN LANETİ
EŞCİNSELLİK…
Bu ara içimi dökmek istedim.Bu eşcinsel hisler ne kadar zor be!Aslında neyi farkettim bu ara biliyomusunuz?
Eşcinsellik derin ve dipteki depresyonun,hüzün duygusunun üstünün kaplı olduğu toz tabaka.Ne demek mi istiyorum?Anlatayım;Biliyorsunuz ki eşcinsellik ‘Babamız’dan alamadığımız bir ‘tamamlanılmışlık’ hissini arama yolu,bu yolla diğer erkeklerle erotik yolla bağ kurmak maksadıyla eşcinsel ilişkileri deneyimledik/deneyimliyoruz,aslında arayışımız şu;Bir erkek gelsin ve içimizdeki ezik/eksik/yaralı çocuğu sevgisi ve ilgisi ile tamamlasın istiyoruz ama ne yazık ki çok zor(belki imkansız değildir)çünkü zaten sağlıklı erkekler diğer erkeklere yönelmiyor.
Ben terapi sürecinde ve kendi çabam ile okuyarak/izleyerek/araştırarak belli bir aşamaya geldim kendime güvenim,özgüvenim vs belli bir seviye ye geldi eskiden erkekleri kafamda büyütüyordum/idealleştiriyodum sonra onlarında hiç de buna layık olmadığını anladım hemde hiç!Şimdi erkeklerle ‘erotik’ yolla bağ kurma güdüm eskiye nazaran azalınca kendi kendime şöyle düşündüm ‘neden onlarla bağ kurmak isteyeyim ki?’ Çünkü ben birgün sevmek/sevilmek vs hayaliyle bu bağ kurma hayalini devam ettiriyordum.Yani aslında ilgi/öpmek/sarılmak gibi fiziksel temaslar istiyordum,ama biliyorsunuz hetero erkekler ile böyle şeyler yapamazsınız :) yada çok yakın baba/abi/amca/dayı/tanıdık gibi kişiler olması gerek ki bunu yapıp tepki almayacağınızın garantisi olsun işte bende bunları yapmayacaksam neden onlarla takılayım ki?Diye düşünüyorum ve depresif hissediyorum sanki onlarla fiziksel yakınlaşmıycaksam iletişime geçmenin de bir önemi yok gibi!Ama önemli nokta şu;Aslında bir erkekle seks yapmak istemiyormuşum ben sadece onla konuşmak,sarılmak istiyormuşum yani küçük bir çocuğun babasıyla yaptığı şeyler,artık eskisi kadar erotik çekim hissetmiyince(sadece çok depresif/yalnız hissettiğimde geliyo bu hisler)durdum ve düşündüm e ben zaten cinsellik yaşamak istemiyorum/istemiyormuşumki!E o zaman ben ne istiyorum?Yakın bağ kurmak!Cevabı buldum ama hetero erkekler le bu biraz zor çünkü onlar eşcinsel değil yani onlar sizinle öyle bağlar kurmak size duygusal yatırım yapmak veya sarılmak istemiyorlar!Hüseyin Hoca bana;aradığın sevgiyi dostlukla,yakınlık ile bazen nadiren tokalaşmak vs ile halledersin demişti ama bu böyle bi şey değilki be hocam!Bizim açlığımız yılların duygusal açlığı bi tokalaşmak ile geçer mi biz fazla yakın fiziksel temaslar istiyoruz!Cidden çok zormuş keşke ergenlik/çocukluk yıllarında gelseydim belli bir yaştan sonra imkansız olmasa bile bence çok aşırı zor bazı şeyler, herkes insan ilişkileri,dostluk bağları,çevre vs çözmüşken siz belli bir yaşta bunları yeni çözmeye çalışıyorsunuz,belkide belli bir aşamadan sonra hiç çözemeyeceksiniz(maddi,sosyal,çevresel,toplumsal etkenlerden dolayı çünkü onlarda aslında bizi fazlasıyla etkiliyor yani ‘dışsal koşullar’)
Demem o ki eskisine göre çok ilerledim bilinç olarak ta zihin olarakta davranış olarak ta ama daha ideal yere çok uzağım çok eksi bi yerden başladım terapiye şimdi eksi yi bırakıp geçtim ama henüz çok aşağıdayım ideal yer ise çok yukarda…

TERAPİDEKİ SÜRECİ (YENİ YAZI)
ANLAM VEREMEDİĞİM İYİLEŞME
Yeni bir yazıdan merhaba,Terapi sürecinden şunu anladım iyileşme çok inişli ve çıkışlı
Git gide iyi hissettiğiniz daha iyiye gittiğiniz bir süreç değil
Eski yazımda erkeklerden duygusal beklenti içine girmek ile alakalı yazmıştım,çünkü erkekleri idealleştiriyordum ve onlar benden üstün ben aşağıyım türü bir çeşit aşağılık kompleksine gidiyordum ve bilinçaltımda kendimi erkeklerle eşitlemek için erotik bağ yolu arıyordum
Bu gerek eşcinsel fantezi gerek gay p*rno izleyerek
İyi haber şu ki benim fena derecede gay p*rno izleme bağımlılığım vardı ve hala aslında var ama eskiden çıplak erkek vücuduna çok yükselirken(hemde öyle böyle değil) şimdi sadece “hoş” geliyor.Eskiden bu içerikleri izlerken çok hoşuma giderdi şimdi aslında eskiye göre bunları izlemenin cazibesini kaybettiğimi anladım hemde çok büyük oranda,eskiden izleme düşüncesi geldiği an büyük bir keyifle izliyordum,dün yine izledim ama beynimden şöyle düşündüm ‘artık o kadar da büyüleyici değil benim için,çok gerekte yok’ ve izlememe rağmen eskiden çok haz verici müthiş derken şimdi şöyle dedim ‘eh işte,yani b*şaldım idare eder işte,o kadar da müthiş değil’ şimdi diyeceksiniz ki bu nasıl oldu çıplak erkek bedenine aşıkken nasıl bu oldu açıkçası çok inişli çıkışlı zamanlar geçirdim p*rno bağımlılığım vardı onu azaltsamda hala bitiremedim sadece süresini çok uzattım ama eskiden kendimi çok zorlarken izlememek için şimdi pek de canım istemiyor bence bunun sebebi sosyalleşme erkeklerin arasına girdim ki bazen onlardan o kadar sıkıldım ki anlatamam işkence gibiydi ama ben kızlarla takılmaktan da hoşlanmıyodum asosyaldim kendimi erkeklerle eşitledim,onların aslında özgüvensiz,korkak,kaygılı
(heterolar) olduğunu görünce eskisi kadar bana cazibeli gelmemeye başladılar o yüzden mesela dün eşcinsel erotizm düşüncesi geldi aklıma ve iğrendim ‘ıyyy bunlarla mı?’ dedim kendi kendime ama bu çok uzun vaktimi aldı yani evden otursaydım asla ilerleyemezdim erkeklerin arasına girmeseydim asla ilerleyemezdim bazen kabus gibiydi,bu ortamlara alışkın olmadığım için yoğun anksiyete,panik atak ve çocukluktan gelen travma olarak yoğun ‘aşağılık hisleri’ hissettim bazen bunu yoğun yaşadım bazen az ama çabaladım,kızlara yönelmek olur mu bilmiyorum ama erkeklerin sönmesi his olarak müthiş bir şey belki ilerde olur bu işin çözümünü yazıyorum
İlk olarak erkek ortamına gireceksin kardeşim yoksa olmaz çok sıkıcı vs gelsede gireceksin(kafanızın uyuştuğu insanları bulun)
Onlarla takıla takıla erkekler ve ben diye kendini aşağılık gördüğün düşüncen değişecek ve onun yerine bende erkeğim,güçlüyüm ‘biz erkekler’ düşüncesi kafanda oluşacak
Korksanda yapman gereken şeyleri yapacaksın ben hala yoğun panik atak anksiyete yaşıyorum ama kalbim ata ata yapmam gereken şeyleri (sosyalleşme,ortama girme) yapıyorum yoksa korkun azken çok oluyo eğer geri adım atarsan o korku büyüyo bu yüzden korkudan kimse ölmez,kalbin ata ata da yapacaksın illa gidip konuşma hiçbirşey yapamıyorsan erkeklerin yanında otur sadece ama zamanla samimi ol emin olun onların çoğu korkak ve çekingen aslında biz hayatın zillesini yemişler olarak çok güçlüyüz çünkü ben kafamda çok büyüttüğüm bazı erkeklerin(hepsi böyle diyip abartmıyım ama)aslında dışardan gözüktüğü kadar da ‘havalı,özgüvenli’ olmadığını erkek ortamına girince anladım
Diğer bir adım ise tabiki herkes siz ilerledikçe kıskançlaşıyor siz başarılı oldukça dalgaya almaya çalışıyor maalesef insan doğası böyle onlara karşı da dik duracaksın korksanda mesela sert tavırlı duracaksan ben korka korka öyle bir sert tavır gösterdim ki cidden diğer insanlar aslında benden çekinir oldu unutmayın siz insanlara zayıf tarafınızı gösterirseniz insanlar orayı kaşıyo tabiki mükemmel gözükmeyin arkadaş ortamında dalga geçme vs çok olur onlar sorun değil ama sizin özel şeylerinizi asla kimse bilmesin
Ve hobi edinin erkekçe hobiler yani cinsiyetinizi sağlamlaştıracak hobiler uğraşlar ama unutmayın erkek ortamına girip kendinizi erkeklerle eşitleyip aşağılık kompleksinden çıkmadıkça dünyanın en sert güçlü insanı gibi de dursan dışardan hiçbir işe yaramaz!
Öfke kötü birşey değil bu süreçte bol bol hissedeceksiniz bu çok normal bunu doğru yere yönlendirin bağımlılıklara ve asosyalliğe,kendini eve kapatmaya yönlendirmeyin sosyal hayatın içinde öfke hissedin evde değil!

9
_Benim Serüvenim_


*Ben Kimim*
Bu yazıyı yazmaya başladığımda henüz 30 yaşıma girmiştim. Kimileri bir şeyler için geç olduğunu düşünebilir ancak iyileşme serüvenim 25 yaşımda başladı. İnişli çıkışlı dolu bir dönem oldu benim için. Çoğunlukla kendimi kendimden şüphe duyarken buldum. Aslında her zaman iyimser ve ümitli biri olsamda nedense bu konuda kendime çok pozitif bakamıyorum sanırım. Bu da bence genellikle kendime ve hayata karşı eleştirel ve mükemmelliyetçi bakış açımdan kaynaklanıyor. Bir şey olacaksa tam olmalı, eksik veya yarım kalmasını bünyem kaldırmıyor. Bu ise nasıl gelişti derseniz belki yazının devamında bahsedebilirim. Aslında istemsiz bir şekilde başlığa doğru konu sürüklendi. Benim kim olduğuma, özümün bir parçasına gittim istemeden. Demek ki hayatta en çok dert haline getirdiğimiz şeyler aslında bizi biz yapan önemli unsurlardan biri haline geliyor ya da tam tersi. Hayat amacım adeta bazı standartlara uygun bir yaşantı sürmek üzerine kurgulanmış. Bunu zaman zaman ben körükledim zaman zaman ise çevre unsurları. Ben bir hata gidericiyim. Gerçekçi olmayan problemler üretip kimi zaman çözebilen kimi zaman da yapamayacağımı anlayıp yahut o gücü kendimde bulamamamdan ötürü halını altına süpüren. Bu eylemi bir yere kadar yapabiliyorsunuz çünkü artık acı vermeye başlıyor. Hayatımın en büyük problemini de aslında kendim ürettim. İlerleyen safhalarda da daha çeşitlilerini ürettim. Kime neyi kanıtlamaya çalıştığımı asla bilmiyorum. Giderek yalnızlaştım. Kendimi evimden binlerce kilometre uzaklara götürdüm. İnsanın kendisiyle derdi hiç bitmez miymiş?

*Nasıl Gelişti*
Bir hata ayıklayıcısı olduğumu söylemiştim. Bu aslında basit bir denkleme indirgenebilir. Hakettiğini alamadığın zaman, iç dünyanda bir çelişkiye düştün ve sorunun kendinden kaynaklandığına kanaat getirdin. Bunun doğal sonucu olarak ise bu sorunları bulup gidermeye odaklandın. Bu küçük yaştayken ebeveynlerin istediği ideal, uslu, çalışkan bir evlat/öğrenci olmaktı. Bunu başarabilmek için sana gösterilen örneğe tapar halde buldun kendini. Onun gibi olabilirsen dertler çözülecek sandın. Onunla kaynaşabilirsen, onunla oynayabilirsen, onun en iyi arkadaşı olabilirsen olması gereken standarda ulaşırsın sandın. Belki oldun, belki olamadın. Duygusal ihanetlere uğradın. Akranlarınca kabullenilmeye çalıştın. Ama sanki sende bir şeyler ters gibiydi, onlar gibi olamıyordun. Onlar gibi futbol oynayamıyordun, onlar gibi sert ve kaba değildin, onlar gibi kavga edemiyordun. Daha narin ve kırılgan bir yapın vardı. İnsanlar aslında seni severdi ama sen kafanda bir takıntı yaratmıştın. Bu çocukken böyle devam etti, her yaptığın işte kendini birilerine kanıtlamaya çalıştığını fark edemeden bunda usta bir hale geldin. Zirvedekileri elde etme serüveninin temellerini böylece atmış oldun. En büyük problemini böyle yarattın. Asla gerçek olmayan bir takıntıya kapıldın. Erkek olmanın tanımını kestiremedin. Kimse de göstermedi, anlatmadı. Erkek olmak çevrende gördüklerin ya da sana dayatılanlara tabi olmak mıydı? Onlar gibi olmak zorunda mıydın? Asla çözülemeyecek bir problem yarattın ve işin içinden çıkamadın. Bir erkeği elde etmek. Onun gibi olmaya çalışmanın farklı bir versiyonu. Bu duygusal bağı babanla kuramayınca, onun dışında bir örneklik de olmayınca o duygular bi akranına yöneldi ve bir ideal buldu. Böylelikle onu yüceltmeye ve elde etmeye kalkıştın. Her şeyi doğru yaparsan seni sever sandın. Kimi zaman sevdiler kimi zaman sevmediler. Sevseler bile kafanda kurduğun ideale yaklaşamayacaklardı ki. Yine tatmin olmayacaktın. Hastalıklı tarafın zamanla onlarda da kusurlar buldu. Ondan kopamadığın için kusurlarıyla sevmeye devam ettin. Ne de olsa tam olarak elde edememiştin. Gel zaman git zaman halının altına süpürülen problemler artık o kadar şişmişti ki her tarafı bir toz bulutu kapladı.

*İlk Adım*
Sonra ne mi oldu? Hapşırmaya başladım ve hemen odadan kaçmaya karar verdim. Tabi işin işten geçtiğini anlamam da biraz zaman aldı. Hoş işin kader boyutu da var. Olanda hayır vardır derim her zaman. Benim şartlarımda da böyle olması gerekiyormuş. Benim hikayem de böyle yazılacakmış. Geç olsun ama güç olmasın! Tabi bu kadar bağımlılık sahibi olduktan sonra ilaçlar bünyede alerji yapıyor. Vücut kabul etmiyor öyle hemen. Bunun için de irade gerekiyor. Gel zaman git zaman, iki ileri bir geri epey bir yol katedildi. Şu an olduğum yere gelebilmeyi sanırım hayal bile edemezdim o zamanlar. Zaman içinde içimden bir başkasını çıkarmayı başarabildik. Kelimenin tam anlamıyla pasif  ruh dünyasından dönüşen artık daha agresif, daha özgüvenli ama belli etmese de anlamasa da hala duygusal ve bu açlığı yine de hisseden birisi vardı. Özümden bir şey kaybetmedim ama kabuk değiştirdik diyebiliriz.


*İyileşmek*
İlaçlarınızı kullanırken her zaman prospektüsüne bakın! Nasıl yan etkileri olabileceğini de farkında olmalısınız. Doktorunuzun size söylemesi gerekir tabi bunları. O yüzden doktor takibinde alın ilaçlarınızı! İlk dalgayı atlattıktan sonra, zamanla kırılma farklı bir şehre taşınmam, yalnız yaşamaya başlamam ile devam etti. Babamla kendi iç dünyamda barıştım. Allah ile hiçbir zaman bir anlaşmazlığım olmadı. Aksine beni doğru yola ileten ancak O’dur. Ben bu süreçte sabretmeyi ve O’na güvenmeyi öğrendim. Önüme gelen kapılarda ise seçim hakkımı kullanıp sebat ettim. Seçim hakkımı kullanmak derken öylesine kararlardan bahsetmiyorum. Çoğu insanın veremeyeceği türden kararlar. Çok prestijli bir iş imkanını bırakmak ve türlü bilinmezliklere kapı aralamak gibi. Genel olarak iyileşmeye karar vermem ve bu yolda sebat etmem devam ettikçe Rabbim de nimetlerini artırmaya devam etti. Çünkü O şükrederseniz artırırım diyor. Hiç bir zaman şikayet etmedim. Siz sabrederseniz kalbinizi doğru yola iletirim diyor. O’na güvenin ve zor olanı yapmaya hazır olun. Ben her zaman bu düşünce yapısında oldum hayatımda. Bir sorun meydana geldiyse, bu işin içinden nasıl çıkabilirim diye baktım. Her zaman en zoru ilk adımı atmak oluyor, sonrası bir şekilde getiriliyor. Kendinizden şüphe edip ilk adımı atamayınca hiç başlamadan kaybetmiş oluyorsunuz. Hayat böyle çalışmıyor. O adımı atabilenler ileriyi görebiliyor. Ufuk çizgisini görmeye ancak onlar talip olabilirler.

Bu süreçte yine bir akranımı idealize edip kapanıma aldım. Bu tamamen bilinçdışı gelişen bir süreç. Adeta kendime hedef arıyorum. Ortamda diş geçirebileceğim bir av arıyorum. Kendimden değersiz gördüklerim ise umrumda olmuyor. Kafamda kurduğum değer algılarıma kim uyuyorsa ona çekiliyorum. Zaman içinde bu kıstaslara uyan insanlar oldukça azalıyorlar. Çünkü kendi benliğimi aynı zamanda yüceltmekle de meşgul oldum. İçten içte onlarla birlikte aslında kendi egomu da geliştirdim. Kendimden altımda gördüklerime oldukça hor bakıyorum ve küçümsüyorum. İçten içe ezik muamelesi çekiyorum. Artık pasif yapıyı minimize ettiğim için bu sefer cinsel dürtülerim oldukça zayıf seyrediyor. Olursa artık daha çok kriz anlarında ortaya çıkıyor. En başta bahsettiğim kendimden şüphe ettiğim zamanlarda.

*Hayat Olacağına Varır*
Gel zaman git zaman kendimi hikayenin diğer tarafında buluyorum. Bu sefer seven değil sevilen tarafa geçmeyi başarabilmişim. Hem de karşımdakini duygusal olarak en derinden etkileyerek. İşler ayrılık zamanı yaklaştıkça çözülmeye başladı. Hayal bile edemeyeceğim şeyler duydum, hissettim ve yaşadım bu süreçte. Artık bir insandan beklentimi sıfıra indirdiğim o dönemde, hayat bu ya, beklenmeyecek seviyede zıtlıklar yaşandı. Hiç belli etmeden içinde biriktirdiklerini toparlayıp birbirimize veda etmek zorunda kaldık. Onu çok seviyorum. Ama nasıl sevmem gerektiğini bilmediğim bir evredeyim. Buradan da hayırlı kapılar çıkar diye ümit ediyorum. Rabbim bir kere daha olağanüstü planlarını sonuna kadar hissettirdi bana. O kadar eminim ki gelecek günler de daha nicelerini göreceğim. Belki bir evladımı bile alabilirim kucağıma.


*Mutlu mu Son*
Şimdi ise gurbetteyim. Hayata yeni bir sayfa açtım.
Evet, hayata.

10
Ayda bir gitmek için plan yaptığım seansa Cumartesi günü geldim . Bana inanın ayda bir seans yeterli değil .Bunun farkındayım çünkü ne kadar seansın süresi uzun sürerse yine ben eskiye dönük sorunlar ya düzellemeceğim diye içimdeki o nefsimin beni yanıltma girişimleri yenik düşüyorum . Çünkü ben daha yolun başındayım ikilemde kalıyorum ve bu yüzden de kaybediyorum bunun bilincindeyim. Neyse seans için kliniğe geldim . Bu esnada seansta olan bir çocuk ile hoca konuşturdu . Düzelmenin mümkün olduğunu dile getirdi biraz hocam ile üçümüz sohbet ettik . Ordan kendi terapime başladık . Bu bir aylık süreçte ne yaşadıklarımı hocamla konuşmaya başladık . Yine benim insanlardan sevgi değer bekleme çabalarım dost arayışım üzerinde konuşmalar . Ama benim dostu arkadaşı eşçinsel kişilerde aramam işte onların yalanları acizliği aynı şekilde benim de . İnanın hepsi yalan dolan birşeyleri kendileri mutlu etmek için kurdukları koca bir yalan . Çünkü eşçinsel insanlarla ne dost olunur nede arkadaş bir yerden sonra bir etkileşim oluyor ve sonuç iğrenç bir şekilde sexse geliyor . Sonrası yine bir kendime stres ,şuçlama ,aşağılık kompleksi ve kendimden nefret etme başlıyor . Ordan ben düzelemeyecem diye beynimde kurduğum nefsin beni kardırmasıyla nefsin kazanmış olduğu bir savaş içindeyim . Kolay değil hayata sıfırdan başlamak kendi ayaklarımın üzerinde durmak . Ben bunları başardım. İçanadolunun en uçra köşesin hayatını ailesine adamış dış dünyaya kendini kapatmış asosyal biri olarak kendime ne kadar haksızlık etmiş olsam da . Hepsi kendi sorunum .Kimse bana zorla inanın bişey yapamaz ve yaptıramaz hepsi kendi irademle oluşan şeyler . Ama ben bunları yendim tek başıma İstanbula memur olarak atandım 32 yaşında bu bile olmayacak diye bişey değil ben hep umut etmiştim yapacam başaracağım biryerle geleceğim kendimi insanlara göstereceğim diye .Başardımda bunla kendimle grup duymalıyım bence hocam kaç defa senleri başardın bu süreci başaracaksın sadece kendine haksızlık ediyorsun kimseden seni sevmesini bekleme kimseye iyilik yapma bunları yaptıkça hep sen kaybediyorsun ve bu stres yönetimi başaramayıp ordan kendi ifade etmek içinde eşcinsellerle birliktelik onların duygu sömürüsüne hemen düşen birisin bunun için hayatında hiçbir eşçinsel kişi olmamalı ki düzelesin ve bu süreçte başarılı olabilirsin diye telkinlerde bulundu. Benim zaten kaybettiğim en büyük nokta bu zaten kendime çevremdeki stresi kaosu yükleyip birilerden ilgi alaka bekleyip ordan bu arayışlar içerisinde oluyorum . Asıl konularda biride yine arayış içinde iken beni tanıyan birine koca İstanbulda denk geldim bu sede beni mahvetti .Çünkü beni ailemle işimle tehditti . Ben ne yaptım açıklama yaptım salak gibi normal bir insanın eşcinsel sitelerinde ne işi var bu idrak etmem gerekiyor yani. Bu süre beni daha hırslandırdı kaygı arttı ne bok yiyeceğim hayatım mahvoldu ailem duyarsa yıkılır çevrem duyarsa ne olur insanların yüzüne nasıl bakacağım . Bunları düşündükçe daha bataklığa giriyordum . Neyse bana salak saçma akıl veriyor yalnış yoldasın işte güya kardeşi gey imiş benide takip ediyormuş sen kardeşini kurtar beni benden başkası kurtaramaz bu iğrençlik içinden .Kendini adamış bu yolda insanları ifşa edip ailerine kurtarıyor imiş salak saçma konuşmalar . İnanın bu gibi kişiler ruh hastası yâda dolandırıcılık peşinde olan veya eşcinsel kişi akşama kadar eşcinsel sitesinde olan kişi ne beklenirdi zaten . Beni bir yere çağırdı bende gitmedim çünkü ben bülbül yaşadığım sorunları buna anlatıp eline koz verip beni her türlü parmağında oynatacak sanırım ama düşmedim . Hocaya aradım ben böyle bir sorun içindeyim sakın taviz verme hiçbirşey açıklama yapma dedi . Özel hayatın gizliliği diye bişey var avukata verirsin şikayetçi olursun bişey kanıtlayamaz dedi bunuda böyle bir nebze içime su serpti. Bana benden başka kimse zararı dokunmaz.Hepsi benim hatam . Ama bir kuyruk açısı var bu çocuğun bana karşı bizim memleketten olan bir kız tanıştırmış beni o gün bu çocuktan hiç haz etmedim yine karşıma çıktı . Kızdan uzak duracaksın diye tehdit ediyor mu zaten kızla ayda bir nöbette denk geliyor yâda gelmiyorum . Öyle düzgün isen neden evlenmedin bu kızla benden uzak durun ne bok yiyorsanız yiyin . Kızın zaten bana karşı boş olmadığını biliyorum neyse kuyruk acın o yüzden canın cehenneme . Bu gibi hatalara düşmemek için daha bu sayfalarda gezmemem gerektiğini anlattı hocam yoksa bu sıkıntılar hayatımı mahvedecek. Bana sonradan oldu zaten İstanbul geldikten sonra geyleri aşırı kınıyordum Allah başıma verdi . Keşke büyük laf söylemeseydim. Ne derler büyük lokma ye büyük söz söyleme diye . Bu terapi sürecinde boyunda artık özgüvenim yerine geldi hocanın sayesinde spora gidip geliyorum stresimin çoğunu orda atıyorum . İş yerindekiler sen güzel değişim var diye iltifatlar kasların çıkmaya başladı yürüyüşün değişti insanların artık dolandırılmıyorum bunun bilincine vardım . Artık kimseyi suçlamıyorum . Aileme hiç suçluluk hissetmiyorum .Çünkü onların göremedikleri sevgi bana nasıl aktaracağının farkındayım . Hayatımda hayır diyebilirim artık . Benim en büyük sorunum birden mucize olsun birden kurtulmak istiyorum ama bu öyle kolay değil . İnişli çıkışlı bir yolculuk olduğu anlamam gerektiğini söyledi hocam .Kazandığım parayı yöneltmeye başlamam gerektiğini ifade etti. Kimseye borç vermemem gerektiğini verdiğim borçun kölesi ben olacağıma ve almak için rezillik yaşarsın dedi . Bunları yapmadıkça ben daha bir ayağım sağlam basmaya başladı bana terapilerin artı yönleri bu şekilde başladı .Artık içleştirmemem gerekiyor kim ne yaparsa kim ne derse umrumda değil çünkü benim benden başka kimsem yok kalabalıklar içinde yapayalnız kaldım . Bu yalnızlık bana hayatın gerçeğini görmek için bir sınav ama inanın imtihanım eşcinsellikle mücadele etmek imiş . Umarım bu sınavda başarılı olurum . Hayatta enerjik hatalarını telafi eden bir akli salim kişi duruma gelirim . Terapinin sonuna doğru eşcinsel hayattan kurtulmuş biri ile tanışmak nasip oldu evlenmiş mutlu bir yuva kurmuş kişi vardı . Terapiye başlarken fotoğrafı ile şuanki haline gözlemledim . Bu bile bana ayrı bir güven verdi iç dünyamda . Çünkü terapiye başlayan ilk hali ile şuanki hali arasında çok fazla değişiklikler fark ediliyor . Resmen evrim geçirmiş gibi . Umarım aynı evrimi bizlerde geçiririz biran önce toparlanırız . Görüşmek dileğiyle selamlar.

11
“CEZALAR CAYDIRICI OLMALI”

Akit’e konuşan Psikolog Hüseyin Kaçın, şunları söyledi: “Ne yazık ki ahlâk dışı münasebetler artıyor. İstanbul ve İzmir gibi büyük illerimizde alenen zina yapıldığına, sapkınlığın teşvik edildiğine şahit oluyoruz. O kadar çok zinacı, o kadar çok sapkın, o kadar çok HIV/AIDS virüsü taşıyan var ki! Benim dahi 20 HIV/AIDS danışanım oldu. Tablo, çok vahim. Ne yazık ki homoseksüeller, bu HIV/AIDS belâsını tetikliyor. Fuhuş yapanlar da. Toplumda çürüme, yozlaşma olduğunu görüyoruz. Aile kurumunun bozulduğunu, aşındığını gözlemliyoruz. Cürete bakın, KAOS GL’nin sitesinde HIV/AIDS’e karşı aşılanma talep ediliyor. Yani sapkın davranışların bedelleri topluma ödetilmeye uğraşılıyor. İnanın, bunun ötesi de olacak. Böyle giderse homo evliliklerine müsaade edilmesi çağrısı da gelecek. Bu anlayışla daha duyarlı olunmalı, eylemde bulunulmalı. Toplumu, aileyi tehdit eden soruna karşı topyekûn mücadele edilmeli. Burada pandemide olduğu gibi akil adamlarla ilerlenmeli. Tanıda bulunacak, uyarı ve öneri sunacak heyet teşekkül ettirilmeli. Çöken toplum, aile kurumu kurtarılmalı. Hukuki tedbirler de alınmalı. Zina, sapkın münasebetler suç sayılmalı. Cezalar caydırıcı hâle getirilmeli.

Vaktiyle yapılan hatalar oldu. Zina suç olmaktan çıkarılarak, İstanbul Sözleşmesi imzalanarak, ‘toplumsal cinsiyet’ kavramının kullanımına müsaade edilerek yanlış yapıldı. Batı’nın kavramları sıkıntılara sebebiyet verdi. Türk, İslâm toplumu olarak kendimize ait kavramlar üretmeyi başaramadık. Batı’yla yürüttüğümüz kültürel bir savaşta İstanbul Sözleşmesi’nden ötürü büyük yara aldık. Tabii yanlıştan dönüldü ama ortaya çıkan tahribatı gidermek atılacak daha çok adım var. Bu adımların hangi birini anlatayım. Bir defa devletin bu zina, sapkınlığa yöneliş sorununu dert edinmesi gerek. Yani trans ameliyatlarını önlemeye dönük kanun gecikiyor. Bu, kendisi ne 10’uncu ne 11’inci ne 12’nci yargı paketinde yer buldu. Kanun, devamlı erteleniyor. Artık devletin yapması gereken trans ameliyatlarını sınırlamak değil, yasaklamak. Trans ameliyatları yasaklanmadığı takdirde HIV/AIDS vakalarının artacağı bilinmelidir. Trans paylaşımları önlenmelidir. Sapkın akımların propagandalarına geçit verilmemelidir. İHA’larla, SİHA’larla dış düşmanlara karşı verilen mücadeleyi takdir etmekle içten içe toplumu çürütmeye yönelen sapkın yapılanmalarla savaş daha ileri evreye taşınmalıdır. “

https://m.yeniakit.com.tr/haber/zina-ve-sapik-iliski-aidsi-yayiyor-2021944.html?page=3

14
Türk toplumu ya da bürokrasisi Genç Osman'ı Yedikule zindanlarında boğmanın kalıtsal mirasından beslenerek ve de kıskançlık ve haset duygularından güçlenerek karakterli bir o kadar da yaratıcı zeka sahibi fertlerini linç ettikçe onların ruhlarını idam sephasında sallandırmanın günahını toplumsal sorunlara çözüm üretemeyerek ödemektedir.

Psikolog Hüseyin KAÇIN

https://www.instagram.com/p/Dc-fMfntSOp/

15
Hocam bu attıklarınızı okuyorum bakıyorum. Ancak ne yalan söyleyeyim artık eski konumumdan istesem de değerlendiremiyorum konuyu. Ne diyebilirim, umarım birlerine iyi geliyordur. Ancak ben kızgın ve yorgunum bu konuda. Kendimi değişim için öylesine yormuş hissediyorum ki kalıcı bir değişim yaşanmadığında elde kalan gerçek katlanılmaz oluyor. Çünkü tüm umutlarımı bir yere yatırınca her gün sokağa çıktığımda karşılaştığım gerçeğe dayanmak için tutacak dal bulamıyorum. Size değer veriyorum. Bunu hep söyledim. Bugünlerde keşke birileri bizden tiksinirken birileri de sürekli olarak dönüşmemiz gerektiğini salık verirken birileri de bununla nasıl yaşayabileceğimizi anlatsaydı diyorum. Hep kötü hep negatif bir şey gibi algılamasaydık. Böylelikle yaşamımızın temel meselesi olmaktan çıkardı. Bu kadar büyümezdi etkisi. Çünkü en nihayetinde olmayınca olmuyor. Geriye büyük bir zihinsel karmaşa kalıyor. Bu karmaşaya da yapacak bir şey kalmıyor. Hatta size şöyle samimi bir şey söyleyeyim. Sizinle görüşmek istiyorum mesela. Bir çok şey anlatmak paylaşmak istiyorum. Ancak günün sonunda ilişkimiz bir biçimde benim değişmem üzerine kurulu. Bu olmadıkça hüsran büyüyor. İnsan bu kez hep kendini suçluyor. Eskiden günahkarım derken şimdilerde bir türlü beceremedim değişmeyi diyor kendine. Kendine olan saygısı yitiyor. Hatalar yapıyor. Allah’a sığınmaktan bile korkar oluyor. Bir düşünce bir inanç arıyor gönlünü genişletecek. Fakat bulamıyor. Bu nedenle de görüşmüyorum. Çünkü buna dayanamıyorum. O nedenle bu tarz yazıları okumak da bana iyi hissettirmiyor. Topluma gelince onlar ‘iyileşmiş’ eşcinselleri bile kabullenmezler kolay kolay. İyileştim ben demeye bile utandırırlar insanı. O röportajlarda bile herkesin yüzü buğulu sesi pürüzlü, neden? Çünkü hiçbir biçimde kendimizin bu yönünü sansürsüz biçimde ortaya koymamıza izin verilmiyor. İnsanlar biliyor ne kaybedeceklerini, neye karşı tek başlarına savaşmak zorunda kalacaklarını. O yüzden de saklıyor, saklanıyorlar. Yargılanmadan, analiz edilmeden insan gibi hissedebilmek istiyorum. İnsan gibi yaşamak istiyorum. Kendi içimdeki bu sıkışmışlık hayatımın her yanına sirayet etmiş. Varsın ben de böyle yaşayayım böyle var olayım. Ne yapabilirim ki bu konuda? Ancak zor işte. İnsanların çoğu kılık kıyafetlerini dahi dış çevreden alabilecekleri onaya göre şekillendiriyor. Mesleklerini, tutumlarını, düşüncelerini bile dışarıya göre şekillendiriyor. Yani demek istediğim eşcinsellik bir çeşit travmanın sonucuysa bile bu tarz hisler taşıyor olmak ve sürekli olarak dış dünyanın tehdidiyle başbaşa hissetmek daha büyük bir travma yaşatıyor insana. Bu tehdit fiziki olmasa bile varoluşsal ve psikolojik boyutta olduğu kesin. Herkesin gözündeki o alaycı bakışlara, küçümseyişlere, sapkın muamelelerine dayanmak kolay iş değil. Hem de ne için? Alt üstü basit bir cinsel yönelim. Kim seçiyor ki kime karşı cinsel ilgi besleyeceğini? Kendiliğinden oluveriyor. Ancak bu muhafazakar kitle hep korkuyor. İğreniyor, suçluyor. Halının altına süpürüyor. Kendi konforları açısından iyi de yapıyorlar. Gerçeklere tahammül edebileceklerini sanmıyorum çünkü.

Böyle işte. Bazen size sarılmak istiyorum. Bazen içimden sevgi dolup taşıyor. Diyorum ki bu cinsel yönelim meselesi bir yana içimde bir boşluk hissetmeseydim tanışmazdım bu insanla ve insanlarla. Çünkü onlar beni genişletti. Ancak buradan sonra kendi başıma genişlemeye ihtiyacım var sanırım. Bazense öfkeleniyorum. Telefonda konuştuğumuz yazıyı da deneyeceğim. O karmaşanın içerisine dalmak şimdilik biraz zorlayıcı geliyor.

Benim Ailem Belgeseli

https://youtube.com/playlist?list=PLAABaL9f17rX11VATx98ruU7_iIuzgOZK&si=JuNh6IrdBp6bCim8


https://youtu.be/eN7PhGU9X2M?si=cs96-gsBNH6VH2yh

Sayfa: [1] 2 3 ... 323