Son İletiler

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
91
Eşcinsel Terapi ile ilgili tepkiler / Ynt: SÜPERMAN OLAMAZSAN EŞCİNSEL OLURSUN.
« Son İleti Gönderen: psikolog 28 Haziran 2021, 04:11:37 ös »
..
94
Neydim ne oldum?
Mahalle dayısı gibi yürüyen erkek fatmadan, elbise giyen bana..
Baştan belirteyim her kadın elbise giymek zorunda değil, aşırı kalıplaşmış fikirler cinsiyet disforisi yaşayanların özellikle çocukluk döneminde kendini karşı cinse ait bir konumlandırma yapmalarına sebep oluyor.
Hislerimin temelinde yatan şey neydi? Neden kadın olmaktan tiksiniyordum?Kimliğimde yazan kadın ibaresini kaldıramıyordum?Her insanın hikayesi başka benim hikayem de..
Bedenim benim için aşağılanma duygusunun somut izdüşümüydü. Bunun temel sebebi de babamın kadınlığı aşağılar tavrıydı. Benim şahsi gözlemim olmadığını belirtmeliyim. Akrabamız olan bir kadın babamın yüzüne karşı senin ruhunda  bir iticilik var dedi kadınlara karşı tavrından ötürü. Peki ne yapıyordu bu adam da bu kadar nefret ediyorum ondan. Şu yazıyı yazmadan birkaç saat önce bile kavga ettim daha. Kadınlara cinsellik ve köle gözü dışında bakmıyordu. Ona göre kadın erkeğin her istediğini yapmalı. Koşulsuz tapmalı. Kendi yetiştiği aileye baktığımızda da babası da aynı kendi gibi, annesi desen oğulcu işte  oğluma her şey serbestçi. Oğlu gelinini döverken sevinen bir kadından ne beklenirse öyle biri..
Evet 6 yaşındayken taciz olayı yaşamıştım ve erkek olacağıma inanmıştım ama işte tek etken bu değil daha çok babamla ilişkim ve annemle ilişkisizliğim etkili oldu. Bu kadar mal bir ailede olmayı ben seçmedim.
Babam şöyle ki, yolda yürürken bir kadının arkasından, of bacaklara bak, derdi. Düşün 16-17 yaşında kızın yanında yolda yürüyen kadınla ilgili ne diyorsun, ulan düşünüyorsan da bari söyleme kahpe. Onu söylerken istemsizce kolumla göğsümü kapattığımı hatırlıyorum. Babam=Kadın düşmanı, Ben=Erkek düşmanı diyebilirim.Burda her erkeğin potansiyel tecavüzcü olması düşüncesi vardı bende. Bu gerçekten çok kalıp bir düşünce her insan farklıdır. Artık erkeklere güvenebiliyorum yani aşırı sert biri değilse(babamın yürüyüşü aşırı maskülen bir robot gibidir asla yaklaşamam yanına böyle yürüyen birinin). Baban annemle tartıştığı bir zaman kadınlara giderim sözü bardağı taşıran son damlaydı. Ağzıma geleni söyledim buna. Evet annemi artık dövemiyor. Ama psikolojik baskıyı devam ettirmeye çalışıyor. Bakın ben babamın piç olduğuyla ilgilenmiyorum bu onun suçu değil babaannemin kimle yattığıyla da ilgilenmiyorum ama  babasının belli olmamasının hırsını annemden çıkarmaya çalışıyorsa orada sorun vardır. S*kerim öyle hayatı. Çok zorluyor bazen dilimin ucuna geliyor susuyorum. Tuvaletini yaparken bile kapıdan yapan bir adamdı evet yanlış okumadınız kapı açık baya çıkarıp yapıyor. Uzun süren kavgalar ve uğraşlarım sonucu onu bükmeyi başardım şükür. İşte böyle. Yani sonuç  babamın kendi ispatlayamadığı erkekliğiyle annemi ezmesi ve benim bu ezilmeye başkaldırmam sonucu kadınlığı tümüyle reddetmem.Reddetmiyorum lan, kadınım ben. Kadın olmak güzeldir. Asıl reddedersem sana yenilirim. Sevgili anneciğim de  bir keresinde makyaj yapmıyorum diye vurmuştu  bir de kadın mısın sen demesi çok ağırıma gitmişti. He yavrum senin gibi mi olaydım. İyiki bunu yaşadım ve artık kadınlığı kabul ettim tek farkla senin gibi olmayarak. Peki nasıl bir erkek olmayı hayal ediyordum ve nasıl kadınlara ilgi duyuyordum? Öncelikle babamın zıttı olmak en önemli şartımdı.Kadınlara son derce saygılı bir adam olduğumu düşünürdüm hep. Benim için hayatımda olmasını istediğim kadının mutluluğu en önem verdiğim şeyin başıydı. Yani ona dokunmaya bile kıyamazdım. Sürekli onu sürprizlerle mutlu ettiğimi düşünürdüm. Evet belki cinsellik ilişkinin bir yönü ama benim için daha çok karımın saçlarını dizime yatırıp okşamak istediğim en önemli şeylerdendi. İlgi duyduğum kadınsa kokoş olmaz asla. Tiksiniyorum tek derdi makyaj, alışveriş olan kızlardan. Kendini bir şekilde ispatlayabilmiş ve kadınsılığını diğer erkeklere karşı bir güce dönüştürebilmiş olması önemliydi.Küçükken annem hep oku da benim gibi kocana muhtaç olma derdi. Bu gerçekten bende takıntıdır. Sınıfta erkeklerle hep not yarışı halinde oldum . Üniversiteye başladığımda bile mecburen alan dersi olmayan fizikten 100 almak zorunda kaldım çünkü kızlar erkeklerin çok gerisine düşmüştü. İlgi duyduğum kişileri öğretmenlerimin, başarılı kızların(ki bu diğer güçsüz kızlardan ayırıyor onu) veya bir alanda becerisi olan kişilerin oluşturması tesadüf değil. Buraya daha detaylı bakarsak aslında ilgi duyduğum kadınlar esasında benim olmak istediğim kadınlardı. Güçlü, bilgili, ezilme potansiyeli olmayan,kadınsılığını aşırı feminenlikle kaybetmemiş kadınlar. Olmaya çalıştığım adamsa hayatımda olması gereken erkek profiliydi. Karısına saygılı, onu mutlu eden. Gerçekten bu benim için çok önemli babam annemi dövdüğünde dudağı yarılmış bana yaslanıp ağladığını hatırlıyorum.Şimdiyse kendime baktığımda ilgi duyduğum kadınlara benzetiyorum, sadeyim, pek feminen değilim, istersem başarılı olabiliyorum kendimi ispatlayabiliyorum:) Heyacanla bekliyorum hayatıma girecek o adamı ve doğru insanı bulacağıma inancım tam. Size güveniyorum babam gibi olmayan erkekler yüzümü kara çıkarmayın:)Herkesin mutlu olacağı hayatta yaşamasını diliyorum.
95
Eşcinsel Terapi ile ilgili tepkiler / Ynt: SÜPERMAN OLAMAZSAN EŞCİNSEL OLURSUN.
« Son İleti Gönderen: psikolog 27 Haziran 2021, 01:05:58 ös »
2. Terapide okn nin azdığı ve ilaç kullanmaya başladığımdan bahsedince Hüseyin bey zaten sana dedik yoğun okb var ve ilaç kullanmak gerek demedik mi dedi. Hayır hocam 1. Terapide okb nin o harfini dahi konuşmadık. Ben bunu zaten 1. Terapiden sonraki 6 aylık süreçte ne olduğunu anladım. Terapide konuyu kızlara getirdim. Hayatımın belli dönemlerinde karşıma çıkan 4 kızdan bahsettim. Hüseyin bey inceleme sonucunda biseksüel bir yapım olduğunu söyledi. Kızlara karşı duygusal bir çekim olmasına karşın erotizm kısmı erkeklere kayıyormuş. Bununda sebebi özgüven sorunu, değersizlik hissi, erkeği güçlü kadını zayıf görmek, hayran olduğun erkek gibi olamadığım için onu elde edip cinsellik yaşayarak onun gibi olmak demekmiş. Erkeklerde duygusal karşılığı bulamamak erotizme itiyor ve duygusal olarak kurulamayan bağ sürekli yeni erkeklere itiyor muş. Benim 300 kişi buradan geliyor demek ki. Bu utanç verici tablonun tek öğrettiği şey erkek erkeğe daim bir sevgi ve aşkın mümkün olmadığı. Çalıştığım fabrikadaki kıza karşı yaşadığım bu sıcaklık hissinin üzerine gidip buradan bir kadın erkek ilişkisi çıkarabiliriz dedi Hüseyin bey. Maksat o duyguyu yakalamışken üzerine gitmek ilerletmek. Bu önerinin üzerine Firdevs in bana karşı samimi güler yüzlü oluşuna bende biraz gayret ile karşılık verdim. Gün geçtikçe Firdevs bana daha da yakın davranmaya başladı. Bu beni biraz tedirgin etmeye başladı ama yine de korkup geri çekilmiyorum. Hüseyin beyin dediği gibi illa bu kızla evleneceksin diye bir şey yok akışına bırak görelim. Hadi görelim bakalım. Ha bugün ilk defa fabrikada çalışan başka bir kız beni instagram da takibe alıp mesaj attı ilk önce tanımadım. Ama bir kızın beni beğenip mesaj atması hoşuma gitti doğrusu. Biraz sohbet edeyim derken kız daha küçük olmasına rağmen evlenmiş boşanmış yaklaşık 7 yaşlarında birde kızı varmış. Orda dur dedim kendime bu şimdilik biraz fazla oldu. Kızı kibarca reddedip engelledim. Çünkü onun dul biri olarak evlenmek için birini aradığını düşündüm. Kısa zamanda işi ciddiye bindirebilir endişesiyle korktum. Şu an evlilik beni korkutuyor. Sonrasında babamın paranoid bozukluğundan bahsettik. Bende bunu yeni öğrendim. Ben henüz 8-10 yaşlarındayken babam öğlen yemek yeme bahanesiyle eve gelir banyoyu, sabunları ve havluları kontrol edermiş. Anneme çaktırmadan bize eve birinin gelip gelmediğini sorarmış. Banyoyu ıslak görürse kimin duş aldığını araştırırmış. Bu böyle bir süre devam edince annem babamın üstüne gidip ne yapmaya çalıştığını sormuş. Babamda ben yokken eve kim geldi, duşa kim girdi, bu kimin tüyü diye sorular sorunca annem hayal kırıklığına uğramış. Kaç yıllık kocası ondan şüpheleniyormuş. Bu böyle 3 sene kadar sürmüş. Annem artık dayanamamış ve bir gün mutfaktan aldığı bıçakla babamın üstüne yürümüş. Kaç yıllık karına namussuzluk iftirasını nasıl atarsın sen nasıl adamsın deyince babam geri vites yapmış. Ama sanırım o şüphelerini aklında tutmuş olsa gerek, yoğun bakımdan çıktıktan sonra bize annemin dost hayatı yaşadığını söylemeye başladı. Sonra tabi tuttum kolundan doğru psikiyatriye. Gittiğimiz doktor bunun kemikleşmiş bir kişilik bozukluğu olduğunu 63 yaşına gelmiş bir adamı değiştirmenin uzun terapiler ve uzun zaman alacağını söyledi. Bir ilaç yazdı ve bu biraz onu toparlar dedi. Allah razı olsun ne toparlaması adam melek gibi oldu :)) keşke şimdiki aklımız yıllar önce olsaydı da zorla da olsa bir psikiyatriye götüreydik. Hüseyin beyin bu duruma yorumu şu şekilde oldu; Türkiye’de eşcinsellerin oranı yüzde 10 civarında kabul edersek, eşcinsel olma korkusu yani homofobisi olan kişilerin sayısı ise yüzde 30 civarında dedi. Kadına şiddet, kadın cinayeti, kıskançlık ve şüphelerin büyük çoğunluğunu bu kişiler oluşturuyormuş. Homofobi; eşcinsel olmaktan korkmak anlamında olup kendi cinsine karşı erotik duygular beslemez fakat eşcinsel gibi özgüven sorunu, değersizlik, güç eksikliği ve aşağılık kompleksine sahip olurmuş. Babamda da bunlar var olduğundan kadınlara karşı ilgisi olmasına rağmen güçlü olan onun için diğer erkekler imiş. Kendisinde o erkeklik gücünü ve özgüveni hissetmediği için eşini diğer erkeklerden takıntı derecesinde kıskanıyor, kendi kafasında aldatıldığı senaryosunu canlandırıyormuş. Aslında bilinç altında kendini eşine layık görmeyip, eşinin onun bu ezikliğini bilerek kendine daha güçlü erkekler aradığı şüphelerini gerçek zannediyormuş. Çocuklarına yani bize karşı ilgisiz sevgisiz ve üvey evlat gibi davranması, bizimde birer erkek olmamız yüzünden. Çocuk büyüyor güçlenmeye ve erkek karakterine bürünmeye başladığı anda bizi kendi benliğine bir tehdit olarak görüp yılanın başını ufakken eziyor. Ve Hüseyin beyin o çarpıcı cümlesi geliyor; eşcinsel olmaktan korkan babanın çocuğu eşcinsel oluyor. !!! Hüseyin bey, vaktin varsa Terapiden sonra biraz bekle deyip salona uğurladı. İçeride bekleyen Anestezi doktoru bir anneyi içeriye davet etti. Bir süre sonra beni ve bekleyen diğer arkadaşı da terapiye dahil etti. Annenin hikayesi şöyle; Kocası ile birlikte aynı hastanede anestezi uzmanı olan Aslı hanımın 16 yaşında lisede okuyan bir kızı var. Kızının lezbiyen olduğunu anlamış, anne baba ve kız birlikte terapiye gelmişler. Fakat baba bir kaç terapiden sonra gelmeyi bırakmış, kız ise tedaviye istekli değil. Bu durumdan rahatsız olmuyor. Sebebi ise kızın görüştüğü diğer kız ve onun psikiyatrist olan annesi bu durumun normal olduğunu savunup kızını cinsel tercihinde özgür bırakıyormuş. Kızım 18 yaşına geldiğinde istediğini yaşamakta özgür diyen bu zihniyeti cahil bir insandan beklerdim de psikiyatr olan bir anneden hiç tahmin etmezdim. Öyle ki, bu bana, zamanımız modern psikoloji öğretilerinin ne kadar sığ ve tamamıyla Avrupalı zihinlerin özgürlük adı altında nefsani hazlarını tanrılaştırdığı bir sistemin dayatması olduğunu düşündürdü. Allah Furkan suresi 43 ve 44. Ayette Nefsini(heva, heves, dünya zevkleri) ilah edinenlerden bahsederken onların hayvan sürüleri gibi olduğunu ve gittikleri yol bakımından hayvandan da aşağı olduklarından bahseder. Bizi insan yapan hayvan olan bu bedenin dizginlerini aklımız ile ele almamız değil midir. Aklımız olmasa, yiyip içmek, çiftleşmek, uyumak ve canımız ne isterse onu yapmak dışında bir vasfımız nasıl olurdu. Bizi insan yapan, ilahi mesaja mazhar kılıp sorumluluk sahibi yapan ve sonunda inananlar için ebedi hayatın sunulduğu cennet vaat edilen bir akıl nimetimiz var. Allah kitapta defalarca aklımızı kullanmayı öğütler. Bir anne nasıl hiç düşünmez diye hayret ettim. Aslı hanım ise kızı için çırpınan diğer bir doktor. 19 yaşında eşcinsel bir erkeğin anüs ameliyatına girmiş ve çocuğun haline içi acımış. Çocuğun anüs kasları artık harap olmuş esnekliğini kaybedip o kadar genişlemiş ki bağırsakları anüsten dışarı sarkmaya başlamış. Evet eşcinsel ilişkilerde anal ilişki insan anatomisine gayet ters ve bir takım tıbbı sorunlara yol açıyor. Fakat o dereceye gelmiş bir anüs sadece cinsel ilişki ile o hale gelmez. Yaklaşık 1500 defa sex yapmış biri olarak biliyorum. Bir miktar genişleme ve çatlak zaman içinde oluşsa dahi bir kaç ay anal ilişki yaşamaz iseniz eski haline geri dönüyor. O çocuğun durumu şöyle; bazı eşcinseller zaman içinde sex bağımlısı olur. Pasif olmak onlar için müthiş bir hazdır. Ne kadar kalın ve büyük penis alırsa kendini o kadar daha tecrübe sahibi zanneder. Özellikle porno filmlerden esinlenerek double fuck denen çift penisi ayni anda alma fantezisi bu kişilerde yaygın olup özellikle uyuşturucu altında yapılan sex partilerindeki çılgınlıklardan sadece biridir. 3 ila 20 kişi arasında değişen bu partilerde kafalar uçuktur. Loş ışıklı odalarda yoğun sigara ve esrar dumanı içinde, semtine ve kesime göre kokain ve metamfetamin eşliğinde yapılan bu partilerde eşcinsel ilişkilerin en uç noktaları yaşanır, her türlü haz denemeye açıktır. Bir pasif ne kadar büyük penis alır ise o kadar ilgi görür. Çift penis alırsa orada takdir görür. Bu ameliyat için çift penis de yetmez. Bu gruplarda bulunan sapkınlardan bazıları ise işi bir üst boyuta taşıyıp parmak, el ve kol alma denemeleri yapmaya başlar zaman içinde genişleyen anüs bölgesi artık normal bir penis ile zevk alamaz ve artık fisting denilen bu fantezi tek tatmin araçları olur. Fisting her zaman uyuşturucu içilerek yapılır. Anal rahatlatıcı ve acı hissini yatıştırmak için poppers denilen bir sıvı koklanır. Tüm bunları nerden mi biliyorum? İstanbul’da 4 sene içinde girmediğim ortam denemediğim madde ve uyuşturucu gitmediğim gey klup bar kafe kalmadı. Seks partileri yoğunluk ile Cihangir, Nişantaşı, Beyoğlu, Osmanbey, Mecidiyeköy, ve Kâğıthane tarafında yapılır. Bu evler günlük kiralanır. Önceden gelecek kişiler belirlenir. Kullanılacak madde temin edilir. Ve genelde lüks site yada rezidansta yapılır ki polis baskını riski az olsun. İşte nefsini ilah edinip onun her arzusunu yerine getirmek için denemedikleri şey kalmayan insanlara örnek bunlar. Süslü vitrinlerde sapkınlık satar, karanlığı gökkuşağı renginde sunarlar. Daldım yine. Konudan çıktım. Bu tecrübelerim için bir yazı planlıyorum. Onun için biraz daha çaba sarf edip titiz davranarak herkesin okuması için düzgün bir formatta yazmalıyım. Niyetim var.
19 Haziran 2021 de 3. Terapiye gittim.
Salonda seansı beklerken biri Belçika biri Birleşik Arap Emirlikleri biride Eskişehir'den gelen 3 kişiyle tanıştım. Maşallah Hüseyin bey dünyaya açılmış diye içimden geçirdim. Belçika’dan gelen arkadaş biraz durgun, oturaklı, akli başında ve sakin yapılıydı. Arkadaş canlısı olabileceğini düşündüm kendimi ona yakın hissettim. Numarasını alıp terapiler üzerine sohbet edip arkadaş oluruz diye düşündüm. Fakat sonra vazgeçtim. Yanlış anlaşılabilirdi. Hüseyin beye bu düşüncemden bahsederek terapiye giriş yaptık. Hüseyin bey tedavi sürecinde arkadaş olarak dahi bir eşcinsel hayatımızda olmamalı dedi. Seansa geldiğin zaman burada bulunan kişilerle istediğin kadar sohbet et ama dışarıda görüşme dedi. Gerekçe olarak ise terapiye gelen eşcinseller dışarıya göre iyi insanlar elbette ama yine de psikolojik problemlerinin olduğunu, bizlerin iyileşmesi için psikolojik problem yaşayan kişileri hayatımıza almamak, onlardan etkilenmemek gerektiğini savundu. Bir psikolog değil isen kimin sorunlu olduğunu bilemezsin, bu kişi gayet uysal, sakin, iyi huylu olabilir ama sen fark etmeden senin tüm hayatını ele geçirebilir dedi. Ben şunu anladım, alkolü bırakmak istiyorsan, hiç alkol içmemiş biriyle görüş. Bırakmaya çalışan yada bırakmış kişi bizi alkole tekrar yaklaştırabilir. Sonra iki kafadar efkar dağıtmak için hadi son kez içelim diyebilir. Anladınız siz onu :))
2. Terapi sonrası Hüseyin beye yazdığım terapi değerlendirmesinde Hüseyin beyi sorgulamış, bir nevi açık arar tarzda konulardan bahsetmiştim. Hüseyin bey suyun içinde kıvrılarak yüzen tecrübeli bir yılan gibi, beni çatır çatır morarttı :)) Olsun bu hoşuma gitti. Hüseyin beyin psikoloji geçmişi, yaşadıkları, neden eşcinsellere terapi yaptığıyla alakalı açıklamaları bende güvenilirlik hissettirdi. Kendinden bir şeyler paylaştı benimle bu hoşuma gitti. Okb, depresyon, panik atak, sosyal fobi gibi diğer psikolojik rahatsızlıkların tamamen iyileşmesinin imkansız olduğunu, bunu bir tek eşcinsellerin başardığını söyledi. Çünkü onlarda kararlılık varmış. Hepsi değil tabi. Hüseyin beye sizi baba yerine koymaya başladım sanırım diye bir mesaj atmıştım. Hüseyin bey işimiz zor derken sebebini de şöyle açıkladı; danışanın psikoloğa bu tür bir duygusal bağ kurmasına aktarım denirmiş. Terapiler ilerledikçe geçmişte anne ve babaya duyduğun öfke, nefret, kusur arama gibi duygular baba yerine konulan psikoloğa karşı açığa çıkar ve süreci zorlaştırır dedi. Ama ben senden rahatsız değilim, ümitsiz değilim, bu süreç benim için sorun olmaz dedi. Sadece işin püf noktası ve çıkış bileti şu; böyle zorlu terapi süreçleri yaşandığı vakit vazgeçmeyeceksin dedi. Bende buna hazırım hocam, vazgeçmek yok.
Devamında annenin mağduriyetinin çocuk üzerindeki etkisinden bahsettik. Annemin babamdan çektiği sıkıntılara evlatları için katlanması ve bunu çocuğa söylemesi onun bir suçu. Annemle aşırı duygusal bağım onun üzüntü ve sıkıntısını kendime yükleyip onun kurtarıcısı ben olmalıyım mesajını içeriyormuş. Okuyup çalışıp annemi ben kurtaracağım düşüncesi 5 yaşındaki bir çocuğun bütün duygusal sistemini bozuyor. Anneyi kurtaramadığını anladığında oluşan suçluluk psikolojisi erkeksi egonun gelişmesine engel oluyormuş. Anneyi kurtarayım diye düşünürken hayatım sikilecekmiş haberim yokmuş. 🙂 Şimdi bende bu bilgiler ışığında bir gözlem yapayım. Evet çocukluğumdan beri annemin üzüntüsü ve kederini bir o kadar da benim canımı yakıyor, onun kahramanı olmak istiyordum. Sonra kurtarabildik mi hayır. Süpermen olabildik mi, hayır. Ben eşcinsele dönmüştüm. Annemin bana üzüleceği bir hale geldim. Peki şu an ki durum ne? Babam şuan sakin, annemin evde keyfi yerinde, benim ona üzüldüğüm kadar o bana üzülmüyor. Koca adam başının çaresine bakar diyor. Ben 33 yaşında bekar, hivli, okb li bir eşcinsel olmuşum, antidepresan kullanıyorum. Gelecekte ne olacağım belli değil, terapilerle çare arıyorum. Benim hayatım sikildi ama herkesin keyfi yerinde. Kardeşim evlendi babam mutlu, annemde mutlu küçük kardeşim ergenlik döneminde ama sürekli dışarda, oyunda vs.  SUPERMAN OLAMAZSAN EŞCİNSEL OLURSUN.
Velhasıl kelâm, geçmiş yaşandı bitti, hayat devam ediyor, Hüseyin beye güveniyorum. Ben kendi hayatımın Süpermen’i olacağım. Herkes kendi çorbasını içsin arkadaş bundan sonra böyle. Haydi Eyvallah.
96
Eşcinsel Terapi ile ilgili tepkiler / SÜPERMAN OLAMAZSAN EŞCİNSEL OLURSUN.
« Son İleti Gönderen: psikolog 27 Haziran 2021, 01:05:21 ös »
3. Terapinin ardından bu yazıda 3 terapinin ortak bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağım. İlk iki yazım olumsuzluklar üzerine kuruluydu. Hüseyin beyin tavsiyesine uyarak kendi zihin dünyamdan çıkıp gerçekleri ve çözümleri anladığım ölçüde aktarmaya çalışacağım. Kendime objektif bir gözle bakmaya başladığım zaman hakikaten Hüseyin beye hak vermeye başladım. Çözüme odaklanmayı sanki ret edercesine görmezden geliyorum. Düşünce yapım ve algılama biçimim buna o kadar alışkın ki bu benim normalim. Buna dur demenin zamanı geldi artık. Okb sebebiyle kullanmaya başladığım ilacın 2. Kutusu bitti ve 2 ay önceye nazaran zihnim rahatlamaya başladı. Kara bulutlar yavaş yavaş dağılırken aradan bana göz kırpan küçük güneş pırıltıları umudun habercisi gibi. Uyanışın ilk kırpıntılarını hissediyorum ama henüz uykunun ağırlığı üzerimde ve yorucu bir şekilde çabalıyorum. Tabi henüz işin çok başındayım ve yürünmesi gereken epey yol olduğu kesin. Fakat uzun zamandır hissetmediğim bir heyecan kırpıntısı yaşıyorum. Adeta kış uykusundan uyanmış ve uzun uykunun gözlerimde bıraktığı mahmur bakışla artık kolları sıvamanın vakti geldiğini hissediyorum. Hüseyin beyi son görüşümde enerji ile dolmaya başladığımdan bahsettim. Bunun antidepresan ve terapi ikilisinin bir neticesi olduğu aşikâr. Eskiden kara bulut kümeleri gibi zihnimdeki olumsuz düşüncelere gömülüydüm. Fark etmeye başladım ki 33 sene boyunca hiçbir boka yaramayan bu düşünce yapısı benim için o kadar normal ve sıradanmış  ki bunun bir bozukluk olduğunu Hüseyin bey küçük dürtmeler ile bana hatırlattı. Düşün, düşün, çabala, kıvran, detaylarda boğul, labirentin sonsuz döngüsünde tekrar tekrar başa dön. Bu ne lan!! Ne yapıyorum ben ne işe yarıyor bu.? Yeter amk. Ağzıma sıçtın. Hayatımı siktin. Silkin ve kendine gel. Mutluluk beklemekle gelmiyor. Sen beklerken millet yolu yarıladı. Hem kariyer hem çocuk yaptı. Meğer gözlerim var görmüyor, kulaklarım var duymuyor muşum. İşte Hüseyin beyin dürtmesi bende bu uyanışın ilk kibritini çaktı.  Hani bir film vardı, Leonardo Di Caprio'nun başrolünde olduğu INCEPTION (Türkçeye Başlangıç olarak çevrildi). Orada da rüya içinde rüyalara dalıp insanların zihinlerine fikir aşılamaya çalışan kişiler rüya ile gerçeği ayırt edebilmek için gerçek hayattan bir takım ses ya da objeleri dürtü olarak kullanıyordu. Bu sayede gerçek sandığın şeyin bir nevi bir zihin yanılması ve rüya olduğu anlaşılıyordu. Hüseyin bey bende böyle bir dürtüye sebep oldu.
İşte şimdi bu gözle gördüklerimi anlatmaya çalışacağım. Ama kusurumu mazur görün ki henüz yeni uyanmaya başladım. Sorunlu çalışan zihnim senelerdir olumsuz yargılara alışık. Bunu bir kenara koymak zor olacak ama deneyeceğim.
Kasım 2020 de ilk terapiye gitmiştim. Tabi bende herkes gibi terapi öncesi araştırma yaparak Hüseyin bey ile karşılaştım. Ön yargılarım hat safhada idi. Kısa bir özgeçmişi Hüseyin beye mail atıp ardından randevu aldım ve gittim. Hüseyin beyi tanımaya ve bir yandan da sürecin nasıl olacağını anlamaya çalışıyordum. İlk etapta soğuk bir ifadesi vardı ve çok cana yakın bulamadım. İlk terapide kayıt almadım ve üzerinden 7 ay geçti tüm konuşma detaylarına hakim değilim sözel hafızam zayıftır. Ben sadece gördüğüm şeyi unutmam. Neyse çocukluk ve geçmişimden biraz bahsettim. Eşcinsellerin çoğunda olduğu gibi benimki de sorunlu, zalim, aşağılık kompleksi olan, dışarıda korkak kedi, evde vahşi aslana dönüşen bir baba. Diğer yanda çocuklarına bağlılığı ve sevgisinden ötürü kocasının tüm zulmüne katlanan, sesini çıkaramayan, kâh ağlayan, kah sitem eden, kah dualarında Allahtan yardım isteyen, çocuklarının iyi, sağlıklı ve düzgün bir insan olmasını isteyen, ama bunu sadece onlara kanatlarını gerip kocasıyla çocukları arasında kendini siper ederek başarabileceğini düşünen bir anne. 3 erkek çocuğun en büyük olanı ben olduğumdan, babamın tüm gençlik enerjisi ve zulmünün en verimli çağları benim üzerimde zuhur etti. Hatırlamıyorum ama anneannemin dediğine göre 3-4 yaşlarında soba demiriyle dayak yiyen, bir kere bile babayla etkileşim kuramamış, sevmemiş, sevilmemiş, sarılma, kucaklama ve öpmenin sıcaklığını sadece anneden almış ben! Tabii başarılı bir kariyere sağlıklı bir psikolojiye, güçlü bir erkeğe ve mutlu bir evliliğe sahip olmalıydım. Bu yaşadıklarım ile eşcinsel olmamın ne alakası var. Açın interneti araştırın biraz canım. Doğuştan böyleyiz biz. Genlerimizde var. AA lütfen ama neden eşcinsel olmaktan utanıyorsun canım. Neden rahatsız oluyorsun, bu gayet normal bak eşcinseller ne kadar mutlu. Bayrakları bile rengarenk olan bir topluluk mutsuz olur mu hiç. Nasılda güzel bir tablo gibi duruyor değil mi. Hepsinin canı cehenneme. Bu yalanlara kanarak 10 yılımı eşcinsel hayat uğruna heba ettim. Yanıma kâr kalanlar;
-OKB
-HIV
-33 YASINDA YALNIZLIK.
-ASK BULMA UĞRUNA HEBA EDILMIS EDEP HAYA NAMUS.
-YAKLAŞIK 300 KIŞININ DOKUNDUĞU MUNDAR OLMUŞ BIR BEDEN.
-BERBAT BIR PSIKOLOJI.
-ASOSYAL URKEK BIR KISILIK.
-BIR BALTAYA SAP OLAMAMIS AŞAĞILIK KOMPLEKSI OLAN BIR ADAM.
Evet gökkuşağı çok renkli hakikaten ama nedense beni hep siyahın tonları ile boyadı. İlk terapide Hüseyin beyin bana verdiği 3 ödev vardı. 1) mastürbasyon yaparken pasif fantezi kurma 2) eşcinsel ilişki yasak. 3) Sosyalleşmek için bir aktivite, kurs, müzik, resim vs. Bir sosyal alan.
Kafelerin dahi kapandığı pandemi döneminde sosyalleşmek umutsuz görünüyordu. Eşcinsel ilişkiyi de bir süredir yaşamayı bırakmıştım çünkü artık Allahtan korkuyordum. İbadete başlamıştım. Asıl sorun şuydu, ben mastürbasyon yapmıyorum ki. Bugüne kadar belki 1500 belki 2000 defa seks yapmış olan ben mastürbasyonla tatmin olmuyordum ki. Bırak fantezi kurmayı gey porno filmi izlemeden erekte olmak bile çok zordu. Yıllarca baklava ile tatmin olmuş birinin ıspanaktan keyif alması kadar zevksiz geliyordu bu. Hani bir laf vardır. Alışmış, kudurmuştan beterdir diye. Ben ne zaman boşalmak istesem elimde hornet birini bulurdum. Şimdi ise cinsel isteği gidermenin yolu mastürbasyon ve oda bırak beni tatmin etmeyi aşağıdan kafasını bile kaldırmıyor. Artık benim kedi ciğer görmeden harekete geçmiyordu. Bu hala bu şekilde devam ediyor. Cinsel arzum ne kadar fazla olursa olsun mastürbasyon yapamıyorum. Ayda bir bilemedin iki kere kendimi zorlayarak deniyorum çoğu deneme yorgunluk yüzünden yarıda kalabiliyor. Olmuyor yani gerçek bir ten temasının tetiklemesi yok. Hoşlandığım bir erkek bana merhaba diye mesaj atınca dimdik olan kedi, elimle uğraşa uğraşa sadece azıcık gözlerini açıyor. Haliyle bu arzu tatmin olamayınca sürekli açlık ve dizginleri elde tutma mücadelesi. Ama bu mücadele de sabır göstermeme Allaha olan inancım, ona karşı samimiyetim sebep oluyor. Bu süre zarfında bu günaha düştüğüm zamanlar oluyor tabi. Ama elimden geldiğince kendimi frenliyorum. Eskiden haftada 1 ila 3 kere sex yaparken 6 aydır bir defa nefsime yenildim. Umarım terapiler ilerleyip değişim ilerledikçe tamamen ortadan kalkacağını ümit ediyorum. Kısacası ilk terapi uzun bir yolculuğun ilk adımıydı. Çok bir şey anladığımı söyleyemem.
2. Terapiye gitmek için iki hafta beklerken hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamaları geldi ve yaklaşık 6 ay terapiye gitmedim. Hüseyin beye kalsa gelebilirdin bir kaç kere dedi. Haklı. Fakat benim baktığım nokta şuydu; fabrikada veri giriş operatörü olarak çalışıyorum. Dolayısıyla üretim ve planlama departmanları arasındaki veri akışı ve sirkülasyon benim üzerinden gerçekleşiyor. Ve bu işi yapan ve bilen tek kişiyim. İzin almak istediğimde zar zor izin verirken birde geçerli bir gerekçe istiyorlar. Bir iki kere olsa bir bahane bulursunuz. Ama her iki haftada bir hafta içi izin almak hem göze batacak hemde işten çıkarılma riskimi artıracak. Personel çıkarmaya can atan bir yönetim var burada. Kimseye müsamaha yok uymuyorsa yolla gitsin kafasında yönetim. Korkum işsiz kalmak değil, sigortam kesilirse ilaçlarımı alamam. HIV hastası olmam sebebiyle sürekli ilaç kullanmam gerekiyor. Ve ilacın kutusu aylık 3340 TL.  İlk teşhis aldığım zaman doktorumun söylediği şu söz aklımda hala. 'İşsiz kalma, uyumlu bir çalışan ol. Sigortasız biri için bu tedavi çok masraflı' dedi. Bu endişe var hala içimde. Bu yüzden terapiye hafta içi gitmedim. Çok elzem bir durum olmadıkça gitmem de.
5 haziran 2021 de 6 ay gibi bir aradan sonra 2. Terapiye gittim. İlkine göre daha rahattım. 6 aylık arada üst üste gelen kısıtlamalar, yalnızlığıma ayrı bir boyut kattı. Evden işe işten eve 4 duvar arasında geçen aylar ruhumu daraltmaya başladı. Samimi bir arkadaş ve dostu olmayan ben, en azından dışarıda dolaşır tek başına da olsa sinemaya gider azıcık rahatlardım. Size de bu tanıdık geldi mi bilemem ama benim tek başıma kafeye gidip kahve içtiğim çok olmuştur. Herkes dostlarıyla muhabbetin dibine vururken ben yalnız başına diğer insanlara bakıp iç geçirirdim. Hüseyin beyin terapide dediği gibi bazı insanlar piercing takar, bazıları koluna jilet atar ve acının hazzını yaşar. Ben bunu duygusal anlamda yapıyormuşum. Bilinç altım mutlu olmayı hak etmediğimi kodlamış. Sürekli kendime acı çektirecek bir düşünce, duygu ve hüzün bulup onunla şekillenen acıdan garip bir haz alıyorum. Sanırım ben bu yüzden hayatımda çok az ağladım. Ağlamak canı yanan kişinin verdiği bir tepki. Peki ya canının yanmasından zevk alan bir kişi? Neden ağlasın ki. Bu son söylediğimi şimdi idrak ettim. Bunu Hüseyin beye soracağım. Aslı var mı diye. Bu olumsuz düşünceler, acılar ve karamsarlıkla hayalet gibi iş ve ev arasında gezerken, bir Cuma sabahı saat sabah 10 sularında boğucu, kasvetli ve gün ışığı görmeyen küçücük ofiste masamda çalışırken içimde küçük bir cızırtı hissettim derken telefonum çaldı. Arayan kardeşim. Abi hastanedeyiz babam evin çatısından düştü çabuk gel.... bir anlık kısa bir şokun ardından elim titriyor, bacaklarımdan güç kesiliyordu. Masadan kalkamadım. Diyeceksiniz ki babana mı üzüldün? Bu soruya bunu yaşamadan önce üzülmem derdim. Ama hayret ki o yıllarımı cehenneme çeviren, ölse de kurtulsam dediğim babama içim sızladı. Bizim Evin çatısı 4. Kat ve o yükseklikten düşmesini zihnimde canlandırmak irkti beni. Şirket şoförü Mahmut abi beni hastaneye götürürken yolda tonla şey geldi aklıma. Şimdi ne olacak, yaşayacak mı ölecek mi. Yoksa sakat mı kalır? Sakat kalırsa ben onunla nasıl uğraşırım. Evin bütün geçimi sorumluluğu onda. Egemenlik ondaydı. O giderse tüm sorumluluk bana binecek, Allah’ım ben şimdi nasıl yapacağım. Ölürse emekli maaşı anneme kalır. Bende çalışıyorum bir şekilde yaşarız. Yada dur bir saniye. Tabi ya, ölürse zulüm bitti egemenlik bitti artık özgürüm ben ne istersem o olur. Kimse bana karışamaz. Bankadaki bize koklatmadığı dolar hesapları, TL hesapları araba ev hepsi bize kalır. Derken bir an nerdeyse sevindim. Ama sakat yatalak kalır ise akşamdan akşama dahi tahammül edemediğim o adam bütün çenesi, siniri ve huzursuz eden tavırları ile bütün gün başımızda olacaktı. Resmen kabus! İçimden geçirdim yalan yok, Allah’ım ya öldür yada ayağa kaldır. Hastaneye vardım. Doktordan bilgi aldım. Kafada travma var beyin kanaması geçiriyor, kaburgalar kırılıp akciğeri delinmiş ciğerine tüp takmışlar, kolu ve kalçası kırık, omurilik çatlamış. Bilinç yok nabız zayıf durum kritik. Ve acilde bekleyiş ile geçecek 7 saatlik bir zaman. Düşünün o 7 saatte ne düşünceler ne hayaller ne senaryolar kurduğumu. Aklınız durur. Neyse babam yoğun bakıma alındı. 2 ay orada yattı bu süre zarfında hastane ve ev arasında mekik dokuyordum. Bir yandan ev ile ilgilenmek, bir yanda  askerdeki kardeşime durumu çaktırmamak, bir yandan da annemi kimsesiz hissettirmemek için koşturuyordum. Babamın dükkanı kapalı ve kendisi de bilinci kapalı yattığı için emekli maaşını çekemiyorduk. Tüm masraflar gelir gider takibi ihtiyaçlar ve belirsiz bir bekleyişin getirdiği sıkıntı benim üzerime bindi. Babamın egemenliğinde silik ve zayıf bir gölge gibi yaşarken resmen hükümet görevi bir anda bana teslim etmişti. Resmen bocalıyordum. Ama her şeyde bir hayır vardır ya, aynen öyle. O süreç bana sorumluluk almayı, söz sahibi olmayı, aile hakkında karar verme becerisini öğretmeye başladı. Kapalı dünyamdan gerçek dünyaya adım atmanın doğum sancılarıydı bu. Babam iyileşti, kolunda biraz sakatlık kaldı. Bir süre zihni normale dönmedi. Şuan sadece yürüyebiliyor ama çalışma araba kullanma ve evi idare edecek fonksiyonlardan geriye hiçbir şey kalmadı. Babamdan aldığım vekalet ile banka hesaplarının idaresini elime aldım. Evin gelir gider ve ihtiyaçlarına karar verirken benim sözüme itimat edilmeye başladı. Ve bu çok hoşuma gitmeye başladı. Tabii har vurup harman savunmadım. Ama babam kadar cimri de olmadım. Gerekli olana gerekli harcamayı yaptım. Evin faturaları, mutfak masrafları, babamın hastane ve medikal giderleri, dükkanın kirası, aracın vergisi sigortası muayenesi vs. Derken ilk defa sorumluluk almama rağmen güzel idare ettim ve hatta kendi birikim paramdan hiçbir şey kaybetmedim. Babamın aklı normale döndü fakat sinir stres bağırma çağırma bütün gün annemin baş edemediği bir hal aldı. Tuttuk birde psikiyatriye götürdük, artık bana karşı çıkamazdı. Ben ne dersem o oluyordu evde. Doktor bir ilaç verdi ve babam 2 haftada mum oldu. Sonra neşelenmeye başladı. Şuan geldiğimiz son noktayı anlatayım mı. Babam çok keyifli sinirden eski zalim babadan eser yok, bizimle şakalaşıp sürekli gülen bir babam var. Tuhaf hissediyorum gerçi ama babam bize güldüğü zaman içimde buruk bir mutluluk oluşuyor. Ve şuan daha fazla iyileşmesini tamamen fiziksel gücünü kazanıp eski haline dönmesini istemiyorum. Bu arada babamdan nefret eden, ondan kurtulmak isteyen ben artık onu affettim biliyor musunuz. O artık çocuk gibi. Bize muhtaç. Geçmişte hayatımı sikmiş olsa da ona kin ve nefret beslemek geçmişi değiştirmeyecek. Olan oldu artık önümüze bakmam lazım. Benim yüzümden cehenneme girmesin. ALLAHIM onu affetsin, ben affettim. Oda mutlu olsun. Bende. Amin.
Bu süreç bir yandan bana hayata adım atmayı öğretirken, sıkıntılardan olsa gerek uzun zamandır ortalarda olmayan OKB yine patlak verdi. Aslında hayatım boyunca okb hastası olduğumu bilmeden yaşamışım. Hat safhaya çıkan dini anlamdaki rahatsız edici düşünceler aslında sürekli var olan okb nin sıkıntılı süreçlerde zahiren dışarıya patlak verdiği bir uyarı imiş. Bir kaç ay bana dinden çıkma korkusu yaşatıp kafayı yedirten bu durumla baş edemedim. Ve psikiyatriye randevu aldım. Doktora sadece takıntılı düşüncelerden bahsettim. Prozac adlı bir ilaç verdi ve 2 aydır kullanıyorum. Şuan yeni yeni fark ediyorum ki ben daha önce düzgün düşünemiyor ve algılamıyor muşum. Epey rahatladım. Ara ara düşünceler yoklasa da eskisi gibi kontrolü ele alamıyor şuan.
İkinci terapide konuşurken sohbet sadece sohbet ediyor hissini yaşıyordum. Hadi artık bir yol göster bana diyordum içimden. Hüseyin bey yaşadıklarımı yorumluyor ama ben hadi sonuca gel artık, ne yapacaz diyordum. Net bir şey söyle bana şu hapı iç düzelecek der gibi net bir tavsiye arıyordum. Ama süreç böyle ilerlemiyor romatizma tedavi etmiyoruz derler adama. Nedense ben hep kısa kestirme çözüm arayışı istiyorum. Nokta atışı uzatmadan. Yumurtanın beyazını kıçına sür, sarısını başına. Üzerinede bir bardak naneli çay iç tamamdır bu iş :)) Ne güzel olurdu. Tam istediğim gibi anlaşılır ve net. Ben hep kendimi geri zekâlı gibi hissederdim. Benim aklım ermez, yaşım tutmaz, insanların hepsi benden üstün, becerikli sanırdım. Öyle inanıyordum çünkü neden bilmiyorum. O yüzden benden bir şey istenirse panik yapar, toplum önüne çıkmaya korkar utanırdım. İlk okul 2 ile 5 arası sınıfta kimsenin sevmediği inek lakabıyla herkesin alay edip aşağıladığı biriydim. O yıllara dair hiçbir şeyi unutamıyorum ben. Lakap inek ama çalışkan inek değil. İnek şaban in ineği. Bir gün elime bir sihirli değnek verseler ilk yapacağım şey o geçmişi silmek olurdu. Kendimi müthiş derecede ezik, savunmasız ve kimsesiz hissediyordum. Üstelik öğretmenlerim dahi bütün çocukların benimle sürekli alay edip dışlamasına hiç ses çıkarmıyordu. İlk okulda hiç arkadaşım olmadı benim. O yüzden sanırım ben 7 yaşına kadar gece yatağa işedim. 8 yaşına kadar yatarken annem beni hep bezledi. Hayır bir saniye ben okula 7 yaşında başladım zaten bezlenme ondan önceydi. Kafam karıştı. Nerden nereye geldim. Biraz ara vereyim. O yılları hatırlamak bir tuhaf yaptı beni.
97
İkinci terapi sonrası.
Heyecanla terapiye gittim.İçeri girdiğimde bekleme salonunda iki kişi vardı.Biri benden büyük biri de yaşıtım diyebileceğim iki kişi vardı.Hemen karşılarına oturdum.Biraz oyalandım masanın üzerindeki ki kitaplarla.Abiyle muhabbet edicektim ama edemedim.O yeltendi ama o da olmadı.Daha sonra yaşıtım olan arkadaşla başladım muhabbete.Sevdim kendisini .Onu da annesi bu hale getirmiş.Şimdi de annesi yolluyomuş terapiye.Ah anneler...Bence kendi isteğiyle gelmeli.Bu durumdan memnun olmamalı.Çünkü eşcinsellik birşey vaat etmiyor.Ne bu dünyada ne ahirette.İnşaallah o da düzelir bende.
Terapi başladı.İlk olarak yapmadığım ödevden başladım.Bahanesi yoktu ama yapmadım.Tembellik.Kendim için 100 dakika ayırmadım.Kendim için birşey yapmıyorum.Kendim değil hep bi başkasını umursuyorum.Gücü olanı umursuyorum, bende güçlü değilim.
Bana HK bı problem sordu.Oradan bir sürü tespit çıkardı.Basit bı matematik sorusuydu.
Ama işi ben karmaşıklaştırdım.Cevabı bulmuştum ilk başta zihnimde ama işlem ve şekil yapmak istedim.Kağıdın bir ucuna küçücük bir şey çizdim.Hüseyin hoca şekli küçük ve kenara çizmemden ,özgüvensiz ve çekinceli biri olduğumu analiz etti.Evet öyleyim .Özgüvensizim,utanıyorum şekli kocaman çizmekten.Daha sonra işleme dökemedim.Benim için bu soru şöyle çözülmeliydi.Önce şekli çizip çözmeli, ilgili işlemide yapıp sağlamasını yapmalıydım.Mükemmelliyetçilik işte.Hk işleme kendimi şartlandırdığımı söyledi.Ama işlem yapamadım,şeklide küçük çizdim ama sonunda ilk aklıma gelen cevapta emin olup söyledim.Zihnimi uğraştırdım,yordum. Soruyu uzatıp yapılamaz hale getirdim.Hk zekamın soruyu çözdüğünü lakin kişiliğimin işi zorlaştırdığını söyledi.
Evet kişilik meselesi .Annem babam sağolsun bende sağlıklı bir kişilik bırakmadı.Cinsel istismar,duygusal sömürü...
Terapide ele aldığımız bir konuda benim sayısal olmama rağmen git gide sözele kaymam.Sebebini ben, edebiyatın ve entel muhabbetlerin istediğim takdir ve iltifatı getirmesinden buluyordum.Ama HK islamcılığın,din ,dernek,siyaset işlerinin beni insani ilişkilere yani sözele kaydırmasına bağladı.Haklıda.İnsanlarla muhabbet edebilmek için kitap ,dergi okuyo hatta diksiyon dersleri izliyorum.Edebiyat ve hitabeti güçlü kişileri takip ettiğimden sözel yönüm ,edebiyat tarafım gelişti.Ama kafa sayısal.Analitik düşünce,veri analizi,gözlem, parçaları birleştirme,problem çözme,çözüm üretme konuları tam benim konular.Ama geliştiremedim lisede.
Bir diğer konu annemle babamın beni aşağı çekmesi.İkisi bana ayak bağı oluyor .İlk terapiden sonra annemle babama yapması gereken şeyleri söyledim.Biraz yük olayım dedim.Ama dediklerimin altında kalıyorlar,beceremiyorlar.Misal telefon aldırcam babama.Peşin parası yok pederin.Dert ediyo nasıl alcaz diye.Gerizekalı.Kusura bakmayın ama harbi gerizekalı.Burdaki kazık bir mağazadan taksitli alacak ,aklı olan kimse gidip almaz.Neden?Çünkü taksit yapacağından 2500 lük telefon üçbine çıkıyo.Beşyüz lira hava parası.Salakça iş yapıyor.Peki ben n yaptım.Teyzemlerle güne girdim.Her ay birine para veriyoz.Bende bursumla girdim İlk ayın parasını da ben alacaktım.Evdeki iki altını bozdum.1660lira etti.Ablamdanda borç aldım .2400 e telefonu aldım Altın oynasa oynasa 100lira oynar.Gün paramla bir çeyreği ve ablamın borcunu ödedim.Annemde bir çeyreği alacak.Yani ben kısaca akıllıca iş yaptım.Ama anne ve babam acizler,iş bitirip beceremiyorlar.Güçleri yok.Benim gücümü aşağı çekiyorlar zayıflıklarıyla.Ben annemle babamdan utanan bir insanım.Beni rezil edebilirler.Küçükken arkadaşlarım annemle babamı görmesin istiyordum.Misafir gelmesini istemiyordum.Annemle babamın beni utandırmasından çekiniyordum.Liseye geçince az çok iyi bir profilim oldu.Ama annemle babamın veli toplantısına katılmasını istemedim,demedim onlara.Neden ? Çünkü güçlü gözüken,zeki,ahlaklı beni küçük düşürürdü.Hk mezuniyet örneği verdi.Misal birinci olup mezun oldum.Mezuniyete annem ve babam gelecek.Ben annemle babam gelmesin diye n yapcam .Tabi ki birinci olmucam.Sırf aciz , zavallı anne ve babam beni rezil etmesin diye başarıdan vazgeçiyorum.Anne ve babamın zavallı hali başarılı olabilecek potansiyel sahibi beni zayıf bırakıyor .Zeka var sağlam kişilik yok.Araba kullanan birini düşünün.Arabaya dair herşeyi ,gideceği yolu biliyor lakin ayakları o kadar güçsüz ki gaza basamıyor, kolları kırılmış direksiyon çeviremiyor.İşte bu örnek tam anlamıyla ben.
Hüseyin hoca güçsüz kişiliğimi annemle babamın yokluğuna bağladı.Evet anne ve babam yok.Bakın bu tespit ağır bir tespit.Bu analizin altını doldurmak istiyorum. Annemden başlayayım.Annem kadın olamamış,birey olamamış,evladı olan beni dışarıya karşı savunamamış,fedakarlığı annelik görmüş,yemeyip yedirmeyi annelik görmüş ve merhamet duygusundan başka annelik duygusu bilmemiş biri .Yani annemin yaptığını bir hizmetçide yapar.Beni hastaneye götürmeyecek,dışarıya karşı savunamayacak,dersime yardım etmicek,sıkıntımı çözecek potansiyeli olamıcak,beni babamın istismarından korumayacak,benide kendisi gibi zavallı itaatkâr köle edecek sonrada ben ona anne diyecem.Hiç akıl işi değil.Ahmakça.Gelelim babaya.Bu meseleyi bir örnekle anlatayım.Hani imanla yalan bir kalpte olmazya.Heh işte o benim babamla diyoloğum.Beni istismar eden gözüyle mi bakayım babam gözüyle mi bakayım.Baba desem istismar etmemesi lazım.İstismarcı desem babam nasıl olcak.Hiç bir baba evladını istismar eder mi?Hemde savunmasız haldeyken.Seviyorum adı altında cinsel istismar eder mi?Etmez.O yüzden ben babama sadece isim olarak baba dedim.Normalde o benim istismarcım.Yıllarca ona duyduğum nefretin sebebi bu.Sonrada ben neden bir toplulukta kendimi onların seviyesine getirmek için çabalarken buluyorum diyorum.Neden? Çünkü bir bireyin annesi ve babası vardır.Anneden ve babadan güven,güç gibi duyguları almış olurlar .Peki benim bir anne ve babam varmıydı ki herkesten kendimi aşağı görüyorum.Benim zihnimde şöyleydi.Benim diğerleri gibi olmam için onlardan çok daha başarılı olmam gerekiyor.Aksi takdirde onlara erişemicem ve birey olabilmenin mutluluğunu yaşayamıcam.Ah anne ve baba.Bir bilsem yıllarca bedelini ödediğim bu yanlışlarınız ahirete kalsa elinizde hiç sevap kalabilecek mi?Ne diye insan kendi evladını güçsüz ederki istismar yada sömürü ile.Ama sorun yok .Bu meseleyi dünyada size ödeticem ki ahirete kalmasın.Buda evladınızın size en büyük iyiliği olacak.Ama siz salaksınız bu durumu anlayamayıp beni hayırsız evlat göreceksiniz . Halbuki ben sizi cehennemden kurtarıyorum sizi bu dünyada cezalandırarak.
Acele etmemden de bahsettik.Ben birinin uzun uğraşlar , yıllarca çabadan sonra kazandığı gücü hemen elde etmek istiyorum.Misal Risale-i Nur talebeleri olan üniversiteli abilerin çalışmalarını bu yaşta yapabilmek istiyorum Onların ilmine bu yaşta vakıf olabilmek istiyorum.Yaşıtlarıma göre üstün ve iyi olsam bile benden büyüklerin elde ettiklerini istiyorum.Ben bunu mükemmel biri olma isteğine bağlıyorum.Neden? Adamın otuz kırk yaşında yaptığını ben onaltı yaşımda yaptığımda o adamdan üstün oluyorum.Ama yanlış.Ben kendimi daha geliştirmeye oynamalıyım.Biri bana üstün olabilir.Bende başka bir konuda ondan üstün olurum.Hırs ve rakip görme olayı hayatta değil yarışta olmalı.Hk' nın dediği gibi işlem hatası yapıp 40 yaşında ki birinin yaptığını az bir  zamana sığdırarak ve doğal olarak bu hedefi yapamıyarak kendimi yormamalıyım.
Tedavi süreci zihnimde az çok oluştu.Zihnimin doğru zannettiği yanlışları düzelterek, yanlış algıları yıkarak, parçaları yerlerine koyarak tedavi ilerlicek.Zaten problemi dışardan gözükmeyip ama tefekkür aleminde zelzeleler kopan ben için ancak böyle bir tedavi uygulanırdı.Antibdepresan ve ilaçlarla bu iş olmaz zaten.
Yapmam gerekenler:
1-Anneme karşı çıkmalıyım,dediklerini istemiyorsam yapmamalıyım.(Duygusal sömürüyle kendine bağladığı beni güçsüz hale getiriyor.Gücümü kendi zayıflığıyla kırıyor)
2-Hayır demeliyim.(Hayır diyemiyorum bir şekilde ikna ediliyorum.Ya bastırılarak yada sömürüyle istemediğim şeyleri yapmak zorunda kalıyorum.İyi biri de olsa ,dediği güzelde olsa ben istemiyorsam hayır demeliyim.)
3-Allah rızası için yaptığım fedakarlıkları askıya almalıyım.(Kendi nefsimi fedakarlık,dini hizmet adı altında hiçleştiriyorum.)
4-Kendi menfaatimi düşünmeliyim.(Kendimi  başkaları için feda edip ,zamanımdan ve eğlencemden feragat edip hiçleştiriyorum.Benliğimi başkaları için yok sayıyorum.Başına da Nefis Terbiyesi adında dini kılıf geçirince bal gibi zehir oluyor benim için.)
5-Kendim için birşeyler yapmalıyım.(HK nın söylediği denemeyi çözmeliyim,ders çalışmalıyım, üniversiteye hazırlanmalıyım,eksik konularımı
 tamamlamalıyım.)
6-Acıma ,üzülme,utanma gibi duyguları bırakmalıyım.(Beni yıpratan duygular)
7-Dernekte görev harici bişey yapmamalıyım.(Bir iş varsa yaparım ama kendimden bir iş yapmamalıyım.Allah rızası için yaptığım fedakarlıkları bi kenara bırakmalıyım.)
8-Bir işe güçsüz olarak başladığımı bilmeli ve işin sonunda gücü kazanacağımı düşünmeliyim.(Beni güçsüz hale anne ve babam getirdi .)
Benim şuanda yapmam gereken bu ödevlere uymak,sağlam bir kişilik için çalışmak,çabalamak.Rabbim muvaffak etsin.
98
ENSEST (BABA-KIZ & ANNE-OĞUL) (Engin GEÇTAN/Zamane)

Toplumumuzda gözlenen saldırgan ve şiddet içeren davranışların bazıları cinsel boyutlar da içermekte. Tecavüz, çocuğa cinsel taciz ,ensest gibi davranışların sayısında belirgin bir artış var. Bunların önemli bölümü temeldeki ensest eğilimlerin çeşitli tezahürleri. Ensest birinci dereceden akrabalar arasında tek taraflı ya da karşılıklı yaşanan cinsel istek  ya da eylemleri tanımlar. Ve çoğu kültürde tabudur. Böyle bir eğilimi olan çoğu insan bu duygularının farkında değildir, ama bilinçaltına bastırılmış ensest isteklerinden kaynaklanan korkular davranışlarını dolaylı olarak etkiler. Son yıllarda basındaki haberler, ensestin tek yanlı olarak eyleme dönüştüğü olayların sayısında artış olduğu izlenimi vermekte . Tabiî bunlar sadece bize yansıyabilen durumlar. Spekülatif yorumlamalara açık bir konu olduğu için burada ensestin karmaşık psikodinamiklerini tartışmayacağım. Zaten başlı başlına bir metin konusu olur.

Ensestin temelinde kuşaktan kuşağa aktarılan sevgi eksikliği bulunur. Özerkli konusundaki tartışmamız hatırlanırsa , burada sevgisizlikten öncelikle kastedilen çocuğun kendi dünyası olan ayrı bir varlık olarak görülememesidir. Ebeveynin bu tutumunun gerisinde kendisinin de önceki kuşaktan tarafından karşılanamamış duygusal ihtiyaçları bulunur. Kızını cinsel bir obje olarak gören babanın kendi geçmişinde annesine yönelik bilinçaltı cinsel dürtüler taşımış olma olasılığı oldukça yüksektir; uzak, ilgisiz ya da farklı şekillerde “fazla ilgili” bir anne imgesi nedeniyle. Dolayısıyla  ensest çocukken karşılanmayan duygusal ihtiyaçların bedene yönelmesini tanımlar. Günümüzde giderek artan sayıda insan duygusal paylaşma ihtiyacını da cinsellikle gidermeye çalışıyor.

Ancak ensest de bu durum, karşı cins ebeveynden çocuğa,çocuktan ebeveyne , bazende kardeşler arası ilişkilere yöneliyor.toplumda zaten yaygın olarak bilinçaltında var olan bu eğilimler yaşanan regresyonla ve gölge arketipinin    kışkırtmalarıyla bilinçaltından hareket edip bilince ulaşarak eyleme dönüşme olasılığını arttırmış olabilir.

http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=352.0

yazının devamını okumak için linki tıklayınız.

99
Cinsellik / Ynt: ENSEST (BABA-KIZ & ANNE-OĞUL) (Engin GEÇTAN/Zamane) 0 555 326 22 91
« Son İleti Gönderen: psikolog 24 Haziran 2021, 12:13:00 öö »
ENSEST: BABAM BENİ İSTİSMAR ETMİŞ; PENİS FETİŞİZMİ ve EŞCİNSELLİK

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla
Ben on altı yaşında bir  gencim.Üç çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm.İki tane de ablam var.Konuya gelelim.Küçüklüğümden beri bende bir farklılığın olduğunu anlamıştım.Diğer çocuklar gibi değildim.Okulda sessiz ,sakin,akıllı,uslu kısacası örnek öğrenciydim.Örnekliğim sadece okulda değildi;akrabalar arasında komşular arasında hep takdir edilen, uslu,sakin akıllı bir çocuktum.
Peki bu çocuk nasıl böyle oldu diye biraz anlatmak istiyorum.Anlatmaya annemden başlayım.Annemin en belirgin özelliği diğer kadınlar gibi olmamasıdır.Süslenmez,makyaj zorlanmadıkça yapmaz,yemek yapmakta beceriksiz,kendine kıyafet almaya gitmez,kendi yakınçevresi dışında asosyal,hep işten kaçan,tembel,küçüklüğünü babaannesinin himayesinde geçirmiş biri.Anneme acıyorum .Zayıflığın ve bunca naksanından dolayı korunmaya muhtaç.Bana ve ablamlara karşı aşırı fedakar,merhametli olan annem bana çok daha bağlı ve beni hep elinde tutmak istiyor.Beni üçüncü sınıf dahil olmak üzere yanında yatırdı.Benim böyle bir isteğim olmamasına rağmen  uzun yıllar annemin yanında yattım.Çok garip karşılıyorum şimdi ama o zaman üşengeçliğine vermiştim,bir yatak daha açmamak içindir diye düşünüyodum.Ah ne yazık ki öyle değilmiş.bunun yüzünden şimdi eşcinsellik gibi büyük bir sıkıntım var.
Babama gelecek olursak kendisi genç yaşlarında çobanlık yapmış , uzaktaki ailesine para yollamış ,kendi babası gibi aksi,huysuz,vara yoğa söylenen,bencil,acizliğinin göstergesi olarak sinirli,zayıflığının göstergesi olarak anneme uzun yıllar şiddet uygulayan,nasihate gelemiyen,narsist bir adam.Son yıllarda ablamlarla benim yoğun uğraş ve dualarımla epey toparladı ama çoğu özelliği duruyor.Benimle küçüklüğümden beri ilgilenmedi,ben onu televizyonun karşısına geçip çocuklar azıcık ses yaptığında Süküt durun!!! diye bana kızan biri olarak hatırlıyorum.Benimle ne top oynadı,ne balığa gitti,ne muhabbet etti,ne gezmeye gitti,nede başka bir aktivite yaptı.Hiçbir şey yapmadı.Sadece arada beni sevdi.Ama sevilirken utandırdı beni.Beni cinselliğimle sevdi.Benim cinsel organımla sevdi.Uzun yıllar utandırdı.Öyle utanıyodum ki.Hiçbir misafir bize babam varken gelmesin istiyordum.Arkadaşlarımı babamdan uzak tutuyordum.Beni yine rezil edecek diye korkuyodum.Daha düşünsenize çocuğum.5,6 yaşlarındayım . Bundan haya ediyorum.Annem ise hiçbirrrrşey demiyor.Beni o durumdan kurtaracak hiç bir insan yok.Sesimi dahi çıkartamadım.Pipi diye,mamuş diye bana hitap ediyordu.Çok fazla utanıyordum bu durumdan ama elimden zerre birşey gelmiyordu.

http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=2056.0

yazının devamını okumak için linki tıklayınız
100
hayat hikayenizi
1-2 sayfa yazıp gönderirseniz
nasıl bir çocukluk
anne baba ilişkileri
yaşadığınız sorunlar, eşcinsel eğilimleriniz
vs
huseyinkacin@hotmail.com
yazıp gönderirseniz okuruz

www.huseyinkacin.com
http://www.youtube.com/user/escinselterapi
Eşcinsel Terapi birebir yüzyüze görüşme yoluyla yapılan kişinin hayathikayesinden yola çıkarak anne-baba-çocuk ilişkilerinden başlayarak sosyal ilişkilerinin yeniden gözden geçirilip yapılandırılmasıdır denebilir. En erken düzenli haftalık terapilerle 3 ay yada 6 ay içinde sonuç vermektedir kişinin istek ve iradesine bağlı olarak. Psikologlar hap yazmadıkları için ilaç uygulaması yoktur.
eşcinsel terapi görenlerin kendi iyileşme süreçlerine dair kendi yazılarını okursanız aydınlatıcı olacaktır.
http://www.youtube.com/user/escinselterapi
Psikolog Hüseyin KAÇIN
0 555 326 22 91


"Eşcinsellik; özgür bir tercihin değil, genellikle çocuklukta yaşanan travmaların ve (anne-baba) ihmallerin bir sonucu gelişen bir durumdur. Eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere tedavi imkanı sağlamamak, gerçekte eşcinselleri küçük düşüren ve ahlaki olmayan bir tutumdur."

https://www.habervakti.com/profil/28/psikolog-huseyin-kacin

https://www.habervakti.com/tanri-yi-affeden-erkekler-escinsellikten-kurtulmak-mumkun-mudur-makale,1374.html

https://www.habervakti.com/sadistlerden-escinsellerden-grinin-elli-tonundan-asr-i-saadet-olusur-mu-makale,1401.html
Sayfa: 1 ... 8 9 [10]