Gönderen Konu: EŞCİNSEL YAZILAR 8 BANA AİT OLAN HER ŞEYİ DEĞERSİZLEŞTİRME  (Okunma sayısı 3246 defa)

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3635
    • Profili Görüntüle
Emre Bey’e ilk görüşmelerimizden birinde okulumla ilgili bir şey söyledim. Ona aslında hırslarım neticesinde hukuk fakültesini seçtiğimi, babamla inatlaştığım için seçtiğimi, aslında bu bölümün benimle hiçbir ilgisi olmadığını ve ilk okulda matematik dersinden bile 4 alırken vatandaşlık ve insan hakları dersinden 1 aldığımı anlattım. Okuduğum bölümü daha önceleri de başkaları ile konuşurken bana uygun değil fakat yine de seçtim diyerek eleştirmiştim.
Bugün kütüphanede çalışırkense bu bölümde okuduğum için memnuniyet duyduğumu fark ettim. Çünkü bu bölümün bana kültürel olarak kattığı şeyler var. Ayrıca günlük hayatın kuralları burada düzenlenmiş durumda ve araştırıldığı takdirde beni daha bilinçli ve mutlu edecek nitelikleri içeriyor.
Ben tercih yaparken bilinçsizce en yüksek puanlı bölüm bu diyerek tercih yapmadım. Kendime birkaç meslek envanteri uyguladım. Bu envanterin sonucunda da hukuk en yüksek 2. Derecede bana uygun meslek çıktı. İlk derecede su ürünleri mühendisliği bölümü vardı. Bu meslek ilgimi çekebilir fakat iş bulamayabilirim. Bir defa ismi bile memeletsiz. Sonuç olarak o testlerde en yüksek olanlardan birini seçmemiz doğru olandı ve bende bunu yaptım.
Yine meslek tercihlerinde bize yardımcı olması bakımından dershanenin meslek erbapları ile ropörtajlarının bulunduğu kitapçıkta deneyimli bir avukatla görüşülmüştü ve bazı unsurları avukatlık mesleğini tercih edecek adaylar bakımından aradığını ifade etmişti. Bu unsurların ne olduğunu burada tartışmaya gerek yok. Ben onlara da paralellik sağlamıştım, önemli olan bu.
Küçüklüğümde ciddi bir meslek idealim olmadı. Bir kez olsun doktor olacağım, öğretmen olacağım demedim. Çiftliğimin olmasını isterdim sadece ama çiftçi olacağım da demişliğim yoktur. Bir ara ortaokuldayken hayalperest bir insan olduğumdan dolayı astronot, arkeolog ve nükleer enerji mühendisi demişliğimi hatırlıyorum. Arkeoloji konusunda içimde hala bir istek vardır ve zaman zaman da üniversitedeki yakın arkadaşım Fulya ile bunu konuşuruz. Ancak nükleer enerji mühendisi ve astronot ne alaka demeden edemeyeceğim. Astronotluğu fal bakmak sandım herhalde, fal bakmayı da bilmem ya.
Ortaokul son sınıfta yani sekizinci sınıfta sınıfta tek hukuk fakültesini isteyen bendim. Ancak bunu söylediğim zamanı hayal meyal hatırlıyorum. Hukuk konusunda, avukatlık faaliyeti konusunda bilgim yoktu. Bu mesleği bana söyleten, o cevabı kimsenin vermemiş olması ve hukuk konusunda toplumda var olan olumlu bakış açısının bana da ulaşmış olmasıydı.
Lise yıllarımda içten bir şekilde uluslararası ilişkiler istemiştim. Bana eşit ağırlık bölümünü seçtiren bölüm buydu. Fikrim değişirse çalışır hukuk kazanırım diye de düşünmüştüm. Yani hukuk fakültesi seçmemin yanlış bir tercihe dayandığını kendi kendime kabul ettirmek için söylediğim yalanların ilki; inat ettiğim için eşit ağırlık seçtim yalanı artık kapansın, böyle bir şey olmadı. Ben çocukluğumda o kadar bilinçsiz değildim. Bu alanı istedim de seçtim. Fakat diplomatlık mesleğinin öyle kolay elde edilemeyeceğini , çok çaba gerektirip, süreklilik isteyen ve maddiyata bakan bir yönünün olduğunu düşünemedim. Bu meslek tamamen bir hayal. Hala içimde kalmıştır ancak benim için yıllar önce kaçmış bir tren. Tutup da şöyle şöyle yapsaydım başarı sağlardım planı yapmayacağım. Çünkü kafamdan geçen planları uygulayacak yapıya sahip olmadığımı biliyorum. Ayrıca malum durumum varken yurtdışında mesleki bir başarı sağlar mıydım, bir göreve atanır mıydım? En önemlisi taşıdığım umudu taşıyamazdım. Yurtdışında stres içinde, yabancı dilin konuşulduğu bir ülkede, politikanın, şantajın göbeğinde ne bok yiyeceksem.
Eşit ağırlık seçerken de, hukuk fakültesini yazarken de ayaklarım son derece sağlam bir şekilde yere basıyordu. Ancak ben bir nedenden dolayı bütün bu garanticiliğimi kendime unutturup, yanlış yolda olduğuma kendimi inandırdım ve Emre Bey’e de bu şekilde bir açıklama yaptım. Ancak daha öncede olduğu gibi bugün kütüphanede de olduğu gibi, bu meslek benim için ideal bir meslek. Bunu unutmamak üzere kafama kazımak istiyorum.
Peki, bana bu olumsuz düşünceleri düşündüren nedenler neydi. Aslında tahminim var. Ben işler yolunda gitmediğinde o şeyle mücadele etmektense o şeyi karalamak yolunu seçiyorum. Bu zamanlarımda kafam istemediğim bir bilinçaltı etkisine giriyor. Bu okulu kazanmak için emek versem de çabalasam da tüm bunları görmezden gelip elimde olanı itibarsızlaştırıyorum.

Erkeklerle arkadaş olduğumda da benzeri bir taktik uyguluyorum. Arkadaş oluyorum ancak biraz beğenmediğim, idealize etmediğim özellikleri görünce soğumaya başlıyorum. Çoğu zaman da bu ilişkileri tamamen kesmekle sonuçlanıyor. Bu hiç doğru bir davranış değil. Ya en baştan arkadaşlık kurmayacaksın, ya samimiyeti doğru ayarlayacaksın ya da devam ettireceksin. Çocuklar bana kızıyor olabilirler fakat üzülen varsa bu durumda bende üzülürüm.
İnsanları olduğu gibi kabul etmiyorum. Halbuki kimse benim kafamdaki gibi olmak zorunda değil.  Böyle duygulara sahip olduğum bir ortamda, bir erkek çocuğu hiçbir şeyden habersiz normal dostluk davranışlarını yada ortama ayak uydurma davranışlarını sergiliyorken; ona karşı bir takım kötü hisler besliyorsam; ben hastalıklı düşüncelere sahibimdir.
Emre ile arkadaş oldum son zamanlarda. Onun bazı yönleri bana tuhaf geliyor ama iyi yönleri de çok. Ona karşı kötü hislerim yok. Olumsuz bir şey görünce de olumsuz hissetmiyorum. Bu güne kadar bu olmadı.
Kütüphanedeki Yusuf’un okuduğu bölüm pek iyi değil, maddi durumu da öyle. Tavırları da halk çocuğu tavırları… Ben buna da pek alışık değilim. İçimde ona karşı bir isteksizlik var ancak bunu belli etmiyorum; ilgili ve kibar davranıyorum. Fakat bu isteksizliği hissetmem doğal mı bunu merak ediyorum. Ortak noktanın olduğu insanlara karşı çekim hissedersin. Bende ona karşı bir ortak nokta yok, hem kültürel nedenlerden hem de benim durumumdan dolayı. Bu isteksizlik kişiliksizce bişey değil, kendimi suçlamamalıyım.
Hiç arkadaşça sevdiğim erkek arkadaşım oldu mu diye düşünüyorum. Mesela görüşeceğimiz için sabırsızlandığım. Galiba pek yok. İşin garibi kızlarla da yok. Çoğu zaman kız arkadaşlarımla buluşurken de öylesine buluşuyorum. Ben manyak mıyım ya niye kimseye karşı bir şey hissetmiyorum. Dostluğun değerini bilmiyor muyum, bilmiyorum tabi. Olduğum gibi beni tanıyan yok ki. Eğer öyle biri olsaydı kendimi yanında rahat hissetseydim ve oda beni reddetmeseydi, onunla benzeştiğim için ya da ona saygı duyduğum için dostluğunu hissedebilirdim. Öf yine yalnız olduğumu fark ettim.
Bir arkadaşımın olmasını çok isterdim ama sorunlarımı aşacağımda, kafa dengim birini bulacağımda daha çok var. Sanki herkes arkadaşını edinmiş de bana kimse kalmamış gibi hissettim. İnsanlara kendimi tamamen anlatmadan dostluk kurabiliyorum ama ben dertleşebileceğim birini kastediyorum dost derken.
Osman’ı evimde kalmak istediğinde kabul ettim. Evime geldiğinde çok özel duygular hissetmek zorunda değilim. Ancak yardım isteyen birine yardım ettiğim için mutluluk duyup konuyu kapatabilirdim. Osman’ın bende kaldığı gece son derece normal davrandım, yemeğimi bile paylaştım daha ne yapıyım, sınav döneminde çıkıp gelmiş. Ertesi sefer yine kalmak istemedi fakat lafı buraya getirdi. Ben anlamazlıktan geldim. Okulda gördüğümde de aşırı soğuk davrandım ve hatta görmezden geldim. Bende kalmasını istemiyordum, çünkü ev halimin başkaları tarafından görülmesi ve anlatılması hoşuma gitmez. Ayrıca bütün notlarımı kendim çıkarıyorum ve çok zorlanıyorum. Okula bir defa bile uğramamış bir insan bunları benden alırsa kendimi kullanılmış gibi hissederim. Bunu açıkça ifade edebilirdim ancak kendimde o gücü bulamadığım için böyle soğuk davranma yolunu seçtim. Kaldı ki başka seçenekleri de var kalabileceği. Bu örneği incelediğim iyi oldu çünkü kafama takılıyordu zaman zaman. Benim insanları olduğu gibi kabul etmememle ilgili değil bu.

psikolog

  • Global Moderator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 3635
    • Profili Görüntüle