Gönderen Konu: Boşanma Davası Bilirkişi Raporu  (Okunma sayısı 11194 defa)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3713
    • Profili Görüntüle
Boşanma Davası Bilirkişi Raporu
« : 04 Mayıs 2009, 03:28:01 öö »
Psikolog Hüseyin KAÇIN
0 555 326 22 91
Aile ve Evlilik Terapisti

« Son Düzenleme: 03 Aralık 2012, 11:52:47 öö Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3713
    • Profili Görüntüle
Ynt: Boşanma Davası Bilirkişi Raporu
« Yanıtla #1 : 03 Aralık 2012, 11:55:40 öö »
EVLİLİĞİN PSİKOLOJİK BOYUTU

I. EVLİLİK KURUMU

  “Aile” bir grup ya da örgüt, “evlilik” ise karşı cinsten iki kişinin birlikte yaşamak, yaşantıları  paylaşmak, çocuk yapmak ve yetiştirmek gibi amaçlarla yaptıkları bir “sözleşme” dir. Evlilik kurumsallaşmış bir yol, bir ilişkiler sistemi, kadınla erkeği “karı-koca” olarak birbirine bağlayan, doğacak çocuklara belli bir statü sağlayan ve toplumsal yönden üzerinde “devletin” kontrol, hak ve yetki iddiası bulunan yasal bir ilişki biçimidir.

http://www.huseyinkacin.com/forum/index.php?topic=85.0 tıklayınız


psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3713
    • Profili Görüntüle
Ynt: Boşanma Davası Bilirkişi Raporu
« Yanıtla #2 : 09 Mart 2013, 09:25:07 ös »
AŞKIN EN GÜZEL TARIFİ...

İTİRAFIMDIR...
13 yaşında başladı benim için hayat. Bir sabah uyandım ve annemle babamı BOŞ kahvaltı sofrasında başları önünde beni beklerken buldum.. Yanlarına oturup benimle konuşmalarını bekledim. İlk cümle babamdan geldi.. "biz boşanıyoruz".. Sonra annem "hadi hazırlan adliyeye gidiyoruz".. Bu kadar.. Evet başka açıklama yok.
Mahkeme salonunda hakim amca sordu: çocuğu kim almak istiyor.. Benim ordaki varlığım unutulmuş bir şekilde ya da daha çok canım yansın diye cevap verildi. "ben erkeğim kendime bakamam annesi alsın" derken babam, annem.ihale kendine kalmasın diye büyük bir telaşla "hayır hakim bey ben hayatımda çocuk.istemiyorum" dedi. Benim o an ki halimi ne siz tahmin edebilirsiniz ne de ben ifade edebilirim. Mahkeme bitti... Hakim çocuk annesiyle kalmalı kararı verdi. Sevindim en azından biri benimle olacaktı.. Adliyeden çıktık, ben anneme doğru yürürken ki böyle olmalıydı, annem bir taksiye binip uzaklaştı.. Babamla gitmediğim için O da çoktan uzaklaşmıştı!!!!!!!!! Yalnızdım ve çocuktum ve çok korkuyordum... Ne yapacağımı bilmeden içgüdülerim beni tekrar adliyeye yönlendirdi. Sonra ne yapmam gerektiğini düşünmek zorunda olduğumu düşündüm.. O yaşta bana miras kalan hızlı ve doğru karar verme özelliğini kazandım. Telefon açmalıydım ama kime??? Üstelik o güne kadar numara çevirmek zorunda kalmadığım için hiçbir akrabamızın numarası yoktu aklımda.. Ama sonra birşey oldu. Rabbim bana varlığını ve yalnız olmadığımı kanıtlamak istercesine teyzemlerin ev numarasını
Beynime kodladı. Unutmamak için nasıl bağıra bağıra içimden tekrarladığımı unutamam.. Unutmamam gereken önemli notları o günden beri bu yolla hafızama kazırım.. Sonra bir telefon buldum ve teyzemi aradım. Durumu anlatıp yardım.istedim.. Hemen ilk otobüsle geleceklerini benim onları güvenli bir yerde beklememi söylediler... Güvenli mi??? Bir çocuğun en güvenli olduğu yer evidir, anne ve babasının yanıdır... Hiçbirine sahip değildim artık. Oradaki polis amcaya teyzemlerin gelip beni alacağını ve onları GÜVENLİ bir yerde beklememi istediler.. O sıralar polis amcamız aşıktı sanırım... Beni karakola götürmesi gerekirken otogara götürmeleri için diğerlerine emirde bulundu. Ve otogar...
Tam 18 saat orada geçirdim. Hem uykum var hem uyumamalıyım.. Hem yazın ortasındayım hem üşüyorum.. Ve sabah saat 8:30... Tanıdık bir yüz görmenin, teyze anne yarısıdır sözüyle yola çıkarak annemin biraz kokusunu ve biraz sıcaklığını hissetmenin sevincini ve aynı zamanda yarım kalmışlığımın kırgınlığıyla nasıl sarıldım teyzeme bilemezsiniz.. Asla hissedemezsiniz bu duyguyu..
Geldikleri otobüse binerek ve yanıma hiçbir oyuncağımı, (ki onlar hala benim kanayam yaramdır.. Özellikle annesi gibi davrandığım bebeklerim.. ) elbiselerimi ve... Annemle babamı almadan Malatya'ya gidiyordum.. Camdan doğduğum şehre son kez bakarak...
Malatya'da yeni hayatım...
Sadece şu an ablam olan kuzenimin ve eniştemin sıcaklığı dışında buz gibi karşılandım herkes tarafından. Annem yoktu artık ve tüm kuzenlerime her defasında
Yüklüce harçlık veren babam ve herkesin hayranlıkla baktığı cici elbiselerim ve onlara aldığım hediyeler ve örülmüş saçlarım veeeee gülen yüzüm yoktu. O kadar çirkin olmuştum ki ben bile kendimi sevmiyordum artık.
Sadece teyzemin, eniştemin ve kuzenimin sevgisi dışında beni mutlu eden birşey yoktu.. O zamanlar öğrendim sevilmenin şükredilecek en büyük nimet olduğunu. Aradan birkaç ay geçti ve okula başladım tekrar ve bir ay sonra doğum günümdü.. Beni sevmeyen kuzenlerim dışında gerçek hayatımı bilmek zorunda olmayan ve belki beni sevebilecek yeni arkadaşlarım olacaktı.. Ve doğum günüm yaklaştığına göre annem ve babamın beni hatırlayıp arayacakları umudu doğdu içime.. Umut etmeyi öğrendiğim zamandır o zamanlar.. Evet harika arkadaşlar buldum kendime.. Ama doğum günü umudum.....
Olsun artık öğrenmiştim umut etmeyi...
Kendimi derslere öyle kaptırdım ki, sanki her harf zamanın geçmesini hızlandırıyordu. Ve karne günü.. Onur belgesiyle onurlandırıldım.. Bu sevinci annemle paylaşmam lazımdı çünkü o öğretmendi ve hala anne olduğunu düşünüyordum.. O beni hiç aramamıştı.. Ya ben, evet bende aramamıştım. Ne kadar aptalım ya küsmüşse bana. Belki o aramamı beklemişti!!!! O zamanlar cep telefonları yeni çıkmıştı ve annemde Ericsson marka telefon vardı... Adını artık duymak istemediğim markalar arasında.. Ve teyzemde numarası vardı. Nasıl koştum sevildiğim tek yere anlatamam. Teyzeme gösterdim önce belgemi.. Yine anne sıcaklığıyla sarıldı.. Nasıl sevindi anlatamam o an annemin gözlerin gördüm onda.. Her karne günü "benim kızım büyük işler başaracak" gururu ve sevinciyle bakardı bana. Ona layıktım.. Çünkü o bir öğretmendi. Teyzeme annemi aramak istediğimi söyledim.. Bana öyle baktı ki.. Büyüdüğümü anladım o zaman.. Çocuk kalamadığımı. Olsun umut etmeyi öğrenmiştim.. Ve binbir umutla telefona sarıldım.. Şu an bu satırları yazarken nasıl titriyorsa parmaklarım o zamanda böyle titredi. Telefon çalıyor umut işe yarıyordu. Annem numarasını değiştirmemişti. Ve o an.............. "ALO".. VE SONRA KAPANDI TELEFON.. Ben neredeyse hiç konuşmadım. Yine her zaman yaptığım gibi annemi dinledim. "BEN ARTIK HAYATINDA YOKUM. BENİ ÖLDÜ BİL. VE HERKESE SÖYLE BEN ÖLDÜM. KİMSEYİ ÜZME HER ZAMANKİ GİBİ USLU ÇOCUK OL" BİTTİ. Ben ÇOCUK DEĞİLDİMKİ ARTIK USLU DURAYIM.. Günlerce ateşler içinde kavruldum hep annemi sayıkladım.. Ve canım teyzem, canım eniştem ve canım ablam benimle beraber kahroldular.. Olsun umudu öğrenmiştim artık...
Sadece annem mi vardı. Hayır benim birde BABAM vardı.. Enişteme düştü onu aramak çünkü oda bir babaydı.. Hemde muhteşem bir baba. Tabiki cevap vermedi.
Lise 2. Sınıftaydım. 15 yaşındaydım... ON BEŞ!!!! Bir arkadaş grubuna takılmıştım 19 mayıs çalışmalarında. Ve benimle yaşıt o insanların ailelerinin pazarlamacı olduklarını bilmiyordum.. Birgün doğum günü partisine davet edildim. Ve oraya hapsedildim... Kaçırılmıştım.. Üstelik kendi ayaklarımla gittiğim için evden kendi isteğiyle kaçan biri durumuna düşerek..
Olsun umudu öğrenmiştim!!! 2 günlük
Hapsinden sonra birisi geldi.. Bir adam.. İri yarı ve babacan bir adam.. Yüzü tanıdıktı.. Evet bu defa umut işe yaramıştı.. Eniştemin kuzeniydi gelen!!!! Hatay'da teyzeme nasıl sarıldığımı hatırlarsanız neler hissettiğimi anlarsınız ona sarılırken...
İncinmiştim hemde çok!!! Çünkü yine teyzemler dışında kimse inanmamıştı masum.olduğuma...
Ve yine babam arandı... Bu defa cevap vermişti babam!!!! Artık umut işe yaramaya başlamıştı ya.. İşte ikinci piyango babam beni kabul etmişti artık... Bu defada teyzemlerden ayrılmanın hüznüyle (ama ne yalan söyleyeyim annem ve babamdan ayrılırkenki kadar değil.) tekrar otobüse binip Hatay'a gittim. Umuttttt hep vardı. Babam sarılmamıştı bana. Oysa çok özlemiştim ben onu.. Hem belki annemin kokusunuda alabilirdim. Ama sadece elimden tuttu arabaya bindik ve başka bir eve geldik. Bizim ev değildi burası hem oyuncaklarımda yoktu burada... Bu da kim? Bir kadın.. Kapıyı açtı. Annem değildi. Hoş geldin bile demeden içeri geçti. Ve ben yaşlarda bir kız çocuğu... Burnu havalarda bana acizliğimi hatırlatarak bakan bir kız... Kimse konuşmuyor.. Sanki eve canlı biri değilde cenaze girmiş gibi. Akşam yemeği saatlerinde zil çaldı. İçeri 1.80 boylarında ve en az 90 kilolarında olan bir adam girdi içeri. Boyum 1.56 benim karşımdakinin bana dev gibi görünmesi çok doğal elbette. Bu da o kadının oğluydu. Babam beni merak edip bir kez bile aramazken onlara babalığın en alasını yapıyordu. Bir gece kaldım o evde.. İkinci gece!!!!!!!! Beni yalnız bırakıp
Bi davete gittiler. İlerleyen saatlerde kadının oğlu eve geldi...
Sonra onlar.. Ve 3. Günümde tekrar Malatya'ya gönderildim.
Lise 3... İneğin tekiydim. Üstelik hasta ve aptal bir inek. Sadece ders çalışan ama asla konuşmayan bir inek.
Mezuniyetim.. Sadece diplomamı alıp eve geldim. Baloya katılmak mı??? İğrenç... Kızlar erkeklerle dans edecek, aptal aptal gülümseyecekler... Evde uyumak daha güzel.
Öss sınavı.. Kazandığı Üniversite: İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ kazandığı bölüm: İŞLETME MÜHENDİSLİĞİ.
Ama okuyamamak!!!!!
Ve her defasında tekrar Malatya'ya dönmek..
Sadece hazırlık okuyabildim. Ama psikilojik olarak beni kendime getiren AYŞE TEYZEMLE tanıştım.. Malatya'ya döndüm.. Sanki bu yaşadıklarım beni güçlendirmişti.. Ölmemiştim sonuçta.. Seni öldürmeyen acı güçlendirir misali.. Hem umut etmeyi öğrenmiştim...
1 yıl kadar iş hayatım oldu.. Sonra tekrar girdim sınava ve sınıf öğretmenliğini kazandım. 4 yıl hem çalıştım hem okudum. Okulu bitirdiğim yıl merkeze 3 saat uzaklıkta bir köye atandım... Mutluydum çünkü karşımda yaşanmamış çocukluğumu yaşayan çocuklarım vardı. Çocukların bizdeki bütün negatifliği alıp pozitif olarak bize geri verdiklerini öğrendim o zaman.
İkinci yılımdı meslekte.. Daha iyiydim hatta çok daha iyi ve güçlü. Bir gün arkadaşlarla birlikte Gaziantep gezisi düzenledik.. Veeee İLK AŞK.. Antep'te kaldığımız otelde tanıştım Onunla. İlk başlarda baba kız gibi olduk çünkü benden 30 yaş büyüktü.. Sonrasında ona karşı konulmaz bir AŞK büyüdü içimde..
Ama en önemlisi bana babamı yeniden bulmuştu.. Tesadüfen babamla aynı yerde çalışıyorlardı. İkiside bir firmada inşaat mühendisiydi. O bir haftada on yılı birden yaşadım diyebilirim. Babamla yeniden karşılaştık. Ama bu defa sarıldı bana.. Özlemini ciğerlerimde hissettim..
Hem onunla hem babamla yaklaşık 5 yılım geçti.
Onun yaşı büyük olduğu için sebepsiz kıskançlıkları vardı. Ama ben çok aşıktım.. Sırf o mutlu olsun diye ve o çok istediği için mesleğimden istifa ettim.. Geçen yılbaşında hem.babam hemde onun tarafından bir kez daha terkedildim. Ama bu o kadar koymadı biliyormusunuz... TERKEDİLMEK!!! ALIŞTIM ARTIK..
Şimdi lenf kanseriyim. Ve bugün doktorum kitlenin mideme sıçradığını ama ameliyatla kurtulacağımı söyledi.
Bu yazıyı yazmaya az önce karar verdim. Çünkü; birkaç saat önce babamı aradım. Belki bir kez daha görebilme umuduyla. Ama.... Onun umrunda olmadığımı ve bir daha onu rahatsız etmemi istemediğini söyledi...
ANNEM Mİ??? Bilmiyorum belkide öldü.. Ama umrumda değil!!!
Ben umutla tanıştım artık.. BİLİYORUM ÇOK GÜZEL GÜNLER BENİ BEKLİYOR... BU HAYATTA ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM.. EN ÖNEMLİSİ HAYALLERİMİZ VE UMUTLARIMIZ OLMAZSA YAŞAMANIN ÇEKİLEMEYECEK BİR AZAB OLDUĞUNU, VE HERŞEYE RAĞMEN YENİDEN AYAĞA KALKMAM GEREKTİĞİNİ, VE GERÇEK AŞK'A BEKLEYEREK KAVUŞULDUĞUNU.. ŞİMDİ BENİ BU YATAKTA AYAKTA TUTAN ŞEY AŞKIMDIR.. ÖNCE ALLAH AŞKI SONRA O... İMKANSIZ OLSADA O!!!
AYŞEGÜL ARICA.