Hüseyin Kaçın Forum

Eşcinsellik => Eşcinsellik - Hayatlardan parçalar, hayata mektuplar (ziyaretçi karalama defteri) => Konuyu başlatan: psikolog - Temmuz 22, 2020, 02:35:39 ös

Başlık: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: psikolog - Temmuz 22, 2020, 02:35:39 ös
Merhaba. Sitedeki birçok yazının sahibi gibi ben de HK’nın danışanlarından biriyim. Sizlere terapilerden önceki ve sonraki hayatımı mümkün olduğunca hiçbir gerekçe ile kısaltmadan anlatmaya gayret edeceğim. Daha öncesinde de yazdıklarım bu sitede yayınlanmıştı. Lakin o zamanlar yazdıklarım; yalan olmasa bile eksikti. En büyük eksikliği ise duygularımdı. Bir de bir şekilde ifşa olmaktan endişe ettiğim için kendimi net bir şekilde ifade edemiyordum. İşte sizler bu satırlarda benim hayat hikayemi okuyacaksınız. Umuyorum ki bu hikaye yollarınıza ışık tutar.

İsmim Adalet. En azından bu yazıları yazarken siz beni böyle tanıyacaksınız. Küçüklüğümden beri çok naif bir çocuktum. Her ne kadar aralarda sınırları zorlasam da; kibar, efendi, saygılı, uslu vb. bir sürü sıfatla çocukluğumu nitelendirmek mümkündür. Bu yazıları 27 yaşında, yetişkin bir erkek olarak yazıyorum. Dışarıdan hayatıma bakan insanlar çoğu zaman iyi bir hayatım olduğunu düşünebilir. Ancak bu 27 sene içerisinde geçmişte yapılan hataların esaretinde yaşadığımı kimse görmez.  Öyle hatalardır ki bunlar hala esaretinden kurtulamadığım, hala kurtulmak için mücadele ettiğim…

Tabii ki böyle bir hikayeye başlarken çocukluğumdan başlamak en münasibi gibi görünebilir. Lakin biraz daha öncesine gitmek yaşananların anlaşılmasında daha etkili olacaktır.

Annem babamla görücü usulü ve zorla evlendirilmiş. Benden 4 yaş büyük olan bir ağabeyim ve yaklaşık 10 yaş küçük olan bir kız kardeşim var. Ben ortancayım. Annemin bana hamileliği oldukça problemli geçmiş. Down sendromlu doğma ihtimalim çok yüksek olmakla birlikte, organlarım yeterli gelişimini tamamlamamış. Bu sebeple annem hariç kimse benim doğmamı istememiş. Ancak annem beni aldırma taraftarı olmamış ve buna direnmiş. Biraz da işlerinin rast gitmesi dolayısı ile ben yaklaşık 7,5 aylık iken dünyaya gelmişim. Günlerce hastanede kaldığım için yalnızca bir veya birkaç kere anne sütünü sağılmış olarak içtiğimi söyler annem. Sonrasında gayet sağlıklı olarak hastaneden ayrılmışım. ( Bazı araştırmalarda insan yaşamının anne karnından itibaren şekillenmeye başladığını okumuştum.  Bu sebeple bu detayları verme ihtiyacı hissettim.)

Annem muhafazakar bir insan, babam ise tam tersiydi. Ben ve kardeşlerim muhafazakar yaşam tarzına uygun olarak yetiştirildik. Babam kendimi bildim bileli sadece bankamatik görevi görürdü ki içinde olmasına rağmen asla para çekemediğiniz bozuk olanlarından. İlkokul 3. Sınıfa kadar hatıralarımı şu şekilde özetleyebilirim:

Babam; sinirli, ağzı küfürlü, çok katı kuralları olan ve asla hataya tahammülü olmayan, bununla karşılaştığında da dayak atmaktan çekinmeyen ve anlam veremediğim bir sebepten ötürü beni asla sevmeyen bir adamdı. (Tabi ki buna ileride anlam verebilmiştim.) Bana çok kızar, dövmeye kalkardı. Bunun neticesinde ağladığımda “Karı gibi ağlama!” diyerek daha çok kızardı ve ben daha çok ağlardım. Ağlamamakta çözüm değildi tabi. Bir hatam için özür dilemek için yanına gitsem, yaptığım hatanın mahcubiyeti ve korku ile ezile büzüle özür dilerdim. Bu seferde “Ne karı gibi ezilip büzülüyorsun!” şeklinde bir cevap alırdım. Oysaki şerefsiz babam kısır döngünün farkında değildi. Beni bu kadar korkuttukça daha fazla hata yapıyor, hata yaptıkça azar işitiyor ya da fiziksel şiddete maruz kalıyor, bunların neticesinde ise daha da fazla azar işitir ve ağlar hale geliyordum. Yani bana yaptığı bu işkence hiç bitmedi.  Belki de bana yaşattıkları yüzünden bugün hala “karı” kelimesini kullanarak birbirlerine hakaret eden insanlara şaka bile olsa asla tahammül edemem.

Annem ise tam tersiydi. Evet zaman zaman kızardı. Belki bir iki sille bile yemiş olabilirim. Ama ne olursa olsun onun sevgisinden emindim. Beni hep sever, ne yaparsa iyiliğim için yapardı. Ve her şeyden öte beni babama karşı koruyabilecek bir tek anneme sahiptim.

O zamanlar bir kardeşim yoktu ama ağabeyim vardı. Onu da çok seviyordum. Birlikte oyun oynar, taklalar atardık. Annem yaklaşık ben 8 yaşına gelene kadar birbirimize duyduğumuz muhabbeti şöyle ifade eder: Birbirinize hayrandınız. Sen onsuz hiçbir şey yapmak istemezdin. Hatta bir keresinde 5 yaşında iken abimin okuluna gideceğim diye evden gizlice kaçmıştın. Tabii ki abin de seni çok severdi.

Gerçekten de annemin anlattıkları  gibi bir ilişkimiz vardı abimle. Hatta birlikte olduğumuz bir fotoğraf bu yazdıklarımı gerçekten doğrular niteliktedir.

Ama ne yazık ki abim ve abim dolayısı ile mahallede edindiğimiz birkaç arkadaşımız dolayısı ile bütün arkadaşlarım kızdı. Çünkü bir kişi hariç erkek kuzenim yoktu. Olanla da hiç iyi anlaşamazdım. Hatta nefret ederdim. Şımarık, argo tabirle piç bir veledin tekiydi.

Belkide baba cihetinden yaşadığım olumsuzluk, bunun neticesinde annemle daha fazla yakınlık kurmam ve ağabeyimden başka ailede oynayabileceğim yalnızca kız yeğenlerimin oluşu beni 5-8 yaşlarında iken biraz karşı cinse özendirdi. Birkaç defa göz kapaklarıma sim sürdüğümü hatırlıyorum parlasınlar diye. Ya da saçlarım uzunmuşçasına elimle kulağımın arkasına atardım hanımların yaptığı gibi. Ve tabi ki sonu gelmez evcilik oyunları… Ancak hiçbir zaman kız rolüne bürünmedim. Bazen tiyatro yazar oynardık bütün yeğenler toplanıp. Belki o zaman bir iki defa olmuştur kadın rolüne büründüğüm.

Birde okulda hep kızlarla oynardım. Erkeklerin beni sürekli dövmeye çalışması, bana kıza benzediğimi ifade eden lakaplar takmaları beni kızlarla oynamaya daha da iterdi. Ayrıca kız oyunları daha kolaydı bana göre. Buna karşın annemin bana oyuncak bir alet çantası alması için çok ısrar ettiğimi ve ona sahip olunca ne kadar çok oynadığımı, ayrıca çok sevdiğim uzaktan kumandalı bir arabam olduğunu da hatırlıyorum.

Yine bu yaş aralığında benimle yaşıt kız yeğenlerimden bir tanesi ile birbirimize mahrem bölgelerimizi gösterdiğimizi de hatırlıyorum. Ben onun vajinasına büyükçe piyon tarzı bir şeyler sokmuştum. Aslında görüntüde bir sıkıntı yoktu. Ama oradan çıkan pulların çok kötü koktuğunu ve bundan hoşlanmadığımı hatırlıyorum. Bunu o da doğrulamıştı. Lakin benim penisim için olumsuz bir yorum yapılmadı. Hatta ve hatta 8 yaşımın sonuna kadar sadece ben göstermeye devam ettim.

                Annemle babam arasındaki uçurum ben yaş aldıkça açılıyordu. Başlarda her şey güzeldi. Bizler kur’an okumayı, namaz kılmayı öğreniyorduk. Zaman içerisinde bu duruma kız yeğenlerim de dahil olmaya başladı. Hep birlikte İslam dinini öğreniyorduk. Babam bu durumdan çok hoşnut olmasa bile çocukları yetiştirme hususunda çok fazla pasif olduğu için fazla ses çıkarmıyordu. Tabii ki bu böyle devam etmedi. Zaman içerisinde halam, amcalarım bu olaya müdahil oldukça asıl uçurumlar o zaman açılmaya başladı. Sırf islamdan uzaklaşmamız adına bir mücadele veriliyordu. Hatta bunun için üşenmediler bir yazlık satın aldılar. İşte hayatımın en kötü günlerini o yazlıkta geçirecektim.

                Ben 8 yaşlarındayken yaşadığım bir olayı asla unutamam. Annemle babam içerideki odada bu yazlığa gitme meselesi yüzünden kavga ediyorlardı. Ben ve abim oturma odasında zorla amcamların yanında oturtuluyorduk. Evde bir huzursuzluk olduğu için bizler de huzursuzduk. Bir anda annemin çığlığını duyduk.  O endişe ve annemi koruma arzusuyla içeri doğru koşmaya çalıştık. Çalıştık diyorum çünkü amcamlar bize engel oldu.  Abim kalem kutusunu bir silahmışçasına tutarak koşmaya çalışmıştı. O sırada yere düşen not kağıtlarını dahi hatırlarım. Amcamlar sanki çok doğru bir şey yapıyorlarmış gibi bir de aptalca sorular soruyorlardı ne yapacaksınız? O kalem kutusu ile ne yapacaksın? Tabi annemin sesi hala kesilmemişti bu esnada.

                Tabi ben yıllar sonra bu olayı annemden dinlediğimde o zamanlar kendisinin kardeşime hamile olduğunu öğrendim. Babam olacak şerefsizin onun başını duvarlara vurduğunu öğrendim. Tabi olay bununla da bitmiyordu. Amcalarımdan biri annemin yakarışları kesilmeyince içeri gitti. İçeride olanları ise yine annemden dinledim. Güya onları ayırmak amacı ile annemin yüzünü koruduğu kollarını geriye almış. Bunun neticesinde de annem karnına birkaç darbe daha yemiş.

                İnanabiliyorsunuz değil mi? Bu kadar şerefsiz bir aileye sahibim. Amcalarım ortada erkeğim diye dolaşıyorlar ama su katılmamış ibneler. Bu olay ise bunun ilk kanıtıdır. Kendinden aciz olan insanlara zulmetmek en büyük ibnelik değil de nedir? Bu duyguları içimde tutmayacağım elbette. Hatta bu satırları yazarken o şerefsizlerden elimde numarası olan bir tanesine meşhur olduğunu söyleyerek bu yazıyı yollamaya karar verdim. Bu öyle bir şerefsiz ki yıllar sonra kendisi ile yüzleştiğimde gözümün içine baka baka böyle bir şey yapmadığını söyledi.

                Bu noktada yazıma yaklaşık bir gün kadar arar vererek, dediğim eylemi hemen harekete geçirdim ve duygularımı içimde tutmadım.  Mesajımı birebir buraya yazacağım. İşte o satırlar:

                Merhaba. Benimle iletişime geçmek istiyordun. Seni durumlardan haberdar edeyim dedim. Hayatım çok şükür hiç olmadığı kadar yolunda gidiyor. Ünlü bir psikolog hayatımı kitap şeklinde yazmamı söyledi. Tabii ki sizler bu kitapta başroldesiniz. Yazdığım birkaç satırı internette paylaştım. Meşhur oldunuz sayılır. Eğer bir vesile ile basarsak daha da meşhur olacaksınız. Her ne yaşanırsa yaşansın hislerim hiç değişmedi. Çünkü dürüst olamamıştım bu güne kadar. Artık Agop düşüneceğine, Magop düşünsün. İşte o satırların bir kısmı;

“Ben 8 yaşındayken” diye başlayan yerden “Ona meşhur olduğunu söyleyeceğim” kısmına kadar resmini çekip yolladım. Ardından şöyle devam ettim:

Yanlış anlaşılma olmasın, sizlere hakkım haram değil. Ben bütün meseleyi ahırete bıraktım. Sizlere baktığımda tek hatırladığım bunlar. O yüzden benimle bir daha asla iletişim kurmaya çalışma!

İşte bütün mesajım bu şekilde. Olaydan yaklaşık 1,5 saat sonra bana cevap atmış; İyi olmana sevindim, rabbim yolunu açık etsin.. ve dediğin gibi ahirette çözülür sonuç..ama sen olan haklarını helal etme lütfen.

Ne kadar kaşarlı ve kendinden emin bir cevap öyle değil mi? Bu şahsın bana ve aileme yaptıkları bununla da bitmeyecek. Bir sonraki yazıda anlatmaya devam edeceğim, o zaman da bunu göreceksiniz. Sadece bu yazdıklarımı bile yapmış olsa tepkimde haddi aştığım söylenebilir mi?

Bu yazıyı yazar yazmaz bir rahatlama hissi geldi. Zira yaşananlardan dolayı yüzleşmediğim bir tek kendisi kalmıştı. Tam artık yoluma devam edebilirim derken, bu kıymetli(!) şahsiyet size naklettiğim aynı şekilde kızlarına anlatmış meseleyi. Normalde baba tarafından bir tek onlarla görüşüyordum. Lakin bu olaydan sonra kızları whatsapp üzerinden bana yazdı. Hemen hemen yaşıt sayıldığım iki insandan nasihat içerikli mesaj geldi telefonuma. Özetle onların dediği şuydu. Bizim hatırımıza yapmasaydın keşke. Tabii ki bu anlamı çıkartmak için biraz uğraşmam gerekti.  Ben de bunu onlara söyleyebileceğimi tahmin etmediğimi, bu ihtimali bir an için bile aklıma getirsem öyle hissetmeme rağmen o şekilde konuşmayacağımı belirttim. Tabii ki onları üzmüş olduğum için üzgün olduğumu söyledim.  Aslında bu zamana kadar mazlum biri olarak ona edeceğim bir bedduanın ona anında yapışacağını bildiğim halde, sırf onların babaları diye böyle bir şey yapmadığımı ve kendileri ile asla onun hakkında kötü konuşmadığımı hatırlattım.

Şunu bir kez daha gördüm. İnsanlar kendileri öyle olmadığı halde senden inanılmaz bir olgunluk bekleyebiliyorlar. En nihayetinde benden beklenen olgunluğu kimse bana karşı göstermedi nedense.

Nihayetinde ortada büyük bir haksızlık var. Adil insanlar benimle konuştuğu gibi zamanında yediği boklar sebebi ile babası ile de konuşurdu. Üstelik onlar yaşanan birçok şeye sizler gibi okuyarak değil, bizzat yaşayarak müdahil oldular. Bu da yetmezmiş gibi birde sürekli kadına şiddet/kadın cinayetleri konusunda kadınların lehine olan görüşlerini savunuyorlar. Ama senin baban zamanında bir şiddete göz yumdu dediğimde ortada bir cevap yok. Birde şunu düşünmek lazım ben herkesle meselemi kapattım ama hiçbirine küfür etmedim. Neden bir tek o? Cevap kendisini zerre suçlu görmemesi ve zamanında onunla bu meseleyi sakin sakin konuştuğumda gözümün içine baka baka yalan söylemesi... İlaveten hiçbir şey olmamışçasına benimle sürekli iletişim kurmaya çalışması…

Yazının mesaj atacağımı söyledikten sonraki kısmını ertesi gün tamamladım. Şuan baktığımda fazla duygusal bir tepki vermişim diyebiliyorum. Ancak bu geçmişin yükünden kurtulmam için gerekli bir tepkiydi. Başlangıçta yeğenler olarak aramızdaki ilişkinin bozulmasını istemediğim için itiraf etmeliyim ki biraz moralim bozulmuştu. Ancak iyi bir uykudan sonra yaptığım hiçbir şey için pişman olmadığımı gördüm. Benimle görüşmek istemeyen, görüşmesin. Ben üzerinden 20 sene geçen bir olayı yazarken hala ilaç almamı gerektirecek kadar başım ağrıyabiliyor ise, buna sebep olanların da başı ağrıyacak elbette.

Bu terapilerin benim için en sancılı tarafı; geçmiş yüklerimden her kurtulmak istediğimde ve bunun için bir mücadele başlattığımda, yaşadığım yoğun duygular başımı ağrıtıyor. Hayatımda ilk defa bir ayda 8 defa ağrı kesici aldım. Lakin tüm bunlara rağmen işin iyi tarafı, yüzleştiğim mesele bir daha başımı ağrıtmıyor. Yani evet sancılı bir süreçten geçiyorum. Ama bir gün bitecek.
Başlık: Ynt: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: Lifetime - Temmuz 25, 2020, 07:17:24 öö
DOSTUM DOSTUM GUZEL DOSTUM

Hayatta bundan sonra mutlu geçirirsin umarım
Başlık: Ynt: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: Adalet - Temmuz 30, 2020, 10:39:33 öö
Nihayetinde yazlığa gidildi. O gece teyzemler falan gelmiş bize, yaşanan olayları konuşmuşlar. Bu konuşmaya göre babam bizi ertesi gün anneme bırakacak, birkaç gün orada kalacağız. Sonrasında eve dönülecek. Görünen amaç birkaç gün ortalığın sakinleşmesi... Babam ve ailesinin kalleşçe planlarından kimsenin haberi yoktu tabii. İşte ertesi sabahtan itibaren hayatımın en kötü günlerini yaşamaya başlayacaktım. O günden sonra 17 yaşıma kadar ne yaparsam yapayım, neyi başarırsam başarayım asla mutlu olamayacaktım.
12 yaşına kadar geceleri altına kaçırma problemi ile mücadele ettiğim için, o gece annem beni tuvalete kaldırdı. Bulunduğumuz ev iki katlı olduğu ve benim bulunduğum o da ile banyo üst katta olduğu için ben kimseyi görmedim ve duymadım. Ama her zaman hisleri kuvvetli bir çocuk olduğumdan olsa gerek anneme aşağıda birilerinin olup olmadığını sordum. O da olmadığını söylediğinde sorgulamadım.

Ertesi sabah uyandığımda bir gariplik vardı. Abimle bulunduğumuz odanın güneşlikleri açılmamıştı. Daha önce böyle bir şeyin vuku bulmadığını bildiğimden, yüreğime bir endişe düştü. Hemen yataktan kalktım ve annemlerin yatak odasına yöneldim. Oradaki manzara çok daha korkunçtu. Güneşlikler açılmadığı gibi yatakta dağınık bırakılmıştı. Daha da endişelendim. Bir yandan üst katta kalan son odaya ve sonrasında banyoya bakarken diğer yandan anneme sesleniyordum. Üst kat bomboş… Ağlamaya başladım.  Merdivenleri hızlıca inerek salona geçtim. Salon da aynı şekilde dağınık… Güneşlikler kapalı, koltukların yastıkları dağınık, yerine konulmamış zigon sehpalar… Zigon sehpaların üzerinde kullanılmış çay bardakları. İşte o zaman telaşlı bir şekilde bahçeye çıkıp orada da annemi aradığımı sanıyorum. Buradan sonrası kocaman bir boşluk… Annemin gittiğini bana kimin, nasıl söylediğine dair hiçbir hatıram yok. Hafızamı ne kadar zorlarsam zorlayayım, sanki hiç yaşanmamış bir meseleyi arıyormuş gibi hissediyorum.

O gecenin sabahında annemi bulamamak hayatımda yaşadığım en kötü olaydır. Ne zaman hatırlasam ağlarım, üzerine konuşmak istediğim bir konu değildir. Çünkü her ne kadar annemin beni çok sevdiğini bilsem ve onun niyetinin kötü olmadığına emin olsam da almış olduğu o kararın çok olumsuz neticeleri oldu. Yıllar sonra, terapiye başlayınca çözebildim bu sorunumu.
O günlerde yaşadığım her an ne hissettiğimi hatırlasam da, yaşadıklarıma dair pek az kuvvetli anım var zihnimde. İşte onlardan bazıları:
3-4 ay boyunca babam ve ailesi tarafından ağabeyim de ben de zorla alıkonulduk. Değil annemi görmek, telefonla konuşmak, ondan bahsetmem bile yasaktı. Her fırsatta başta annemi sonra da ailesini kötülüyorlardı. Konuşulanlar 8 yaşındaki bir çocuk için çok ağır şeylerdi. Ortada ne namus, ne de şeref kalmıştı.

Bir keresinde bana onun adından sahte bir mektup yazıldı. Mektubu satır satır hatırlamıyorum ancak mesaj gayet netti. Babanızda kalın, böylesi herkes için daha iyi, görüşmeyelim vb içerikte bir mektup. O mektubu okuduğum an anneme ait olmadığını anladım. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi; annemin yazısı çok daha güzeldi ve annem “i” harfinin noktalarını yuvarlak şekilde yapmazdı. İkincisi ise; annem bana karşı asla böyle hissetmez ve konuşmazdı.

Yine bu döneme ait, benim için büyük bir travma sebebi olan başka bir olay daha yaşadım. Annemi çok özlediğim için geceleri onun başörtüsüne sarılır, onun kokusunu içime çeke çeke uyurdum. Belki de yaşadığım o korkunç dönemde beni tek teselli eden, ayakta tutan şey buydu. Bir sabah kalktığımda yoktu. Onu da benden almışlardı. Sorduğumda başta halam, sonra diğer herkes yalan söylüyordu. Güya haberleri bile yoktu.

Her sabah uyanır uyanmaz Halamların evine gidiyorduk. Orada da her şey yasaktı. Annemden bahsedemiyordum. Ağladığım zaman baban duyarsa çok kızar denilerek susturulmaya çalışılıyordum. Gördüğüm herkese annemi arasın diye yalvarıyordum. Ne amcalarım, ne halam… İzin yoktu. Yeğenlerimden telefona sahip olanlar tembihlenmişti. Hatta ve hatta oturduğumuz sitedeki insanlar dahi tembihlenmişti. Kocaman bir dünyada yaşıyordum ama o dünya benim hapishanemdi.

Herkes sahip olduğum şeylerden mutlu olmam gerektiğini söylüyordu. Pahalı oyuncaklar, içinde havuzu olan bir site… Mutluluk için yeterli miydi bunlar?.

Tabii ki bu kadar anlatmışken aklınıza şu soru gelmiş olabilir. Annem ne yapıyordu bu süreç içerisinde? Neden bizimle irtibata geçmedi? Cevabı şu: Annemin evden gittiği gecenin ertesi günü babam bizi anlaştıkları üzere anneme götürmek yerine, kalleşçe planını devreye sokarak mahkemede boşanma davası açıyor. İlgili yerlere, başta adaletin sembolü olan(!) kıymetli hakimlere para yedirerek bizim geçici velayetimizi alıyor. Bununla da bitmiyor iş. Anneme bizi görmesi için ya da asıl önemli cihetten bakarak yazayım cümleyi; biri 8, diğeri 12 yaşında olan çocukların annesini görmesi için 1 saat dahi izin verilmiyor.

Davanın temeli de şuna dayanıyor. Annem güya İslam adı altında milleti sömürüyor. Üfürükçülük yapıyor. Devlet aleyhinde propagandalar düzenliyor vs.

Yaklaşık 4 aylık bir sürecin sonunda annem zar zor hafta sonları için görüş alabilmişti. O dönem halamlarda kalıyorduk. Yalan söylemeyeceğim yazlıktan döndüğümüzde istisnai olarak halamla güzel zamanlarımız olsa da ekseriyetle hayatımdan nefret ediyordum. Sonuçta o annem değildi. Kendimi bildim bileli yaşadığım geceleri altıma kaçırma sorunumu nihayetinde anlayışla karşılamadığı zaman gelmişti. Bu dönem ondan ve babamdan para çalmaya başlamıştım. Çünkü yazlıktan ayrıldıktan sonra bana kötülük yapmaya devam eden iki insan vardı. Babam ve halam…

Bu hırsızlık mevzusunu yaklaşık 15 sene sonra tekrardan değerlendirdiğimde aslında kendi adaletimi uyguladığımı ve onları cezalandırmak için böyle fiilde bulunduğumu fark ettim. Çünkü hayatımda bu iki insandan başka kimsenin malını çalmadım.

Aynı dönemde hayatımda islama dair her şey uzaktı. Her zaman okuduğum kuran mahkemeye delil niyeti ile götürülmüştü. Oruç tutmam yasaktı. Anneme, teyzelerime, dayıma asılsız iftiralar atılıyordu. Benim gibi annesi babası ayrı olan, mutsuz çocuklarla dolu özel bir okula gönderilmiştim ağabeyimle beraber.

Bu dönemde annemin kız kardeşime hamile olduğunu öğrendik. Annem bunu şöyle anlatır: Kız kardeşini daha doğmadan çok sevmiştin. Ona hediyeler alırdın hâlbuki o daha doğmamıştı bile. Ama onu kıskanırdın da… Benim karnımı okşayarak “Ne şanslı! O hep senin yanında kalacak.” derdin.

O dönemde belki mevcut problemime ışık tutabilecek iki anım var. İlki doğum günü pastamın kül kedisi temasından olmasını istemem. İkincisi ise yeğenlerimle tiyatro yaptığımız bir günde ben rolüm gereği başörtüsü takan bir nine olmuştum. Babam bunu gördüğünden beni herkesin içinde çok azarlamıştı. Bende kıza benzediğim için bana kızdığını düşündüm.
Yine aynı dönemde ağabeyimle olan kardeş kavgalarımız başladı. Beni sevmediğini düşünüyordum. Bu yıllar boyunca devam etti. Sonunda onun da bu olumsuz dönemin bir yansıması olduğu başka bir terapist tarafından onaylandı. (Tabi ben orta son sınıfta olacaktım o zaman.)

Her şeyin nihayetinde annem mevcut siyasi döneminde bizim lehimize olmadığı o dönemde, bizi alabilme ihtimali olmadığı için tesettüründen vs taviz vererek babamla barıştı. Bunu çok net hatırlıyorum.

Bu dönemdeki en önemli olaylardan bir diğeri ise annemin bu zorlu süreçte bana dedikleridir. “Kimseyi çok sevmeyin. Ben Allah için her şeyden vazgeçebilecek güçteydim. Ama çocuklarım söz konusu olduğunda vazgeçemezdim. Biz bu imtihanı birbirimizi çok sevdiğimiz için yaşadık. Ne zamanki Allah’ı önceliğim yaptım, imtihanım o zaman bitti.”

Bunları duyan bir çocuk olarak annemi sevmekten hep korktum. Ama onu ölesiye seviyordum. Lakin her böyle hissettiğimde Allah’a yalvarıyordum bizi birbirimizden ayırmasın diye. Aslında annemin dediği şeyin bir diğer sonucu da; beni eskisi gibi sevmediğiydi. Ancak ben bu düşünce üzerinde hiç durmadım nedense.

Tabii ki bu dönemde çok fazla şey yaşandı. Hiçbiri güzel anılar olmadığı gibi yukarıda anlattığım kadar çirkindiler aynı zamanda. Nihayetinde kötülük kötülüktür.  Yazmaya kalksam sayfalar yetersiz kalır. Gerek bu sebeple, gerekse siz okuyucuları sıkmamak ve yazıya bir son verebilmek adına çok fazla detaya inmemeye çalıştığımı bilmenizi isterim.
Başlık: Ynt: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: Adalet - Ağustos 09, 2020, 06:48:44 öö
Öncelikle yazdığım bu yazılar için şunu belirtmekte fayda var. Şuan da ben hatırı sayılır sayıda terapileri devirmiş biriyim. Lakin bu yazılarımı HK’ya ne zaman gönderdiysem, size o gün hissettiğim duygularla yazıyorum. Yani bu yazılarımda şuan görmekte olduğum terapilerin etkisi size yansımıyor henüz. HK’nın beni tanıması için kendisine gönderdiğim yazı gibi düşünebilirsiniz.
Annemin dönmesi ile yavaş yavaş hayatım yoluna girmeye başlamıştı. Okuldaki notlarım annemin eve dönmesinin ve benimle derslerim hususunda da ilgilenmesi sebebi ile hemen yükselişe geçti. Yine o döneme ait 2 tane kuvvetli anım var.

Bunlardan ilki o zamanlar Burcu Güneş’in Çile Bülbül’üm isimli bir albümü vardı. Genel anlamda albümdeki her şarkıyı çok severdim. Ama özellikle bir tanesi beni benden alıyordu adeta. Tahmin edin… Elbette “Çile bülbülüm.” Seneler sonra üzerine düşününce o yaşlardaki çocuk için pekte uygun bir şarkıymış gibi gelmiyor kulağa. Şimdilerde Bülent Ersoy’dan dinliyorum kendilerini…
Anılarımdan ikincisi ise şu: Yılsonu için öğretmen kız/erkek karışık bir dans grubu oluşturmuştu. İçinde ben yoktum. Ama bir tarafım gerçekten çok dans etmek istiyordu. Zar zor cesaretimi topladım ve en sevdiğim albümden yılsonunda tek başıma dans etmek üzere hareketli bir şarkı seçtim. Aylarca zihnimde tasarladığım koreografi üzerine çalıştım.

Yılsonunda benden önce kalabalık dans grubu çıktı sahneye. Hepsinin özel, renkli kostümleri vardı. Gerçekten başarılıydılar. Bense simsiyah giyinmiştim. Sahneye çıktığımda birkaç kişinin bana güldüğünü hatırlıyorum. Çok heyecanlıydım lakin o an pes edemezdim. İşaretimle müziği başlattılar. Çok heyecanlı olduğum için bugün bile ne yaptığımı hatırlayamıyorum pek. Tek hatırladığım ikinci nakarata gelmeden bir önceki grubun kızları arkama dizilip benimle birlikte dans etmeye başlamışlardı. Gerçekten keyifli bir gün olmuştu benim için. Yıllar sonra Adalet’in o sene yaptığı her şey unutuldu. Ancak yaptığı dans gösterisi baki kaldı hafızalarda.

4. sınıfa başka bir okulda başladım. Liseye kadar aynı okulda okudum. Bu okulda da hep kız arkadaşlarım oldu. Hatta bir iki tanesine güya aşık olmuştum. Biraz sevgili olduk. Mektuplaştık ve bitti. Sonra ikisi ile de ilk ve ortaokul hayatımda hep arkadaş kaldım. Hatta bir tanesi ile dost olmuştuk. Ama ilişkimiz kız ve erkeğin arkadaşlığından ziyade iki kızın arkadaşlığına benziyordu.
Bahsettiğim bu dost ile seneler sonra beni bulması ile yollarımız kesişti. Beni eşi ile tanıştırdı. Zaman zaman hala görüşürüz. Lakin bu sefer ilişkimiz bir başından beri geçmişte dost olan bir kadın ve bir erkeğin ilişkisi gibi…

Bunun dışında okuldaki erkekler bana hep top derlerdi. Benim küfür etmiyor olmamdan ya da ayıp diye elimle penisimi herkesin içinde tutup düzeltmiyor olmamla alay ederlerdi. Bana seslenip penisleri ile oynadıklarını gösterirlerdi. Yine aynı dönemde o çocuklar cinsel organlarını benim kalçama dayayarak sürekli bana sarılırlardı ve sayı saymaya başlardı kalçalarını hareket ettirerek. Bu nefret ettiğim olayın bunu yazarken neden benim cinsel anlamda uyarılmama sebep olduğunu maalesef hala anlayamıyorum.

Neticede bir gün dayanamadım ve her şeyi anneme söyledim. Annem okula gelince fiziksel taciz sona erdi. Ama sözle taciz hep devam etti.

Bir gün onların bana yaptığı bu fiziksel tacizi bende benden bir yaş küçük bir çocuğa yaptım. Belki onlardan olursam bu işkence biterdi. Ben hiçbir zaman bana yapılana razı değildim. Fiziksel gücüm yetseydi onları durdururdum. Ama bu çocuğa zorla hiçbir şey yapmadım. Belki bu yüzden olsa gerek ilk başta kendimi iyi hissettim. Sonra beni şikâyet etti, yalan söyleyip inkâr ettim. Sonrasını hatırlamıyorum. Ancak yıllar sonraki aklımla düşündüğümde pişmanım. Pişmanlığım bugün bile geçmemiştir. Umarım onda bazı tahribatlara sebep olmamışımdır.

Ancak bir gün yaşadığım fiziksel taciz tekrardan başladı. Anneme anlatıp okula gelmesini istediğimde anlamadığım bir sebepten bunu yapmaktan kaçınıyordu bu sefer. Bir gün babam benim ısrarımı duyunca meselenin ne olduğunu sordu. Annemde okulda beni rahatsız ettiklerini ancak yakın bir zamanda benimde benzer bir şeyi başkasına yaptığıma dair şikâyet için okula çağırıldığını söyledi. Ve bana dönüp şöyle dedi: Buna rağmen okula nasıl geleyim?

Sonrasında bu taciz bitti mi, bittiyse nasıl bitti? Ya da annem okula gelip konuştu mu hiç hatırlamıyorum. Bir üsteki paragrafı bile yazıyı paylaşmadan önceki son kontrolü yaparken hatırıma getirdim ve sizlere yazma fırsatı buldum.

Karşı cinse bakmak ve ayıp şeyler konuşmak haram. Bu iki doğru düşünceyi kendi hayatımda mübalağalı yaşıyordum. O kadar ki kendime düşünmeyi bile yasaklamıştım. Fiziksel olarak hoşuma gitse de ortaokul’da benden hoşlanan bir kızı dinen uygun değil diye reddettiğim bir zaman bile oldu. Buna rağmen erkeklere karşı olan herhangi bir ilgi ortaya çıkmamıştı henüz.

Yine o dönemle teyzemin kızına bir sapık dadanmıştı telefondan. Onu arayıp sesimi kalınlaştırdım ve sağdan soldan duyduğum çok ağır küfürler ettim kendisine. Netice de işe yaradı. Bir daha aramadı. Ancak bu olayın benim hayatımda hatırı sayılır bir yeri oldu.  Ona yapacağımı söylediğim şeyler beni tahrik etmişti. Tabi o zaman tahrik olmanın bile ne anlama geldiğini bilmiyordum. Eve gittiğimde banyo yaparken  ettiğim küfürleri düşünerek kendi cinsel organımla oynadım. Nihayetinde ilk mastürbasyon deneyimimi yaşadım. Lakin hiçbir şey bilmediğimden çıkan meni beni çok korkutmuştu.

Yaşım biraz daha büyüdü. Hala ortaokuldaydım. Benden 3 yaş büyük, az önce bahsettiğim kız yeğenimle tanıdığımız tanımadığımız erkekleri sahte msn profillerinden işletiyorduk. Hep müstehcen içerikli konuşmalar yapardık. Ve bu konuşmalarda hep ismi Alev olan bir kız oluyorduk. Bazılarının cinsel organlarının fotoğraflarını istemiş ve almıştık. Bazılarını ise kamera önünde soyunduruyorduk. Bunlar beni hep tahrik ediyormuş şimdi anlayabiliyorum. Utanarak söylüyorum ki hala benzer etkileri yapıyor.

Yine aynı dönem zamanında birbirimize cinsel organlarımızı gösterdiğimiz yeğenimle porno film satın alıp izlemiştik. İlk kez böyle şeyler görüyordum. Ve bana erkeğin kadının cinsel organını yalaması çok tiksindirici gelmişti. Ancak diğer her şey ilgimi çekmişti.  Eve gidip gördüklerimi düşünerek kendimi tatmin ettim sonrasında.

Yani anlayacağınız üzere eşcinsel eğilimlerim cinsel ya da duygusal boyutta değildi henüz. Ancak bundan sonrası biraz karmaşıklaşıyor. Kendimi kadınları düşünerek tatmin etmeme rağmen bir noktadan sonra erkekleri hayat etmeye başladım. Ancak hafızamı zorlasam da buna neyin sebep olduğunu veya ilk kimi hayal ettiğimi bilmiyorum. Genellikle bunlar yaşça benden büyük, bana gerçekte sert/kötü davranan kimseler olurlardı. Ve hiçbir hayalimde ortada bir saygı/sevgi yoktu. Bana hep zorla sahip olurlardı ve sonrasında ben bundan zevk alırdım. Genellikle çok kızmış olduğum ve kesinlikle ailemden olmayan insanlardı bunlar. Ve her zaman tek bir kişi olmazdı…

Yine bu dönemde benden birkaç yaş küçük mahallemizden bir çocuğun oyun oynama bahanesi ile cinsel organımı elletmiştim. Ancak sonrasında çok pişman olup bir daha asla böyle bir şey yapmadım. Hayatımdaki 2. Büyük pişmanlığım ise budur. Zaten başka da pişmanlığım olmadı. (Bu olay’ı o zamanlar Hk’ya bu şekilde anlatmıştım. Terapiler esnasında biraz daha detaya girdim. Size de vakti gelince anlatacağım.)

Gelelim bu dönemde babamla olan ilişkime… Önceki gibi çok kötüydü her şey. Kafama indirilen yumruklardan tutun, yine kafamda patlatılan kolonya şişelerine kadar… Bir tanesinde suçum kalemi kırmak, diğerinde ise neden kolonyayı ziyan etme pahasına oynamak... Tabi ki bana olan sevgisizliğinin bir nefret haline dönüşmeye başlamasını da unutmayalım. Ancak tüm bunlara rağmen hayatımda akil olarak gördüğüm insanların tavsiyeleri doğrultusunda kendisi ile aramı düzeltmeye çalışıyordum. Bunun sebebini hala kabul etmek zor geliyor olsa da onu seviyordum ve beni sevmesini istiyordum. Lakin yaptığım hiçbir şey fayda vermiyordu. Dayak, aşağılanma, küfürler her zaman hayatımın bir parçasıydı. Benim varlığımdan nefret ediyordu. En sonunda onun beni asla sevmeyeceğini kabul ettim. Bende buna karşılık olarak onu sevmekten vazgeçtim. Ancak bu sefer içimde çok büyük bir boşluk oluşmuştu. Bunun sebebi bir babaya verilmesi gereken sevgiyi yüreğimde tutmaktı.  Bende bu boşluğu hayatımdaki insanları özellikle de annemi daha fazla severek ve dine yönelerek doldurmaya çalıştım.

Yine bu dönemde yaşadığım eşcinsel eğilimlerimin doğru olmadığını biliyordum. Kendimi her fırsatta internetten izlediğim eşcinsel pornolarla tatmin ediyordum. Neticede bugün bile tam olarak aşamadığım ciddi bir mastürbasyon bağımlılığım oldu. Ne zaman canım sıkılsa ya da erekte olacağım bir durum olsa mastürbasyon yapıyordum. Bir gün içindeki sayının ne kadar uçuk bir rakam olabileceğini siz tahmin edin artık. Mastürbasyon yapmam için bir erkeğin eli ile penisini düzeltmesini görmem bile yeterliydi. Seneler sonra kendime o performansı nasıl yakaladığımı sorduğumda her gün yediğim en az 10 tane caramio adlı çikolatada ve gençliğimde buldum cevabı. Belli bir yaştan sonra bağımlılığım istediyse de ben asla eski rakamlara ulaşamadım.

En nihayetinde yaptığım işlerin çok günah olduğunun biliyordum. Lakin kendimi durduramıyordum. Vicdan azabı içinde yaşıyordum sürekli. Bu sebeple olsa gerek yaklaşık 13/14 yaşlarındayken iki kere ilaç alarak intihara teşebbüs ettim. Ancak tek yaptığım kendimi ishal etmek oldu. İyi ki de öyle olmuş.

Tüm bunların ardından ucundan kıyısından anneme bendeki anormal durumdan bahsettim. Annemde bazı olumsuzlukları sezinlemiş zaten. Bu konuşmanın ardından spora başlamanın mevcut sıkıntımın çözümünde faydalı olacağı kararını verdik. Neticede bir dövüş sporu ile meşgul oldum 1 yıl kadar. Ancak üzülerek söylüyorum ki yaşadığım problemlere hiçbir faydası olmadı. En azından o dönem için.

O dönemi çok net hatırlıyorum. Babama yaşadığım sıkıntıyı söylemek mümkün değildi. İlaveten onun için her şey gereksiz masraftı. Bu sebeplerden dolayı ne yapacaksak kendi imkânlarımızla yapacaktık. Kullandığımız deodorantlara kadar kemerimizi sıktık annemle ve zar zor kursun parasını çıkartmayı başarabildik.

Liseye başlamadan hemen önceki dönem babamın ailesinden birkaç kişi (sanırım amcam ve halam olacak) ben de bir anormallik sezdiklerini belirtmişlerdi. Yani benim cinselliğimle ilgili bir problem… Bütün ailede bir anda ben konuşulur olmuştum. Hatta benden 4 yaş büyük bir yeğenim dahi bu meseleyi biliyordu. Lakin sıkıntı şuydu; onların bende gördükleri anormallik sevgiye aç bir çocuğun yeterince sevilmemesinden dolayı yaşadığı duygusallıktı. Üstelik babamın bana olan davranışlarına hepsi şahit olmuştu. Bana göre gördükleri olayı yanlış yorumlamışlardı. Çünkü ben yaşadığım sorun hakkında zahiri bir problem taşımıyordum. Tabi bu durum ulaştıkları sonucun yanlış olduğu göstermiyordu. Nihayetinde bu olay annemin kulağına geldiğinde böyle bir sorun olmadığına dair insanları ikna etti, konu kapandı.

Annemin insanlara benim sıkıntımdan bahsetmemesinin sebebi şuydu. Spora başladıktan sonra, sıkıntılarımın devam ettiğini anneme hiç bahsetmedim. İlk başta konuştuğumuzda da herhangi bir problem olduğunda nasıl şimdi kendisi ile konuşabiliyorsam o zaman da konuşmam gerektiğini belirtmişti. Özetle bana verdiği mesaj şuydu; konuşursak ve birlikte olursak her şeyin üstesinden gelebiliriz.

Sonrasında liseye başladım. Bu dönem babamın ailesi ile bozuk ilişkilerinden dolayı başka bir şehre taşınmıştık. İyi bir lise puanım olmadığı için düz liseye gitmektense Anadolu Teknik lisesine gitmeye karar verdim. Çünkü duyumlarıma göre taşındığımız şehir problemlerini geçtim en problemli yer de bizim bulunduğumuz muhitti. Ancak değişen çok fazla bir şey olmadı. Gittiğim okulda da problemlerim devam etti. Tabii ki insanların yaşları büyüdükçe zalimliğin dozu da artmıştı. Ancak bu sefer cinsel anlamda fiziksel bir taciz görmüyordum en azından.  Şiddet boyutuna varmayan itişip kakışmalardı genelde. Aralarda bir ceketlerinden penis yapıp bana sallarlardı birde.

Bana en çok sataşan çocuklar fantezilerimde beni tatmin etmek için malzeme oluyordu bana. Çok istisnada olsa bu dönemde hayalimde kendimi aktif olarak düşündüğüm ve yine bu çocuklara zorla bir şeyler yaptığımı hayal ederek de tatmin oluyordum.

O dönemki aile ilişkilerimi şöyle özetleyebilirim size: Çok sevgi dolu bir insan olduğumdan anne tarafından herkesi çok severdim. Farklı şehirlerde olmamıza rağmen sık sık oradaki akrabalarımı ziyaret ederdim.  Zaten az olan harçlıklarımın çoğunu insanların ihtiyaçlarını gidermek için onlara hediyeler alarak harcardım. Teyzelerimin hepsi benim için gerçekten anne gibiydiler. Bu sebeple anneler gününde onlara hediye almayı, aramayı asla ihmal etmezdim. Birlikte sürekli dışarı çıkar, gezer dolaşırdık. Anneannem ve dedem için ise; onlara fiziken en uzakta olan ancak buna rağmen onlarla en sık beraber olan, en çok sevilen torundum ben. Özetle herkes benden çok memnundu ve beni çok severlerdi.

Aynı dönemde teyzelerime babamla olan problemlerimi anlatmaya devam ettim. “Bakın bu adam beni sevmiyor, neden beni anlamıyorsunuz? Bir gün öyle bir şey olacak ki hepinize kanıtlayacağım, beni sevmediğini göreceksiniz…” derdim kendilerine. Onlarda böyle bir şeyin mümkün olmayacağını bir babanın evladını sevmemesinin imkânsız olduğundan bahsedip dururlardı.

Yine bu dönemde anne tarafından başka birileri bendeki problemi öngörmüştü. Ancak bu yine yanlış bir sebeple, yanlış şekilde dile getirildi. Yine bütün ailede ben konuşulur olmuştum. Nihayetinde bu sebepten olduğunu ilk başta bilmeyerek psikoloğa götürüldüm. İlk önce sebebin mutsuzluğumdan kaynaklı olduğu söylenmişti bana. İki kez bu şekilde terapilere gittim konuştum. Sonra anneannemin ve annemin bana bir takım aile üyeleri ile fazla iletişim kurmamın doğru olmadığını söylemesi üzerine (İkisi de içlerinde bana haksızlık yapıldığına inanıyorlardı.) bu meselenin üzerine gittim ve gerçekler ortaya çıktı. Tabi ki bir sonraki terapide hiçbir şey anlatmadım. Oraya neden getirildiğimden, kendisinin de bundan haberdar olduğundan bahsettim. Ama bir sorunum olduğunu söylemedim. Yalan söyledim. Seans sonrasında bende hiçbir problemin olmadığına dair teşhis konuldu.

Dikkat ederseniz hem anne hem baba tarafından bendeki sorun öngörülmüştü. Ancak her iki seferde de o kadar yanlış ve çirkin bir şekilde dile getirilmişti ki dürüst olabilmem mümkün değildi.  Kaldı ki bu öngörüyü benim fazlaca duygusal olmamdan yapıyorlardı. Yani teşhis doğru lakin sebep yanlıştı. İlaveten her seferinde herkes bu durumu bilmek zorunda mıydı? Tek bir kişi çıkıp ailemle konuşsaydı ya a birisi babama benimle ilgilenmesi gerektiğini söyleseydi… Hadi babam çok iğrenç bir varlık dayıma söylenseydi o zaman. Bu yorumu yapan amcalarım, eniştelerim ne güne duruyordu? Bu yorumu terapilerle oldukça fazla yol almış biri olarak yapıyorum. Ben bırakın şimdiyi o zaman bile böyle hata yapmazdım.

Psikolog meselesinden sonra kimseye güvenmemeyi öğrendim. Demek ki insanlar onlarla duygusal paylaşım yapmamı yanlış anlıyorlardı. Benim duygu ve düşüncelerimi bilmek onlara fazla değer vermek olurdu. Yalnız olarak duygusal hiçbir ihtiyacım olmadan yaşamayı öğrenmeliyim diye düşündüm. Ve o günden itibaren kendime tek dostun Allah olduğunu telkin ettim. İyi ya da kötü, benim için önemli ise, anlatma ihtiyacı hissediyorsam hiçbir şeyi insanlarla paylaşmadım. Ta ki paylaşma ihtiyacım gidinceye kadar… Birde duygularımı saklama meselesi vardı tabi. Çok duygusal olduğumdan olsa gerek ne hissetsem suratımdan okunabilirdi. Bu meseleyi de aynalar karşısında yaptığım provalarla hallettim. Zaman içersinde bırakın duygularımı saklamayı artık hissetmediğim ifadeleri bile yüzüme verebilir olmuştum. Nihayetinde başarmıştım. İçimde fırtınalar kopmasına rağmen dışarıdan her şey mükemmel görünüyordu. Kimseyi beni incitmesine fırsat verecek kadar sevmiyordum. Evet, lise hayatım kendimi tüm bunlara eğitmekle geçti. Her sevip kırıldığımda daha kuvvetli duvarlar ördüm. Her sevgiye ihtiyacım olduğunda ve neticesinde alamadığımda kendi zayıflığımı eleştirdim. Ama buna değdi. Artık asla incinmeyen, insanlara ihtiyacı olmayan bir insan haline gelmiştim.

Tüm bunlara rağmen yalnız değildim. Hala dertleşebildiğim annem ve kendisi ile ilgilenmekten çok keyif aldığım bir kız kardeşim vardı. Onları çok seviyordum. Onlar benim zayıflığımdı ama zaten bir anne ve bir kardeş bana zarar vermezdi ki…
Başlık: Ynt: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: Adalet - Ağustos 16, 2020, 10:06:47 ös
Yazıya devam etmeden hemen önce sizinle paylaşmak istediğim bir mevzu var. Tüm bu yaşananlardan olsa gerek lise hayatım boyunca çok mutsuzdum tahmin edebileceğiniz üzere. Hayatımın en karanlık ve en mutsuz olduğum zamanlarıydı. Bunun yanında benim mutsuzluğumu arttıracak ve adının sonradan sinestezi olduğunu öğreneceğim bir durumum ortaya çıktı. Kısaca bilgi vermek gerekirse; bilim adamlarının bir kısmı buna hastalık dese de diğer kısmı bunu bir lütuf olarak görüyorlar. Duyuların karışması anlamına geliyor. Yani duyguları hissetmenin yanında rengini görmek, kokusunu almak gibi… Bendeki durum ise çok korkunç başladı. Lise hayatım boyunca kendimden çok ağır, kötü bir koku aldım. Ne yaparsam yapayım, ne kadar temizlenirsem temizleneyim asla bu koku geçmedi. Yakın arkadaşlarıma anneme, kardeşime sorardım benden kötü bir koku alıyorlar mı diye. Cevap hep olumsuz olurdu. Almıyorlardı. İlk başlarda eşcinsel problemimden, günahlarımdan dolayı Allah’ın bana verdiği ebedi bir ceza olarak gördüm bu durumu. Sonrasında okuduğum bilimsel bir makale ile sinestezinin ne olduğunu öğrendim ve bendeki durumun sinestezi olduğunu ve aslında bastırdığım duygularımın kokusunu aldığımı anladım. Sonraları bu durum yoğun duygusal ilişki içinde olduğum, dertlerini içselleştirebileceğim insanların daha onlar benimle paylaşmadan kendilerinden aldığım koku sayesinde ruh hallerinin mutsuz olduğunu anlamama sebep oldu. Lakin o döneme kadar mutluluğu gerçek anlamda yaşamamış biri olarak mutluluğun kokusunu hiç almamıştım. Belki de aldım. Ama mutluluk nedir gerçek anlamda bilmediğimden tanımadım.

Aslında şu anki aklımla düşündüğümde mantık çok basit: Kendimi duygusuzlaştırmak için bir girişimde bulunuyorum.  Bunun neticesinde duygularım kendini his olarak değil koku olarak ifade ediyor. Bir nevi Allah’ın oluşturduğu koruma sistemi. Çünkü insanlar bir arada ve duygusal etkileşimler içerisinde olmak için yaratılmış. Kişi bu fıtratı bozmak için girişimde bulunursa böyle garip durumlar ortaya çıkabiliyor.
Belki bu anlattıklarım karmaşık, saçma gelebilir sizlere. Ancak mesele hakkında biraz araştırma yaparsanız o kadar saçma ve karmaşık gelmeyeceği kanaatindeyim.

Bu bahsettiğim olay başlarda artarak devam etti. İlerleyen zamanlarda başka duygularında kokusunu alabilmeye başladım. Hoşuma gitmeye bile başlamıştı bu durum. Duygularla hissel anlamda yüzleşmektense kokusunu alıyordum. Ancak ben duygusuz olmakta direndikçe seneler içinde sinestezi diye bir şey de kalmadı doğru düzgün. Gittikçe eridi, soldu.

İncinmemek adına aldığım önlemlerin benim üzerimdeki etkisi bununla sınırla kalmadı elbette. Ancak üzerine düşündüğümde bunları paylaşmamanın daha doğru olacağı kanaatine vardım.

Burada yeri gelmişken başka bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. O dönemde benim için hayatta iki duygu var. Mutluluk ve acı. Başka bir şey yok. Her şey siyah ve beyaz kadar keskin… Gri asla yok. 

Artık daha fazla uzatmadan yazıma kaldığım yerden devam edeyim. Ancak uyarıyorum HK yazılarıma hiçbir şekilde sansür koymamı istemediği için biraz müstehcen içerikli olabilir.

Psikolog olayından sonra internetten büyük birisi ile tanıştım. Tek bir konuşma yaptık ardından kamera önünde kendi vücudumu gösterdim ona. Buna karşı o istediğim hiç bir şeyi yapmıyordu. Bana vücudunu göstermiyordu. Hep ben bir şeyleri yaptıktan sonra yapacağını söyleyip durdu. Ancak son olarak benden arkama çeşitli şeyler sokmamı istediğinde bahsettiklerinin nimet olduğunu söyleyip kızdım. Böyle bir şeyi nasıl talep edebilirdi? Beni kaydetmemiş olmasını umarak görüşmeyi derhal sonlandırdım.

O anki mantığım tamamen şunun üzerine kuruluydu. Fantezilerimde bir erkeğin bana sahip olmasını istiyor olabilirdim. Bunun g.tüme bir şey girecek demek olduğunu da biliyordum. Ama nihayetinde tüm bu hastalıklı düşüncelere nimetleri dahil ederek zaten günah olanı daha da büyütmenin bir anlamı yoktu. Ayrıca nimet kutsaldı. Bize çocukluğumuzdan beri öğretilen buydu. Ağzımızda nimet varken tuvalete bile giremiyorsak, adamın söylediklerini yapmak ne mümkün!

Birde düşünüyorum da ne kadar çok sapık/hastalıklı insanlar var değil mi? Adamın suratını hala hatırlıyorum. En az 30-35 yaşlarındaydı. Kendinden 15-20 yaş küçük çocukla yaptıklarına bakın.

Birkaç sene sonra lise son sınıfa geldim. Kız kardeşim büyüdü. Benim zamanında yaşadığım aile problemleri bu sefer o dolayısı ile yaşanmaya başladı. Ya bir gün kardeşim yetişkin olduğunda tesettürlü olursa vb. korkular…

Artık babam benden o kadar nefret ediyordu ki neredeyse bu nefret ayrı bir vücut bulmuştu evin içinde. Okulda aldığım notlar ve davranışlarım neticesinde onur belgeleri alan, dershanede özel yetenekliler için açılmış olan derece sınıfa alınacak kadar başarılı biri olmama rağmen bana ders kitabı için istediğim 5 lirayı vermemişti. Sadece “Baba dershaneden test kitabı almamı istediler. 5 liram eksik, annemde de yokmuş verebilir misin?” demiştim. Üstelik havuzlu, lüks bir villada oturuyor olmamıza rağmen benim 2008-2009 senelerinde aldığım harçlık haftalık olarak 5-10 lira gibi komik bir rakamdı.

Bazılarınız bu rakamın yeterli olduğunu düşünebilir. Okulda ve dershanedeki yemeklerimi hep evden götürüyor olsam bile, bu parayla kişisel ihtiyaçlarımın hepsini kendim karşılamak zorundaydım. Yani barınma, yeme/içme ve yol ihtiyaçlarım dışında her şeyi bu paradan halletmek zorundaydım. Giyim, tıraş, kişisel bakım, ders kitapları vs… 

İşte buna rağmen o param yok diyerek üzerime kumanda fırlattı. İsabet etmemiş olsa bile o kumandayı yerden aldım ve ona saldırmak için üzerine yürüdüm. Abim ve annem bağrışmalarımızı duyarak araya girdiler hemen. Ama kimse bana neden böyle yaptın demedi bu olay sonrasında. Çünkü herkes haklı olduğumu biliyordu.

Ailemizde sorunlar gittikçe büyüyorken bir keresinde bana “Sen dindarsın diye seni hiç sevmedim biliyorsun değil mi?” dedi. Hâlbuki ben annemle aralarını düzeltmeleri gerektiğini, kız kardeşim küçük olduğundan çok üzüldüğünü söylemiştim kendisine. Bende cevap olarak “Biliyorum, ancak bunun konumuzla bir alakası yok.” demekle yetindim. Bu beni hiç üzmedi. Çünkü zaten bu durumu yıllar önce kabul etmiştim. Bu konuşmanın ardından tabi ki bana “Bir babanın evladını sevmemesi mümkün değil.” diyen herkese yıllardır bildiğim şeyin kanıtını sundum.

Babam o gün tam anlamı ile dürüst olmamıştı aslında. Beni sevmemesine sebep sadece bu değildi. Benim naif, kibar, duygusal ve duyarlı bir insan olmamdan nefret ediyordu. Onun homofobik olduğunu düşünüyordum. O kadar ki zahirde hiçbir şey görmese de benim sadece duyarlıl olmam onu yeterince korkutuyordu bence.

O dönem eve hiç gitmek istemiyordum. Ancak annemi ve kız kardeşimi o adamla yalnız bırakacak kadar da güvenmiyordum ona. Bu sebeple bir şekilde ona tahammül etmek pahasına gidiyordum eve.

Nihayetinde ben 17 yaşındayken boşandılar.  Evden kovulduğumuz o gün yıllar sonra alacağım bu terapiler için farkında olmadan çok büyük ve önemli bir şey yaptım. Kendisi ile her türlü yüzleşmemi yaptım. Ne kadar kötü bir insan olduğundan bahsettim. İçimde hiçbir düşünce kalmadı kendisine karşı. Ne hissettiysem söyledim. Üzerine yürüyüp sinmesini sağladım. Tabi ki ona asla vurmazdım. Çünkü ben inançlı bir insandım. Her şeyden önce babanın dindeki yerini biliyordum. Ayrıca o bana göre güçsüzdü. Bu adil olmazdı.

Annem ve kardeşlerim teyzelerimden birinin evinde misafir oldular bir süre. Ben ise okulum devam ettiğim için onlara katılamadım. Bir aile dostunun evinde misafir oldum. Yaklaşık 2 ay kadar orada kaldım.

Tabi ki bu olayın geçmiştekinden en büyük farkı ayrılık olmamasıydı. Ayrılık yok diyorum çünkü istediğim her zaman ailemle telefonla da olsa görüşebiliyordum. Yani annem ve diğer kardeşlerimle bir aradaydık bana göre. Ancak buna rağmen benim için zorlu geçiyordu. Annemi çok özlüyordum.

İşte bu olaydan hemen sonra hayatımın en mutlu yılları başlamış oldu. Elbette bazı sıkıntılar oldu ama en kötü günüm bile babamla olduğum en iyi günlerden kat kat güzeldi.

Tabi ki bu mutlu yıllar benim dışsal anlamda mutluluğumu ifade ediyordu. İçsel anlamda eşcinsellik problemim hala devam etmekteydi. Özetle bu mutlu günler bana beklide birçok insanın sahip olamadığı bir hayatı getirdi. Ancak içsel anlamda her geçen gün çöküyor, adım adım kendi karanlığıma yürüyordum.
Başlık: Ynt: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: KoyuGri - Ağustos 17, 2020, 01:16:21 öö
Ben koku alamadığım için parfümümü burun deliğimden içeri sıkıyorum belki alırım diye  ;D millet nelerin kokusunu alıyor
Başlık: Ynt: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: zeze7 - Ağustos 18, 2020, 09:48:53 ös
Bahsettiğin koku duyma olayının nörolojik olması ve adının sinestezi olması beni çok aydınlattı. Çünkü ben de 3 yıl kadar önce, ölmek istediğim dönemlerde, vücudumun kendi kendini imha ettiğini düşünürdüm ve burnuma sürekli yanık gibi bir koku gelirdi, gitmezdi. Ve annem kaygılandığı ve üzüldüğü zamanlarda da bu kokuyu hissederdim. Hatta bir doktora ben çürüyorum ceset kokuyorum demiştim. O da gülüp psikoz ilacı yazmıştı. Şükür ki  şimdi kalmadı ama hatırlayınca bile dehşete kapılıyorum o günleri... terapilerinin neticesinde  iyilik halini kazanmanı  dilerim :)
Başlık: Ynt: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: Adalet - Ağustos 20, 2020, 07:38:31 öö
DOSTUM DOSTUM GUZEL DOSTUM

Hayatta bundan sonra mutlu geçirirsin umarım

Eyvallah, umarım hepimiz için öyle olur.

Bahsettiğin koku duyma olayının nörolojik olması ve adının sinestezi olması beni çok aydınlattı. Çünkü ben de 3 yıl kadar önce, ölmek istediğim dönemlerde, vücudumun kendi kendini imha ettiğini düşünürdüm ve burnuma sürekli yanık gibi bir koku gelirdi, gitmezdi. Ve annem kaygılandığı ve üzüldüğü zamanlarda da bu kokuyu hissederdim. Hatta bir doktora ben çürüyorum ceset kokuyorum demiştim. O da gülüp psikoz ilacı yazmıştı. Şükür ki  şimdi kalmadı ama hatırlayınca bile dehşete kapılıyorum o günleri... terapilerinin neticesinde  iyilik halini kazanmanı  dilerim :)

Açıkçası kimseye faydası olur diye düşünmemiştim. Lakin bu beni çok memnun etti. İlaveten umarım hepimiz o iyilik halini bir şekilde kazanırız.
Başlık: Ynt: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: Adalet - Ağustos 20, 2020, 10:06:39 ös
Evden kovulduğumuz o dönemde maddi sıkıntıda olduğumuz için çalışmaya başladım. Maaşımın büyük kısmını anneme verip bir kısmını kendime ayırıyordum. Genç yaşta işe başlayanlar bilir. Para kazanmak güzel bir duygu… İnsanın kendine olan güvenini tazeliyor.

Yine aynı sene bu olaylar yaşanırken üniversite sınavına girdim. Aslında küçüklüğümden beri hayalim doktor olmaktı. Ancak benim zamanımda teknik liselerden mezun olanlar kendi bölümü dışında bir bölüm seçmek istedikleri zaman puanları kırılıyordu. Bu sebeple tıp fakültesini kazanamadım. Dürüst olmak gerekirse yeteri kadar çalışmış olmadığım da başka bir gerçek. Yaşadığımız şehrin etrafındaki şehirlerde alanım olan mühendislikleri kazanıyordum. Ancak ben başlangıçta tekrardan sınava hazırlanmaya karar verdim. Gerekirse çalışmaya devam eder kalan, vakitlerimde de ders çalışırım diye düşündüm. Tercih yapmak için verilen zamanın son gününde Adalet diye bir bölüm olduğunu ve bu bölümden Hukuk’a geçiş yapılabileceğini öğrendim. Ve son gün üç farklı okulun Adalet bölümünü yazarak tercihlerimi tamamladım.

O dönem böyle bir eylemde bulunmamın tamamen iki sebebi var. Bunlardan ilki yaşadığım hayat ve beraberinde gördüğüm adaletsizlikler elbette… İkincisi ise “Bir işin yapılışından memnun değilsem, o işi kendin yapmalıyım.” mantığına sahip oluşumdu…

Nihayetinde günler sonra tercih sonuçları açıklandı ve ben üçüncü tercihimi kazandığımı öğrendim.

Yine aynı dönem daha önceden yapmış olduğum dövüş sporuna tekrar başladım. Daha başlangıçta olmama rağmen benden çok daha kıdemli talebelere ders vermeye başladım. Zaman içerisinde ilçe ve il dereceleri aldım, yardımcı antrenörlük yapmaya başladım ve en nihayetinde de iki kere Türkiye üçüncüsü olacaktım.

Mevcut sıkıntılarımın daha net anlaşılması için burada bir parantez açmam gerekiyor. Spor salonu evime 5 dakikalık yürüme mesafesinde ve haftada 3 gün olmasına rağmen, haftada 3 gün dışarı çıkma düşüncesi başlangıçta beni çok yormuştu. Epeyce bir sürede devam etti. İlaveten kazandığım okulda da devam zorunluluğu olmadığı için oraya da gitmiyordum zaten. Bu iki durumun sebebi insanlarla sosyal ilişki kurmak istemiyor oluşumdu. Ancak bir spora başlamak beni sosyal anlamda birçok sıkıntımdan kurtardı. En azından artık insanların arasındaydım. Ancak yalnızlığım hep devam etti.

İşte bu dönem yaptığım her şeyin özgüvenimi yükseltmesi gibi olumlu bir neticesi oldu. Çevremdeki insanlar ailemin boşanmasının en çok bana faydası olduğunu, çok mutlu göründüğümü söylüyorlardı.

Elde ettiklerim için elbette çok mutluydum. Lakin içimde daima derin bir hüzün vardı. Çünkü eşcinsel eğilimlerim hala devam ediyordu. Aslında biraz daha şiddetlenmişti. Soyunma odasında erkeklere bakıyordum çaktırmadığımı düşünerek. Bazıları çok rahat davranıyordu gerçekten. Bu dönemde olumsuzluk yaşamamış olmama rağmen hayatımdaki bir takım kimselerin bana zorla sahip olduğunu hayal ediyordum. Yine bu dönemde istisnada olsa aktif rolde oluyordum. Ancak ortada bir aşk asla yoktu. Daima zorla sahip olma.

Günler böyle geçerken bir gün spordan bir kıza âşık oldum. O zamanlar 20 yaşındayım. O da bana âşık olmuştu. Hatta ilk o bana açılmıştı. Bir mesele hariç %100 uyum vardı aramızda. O maalesef Allah’a inanmıyordu. Buna rağmen belki değişebilir umudu ile onunla arkadaşlık başlattım. Bu değişimin olabileceğini bana kendisi de belirtmişti. Ancak bunun olmayacağını 1 hafta kadar gibi bir süre içinde anladım ve ondan ayrıldım. Ona âşık olmamdan bu zamana kadar asla eşcinselce eğilimlerim olmadı. Hatta kadınları tahayyül edebilmeye başlamıştım. Ne zamanki onunla ayrıldım o günün akşamına pornografi ve diğer her şey kaldığı yerden devam etti. Aşk acımı yaklaşık 1 sene sonra bir gece onu rüyamda görmemle yaşayacaktım.

Birkaç ay sonra hukuk fakültesini kazandım. Üst sınıftan ders alarak 3 yılda bitirdim okulumu. İkinci sınıfa geçtiğimde bir kızdan hoşlandım. Bir süre onunla da arkadaşlık ettim. Bu sefer karşı tarafın biz olamayız demesi ile 1hafta kadar bir süre sonra terk edildim. Ama bu beni çok yıpratmadı. Çünkü ona âşık değildim. Ancak çok güzel bir karakteri vardı. Karakterini sevmiştim onun. Dolayısı ile onun daha yakından tanınmaya değer olduğunu düşündüm. Yine onunlayken aklıma asla erkekler gelmiyordu. 

Eşcinsel eğilimlerime rağmen, aradığım insanı bulamasam bile bir an önce kendi ailemi oluşturmak, kendi çocuklarıma sahip olmak istediğimden hep bu arayışta oldum. Yine bu dönemde başka bir kıza görücü usulü talip oldum. Ancak başka biri daha önce davranmış bu konuda. Hasılı kelam bu da olmadı.  Aynı şekilde bu olay netleşinceye kadar hiçbir eşcinsel eğilimim olmadı.
Yani özetle o dönem sorunum şöyle bir boyuttaydı. Hayatımda kimse yokken ve bunun ihtimali yokken ağırlıklı olarak eşcinsel hisler yaşıyordum. Ancak bisexual bir yapıdaydım. Ömrüm kendime mühlet vermekle geçti.” … yaşına geldiğimde eşcinselce hislerim tamamen bitmiş olacak.” diyordum kendi kendime. Kendimi iyileştirmeye çalışıyordum. Ancak ben hislerimi bastırma metodunu kullanıyordum. Dolayısı ile zaman zaman patlama noktalarına gelip patlıyordum.  Neticede her seferinde eşcinsel eğilimleri artmış bir pasif eşcinselliğe dönüyordum. Bu sebeple her patladığımda başka biri ile birlikte olabilme korkum daha da artıyordu. Her şeye rağmen metodumdan vazgeçmedim. Çünkü yapabileceğim başka hiçbir şey yoktu. Bu süreçte asıl sıkıntının babamla aramdaki olumsuz ilişkiden kaynaklandığını tahlil edebilmiştim. Çünkü içimdeki boşluğun baba boşluğunu olduğunu hep biliyordum. Ancak 27 yaşıma kadar değil HK’yı tanımak bir yerlerde eşcinselliğin iyileştirilebildiğini savunan bir kişinin varlığına bile inanmıyordum. Çünkü hep aradım. Bir şekilde bulamadım işte. Bir şekilde bulmamam gerekiyormuş beklide… Bu sorunun çözümü var ama bir şekilde ben ona ulaşamıyorum diye düşünüyordum. Çünkü benim itikadıma göre Allah hiçbir derdi dermansız vermezdi. Her şeyin bir çözümü vardı. Belki de bu sebeple kendimi iyileştirebileceğim inancından hiç vazgeçmedim. Mücadelemde de oldukça başarılı oldum aslında. Seneler içerisinde kendimi pasif eşcinsellikten, bisexuel bir yapıya getirmeyi başardım.

Sonrasında eşcinsel eğilimlerim devam etmesine rağmen babam dolayısı ile yapamamış olduğum şeyleri yapmak istedim. Nihayetinde okulumu bitirince radikal bir karar alarak medreseye başladım. Sanıyorum bu 4. senem. Orada yatılı olarak kalmıyorum.  Bir yandan akşamları mahallenin çocuklarına hocalık yapıyorum. Çeşitli cemaatlere hoca olarak sohbet veriyor, vaaz ediyorum.
Her şeye rağmen cinsel kimliğimdeki bozukluk hiç düzelmedi. İşin kötüsü her başarısızlığım da başladığım yerden daha kötü bir noktada oldum. Dini inancım, bundan da öte kıyafetlerim, sakalım vs olmasa çoktan fiziksel anlamda bir şeyler yaşardım diye düşünüyorum.

Birkaç ay önce bu çabalarımdan birinde; bir gece rüyamda bir kadın ile birlikte olduğumu gördüm. Başardığımı zannetmiştim. Çünkü hayatımda ilk defa rüyamda bir erkeği değil de bir kadını görmüştüm beklide. Bunun üzerine iyileştiğimi düşünerek, medrese bitmemesine ve doğru düzgün bir gelirim olmamasına rağmen evlenmek istediğimi anneme söyledim. O da beni maddi olarak destekleyeceğini söyledi. Ancak bir gün hiç ummadığım bir andan öyle bir patladım ki hiçbir şeyi başaramadığımı fark ettim.

Bu arada bu patlayışlarım belki bir birliktelikle sonuçlanmıyordu. Lakin her seferinde çok daha kuvvetli duygularla pasif eşcinsele dönmem beni yeterince korkutuyordu. Ve nihayetinde bu sefer hislerim o kadar kuvvetliydi ki umutsuzca internete her zaman yazdığım şeyleri yazarak bir tedavi aramaya başladım. O da ne? Daha ilk aramamda Hüseyin Kaçın… Biraz inceledim. İlk defa bir umut ışığı yanmıştı benim için. Hemen sitenin kurucusu ile iletişime geçip üyeliğimi aktif hale getirttim ve HK’nın numarasını aldım. Sabaha kadar forumda yazan hemen hemen her şeyi okuyup, ilgili bütün videoları izledim. 

O gece hiç bitmedi benim için. Sabah olmuyordu bir türlü. Doğru düzgün uyuyamıyordum heyecandan.  Nihayet karanlı gece aydınlandı.  Doğan güneş yalnızca günümüzü değil, benim yüreğimdeki karanlığı da aydınlatmış oldu. Saat 9’a gelir gelmez HK’yı aradım. Konuşmayı hatırladığım kadarı ile aynen nakledeceğim.

- Alo! (Telefonu açan HK… Buz gibi bir ses. “Pes etme Adalet!” diye telkinde bulundum içimden.)
-Merhaba, hayırlı sabahlar. HK ile mi görüşüyorum acaba?
-Buyrun benim. (Ses hala buz gibi… Telkinlere devam ediyorum.)
-Şey… ben size internette rast geldim. Terapileriniz hakkında bilgi almak istiyordum.
-Öncelikle malum sorun sebebi ile mi geleceksiniz? (Ses bu sefer daha yumuşak. Beraberinde bana rahatlama hissi geldi. Ancak asla yeterli değil. Çünkü sadece eskisi gibi buz gibi değil ses. Bu arada başından beri kedi miyavlamasına benzer bir tonda konuştuğumu düşünüyorum.)
-Evet.
-Daha önce hiç birlikteliğiniz oldu mu?
-Hayır.
-Peki yalnızca erkekler mi, yoksa kadınlar az da olsa var mı?
-Evet, kadınlar da var.
-En iyi ihtimalde her hafta gelen birisi 3 ayda iyileşebilir. Zaten sitedeki yazıları okudğunuzu ve terapi süreci hakkında bilginiz olduğunu varsayıyorum.
-Evet. Peki fiyatınız nedir ve adres neresi?
-……. (Burada ilgili bilgileri veriyor.)
-Peki en erken ne zaman gelebilirim?
-Cumartesi günü gelebilirsiniz.
-Tamam öyle ise, cumartesi sabah en erken saate beni not alın lütfen.
-Gelmeden bir gün önce akşam ararsınız, önceden randevu vermiyoruz.
-Peki, teşekkür ederim.
-E- posta adresimize nasıl bir çocukluk geçirdiğinizi, bu güne kadar neler yaptığınızı anlatan bir yazı gönderirseniz okuruz, sizi tanımamıza yardımcı olur.
-Tamam, yazacağım. Çok teşekkür ederim tekrardan, iyi günler.
-İyi günler.

Telefonu kapattığımda bir şok etkisi vardı üzerimde. Bir yandan mutluydum diğer yandan da endişelerim vardı. Diğer psikologlara göre daha değişik bir insan olduğu kesindi. Bir sekreteri yoktu. Diğer herkes kendisini pazarlar, bu adam pazarlamıyor. Aksine çok itici. Ya o konuşması neydi? “Acaba bu adam milleti iyileştireceğim diyip, geleni gideni çatır çutur s.kiyor mu? Gelen kişiler aktifse, gelen pasifleri s.kiyorlardır birlikte... Ama ben s.kilmek istemiyorum. Ancak böyle gitmeye devam ederse önünde sonunda kendimi s.ktireceğim. En kötü ihtimal buraya giderek bu süreci hızlandırmış olurum. İyileşme uğruna bu riski göze alıyorum öyle ise…” diye düşündüm. (Spoiler: Kimse kimseyi s.kmedi şimdiye kadar ya da henüz ben görmedim. :D)

Sonrasında annemi çağırdım odama. Seninle mühim bir şey konuşmam gerekiyor dedim. Oturttum.

-Anne… hani sana yıllar önce iyileştiğimi söylediğim bir sorunum vardı ya… erkeklere ilgi duymam… aslında o hiç iyileşmedi. Sadece ben öyle düşünmeni istedim. Aslında zaman zaman sana bir şeylerin normal olmadığına dair cümleler kuruyordum ama suratındaki üzgün ifadenden anlamadığını düşünüyorum. Neyse bu problem değil çünkü HK isimli birisini buldum. Bu alanda uzman…  (Konuşma bu şekilde devam ediyor. Başta ağlıyoruz. Sonra ondan bana maddi manevi destek olmasını beklediğimi söylüyorum çünkü korona muhabbetinden kazandığım üç beş kuruş parayı da kazanamaz olmuştum.)

Sonra bütün gün hayat hikayemi anlatan yaklaşık 3-4 sayfalık bir yazı yazdım. Yazarken hep ağladım. Aldığım terapilerin bendeki etkilerinden biri bu yazıyı size yazarken artık yazdığım hiçbir şeyle problemim olmaması. En azından beni sarsacak kadar yok. Bir tek başta amcamla halledilmemiş bir meselem vardı. Onunla da yüzleşmemi yaptım ve yoluma devam ediyorum artık. Son olarak bir iki not düşerek bu bölümü sonlandırıyorum.

Not: Ailem boşandığından beri ekseriyetle babam ve onun akrabaları ile görüşmedim. Dini olarak sorumlu olur muyum diye bir kere teşebbüs etmişliğim oldu. Ancak babam beni istemedi kıyafetime sebep. (Sarık, çübbe, şalvar vs.) Bende bunun bana bir rahmet olduğunu düşünerek yoluma devam ettim. Çünkü bu benim Allah rızası için yapmış olduğum çok büyük bir fedakarlık olacaktı işin doğrusu.

Yine bu yıllarda askerliğimi de tamamladım.

İşte aşağı yukarı benim hayat hikayem böyle. Yazımın bundan sonraki kısımlarında yine HK’ya attığım maillerin içeriğini doldurarak devam edeceğim ve bu yazılar direkt olarak terapi sürecimle alakalı olacaklar.
Başlık: Ynt: EŞCİNSELLİĞİMİZ: DOSTUM DOSTUM YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE
Gönderen: Adalet - Eylül 05, 2020, 09:13:03 ös
Hissettikleri ile kendini bütünleştiremeyen bütün insanların sıkıntısı çok büyüktür. Bir de eşcinselleri düşünün. Bence kıyaslanamaz derecede arada fark var. Şimdi birde muhafazakar eşcinselleri düşünün. Fark daha da büyüdü değil mi?

Son olarak beni düşünün. Muhafazakâr bir insan olduğum için zaten sıkıntılarım oldukça fazlaydı. İş bununla da kalmadı Hoca oldum. Sohbetler verdim, çocukları eğittim, yetişkinlere dersler verdim. Çeşitli bölgelerde yaşayan insanlara emr-i bil maruf çalışmasında bulundum. Lakin tüm bunlara rağmen eşcinseldim. Olduğum kişinin yolu başka iken, hissettiğim kişinin yolu bambaşka bir şeydi. Bu çıkmazı yalnızca yaşayanlar bilir. Muhafazakar olmanın zorluğu tam olarak burada bence...

Tabi bu zorluk beraberinde suçluluk duygusunu, günahkarlık hissini beraberinde getiriyor, en nihayetinde insanı sonu gelmez bir depresyona sokuyor.

Şöyle düşünün; halinizden ölesiye nefret ediyorsunuz. Çaresizliğinizden kurtulmak istiyorsunuz. Ancak bunu bir çözümü yok diye düşünüyorsunuz. Üzüntüleriniz sizi derin bir depresyona sokuyor. Bu sebeple ölmek istiyorsunuz. İntihar başkaları için bir çözüm olabilir. Ancak sizin için asla! Çünkü intihar etmek haram… Bunu düşünebiliyor olmak kesinlikle yeterli değil. Çünkü hala aynı şeyleri hissediyorsunuz. Dolayısı ile tek bir çare kalıyor. Ölmek için dua etmek…

İşte ben de 27 yaşıma kadar bu hislerle geldim. İnsanlarla konuşurdum, çeşitli faaliyetlerde bulunurdum. Çünkü nihayetinde insanız. Bir noktadan sonra kişi insan olduğu için asgari düzeyde de olsa sosyal ilişkiler kurmak zorunda kalıyor. Ama hep içimden bir an önce bu an geçse de odama gidip ölmek için dua edebilsem derdim. Her fırsatını bulduğumda da ederdim. Akşamları başımı yastığıma koyduğumda çeşitli ölüm senaryoları üretirdim kendime. Hepsi de büyük bir fedakarlığı ve zorlu bir ölümü içeriyor olurdu. Sonra bu ihtimallerden gerçek olabilecek bir tanesini araştırmak için doktora giderdim. Lakin hiçbir hastalığım çıkmadı. Ya da birisi için kendi feda ederek ölmedim. Şuan ki aklımla baktığımda günahkâr olduğuma inandığım için kuruyormuşum bu hayalleri. Ancak zorlu bir ölüm süreci yada büyük bir fedakarlık beni günahlarımdan temizleyebilir inancı…

Terapilere kadar nasıl hissettiğime dair daha net bir bakış açınız olması için yazdım bu satırları. Şimdi daha fazla uzatmadan kaldığım yerden devam ediyorum.

HK ile telefonda görüştük sonra sancılı bir süreç başlamış oldu. Çarşamba, Perşembe, Cuma... Tamı tamına 3 gün beklemem gerekiyordu. “27 yaşına kadar beklemişsin, bu üç gün neyin sancısı?” diye sorabilirsiniz. Buna cevabım şu olurdu: Bence hayattaki en kötü zamanlardan bir tanesi; hayatın hakkında büyük bir karar verip, süreç ve sonuç için beklemek zorunda kalmak. Dolayısı ile sabırsızdım. Aklımda terapi sürecine ve sonucuna dair çeşitli senaryolar dönüyordu. Düşünmekten uyuyamıyordum bile.

Zar zor Cuma akşamını ulaştığımda HK’yı tekrar aradım. Aynı buz gibi ifade ile beni karşıladı. Nihayetinde ertesi gün ilk saate sözleştik. Telefonu kapattıktan sonra tekrardan bu “soğuk adam” hakkında düşündüm. Neden? En sonunda “Belki de danışanlarının ona olağan dışı bir duygusal hissi olmasın diyedir herhalde…” dedim kendi kendime.

Ertesi gün olduğunda bana verilen adrese gittim. Mavi demir kapılı bir apartman… HK ile iletişime geçerek bana kapıyı açmasını sağladım. En son izlediğim videosundan çok farklıydı. Sakallarını ve bıyıklarını tamamen kesmişti. O esnada kalbim deli gibi çarpıyor, nefesim daralıyordu. Kapıyı kapatarak içerideki odasına yönlendirdi beni.

Odaya girdiğimde hızlı bir göz taraması yaptım. Yığınla kitap var; tam benlik. Masasının üzeri oldukça dağınık… Arkada güzel bir bahçe; huzur verici… Masasının önünde duran 3 tane, deri, koltuk tipli sandalye… Çok kısa bir an bekledikten sonra onunla en iyi etkileşim kurabileceğimi düşündüğüm bir sandalye seçtim kendime. Hala çok gergin hissediyordum. Oturduktan hemen sonra birkaç terapi sonra kendisinin klasik giriş cümlesi olduğunu öğreneceğim bir cümle ile başladık terapimize.

Not: İlk birkaç terapide ses kaydı almadığım için, parça parça ve dağınık olarak nakledebilirim konuşulanları.

-Evet Adalet, sendeyiz.
Uzun bir duraksamanın ardından, benden cevap alamayınca yardımcı olmak adına bana soru yöneltti.
-Neden buraya geldin?
-Çünkü eşcinselce eğilimlerim var. (Cümleleri kurarken boğazım düğümleniyor, zorlukla konuşuyorum.)

Sonrasında hayat hikayemi bir kez de benim ağzımdan dinledi. Ardından babamın benim dünyamda hiçbir yeri olmadığını olumlu ya da olumsuz kendisine bir duygu hissetmediğimi söyledi ve ekledi:

-Şu anlattıklarına baktığımızda asıl sorun baban gibi duruyor. Ama ilerleyen terapilerde başka sebeplerde ortaya çıkması mümkün tabi. Ama her şeye rağmen sen kötünün iyisi tedbirler alarak ilginç bir şekilde kendini iyileştirmeyi başarmışsın. Belki terapilerle birkaç ayda yapacağımız şey senin senelerine mal olmuş ama başarmışsın.

Bu konuşma sonrasında sosyal ilişkilerimden bahsettim kendisine. Yalnızlığımdan ve yalnız olma arzumdan, insanları nasıl kolayca hayatımdan çıkartabildiğimden… Bunun üzerine doğru-yanlış obsesifliği tanısını koydu bana. Dediğine göre özellikle hayatımdaki insanlara karşı obsesifmişim.
Bunu şöyle anlatabilirim sizlere: Bana göre potansiyel hatalar vardır. Mesela eşini aldatmak gibi… Bir insan bu hatalardan birini yapabiliyorsa her türlü hatayı yapabilir benim gözümde. Dolayısı ile zihnimde tasavvur ettiğim hatalardan birini yapan bir insanla herhangi bir sosyal ilişkimin olması mümkün değildir. Hatayı bana karşı işlemesine gerek yok. Yapması yeterli. Birde bana yaptığını düşünün. Özetle insanları silip atıp, yoluma devam etmekte üstüme yoktur.

Sonra sıra sosyal ilişkilerimden tahmin edebileceğiniz üzere mastürbasyon konusuna geldi. Direkt olarak terapiden bir parçayı nakletmek istiyorum:

-Ne sıklıkla mastürbasyon yapıyorsun?
-Canım her istediğinde…
-Canın ne kadar istiyor? Haftada kaç kez? Günde birden fazla yaptığın oluyor mu?
-Sizi aramadan hemen önce duygusal anlamda bir patlama yaşamıştım. Dolayısı ile sayısız defa mastürbasyon yaptım Perşembe gününe kadar. Ancak normalde bir meşguliyetim, olduğunda haftada 2-3 defa yapıyorum. İlaveten her zaman günde bir kere ile sınırlı kalmıyor. Ardı ardına birkaç kez yapıyorum çoğu sefer.
-Mastürbasyon bağımlılığı var sende. O zaman sana bir ödev. Haftada en fazla 3, günde 1 defayı geçmeyeceksin.
-Tamam.
-2 en iyisi, 3 olabilir. Ama 4’e ulaştığı an bağımlılıktan söz ederiz. Seninki de o boyutta artık.
-Tamam.
-Günde bir defadan fazla yapmakta yok.
-Tamam.
-Son olarak pasif fantezilerde istemiyoruz. Aktif bir fantezi kuracaksanda: Hetero bir erkek, hetero olan sana gelir. Nasıl olursa bir şeyler olur aranızda. Yani kimse pasif olmuyor. Pasifliği çıkartıyoruz zihnimizden.
-Tamamdır.
-Haa kadınları düşünebiliyorsan bizim için en güzeli.
-Tamam, düşünebilirim.

Bu terapi ekseriyetle benim konuştuğum bir terapi olmuştu. Son olarak bana son bir ödev daha verdi: Elimden geldiğince yazmamı hislerimden bahsetmemi istedi. Bunun benim gün içinde nasıl düşündüğümü ve hissettiğimi anlamasına yardımcı olacağını ve terapi sürecimize olumlu bir etkisi olacağından bahsetti. Canıma minnet diye düşündüm. Yazmak; tam benlik.

En sonunda vaktim varsa kalmamı söyledi ve terapiyi sonlandırdık. Odadan çıkıp içeriye geçtim. Tekli koltukların bir tanesinde siyahlar içinde, uzun boylu, yakışıklı, benim yaşlarımda birisi oturuyordu. O kadar agresif bir havası vardı ki selam vermeye çekindim. Sanki zorla oraya gelmiş gibiydi. Kısa bir süre sonra HK onu içeriye çağırdı.

Kendi kendime bulunduğum odayı incelemeye başladım. Yine bir sürü kitap… Yine dağınıklıklık... Toz... İşin doğrusu iyi bir temizlik fena olmazdı. :D

Diğer arkadaş içeri girdikten bir süre sonra HK beni içeri davet etti. Odaya girdiğimde çocuğun tam karşısına oturdum. HK benim hayat hikayem ile benzer noktaları ortaya çıkartmak istediğinden bir takım sorular yöneltmeye başladı ilgili arkadaşa.

-Ailenden bahseder misin? (Cevap vermedi. İlaveten sanki ben odada yokmuşum gibi davranıyordu. Bunun kıyafetlerimle alakalı olduğunu belki bir din düşmanlığı olabileceğini düşündüm. Çünkü seneler içerisinde bu tarz insanlarla çok karşılaştım maalesef.)
-İyi bir anne-baba ilişkin var mı?
-Cık. (Bu sesi ağzından çıkarıyor.)
-Evde gerginlik olmadan geçen bir gününüz var mı?
-Cık.
-Aaaa ne tesadüf. İkinizin de aile geçmişinde benzerlikler var ve ikinizde eşcinsel olmuşsunuz. (Kısa bir sessizlik...) Peki Adalet’in ailesi boşanmış, senin ailen boşandı mı?
-Cık.
-Peki Adalet, senin ailen boşanmasaydı ne olurdu?
-Son zamanlarda hiç eve gitmek istemiyordum. Muhtemelen bu his artardı. Ya annemi ve kız kardeşimi çok sevmeme rağmen evden ayrılırdım ya da onlar için evde kalır ve babama tahammül ederdim. İki türlü de çok mutsuz olacağım için derin bir depresyonda olurdum sanıyorum.
-Peki sen şuan da eşcinsellik konusunda nasıl bir yerdesin? Hiç birlikteliğin oldu mu? Aktif misin pasif mi?
-Aslında ben kadınlara da cinsel anlamda ilgi duyabilen, zaman zaman aktif, zaman zaman pasif hisseden biriyim. Lakin çoğu zaman aktif, yada kadınlara ilgi duyan… Daha öncede hiç birlikteliğim olmadı.
-Aaa senin ailen boşanmadı, sen de onlardan ayrı bir eve çıkmadığın için pasifsin ve pasif olmaya devam ediyorsun nedense. Sana söylüyorum o evde kaldığın sürece kurtulamazsın. (Öteki arkadaşla konuşuyor.) Sor bakalım Adalet ne okumuş üniversitede?
-Ne okudun? (O sırada ilk defa bana yöneldi, ancak bu durumdan oldukça hoşnutsuz olduğu her halinden belli oluyordu.)
-Hukuk fakültesini bitirdim ben. (Gözleri kocaman açıldı. Sarığı cübbeyi görünce bunu tahmin etmemiş olsa gerek.)
-Sor bakalım daha önce bir sporla meşgul olmuş mu?
-… sporunda yardımcı antrenörlük yaptım. Medreseye girdiğimde bırakmak durumunda kaldım. (Gözleri daha da açıldı. Artık karşımdaki hoşnutsuz adam beni ilgi ile dinliyor ve benimle sohbet ediyordu.)
-İşte sana evden çıkmanı da bir spora başlamanı da söyledim. Sen senelerdir terapiye gelen biri olarak bu dediklerimi dinlemediğin için ilerleyemiyoruz. Takıldık kaldık. Bak karşında sana dediklerimi yapan bir örnek ve yapmayan olarak sen. Mukayeseyi sen yap.

Bu konuşmalar esnasında aramıza başka bir arkadaş daha katıldı. Onunla da benzer konuşmalar yaptık. Konuştuğum iki kişi ile de çok fazla ortak noktamızın oluşu beni gerçekten şaşırttı.

Grup terapisinden sonra ilk arkadaşla epeyce bir süre sohbet ettik. İlk defa beni anlayan, hiçbir duygumu saklamak zorunda olmadan sohbet edebildiğim birini bulmak gerçekten çok güzel bir histi. Hayattaki en büyük sırrımı biliyor ve bu yükü kendi de taşıyordu. Bunun yanında diğer arkadaştan pek hoşlanmamıştım. Zaman zaman o da katıldı sohbetlere.

Birkaç saat sonra kapı çaldı ve benim yaşlarımda olduğunu tahmin ettiğim bir genç ailesi ile birlikte terapiye geldi. Ancak çocuk hiç konuşmadığı gibi ailesinin orada olup onun aksine konuşup, soru sorması beni ve siyahlı arkadaşı rahatsız ettiği için kalkma kararı verdik.

Apartmandan çıktığımızda başlangıçta bana oldukça mesafeli davranan kişi adeta eski bir dostummuşçasına benimle konuşuyordu. Ayaküstü bir konuşmanın ardından pandemi olmasına rağmen tokalaşmak için bana el uzattı. Tokalaştım. (İlk tanıştığımızda bana da diğer arkadaşa da el uzatmamıştı.) Bu esnada bana eğer iyileşmek istiyorsam ne olursa olsun HK’yı dinlemem gerektiğini nasihat etti ve ekledi. Bak ben dinlemedim diye senelerdir böyle, gidip geliyorum…

İşte benim ilk terapim böyle geçti. Son olarak bir şey daha paylaşmak istiyorum:
HK ile konuşurken, HK konuşurken onun her hareketini, her mimiğini inceledim diyebilirim. Bundan da önce onunla ilk konuşmaya başladığımda kendisine sonradan detaylıca açıklayacağım bir güven duydum kendisine. Aslında bu onun yapmış olduğu bir şeyden kaynaklı değil, tamamen hislerimle alakalıydı. Bu hissi duyduktan sonra geriye onun yaptığı her şeyi analiz ederek hislerimi haklı çıkarmak kalmıştı. Neticede daha ilk terapide birçok gerekçe ile haklı olduğum kanaatine vardım. Ona karşı hissettiğim bu duygu bütün terapi sürecimizi etkileyecekti. Ancak o gün ikimizde bundan haberdar değildik.