Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Eşcinseller konuştu! Bu belgesel Türkiye'de ilk!
Başarılı programcı ve sunucu Muhammed Binici hazırladığı bir belgeselle, toplumun kanayan yarası ve küreselcilerin ''dokunulmaz alan'' ilan ettikleri Eşcinselliği farklı bir boyutuyla ele alan bir belgesele imza attı. Aldıkları terapist desteğiyle iyileşen eşcinsellerle konuşan Binici:

https://www.youtube.com/watch?v=tIuRKf4tbpU&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=246

EŞCİNSELLERİN NE SÖYLEDİĞİ ÖNEMLİ

 
"Eşcinsellik, toplumu yakından ilgilendiren bir konu oldu çünkü bu konu artık ideolojik bir kavrama dönüştürüldü. Aile, toplum ve devletler ideolojik bir kavram haline getirilen LGBTQ+ ile yok edilmeye çalışılıyor. Birde eşcinsellik doğuştan mı? Psikolojik mi? Tartışmaları var!.. " ifadelerini kullanan Binici, Eşcinsellik konusunda kendisinin ne söylediği değil, 'Eşcinseller'in ne söylediğinin ve istediğinin' önemini vurguladı.

Binici şöyle devam etti:

"Eşçinseldim diyen ve terapi ile bu durumdan kurtulanların mücadelesi bu belgeselin ortaya çıkmasına vesile oldu.. Artık herkes susacak bu belgeseldeki doğrular konuşacak." dedi.

İşte Muhammed Binici'nin yapımcılığını üstlendiği 'Benim Ailem' belgeselini izleyebilirsiniz.

https://www.habervakti.com/escinseller-konustu-bu-belgesel-turkiyede-ilk?fbclid=IwAR35Eoxfb_PlymRQ0ygqF_7MrGGf5wXJU_fP4yCwUd1lwCb2wkkND33cS60

Eşcinseller konuştu! Bu belgesel Türkiye'de ilk!
İşte Toplumun kanayan yarası ve küreselcilerin ''dokunulmaz alan'' ilan ettikleri Eşcinselliği farklı bir boyutuyla ele alan Bininci, hazırladığı belgeselin ikinci bölümü:

https://www.habervakti.com/escinsellerin-konustugu-belgesel-dizisi-benim-ailemin-2-bolumu-yayinlandi?fbclid=IwAR1a7r8iMC-WgQTQ_f-XTmGPImILQtdVruc3WhaJCx3TetxOT93ctiEVlpo

Ünlü psikolog 'eşcinsellik' tehlikesini yıllar önce böyle ortaya koymuştu!

Eşcinsellik hakkında yaptığı araştırmalar ve tedavi yönetmleriyle tanınan haber sitemiz yazarı ve psikolog Hüseyin Kaçın, 11 yıl önce TV 5 ekranlarında yaptığı açıklamalarla dikkat çekmiş ve bugüne gelinen sürece ışık tutmuştu.

EŞCİNSELLİK DOĞU'DAKİ AİLE YAPISINI YIKMAK İÇİN KULLANILIYOR

Eşcinselliğin psikolojik boyutundan sosyolojik boyutuna geçen Kaçın, ''Batı medeniyeti, doğu medeniyetinin aile yapısına böyle müdahelerle savaş açmaktadır. Türk televizyonlarda dizilerde haberlerde eşcinselliğin kabul edilmesi topluma dayatılıyor. Bu da Avrupa destekli bir süreç. Benim öngörüm eşcinsel evlilikleri kabul ettirmeye çalışacaklar, sonrasında da eşcinsellerin evlat edinmesine kadar gidilecek bir süreç. Tedavisi olması gerekir sürecini silip, bu bir doğuştandır, bu bir biyolojik yönelimdir diyerek; insanların bilinç altına yerleştirip, daha sonra bu bir haktır diyorlar.'' ifadelerini kullandı.

https://www.habervakti.com/unlu-psikolog-escinsellik-tehlikesini-yillar-once-boyle-ortaya-koymustu

Bu kapsamda ülkemizin medeniyet ve kültür değerlerini yıkmaya yönelik bu tehlikeli gelişmeye karşı duruş sergileyen yazarlar ve çizerlerin dikkat etmesi gereken en önemli konu üslup yada kavram sorunudur. Eşcinseller demek yeterli iken LGBT derseniz zaten EŞCİNSEL İDEOLOJİ ile mücadeleyi baştan kaybetmiş olursunuz. Dindar, muhafazakar yada İslamcı "adına ne derseniz deyiniz" camia karşısında stratejileriyle, kavramları ve söylemleriyle EŞCİNSEL İDEOLOJİ ve ÖRGÜTLER gün geçtikçe daha da güç kazanmaktadırlar. Yeni Şafak, Akit ve Milli Gazete yazarlarının, muhabirlerinin bu eşcinsellik sorunu karşısında ortak bir dil kullanmak zorunluluğu bulunmaktadır. Haberlerde ve köşe yazılarında LBGT dediğiniz takdirde baştan kaybettiğiniz bir mücadelenin içerisindesinizdir.

https://www.habervakti.com/escinsel-ideoloji-ve-orgutler

Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

https://www.habervakti.com/ozalin-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdoganin-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor

Her yıl Haziran ayının sonlarında Taksim'de örgütlenen Onur Yürüyüşleri; Eşcinselleşmenin ayak sesleridir. Siyaset adamları ve bürokratlar bu yürüyüşlerin sosyolojik olarak Türk toplumunu nasıl dönüştüreceğinin bilincinde midirler?

ÖNGÖRÜ:

Benim öngörüm en yakın zamanda "eşcinsel evlilikler" talebiyle toplum karşılaşacak daha sonra bu kabul edildiğinde "eşcinsellerin evlat edinme hakkı" talebi söz konusu olacaktır.

https://www.habervakti.com/turkiyenin-gercek-beka-sorunu-toplumsal-cinsiyet-esitligi-projeleri-ve-cemaatler

DEVLET HER ÇOCUĞA SAĞLIKLI EBEVEYNLER SAĞLAMAK ZORUNDA

‘’Devlet her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamak zorundadır’’ ifadelerini kullanan Kaçın, ‘’Siz devlet olarak aileyi korumazsanız geliştirmezseniz, aileyi merkeze koymazsanız toplumsal çöküş başlar."

https://www.habervakti.com/escinsellik-bir-hastalik-mi-kavramlarla-nasil-zihnimizle-oynuyorlar

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Cuma Hutbesinde 'eşcinsellik' hakkında vaazda bulunmuş ve bunun ardından eşcinsel lobi tarafından hedef alınmıştı. Eşcinsellik hakkında daha önce Habervakti Genel Koordinatörü Bülent Deniz, konunun uzmanı eşcinsel terapisti Hüseyin Kaçın'la bir program düzenlemişti ve eşcinselliğin arkasındaki gerçekleri ortaya koymuştu.

https://www.habervakti.com/escinsellik-nedir-ne-degildir-bulent-deniz-sordu-huseyin-kacin-cevapladi

'Türkiye artık eşcinsellik sorunuyla yüzleşmeli'

 
Başarılı programcı Bülent Deniz’e konuşan eşcinsel terapisti psikolog Hüseyin Kaçın, ‘’Türkiye artık eşcinsellik sorununu halının altına süpüremez. Bu gerçeklikle yüzleşilmeli.’’ ifadelerini kullanarak kritik uyarılarda bulundu.

https://www.habervakti.com/turkiye-artik-escinsellik-sorunuyla-yuzlesmeli

Psikolog Hüseyin Kaçın, ilk yazısında ''eşcinselliğin normalleştirilmesine yönelik yürütülen planlı çalışmaları'' çarpıcı bir şekilde ele alarak toplumsal düzeyde ikon haline getirilmeye çalışılan Gay ve lezbiyen bireylerin popüleritesinin her geçen gün sistematik bir şekilde yükseltilmesinin tehlikelerinin yanısıra bu bireylere LGBT denmesinin bile bir planın parçası olduğunu iddia etti!

https://www.habervakti.com/unlu-psikolog-tehlikeyi-isaret-etti-lgbt-degil-escinsel

https://www.youtube.com/watch?v=cPDmawJgbIk&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=247
2
DKAB ve İHL Meslek Dersleri Öğretmenlerine Yönelik Çevrim İçi Seminer

EŞCİNSELLİK ve İNSAN ONURU
Konuşmacı: Doç. Dr. Nurten Zeliha Şahin (Manisa Celal Bayar Üniversitesi İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı)

Tarih: 11 Ağustos 2022 Perşembe Saat: 21.00

Toplantı Bilgileri:
Toplantı kimliği: 934 2608 5833
Şifre: 112233

Davet bağlantısı: https://fsm-edu-tr.zoom.us/j/93426085833?pwd=VlptcVV5dUd0RDQxNEJhVEU4eXVVdz09

* DKAB ve İHL Meslek dersleri öğretmenlerine yöneliktir.
* Katılım ücretsizdir.
3
Son olarakta şunu vurgulamak isterim Ülkede Kürt sorunu bittikten sonra en büyük sorun eşcinsellik olacağını belirtmenizi doğru bulmuyorum. Birseyi sorun olarak görmeniz onu kendi isteklerinize göre değiştirmeye çalışmanız hem sizleri yorar hemde karşıda size düşman olacak kesim oluşturmuş olursunuz.
Burdaki sözde iyileşmiş tayfaya da sesiniz benim kadar gür çıksın diyerek bitireyim
4
Başlamadan belirtelim ; Doğru yanlış kişiden kişiye değişir benim için bu doğrudur. Bunu söylediğim için pişman olmayacağım. Doğruyu yanlışa siz karar verin.

Sürekli size karşı bir isyan ve burdakilere karşı bende var olan gerçeği haykırma düşüncesi doğuyor.
Ama her insan farklı ben o insanın tercihlerine saygı duyarım.
Bir diğer konuya gelince sizi 2011 yılından veri sayfanızı takip edip bir umut ışığı bekledim. Sanırım aileme karşı duyulan öfke temellerinin sebebi sizsiniz.  2021 de tanıştık. Kendimi hep değiştiğimi düşündüm ve hep ya gerçekse diye bir umut besledim. Düzelme açısından bazı şeyleri kırarak kendime özgüven kattım. Bu özgüven duygusu bende birşeyleri daha özgür dile getirip bunları yaşama isteği doğurdu. Kendimi değiştiğimi hissettim. Burdakilere tavsiyeler herkes farklı tabi ama kendinize özgüven kazandırın ve geliştirin kendinizi...
Aslında şunu gördüm. Belki de sizin bu aileleri problemleri yüzünden böyle olduğumuzu söyleyen yapınız. Bizleri ailelerimize karşı düşman yaptı. Ama bunları yaşatmaları  onların isteği değildi ki  Onlarda hayatlarında yaşadıkları problemleri yüzünden böyle oldular. Herkes mükemmel olmasını ister ama bu durum imkansız Belki dizinde bu kafanızda kurduğunuz mükemmellik duygusu ve bazılarının nda söylediği eşcinsel siniz tezi sizi bu mecraya sürükledi.
Size birgün şöyle demiştim " Ben yine para vermeyim bana bu sorun olmadığını söyleyin ben başka problemlerimi çözeyim " Belkide bu konuda birşeyler yapmaya hazırlamadiniz kendinizi  Yukarıda çok zorlandığım bir eve çıkma ritüelini yarım yamalak gerçekleştirmiştim. O zamanlar bana ego kartınız teşekkürler. Ben şuan ayrı bir ilde tek başıma kendi ayaklarımın üzerinde duran eşcinsel bir bireyim.
Birgün tabi isterseniz yüzyüze görüşmek isterim.Kesinlikle terapi anlamında değil.
Insan bilmediği şeyden korkar . Korktuğumuz şeylerin üzerine gidelim.
Herkese sağlıklı mutlu hayatlar

Psikologlar için LGBTİ’lerle (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) Çalışma Kılavuzu
Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği

https://acrobat.adobe.com/link/review?uri=urn:aaid:scds:US:33d4bdd2-cd42-37c8-9f32-779b2f0a01e1

Not : Bir ara yazılarımı görmediğinden, kaldırdığınızı düşündüm. Çok sinirlenmiştim.
5
Eşcinsel bireyler neden ebeveynlerine karşı öfke dolu oluyor?
Eşcinsel bireyler ergenlik dönemlerinden itibaren çok zorlu bir süreçten geçerler. Seslerini duyuramazlar. Hislerini paylaşamazlar. Susarlar. Sustukça daha çok boğulurlar. Yalnız hissederler. Günahkâr hissederler. “Eşcinsel Terapi”ye başlayan genç ya da ergen bireyler eşcinselliğin anne baba hatalarının bir yansıması olduğunu öğrendiklerinde çok üzülürler. Bunu kabullenmeleri zaman alır. Bunu kabullenen eşcinsel bireyler ergenlik döneminde bir çok gencin yaptığı şeyi yapmaya başlarlar. İsyan ederler. Ben de varım derler. Uslu çocuk bir anda aslan kesilir. Aile bu terbiyeli sakin çocuğa ne oldu der. Anlayamazlar. İşte kuşak çatışması burada başlar. Aile çocuklarının sesini çıkartmasına alışık değildir. Çocukları eksik kalan duyguları ailesine kusarak atar. İşte bu eşcinsel dürtülerin azalmasına sebep olan bir şeydir. Ergenlik döneminde kusamadığı enerjisini bu dönemde kusar. Eşcinsel bireylerin yazılarına baktığınızda ebeveynlerine olan öfkelerini anlarsınız. Bunun nedeni içinde tuttuğu onu eşcinsel dürtülere iten pisliği akıtmak istemektir. Bu eşcinsel bireyi iyileştiren bir yöntemdir. Birey annesine hayır demeye başladığında iyileşir aslında. Anne ile olan aşırı bağdan kurtulan genç yavaş yavaş iyileşmeye yüz tutar. Babalarına hatalarını yüzüne karşı söylediğinde kendisini daha güçlü hissederler. Heteroseksüel erkeklerden de güçlü olabileceğini görürler. İşte iyileşimin büyük adımı budur. Kendisini erkek gibi görmeyen bireyin erkekleşme süreci başlar. Kadınlara karşı bakış açısı değişmeye başlar. Kadınlara duygusal yatırım yapmaya başlar. Bunlar aileye olan öfkenin kusumuyla olan şeylerdir. Eşcinsel bireylerin bu öfkesi normaldir. Empati yapıldığında sizce de haklı değiller mi? Onca acıyı çeken o suçsuz bedenin bu çığlıkları saygıyı ve desteği haketmiyor mu? Anne babalar; iyileşmiş bir eşcinsel birey olarak biz var olduğumuz için çocuğunuz eşcinsel olmayacak. Biz sesimizi çıkardığımız için çocuğunuz eşcinsel olmayacak. Biz iyileştiğimiz için yeni nesiller sağlıklı bir şekilde iyileşecek. Ben kendimle ve bu yolda iyileşen mücadele eden bütün arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Onlara gururla bakıyorum. Çocuğum olursa örnek vereceğim kişiler onlar olacak. Bu mücadeleyi verebilen güçlü gençler olacak. Allahın gururla baktığı o gençler olacak. Eşcinselliğin oyununa gelmeyip bu oyunu bozan gençler olacak. Annem bana sürekli hafız olmanı çok isterdim der. Ben ise anneme : bu ülkede hafız çok anne. Gençlerin iyileşmiş bir eşcinsel birey olan bana ihtiyacı var. Eşcinsellikten kurtulmuş ve bu işi yapabilecek kaç psikolog var bu ülkede? Bu insanlığın bana ihtiyacı var. Ama din konusunda değil, psikoloji alanında bana ihtiyacı var. Derdim. Çünkü Allah'ın beni bu dünyaya getirme nedeninin bu olduğunu düşünürdüm. Düzeni değiştirecek yegane kişilerden olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde eşcinsel terapi yapan psikologlar var. Peki hangisinin eşcinsel geçmişi var? Hangisi benim kadar empati yapabilir? Ben bu ülkede nadir psikologlardan olacağım. Korkmamak için direneceğim.


Susmayacağım çünkü gençliğin bana ihtiyacı var.
6
2. TERAPİ SEZONUNA BAŞLIYORUM
 
https://www.youtube.com/watch?v=ZEYXYcpkHcM&list=PLhR2LShzvQ-rsHGJ1TTPkaBG0K66KtA36&index=3
 
Bu müzikle dinleyerek okuyun :D
 
Haziran 2021’de başlamış olduğum terapi sürecine öyle zannediyorum ki bu yılın temmuz ayı boyunca gitmemekteyim. Belki haziran ayı da dahil, yani daha seyrek uğramaktayım. Peki daha az gitme nedenimim nedeni tamamıyla iyileşmiş olmak mı?, hayır! Sadece kararlı bir ilerlemenin sonucunda daha iyi bir noktaya gelmiş olmak. Şöyle ki son 3-4 aydır özgüvenli bir birey olmuş olup, ne spordan vazgeçmiş oldum ne de kızlarla tanışma girişimlerimde bir kaçış oldu, öyle ki bir kıza açıldım, yeni başka bir kızla da kısmen de olsa tanıştırıldım. İlginçtir ki bu kelimeleri döken adam artık alınmıyor, hiçbir şaka işlemiyor aksine güzel sıyrılıyor, topu taç atıyor ya da karşı hamle yapıyor ve bunlar doğal davranışlara dönüştüğü  için ortamlarda da keyifli oluyor. Muhtemelen son 3-4 aydır dalga geçilmemişimdir ya da geçilmek istense de işlememiştir.Tüm ömrümde erkek kümesinde dışlanmadan, eziklenmeden var olma mücadelesi veren ben artık o kümenin bir ferdiyim. Yakın kankalarıma da duygusal yatırım yaptığım için tripler atar, ilgiler beklerdim ve çoğu sağlıksız sonuçlanırdı ama mutluyum, bu davranışlarıma rağmen halen dostum olarak kalan arkadaşlarım var. Muhtemelen onlar da bendeki farklılığı anlamaya çalışıyordur. Hatta Pazar günü aylar önce özel bir terapiye gittiğimi anlattığım arkadaşım, senin şu ne olduğunu açıklamadığın, gittiğin bir yer vardı de mi ,orda ne durumdasın diye sordu merakla.. Ve ben sanırım bu arkadaşıma zamanı gelince ne olduğunu anlatacağım demiştim. Onu bunu sormasındaki neden, bendeki değişimi buna bağlıyor olabilmesi olabilir çünkü zaman zaman sen çok değişmişsin bilader diyip durdu. Onun dışında kızlarla çekimlerim sosyal ortamlarda epey yoğunlaştı. Muhtemelen bu anlattıklarım ortalama özgüvene sahip bir erkeğin yaşadığı şeylerken bizler hastalık nedeniyle epey uzakmışız. Değişmek yalnızca cesaret değil, sabır da istermiş. Terapilerdeki erkeklere bile aşık olur, onlara imrenirdim. O durumdaydım.
 
Mesela bu haftasonu..voleybol maçına arkadaşla gittik, internetten instadan bularak. Keyifliydi. Artık grup aktiviteleri konusunda daha istekliyim. Lakin bu ortam biraz da olsa geçmişte buralara karşı yaşadığım kopukluların, üzüntülerinin de aklıma gelmesine sahip oldu. Bu ortamlarda varolacak bir insanken ve bu bir mucize de değilmişken özellikle çocukluk yıllarında sosyalleşememe nedeniyle o yıllarda etrafımda olan insanlara karşı da kinim zaman zaman tazelenmiş oldu. Şunu soruyorum, siz kimdiniz ki benim gibi bir insanı kötü hissettirecek kadar cüretkardınız. O zaman zayıf olmam size böyle davranma hakkı veriyor muydu? Ama o çocukların da suçu olmayabilir, aşağılık ailelerinin döl israfları mahluklar olsalar gerek.. Artık yok hükmündeler. Burayı geçtim.
 
İstanbul’un kültürel meydanlarında keyifli turlar attık, birebir bilardo, masa tenisi oynadık. Çok daha güzeli şu martılar (skoter motorlar heryerden alınabilen) ile moda sahilde tur attık hatta genç 4 kişilik grupla yarıştık, abi bize de katılın,yarışalım dediler. Baya martı scooter konvoyu yaptık hem de istanbul’un en kalabalık sahil yürüyüş yolunda... Hatta etrafımızdaki kızlar yaaa biz de binmek istiyoruz diye teşviğe dahi geldiler. Şu da önemli bir detay ki, arkadaşların ile uyumunda senin eğlenmende önemli ayrıntılar. Haftasonu böyleyken yani sürekli ve aktif ve sosyal yaşamın içindeyken hiçbir şekilde porno izlemek, mastürbasyon yapmak gibi şeyleri dahi düşünmüyorsun. İnsan sosyal bir varlık olduğu sürece bu eylemlerden de bir o kadar uzak kalacaktır. Ama sosyal ortamlardaki güç de bireysel güçten sonra geliyor.
 
 
Şimdi başlığa neden 2.terapi sezonu yazdım, ona değinmek istiyorum.
 
Tamamen ruhsal olarak rahatlama düşüncesiyle gittiğimiz bir masaj salonunda durumlar tamamen farklı bir hal aldı ve burada karşı cinsle olan normal dışı yakınlaşmalar, karşı cins ile cinsellik anlamında bir takım sorular oluşturması nedeniyle tekraren HK’ya danışma motivasyonları oluşturdu. Özet olarak 1. Terapi sezonu sorunları ortaya çıkarma, onları tanımak, ve başını ezmekken şimdi 2.sezon da ise yukarıdaki haftasonu anıları gibi anlatıların olduğu ve merak edilenlere cevaplar arama sezonu. Artık ilk sezondaki gibi kafayı ben niye böyleyime takma yok da bu niye böyle, burda napmalıyım gibi daha maskuline meseleler.
Anaçlık bitmiş. Hetero ana kuzusu olabilir ama homo da bu durum vahim bir hal alıyor. Bu bende kalktı. Anlatmak istediğim.
 
Sağlıcakla.
 
7
Hayatlardan parçalar, hayata mektuplar (ziyaretçi karalama defteri) / TUŞ
« Son İleti Gönderen: psikolog 03 Ağustos 2022, 03:11:51 ös »
TUŞ
 
Tam beş gün sonra ekmek almak için dışarı çıkıyorum. Ekmeği alıyorum. Ekmeği bana uzatan adamın ellerine dokunuyorum. Göz göze geliyoruz sonra benim aklımdan bir sürü hayal geçiyor. Gerçek olamayacağını bildiğim, olmasını istemediğimi de bildiğim ama içerisinde bulunmaktan kendimi bir an olsun almak istemediğim bir hayal. Bedenim enerjisini yitirdiği gibi zihnim de kayıyor. Kaymasın diye tutmaya çalışıyorum. Sanki bir şey olacakmış gibi bir hisle doluyorum. Bir şeyler bozulacakmış gibi. Saat artık işlemeyi durduracakmış gibi. Hem her şey çok hem de hiçbir şey yok, diyorum. Eve doğru giderken yolda kadın ve erkeği görüyorum. Hava sıcak ve terliyoruz. Kadın ve erkeği gördükten sonra o karşı konulamaz soyut kavramları keşfediyorum: Eril ve dişili. Onların güneşle birleşen kokularını, eril ter kokusundan dişilin kaçmaya çalıştığı bir an beliriyor zihnimde. Demir döven ustanın demirini yakıp sonra da çekiçle üzerine vurması gibi... Bir cama yumruk atıyorum fakat elim boşluğa düşüyor cam kırılmıyor. Cam yok çünkü. Gördüğüm ve dokunduğum bütün çıkıntılara ve yumuşaklıklara dikkatle bakıyorum. Eve gidene kadar bir suçlu gibi ve bir kaçak gibi davranıyorum. Her an kendimi bağırmamak için tutuyormuşum gibi bir hisle kendimi daha da suçlu hissediyorum. Hemen düşünüyorum. Bu eril ve dişilin ikisinin de nasıl büyük bir sertlik ve tamamlayıcılıkla kendinden geçme hazzını yaşatabilme potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Kendime diyorum ki; bu ikisi bir araya geldiğinde o hayvani ve hiçbir sınırlamanın bulunmadığı coşkunlukta birbirine bakıp kabullenen ve davetkar bir şekilde mıknatıs gibi birbirini çeken enerjilerinin arasında kaybolmak ne güzel bir yaşantı olabilir. En özgür ve en doğal bir biçimde. Bunları düşünürken hissettiğim ve bu hayali gerçekleştirecek olan kahramanların da hissedeceği sebebi tam olarak asla bilinmeyen aptal suçluluğun her şeyi çekilmez kılabileceği aklıma geliyor. Yine bir an da olsa kaçmaya çalıştığım kendimle baş başa kalıyorum. Eve giriyorum ve bir o tarafa bir bu tarafta dolanırken sessizce enerjimi tekrar topluyorum. Giyindiğim iç çamaşırımdan gelen koku ve terlemiş olduğumdan kaynaklanan kokunun iyice artışı tuhaf hissettiriyor. Nereye ait olduğumu sorgularken öte yandan otomatik bir şekilde tuşa tekrar basıyorum. Sanki yüksek bir binanın tuvalet penceresinden atlamışım ve kurtulacağımı zannederken sert bir zemine yapışıp kalmışım gibi hissediyorum. Tuşa tekrar basıyorum ve tekrar basıyorum. Beynimin önce üst sol tarafı en sonunda da sol alt tarafı; kuru, saliselik ve acı veren aynı zamanda da tuhaf bir çekilmeyle kasılıp gevşiyor. Zihnimin içinde bir metal tadı hissediyorum. Her birinin sonunda, karşısında durulamayacak ölçüde, daha büyük bir boşlukla karşılaşıyorum. Tekrar önümde duran cama yumruk atıyorum ve onu parçalarına ayırmak istiyorum. Ancak elim yine boşluğa düşüyor fakat yumruğun bütün enerjisi kolumu ağrıtıyor. Cam yok. Yavaş yavaş dağılıyorum. Bilincim küçük parçalar halinde bulanıklaşıyor, bedenimden bir şeyler çekiliyor ve yerine hiçbir şey gelmiyor. Her şeyin benim algılayış ve yaşayış şeklimle bir bağlantısı olduğunu apaçık görsem de olgunun kendisinde barındırdığı o yok edici potansiyeli keşfetmiş oluyorum. Kıyafetlerimden rahatsızlık duyuyorum ve bu şekilde herhangi birisinin karşında olmak istemiyorum. Bütün mekanizmalarım dağılmış ve zaaflarım apaçık ortaya çıkmış, savunmasız bir halde karşısına oturduğum her bilincin beni kolaylıkla yaralayabileceğini düşünüyorum. İllet bu, diyorum. Çağımın hastalığı. İki yüzlülük etme, diyorum kendime. Direniyorum sonra kötü ve acı bir metal tadı bu sefer ağzıma yapışıyor. Onca çabaya rağmen hala aynı noktada oluşumun ıstırabı beni büyük bir umutsuzluğa sevk ediyor. Tuşa tekrar basıyorum. Durmaksızın basabilmek istiyorum. Sürekli tuşa basıyorum her defasında daha farklısı daha irisi daha çıplağı ve daha hayvanisini görmek istiyorum. Daha sert daha acımasız daha duygusuz ve daha tek taraflı bir şey arıyorum... Tuşa tekrar basıyorum. Sadece aldığım hazza odaklanmak istiyorum. Onun beni anlık da olsa kurtarabileceğini, birçok gerçekten dolayı ağrıyan başımın ağrısını hafifletebileceğini düşünüyorum. Ne olacak ki diyorum kendime? Ne olacak ki? Neden abartıyorsun ki? Neden vazgeçesin ki? Tuşa tekrar basıyorum fakat bu defa daha büyük bir şeyle karşılaşıyorum. Susuzum ve kana kana su içmişim ancak hala susuzum ve tekrar su içecek gücüm yok. Tüm bu sürükleniş bir paradoks gibi başı ve sonu aynı olan sadece ve sadece sahip olduğum her şeyi benden çaldığını hissettiğim bir anıya dönüşmeye başlıyor. Bilincim yüksek bir merdivenden yalpalayarak aşağıya doğru sürükleniyor. Bakışlarım değişiyor bir süre. Her şey daha ‘tuşsal’ görünüyor gözüme. Evler, arabalar, ağaçlar, kadınlar, erkekler... Kılık kıyafetimi artık göremiyorum. Yavaş hareketlerde bulunuyorum ve algım bulanıklaşıyor. Sadece karnımı doyurmak istiyorum. Duruyorum. Sonra tekrar tuşa basıyorum. Kapı çalıyor ve yemek poşetini içeriye alıyorum. Duruyorum. Sadece durabiliyorum. Bir anlık uzaklaşmanın verdiği güçle televizyonu açıyorum bir yandan da telefonumu elime alıp aşağıya doğru kaydırıyorum. Yemeği mutfağa koyuyorum, eylemlerimin sıralamasında herhangi bir mantık aramıyorum. Pencereden gökyüzüne bakıyorum ve sonrasında tekrar tuşa basıyorum...
 
 
Kerem
9
Genel Tartışma / Bayram; Hakk'ın ve hakikatin zaferidir
« Son İleti Gönderen: psikolog 26 Temmuz 2022, 02:39:01 ös »
Bayram; Hakk'ın ve hakikatin zaferidir

     
mutluluk:

mutluluk, adaletsizliklere hakk'ın gücüyle savaşmakla elde edilen bir değerdir. zalimlere boyun eğmeyenlerin hakkıdır mutluluk. hakk'ın ve hakikatin yılmaz savunucuları, dik duruşlarıyla zalimlerin cehennemini çocukların, yoksulların ve yoksunların cennetine dönüştürenlerdir.

insan, içindeki kötülüğe yenildiğinde zalim olandır. içini yendiğinde ise kişiliklenerek adaletin savunucusudur. kendisiyle savaşında kendisine yenilen insanlar, insanlığın düşmanıdır. kinlerinden, kıskançlıklarından, öfkelerinden, hasetlerinden güç alarak kötülük adına sözleriyle, eylemleriyle insanlığı zehirlemektedirler. kötülük bitmeyen bir savaşın adıysa iyilik demek esenliğin ve barışın adıdır. peygamberlerin, erenlerin, evliyaların izinden gidenler sabrı bir silah olarak kuşandıkça şükrün sırrına ermiş kişilerdir.

Allah'ın, dünya sürgününde insana sunduğu en kutlu ikram sabır ve şükür nimetidir.

"gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür."

"asra yemin olsun ki,
insan mutlaka ziyandadır.
ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır."


bayram; hakk'ın ve hakikatin zaferidir.


 
24 Mayıs 2020
16:30
istanbul


iyi bayramlar

bir köy evi gibidir çocukluğumuz
çatısına kuşlar konar öttükçe öter
babaannelerimizin masallarında
içimiz titrer ürperirdik akşamları
sütümüz kaynar ekmeğimiz pişerdi
ninelerimizin gözlerinde büyürdük
ellerimiz üşüdükçe ruhumuz ışırdı

çocukluğumuzun ülkesidir bayramlar
yüzümüzü güldüren umudumuzdur
kutlu olsun...

23 Mayıs 2020
15:45
istanbul


bayram

büyüklerin ellerinden hürmetle
küçüklerin gözlerinden sevgiyle öpülürdü
eş dost ahbaplık edilirdi
eskiden eskimeyen zamanlarda

zeytinin siyahını
peynirin beyazını
ekmeğe katık ederdik
can can içinde eksilmez artardık
bayramlar bayram olurdu...

4 Haziran 2019
02:50
edirne


https://www.habervakti.com/bayram-hakkin-ve-hakikatin-zaferidir
10
Süleyman Mabedi ve Göklerin Krallığı için İslam Medeniyeti’nin Kutsal Ailesi yıkılıyor

     
"Ölü bir baba kayıp bir baba değildir. Ama kayıp bir baba ölü bir babadır."

Alejandro Jodorowsky

Adem demek Baba demektir. Baba demek soy sop yani döl, zürriyet demektir. Baba demek bir toplum oluşturarak bir ülke inşa etmek demektir. Baba demek bir ülkenin maddi ve manevi varlıklarını, düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerini inşa etmek demektir. Baba demek aslında döl demekse kuşaktan kuşağa aynı kalan kandaş bireyler topluluğundan bir zürriyet yaratarak bir ve beraber kenetlenerek yıkılmaz sarsılmaz bir medeniyet inşa etmek demektir.
Baba, özün ve sözün kendisidir.

Sumer dilindeki adamu (babam), Âsur-Bâbil dilindeki adamu (yapılmış, meydana getirilmiş, ortaya konmuş; çocuk, genç) veya Sâbiî dilindeki adam (kul) kelimesinden geldiği ileri sürülmüştür.
Kur’ân-ı Kerîm’e göre Âdem’in yaratılışının diğer insanlarınki gibi olmadığı kesindir. Özellikle Âl-i İmrân sûresinin elli dokuzuncu âyetinde, “Allah nezdinde -yaratılış bakımından- Îsâ’nın durumu Âdem’e benzer; Allah onu topraktan yarattı; sonra ona ‘ol!’ dedi ve oluverdi” denilerek bu iki peygamberin yaratılışlarındaki olağan üstü duruma işaret edilmiştir. (TDV İslâm Ansiklopedisi)

İslam medeniyeti, Hz Adem'den başlayarak Hz Muhammet'e değin kuşaktan kuşağa adem soyundan;

"yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan / halka müderris ise hakikate âsidir. Yunus Emre'miz"

kan kardeşliği değil din kardeşliği yaratma sanatıdır. Rabbimiz birdir. Baba'mız da birdir; hepimiz Âdem’in çocuklarıyız.
İslam medeniyeti, "sizi topraktan yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız. " ayeti gereğince bir yeryüzü medeniyetidir.

*

Hıristiyanlığın inanç esaslarının temelini teşkil eden teslis, “Üç Tanrılık Gücün Tek Tanrı’da Birleşmesi”dir. Babanın işi yaratılış, oğlunun işi kurtuluş, ruhun ki ise takdistir. Hıristiyan inancı, Tanrı’nın yanı başına onun oğlu olan İsa’yı koymaktadır. İsa, babanın özünden doğmadır. Onunla aynı özdendir. Baba gibi sonsuzdur.
Baba, ne yaratılmış, ne doğrulmuştur. Oğul, Babadan doğmuştur. Üçüncü unsur olan
Kutsal Ruh, Baba ve Oğul’dan südur etmiştir. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, tek kişide toplanmış üç
kişidir, hepsi sonsuzdur. Aralarında da eşitlik vardır. Hıristiyanlara göre, Allah’ın özü sevgidir. O, mahlûkatına karşı sonsuz sevgi duyar. Oğul
ve Kutsal Ruh’da tezahür eden özellikler ve güçler, Baba’nın ilahlığının ve sevgisinin
yansımasıdır. Allah İsa’da “bedenleşmiştir”. Yaratıcı güç olan Allah, ete kemiğe bürünerek
tenleşmiştir.

Hz. Meryem’in annesi Hanne, yaşlanıp çocuk doğurmaktan aciz bulunduğu bir sırada, bir
gün ağaç üzerindeki bir kuşun yavrusunu beslediğini görür. Bu duruma imrenen Hanne, Allah’a
dua ederek kendisine bir çocuk vermesini, eğer kendisine bir çocuk verirse, bu çocuğu kutsal
mabede adayacağını vaat eder. Mabede adananların erkek çocuk olduğu dikkate alınırsa,
Hanne’nin bir erkek çocuk beklediği anlaşılmaktadır.
İmran’ın karısı Hanne, çocuğunu mabede adadığı için, çocuk doğar doğmaz ya da sütten
kesildikten sonra adak gereği Beytü’-l Makdis’e (Mescid-i Aksa) götürür ve orada bulunan din adamlarına emanet
eder. Mescit hizmetine erkek çocuklardan başkası adanmazdı. Hanne din bilginlerine, “Şu önünüzdeki çocuk bir adaktır!” deyince, namaz
imamları ve kurbanların vazifelisi İmrân’ın kızı olduğu için, hepsi de
onu alıp bakma arzusuyla çekiştiler.

Hz Meryem'in annesi olmasına rağmen Beytü’-l Makdis’de (Mescid-i Aksa)  bir başına büyümüştür. Hz. Meryem’in annesi Hanne, adağı nedeniyle kendi isteğiyle annelik yapmaktan vazgeçmiştir. Hz Meryem sapkın bir toplumda annesiz ve babasız büyümenin diğer adıdır. Hz. Meryem
dişil ya da erkek olmanın da ötesinde cinsiyetten
cinsiyetsizliğe geçişin bir örneğidir. Annelik yapmaktan imtina eden Hanne’yi aslında yüzyıllar sonra 8 Mart 1857'de yine ABD'nin New York kentindeki bir tekstil fabrikasında grevci işçilere polisin saldırması, işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin kurulan barikatlar nedeniyle kaçamamaları sonucunda 120 kadın işçinin ölmesinden hareketle kadınları feministleştiren Batı medeniyeti, kadınları evlilikten ve annelikten özgürleştirerek Meryem’in annesi Hanne’ye dönüştürmektedir. 
Sanayi devriminden günümüze değin Kapitalizmin karanlık yüzü kadınları ve çocukları işçileştirerek sömürmüştür. Batı medeniyeti bu anlamda kadın ve çocuk sömürücüsüdür. Kendi soyunu sopunu lezbiyenleştiren, eşcinselleştiren Batı medeniyeti yakında ailesini de ensestleştirerek; çoluk çocuğu ile cinsellik yaşamayı hedeflemektedir. Eşcinselliği hastalık olmaktan çıkartan Batı medeniyeti yakında çok yakında pedofiliyi yani sübyancılığı da hastalık olmaktan çıkartacaktır. Sübyancılar -tipik olarak- yetişkin cinsel ilişkiden zevk almakta güçlük çekerler, özgüvenleri eksik olabilir. Baba’sız bir medeniyet olan Batı,  ortaçağın Haçlı Seferlerinin özgüveni düşük çapulcu sürüsüdür.
 

Hristiyanlık, ortaya çıkışındaki insanlığın sapkın duruşu nedeniyle bir çocuk (İsa) için anneliğin babalığın ters yüz edilerek teslis adı altında anne baba ve çocuğun tanrılaştırılmasıdır. Yeryüzündeki toplum içinde var olan sonu gelmez çilelerin yarattığı psikolojik baskıyla Hristiyanlık; yeryüzünden kaçıp gökleri yücelterek oraya sığınmanın diğer adıdır. Hristiyanlık, Haçlı Seferleriyle Ortadoğu'yu, Coğrafi Keşiflerle Asya ve Amerika'yı bıkmadan usanmadan istila ederek sömürmenin diğer adıdır. Hristiyanlık bu açıdan anasız ve babasız yani soysuz ve sopsuz bir medeniyettir. Batı medeniyeti, İslam'ın ve Doğu'nun sonsuza değin düşmanıdır. Hristiyanlar, dinlerinin kuruluşunda kendilerine zulmeden Yahudilerin intikamını çağlar boyunca Yahudilerden almak yerine Müslümanlardan, Hintlilerden, Budistlerden, Kızılderililerden, Afrikalılardan almışlardır. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların evlilik baskısından ve annelikten kurtarılarak femistleştirilerek Hanne’leştirilmesidir.

İslam medeniyeti yeryüzü medeniyeti ise Hristiyanlık yani Batı medeniyeti tam aksine gökyüzü medeniyetidir. Yeryüzünü bıkmadan usanmadan istila eden sömüren Batı medeniyeti gözünü artık gökyüzünden de öte sonsuz ve sınırsız boşluğa dikerek uzayı, fezayı istila etmeye dikmiştir. İslam medeniyeti ne kadar bir kalp medeniyeti ise Batı medeniyeti ise istilacılığından dolayı acımasız yani kalpsiz bir medeniyettir.

Babamız (Pater noster) ya da Gerçek Dua, Hristiyanlıkta tanınmış bir duadır. Hristiyanlar Babamız duasıyla, yeryüzünü egemenlik, güç ve iktidar adına istila ettikten sonra soysuz ve sopsuz medeniyetlerine anlam katmak adına gökleri ve uzayı da istila ederek Baba arayışında olan bir medeniyettir.

"Göklerdeki Babamız,
Adın kutsal kılınsın.
Egemenliğin gelsin.
Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de
Senin istediğin olsun.
Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.
Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi,
Sen de bizim suçlarımızı bağışla.
Ayartılmamıza izin verme.
Bizi kötü olandan kurtar.
Çünkü egemenlik, güç ve yücelik
Sonsuzlara dek senindir!
Amin. Matta 6:9-13"


 
Hristiyanlık, babasızlığın diğer adıdır. Batı medeniyetinin göklerin ötesinde uzaya erişmesi adına insanlık olarak İsa'laştırılıyoruz. İsa'laşmamız adına Meryem'in annesi tarafından cinsiyetleştirilmesi gibi artık kadınlarda Meryem'leştirilmektedir. Kadına şiddeti önlemek adına gizli saklı feminizm masallarıyla kızlarımız ve kadınlarımız Meryem'leştirilmektedir. Matrix'leştiriliyoruz. Kadınlar cinsiyetsizleştirilerek Meryem'den Trinity'e dönüştürülürken , Babalar, gerçekliğinden kopartılarak düşleştirilen Morpheus’laştırılırken, İsa'nın yenilenmesi adına erkekler de Neo'laştırılmaktadır.

Kadınlar Trinity, babalar Morpheus, çocuklar Neo olduğunda

“Tövbe edin, çünkü göklerin krallığı yaklaştı” (Matta 4:17).

Hristiyanlar gökleri istila ederek Baba'larına kavuşmayı arzulamaktadır.

*

Yahudilerin en büyük hedefi ise Süleyman Mabedini yapmaktır. İsrail uzun yıllardır Süleyman Mabedini bulabilmek için arkeolojik kazılar yapmaktadır. Filistin'i işgal ederek Mescid-i Aksa'yı ortan kaldırarak bu çocuksu ama bir o kadar da zalim amaçlarına erişmeye çabalamaktadırlar. Yahudiler, yersiz yurtsuz kalmış bir millet olarak Süleyman Krallığı'na yani Cennet Krallığı'na erişmek adına bıkmadan usanmadan çabalamaktadırlar. Rüzgara ve fırtınalara hükmeden Hz Süleyman'ın gücüne erişerek kendilerine musallat olan cinlere yani Hristiyanlara ve şeytanlara yani Müslümanlara karşı savaşıp onları kıyamete değin hakimiyetleri altına almaya çalışmaktadırlar.

*

Sanayi devriminde kadınların ve çocukların bedenlerini  sömürüp köle gibi çalıştırarak gücüne güç katan Batı medeniyeti, kadına şiddet adı altında bu seferde kadın ve çocukların ruhlarını yani duygularını sömürmeye devam etmektedir. Tarihsel serüvenindeki annesizliğin ve babasızlığın acısı ile yüzleşmemek adına aile kurumunu yok etmeyi hedeflemektedir. Kadına Şiddet yalanlarıyla şiddet ve cinayetler asla çözümlenmeyecektir. Endüstriyel olarak kadınları ve çocukları sömürmekten sabıkalı Batı medeniyeti, truva atına gizlenerek, sözde hukuk adı altında  Kadına Şiddeti  çözme iddiasıyla sömürgeciliğine ve hırsızlığına devam etmektedir.

Batı medeniyetinin annesi de yoktur; babası da yoktur. Batı, bilimin arkasına saklanarak aslında ortaçağ karanlığında yaşamaya devam etmektedir. Genç nüfusu azalan ve giderek yaşlanan Batı medeniyeti artık ailesiz kalmış bir medeniyettir. 

Hedef, İslam’ın Anne’sizleştirilmesi ve Baba’sızlaştırılmasıdır.
Hedef İslam’ın Aile’sizleştirilmesidir.
Hedef İslam’ın Kadın’lığının lezbiyenleştirilmesi ve Erkek’liğinin eşcinselleştirilmesi ya da biseksüelleştirilmesidir.
Hedef; İslam’ın ‘Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’na dönüştürülerek yeni nesillerinin dindar değil  deistleştirilmesidir.

Suriye’de ve Libya’da Haçlı Seferlerine direnen İslam medeniyetinin geleceği adına; Kutsal Aile Bilincimizi yeniden diriltmedikçe ‘Medeniyetler Çatışması’nda güçlenerek asla şaha kalkamayacaktır.
Yeni nesil kız çocuklarını Medeniyet Bilincimizle Hz Hatice, Hz Fatma, Hz Ayşe olarak yetiştirmedikçe Kadına Şiddet asla azalmayacaktır. Yeni nesil erkek çocuklarından Hz Ali’ler, Hz Ömer’ler, Hz Hasan’lar, Hz Hüseyin’ler, Hz Osman’lar, Hz Ebubekir’ler yetiştirmedikçe Kadına Şiddet artmaya devam edecektir.

Medeniyet Bilinci olmayan bir milletin toplumsal açıdan psikolojik ve sosyolojik sorunları çözme yeteneği de yoktur.
Medeniyet Bilinci’nin Türkiye’deki temsilcisi Sezai Karakoç’un düşüncelerine kulak vermenin de ötesinde gönül verdiğimiz zaman özümüzden ve  sözümüzden gelen güçle birlikte  fikri iktidarımızı yeniden tesis edebiliriz.

"Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil. İçinden, gerçek aydınlardan kurulu bir kadro çıkar. Çıkar ki, onlar, hem bugününü, hem yarınını kurtarsınlar. Geleceğini, ancak, bilinçli, idealist bir aydın nesil güven altına alır.
Milletim! Büyük bir milletsin. Çok büyük bir ülken var. Onun bir çok parçasına el konulmuş. Öbür parçalarına da göz dikilmiş. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır.

Diril ve Dirilt! İnsanlık seni bekliyor.

Milletim! Doğu’ya, Batı’ya dur diyecek güç, sensin. Kendini bildiğin gün, kurtulacaksın. Ve bütün insanlığı kurtaracaksın. Yoksa, insanlık, büyük bir felâkete doğru gidiyor. Sınırsız hırs sahipleri dünyayı yakmaktan geri durmuyorlar.

Milletim! Uyan, kendine gel! Yeni bir sayfa aç. Yeni bir çağ aç. Geçmişte birkaç kez çağ açmıştın. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin."  (11 Temmuz 2008, A. Sezai KARAKOÇ)

Hz. Muhammed, Mekke'deki Mescid-i Haram´dan, Kudüs´teki Mescid-i Aksa´ya götürülerek, oradan da gökleri aşarak, Cebrail'in bile giremediği Sidretül Münteha'yı geçerek Allah´ın katına ulaşmıştır. Bu olaya miraç ya da göğe çıkış denir.

Hristiyanlar göklerden dönememiş Hz İsa’nın çocukları olarak, göklerden insanlığa armağanlarla dönen Hz Muhammed’in çocukları olan Müslümanları kıskanmaktadırlar. Kıyamete değin bu kardeş kıskançlığı bitmeyecektir.
 

Müslüman demek ruhen göklere yükselerek Miraç’ına eren kişi demektir. Kutlu olsun tüm inananların Miraç Kandili…

Kutlu olsun Kudüs’ümüz. Kutlu olsun Mescid-i Aksa’mız.

Kutlu olsun Babamız olan Mekke yani Kabe’miz. Kutlu olsun Anamız olan Kudüs’ümüz yani hep bizim olan Mescid-i Aksa’mız.


https://www.habervakti.com/suleyman-mabedi-ve-goklerin-kralligi-icin-islam-medeniyetinin-kutsal-ailesi-yikiliyor
Sayfa: [1] 2 3 ... 10