Gönderen Konu: Eşcinsel Aşk Her Şeyi Af Eder Mi?  (Okunma sayısı 1282 defa)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3627
    • Profili Görüntüle
Eşcinsel Aşk Her Şeyi Af Eder Mi?
« : 29 Mart 2021, 04:12:46 öö »
Hüseyin hocam merhaba, umarım sağlığınız ve sıhhatiniz yerindedir. Terapiler hakkında bir şeyler yazmak, bir nevi içimi dökmek istedim ancak siteye üye olmama rağmen direkt olarak kendim paylaşmaya cesaret edemedim. Yazdıklarım fazla çalakalem olursa diye önce sizinle mail aracılığıyla paylaşmak istiyorum. Gereken kısımlarda siz düzeltme yapabilirsiniz diye. Benim adıma siz paylaşım yaparsanız sevinirim.

MAXİ KİM? VE ASIL BENLİĞİNDE NEREDE?

SEANS 1

Herkese merhaba. Ben İstanbul'dan 21 yaşında ve bu yazıyı okuyan bireylerle ortak sorunlara sahip bir erkeğim. Hayatımın her anında yaşadığım bütün duyguları hep en uçlarda ve maksimumda yaşadığım için 'Maxi' rumuzuyla burada yazıp çizmem uygun olur diye düşünüyorum :)

Aslında zaman zaman yazmayı ve içimi dökmeyi seven bir insan olsam da çoğunlukla fırtınalarım hep içimde kopar ve kimseyle paylaşamam. Belki de sırf bu yönümden dolayı yazılarımda yazacağım cümleler dengesiz ve birbirinden bağımsız olabilir ama bunun önemi yok aslında. Tek yapmak istediğim size ve gelecekteki kendime şu anki Maxi'den bahsetmek.

Öncelikle size biraz kendimden ve aile yapımdan bahsetmek istiyorum. Okurken siz de kendi kendinize "Bu çocuk ve ailesi bana ve benim aileme ne kadar da benziyor böyle" diyeceksiniz diye düşünüyorum. Çünkü forumdaki yazıları okurken ben öyle demiştim.
Ben kendimi bildim bileli yaşıtlarıma ve hemcinslerime göre hep daha narin, daha uysal, aşırı duygusal, sulugöz ve utangaç bir tiptim. Çoğumuzun hep kıyaslandığı o 'başarılı ve uslu komşu çocuğu' modellerinden biriydim aslına bakarsanız. 2 abla, bir anne ve bir babadan oluşan çekirdek bir aileye sahibim. Hem ilk hem de erkek çocuk olan abim ise henüz bebekken vefat etmiş. Genellikle doğulu ailelerde daha sık gördüğümüz bir durum vardır bilirsiniz. Erkek çocuk, anne babanın serveti imişcesine çok korunur ve en çok onun üzerine titrenir. Üstelik ben bir de en küçük çocuk olmanın da ceremesini çekmek zorunda kaldım. Daha 3 yaşındayken bir depremde bütün ailecek göçük altında kaldık. Aslında hayal meyal ilk büyük travmalarımın ve korkularımın o göçüğün altında insanların bizi kurtarmasını beklerken yaşadığımı düşünüyorum. Sonrasında ben henüz 1. sınıfta iken babam feci bir trafik kazası geçirdi ve neredeyse 1 sene yatalak olarak evin ayrı bi odasında kaldı. Bu dönemde zaten naif ve benim de kendisine çektiğimi düşündüğüm aşırı duygusal babam çok da olmayan aile otoritesini kaybetti. Yemeği, tuvaleti, banyosu ve her ihtiyacıyla sanki bir bebeğe bakıyormuş gibi 7/24 annem ilgilendi. İşte ilgiyi en çok merak eden ve bekleyen yaşlarımda babam neredeyse hayatımda bile olamadı. Annem ise genellikle babamla ilgilenmek zorunda olduğu için onun da hayatımda çok baskın bi rolü olmadı bu yıllarda. Ama tam bir anadolu kadını sabrı ve gücüyle o zor durumda 3 çocuğunu ve sakat kocasına bakmaya devam etti. O yaşlarımda benimle en çok ilgilenen ve üzerime deli gibi titreyen kişi ise en büyük ablamdı. Hiçbir anımda yanımda ayrılmazdı, beni asla dışarıdan zarar göreceğim rahatlığa bırakamazdı. Aslında o haksız değildi, en küçük kardeşine anne babasından gelmeyecek ilgiyi ve alakayı mecburen o vermek zorunda kalıyordu. Yıllar yılları devirdikçe aslında ailemiz içerisinde bu paylaşım pek değişmedi. Babam hala daha pasif yapıda olan bir kişiliğe sahip. Çocukluğumdan bu günlerime kadar ise 2 ablam ve annemle beraber toplam 3 kadının gölgesi ve korumacılığı altında büyümek zorunda kaldım. Ben aslında hiç düştüğüm yerden kendim kalkamadım. Çünkü öyle korumacıydılar ki ben düşemedim bile. :) Üniversiteyi kazanmamla beraber prangalarımdan kurtulma ve bir birey olma yolunda kendim için bir şeyler yapmaya karar vermem ve bu kararlar doğrultusunda yaşadıklarım ise bana şuan bu yazıları yazdıran şey aslında.

Gelelim Hüseyin Bey ile nasıl tanıştığıma. Aslında Hüseyin hocamla tanışmak ve onunla görüşmek başta benim fikrim değildi. Sevdiğim bey olan 'Z' ile bir gece mesajlaşması sırasında uyuyakalmam ve açık kalan telefonumun ablalarım tarafından okunması ile bir nevi sakladığım kimliğim afişe olmuş oldu. Hepimiz biliyoruz ki çoğumuzun ailesi bu durumu "Aa, ne güzel. Böyle devam et. Biz senin arkandayız." şeklinde güzel karşılamaz. Nitekim ben de buna benzer tepkilerle karşılaşmadım. Evet, ben birkaç hafta öncesine kadar kendimi eşcinsel olarak tanımlayan bir birey idim. Bana göre sevgi ve aşk, cinsiyet normlarından ve kalıplaştırılmaktan çok uzaktı, aslında bakarsanız hala da uzak ama bu düşünce yapım yüzünden kendimi en çok nefret ettiğim "kalıba sokma durumu" gibi bir sorunla yapayalnız bırakmışım. Evet ben kendimi bildiğimden beri ağırlıklı olarak hemcinsim olan erkeklerden hoşlanmış veya onlara aşık olmuş olsam da ergenlik zamanlarımda hiç de basit olmayan ve unutması yaklaşık 4 sene süren bir aşkın içindeydim. Kendisi bir kızdı. Asla ama asla kendimi kandıramam ki ona duyduğum sevgi ve aşk %100 gerçekti. Şimdi kendimle ilgili ilk hoşlantımı hatırladığım 6 yaşıma geri dönelim. Komşumuz olan abilerden(!) birini seviyordum, kendimi sürekli onun yanında hayal ediyor, onun sevgisine ve korumasına ihtiyacım varmışcasına hayaller kuruyordum. Yıllar sonra lisede en yakın erkek arkadaşıma hatta arkadaşım yerine ikiz kardeş kadar yakın olduğum kişiye aşık oldum. Elbette ki henüz 15 yaşında bir çocukken ona ve kendime eşcinsel hislere sahip olduğumu açıklayamayacak kadar cesaretsizdim. Onu kaybetmemek için, onun sevgilisi rolüne erişemeyeceğimden onu kimseyle paylaşamayan en yakın dost konumuna geçtim. Daha sonra okuduğum liseden ayrılması benim onun ardından yaşadığım aylarca süren depresyon ve yalnızlıkla yüzleşmeme sebep oldu. Hemen bu yoğun sürecin arkasından bahsettiğim hanımefendiye yaşadığım yoğun bir sevgim oldu ve çok uzun sürdü. İşte bütün bu hikayeyi Hüseyin hocama anlattığımda onun da bana "e bu durumda sen biseksüel oluyorsun" demesiyle kafamda şimşekler çaktı ve gerçeği görmüş oldum. Evet ben biseksüel oluyordum bu durumda. Öyleyse neden yaklaşık 2 senedir kendime eşcinsel olduğumu söyleyip kendimi buna inandırmaya çalışıyordum? İşte bu henüz cevabını bulamadığım bir soru. O gün terapiden çıkıp eve dönüş yolumda yaklaşık 1 saat boyunca ağladım. Buna 2 şey sebep oldu aslında. İlki, kendimi inandırmış olduğum ama aslında nerede olduğumu bilemediğim benliğimin bir ucunu yakalamış olmak. İkincisi ise sevdiğim bey 'Z' nin bana dinlemem için zamanında gönderdiği bir şarkının playlistimde random şekilde denk gelmesi, kulaklıklardan kulağıma akan şarkıyla ona olan özlemimi ve sevgiyi öyle kaldıramadım ki o anda. Sanırım o sırada rahatlayabilmenin tek yolu delilercesine ağlamaktı.


SEANS 2

İkinci seansıma tek başıma, otobüse vapura falan atlayıp geldim. İnanılmaz koruyucu annem benim tek başıma anadolu yakasından avrupaya geçemeyeceğimi düşünse bile bence bu çocuk oyuncağı. Neden 21 yaşında bir genç otobüsle seyahat edemesin ki? Ah annecim ah... İlk seansta Hüseyin hocamın yanına aslında biraz zorla gitmiş olsam da ikinci seans için randevu günümün gelmesini iple çektim. Hüseyin Bey gerçekten de bildiğimiz diğer psikologlar gibi değil, şahsına münhasır kişiliği ile tam bir ezberbozan... İkinci seansta yaptığımız konuşmalarda aslında ilk seanstaki Maxi'ye göre kendinden biraz daha emin, azıcık daha cesur ve en önemlisi kendini daha iyi tanımaya çalışan biri vardı. Bu seansta yaptığımız konuşmalar bizi şu sonuca götürdü ben bu yaşıma kadar aslında kendim için değil, hep minnet duyduğum, vefa borcum olduğunu düşündüğüm ailemi üzmemek ve onları mutlu etmek için yaşamışım. Böyle olunca yaşadığım koskoca 21 yılda aslında ruhumda ve kişiliğimde bana ait bir birey oluşmamış ki. Sanki ailem mutsuz olmasın diye onların yönlendirmesine göre hareket eden bir kuklaymışım gibi seneleri devirmişim. Ne zaman ki kendimi bulma yolculuğuna çıkıp ailemden kopmaya çalıştım, işte o zaman da neredeyse imkansıza yakın bir aşk sarmalının içine düştüm. Şimdi anlatacaklarım aslında bir filme bile konu olabilecek düzeyde tesadüfe ve imkansıza yakınlıklara sahip. Ben ablalarıma yakalandıktan sonra benim eşcinsel olma sebebimin eşcinsel ortamında takılmam ve eşcinsel arkadaşlara sahip olduğum sürece onlara benzeyeceğimi düşündüklerinden biraz da tehditvari şekilde bütün eşcinsel arkadaşlarımla iletişimimi koparmamı söylediler ve ben de onlarla kavga etmek istemediğim için, yalan da söylemeyeceğim söyledikleri şeyin doğru olma ihtimalinden dolayı herkesle iletişimimi koparmak zorunda kaldım. Buna Bay 'Z' de dahil. Gelelim hikayemin tufah kısmına. Z' de benden bir süre önce ailesine yakalanmıştı ve onun da terapiye gitmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Koskoca İstanbul'da onlarca kişi arasından birbirini bulmuş ve zamanında çok kısa bir dönem sevgili olmuş bu iki genç karda yürüyüp iz bıraktıkları için ailelerine yakalandılar ve şuan aynı psikoloğun danışanı konumundalar ama birbirleriyle konuşamıyorlar. Gerçekten de dizi senaryosu gibi... Kendisine hala aşığım, çok seviyorum ve iletişimde olamadığımızdan ötürü deliler gibi özlüyorum. Ben ona gidemem, o bana gelemez ama bu şehir bizi illa bir sokakta göz göze getirir. Kim bilir belki bu sokak aynı gün aynı saatte terapiye gittiğimiz psikoloğumuzun ofisinin sokağı olur, orasını Allah bilir. Konudan çok sapmadan bu aşkın benim kişiliğim üzerindeki etkisine değinmek istiyorum. Yaşadıklarından ötürü kendine çok da güveni olmayan, kişisel egosuna sahip olmayan, aşağılık kompleksine yaklaşan ben aslında bir birey olmak istiyorsam önce kendime güvenmeli, bencil olmalı ve ne ailem ne de bir başkası yerine önce kendim için yaşamalıyım. Ben ne zaman kendi iyiliğim adına bunları deniyor olsam bile ona olan sevgim ve bağlılığım hep kendimden ziyade onu 1. sıraya koyuyor. Benim önceden bir mottom vardı. "Bir sabah uyandığınızda sevgiliniz sizi sevmediğini söyleyebilir ama kariyeriniz sizi asla terketmez." Bu felsefeye göre kendime ve okul başarıma odaklanmaya çalışan biriyken son aylarda ona olan sevgim bunun önüne geçiyor. Belki de özlemimden dolayı bu haldeyimdir orasına henüz emin değilim. Ama bir birey olup güçlü bir şekilde ayaklarım üzerinde durmak istiyorsam kendime daha fazla odaklanmam gerektiğinin farkındayım. Aslında bakarsanız ben Z'yi çok sevmekten ve ona çok değer vermekten başka hiçbir şey yapmadım, keza eminim ki o da bana öyle. Ben ona olan sevgimi erotizme ve cinsel doygunluğa bağlamıyorum. Onunla olan hayallerimde sadece yan yana olmak, sevgimin sıcaklığını hissettirmek istediğimde ona sıkıca sarılıp her daim yanında olduğumu bilmesini istemek, onunla yaşadığımız dönemin (her ne kadar dini yönden olmasa da) Şems'i ve Mevlana'sı gibi birbirini seven iki dostmuş gibi hayatımı devam ettirmek isterdim. Yaşadıklarımız bizi birbirimizden uzaklara savurdu. Ona olan özlemimi yalnızca sosyal medyada onu gizli gizli takip edip her an ne yaptığını öğrenmeye çalışarak gidermeye çalışıyorum. Evet benim lugatıma göre iki erkek birbirini, kirpiklerine bile zarar gelmesini istemeyecek kadar sevebilir. Buna toplum karşı, ailelerimiz karşı, kim bilir belki tanrı da karşı bilemiyorum. Ne olursa olsun bana hala içinde saf bir sevgi ve aşk barındıran kalbimin yaşadıkları yanlış gelmiyor. Belki duygularım düşüncelerim ileride değişir bunu bilemem. Zamanla terapilere gittikçe nereye evrileceğimi göreceğim, onun dışında kaderi bilmek zaten bizim için bir muamma... Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Kendi seans saatimden yaklaşık 15 dakika önce Hüseyin hocamın ofisine gittiğimde kapıyı bana benim yaşlarımda bir arkadaş açtı. Merhabalaştık ve bekleme salonuna geçtim. Kapıyı açan arkadaşımızın yanında daha sonradan annesi olduğunu öğrendiğim ama benim ilk görüşte ablası sandığım hanımefendi de vardı. Açıkçası annesi olduğunun aklıma gelmemesinin iki sebebi vardı, birincisi hanımefendi oldukça genç gösteriyordu ikincisi ise aralarındaki muhabbet etme şekilleri bir anne - oğul ilişkisinden ziyade birbirlerine çok yakın olan abla - kardeş ilişkisine benziyordu. Kendi seansım bittikten sonra Hüseyin hocam beni anne - oğul'un da seansına davet etti. Onların da kabulüyle odada 4 kişi muhabbet etmeye koyulmuş olduk. Hüseyin hocam bize çay ikram etmeden hemen önce yaşıtım olan arkadaş ve annesiyle tanışıp kendi terapilerimin nasıl geçtiğinden bahsettim, ufak bir sohbet etmiş olduk. Aslında anne oğul terapisi başlarken ben özellikle oğul üzerinden devam eder konuşma zannediyordum ama hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Anne olan hanımefendinin küçük yaşta ve daha henüz reşit bile değilken mahalleden bir adam tarafından kaçırıldığını, ona tecavüz ederek birlikteliğe zorladığını, annenin defalarca evden kaçıp jandarmadan her yardım istediğinde maalesef ki onlardan da yardım göremeden o korkunç eve geri gönderildiğini, kaçırıldıktan sonra annesinin, babasının, kardeşlerinin onu kurtarmaya bile çalışmamasını ve buna benzer birçok eziyet ve şiddet anısını duyduğumda kaynar sular başımdan aşağı döküldü. Hatta annenin bu yaşadıklarından sonra intihar etmemiş olmasına şaşırdım. Ortamın gidişatını etkilememek adına dişlerimi sıka sıka acılı anneyi dinledim, ağlamamak için kendimi zor tutmuştum. Anne, bu zorba adamdan 2 evlat dünyaya getirmiş. Biri benim yaşlarımda olan arkadaş ve bir de abisi var. Yıllar sonra anne daha fazla dayanamıyor ve adamdan boşanıyor. Küçük oğlan'ın (yaşıtım olan) velayeti annede, abininki ise babada kalıyor. Hikayelerimizdeki benzerliğin parmak basılacak bir noktası var, o arkadaşın da benim de hayatlarımızda baba faktörü neredeyse eksik. Ki ben daha şanslı olan tarafım aslında. Yıllarca anne oğul birbirlerine dayanıp destek olmaya çalışarak bugünlere gelmişler. Ama anne şiddet gösteren zorba kocadan boşandıktan sonra tutulacak tek dal olarak oğlunu görmüş elbette. Onun üstüne titremiş ve ona bağlanmış. Karşılıklıdır ki oğul da kimsesi olmadığından anneye yaklaşmak ve onun otoritesi altında yaşamak durumundaymış. O seanski terapide farkettim ki aslında ebeveynler ve yaşadıkları sadece onları değil bir sonraki nesil olarak gelen biz çocuklarını da derinden etkiliyor. Hüseyin hocam anneden daha bencil olmasını, kendisi için de artık bir şeyler yapmasını ve hayata daha pozitif kollardan bağlanabilmesi için perspektifler ve öneriler sundu. O gün o odada anne ve oğulun ilişkisini dinlerken içten içe şükrettim bulunduğum duruma. Ben ve ailemden daha zor şeyler yaşayan başka aileler de varlar. Anne - oğul ile dilerim ki gelecek terapilerimde de denk gelebilir ve sohbet edebiliriz. Maalesef ki hayat bir çoğumuz için kolay değil ama ondan vazgeçecek kadar basit de değil. Sözlerimi çok sevdiğim bir dizi repliğinden alıntı yaparak bitirmek istiyorum. "Hepimiz birer bataklıkta yaşıyoruz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor."

« Son Düzenleme: 29 Mart 2021, 05:39:54 öö Gönderen: psikolog »

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3627
    • Profili Görüntüle
Ynt: Eşcinsel Aşk Her Şeyi Af Eder Mi?
« Yanıtla #1 : 06 Nisan 2021, 09:28:32 öö »
Herkese merhaba tekrardan. Bugün yazacaklarım ve size içimi dökeceklerim belki de bütün terapi boyunca yazacaklarım arasında benim için en kıymetli ve en özel anların olduğu hikayem olacaktır.

Son terapimden bu yana neler yaşandı onları özetlemek istiyorum ilk önce. Aslında son zamanlarda geçirdiğim en berbat iki haftadan biri olmasının yanı sıra iyi şeyler de olmadı değil. Antidepresanımın da etkisiyle sürekli olarak uykulu bi haldeyim. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor, ders çalışamıyorum, ödevlerimi yarım yamalak teslim ediyorum. Geçen dönem düşük not almayı kendine yediremeyen ben bu dönem hiçbir şey için çaba sarfedemiyorum. Yüksek not alma konusunda sahip olduğum kibrim ve egom bile yerle bir olmuş durumda. Elbette ki buna asıl sebep olan şey artık iletişim içinde olamadığım, gökyüzü kadar uçsuz bucaksız hasret duyduğum eşcinsel arkadaşlarım ve 'Z'yi merak ediyor olmam. Nasıl oldukları, ne yaptıkları, sağlıklarının ve mutluluklarının ne durumda olduğunu bilme isteği ama onlara ulaşamamak çok can yakıcı. Sürekli olarak onları düşünüyor olmamdan dolayı kendi hayatımı idame ettiremiyorum bir süredir. Göğüs kafesimin tam ortasında ve hafif mide bulantısına benzeyen ama huzursuzlukla birleşince beni yıkan, adını koyamadığım o his fazlasıyla sarmış durumdaydı beni bu son iki haftada. Öte yandan Hüseyin hocamın bana ödev niyetine verdiği, yapmamı istediği belli başlı şeyleri %100 başarı ile olmasa da yapmaya çalıştım. Örneğin; ablalarım ve annemle aramdaki duygusal ve korumacı bağı koparmak ve aramızda bir set çekmek için yeri gelince onlara karşı da çıktım, kavga da ettim. Artık onlara yaşadığım hayatın yalnızca benim olduğunu ve sadece onların istediği gibi şekil alabilecek biri olmadığımı gerektiğinde sesimi yükselterek haykırdım. Ne yalan söyleyeyim benim gibi naif ve kimseyi kırmamaya çalışan bir yapıya sahip olan bir kişi için bile bu hareketim biraz gurur okşayıcıydı. Ablalarımdan ve annemden uzaklaşmaya çalıştıkça kendimi daha fazla babamın ve eniştemin yanında vakit geçirirken buldum. Babamla sohbetim ve paylaşımlarım arttı, vakit buldukça işyerine yanına giderek ona yardım ettim. Hatta 21 yıllık hayatımda ilk defa babamla fotoğraf çektim. Bu ikimizin de isteyerek anı olarak hafızaya kazıdığı, bizi yakınlaştıran nadir anlardan biriydi. Araba sürmek ve ehliyet almak bana her zaman gereksiz ve vakit kaybı gibi gelen şeyler iken eniştem ile araba sürmeye gittik. Gerçekten de direksiyona kendi isteğimle geçtim ve birkaç bir şey öğrendim. O gün eniştemle vakit geçirirken ise şunu farkettim. Aramızda yaşlar olmasına rağmen o da benimle bir arkadaş gibi takılmak ve vakit geçirmek istemiş hep. Kendimi onlardan uzaklaştırmaya çalışmak yerine artık hissettiğim kadar yakınlık gösterebiliyorum ve bunu yaparken utanmıyorum.

Günler böyle geçip giderken her zaman olduğu gibi Hüseyin Bey'e telefon ederek randevu almak istediğimi ve öğle saatlerinin uygun olduğumu söylememe rağmen kendisi beni sabah en erken saatlerinden birine davet etti. Sebebi aslında apaçıktı. Kader midir, rastlantı mıdır bilinmez ama 'Z' de o sabah terapiye geliyordu. Aşk tesadüfleri sever falan da diyebiliriz buna bence. Kendisini en son yüz yüze 5 Eylül 2020'de gördüm ve son konuşmamız da 1.5 ay önceydi. Haliyle duyduğum özlem tavan iken onu görme ve sohbet etme şansını kaçırmadım. Sabahın köründe kalkıp yollara düştüm, fazlasıyla değdi buna. Odaya ilk girişimde onun görmem ve bütün vücudumun titremesi aynı onu ilk gördüğüm andaki gibi heyecan vericiydi. Koltuğa oturdum, 'Z' ve Hüseyin hocam sohbet etmeye devam ederlerken ben beş dakika kafamı kaldıramadan yaşananları sindirmeye ve heyecanımı yenmeye çalıştım. Yaklaşık 30 dakika kaldığım odada aramızdaki geçmişte kalan ilişkinin ve bugünlere gelen durumumuzun ikimizin de hayatlarında nasıl izler bıraktığını konuştuk. Sonra onun seansı bittiğinde biz dışarı çıktık. Uzun zaman sonra tekrardan onu görmüş olmanın ve konuşabilme şansımın verdiği cesaretle baya sohbet ettik. Hiç çekinmeden açık yüreklilikle, istesem de istemesem de ona hala aşık olduğumu ve çok sevdiğimi onun yüzüne karşı da itiraf etmiş oldum. Bu itiraf asla ama asla ondan bir beklentim olmasıyla alakalı değil, sadece onun gerçekleri bilmeye hakkı olmasıyla ilgili. Nitekim aldığımız kararı az sonra size açıklayınca da anlayacaksınız. Uzun uzun muhabbet ettikten sonra içeri tekrar girdiğimizde yaşıtımız olan ve tıp okuyan bir arkadaşın terapisine misafir olduk. Uzun zamandır terapilere gelen ve iyileştiğini gördüğüm o arkadaşın narsist, kendini beğenmiş yapısı hoşuma gitti. Çünkü çocuk bunları son derece hakediyordu. Yaşadığı onca zorluğa rağmen ailesine bile durumunu anlatamadan her şeyi tek başına başarmış. Sahip olduğu ego son derece yerli yerindeydi. Hatta Hüseyin hocam laf arasında konuşurken ona "tanrı" diye hitap ediyordu. Muhtemelen bu hitap onun kendini sevmesi ve hayatta hep kendini düşünecek kadar bencil olabilmesiyle alakalı. Sıra benim terapime geldiğinde 'Z' de bize yaklaşık 10 dakika eşlik etti. Hüseyin hocam bize aldığımız kararı sordu ve biz de açıkladık. Biz hala birbirine değer veren ve birbirini çok seven iki bireyiz. Bunu eşcinselliğe bağlamak zorunda değiliz çünkü can yoldaşı, dost olmak, ömür boyu sevebilmek gibi bir şansımız varken bunu cinsel ilişkiye taşıyıp bitme yoluna sürükleyemezdik. Aldığımız karar şuydu; terapilerde karşılaşmadığımız sürece birbirimizle iletişime geçmeyecek ve seanslarımıza düzenli gelip iyileşmesi gereken yönlerimizi iyileştireceğiz. Bir gün gerçekten de yeniden bir araya gelmemiz gerektiğini eminim ki ikimiz de doğru zamanda farkedeceğiz. Su akacak ve yolunu illa ki bulacak. Hüseyin hocam aldığımız kararın bizim için en doğrusu olduğunu söyledikten sonra kendi hayatında geçmiş bir dostuyla ilgili ufak bir anısından bahsetti ve sonra beni çok etkileyen bir cümle söyledi. "Biz ayrılmak için ayrılmıyoruz, birleşmek için ayrılıyoruz." Şuan yaşamamız gereken ayrılık her ne kadar benim açımdan hala kalbimi acıtıyor olsa bile en doğrusu. Zamanı geldiğinde daha güçlü birleşebilmek için bu ayrılık şuan yaşanmalıydı. Bence böylesi bir zamanda iki eşcinsel(?) bireyin birbirleri için fedakarlık yapıp böyle karar almaları takdir edilesiydi. Bu konuşmaların ardından 'Z' ile sarıldık ve birbirimizi bir daha ne zaman göreceğimizi bilmeden vedalaştık. Buruktu aslında... O gittikten sonra arkamı dönüp tekrar koltuğa oturup Hüseyin hocamın gözlerine bakarken saatlerdir tutmaya çalıştığım kendimi rahat bıraktım. Gözyaşlarımın daha fazla içime akmasına gerek yoktu çünkü artık. Ağlamama sebep olan şey aslında üzülmemden çok mutluluğumdandı. Onca zaman sonra onu sağlıklı bir şekilde karşımda görmüş olmak benim için büyük lütuf. Evet ben bu duruma isyan etmiyorum, delicesine sevmek ve bağlanmak Allah tarafından bence bana bahşedilmiş bir hediye. Kötülüklerin kol gezdiği, sevgisiz ve değersiz yaşanan bu dünyada sevebilme gibi bir özelliğe sahip olduğumdan kendimi şanslı sayıyorum. Biraz ağlayıp rahatladıktan sonra sohbete devam ettik. Artık benim de kendi dünyamın tanrısı olmam gereken zamanlar yaklaşıyor. Eğer hayatta sağlıklı bir şekilde kalmaya devam etmem gerekiyorsa her ne olursa olsun düşünmem gereken ilk şeyin yine kendim olmam gerektiğini konuştuk. Benden yaratmamı istenilen egoyu verilen taktikleri ve perspektifleri uygulayarak yaratmaya çalışacağım. Her şeyden önce kendim için. Artık gerektiğinde sesim daha gür çıkacak. Başkalarını kırmamak için kendimi kırmaktan vazgeçeceğim. Benim adım da Maxi ise eğer, ben bu devranı döndüreceğim. Öyle kavgasız gürültüsüz vazgeçmeyeceğim, pes etmeyeceğim. Çünkü alacağım her karar ve yapacağım her hareket aslında gelecekte görmek istediğim o güzel ben için bir adım :) Yaratmak istediğim güçlü kendimi yarattıktan sonra zaten yaşamam gereken şeyler kaderimle beraber bana gelecek. Sevelim, sevilelim bre dostlar. Sözlerimi bu defa da çok sevdiğim bir şarkının sözleri ile bitirmek istiyorum. Esen kalın. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

"Bu yolculuk nereye kadar sürerse böyle, bu dünyada aşk olmadan yaşamak neye yarar söyle"

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3627
    • Profili Görüntüle
Ynt: Eşcinsel Aşk Her Şeyi Af Eder Mi?
« Yanıtla #2 : 03 Mayıs 2021, 04:32:51 öö »
Herkese uzun bir aradan sonra merhaba. Yaklaşık 1 ay geçmiş son yazımın üzerinden. Aslında bu bir ay içerisinde kendi adıma öyle büyük ve radikal değişiklikler oldu ki keşke yazı yazmam için ilham perisi her geldiğinde not alabilseydim aklımdan geçen onca şeyi. Uzun süren vizelerim ve ödev teslimlerimin ardından şimdi yazmak için tamamiyle hazırım. Muhtemelen kafamda uçuşan birbirinden bağımsız ve kopuk düşünceleri yazıya aktarırken karman çorman bir metin çıkaracağım ortaya ama olsun, olabildiğince akıştan kopmadan yazmaya çalışacağım. Öncelikle son 1 ay içerisinde dış dünyaya dönük yaşamaktansa kendi hayatıma ve iç dünyama bakma şansım olduğundan romanlarla, şarkılarla, şiirlerle fazlaca haşır neşir oldum. Her birinde kendimden izler buldum. Bu yazımda da alıntılara olabildiğince yer verip kendimi size anlatırken metnimi doğru şekilde perçinlemek istiyorum. Çünkü cuk oturan çok şey var üzerime :) Son terapimde eski sevgilimi uzun zamandan sonra görebilmiş olduğumdan ona karşı içimde biriken koca bir özlemi giderdim. Bu duyduğum özlem aslında giderilmeden önce beni ne kadar da boğuyor, ne kadar da yoluma taş oluyormuş bunu çok iyi farkettim. Hani söyledim ya kendimle baş başa kalma şansını fazlaca buldum diye. Bu zaman diliminde kendime en çok yönelttiğim sorulardan biri şuydu: "Ya Görkem evet çok seviyorsun, evet çok değer veriyorsun, peki sonunda ne kazanıyorsun?" İşte kazandıklarımı, verdiğim sevgiyle beraber bir gönül terazisinde tartınca kazanımlarımın bulunduğu kefenin ağır basmayan taraf olduğunun farkındalığı maalesef yüzüme tokat gibi çarptı. İnsanoğlu işte, hepimiz kendimizi güvenli bir konfor alanında tutabilmek için gerektiği miktarda bencil olmalıyız. Ben farkettim ki benim güvenlik çemberim o kadar dar ki artık  içerisine ben bile sığamıyorum. Tam da bu sıkışmışlık ve boğulmuşluk benim kabuğumu kırıp, prangalarımdan kurtulmam adına atabileceğim adımları beraberinde getirdi. Artık eski sevgilimi, arkadaşlarımı, ailemi çok sevip kendime acı çektirmiyorum. Onları çok özlemeye çalışıp sırtıma semer vurmuyorum, Kimseye vefa borcum varmışcasına yaşamıyorum. İsteyen bu saatten sonra istediği gibi kırılsın, darılsın veya küssün. Hani bir önceki yazımda söylemiştim ya 'sevebilme özelliği' Allah'ın bana bahşettiği bir lütuf diye. Ben artık bu lütfu kendim için kullanıyorum. Sevgimi haketmeyen, değerimi bilmeyen herkesten ve her şeyden sessiz sedasız uzaklaşıyorum. Uzaklaştıkça iyileşiyorum hem mental hem fiziksel olarak. Kendi kendime yarattığım buhranlar arasından bambaşka ancak bu defa çok daha güçlü ve kararlı bir Maxi yaratıyorum.

Kendi adıma yaptığım değişikliklerden biri imaj değişikliğim. Çok sevdiğim kıvırcık,dalgalı ve aslında bana sevecenlik katan daha çocuksu görünmemi sağlayan saçlarımı kestirdim. Kendinden daha emin ve her ne kadar cinsiyetle bir bağını kurmak istemesem de aynaya baktığımda daha erkeksi görünüme sahip olduğumu hissettiğim bir saç modeline geçtim. Yüzüme bakım yapmaya, leke kremleri ve serumlar sürmeye başladım. Ben artık etrafındakilere istedikleri ilgiyi vermeye çalışan o sevimli çocuk yerine daha olgun ve gerektiği noktaya kadar soğuk nevale olan biriyim. Bu saatten sonra ilgiyi de sevgiyi de değeri de en çok hakeden kendi adıma yine benim. Bunları bana karşılıklı sağlamayacak insanlar hayatımda olmasalar da olur çünkü oldukları süre boyunca hep benden çaldılar, enerjimden sömürdüler. Benden aldıklarıyla güçlenenler beni bir başıma bırakıp bir başkasına çiçek açtılar. Eskiden olsa bu düşüncelerimi sevdiğim insanlara ihanet ediyormuşum gibi yorumlardım ama artık farkındayım ki insan sevdiklerine de kızabilir, darılabilir, kırılabilir ve hatta gerektiğinde onları kırabilir. Aman o üzülmesin aman şu darılmasın diye dilimin ucuna gelenleri içime ata ata kendi kendimi tükettim. Bu çarkın kırılma zamanı geldi de geçiyor bile. Sonuçta insan ilişkilerini solo yaşayamayız, duolar ideasında buluşabiliriz ortak paydada. Sabahattin Ali Kuyucaklı Yusuf romanında diyor ki: "İki insanın birbiriyle karşılaşması kadere, tanıştıktan sonra yan yana kalmaları ise onların gayretine bağlıdır." Tam da bu sözden yola çıkarak artık o iki insanın etmesi gereken gayreti ilişkilerimde ben tek başıma zorlamıyorum. Yolumuz dikenli ve çakıllı yürümeye cesareti olan varsa buyursun gelsin yoksa başımı hiç ağrıtmasın. Bazen çok sevdiğimiz insanların da bir noktada hayatımızdan çıkması gerekiyor. Naif olmak, duygusal yaklaşmak, anıları düşünmek, vefa borcu bilmek bazen gereksiz oluyor. Bunlar yerine daha narsist olup en ön plana kendimizi koymak gerekli. Yorucu olsa da gerçek anlamda beni olgunlaştıran bir ay geçirdim bu şekilde. Tüm öğretiler ve deneyimler için şuan hayatımda olan veya olmayan herkese bi noktada teşekkür de etmek gerek aslında :) Aşka ve sevgiye fazlasıyla değer veren biri olduğumdan Hüseyin hocam şey demişti "Bence sen ve senin gibi insanlar bu işin pir'i olan Mevlana ve Şems'in eserlerinin mürekkebini yalayıp yutmalı." Elif Şafak - Aşk romanıyla başladım bu öğrenim sürecime. Şems'in 40 Hayat Kuralı'ndan 15.sinde kendimden parçalar buldum sanki. Diyor ki Şems: 'Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek herbirimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksikliklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler," İşte bu cümleler bana yaşadığım her badirede Allah'a isyan etmektense bana yaşatılanın yine bana öğretilerinden ders çıkarabileğimi de gösterdi.

Biraz da self love tarzımdan çıkıp ailemle olan ilişkim nasıl gidiyor onu kısaca özetlemek istiyorum. İlk zamanlarda Hüseyin hocamın bana öğütlediği "sesin çıkacak, gerekirse anneni üzeceksin, önemli olan senin isteklerin ve kararların, birey olacaksın" gibi ödevleri yerine getirmekte zorlanıyordum çünkü vicdanım hep kendimi bulma yolculuğumdan daha ağır basıyordu. Son zamanlarda ailemin fikirlerime ve yapmak istediklerime her karşı çıkmasına karşın benim de onlara sesim yükseliyor ve bunu yaparken eskisi gibi üzülmüyorum da. Yıllarca onları mutlu etmek için kendimden feragat ettim. Kendim bildim bileli üzülen taraf hep bendim. Şimdi eğer birileri üzülecekse 'sorry. i'm not sorry' sıra onlarda. Öyle ya da böyle yeni Maxi'ye bir şekilde alışacaklar :) Babamla olan ilişkim hala biraz stabil gibi. İkimiz de aşırı utangaç ve çekingen yapıya sahip olduğumuzdan birbirimize pek yaklaşamıyoruz ama yine de ilk zamanlara göre birkaç adım daha öndeyiz. Zamanla ilişkimizin çok daha güzel boyutlara ulaşacağından şüphem yok. Sözlerimi bitirirken ennnn çok sevdiğim ama bugüne kadar sözlerine gerektiği kadar dikkat etmediğim bir şarkıdan alıntı yapmak istiyorum yine. Belki de yıllardır en sevdiğim şarkının bu olması bir tesadüf değildi, kim biir :). Mevlana'nın kendi yaşamını özetlerken söylediği "Hamdım, piştim, yandım." sözlerinden esinlenerek Sezen Aksu'nun 2007 yılında yazdığı ve ilk olarak Hande Yener'in eşsiz bir şekilde yorumladığı Yanmam Lazım isimli şarkı...

"Yan yan yan yanmam lazım, daha yol almam lazım, kendimden caymam lazım, zoooor" ;)

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3627
    • Profili Görüntüle
Ynt: Eşcinsel Aşk Her Şeyi Af Eder Mi?
« Yanıtla #3 : 10 Mayıs 2021, 10:37:35 öö »
Merhaba herkese, umarım iyisinizdir. Ben pek değilim çünkü. Genelde terapiden terapiye yazmayı tercih etsem de şuan yaşadığım demoralizeler ve olumsuzluklar ancak içimi dökersem belki geçer diye düşündüm.

Ailemin isteği ile başladım ben bu terapilere en başında, sonradan kendi isteğimle devam ettim. Evet bana göre iki erkek birbirini sevebilir de aşık da olabilir. Hatta hala daha böyle düşünüyorum ben. Bunun bir hastalık olduğunu ve iyileşmem gerektiğini bana empoze eden yine ailemdi. Ben de değişmek istedim çünkü istediğim hayat tarzını ne ailem ne de bu ülke destekliyor. Acı çekmekten kurtulmamın yolu değişmekten geçiyordu.

İlk terapide babam ve ablamla da konuşan Hüseyin hocam eğer bu bir hastalıksa bunun bir aile hastalığı olduğunu, problematik anne babadan kaynaklandığını ve aslında bir suçlu aranacaksa o suçlunun anne ve baba olduğunu söyledi. Ailem bunu ne derece kabul ediyordur, kendilerine ne kadar yediriyorlardır bu durumu bilmiyorum.

Ben istedim ki eğer bu süreç aile bireylerimin yaklaşımıyla daha rahat geçecekse onlar da bana yardım eder ve daha güçlü ilerlerim yolumda. llk başlarda evet öyleydiler ama zamanla herkes yine kendi bildiğini okumaya başladı. Benim ne hissettiğimin, ne düşündüğümün, neye üzülüp ağladığımın, neye kırıldığımın onlar için önemi yok gibi görünüyor. Desteğini en çok istediğim babamın ise bana köstek olurcasına hareketleri ve konuşmaları beni gitgide kendilerinden de ilerlemek istediğim yoldan da soğutuyor. Terapileri bırakmayı bile geçirdim aklımdan.

Saatlerce ödev yaparım babam gelip bilgisayarla oynadığımı söyler bana sataşır, kripto paraya yatırım yaparım tembel ve boş adam işi der, yaptırmak istediği her işi sanki oğlundan rica ediyormuş gibi değil de evdeki hademeye emir verir gibi yaptırmak ister sonra da yapsın işi ne ki der, durup durup ortada hiçbir şey yokken bile "21 yaşındasın bir dikili ağacın bile yok" der. Bunun gibi onlarca gurur ve onur kırıcı şey sayabilirim. Eğer asıl sorunum babamla olan uzaklığımmışsa eğer ben ona ne kadar yaklaşmaya çalışsam bile o bu söylemleriyle kendinden soğutuyor beni, uzaklaştırıyor. Benimle vakit geçirmek istiyormuş gibi davranırken bile sevgi ve merhamet hissedemiyorum kendisinden. Sanki bütün bunalr bir zorunlulukmuş gibi yapıyor ya da bana öyle geçmesine sebep oluyor davranışlarıyla. Böyle olunca da insan ister istemez kendine "ben kimler için bu çileyi çekiyorum ki?" diye sormadan da edemiyor. Bir girdabın içerisindeyim, çırpınıyorum kurtulmak için, bir el bekliyorum uzanıp çekilmek için, gelmiyor o el, su ciğerlerime doluyor artık, çekildikçe dibe güçsüzleşiyorum, sanırım artık devam edemiyorum...

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3627
    • Profili Görüntüle
Ynt: Eşcinsel Aşk Her Şeyi Af Eder Mi?
« Yanıtla #4 : 22 Haziran 2021, 07:11:04 öö »
   https://youtu.be/H450BoeBA8c

Candan Erçetin - Gamsız Hayat
Candan Erçetin Resmi Youtube Kanalı - Candan Ercetin Official Youtube Channel
youtu.be
"Çok mu dertsiz duruyorum uzaktan bakınca?
Çok mu kalender sandınız dert anlatmayınca?
Gamsız hayat, herkese başka sunar garip oyunlarını.
Gamsız hayat, herkese başka kurar kahpe tuzaklarını..."

Uzun bir aradan sonra selam herkese. Candan Erçetin'in tam da ben ve bu yazıyı okuyanlar gibi insanların sessiz çığlıklarına ses olduğu şarkıyla karşılamak istedim sizi. Bir süredir sebebini hala bulamadığım buhranlar yaşıyorum. Bazı anlar pes ediyorum, her şeyden çabuk vazgeçiyorum. Sanki ne kadar denersem deneyeyim, çabalarsam çabalayım asla başarıya ulaşamayacakmışım gibi geliyor. Böyle anlarda olanı biteni düşünmek beni daha çok delirttiği için kendimi uykuya verip git gide tembelleşiyorum. Evet, tedavi sürecimden bahsediyorum. Terapilerde konuştuğumuz ve iyileşmem için gerekli olan adımları kendim bir nevi ödevlerim olarak adlandırıyorum. Evet sınıfta kalmamak adına ödevlerimi yapıyorum ama ilk zamanlardaki gibi istekli değilim. Sanki sadece aynadaki kendime hesap vermemek, ondan azar işitmemek için yapıyorum bunları. Hatta bilgisayar başına geçip şu satırları yazmak bile tam olarak içimden geldiği gibi dökülmüyor aslında.

İçimde iki ayrı bambaşka insan yaşıyormuş gibi hissediyorum çoğu zaman. Hatta beni öyle bi yüzdelikle eşit şekilde paylaşıyorlar ki kimi zaman hangisi olduğuma karar veremiyorum. Gerçekten eskiden miydi eski ben? Yoksa sahte miydi ben bildiğim o eski ben? Bir yanım ne kadar zorlu ve dikenli yollar olsa da ucunda pasparlak bir ışık olduğunu söylüyor diğer yanım ise eski benim daha bi kendim olduğunu anlatıyor bana. Bir yanım 'Eşcinsel aşk her şeyi affetsin' istiyor diğer yanım ise "artık affetmese de olur ya" diyor. Kalbim eski beni isterken mantığım geleceğe yürümemi emrediyor. Ben ise bu kararsızlıkların tam ortasında, fırtınadayım...

Onca zamandan sonra tekrardan en başa dönüyormuş gibi hissetmemin bence en büyük nedenleri ise hala yeterince toplumun ezbere getirdiği kalıptaki sertlikte bir erkek olamamam ve vicdanlı, naif yapımdan tam anlamıyla kurtulamamam. Aileme karşı yeri geldiğinde yeterince sert olabiliyorum ama onun dışında sosyal çevremde hala o kırılgan uslu çocuğum. İnsanların aklında ve kalbinde böyle yer edinmişim yıllardır. Ne yaparsam yapayım değişmeyecekmiş gibi geliyor. Hüseyin hoca bu güçsüz halimden çıkmamın en iyi taktiğinin gerçek anlamda dostum diyebileceğim uzun zamandır hayatımda olan hetero bir erkek arkadaşıma açılmak olduğunu söyledi. Böylece hep bir erkek tarafından görmek istediğim güçlü tavrı bir arkadaşımdan alabilir onun desteğiyle yolumda devam edebilirim. Bahsettiğim arkadaşımla henüz konuşamadım İstanbul'da olmadığı için ama en yakın zamanda ona tamamiyle içimi dökmek istiyorum. Umuyorum ki her şey daha güzel olur.

Bütün bu olan bitenin ardından beni iyi hissettiren şeylerden uzaklaştığımı farkettim ve hemen düzeltmeye koyuldum bu durumları. Kitap okumaya devam etmek, gitarımı çalıp şarkımı söylemek, bilgisayarımı açıp kodlamaya devam etmek beni iyi hissettiriyor. Çünkü insanlarla kuramadığım iletişimi onlarla çok rahat kuruyorum. Hatta Hüseyin hocayla aramızda şakasını da yaptık bunun. Ben laptopum açıkken daha mutlu daha güçlüyüm😁.

Şunu da söylemeden geçemeyeceğim içimdeki o sevgi dolu aşkla yanan Maxi her ne kadar onu özlesem de köreliyor. O köreldikçe yazma yeteneğim de kayboluyor gibi :D Şebo'nun da dediği şekilde "Artık daha kısa cümleler kuruyorum..."  Yazmak aşık adam işi derlerdi de inanmazdım :D

Hadi kalın sağlıcakla :)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3627
    • Profili Görüntüle
Ynt: Eşcinsel Aşk Her Şeyi Af Eder Mi?
« Yanıtla #5 : 14 Temmuz 2021, 11:54:11 ös »

Yazımı yazdığım sırada arka fonda bu şarkı çalıyordu. Siz de okurken dinlerseniz belki benimle empati kurma şansınız artar. Çünkü müzik hissettirir, müziğin kalp atışları vardır.

https://www.youtube.com/watch?v=zbnjLHZfC9I&ab_channel=NovoAmor

Nasılsınız? Nasıl gidiyor yaşam telaşesi içinde savrulmak? Bana sorarsanız her şey karmakarışık ama aynı zamanda çok da boş gibi. Çok fazla düşünüp, her ayrıntıya kafa yorduğum bir dönemdeyim. En yakın hetero erkek arkadaşlarımdan birine açıldım ve tepkisi son derece olumluydu. O günden beri aramızdaki görünmez duvarlar bir bir yıkılıyor hatta. Babamla olan ilişkim çok tatlı bi seviyede seyrediyor eskisine göre muhabbetimiz ve paylaşımlarımız arttı. Eşcinsel yaşam biçiminin bana kazandırdığı alışkanlıklardan kendimi uzaklaştırmaya çalıştıkça kadınlara daha da ilgi duymaya başladım mesela. Mastürbasyonlarımda ve rüyalarımda da geçerli kadınlara olan ağırlıklı ilgim. Hüseyin hocanın önerdiği gibi hayatımın her noktasında güç ve iktidar sahibi olmaya çalışıyorum. Kitaplarımı okumaya, gitarımı çalmaya devam ediyorum. Kilo alma sürecim devam ediyor zayıflıktan kurtuldum biraz daha. Spora başladım extra olarak. Okuduğunuz gibi size hayatımda gerçekleşmiş olan ve yapmaya devam ettiğim birkaç güzel şeyden bahsettim. Ama gelin görün ki bunları içimden tamamen gelerek yapamıyormuş gibi hissediyorum. Bütün bunlar sanki benim sonunda bir kazancım olacağı için kendimden feragat ediyormuşcasına yaptığım şeylermiş gibi geliyor. Evet nefes almaya devam ediyorum ama içimde bir yerlerde bir parça hep eksik, bir yanım hep buruk. Kahkahalarımda bile gizli bir hüznü bastırabilmenin getirdiği yapaylık var. Şuan bu cümleleri yazarken bile aslında hislerimi ve fikirlerimi tam olarak yansıtamıyorum sizlere. Hatta karşımda otursanız bile anlatamam bunları. Sadece benim kafamın içerisinde yaşanılabilir ve anlaşılabilir bir durummuş gibi geliyor. Hiç kendinizi bomboş hissettiğiniz oldu mu? Hayatı ve yaşamayı sorguladığınız? Dünyaya neden geldiğinizi, amacınızın ne olduğunu, ne zaman öleceğinizi ve öldüğünüzde ne olacağını takıntı derecesinde araştırmaya çalışır gibi hissettiniz mi kendinizi? Ben de buna benzer buhranlar ve cevaplarını bulamayacağımdan emin olduğum sorularla cebelleşiyorum son zamanlarda. Bir yandan kendime ve kişisel gelişimime odaklanıp kendimi yukarı çekmeye çalışırken(her ne kadar bunları istekten ziyade bir görevmiş gibi hissetsem de) diğer yandan bu gibi sorunlarla aşağı çekiliyorum. Aslında kendimle olan kavgamdan çok yorgun ve bitap durumdayım. Artık bu kavgaları durdurmaya ne antidepresanım ne de uyku haplarım yetiyor. Sürecin beni görmeyi istemeyeceğim durumlara sürüklemesinden korkuyorum. Kendim bile anlayamadığım ve başkasına da anlatamadığım için yapayalnızım diyebilirim.

Bu kadar düşünüp kendimle tartışırken vardığım tek bi sonuç var: Allah'la olan bağım.
Allah'la yalnızca ona ihtiyacım olduğunda iletişim kuruyorum galiba. Bu kadar bencil olmamalıymışım gibi geliyor. Yapayalnızım desem bile aslında tanrı bir yerlerde beni duyuyor ve anlıyor bile. Acaba ben Allah'ın huzuruna çıkmaya utanıyor olabilir miyim? Bize hep Allah'ın gazabının ne kadar büyük olduğu söylendi küçüklükten beri. Keşke merhametinin de bir annenin yavrusuna olan merhametiyle kıyaslayınca bile çok daha fazla olduğunu anlatsalardı. Hiç olmazsa onunla konuşmaktan, ona içimizi dökmekten bu derece korkmaz ve rahatsız olmazdık.

Umarım bir sonraki yazım daha olumlu cümlelerden ve kendimi daha fazla toparladığım anlardan oluşur.

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3627
    • Profili Görüntüle
Ynt: Eşcinsel Aşk Her Şeyi Af Eder Mi?
« Yanıtla #6 : 13 Eylül 2021, 07:55:41 ös »
Selam herkese, nasılsınız bakalım? Çook uzun zaman olmuş bir şeyler yazmayalı buralara. Hüseyin hoca da sitem ediyordu son terapide yazıların kesildi diye :D Şunu anladım aslında, ben kendimi ne zaman olmak istediğim ve hayal ettiğim şekle yakın bulsam o sıralar daha mutlu oluyorum ve mutluyken buralara bir şeyler yazmak aklıma bile gelmiyordu. Ama bu siteyi yalnızca acılarımı paylaşacağım bi günlükten öte neden kullanmayayım ki? Son 1 aydır gerçek anlamda kendimi süper hissediyorum çoğu an. Kendime güvenim çok yerinde, atılganım çoğu konuda, çekingenliklerim yok diyecek kadar az, girdiğim her ortamda kendimden bahsettirebilecek bir yapıya bürünebiliyorum. Git gide herkesin aklında kalıpların arkasında kalmış biri olmaktansa kendim olarak yer ediniyorum. Gerçek anlamda kimliğimi yaşıyormuş gibi hissediyorum ve bunun inanın cinsel yönelimle falan alakası yok. Onu kafama bile takmıyorum hatta x,y,z kime aşık olduğum kimi sevdiğim falan umrumda değil ben yalnızca kendimle ilgilenmeye çalışıyorum.(tabi çoğu zaman diyelim buna ;)). Eşcinselim, biseksüelim, heteroyum cart curt falan diye bunları düşünmüyorum ya da ne olduğuma falan karar vermekle uğraşmıyorum bu süreçte. Hayatın bana getirdiği güzellikleri değerlendiriyorum hayatımı yaşamaya çalışıyorum. Böyle yapmaya devam ettikçe de hayattan daha fazla tat alır hale geldim zaten. Bu seviyeye en çok gelmemi sağlayan durum ise babamla aramdaki ilişki ve muhabbettir. Bir zamanlar babamla aramda uçurumlar vardı birbirimize nasılsın bile diyemezdik şimdi her durumda sohbet edebiliyor, gülebiliyor, tartışabiliyoruz. Böyle olmamızın en büyük sebepleri de aslında benim başarım. Benim baabm çok utangaç çok çekingen birisi. Terapilere başladığımız zamandan beri ben ona yaklaşmaya çalıştıkça o hala bana gelmeye utanır haldeydi. Ben de kendime söz verdim. "Eğer babam bana gelemiyorsa ben ona giderim onun gösteremediği cesareti ben gösteririm çünkü ben bu kudrete bu cesur yapıya sahibim." diyerek kendimi kamçıladım. Çabalarım karşılığını çok geçmeden buldu bile babamla çok hoş bir ilişkimiz var artık. Babamı benim yanımda gördükçe, elini omzumda hissettikçe sosyal çevreye karşı daha dirençli bir hale büründüm. Rest çekmem gereken durumlarda artık hiç çekinmeden sesimi çıkarıyorum. Bir erkekten almak istediğim, görmek istediğim gücü bana hayatta en çok değer veren insanlardan birinden alıyorum; babamdan... Eşcinsel hayattaki içi boş balonlardan değil! 14 yıllık arkadaşımın bana yanlışı oldu, yıllar umrumda olmadan biletini kestim bile. Kimsenin beni üzmeye hakkı yok. Eski eşcinsel arkadaşlarım benimle iletişime geçtiler benimle yeniden görüşmek istediklerine dair. Bir aralar söz vermiştim kendilerine belki ileride bir gün yeniden buluşuruz diye. Son yazdıklarında ise artık paylaştığımız ortak şeyler olmadığını belirttim ve zaten ara verdiğim arkadaşlığımı bitirdim. Bu onları üzmüş olabilir, kırmış olabilir ama umrumda bile değil. Ben de zamanında çok kırıldım çok üzüldüm ama kimse görmedi bunları, bu saatten sonra hiçkimsenin neye ağladığı neye zırladığı da benim sikkkimdee bile değil :D Ha yanlış anlaşılmasın ben kimseden nefret eden bi robota dönüşmedim, amacım insanları kırmaya programlanmak falan da değil. Sadece sınırlarıma saygı göstermeyen, aldığım kararları eleştirme haddinde bulunanlara misliyle cevabını veriyorum hepsi bu. Yalnızca bir özsavunma yöntemi ;)

Bay Z'yi hatırlarsınız ilk yazılarımda size uzun uzun anlattığım kıymetlimdi, değerlimdi. Ara sıra onu özlediğim zamanlar oluyor. He böyle hissettiğim anlar oluyor ama ne 5 dakikadan uzun sürüyor ne de umrumda oluyor. Mesela birkaç hafta önce onu rüyamda gördüm. Bi tatil köyündeydik kimsecikler yoktu, ahşap bi evde küçük bir koltukta onunla sarılıp uyuduğumuzu, göğsümde nefes aldığını hissettiğimi hatırlıyorum. O an uykumdan aniden uyanıp hala gece olduğunu farkettim. Kısacık birkaç saniye bile onunla ilgili hafızamda bir anı kalmış olması çok güzel gelmişti bana. Bir anlığına keşke gerçek olsaydı dedim ama 5 dakika sonra falan aklımda değildi bu olay, umrum dışıydı. Eskiden olsa bu rüya beni haftalarca yatak döşek hasta gibi yatırır, azap çektirirdi. Şimdi yalnızca 7 saniyelik bir düşten ibaret.

İşte anlattığım gibi ne Z'den ne de eski arkadaşlarımdan nefret falan etmiyorum yalnızca artık böyle biriyim, tavırlarım bu şekilde. Ve inanın bana kendimi herkesten daha çok önemsemeye başladığım zamandan beri her konuda daha sağlıklıyım. He bu demek değil ki her zaman yükselen bir grafikle yaşayacağım. Elbette hayır benim de yeniden dibi gördüğüm zamanlar olacak ama önemli olan ben artık o diplerden tek başıma çıkabilecek, düştüğümde dizlerimi kanatan yerlerden yalnız başıma kalkabilecek güçteyim. Olayım bu.

Kibariye ablamızın seslendirdiği çok güzel bir şarkı var. "Çok kara kışlar gördüm ben yine pes etmedim, çok ayrılıklar gördüm ben yine yenilmedim." Harbiden de öyle ben de çok şey gördüm, geçirdim. Ben de pes etmedim, ben de yenilmedim. Aynen öyle kiboşcum <3

(Dinleyin bu arada bu şarkıyı he çok güzeldir, kibariye lan bu boru mu 😂)

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, en çok kendinize iyi bakın 😉

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3627
    • Profili Görüntüle
Ynt: Eşcinsel Aşk Her Şeyi Af Eder Mi?
« Yanıtla #7 : 13 Eylül 2021, 07:56:18 ös »
Eşcinsellik Aile Hastalığıdır!

Eşcinsellik, bir aile hastalığıdır. Eşcinsellik, bireysel olarak cinsel kimlik bunalımı olarak yaşanırken içinde yetiştiği ailenin hastalıklı olmasından kaynaklanmaktadır. Toplumda eşcinsel sayısı arttığı, kabul gördüğü ve örgütlendiği oranda aile çökmüş demektir. Eşcinsellik, babanın iktidarı yerine annenin egemenliğinin kutsanmasıdır.
Eşcinsellik bireyin değil bireyin yetiştiği ailenin hastalığının dışavurumudur. Eşcinsellik bir aile hastalığıdır. Batı'da eşcinsel lobilerinin güçlü ve planlı çalışmaları sonucunda eşcinsel evlilik yasalarının çıkması ve eşcinsel birlikteliklerin artması, Batı'da ailenin çöktüğünün bir göstergesidir. Batı'da çoktan çöken aile, Doğu'da da artan bir hızla çökmektedir.

Eşcinsel Terapi Benim Ailem 5. Bölüm Fragman

https://www.youtube.com/watch?v=dqM3TJpZ5rM&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=1



http://escinselterapi.net/huseyinkacin/

http://escinselterapi.net/forum/

Eşcinsellik Aile Hastalığıdır!

https://www.habervakti.com/escinsellik-aile-hastaligidir-makale,2038.html?fbclid=IwAR1KMAypvtlCCxETGvbwZ4oGT92J0r3aBQN3VNjl2t7s9hBzRGmvNWJzoXc

Benim Ailem Belgeseli

https://www.youtube.com/watch?v=1HpbJLmROLU&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=11

Benim Ailem 1. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=CCMXqn8U70M&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=7

Benim Ailem 2. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=v-6UbOMkP38&t=369s

Benim Ailem 3. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=tXHaVWGvYH8&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw

Benim Ailem 4. Bölüm

https://www.youtube.com/watch?v=1HpbJLmROLU&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=11

https://www.youtube.com/watch?v=CCMXqn8U70M&list=UUNBtxcE3q3ObDgRtQe0qynw&index=7

Kürt sorununu kırk yıldır nasıl "dört başı mamur" çözemediysek; yeni yeni büyüyen eşcinsellik sorununu da "dört başı mamur" çözemeyeceğiz ve dini kurumlarımız, ailevi değerlerimiz büyük yara alacaktır.

Eşcinsellik Türk toplumunun kılcal damarlarına kök saldığında, cinsel özgürlükler bu kadarıyla yetinmeyeceklerdir. Eşcinsellik doğal bir yaşam biçimi olarak toplum tarafından kabul edildiğinde; Pedofili (çocuklarla seks) de doğal hale gelecek, bir adım ötesinde ise Ensest'in de (aile içi seks) doğal bir duygu olduğunu psikoloji ve psikiyatri bilimi bize en kısa zamanda bilimsel olarak ispatlayacaktır.

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html?fbclid=IwAR1Akgk_ORB-CkFSzTiPTi3z4OYi17uVv0T_d0CjGGhM2VlsEMrXNsQ3ZO0

DEVLET HER ÇOCUĞA SAĞLIKLI EBEVEYNLER SAĞLAMAK ZORUNDA

Devlet her çocuğa ruh sağlığı yerinde anne-baba sağlamak zorundadır ifadelerini kullanan Kaçın, Siz devlet olarak aileyi korumazsanız geliştirmezseniz, aileyi merkeze koymazsanız toplumsal çöküş başlar. Burada tüm psikologlar sorunlar anlamında genelde anne-babaya odaklanırlar. Tamam anne-baba sorun çıkarabilir ama burada devletin hiç mi etkisi olmayacak. Çocuklarımızı 6-7 yaşında okula veriyoruz. Bir anne-baba çocuğunu devlet okuluna verdiği anda o çocuk anne-babanın değildir. Devlet bu emanetin bilincinde mi ve bu konuda hassasiyet gösteriliyor mu? açıklamasında bulundu.

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&list=UUJdkrJhiL6pyF6B8vXad8Ew&index=3

https://www.habervakti.com/dosya/escinsellik-bir-hastalik-mi-kavramlarla-nasil-zihnimizle-oynuyorlar-h81171.html?fbclid=IwAR3Y4Czjk6CQvnT5EcoFSjxxe0hI3WhhbHpkQPv9D8bWuWqCw_vhQCCtG3A

https://www.youtube.com/watch?v=0LYcuhJOuuI&fbclid=IwAR3T3VzkZQx7MM_-DfTuOPGkjgsaKmoHohM26zVIUSOKfSAQoFnkT1Hst7U

'Türkiye artık eşcinsellik sorunuyla yüzleşmeli'
Başarılı programcı Bülent Deniz'e konuşan eşcinsel terapisti psikolog Hüseyin Kaçın, Türkiye artık eşcinsellik sorununu halının altına süpüremez. Bu gerçeklikle yüzleşilmeli. ifadelerini kullanarak kritik uyarılarda bulundu.

https://www.habervakti.com/dosya/turkiye-artik-escinsellik-sorunuyla-yuzlesmeli-h81004.html?fbclid=IwAR3bCylgsndM9C_YddGIdbngIatUIlPs6FHizJnwo9P19MJSXXU3pahyKBw

https://www.youtube.com/watch?v=pDj1U1xuTwk&fbclid=IwAR034rxZfxS6xWA7l4nOO2ENobKlduzECdidFePArFi0f13Gg81ISDVurkw&app=desktop

Yazarımız Psikolog Hüseyin Kaçın, eşcinsel ifadesi yerine LGBT ifadesinin kulanılmasını yanlış bulduğunu ifade ederek büyük tehlikeyi işaret etti. Kaçın, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında toplumun dinamikleriyle oynanmaya çalışıldığını da belirtti.

https://www.habervakti.com/dosya/unlu-psikolog-tehlikeyi-isaret-etti-lgbt-degil-escinsel-h61739.html

Eşcinsellik hakkında yaptığı açıklamalarla ve ortaya koyduğu terapi yöntemleriyle tanınan haber sitemiz yazarı ve psikolog Hüseyin Kaçın, 7 yıl önce katıldığı bir televizyon programında 'eşcinsellik'le ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu.

https://www.habervakti.com/dosya/unlu-psikolog-escinsellik-tehlikesini-yillar-once-boyle-ortaya-h74213.html

Boderline Kişilik Bozukluğu: Eşcinsellikten İyileşerek Nasıl Kurtuldum?
Köşemizde eşcinsellikten kurtulmuş kişilerden Selim'in ikinci yazısını yayınlıyoruz:

https://www.habervakti.com/boderline-kisilik-bozuklugu-escinsellikten-iyileserek-nasil-kurtuldum-makale,1599.html

Tövbe edersem eşcinsellikten kurtulur muyum?
Köşemizde eşcinsellikten kurtulmuş kişilerden Selim'in terapi süreçlerine dair kaleme aldığı yazısını yayınlıyoruz:

https://www.habervakti.com/tovbe-edersem-escinsellikten-kurtulur-muyum-makale,1598.html

Özal'ın bahsettiği üç beş çapulcudan teröristler çıkmıştı; Erdoğan'ın bahsettiği üç beş çapulcudan ise eşcinseller çıkıyor

https://www.habervakti.com/ozal-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-teroristler-cikmisti-erdogan-in-bahsettigi-uc-bes-capulcudan-ise-escinseller-cikiyor-makale,1541.html

Ahlak: Zeki Müren "İbne" Değildir.
https://www.habervakti.com/ahlak-zeki-muren-ibne-degildir-makale,1531.html

Türkiye'nin Çözümlenmeyen Yeni Sorunu: Eşcinsellikten Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

https://www.habervakti.com/turkiye-nin-cozumlenmeyen-yeni-sorunu-escinsellikten-kurtulmak-icin-neler-yapilabilir-makale,1475.html

Din adamlarının eşcinsellik konusundaki yaklaşımları eksik ve yetersizdir.

https://www.habervakti.com/din-adamlarinin-escinsellik-konusundaki-yaklasimlari-eksik-ve-yetersizdir-makale,1448.html

Kamuoyunda pompalanan "eşcinsellik, özgürlük" vs. dayatmalarına karşı bir okurumuzdan gelen değerlendirmeyi sizlerle paylaşıyoruz. "Medya, meziyetmiş gibi öteden beri eşcinselliğin özgürlük olduğunu vurgular. Böylelikle eşcinselliğe karşı çıkanlar da özgürlük düşmanı olur tabii. Durmadan bunu pompalayan yayınlardan etkilenen Müslüman kesim, günah işleme özgürlüğüne saygı duyulması gerektiğine inanmaya başladı sonunda...

https://www.habervakti.com/ozgurlugu-putlastirmis-humanist-muslumanlarin-dikkatine-makale,1473.html

Sadistlerden, Eşcinsellerden, Grinin Elli Tonundan, Asr-ı Saadet Oluşur Mu?

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html

Eşcinsel ideoloji ve örgütler

https://www.habervakti.com/escinsel-ideoloji-ve-orgutler-makale,1020.html