İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - psikolog

Sayfa: [1] 2 3 ... 78
1
Hermafrodizm ve Hermafrodit Gebelikler
Normal olarak insanlarda biri sağda biri solda olmak üzere iki adet yumurtalık bulunur (erkeklerde iki testis, kadınlarda iki over). Bazı bireylerde ise iki testis/iki over yerine, bir testis bir over bulunabilir. Veya karma yumurtalıklar (ovotestis) bulunabilir. İşte bu şekilde hem over hem testise (veya ovotestise) sahip olan bireylere ‘Hermafrodit’ (True Hemaphrodite) denir.(2,3)

Gerçek hermafroditler de diğer insanlar gibi ya dişiya da erkek olurlar (büyük çoğunluğu dişi, azınlığı erkektir). Yani hermafrodizm çift cinsiyetlilik demek değildir (eşcinsellik hiç değildir).  Ama bazı hermafrodit bebeklerin dış genital (cinsel) organları hem erkek hem dişi cinsel organ gibi görülebilir. Buna ‘ambigus genitalia’ denir. Lakin kromozom analizi, ultrason ve MR gibi gerekli tetkikler yapılınca bu bebeklerin de erkek mi dişi mi olduğu anlaşılır (bu şekildeki bebeklerin bir bölümüne bazı cerrahi tedaviler de yapılabilir). Buna karşı dış genital organları tamamen normal olan hermafroditler de vardır. Kaldı ki hermafroditlerin genel vücut yapıları çoğunlukla normaldir. Yani erkek ise erkek, dişi ise dişi anatomisine sahiptirler. Ayrıca, ambigus genitalia’sı bulunsun veya bulunmasın dişi hermafroditlerin vajen, rahim ve tüpleri de çoğunlukla normaldir. Ama ambigus genitalia’sı bulunan hermafroditlerde en sık görülen ambigus bulgusu klitoris hipertrofisi (büyümesi) olduğu için bu bebeklerin büyümüş klitorisi ‘pipi (penis)’ gibi görünebilir. Ne var ki gerekli inceleme yapıldığı zaman bunun bir klitoris hipertrofisi olduğu rahatlıkla anlaşılır. Ayrıca dış genital organları tamamen normal olan (ambigus genitalia bulgusu bulunmayan) hermafroditler de vardır.(2,3)



https://www.suleymaniyevakfi.org/fitrat-ve-tip-arastirmalari/hermafrodizm-ve-hermafrodit-gebelikler.html

Hz. Meryem, Hz. İsa'yı babası olmaksızın nasıl dünyaya getirmiştir? | Prof. Dr. Zeki Bayraktar


https://www.youtube.com/watch?v=Zd-HQ0k9uBo




2
CİNSEL KİMLİK BOZUKLUKLARI TEDAVİ EDİLEBİLİR

Evet bu konuda ciddi problemler var. Şöyle ki; 18 yaş öncesindeki cinsel kimlik bozuklukları tedavi ediliyor. Çünkü bunlar eşcinsellik olarak kabul edilmiyor. Cinsel Kimlik Hoşnutsuzluğu deniyor bunlara. Ama 18 yaşından sonra eşcinsellik kalıcı hale gelince ancak birey isterse tedavi yapılabilir. Aksi halde yapılamaz. Bu zaten etik de olmaz başarılı da olmaz. Ama biz şunu da biliyoruz ki eşcinsel dürtülerinden rahatsız olan ve bu dürtülerinden kurtulmak isteyen ve hatta bu nedenle ilave psikolojik sorunlar yaşayan bir çok insan var ve bunlar tedavi talep ediyorlar. Ama ne yazık ki gidebilecekleri çok fazla bir kapı yok. Çünkü güncel psikiyatri çevreleri bu işe sıcak bakmıyorlar. Aslında bu da bir tür homofobi, çünkü bu bireyleri sağlığa erişim hakkı engelleniyor.

LGBT'DE HETEROSEKSÜELLERİ KÜÇÜMSEYEN SALDIRGAN BİR DİL



Evet son yıllarda artan bir LGBT aktivitesi var, bu dikkat çekici. Ama aslında bu bütün dünyada var olan bir durum, bu biraz da etki-tepki meselesi, aslında ajitasyon ve hatta heteroseksüel bireyleri küçümsemek ve onlarla çatışmayı umarak planlı karşılaşmalar örgütlemek gibi taşkınlıklar yapmak eşcinselliğin doğasında var olan bir durum. Bir tarafta eşcinsel bireylerin neredeyse sağlık, yaşam ve hukuk hakkını yani temel insan haklarını bile düşünmeyen, onlara şiddeti makul gören aşırı bir uç var. Diğer tarafta da eşcinselliği adeta norm olarak dayatan, homoseksüelliğin norm olmadığını söyleyenlere de homofobik damgasını vuran başka bir aşırı uç var. İşte LGBT aktivitesi bu aşırı ucu temsil ediyor. İki aşırı uç da tehlikeli, bunları terk etmek lazım.

EŞCİNSEL HAKLARINA EVET LGBT AKTİVİTELERİNE HAYIR

Bu söylediğiniz nokta o kadar önemli ki, işin odak noktası. Çünkü LGBT aktivitesi bu durumu istismar ediyor. Buna izin vermemek lazım. Bireylerin temel hakları, yaşam, sağlık, hukuk gibi hakları güvence altına alınmalı, bunu istismar eden ve haddini aşan LGBT aktivitesi de yasaklanmalıdır. Yani bireylerin hakları ile LGBT aktivitesini ayırt etmek lazım. LGBT aktiviteleri eşcinselliği dayatıyor. Bu çok önemli bir nokta.

https://www.sabah.com.tr/gundem/2021/02/15/urolog-prof-zeki-bayraktar-lgbt-aktivitesi-topluma-escinselligi-dayatiyor


3
CELAL ŞENGÖR’ÜN PORNOGRAFİYİ ÖVEN SÖZLERİ
.
‘’Yangınlar nedeniyle ciğerlerimiz yanarken, salgın nedeniyle yorgun ve bitkin düşmüşken, bu konu da nereden çıktı şimdi?’’ diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama dünden beri Jeolog Prof. Dr. Celâl Şengör’ün pornografiyi ve porno sitelerini öven videoları soruluyor bana. Oldukça yanlış ve yanıltıcı bilgiler içeren bu sözlere cevap vermek de bizim işimiz. Şengör’ün bu videolarını daha önce görmemiştim. Tam ne diyor diye baktım. O bu düşüncelerini 2011 yılında Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi’nde yayımlanan “Porno siteleri ve sayısız faydaları” başlıklı yazısında da dile getirmiş. Şöyle diyor Şengör (1);
.
“Öğrencilik yıllarımdan beri porno filmleri seyretmeyi severim. Hatta bunların muhtelif kültürlerde yapılmış olanları arasındaki farkları düşünmek, insana çok ilginç bakış açıları kazandırır.
.
Cinsel faaliyet zevkli, hem de çok zevklidir. Bunu adam gibi yaparak ondan en üst düzeyde zevk almak da bir eğitim işidir. Çiftleşme öncesi sevişme oyunları, çiftleşmenin muhtelif pozisyonları, çiftleşmenin süresinin ayarlanabilmesi ve daha nice faydalı bilgiler çiftleşmeyi yapacak çiftler için gerekli bilgilerdir. İlkel kültürlerin pek çoğu, çiftleşmeyi ayıp saydığı için, gençler bu bilgilerden mahrum kalarak cinsel hayatlarında mutsuz olur ve tabiatın bizlere sunduğu bu müthiş hediyeden istifade edemezler.
.
Porno sitelerinin ve filmlerinin ilk ve en önemli faydası bu eğitimi görsel olarak bireye vermesidir. Bu eğitimi alamayanların ne haltlar ettiklerini her gün gazetelerde okuyoruz: Irza geçme, namus cinayetleri, çocuklarla cinsel ilişkiye girme gibi sapıklıklar adam gibi cinsel eğitim almamış ve bu nedenle tabiatın kendisine verdiği çiftleşme dürtüsünü kontrolden aciz erkeklerin yarattığı vahşet örnekleridir.
.
İnternetin bir faydası da bazı porno filmlerde gösterilen ve sağlığa zararlı olan hareketleri tartışmaya açması, bunların zararlarını anlatmasıdır. Bazı porno filmlerinin kendileri seyircilerini ikaz eden ibareler taşırlar: ‘Burada seyrettiklerinizi evde denemeye kalkışmayınız.’ Bu da porno film endüstrisinin öğretici görevlerinden biridir” (1).
.
Şengör’ün pornoyu öven bu açıklamaları tabii ki yanlış, bilimsel hiçbir dayanağı yok. Konu hakkında ‘’Bilimsel Veriler Işığında Sansürsüz Cinsellik’’ adlı kitabımın ilgili bölümünü naklediyorum. Metnin içinde yer alan ama burada görülemeyen bilimsel kaynaklar kitabımızdan görülebilir (2). 
 .
Pornografinin Zararları 
.
Günümüzde bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi ve internetin yaygınlaşması nedeniyle pornografik yayınların izlenmesinde ciddi artışlar gözlenmektedir.  Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya gibi sınırsız internet erişimine sahip gelişmiş ülkelerde yapılan epidemiyolojik çalışmalar pornografinin erkeklerin çoğunluğu [%64-70] tarafından kadınların da yaklaşık dörtte biri [%23-33] tarafından kullanıldığını göstermektedir.  Ancak pornografi kullanımı gelişmekte olan ülkelerde de yaygınlaşıyor. Örneğin son araştırmalar Etiyopya ve Bangladeş'teki öğrencilerin yarından fazlasının pornografiye maruz kaldığını gösteriyor.  En büyük çevrimiçi pornografik web sitelerinden alınan veriler de bu bulguları destekliyor. Erkeklerin çoğunluğu [%74] bu siteleri ziyaret ediyor ve pornografik yayınlar [siteler] her geçen yıl daha da büyüyor.
Çeşitli medya organlarında görünen sosyal temsiller cinsel deneyimlerin algılanma ve anlaşılma biçimini etkileyebilir. Pornografi orgazmın tasvir edildiği tek ortam olmasa da bu tasvirlerin en yaygın ve en açık olanıdır. Erişimi internet nedeniyle oldukça kolay hale gelmiştir. Montreal Quebec Üniversitesinden Seguin ve ark. tüm zamanların en çok izlenen 50 pornografi videosunu erkek ve kadın orgazmının sıklığı, orgazma neden olan cinsel eylemler [kadın orgazmlarını tetikleyen aktivitenin klitoral uyarımı içerip içermediği] ve işitsel [sözlü, sesli] ve görsel [bedensel] orgazm göstergelerini incelediler. Bu videoların 45'inde heteroseksüel bir çift, 5’inde ise grup seks varyasyonları mevcuttu. Oyuncuların 60’ı kadın 50’si erkekti. Veriler kodlanarak cinsel senaryo teorisi ve önceki orgazm araştırmaları ışığında analiz edildiğinde görüldü ki, bu videolarda, erkeklerin %78'ine karşı kadınların sadece %18,3'ü orgazma ulaşıyordu [bunların da %45’i vajinal, %35’i anal ilişki ile geriye kalanı da diğer yollarla sağlanıyordu]. Semen görünümü haricinde orgazm tasvirlerinde cinsiyet farklılıkları da belgelendi. Sonuçta orgazmın pornografik tasvirleri erkek performans senaryosunu destekliyor ve erkek-kadın orgazmının temsilleri, kadın orgazmı ve erkek cinsel performansı ana akım pornografik görüntülerde gerçekçi olmayan inançları ve beklentileri sürdürmeye hizmet ediyordu.
.
Bu bulgular pornografinin cinsel tatmini neden ve nasıl azalttığına daha doğrusu ne kadar yanlış bilgiler verdiğine dair önemli veriler sunuyor. Öncelikle seksi erkek performans senaryosu üzerinden tanıtıyor ve kadınların nadiren [%18] orgazm yaşadıkları mesajını veriyor. Üstelik bunların çoğu da penetratif vajinal ilişkiler haricindeki ilişkilerle sağlanıyor. Oysa gerçekte kadınların çoğu orgazma vajinal ilişki ile ulaşmaktadır. Dolayısıyla pornografi seksi erkek performans senaryosu üzerinden tanıtmaktadır. Seks pornografide erkekler için tek boyutlu, kadın partnerlerin nesneleştirildiği ve tatmin edici olmayan düşük kaliteli bir eylem olarak sunulmaktadır. Cinselliğin bu görüntüler üzerinden öğrenilmesi çok ciddi seksüel ve hatta davranışsal problemlere neden olur. Nitekim pornografinin cinsel işlevin tüm parametrelerini olumsuz etkilediğini ve cinsel işlevi bozduğunu gösteren pek çok çalışma bulunmaktadır. Pornografi kullanımına bağlı olarak uyarılma eşiğinde değişiklikler meydana gelmekte, cinsel istek,  uyarılma ve ereksiyon problemleri yaşanmakta,  boşalma zamanı gecikmekte  ve cinsel tatmin her iki cinste de azalmaktadır.
.
Pornografi uyarılma eşiğini yükselterek normal partnere [eşe] karşı uyarılma ve orgazma ulaşım zamanını uzatmakta, eşin cinsel olarak daha az çekici bulunmasına neden olmakta ve orgazma ulaşımı zorlaştırmaktadır.  Pornografi alışkanlığı bulunan erkekler uyarılma problemlerini aşmak için daha sık mastürbasyon yapmaktadırlar. Cinsel işlev bu erkeklerde bundan dolayı da bozulmaktadır. 
Pornografi cinsel tatmini erkekte de kadında da azaltmaktadır. Çiftlerde paylaşılan pornografi, partnerleri gerçek ilişki sırasında daha fazla cinsel keşif için teşvik edici olabilir gerekçesiyle pornografinin cinsel tatmin üzerinde olumlu etkileri bulunabileceğini savunan kısıtlı bazı çalışmalar bulunmaktadır.  Ancak pornografi cinsel tatmini genel olarak olumsuz etkilemektedir.  Bunu gösteren pek çok çalışma mevcuttur.
.
Pornografiye sık maruz kalmak cinsel tatmini potansiyel olarak şu faktörlere bağlı olarak olumsuz etkilemektedir;  1-Gerçek partnerin pornografik filmlerdeki idealleştirilmiş beden özellikleri ve oyunculuk rolleriyle karşılaştırılması,  2-Gerçek partnerin pornografik materyallerde gözlemlenen sahneleri yeniden oluşturamaması, 3-Gerçek partnerle pornografik materyallerde sunulduğu gibi geniş bir cinsel yelpazenin elde edilememesi, bunların oluşturduğu hayal kırıklıkları,   4-Gerçek bir partnerle cinsel ilişki yerine seçilen pornografiyle temas,  5-Uyarılma eşiğinin değişmesi,  6-Pornografi ile ödül merkezinin yoğun bir şekilde uyarılması ve cinselliğe duyarlı ödül sisteminin değişmesi. 
.
Netice itibari ile pornografi cinsel işlevi ve cinsel tatmini birçok etkene bağlı olarak bozmaktadır. Nörobiyolojik çalışmalar da bu verileri teyit etmektedir. Uzun süreli pornografi kullanımı cinselliğe duyarlı ödül sistemindeki değişikliklere bağlı olarak cinsel istek üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır. Gerçek cinsel ilişkiden daha aktif uyaranlar içeren pornografinin tercih edilmesi ödül sisteminin cinselliğe duyarlılığını değiştirmekte ve sonuçta da cinsel işlev bozulmaktadır. 
.
Pornografinin cinsel işlev üzerindeki etkileri erkeklerde ve kadınlarda farklılık gösterebilmektedir. Ayrıca pornografi kullanımının sıklığı, zamanı ve tüketilen pornografi türü de sonucu etkilemektedir.  Yaşları 18-76 arasında toplam 754 kadının dahil edildiği bir çalışma  uzun süreli bir ilişkisi bulunan ve pornografiyi daha sık kullanan kadınların, partnerlerine karşı artan cinsel isteklerini ortaya çıkarabildiklerini ve cinsel çeşitlilik için daha yüksek bir istek bildirdiklerini raporlamaktadır.  Bu sonuç erkekler ve kadınlar arasındaki farklılıklardan veya partner etkisinden kaynaklanıyor olabilir. Libido bu kadınlarda pornografi kullandıkları için mi artıyor yoksa bu kadınlar libidoları yüksek olduğu için mi pornografi kullanıyorlar? Bu durum net değildir. Nitekim yaş ortalamaları erkeklerde 35 kadınlarda 33 olan 240 çiftin dahil edildiği kesitsel bir araştırma, kadınlardaki cinsel istekle pornografi kullanımı arasındaki pozitif ilişkiyi teyit etmiş ancak erkeklerde böyle bir ilişki gözlenmemiştir; erkekte pornografi kullanımı, daha az erkek-kadın ilişkisel tatmini, daha düşük kadın cinsel isteği ve daha düşük erkek pozitif iletişimi dahil olmak üzere çok çeşitli olumsuz göstergelerle ilişkili bulunmuştur.  Sonuçta pornografinin etkileri konusunda erkekle kadın arasında bazı farklılıklar var ise de pornografi erkekte de  kadında da  cinsel işlevi bozmakta ve cinsel tatmini azaltmaktadır. Bunu gösteren pek çok çalışma bulunmaktadır.
.
Son yıllarda gençlerde gözlemlenen cinsel işlev bozukluğunun hızlı bir şekilde artmasının en önemli nedenlerinden biri de pornografidir. ABD’de yayımlanan Time Dergisi’nin 2016 yılındaki bir kapağı, aşırı porno yüzünden gerçek cinsellikten tahrik olmayan genç erkeklerin sayısındaki artıştan bahsediyordu.  Popüler bir TED konferansında 40'lı yaşlarındaki Cindy Gallop 20'li yaşlardaki erkeklerle yaşadığı cinsel deneyimleri anlatırken şöyle diyordu; ‘’Genç erkeklerle cinsel ilişkiye girdiğimde, kültürümüzün her yanına sinsice yayılan pornografinin gerçek etkilerini doğrudan ve kişisel olarak görüyorum. Çocuklar pornoyla daha önce hiç olmadığı kadar küçük yaşlarda karşılaşıyor. Cinselliğin porno filmlerdeki gibi olduğunu düşünen bir kuşak yetişiyor.’’ 
.
Pornografi cinsellikle ilgili gerçekçi olmayan beklenti ve talepleri artırırken seksüel yetenekleri [cinsel işlevi] bozmaktadır. Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr.Layden,  şöyle diyor; "Klinik deneyimlerimde pornografinin izleyicilerin cinsel performansına zarar verdiğini gördüm. Pornografi izleyicileri erken boşalma ve erektil disfonksiyonla ilgili sorunlar yaşama eğiliminde oluyorlar. Porno izleyicileri kâğıt selüloit ve siber uzayla doğal olmayan cinsel deneyimler içinde bu kadar çok zaman geçirdikten sonra gerçek bir insanla seks yapmayı zor buluyorlar. Pornografi, cinsel deneyim türleri ve miktarları için beklentilerini ve taleplerini artırıyor ama aynı zamanda seks yaşama yeteneklerini de azaltıyor."
Pornografinin zararlı etkileri özellikle gençler üzerinde daha fazla yıkıcı izler bırakmaktadır.  Çünkü gençler cinselliği pornografiden çok yanlış öğreniyorlar. Gerçek partnerle uyarılamıyor ve ereksiyon sorunları yaşıyorlar. Pornografik modellerdeki abartılı anatomi ve davranış yelpazesi cinsellikle ilgili yanlış bilgiler veriyor. Görüntüler abartılı erkek performans senaryoları ile dolu bulunuyor. Kadın eşit bir seksüel partner olarak değil erkeğin performans objesi olarak sunuluyor, nesneleştiriliyor ve aşağılanıyor.  Cinsellik ve cinsel roller yanlış tanıtılıyor. Kadın orgazmı yok sayılıyor. Orgazma ulaşım yolları yanlış takdim ediliyor. Cinsellik için çok önemli olan ten teması ve duygusal iletişim pornografinin doğası gereği hemen hemen hiç bulunmuyor. Her halükârda ruhsuz, mekanik ve işlevsiz bir cinsellik sergileniyor.  Bu durum gençlerin cinsel ve sosyal yaşamı için çok ciddi bir tehlike arz ediyor. Bazı Avrupa ülkelerinde yapılan çalışmalar 30 yaş altındaki genç erkeklerde erektil işlev bozukluğunun neredeyse yaşlı nüfus düzeyine geldiğini [%30’lara çıktığını] gösteriyor.  Bu sonuçlarda pornografi ve serbest cinsel yaşamın büyük katkıları bulunuyor. Pornografi istatistiklerini nakleden merkezlere göre Kanadalı ergenler üzerinde 2016 yılında yapılan bir araştırma bu genç erkeklerin %45,3'ünün ereksiyon sorunları yaşadığını gösteriyor.  Pornografinin ergenler ve gençler üzerinde ne kadar ciddi bir tehlike ve tehdit oluşturduğu açıkça görülebiliyor.
.
İnternet pornografisine maruz kalmak sadece cinsel işlevi bozmuyor, gelişmekte olan beyne de zarar veriyor. Rapor edilen pornografi kullanım saatleri arttıkça beyindeki gri madde miktarı azalıyor. Almanya’da erkekler üzerinde yapılan bir araştırma haftalık pornografi saati arttıkça, beynin sağ striatum [kaudat] bölgesindeki gri madde hacminin, sol striatum [putamen] bölgesindeki reaktif aktivitenin ve prefrontal korteksle fonksiyonel bağlantısının azaldığını gösteriyor.  Araştırmacılara göre bu durum prefrontal kortikal alanların yukarıdan aşağıya modülasyonu ile birlikte ödül sisteminin yoğun bir şekilde uyarılması sonucunda gelişmektedir. Ya da nöral plastisitedeki değişikliği yansıtmakta veya pornografi tüketimi daha tatmin edici bir ön koşul kabul edilmektedir. Nitekim pornografinin beyni yoğun bir şekilde uyarması, beyinde uyuşturucu bağımlılığına benzer önemli değişikliklere neden olmaktadır [pornografi beyinde uyuşturucu bağımlılığına benzer değişiklikler yapmaktadır]. 
.
Pornografi cinsel saldırıları da artırmaktadır. Porno filmlerdeki sahnelerin %88'i fiziksel saldırganlık, %49'u sözlü saldırganlık içermektedir. Pornografi kullanımı cinsel tecavüz ve sapkın eğilimleri geliştirme riskini %31, cinsel suç işleme riskini %22, tecavüzle ilgili mitleri kabul etme riskini ise %31 artırmaktadır.  İtalya’da yaşları 14 ila 19 arasındaki ergenlerde yapılan bir araştırma pornografik videolar izleyen kadınların cinsel taciz veya cinsel saldırı mağduru olma olasılığının önemli ölçüde arttığını göstermektedir.  ABD Indiana Üniversitesi’nden Wright ve ark.  cinsel saldırganlıkla pornografi tüketimi arasındaki ilişkiyi inceleyen 7 farklı ülkeden 22 çalışmayı meta-analize tabi tutmuş ve uluslararası düzeyde pornografi tüketiminin hem erkeklerde hem kadınlarda sözlü ve fiziksel cinsel saldırganlıkları önemli oranda artırdığını bildirmiştir.
İnternet pornografisi ergenlerdeki riskli seksüel aktiviteleri de anlamlı düzeyde artırmaktadır. ABD’de yapılan bir araştırmada toplam 433 ergen ile görüşülmüş ve şu sonuçlara ulaşılmıştır; Katılımcıların %96'sının internet erişimi vardı ve %55,4'ü seksüel içerikli bir web [porno] sayfasını ziyaret etmişti. Pornoya maruz kalan ergenlerin son 3 ay içinde birden fazla cinsel partnere sahip olma, son cinsel ilişkide alkol veya diğer maddeler kullanma ve anal seks yapma oranı anlamlı düzeyde yüksekti. Pornoya maruz kalan ergenler daha önce hiç maruz kalmamış erkeklere oranla daha yüksek cinsel izin puanları sergilemekte idi [riskli cinsel aktivitelere izin veriyorlardı].  İsveç’te yaşları 14-18 arasındaki ergen erkekler üzerinde yapılan bir araştırma sık pornografi tüketen erkeklerin aynı yaştaki diğer erkeklere göre seks satma ve satın alma olasılığının önemli ölçüde arttığını göstermektedir. 
.
Pornografi beynin motivasyon sisteminde değişiklikler yaparak cinsel işlev bozukluğuna neden olmaktadır. Araştırmacılar 40 yaş altındaki erkeklerde gözlemlenen ereksiyon problemlerindeki keskin artışların, gecikmiş boşalmaların, azalan libido ve azalmış cinsel tatmin vakalarının artık cinsel işlev bozukluklarını açıklayan geleneksel faktörlerle izah edilemeyeceğini; klinik, biyolojik[üroloji], psikolojik [cinsel koşullandırma] ve sosyolojik fenomenlerin birlikte incelenmesi gerektiğini savunuyorlar. Klinik raporlar internet pornografisi kullanımının sonlandırılması ile bazen olumsuz etkilerin tersine çevrilebildiğini bildirmektedir. 
.
Utah Üniversitesinden Butler ve ark.   pornografi ile yalnızlık arasındaki ilişkiyi incelemiş ve pornografi kullanımının yalnızlığa, yalnızlığın da pornografi kullanımına yol açtığını tespit etmiştir. Dünyanın dört bir yanında İngilizce konuşan ülkelerdeki 1.247 katılımcıyla görüşülerek yapılan bu çalışmaya göre porno kullanımındaki her bir birim yalnızlığı %20 artırırken her bir yalnızlık birimi  de porno kullanımını %16 artırmaktadır. Pornografi kullanımı erkeklerde daha fazla ve evlilerde daha düşük bulunmuştur. Eğitim ve dindarlık düzeyi arttıkça pornografi kullanımı azalmaktadır. Eğitim seviyesi yalnızlığın azalmasıyla ilişkilendirilmiştir. Yazarlar pornografi kullanımının ilişki sıkıntısı, bozulmuş bağlanma ve çiftin üzerindeki baskı ile ilişkili olduğunu düşünüyorlar. Pornografi içerdiği “erotizm, nesneleştirme, karışıklık ve kadın düşmanlığından oluşan cinsel performans senaryoları’’ nedeniyle ilişkilere zarar vermektedir. Zaten pornografi güvenli bağlanmaya da bu yüzden zıttır. Yalnızlıkla ilişkili olan bu durum Seguin ve ark. tarafından yapılan pornografik videoların analizlerinde de görülmektedir.  Pornografi bağımlılığı yalnızlığı ve diğer olumsuz duyguları hafifletmek için başvurulan uyumsuz bir çabadır. Pornografi kullanımı ile cinsel istek esnasında iki aşamalı bir uyarılma ve coşku süreci yaşanmakta ardında da kısmi bir rahatlama gelmektedir. Ancak bu geçici olarak yaşanan bir rahatlamadır ve nihayetinde daha fazla yalnızlık ve izolasyon duygularına neden olmaktadır.  Normal bağlanma davranışını bozmaktadır. İstikrarlı ve tatmin edici ilişkiler kurmakta daha fazla zorluğa yol açmaktadır. Sonuçta da başkalarıyla yakınlık kurmak yerine pornografiyi kullanma olasılığı daha da artmaktadır. 
.
Oklahoma Üniversitesi’nden Perry ve Schleifer,  2006-2014 yılları arasında 2.120 çifti takip etmiş ve pornografi kullanımı ile boşanmalar arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Buna göre pornografi kullanımı Amerikalı evlilerde boşanma olasılığını yaklaşık olarak ikiye katlamıştır. Bu hem kadınlar hem erkekler için geçerli olan br sonuçtur. Pornografi kullanımının sonlandırılması boşanma olasılığını düşürmekte ama bu sadece kadınlar için geçerli olmaktadır. Ayrıca pornografi kullanımına başlama ile boşanma olasılığı arasındaki ilişki özellikle genç Amerikalılarda, daha az dindar olanlarda ve başlangıçta daha fazla evlilik mutluluğu bildirenlerde daha güçlü görünmektedir. Tüm örneklem genelinde boşanma oranı porno kullanmayanlarda %6 iken porno kullanıcılarında %11’dir. Porno kullanmaya başlayan erkelerde boşanma oranı %5’ten %10’a çıkarken, bu oran kadınlarda %6'dan 16'ya çıkmaktadır. Porno kullanımını durdurmak yalnızca kadınlarda boşanma riskini azaltmaktadır.  Boşanma oranı porno kullanımına devam eden kadınlarda %18 iken pornoyu bırakan kadınlarda %6’ya düşmektedir. Boşanma porno kullanmayanlarda %6 iken bu oran evlendikten sonra pornografi kullanmaya başlayan 20’li yaşlardaki gençlerde %50, 30’lu yaşlarda %28 ve 40’lı yaşlarda %12 olmaktadır. Ellili yaşlara gelindiğinde pornografi kullanımına başlamak ise boşanma oranını önemli ölçüde etkilememektedir. Haftada en az bir kez dini törenlere katılanlarda da pornografi tüketimi boşanma oranını etkilememektedir. Evlilikte mutlu olduklarını bildirenler için porno kullanımına başlamak boşanmayı %3’ten %12’ye çıkarmaktadır.
.
Özetle pornografi kullanımı uyarılma ve ereksiyon sorunlarına neden olmakta, cinsel işlevi bozmakta, erkekte ve kadında cinsel tatmini azaltmakta, cinsel saldırı riskini artırmakta, beyin gelişimini olumsuz etkilemekte, yalnızlığı ve boşanmayı artırmaktadır. Günümüzde internet yaygınlaşmış, pornografiye ulaşım kolaylaşmıştır. Pornografi kullanımı, özellikle ergenler ve gençler üzerindeki yıkıcı etkileri ve cinsel saldırıları artırıcı etkileri nedeniyle önemli bir halk sağlığı problemi ve hatta kamusal güvenlik sorunu olarak ele alınmalıdır.

https://www.kitapyurdu.com/kitap/bilimsel-veriler-isiginda-sansursuz-cinsellik/586614.html&manufacturer_id=58325?fbclid=IwAR29VRQi-ux-cjZpZ0fJrQd4dyrg5x0dVj0C0-L3rK0ddkZLIb7GpQBbZNQ




https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/porno-siteler-faydali-257362






4
Ettiğim Tüm Dualar Kabul Oldu Fakat Ben Hep Yanlış Dua Etmişim, Şimdi Dualarıma Tövbe Zamanı

Çok uzun bir süreç sonrası ben eşcinsel değilim demenin gurur ve mutluluğunu yaşıyorum. Yıllardır mücadele ettiğim, inişler ve çıkışlarla dolu bu yolun sonlarına doğru yürürken geçmişime bir göz atıyorum. İnancım ve yetiştirilme tarzım gereği her zaman Allah’a dua eden, yalvaran, yakaran ve bir şeyler isteyen biriydim. Dualarımın bir kısmı anında karşılık alırken bir kısmının kabul olması ise yılları bulmuştu. Ama hatırladığım kadarıyla hepsi kabul oldu.

            Abimin evliliği sonrası yaşanan gelin kaynana problemi nedeniyle yıllarca abim ve yengem ile annem ve babamın arasında kalmış bir çocukluğum oldu. Bu taraflardan annem de yengem de baskın karakterli kişiler olunca benim arada ezilmem hiç zor olmadı. Arkadaşlarımın mutlu ve birlik içerisindeki ailelerine bakıp bizim de mutlu bir aile olmamız için abimler ile annemlerin barışmasını, televizyonlarda gördüğümüz mutlu aile tablosunu yaşamayı hep Allah’tan niyaz etmiştim. Yıllarca dua ettim, yalvardım, ağladım. Nitekim 7 yıl sonra duam kabul oldu. Garip bir şekilde barıştılar ve dışarıdan bakınca mutlu (!) görünen aile tablomuz faaliyete geçti. Fakat tam benim eşcinsellikten kurtulmak için mücadele ettiğim zamanlarda gerçekleşen bu barışma benim iyileşme sürecimi çok kötü etkiledi. Zaten arada kalan ben barışma sonrası daha çok arada kalmaya, kendi benliğimi oluşturamamaya ve dedikodularla yaşamaya başlamıştım. Psikoloğum sayesinde bu sorunları analiz ettikten sonra bu duama tövbe ettim ve çok geçmeden aralarındaki pamuk ipliği koptu. Hiçbir etkim ve rolüm olmamasına rağmen bu kavga olayların sorumlusu abim tarafından benim üzerime yıkıldı. Kendi beceriksizliğini örtmeye çalışan abime karşı verdiğim ilk savaşı geçmiştim. Gerçekten de bu kavga en çok benim iyileşmeme yaradı.

            Terapilerim yeni başlamıştı ve hep bir an önce eşcinsellikten kurtulmak için dualar ettim. En hızlı şekilde bu dertten kurtulmak, rahatlamak istiyordum. Allah yine duamı kabul etti. Çok hızlı bir süreç ile eşcinsellikten kurtulma yolunda ilerledim ama hızlı giden atın b*ku seyrek düşer misali altından sürekli farklı sorunlar çıktı. Eşcinsellik bitti derken OKB çıktı. Yine duama tövbe ettim ve duamı güncelledim. Artık bir an önce değil hayırlısı ile eşcinsellikten kurtulmak için Allah’a yalvardım. Hep yalvardım ama Allah’a hiç egolu dualar etmiyordum. Kainattaki en büyük ego sahibi Allah elbet bize de bir miktar ego vermişti ve bunu kullanmamızı kesinlikle istiyordu. Bu tavsiyeyi psikoloğumdan aldıktan sonra dua metnim şu şekilde oldu: Allahım bu güne kadar eşcinsellikten çıkabilme yolunu bulduğum ve bu yolda desteğinle ilerlediğim için sana şükürler olsun. Beni hayırlısı ile eşcinsellikten ve arkasında yatan ruhsal sorunlarımdan kurtar. Ben yıllardır bu uğurda maddi manevi çabalıyorum, uğraşıyorum. Bu çabama karşı benim mükâfatımı fazla ver. Eşcinsellikten kurtulmuş bir şekilde benim en hayırlı ve kaliteli bir eş ve baba olabilmemi bana nasip et. Bana da hayırlı bir eş ve hayırlı evlatlar ver. Bu yolda benden ümidini asla kesmeyen, benim ben olduğumu görmeme yardım eden ve beni eşcinsellikten kurtaran Hüseyin hocamı iki cihanda da aziz eyle. Amin.

            Allah her şeyin hayırlısını biliyor ve yapıyor yeter ki ben doğru duayı doğru şekilde edeyim ve sahibine ulaştırayım. Bu kadar duaların içinde, acaba ben de birinin duası mıyım? Diye düşünürken aklıma aile büyüklerimin anlattığı şu olay geliyor: ben altı aylıkken edem vefat etmeden beni istiyor ve kucağına alıp yanaklarımdan öptükten sonra “Adam olacak benim oğlum adam…” diyor. Büyük adam olma yolunda dedemin duasını gerçekleştirebilmek ümidiyle…

5
Değerli Hocam merhaba,

İsmim Mete, 21 yaşında Ankara'da bir üniversite öğrencisiyim. 13 - 14 yaşından beri eşcinsellik hastalığından muzdaripim. Bir süredir bu sorunuma bir çözüm arıyordum, ancak nasıl çözebileceğimi bilmiyordum. Psikologların çoğunun bu durumu normal(!) karşıladığını bildiğim için onlardan da yardım isteyemiyordum. İnternette habervakti.com'da sizin yazdığınız bazı yazıları okuyunca ve siteniz escinselterapi.net deki bazı yazıları görünce tekrardan ümitlendim. Ayrıca sizin bahsettiğiniz eşcinselliğe sebep olabilecek durumların bazılarının (aşırı korumacı ve omnipotan anne, daha silik bir baba) benim durumuma uyum sağladığını da düşünüyorum. Bu nedenle sizden yardım istiyorum, lütfen bu durumdan kurtulmam için bana yardım edin.

Şimdiden çok teşekkür ederim, saygılarımla.

6
Genel Tartışma / YAHUDİLİK ENSEST BİR DİNDİR! (2)
« : 27 Temmuz 2021, 01:36:24 ös »
Yahudi̇li̇k Ensest Bi̇r Di̇ndi̇r ! 2
Miken kralı Agamemnon Truva savaşında Yunan ordularının başında savaşırken karısı Clytemnestra onu öldürür.

 
Ardından bebeklik çağındaki oğlu Orestes’i krallıktan sürerek kızı Electra’yı köle gibi çalıştırır. Orestes reşit olduğunda annesini öldürmek üzere Miken’e döner. Sarayın önünde kılıcını çeken oğluyla yüzleşen Clytemnestra, Orestes’in babasını suçlayarak kendini acındırmaya çalışır: “Zordu payıma düşen çocuğum.” Ve ardından tehditler savurmaya başlar: “Lanetimden kork, seni doğuran annenin laneti bu!” Bu stratejiler işe yaramayınca ona olan sevgisine dair sahte iddialarda bulunarak ona sarılıp tutkuyla öpmeye başlar. Orestes bir anda kaskatı kesilir ve “Hareket edemem, körleştim…” diyerek kılıcını yere düşürür. Orestes ancak annesinin onun bu anlık pasifliğinden faydalanarak askerleri çağırmaya başlamasıyla birlikte, sözde sevginin onu iradesi altına almasını sağlayacak bir stratejiden başka bir şey olmadığını anladığında kendine gelir ve gücünü toplayarak son darbeyi indirir. Bu ani, atıl pasiflikteki şaşırtıcı nokta, günümüzde baskın anneyle mücadele ederek iktidarını kaybeden genç adamlara dair her psikoterapistin gözlemlediği durumu ortaya koymasıdır.

Yaklaşık 2500 yıl önce kayda geçirilen bu mitin çok temel ve önemli bir problemi anlatıyor olması onu unutulmaz ve hala milyonlarca insan tarafından biliniyor kılmıştır. Bu problem anne ile çocuğu arasında kurulan çetrefilli ilişkidir. Çağdaş teorilerde bu ilişki bireyleşme, yani kimlik kazanma ile cinsellik arasında kurulmaya çalışılmaktadır. Cinsel kimlik (gender identity), bu 'gender' hissi erken çocukluğun 12. ve 18. ayları arasında; genetik, biyolojik, gelişimsel, psikolojik ve sosyolojik etkilerin katkılarıyla oluşur. Çocuğun gelişiminde 'gender seçmek', anneden 'ayrılma ve bireyleşme' faz'ında, anne ile olan ilişkilerinin ne dereceye kadar hayati bir önem taşıdıklarını kanıtlar. Bu, pre-ödipal bir evrede oluşmaktadır. Böylece çocuk, annenin, filojenetik, sosyal gelişim ve inançlarının da katkılarıyla, bilinçötesi gender taslağına tepki vererek, bu çok karmaşık cinsel kimliği oluşturur. Bu evre'ye erişildikten sonra, bu 'cinsel seçenek', kendi 'cinsiyet' sınıfındaki erotik yaşantıları organize ve idare eder. Cinsel kimlik rahatsızlıkları, çocuğun pre-ödipal devrede annesine karşı olan bağlılıklarında bir bozukluk olduğunun işaretidir. Bu bozukluklardan en uç noktada görüleni ise ensest ilişkidir. Ensest ilişki en basit anlatımla içe, aileye dönmenin ve dışadönük şekilde sevememenin cinsel ve fiziksel simgesidir. Ergenlik dönemi geçildiği halde devam eden ensest eğilimli arzular aşırı ebeveyn bağımlılığının cinsel bir belirtisidir ve daha ziyade henüz büyümemiş ve ebeveynleriyle aralarındaki göbek bağını kesememiş kimselerde görülür.

Anne ile çocuğu arasında kurulan ilişkiyi belirli bir millet, mesela Yahudiler üzerinde incelemek istersek onlara özel Halaha denen kadim bir anlayış/yasa ile karşılaşırız. Halaha, Yahudi yasa sistemini tanımlayan bir kavramdır. Sözlü ve yazılı aktarılan emir ve nehiyleri kapsayan genel bir dinî hukuk kavramıdır. Yaklaşık olarak Babil Talmudu'nun üçte biri ve Kudüs Talmudu'nun da altıda birini Halaha oluşturmaktadır. Halaha'ya göre çocuk Yahudi bir anneden doğmalıdır. Ayrıca yine Halaha'ya göre, Yahudi olmayan birinin Yahudi ibadetleri uygulaması onu Yahudi yapmayacağı gibi, dinini uygulamayan veya başka dine geçen Yahudiler de her zaman Yahudi olarak kalacaklardır.


https://www.akasyam.com/yahudilik-ensest-bir-dindir-2-180140/?fbclid=IwAR1pVSJKNeqc6s81rI_VGwLLfV963IFkl6XamaJ9VHDrCnSXUln8YW1vxsk


https://www.akasyam.com/kose-yazisi/7793/yahudilik-ensest-bir-dindir-2.html





7
Çevremdeki çoğu eşcinselin, uzun ilişkiler kurmakta zorlandığını gözlemliyor ve yaşı ilerlediği halde bir gelecek vizyonu olmadığını hissediyorum.
Şimdi size bütün önyargılardan bağımsız, erkek arkadaşımla geçen 5 yılımızı kısaca özetleyeceğim.  Bu bir deneyim yazısıdır. Başkasının deneyiminden yararlanmak isteyenler için Hüseyin Kaçın’dan yayınlaması rica edilmiştir. Geleceğe ışık tutmak için kaleme alınmıştır.
Hüseyin hocamın çoğu kez dediğini hatırlatarak başlayayım. “Eşcinsel ilişkiler yürümez, bir yerde tıkanır.” Açıkcası ben bu teze gerçekten çok katılırdım. Baya da bir bağlıydım. Sosyal çevremde ne uzun süren ilşkiler nede yıllara meydan okuyan eşcinsel ilişkiler görüyordum.  Televizyonlarda, süper zenginlerin yaşamlarında görüyorduk ancak çevremizde deneyimlemiyorduk. Eşcinsel yaşam tarzında genelde tek gecelik ilişkiler, seks bağımlılığı ve çift olamama çok dikkat edici  faktörlerdi.
Bir gün bir yurtdışı gezimde tanıştım ben, erkek arkadaşımla. Gerçekten terapilerden çok bunaldığım, beni anlayan birine ihtyaç duyduğum bir zamandı. Allah’a “Allahım bana öyle birini ver ki, sana her gün onu bana verdiğin için dua edeyim” dediğim bir zamanlardı. Yalnızlık acıtıyordu.  Allah sanırım bu kadar içten dileğimi duymuş olacakki, beni o gün onla tanıştırdı. Ne kadar çok konuşuyor, ne kadar da çok konuşuyordu. Bir kafede oturup, 4 saat birşeyler içtik o gün. Sanırım 3 saatini kendisi konuşarak geçirdi. Hala derim, o gün ne çok konuştun diye….
O tanışmanın ardından, ben Türkiye’ye döndüm. Ama konuşmalarımız hiç bitmedi. Sürekli birbirimize mesaj atıyor, işlerin nasıl gittiğini soruyorduk… Birçok ortak yönümüz, ilgi alanlarımız üzerinde konuşuyorduk. Arada gitgeller ile mükemmel bir 1 yıl geçti. Sanırım hayatımın en mutlu yıllarını o zaman yaşadım, biraz bulutlar üzerinde uçtuğum doğrudur.  Seks yoktu hayatımızda; zaten o kadar uzaktan nasıl olsun ki ? Birbirimizi seviyorduk.
1 yılın sonunda kavgalar başladı. Zihnimdeki kişi olmadığını anlamam, onu değiştirmeye ve baskıcı olmaya başladım ki bu ilşkimizi gerçekten terorize ediyordu. Kabul edemeyeceğim bir fikir üzerine sürekli konuşuyor ve aynı kavgayı sürekli veriyorduk.  Kültürü gereği olsa gerek diye düşünüyor ve o zamanlarda eski sevgilisiyle konuşmasının doğal olduğunu düşünüyordu.  Böyle birşeyin asla olamayacağını söyledikçe de kavga çıkıyordu. Kavgalar artık öyle bir boyuta taşındı ki, bir ara ayrılmamızın doğru olacağını düşündük. Ve ayrıldık.
Tabi yıkılmıştım. Hayatta en değer verdiğim insan hayatımdan gitmiş ve gerçekten çok ama çok üzülmüştüm. Ama ilişki konusunda da ilerliyemiyorduk. En iyisi buydu.
O ayrıldığımız zaman Türkiye bana dar geldi. 1 ay sonra Atinaya küçük bir tatil kaçamağı yapmak üzere gittim. Topladım bavulu ve bütün önyargılarını yıkacaksın dedim kendime. Biletimi aldım ve ver elini Atina. Tinder açtım ve bakındım.  Onun gibi birisini bulabilir miydi acaba? Birkaç kişiyle buluştum o aralar. Küçük mutluluklarda onu aradım. Bulamadım!
Atina bana çok iyi gelmedi açıkcası, kafam güzel bütün şehri gezdim. Kafa hep başka yerdeydi. Atinanın son gecesi arayan oydu.
“Sen gittikten sonra eski sevgilimle Budaşpeşteye bilet aldık. Beraber iki arkadaş olarak gidecektik”. Bana, uçuştan bir gün önce, “madem Budapeşeye gidiyoruz birşeylerde yaparız dedi ve güldü” dedi. “Ben o zaman anladım ki, sen ne kadar da haklıymışsın. Son gün gitmekten vaz geçtim. Yeniden deneyelim istiyorum ” dedi.
Bu insan benim için çok kıymetli ve çok önemliydi, bundan emindim. Seviyorum onu…  “Ama şartlarım var” dedim. Ve yeniden sıfır bir sayfa açtık.
1.si, Hüseyin hocanın teorilerini altında çok kalıyordum. İlişkimizi sürekli asla olmayacak ve sürmeyecek olarak tanımladığı için ilişkide kendime güvenemiyordum. Bunu o Atina’da çöpe attım. Hayat benim hayatımdı.
2.si, bildiğim doğrulardan ayrılmamaya yemin ettim. Oyunu oynayacaksak ne başkası ne arkadaş, ben anlamam, bu ilşki 2 kişilik dedim.
3sü, gizli serviste çalıştığı için onunda istifa etmesi ve yeni bir iş bakması gerekiyordu. Sen benim için herşeyi yaptın, sigarayı bıraktın, işini riske attın, sen ne kadar ihtiyaç duyarsan o kadar destek olacağım dedim.
Bir akitti bu. O ayrılık bizim eşcinsel ilişkimizin dönüm noktasıydı. İlişkiye saygı, empati,  yardım, şefkat kattığımız bir andı. Ayrılmasaydık tekrar birleşemeyecektik. Bazı savaşlar sadece zafer kazanmak için yapılmıyormuş. ÖĞRENDİK.
Bu akitle beraber ikimizde değiştik aslında. Ben kendimi daha merhametli, daha saygılı ve daha sakin buluyorum açıkcası. Telefonu her açtığımda yüzümde bir gülümsemeyle açıyorum. Onun arayışı 5 yıl sonra bile beni mutlu ediyor. Ağzımdan canım, birtanem, küçük ayıcığım hala eksik olmuyor. Ona “jewish” diyorum; Türkçesi “yahudi”… Parayı sevmesi ve biraz cimri olmasından mütevellit… Lüks otellerde kalmak istemez, business class uçmak onu mutlu etmez. Biraz parası varsa onu da benle paylaşmaktan mutlu olur. Huyunu bazen babama da benzetirim. Bazı konularda tıpatıp aynı düşünebildiklerine şahit oluyorum. Ben babama aşık birisiyim zaten. Demekki ruh eşimi bulmuşum.
Şu anda hayatımızı hala şekillendirmeye çalışıyoruz. Elimize güzel bir meslek almak ve iyi bir para kazanmak için uğraşıoruz. İyi para kazanmamız önemli çünkü straight bir ilşkide olduğu gibi hayat size kırmızı bir halı sermiyor. O kırmızı halıyı kendinizin yaratması gerekiyor. 
Ben kendimi bu ilişkide çok huzurlu hissediyorum. Amaçlarım ve kendim için, bizim için bir şeyler yaptığımı, başardığımı görüyorum. Bu bana bir özgüven veriyor. Onun beni sevdiğini ve bana sadık olduğunu, kendimden emin olduğumdan daha çok emin olarak biliyorum. Beraberken gülmediğimiz bir an olmuyor. Beraber yemek yapmayı çok sevmiyoruz ama hayatı paylaşmaktan keyif alıyoruz. Günün yorgunluğunu sohbet ederek atlatıyoruz. Beraberken akşam yemeklerini beraber yemeye özen gösteriyoruz. Çünkü o sofrada günün yorgunluğu atılıyor. Sanırım ben en iyi arkadaşımla çıkıyorum.
Bu noktaya gelmemizde Hüseyin hocanın başta bozucu etkileri olsa da, uzun vadede benim bu kadar özgüven sahibi olmamda, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamamda, babamla mükemmel bir ilişki kurmamda payı büyüktür. O eski, egoist benin, sevmeyi bile bilemeyen insanın bu hale gelmesinde payı büyüktür. Duygularıma açığa vurmamda, kendime karşı saygı yaratmamda payı büyüktür.
Sadece “eşcinsel terapi” olarak düşündüğünüzde başarısız bir örnek olabilirim. Ancak bu ilişkinin, gerçek bir ilşiki olmasını sağlayanda kendisidir . Eğer beni kendime saygım ve güvenim olmasaydı, bu ilşkinin bu yıl 5.yılı olmazdı. Zira çevreden gördüğüm 30 yaşındaki adamların hala beyaz atlı prensini tinderda beklediği… Hüseyin hoca pek bilmesede kendisi bir aile babası yarattı. Bizim ailede sadece 2 tane baba var, o kadar.
Belki devamı daha detaylı gelir. Bu böyle, tarihe not düşmek için kaleme alındı. Talebi olursa devamı gelebilir. Saygı ve sevgiyle…

8
3. Terapinin ardından bu yazıda 3 terapinin ortak bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağım. İlk iki yazım olumsuzluklar üzerine kuruluydu. Hüseyin beyin tavsiyesine uyarak kendi zihin dünyamdan çıkıp gerçekleri ve çözümleri anladığım ölçüde aktarmaya çalışacağım. Kendime objektif bir gözle bakmaya başladığım zaman hakikaten Hüseyin beye hak vermeye başladım. Çözüme odaklanmayı sanki ret edercesine görmezden geliyorum. Düşünce yapım ve algılama biçimim buna o kadar alışkın ki bu benim normalim. Buna dur demenin zamanı geldi artık. Okb sebebiyle kullanmaya başladığım ilacın 2. Kutusu bitti ve 2 ay önceye nazaran zihnim rahatlamaya başladı. Kara bulutlar yavaş yavaş dağılırken aradan bana göz kırpan küçük güneş pırıltıları umudun habercisi gibi. Uyanışın ilk kırpıntılarını hissediyorum ama henüz uykunun ağırlığı üzerimde ve yorucu bir şekilde çabalıyorum. Tabi henüz işin çok başındayım ve yürünmesi gereken epey yol olduğu kesin. Fakat uzun zamandır hissetmediğim bir heyecan kırpıntısı yaşıyorum. Adeta kış uykusundan uyanmış ve uzun uykunun gözlerimde bıraktığı mahmur bakışla artık kolları sıvamanın vakti geldiğini hissediyorum. Hüseyin beyi son görüşümde enerji ile dolmaya başladığımdan bahsettim. Bunun antidepresan ve terapi ikilisinin bir neticesi olduğu aşikâr. Eskiden kara bulut kümeleri gibi zihnimdeki olumsuz düşüncelere gömülüydüm. Fark etmeye başladım ki 33 sene boyunca hiçbir boka yaramayan bu düşünce yapısı benim için o kadar normal ve sıradanmış  ki bunun bir bozukluk olduğunu Hüseyin bey küçük dürtmeler ile bana hatırlattı. Düşün, düşün, çabala, kıvran, detaylarda boğul, labirentin sonsuz döngüsünde tekrar tekrar başa dön. Bu ne lan!! Ne yapıyorum ben ne işe yarıyor bu.? Yeter amk. Ağzıma sıçtın. Hayatımı siktin. Silkin ve kendine gel. Mutluluk beklemekle gelmiyor. Sen beklerken millet yolu yarıladı. Hem kariyer hem çocuk yaptı. Meğer gözlerim var görmüyor, kulaklarım var duymuyor muşum. İşte Hüseyin beyin dürtmesi bende bu uyanışın ilk kibritini çaktı.  Hani bir film vardı, Leonardo Di Caprio'nun başrolünde olduğu INCEPTION (Türkçeye Başlangıç olarak çevrildi). Orada da rüya içinde rüyalara dalıp insanların zihinlerine fikir aşılamaya çalışan kişiler rüya ile gerçeği ayırt edebilmek için gerçek hayattan bir takım ses ya da objeleri dürtü olarak kullanıyordu. Bu sayede gerçek sandığın şeyin bir nevi bir zihin yanılması ve rüya olduğu anlaşılıyordu. Hüseyin bey bende böyle bir dürtüye sebep oldu.
İşte şimdi bu gözle gördüklerimi anlatmaya çalışacağım. Ama kusurumu mazur görün ki henüz yeni uyanmaya başladım. Sorunlu çalışan zihnim senelerdir olumsuz yargılara alışık. Bunu bir kenara koymak zor olacak ama deneyeceğim.
Kasım 2020 de ilk terapiye gitmiştim. Tabi bende herkes gibi terapi öncesi araştırma yaparak Hüseyin bey ile karşılaştım. Ön yargılarım hat safhada idi. Kısa bir özgeçmişi Hüseyin beye mail atıp ardından randevu aldım ve gittim. Hüseyin beyi tanımaya ve bir yandan da sürecin nasıl olacağını anlamaya çalışıyordum. İlk etapta soğuk bir ifadesi vardı ve çok cana yakın bulamadım. İlk terapide kayıt almadım ve üzerinden 7 ay geçti tüm konuşma detaylarına hakim değilim sözel hafızam zayıftır. Ben sadece gördüğüm şeyi unutmam. Neyse çocukluk ve geçmişimden biraz bahsettim. Eşcinsellerin çoğunda olduğu gibi benimki de sorunlu, zalim, aşağılık kompleksi olan, dışarıda korkak kedi, evde vahşi aslana dönüşen bir baba. Diğer yanda çocuklarına bağlılığı ve sevgisinden ötürü kocasının tüm zulmüne katlanan, sesini çıkaramayan, kâh ağlayan, kah sitem eden, kah dualarında Allahtan yardım isteyen, çocuklarının iyi, sağlıklı ve düzgün bir insan olmasını isteyen, ama bunu sadece onlara kanatlarını gerip kocasıyla çocukları arasında kendini siper ederek başarabileceğini düşünen bir anne. 3 erkek çocuğun en büyük olanı ben olduğumdan, babamın tüm gençlik enerjisi ve zulmünün en verimli çağları benim üzerimde zuhur etti. Hatırlamıyorum ama anneannemin dediğine göre 3-4 yaşlarında soba demiriyle dayak yiyen, bir kere bile babayla etkileşim kuramamış, sevmemiş, sevilmemiş, sarılma, kucaklama ve öpmenin sıcaklığını sadece anneden almış ben! Tabii başarılı bir kariyere sağlıklı bir psikolojiye, güçlü bir erkeğe ve mutlu bir evliliğe sahip olmalıydım. Bu yaşadıklarım ile eşcinsel olmamın ne alakası var. Açın interneti araştırın biraz canım. Doğuştan böyleyiz biz. Genlerimizde var. AA lütfen ama neden eşcinsel olmaktan utanıyorsun canım. Neden rahatsız oluyorsun, bu gayet normal bak eşcinseller ne kadar mutlu. Bayrakları bile rengarenk olan bir topluluk mutsuz olur mu hiç. Nasılda güzel bir tablo gibi duruyor değil mi. Hepsinin canı cehenneme. Bu yalanlara kanarak 10 yılımı eşcinsel hayat uğruna heba ettim. Yanıma kâr kalanlar;
-OKB
-HIV
-33 YASINDA YALNIZLIK.
-ASK BULMA UĞRUNA HEBA EDILMIS EDEP HAYA NAMUS.
-YAKLAŞIK 300 KIŞININ DOKUNDUĞU MUNDAR OLMUŞ BIR BEDEN.
-BERBAT BIR PSIKOLOJI.
-ASOSYAL URKEK BIR KISILIK.
-BIR BALTAYA SAP OLAMAMIS AŞAĞILIK KOMPLEKSI OLAN BIR ADAM.
Evet gökkuşağı çok renkli hakikaten ama nedense beni hep siyahın tonları ile boyadı. İlk terapide Hüseyin beyin bana verdiği 3 ödev vardı. 1) mastürbasyon yaparken pasif fantezi kurma 2) eşcinsel ilişki yasak. 3) Sosyalleşmek için bir aktivite, kurs, müzik, resim vs. Bir sosyal alan.
Kafelerin dahi kapandığı pandemi döneminde sosyalleşmek umutsuz görünüyordu. Eşcinsel ilişkiyi de bir süredir yaşamayı bırakmıştım çünkü artık Allahtan korkuyordum. İbadete başlamıştım. Asıl sorun şuydu, ben mastürbasyon yapmıyorum ki. Bugüne kadar belki 1500 belki 2000 defa seks yapmış olan ben mastürbasyonla tatmin olmuyordum ki. Bırak fantezi kurmayı gey porno filmi izlemeden erekte olmak bile çok zordu. Yıllarca baklava ile tatmin olmuş birinin ıspanaktan keyif alması kadar zevksiz geliyordu bu. Hani bir laf vardır. Alışmış, kudurmuştan beterdir diye. Ben ne zaman boşalmak istesem elimde hornet birini bulurdum. Şimdi ise cinsel isteği gidermenin yolu mastürbasyon ve oda bırak beni tatmin etmeyi aşağıdan kafasını bile kaldırmıyor. Artık benim kedi ciğer görmeden harekete geçmiyordu. Bu hala bu şekilde devam ediyor. Cinsel arzum ne kadar fazla olursa olsun mastürbasyon yapamıyorum. Ayda bir bilemedin iki kere kendimi zorlayarak deniyorum çoğu deneme yorgunluk yüzünden yarıda kalabiliyor. Olmuyor yani gerçek bir ten temasının tetiklemesi yok. Hoşlandığım bir erkek bana merhaba diye mesaj atınca dimdik olan kedi, elimle uğraşa uğraşa sadece azıcık gözlerini açıyor. Haliyle bu arzu tatmin olamayınca sürekli açlık ve dizginleri elde tutma mücadelesi. Ama bu mücadele de sabır göstermeme Allaha olan inancım, ona karşı samimiyetim sebep oluyor. Bu süre zarfında bu günaha düştüğüm zamanlar oluyor tabi. Ama elimden geldiğince kendimi frenliyorum. Eskiden haftada 1 ila 3 kere sex yaparken 6 aydır bir defa nefsime yenildim. Umarım terapiler ilerleyip değişim ilerledikçe tamamen ortadan kalkacağını ümit ediyorum. Kısacası ilk terapi uzun bir yolculuğun ilk adımıydı. Çok bir şey anladığımı söyleyemem.
2. Terapiye gitmek için iki hafta beklerken hafta sonu sokağa çıkma kısıtlamaları geldi ve yaklaşık 6 ay terapiye gitmedim. Hüseyin beye kalsa gelebilirdin bir kaç kere dedi. Haklı. Fakat benim baktığım nokta şuydu; fabrikada veri giriş operatörü olarak çalışıyorum. Dolayısıyla üretim ve planlama departmanları arasındaki veri akışı ve sirkülasyon benim üzerinden gerçekleşiyor. Ve bu işi yapan ve bilen tek kişiyim. İzin almak istediğimde zar zor izin verirken birde geçerli bir gerekçe istiyorlar. Bir iki kere olsa bir bahane bulursunuz. Ama her iki haftada bir hafta içi izin almak hem göze batacak hemde işten çıkarılma riskimi artıracak. Personel çıkarmaya can atan bir yönetim var burada. Kimseye müsamaha yok uymuyorsa yolla gitsin kafasında yönetim. Korkum işsiz kalmak değil, sigortam kesilirse ilaçlarımı alamam. HIV hastası olmam sebebiyle sürekli ilaç kullanmam gerekiyor. Ve ilacın kutusu aylık 3340 TL.  İlk teşhis aldığım zaman doktorumun söylediği şu söz aklımda hala. 'İşsiz kalma, uyumlu bir çalışan ol. Sigortasız biri için bu tedavi çok masraflı' dedi. Bu endişe var hala içimde. Bu yüzden terapiye hafta içi gitmedim. Çok elzem bir durum olmadıkça gitmem de.
5 haziran 2021 de 6 ay gibi bir aradan sonra 2. Terapiye gittim. İlkine göre daha rahattım. 6 aylık arada üst üste gelen kısıtlamalar, yalnızlığıma ayrı bir boyut kattı. Evden işe işten eve 4 duvar arasında geçen aylar ruhumu daraltmaya başladı. Samimi bir arkadaş ve dostu olmayan ben, en azından dışarıda dolaşır tek başına da olsa sinemaya gider azıcık rahatlardım. Size de bu tanıdık geldi mi bilemem ama benim tek başıma kafeye gidip kahve içtiğim çok olmuştur. Herkes dostlarıyla muhabbetin dibine vururken ben yalnız başına diğer insanlara bakıp iç geçirirdim. Hüseyin beyin terapide dediği gibi bazı insanlar piercing takar, bazıları koluna jilet atar ve acının hazzını yaşar. Ben bunu duygusal anlamda yapıyormuşum. Bilinç altım mutlu olmayı hak etmediğimi kodlamış. Sürekli kendime acı çektirecek bir düşünce, duygu ve hüzün bulup onunla şekillenen acıdan garip bir haz alıyorum. Sanırım ben bu yüzden hayatımda çok az ağladım. Ağlamak canı yanan kişinin verdiği bir tepki. Peki ya canının yanmasından zevk alan bir kişi? Neden ağlasın ki. Bu son söylediğimi şimdi idrak ettim. Bunu Hüseyin beye soracağım. Aslı var mı diye. Bu olumsuz düşünceler, acılar ve karamsarlıkla hayalet gibi iş ve ev arasında gezerken, bir Cuma sabahı saat sabah 10 sularında boğucu, kasvetli ve gün ışığı görmeyen küçücük ofiste masamda çalışırken içimde küçük bir cızırtı hissettim derken telefonum çaldı. Arayan kardeşim. Abi hastanedeyiz babam evin çatısından düştü çabuk gel.... bir anlık kısa bir şokun ardından elim titriyor, bacaklarımdan güç kesiliyordu. Masadan kalkamadım. Diyeceksiniz ki babana mı üzüldün? Bu soruya bunu yaşamadan önce üzülmem derdim. Ama hayret ki o yıllarımı cehenneme çeviren, ölse de kurtulsam dediğim babama içim sızladı. Bizim Evin çatısı 4. Kat ve o yükseklikten düşmesini zihnimde canlandırmak irkti beni. Şirket şoförü Mahmut abi beni hastaneye götürürken yolda tonla şey geldi aklıma. Şimdi ne olacak, yaşayacak mı ölecek mi. Yoksa sakat mı kalır? Sakat kalırsa ben onunla nasıl uğraşırım. Evin bütün geçimi sorumluluğu onda. Egemenlik ondaydı. O giderse tüm sorumluluk bana binecek, Allah’ım ben şimdi nasıl yapacağım. Ölürse emekli maaşı anneme kalır. Bende çalışıyorum bir şekilde yaşarız. Yada dur bir saniye. Tabi ya, ölürse zulüm bitti egemenlik bitti artık özgürüm ben ne istersem o olur. Kimse bana karışamaz. Bankadaki bize koklatmadığı dolar hesapları, TL hesapları araba ev hepsi bize kalır. Derken bir an nerdeyse sevindim. Ama sakat yatalak kalır ise akşamdan akşama dahi tahammül edemediğim o adam bütün çenesi, siniri ve huzursuz eden tavırları ile bütün gün başımızda olacaktı. Resmen kabus! İçimden geçirdim yalan yok, Allah’ım ya öldür yada ayağa kaldır. Hastaneye vardım. Doktordan bilgi aldım. Kafada travma var beyin kanaması geçiriyor, kaburgalar kırılıp akciğeri delinmiş ciğerine tüp takmışlar, kolu ve kalçası kırık, omurilik çatlamış. Bilinç yok nabız zayıf durum kritik. Ve acilde bekleyiş ile geçecek 7 saatlik bir zaman. Düşünün o 7 saatte ne düşünceler ne hayaller ne senaryolar kurduğumu. Aklınız durur. Neyse babam yoğun bakıma alındı. 2 ay orada yattı bu süre zarfında hastane ve ev arasında mekik dokuyordum. Bir yandan ev ile ilgilenmek, bir yanda  askerdeki kardeşime durumu çaktırmamak, bir yandan da annemi kimsesiz hissettirmemek için koşturuyordum. Babamın dükkanı kapalı ve kendisi de bilinci kapalı yattığı için emekli maaşını çekemiyorduk. Tüm masraflar gelir gider takibi ihtiyaçlar ve belirsiz bir bekleyişin getirdiği sıkıntı benim üzerime bindi. Babamın egemenliğinde silik ve zayıf bir gölge gibi yaşarken resmen hükümet görevi bir anda bana teslim etmişti. Resmen bocalıyordum. Ama her şeyde bir hayır vardır ya, aynen öyle. O süreç bana sorumluluk almayı, söz sahibi olmayı, aile hakkında karar verme becerisini öğretmeye başladı. Kapalı dünyamdan gerçek dünyaya adım atmanın doğum sancılarıydı bu. Babam iyileşti, kolunda biraz sakatlık kaldı. Bir süre zihni normale dönmedi. Şuan sadece yürüyebiliyor ama çalışma araba kullanma ve evi idare edecek fonksiyonlardan geriye hiçbir şey kalmadı. Babamdan aldığım vekalet ile banka hesaplarının idaresini elime aldım. Evin gelir gider ve ihtiyaçlarına karar verirken benim sözüme itimat edilmeye başladı. Ve bu çok hoşuma gitmeye başladı. Tabii har vurup harman savunmadım. Ama babam kadar cimri de olmadım. Gerekli olana gerekli harcamayı yaptım. Evin faturaları, mutfak masrafları, babamın hastane ve medikal giderleri, dükkanın kirası, aracın vergisi sigortası muayenesi vs. Derken ilk defa sorumluluk almama rağmen güzel idare ettim ve hatta kendi birikim paramdan hiçbir şey kaybetmedim. Babamın aklı normale döndü fakat sinir stres bağırma çağırma bütün gün annemin baş edemediği bir hal aldı. Tuttuk birde psikiyatriye götürdük, artık bana karşı çıkamazdı. Ben ne dersem o oluyordu evde. Doktor bir ilaç verdi ve babam 2 haftada mum oldu. Sonra neşelenmeye başladı. Şuan geldiğimiz son noktayı anlatayım mı. Babam çok keyifli sinirden eski zalim babadan eser yok, bizimle şakalaşıp sürekli gülen bir babam var. Tuhaf hissediyorum gerçi ama babam bize güldüğü zaman içimde buruk bir mutluluk oluşuyor. Ve şuan daha fazla iyileşmesini tamamen fiziksel gücünü kazanıp eski haline dönmesini istemiyorum. Bu arada babamdan nefret eden, ondan kurtulmak isteyen ben artık onu affettim biliyor musunuz. O artık çocuk gibi. Bize muhtaç. Geçmişte hayatımı sikmiş olsa da ona kin ve nefret beslemek geçmişi değiştirmeyecek. Olan oldu artık önümüze bakmam lazım. Benim yüzümden cehenneme girmesin. ALLAHIM onu affetsin, ben affettim. Oda mutlu olsun. Bende. Amin.
Bu süreç bir yandan bana hayata adım atmayı öğretirken, sıkıntılardan olsa gerek uzun zamandır ortalarda olmayan OKB yine patlak verdi. Aslında hayatım boyunca okb hastası olduğumu bilmeden yaşamışım. Hat safhaya çıkan dini anlamdaki rahatsız edici düşünceler aslında sürekli var olan okb nin sıkıntılı süreçlerde zahiren dışarıya patlak verdiği bir uyarı imiş. Bir kaç ay bana dinden çıkma korkusu yaşatıp kafayı yedirten bu durumla baş edemedim. Ve psikiyatriye randevu aldım. Doktora sadece takıntılı düşüncelerden bahsettim. Prozac adlı bir ilaç verdi ve 2 aydır kullanıyorum. Şuan yeni yeni fark ediyorum ki ben daha önce düzgün düşünemiyor ve algılamıyor muşum. Epey rahatladım. Ara ara düşünceler yoklasa da eskisi gibi kontrolü ele alamıyor şuan.
İkinci terapide konuşurken sohbet sadece sohbet ediyor hissini yaşıyordum. Hadi artık bir yol göster bana diyordum içimden. Hüseyin bey yaşadıklarımı yorumluyor ama ben hadi sonuca gel artık, ne yapacaz diyordum. Net bir şey söyle bana şu hapı iç düzelecek der gibi net bir tavsiye arıyordum. Ama süreç böyle ilerlemiyor romatizma tedavi etmiyoruz derler adama. Nedense ben hep kısa kestirme çözüm arayışı istiyorum. Nokta atışı uzatmadan. Yumurtanın beyazını kıçına sür, sarısını başına. Üzerinede bir bardak naneli çay iç tamamdır bu iş :)) Ne güzel olurdu. Tam istediğim gibi anlaşılır ve net. Ben hep kendimi geri zekâlı gibi hissederdim. Benim aklım ermez, yaşım tutmaz, insanların hepsi benden üstün, becerikli sanırdım. Öyle inanıyordum çünkü neden bilmiyorum. O yüzden benden bir şey istenirse panik yapar, toplum önüne çıkmaya korkar utanırdım. İlk okul 2 ile 5 arası sınıfta kimsenin sevmediği inek lakabıyla herkesin alay edip aşağıladığı biriydim. O yıllara dair hiçbir şeyi unutamıyorum ben. Lakap inek ama çalışkan inek değil. İnek şaban in ineği. Bir gün elime bir sihirli değnek verseler ilk yapacağım şey o geçmişi silmek olurdu. Kendimi müthiş derecede ezik, savunmasız ve kimsesiz hissediyordum. Üstelik öğretmenlerim dahi bütün çocukların benimle sürekli alay edip dışlamasına hiç ses çıkarmıyordu. İlk okulda hiç arkadaşım olmadı benim. O yüzden sanırım ben 7 yaşına kadar gece yatağa işedim. 8 yaşına kadar yatarken annem beni hep bezledi. Hayır bir saniye ben okula 7 yaşında başladım zaten bezlenme ondan önceydi. Kafam karıştı. Nerden nereye geldim. Biraz ara vereyim. O yılları hatırlamak bir tuhaf yaptı beni.

9
Hüseyin KAÇIN / AŞK
« : 07 Haziran 2021, 01:38:04 ös »
AŞK

İki kişilik dil yaratma sanatıdır.
Üçüncü beşinci kişilerin asla anlayamayacakları ve bilemeyecekleri bir dildir aşk...

Kadındır aşk
Dostluktur aşk
Allah'tır aşk...

Anlayabilene
Bilenlere
Aşk olsun...

7 Haziran 2019
10:45
Edirne

10
OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk)

Yazımızın başlığından da anlaşılacağı üzere bireyin sosyâl yaşamını doğrudan doğruya etkileyen bir psikolojik teşhis olarak bilinen OKB'ye dair düşüncelerimi ve deneyimlerimi sizlerle paylaşacağım.

Bundan fi tarihi öncesine kadar dayanan söz konusu hastalığa ben de dûçar olmuştum.
En kötü tarafı olarak gördüğüm ise, OKB'li olup da OKB'li olduğunun farkına varamamak olmak olan ve adeta bir ruh hastası yaratabilme potansiyeline sahip bu hastalığın pençesinde yıllarca cebelleştim.

Somut, gerçekçi ve kanıtlanabilir hiçbir tarafı bulunmayan ve tıp dünyasının ilaçlara havâle etmekle yetindiği bu rahatsızlığın tedavisi 'göründüğü kadar zor olmadığı gibi kolay da değildir.'
Haydi gelin yukarıdaki ifadeyi biraz daha günyüzüne çıkaralım.
Evet, göründüğü kadar zor değil çünkü birey sorunun çözümüne yönelik mücadelenin içerisine girmeyi yâni terapilere başlamayı tercih edebilmişse eğer (benim kanaatim) sorunun 4/1'i çözüme kavuşmuş demektir zirâ kişi OKB için terapilere başlamaya göze alabiliyorsa, bulunduğu noktadan kurtulmak isteme kararlılığını göstermiş demektir.
Bu saptamayı yapmak her ne kadar zor olmasa da Obsesif Kompulsif Bozukluğu olan kimi bireyler; acılardan, sıkıntılardan beslenmeye o kadar alışmıştır ki (Şekil-A bendeniz) artık kendisinin değişimine yönelik bir adım atmasının bir hayâl olması içten bile değildir.
Bu tür danışanların olduğu gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda terapilere adım atmayı başarmış birey adına bu adım başlangıç için bir başarı anlamına gelebilir.

Biliyorum, daha ziyâde analitik tespitler yapıyorum.
Öyleyse işin düşünsel kısmına göz atalım şimdi.
Evet evet, kendimden söz ediyorum.

Bu yazıyı yazarken görünürde OKB'li danışanlara sesleniyor gibi olsam da bendeniz Obsesif Bozuklukları olan her insanı kendi içerisinde ayrı denklemlere yerleştiriyorum çünkü her birey farklı senaryolar içinde bir mücadele veriyor.
Kimisi aşk,
Kimisi sosyâllik,
Kimisi de başarı adına...
Çarşaf gibi uzar bu liste.

Deneyimlerim demiştim.
Obsesiflik adına en çok mücadele ettiğim alan insanlarla olan iletişimsizliğim, saplantılarım idi.
Korkutucu,
Ürkütücü,
Dehşet,
Korku filmi gibi.
İnsanlarla sağlıklı bir iletişim kuramıyor ve sosyâlleşmekten kaçınıyordum.
Sözüm ona değerli yalnızlığı oldukça benimsemiş, uğruna vazgeçmek çok çetin bir hâl oluvermişti.
Mücadeleye yıllarımı verdim ve henüz yeni yeni insana karışıyorum.
Artık mutluyum, huzurluyum.
Ve ben 23 yaşında doğdum.

Yazımın otobiyografiye evrilmesini arzu etmiyordum ama girdik bir yola madem devam edelim.

Evet; aşklar, saplantılar, insan ilişkileri...
Karmakarışık bir dünya idi, benim için.
Yer yer duygulandığımı hemen ifade etmeliyim zirâ geldiğim noktayı düşündüğümde hep böyle oluyor.
Şu an dışardan gelen köpek havlama sesi bile artık bana daha bir güzel geliyor.
Evet duygulandım.
Söz konusu yazıma duygularımı bulaştırmak istemezdim ama bu noktaya kadar sizinle telepati kurduk.
Samimiyet gerektir, biraz da.

Sizlerle konu başlıkları açarak buluşmak istedim, bu köşede.
Derin detaylar, başka bir yazının konusu ki okuyanlar o kısmı gayet iyi biliyorlar.
Durumlar bu, pekiii.

TIP DÜNYASI NE YAPIYOR ?

1-2-3 TIP...
Yanılmıyorsunuz, bu bir sessizlik oyunudur ama yanlış yerde oynanıyor.
Maalesef tıp biliminin son derece yetersiz kaldığı ve sorunu çözmek yerine problemi ötelemeyi tercih ettiği sistem tarafından OKB'li danışanlar, re'sen (kendi başına) bırakılmış ve resmen de çaresizliğe terk edilmiştir.

İLAÇLARLA ÖTELENİYOR !

OKB diye adlandırdığımız bu hastalık ilaçlarla geçiştirelemeyecek kadar önemli bir rahatsızlıktır.
Ama sistem, yasal uyuşturucuya müptela.
Anlayacağınız sistemin kendisi OKB!

Açıkça ifade edeyim :
Hiç kimseye ilaç kullanmasını tavsiye etmiyorum.
Deneyimlemiş bir birey olarak.
Sosyâlleşmedikçe, insan insana karışmadıkça bireyin mevcut problemlerin üstesinden ilaçlarla gelmesi namümkündür.
Seanslarda muhteşem manzaralı, klimalı odalarda bize bu gerçeği anlatmıyorlar.
"O küçücük yüreğinde ne büyük acılar biriktirmişsin" edasında ilerleyen, sistemin Prof. Dr. psikologları bizleri sözüm ona pohpohluyor ama acılarımızı teğet geçiyor.
Dedim ya !
"O küçücük yüreğimizde ne acılar biriktirmişiz."
Ne kadar nazik, ne kadar hoş değil mi ?
Bir sonraki seansta bekleriz sevgili ....cim.
Güle güle, by !

Evet, yazımı burada noktalamak isterken, ilerde tekrar OKB'ye dair düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yaklaşık 1,5 saattir uğraş vererek hazırlamış olduğum bu köşeyi sizlerle paylaşacağım fakat bu kadar mevzu bahis etmişken Hüseyin Kaçın'dan bahsetmemek zannımca vefasızlık olurdu.
Nitekim geldiğim noktayı kendisinin danışmanı olarak son derece profesyonel bir süreç yönetmesine borçluyum.
Kendisi şahsına yönelik lehte olan yorumlara ihtiyaç duymadığı gibi aleyhte olan eleştirilerle de etkilenecek bir psikolog değildir.
Onun içindir ki terapilerine gelenler kıymet bilmeli, henüz henüz gelenler kendisini doğru tanımalı ve tanımlamalı diye düşünüyorum.

Şimdi buyrun, köşem sizlerle.
Hoşça bakın zatınıza...

11
Genel Tartışma / YAHUDİLİK ENSEST BİR DİNDİR! (1)
« : 05 Haziran 2021, 01:31:09 öö »

                                                                                           Yahudiler, "cisimleşmiş yabancılık", ebedi göçebe,
                                                                                           topraksızlığın nümunesi, evsizlik ve köksüzlüğün özüydüler;
                                                                                           mutlaklık diyarındaki defedelimez cemaatselliğin, yerleşiklik çağında,
                                                                                           göçebe bir mazinin hayaletiydiler. 
                                                                                           Zygmunt Bauman Modernlik ve Müphemlik


1 Bölüm: Yahudiler Bencil Birer Vahşidirler.
 
Hz. Musa tarihsel serüveninde öz anne babası ile büyümek yerine üvey anne baba elinde büyümüş bir çocuk olarak üvey baba travması yaşamıştır. Hz. Musa’nın, ‘Dilimdeki düğümü çöz’ yakarışı öz aile hayatı yaşamamış bir çocuğun büyüme sürecinde yaşadığı ilk travmanın delidir aslında. Rivayetlerde anlatıldığına göre bebekken sakalını çekerek kendisine zarar veren Musa’nın, kendi sonunu getirecek kişi olduğunu bir an düşünen Firavun, onu sınamak ister. Bir tarafta hurmayla dolu olan diğer bir taraftaysa ateşten közlerin olduğu iki kaseyi önüne koydurur ve bebek Musa’dan bir seçim yapmasını ister. Firavun’un düşüncesi Musa’nın bir peygamberse korunacağı ve ateşe dokunmayacağı yönündedir. Bu sınama karşısında Musa tam ateşe değil de hurmalara uzatmışken elini Cebrail gelir ve Musa’nın elini tutup ateşe uzatır. O ateşten bir parçasını ağzına atar Musa ve dilini yaralar. Firavun’a göreyse Musa sınavı geçmiş ve kendisi için bir tehlike olmadığını kanıtlamıştır. Bu rivayet dahi gösteriyor ki, Hz. Musa öz ailesiyle büyümemesinin sancılarını daha bebekken yaşamaya başlamıştır.
Hz. Musa’nın kendi öz ailesinde büyüyememesine benzer şekilde Yahudiler de bir millet olarak kendi devletlerini kuramadıklarından, tarih sahnesinde üvey imparatorluklar ya da devletler tarafından sürekli olarak esaret ve sürgünler görmüş, bu zor ve kötü şartlar altında hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlardır. Böylesi tecrübeleri dolayısıyla daima içe kapalı travmatik hayatları olmuştur. Travmaları’nın sonucu olarak sevgi ve güven odaklı ilişkiler kurmak  yerine ihtiyatlı, korku dolu ve çıkara dayalı ilişkiler kurmuşlardır. Sürekli olarak güç ve iktidar odaklı bir yaşam anlayışları gelişmiştir. Zira ancak böylesi bir güç ve iktidarla kendilerini tehlikelerden koruyup güvenli hissetmek mümkün hale gelebilecektir. Altında bulundukları şartlar gereği bunun yolunu, yani güç ve iktidara götüren yolu Yahudiler  parada, ticarette bulmuşlardır. Şartların değişmesiyle ise 1948 yılında güç ve iktidarı elde etmenin sonucunda Yahudiler İsrail Devleti’nin kurmuşlardır.

Yahudilerin kendilerine nasıl baktıklarını anlamak için ise Tevrat’a başvurmak en doğru yol olacaktır. Tevrat’ın ‘Tekvin’ Sifri’nde ‘Yukab’un Tanrı ile güreşmesi’ şu şekilde geçmektedir:
“Ve Yakub yalnız başına kaldı; ve seher sökünceye kadar bir adam onunla güreşti. Ve onu yenmediğini görünce, uyluğunun başına dokundu ve onunla güreşirken Yakub’un uyluk başı incindi. Ve dedi: Bırak gideyim, çünkü seher vakti oluyor. Ve dedi: Beni mübarek kılmadıkça seni bırakmam. Ve ona dedi: Adın nedir? Ve o dedi. Yakub. Ve dedi; Artık sana Yakub değil, ancak İsrail denilecek, çünkü Allah’la ve insanlarla uğraşıp yendin. Ve Yakub sorup dedi: Rica ederim ,adını bildir. Ve dedi: Adımı niçin soruyorsun? Ve orada onu mübarek kıldı. Ve Yakub oranın adını Peniel koydu. çünkü Allah’ı yüz yüze gördüm ve canım sağ kaldı, dedi. Yakub Peniel'den ayrılırken güneş doğdu. Uyluğundan ötürü aksıyordu Bunun için bugüne kadar İsrailoğulları uyluk başı üzerindeki kalça adalesini yemezler; çünkü Yakub’un uyluk başına kalça adalesine dokundu.” (Tekvin, 32: 22-32)

Yahudilerin nasıl bir millet olduğuna dair tarihten bir şahit ise el-Mağribidir. Hayatının ilk yıllarını Yahudi olarak yaşayan el-Mağribi, daha sonra ihtida etmiş ve eski dini ve dindaşlarını eleştiren bir de risale yazmıştır. Yahudi kültürüyle yetişen el-Mağribi, Yahudilerin inat, haset ve kibirleri sebebiyle Kuran, İslam ve Hz. Peygamber hakkındaki gerçekleri örttüğünü belirterek Yahudiliğin özünde olmayan , din adamları tarafından cemaati bir arada tutma ve Yahudi kimliğini koruma gayesiyle getirilen pek çok yasağı da şiddetle tenkit eder. Bu yasakların asılsızlığını ortaya koyan el-Mağribi'nin en büyük tenkiti ise, bu yasakların dindenmiş gibi olmasına yöneliktir.

Yahudilerin tüm bu tavırlarına ve hususiyetlerine rağmen, ilk dönem İslam fetihleri sonrasında devletleşen İslam idaresinde Yahudilere ne Sasani devletindeki gibi pislik ve dejenerasyonun kaynağı ne de Hristiyanların nazarındaki gibi Hz. İsa'nın katilleri gözüyle bakılıyordu. Müslüman hakimiyetiyle beraber Yahudilerin hem hukuki hem de sosyal statülerinde büyük bir değişim ve gelişim yaşanmıştı.

Tüm bu aktardıklarımız ve de Yahudilerin Hz. Peygamber'in Medine'de en fazla ilişki kurduğu dini grup olması, asırlar süren sürgünlerde dini ve kültürel kimliklerini asla kaybetmemeleri, çok erken dönemlerden itibaren yazılı bir kültüre sahip olmaları gibi pek çok neden, Yahudi tarihinin değişik kesitlerinin daha fazla araştırılmasını zorunlu kılmaktadır.

​Araştırılacak daha pek çok şey olmakla birlikte şimdi cevaplanması gereken soru şudur: Hz. Musa, öz ailesiyle büyümemesinin getirdiği tüm sıkıntılarıyla baş etmenin yolunu bulup insanlığa hizmet ederken, Yahudilerin bunu başaramamalarının, aksine insanlığa zulümlerinin sebebini nedir? Bu sorunun en kısa yoldan cevabı Hz. Musa’nın, Allah’a iltica etmekle, ona yönelip onu dost edinmekle kendi yolunu çizmesidir. Acı ve ıstıraplar yaşayıp mazlum olsa dahi Sırat-ı Müstakim’den ayrılmayıp zalim olmamasıdır. Onun Allah’ına, onu yaratan ve çokça rahmette bulunan Rabbine karşı duyduğu sevgi, onu zalim olmaktan korumuştur. Anne ve babasız yaşadığı zamanların acısını diğer insanlardan çıkarmak yerine, bir başkası da kendisinin yaşadığı şeyleri yaşamasın diye çabalamıştır. Hz. Musa’nın bu tavrına karşı kendi peygamberlerinin gittiği yoldan yürümeyen Yahudiler, tarih boyunca tam aksi bir tavır geliştirmişlerdir. Yalnızca kendilerini ve kendileri gibi olanları önceleyen bu aksi tavırları, insanlığa hizmet değil zulüm getirmektedir.

Yahudilerin ben-merkezli bakışı diğer insanlara ve belki de kendinden olmayan tüm insanlığa bencilce yaklaşmasını beraberinde getirir. Bu aşırı kibirli, narsistik ve egoist bir tavırdır. Bu narsizmin ve egoizmin ise bir sınırı yoktur. Özellikle devlet kurup güç ve iktidarı ele geçirdikten sonraki 60 yılda yaşanılanlar bize bunu göstermektedir. Hz. Musa’yı takip etmeyen Yahudiler, bir vahşet dini ortaya çıkarmışlardır. Tanrı ile güreşen Yakup'un çocukları bugünden geleceğe Tanrı'yı kıyamete zorlamak için Tanrı'yı kendilerince köşeye sıkıştırarak bencilliklerinden güç alarak vahşetlerinden taviz vermeden Süleyman Mabedini inşa etmek için Mescid-i Aksa'yı yıkmak adına bıkmadan usanmadan Filistin'li kanı akıtmaktadır. Zalim Yahudiler’e karşı Mazlum Müslümanlar. O halde soruyoruz: Zulme karşı Allah’a iltica edip onu dost edinen Müslümanlar mıdır Hz. Musa’nın öz çocukları yoksa firavun gibi zalim olan Yahudiler mi?

 
EK OKUMA:
Musa ve Yahudilik, Hayrullah Örs
Kendini Arayan İnsan, Rollo May
Freud ve Psikanalizin Temek İlkeleri, İsmail Ersevim
İslam Toplumunda Yahudiler, Nuh Arslantaş

https://www.habervakti.com/profil/28/huseyin-kacin

https://www.akasyam.com/kose-yazisi/7661/yahudilik-ensest-bir-dindir.html

12
Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla
Ben on altı yaşında bir  gencim.Üç çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm.İki tane de ablam var.Konuya gelelim.Küçüklüğümden beri bende bir farklılığın olduğunu anlamıştım.Diğer çocuklar gibi değildim.Okulda sessiz ,sakin,akıllı,uslu kısacası örnek öğrenciydim.Örnekliğim sadece okulda değildi;akrabalar arasında komşular arasında hep takdir edilen, uslu,sakin akıllı bir çocuktum.
Peki bu çocuk nasıl böyle oldu diye biraz anlatmak istiyorum.Anlatmaya annemden başlayım.Annemin en belirgin özelliği diğer kadınlar gibi olmamasıdır.Süslenmez,makyaj zorlanmadıkça yapmaz,yemek yapmakta beceriksiz,kendine kıyafet almaya gitmez,kendi yakınçevresi dışında asosyal,hep işten kaçan,tembel,küçüklüğünü babaannesinin himayesinde geçirmiş biri.Anneme acıyorum .Zayıflığın ve bunca naksanından dolayı korunmaya muhtaç.Bana ve ablamlara karşı aşırı fedakar,merhametli olan annem bana çok daha bağlı ve beni hep elinde tutmak istiyor.Beni üçüncü sınıf dahil olmak üzere yanında yatırdı.Benim böyle bir isteğim olmamasına rağmen  uzun yıllar annemin yanında yattım.Çok garip karşılıyorum şimdi ama o zaman üşengeçliğine vermiştim,bir yatak daha açmamak içindir diye düşünüyodum.Ah ne yazık ki öyle değilmiş.bunun yüzünden şimdi eşcinsellik gibi büyük bir sıkıntım var.
Babama gelecek olursak kendisi genç yaşlarında çobanlık yapmış , uzaktaki ailesine para yollamış ,kendi babası gibi aksi,huysuz,vara yoğa söylenen,bencil,acizliğinin göstergesi olarak sinirli,zayıflığının göstergesi olarak anneme uzun yıllar şiddet uygulayan,nasihate gelemiyen,narsist bir adam.Son yıllarda ablamlarla benim yoğun uğraş ve dualarımla epey toparladı ama çoğu özelliği duruyor.Benimle küçüklüğümden beri ilgilenmedi,ben onu televizyonun karşısına geçip çocuklar azıcık ses yaptığında Süküt durun!!! diye bana kızan biri olarak hatırlıyorum.Benimle ne top oynadı,ne balığa gitti,ne muhabbet etti,ne gezmeye gitti,nede başka bir aktivite yaptı.Hiçbir şey yapmadı.Sadece arada beni sevdi.Ama sevilirken utandırdı beni.Beni cinselliğimle sevdi.Benim cinsel organımla sevdi.Uzun yıllar utandırdı.Öyle utanıyodum ki.Hiçbir misafir bize babam varken gelmesin istiyordum.Arkadaşlarımı babamdan uzak tutuyordum.Beni yine rezil edecek diye korkuyodum.Daha düşünsenize çocuğum.5,6 yaşlarındayım . Bundan haya ediyorum.Annem ise hiçbirrrrşey demiyor.Beni o durumdan kurtaracak hiç bir insan yok.Sesimi dahi çıkartamadım.Pipi diye,mamuş diye bana hitap ediyordu.Çok fazla utanıyordum bu durumdan ama elimden zerre birşey gelmiyordu.
İşte tüm bunlardan dolayı,asosyal bir çocuktum.Erkeklerden uzaktım,onlarla top oynayamaz,onların muhabbetlerine dahil olamaz,hep kızlarla oynar,futbol yerine evcilik oynayan biriydim.Çocukluğum kızlarla oynamakla geçti.Hep düşünceliyim,hep güvensiz hissediyorum,tehlike altında hissediyorum,ya geçmişteyim ya gelecekte,adeta andan kaçıyorum,stres her daim denecek kadar.Böyle problemli biriyim.
Tam hatırlamıyorum ama 7-8yaşına kadar sallandım ben.Evet bildiğiniz koltuğa uzanıp sallanıyordum.Kendimi bir sağa bir sola sallıyordum.Anneye ihtiyaç olmadan.Dışardan görenler deli bile zannederdi beni.Hatta teyzemler bu ilerde akılsız,deli bişey olacak demişler ama tam tersi çıkmış.Benim için bu sallanma bir dünya diyebilirim.Sallanırken hayal kuruyor,evler yapıyor,uçuyor hatta olaylar kurguluyordum.Ve sonunda uyuyodum genellikle.Ben kendimi bildim bileli direk uyuyamıyan birisiyim.Taa annemin yanında yatarkende ,şimdide uykuya dalmak benim için zaman alıyor.Nedeni çok fazla hayal, iç monolog,düşünme ,tefekkür,tahayyül,tasavvur benim zihnimi açık tutuyor.Beynim gece çalışma bakımından pik yapıyor ve uyutmuyor.Hatta bana hayal kur uyursun demişlerdi ama asıl hayal kurduğum için uyuyamıyordum.
Sadece uyumadan önce değil hep bi tefekkür halindeyim.Takıntı gıbi çünkü namazda da rahatsız ediyor bu kadar düşünce.Düşündüğüm şeyler ise insanlarla muhabbetim,adeta bir kurgu.O konuşuyor ben cevap veriyorum.Kendimi bir başkasına ifade ediyorum.Şöyle oluyor en çok da .Biriyle dışarda bir şey üzerine muhabbet ederim,sonra o muhabbet tüm gün kafamdadır.Keşke şunu deseydim,bunu da sorsaydım ,şöyle anlatsaydım,dım dım dım kafam gidiyor sonra...Bazen hiç yaşanmamış bir şeyi kuguluyorum.Önemli bir zat ile muhabbet edip kendimi ifade ediyorum,ona üstünlük sağlamaya yada o na kendimi güzel göstermeye çalışıyorum.Ve tüm bu yoğun tefekküre engel olamıyorum.5-10 saat oturduğum yerde sıkılmadan bu tefekkürü yapabiliyorum ve sıkılmıyorum.Küçükken hep annemi darlardım canım sıkılıyor diye ama sonraları bu oturduğun yerde hayal kurma işi can sıkıntısını götürdü.Adeta farklı bir dünya hayal dünyam ve orda ben varım.Küçükken sallanarak yaptığım derin hayalleri şimdi sallanmadan istediğim her an yapabiliyorum.Bu durum anne ve babama karşı kendimi ifade etmekten çekindiğim için gelişmiş olabilir ama bunun analizini Hüseyin Kaçın a bırakıyorum.
Şimdi aşk ve cinsellik, fantezi konusuna gelecek olursak.Kendimi bildim bileli hiçbir kıza karşı birşey hissetmedim hala daha hissetmiyorum.Ama erkekler.Ah erkekler.5. sınıfta E... adında bir erkeğe aşık oldum.Aşk neyse artık ama benim için onu diğer erkeklerden değerli görmemdi.Ona çok değer veriyordum.Her sabah okula geldiğinde sarılıyorduk.Yanımda oturuyordu.Karakter yapısı olarak iyi,güçlü,kabul görmüş,sevecen,birey olabilmiş fiziksel olarak yakışıklı boy ve kilo olarak bana benzeyen biriydi.Onu aşırı seviyordum ve ondan aşırı ilgi bekliyordum .Onu kendime bağlamayı başarmıştım.Ve şuanda da yaptığım birşeyi ona yaptım.Herhangi bir sebep bulup arayı açtım.Trip atıp ilgisini beklemek.Bir nevi  onun gözünde değerimi ölçüyorum.Tabii ki istediğim şekide gelmedi ya da geldi yeterli gelmedi bana.Doğru olmadığını biliyorum yaptığımın ama canım öyle istiyor.
Küçükken bir abi yada bi erkek kardeş istediğimi hatırlıyorum.Yani en çok ihtiyacım olan erkeği istiyorum.Abi hayali vardı bende ...benimle ilgilenen...arkamda duran bir abi...Bu abiden bana sarılmasını,öpmesini,sevmesini istiyordum.Tam bir cinsel ilişki değil tabi ama sevişme istiyodum.Ama dediğim gibi bir hayaldi .Gerçekleşmeyecek bir hayaldi...
Aynı zamanda bir senaryo yazmıştım kafamda .Kaçırılıyodum.Rehin alınıyodum.Rehin alanlar erkek...yakışıklı,güçlü ,bana karşı biraz sert birazda duygusal.Bana hem kötü davranıp kaçırıyorlar .Hem de duygusal bir bağ kuruyorlar.Bu duygusal bağ acıma ile başlıyor.Bana kötü davranan yakışıklı ,güçlü karakter aniden yumuşayıp bana acıyarak iyi davranıyor.Sonra ne mi oluyor derseniz.Her duygusal cümlenin sonundaki nokta cinselliktir.Duygusallık büyüsünü cinsel ilişkiyle taçlandırıyor.Ve o karakterle cinsel paylaşım yapıyorum.Tabi çocuk olduğum için o zamanlar ,tam bir cinsel ilişki değil ama sarılma koklaşma ,onun cinsel organını görüyorum,bu şekilde tamamlanıyor.Ve zannedersem bu fantezi doğru ve normal değil.Bunu bana kurdurtan anne ve babamın hastalıklı yapısı.Bununda analizini HK'a bırakıyorum.
Okulda öğretmenlerimi severdim,en sevdiğim ders matematik,şuan pek öyle olmasada o zamanlar severdim bu dersi.Başarılıydım da.Ödevleri hiç sevmesemde en iyi yapan bendim.Çünkü ben çoğunlukla mükemmele oynarım.Başka birine ilki kaptırmak istemezdim.Yeteneğimde olduğu için sınıfda ben birinciydim.Şiiri en iyi ben yazardım,resimi en iyi ben çizerdim ,herkes bana çizdirirdi resmini,problemleri çözmeye ben kalkardım tahtaya,en iyi ben dinlerdim hocayı.Ama bişeyler tersti. Arkadaşlarrrrr.Erkeklerrr.Benim gibi olan çalışkanları rakip görürdüm . E.... ilk başlarda rakibimdi.Ama sonradan aşkım oldu.Kıymetlim oldu.Diğer erekler tembeldi ama şimarık olanlar yani benim zıddım olanları cinsel yönden arzulardım.
Sekizinci sınıfta el şakası yaparak diğer erkeklerin  penislerine dokunmuşluğum,görmüşlüğüm çoktur.O zamanlarda dindar ve ahlaklı olmaya çalışırdım ama iş bu penis meselesine gelince burda nefsime söz geçiremiyordum,hala daha geçiremiyorum.Gerçekten diğer eşcinsellerde de bende de aşırı penis sevgisi var.Evet bende de var ama başka yakışıklı, güçlü,karizma olanlarınkini görmeyi arzuluyorum.Neden diye sorduğumda şu sebebe varıyorum.Ben güçlü erkeklere sahip olmak istiyorum ve onlara sahip olmak demek özeline sahip olmak demek.Ve bir erkeğin en özeli,herkesten sakladığı nedir? tabii ki penisi.Penis sevgisi burdan geliyor.Ona sahip olduğumda erkeği kavramış oluyorum.Bir ev var .Amaç tüm eve sahip olmak.Eve dışardan bakıyosun .Ev çok güzel,ihtişamlı ,herkesin isteyeceği bir ev.Ve bu evin özel bi odası var .Tüm evi gezsen ,dolaşsan,dışardan,içerden yine de bu özele sahip olmadan tatmin olmuyosun.Ama diyelim ki bu özel odaya girdin,kayda değer birşey göremedin o zaman bu ev gözünde büyüsünü kaybediyor.İşte bu durumu bu örnekle anlatmış oldum.


13
Her şey Lise 3'te başlayan hemcinslerinden farklı duygulara sahip olma hissî ile başlamıştı.
Tuhaf idi. Başlangıçta anımsayamadığım bir durumdu.
Evet, fizîken onlarlaydım.
Evet, en az onlar kadar her konuda konuşabiliyordum ama bir şeyler farklıydı.
O kadar güçlü değildim, korkaktım, dedim ya farklıydım.

Tabi esasında süregelen zorlu süreç lise son sınıfta baş göstermeye başladı.
Artık tamamıyla içe kapanık, bütünüyle yaşamdan soyutlanmış biriydim.
Ama Allah her dönemime bir kurtarıcı göndermeyi tercih ediyordu.
Edebiyat dersi öğretmenimin beni fark edişiyle beraber bir kırılma evresi geçirdim.
📌 İlk kez beni karşısına alıp dinleyen bir insan vardı.
 📌 İlk kez yüzüm o zaman güldü.
 📌 İçimdeki kuytuluğa ilk kez biri ses olmuştu.
Allah ondan razı olsun.
Önümüzdeki ay evleniyor.
Bana uzattığı zeytin dalının hakkını umarım yuvasında alır.
AMİN.

Biz devam edelim.
O dönemde kimseden hoşlandığım falan yoktu ama erkek arkadaşlarımla iletişim de kuramıyordum.
Kızlarla beraber vakit geçiriyordum.
Öyle ki sıra arkadaşım o dönemde hep kız olmuştur.
Önüm arkam da dahil.
Güvenli bölge gibiydi.

İnanın, benim gibi bir erkeğin heteroseksüel erkeklerle oturup kalkması o dönem zor zanaatti.
Bugünlerde sizinle konuşageldiğimiz 'bencil' olmaya dair durumum, yâni insanları önemsememeye yönelik tavrım o gün ne kadar etkiliydi bilemiyorum ama bugünkü gibi değildi.
Dindar bir insandım.
Farz ibadetleri ifâ etmek bir yanadursun kendimden nafile ibadet eklediğim zamanlardı.
Yâni yaratıcı ile bir irtibatım vardı.
Abdest alırsan geçer dediğim ve geçmekte olan acılara sahiptim.
Kolay değil zor ama burada yazar şunu demek istiyor,
"inancıma sarılıyordum."

Üniversiteye hazırlık sürecindeyim öte yandan.
O dönemde nasıl üniversiteye kapak attığımı bilemiyorum (bu kafayla) ama nihayetinde girmek nasip oldu.
İstanbul'dan uzaklaşmak gerekti.
Tercih listesine 1'e Giresun'u yazacakken babamın araya girmesiyle Kütahya'yı yazdık ve Kütahya geldi.
Evet, neler yaşayacağımı bilemeyeceğim bir şehre doğru yol alacaktım.
Burada biraz soluklanıyorum.
Zirâ aşılması güç hadiseler yaşadım.
✖️✖️✖️✖️✖️✖️✖️✖️✖️
Hiçbir yerde tutunamadım.
3 senede tam 5 ev-yurt değiştirdim.
Bu durum aslında pek çok şeyi ortaya koyuyor.
Çok uzar, konuştuk.

Tabi KYK yurdunda kalmaya hak kazandım. Odalar ağırlıklı 4 kişilik oluyor. Benimkinde olduğu gibi. Burada sadece bir gece kalabildim. Oysa henüz bir kişi dışında kimseyle tanışmamış, ayrılmak için somut bir neden bulamamıştım ancak
ERKEK ÖĞRENCİ YURDU ismi ile anılan bir yer bile ayrılmak için başlı başına bir nedendi.
Herkes bana duygusal anlamda tecavüz edebilirdi.
Açalım : Eşcinsel gibisin, aramıza katılamazsın.

Sadece bir gece barınabildiğim o yurttan sabahın ilk ışıklarında ev bakmaya çıktım.
Aslında bütün arayışlarım tam da bu noktada başlamıştı.
Uçsuz bucaksız bir arayış.
Adeta hayatla sek sek oynuyordum.
Ya da çekirge gibiyim mi demeliydim, her neyse.

Fakülteye daha uzak ama merkezî bir yerde olan bir ev tuttum.
KYK yurdundan tek farkı, sayıca daha az erkeklerle bir arada yaşayacak olmaktı.
Odalar bu kez 2'şer kişilik.
En azından bir yurt gibi saat kuralı yoktu.
Bağımsız hareket edebiliyordum.
Belirli bir saatten sonra erkeklerle aynı ortamda kalmak zorunda olacağım bir yerden kurtulmuştum.

İlk senemin ilk bir ayında İstanbul'a çok gel git yaptık bölüm arkadaşımla.
Evet, Mehmet.
Her ne kadar şu an irtibatı koparsak da o dönem iyi ki varmış dediğim arkadaşım.
Yediğimiz içtiğimizin ayrı gitmediği insan.
Tabi bir süre sonra ona da âşık oldum.
Arkadaşlığı koparma noktasına getirmeye çalışsam da o hep alttan aldı.
Süreci birlikte aştık.
Bir süre sonra ona karşı olan duygularım kendiliğinden kaybolunca bu sorun da çöpe atılmış oldu.
Bu kısmı da bitirdik.

Evet, ev diyorduk.
Evimin hemen yanı başında AGD'ye bağlı bir ev vardı.
Bildiğimiz komşu ev.
Oradaki insanlar dindar-muhazakâr olduğundan, anlaşabilmek açısından kullanabileceğim bir joker gibi orada duruyorlardı.
Barındığım evde ise insanlardan sadece yan odadaki arkadaşlarla anlaşabiliyordum.
Yaşça benden büyüklerdi.
Onlarla zaman geçirmek beni iyi hissettiriyordu.
Üzerimden hiç çıkarmadığım deri ceketli dönemlerimdi.
O ceket bana çok erkeksilik katıyordu.
Kimsenin ders saati birbiriyle çakışmadığından tam kadro olduğumuz zamanlar pek seyrekti. (Normâl Ö.-İkinci Ö)
Ben İkinci Öğretim öğrencisi idim.

Hâsılı, dönem bitmek üzereyken yan odadakiler benden önce evden çıkmak durumunda kaldılar.
Onların sınavları erken bitmişti.
Sadece o evrede biraz zorlandım.
Artık oradan da ayrılmak istiyordum ve nihayetinde ayrıldım.
Oda arkadaşımla yaşadığım sorunlara değinmek istemiyorum.
Gamsız bir insandı, kısaca.

Evet, uzaklaşmak üzere ayrıldığım İstanbul'daki evime geri dönmek her şeye rağmen beni mutlu ediyordu.
Annemin sıcak ve güzel yemekleri,
Bana ait olan odama kavuşmak vs. nedenler. 

İkinci senemde o evden ayrıldım.
AGD'ye bağlı bir yurda geçiş yaptım.
Hassasiyetlerimin aynîleştiği bir ortamda bulunmak bana iyi gelir diye düşünmüştüm.
Zaman zaman iyi de geldi.
Fakat fotoğrafa bakmak lâzım.
Onlar da nihayetinde bir erkekti ve iletişim kurmak zordu.
Bendeniz, teras katında en kuytu odada kalıyor idim.
Bir süre tek yaşadım o odada.
Ta ki benden yaşça çok büyük biri gelene dek.
(Yurttaki tek akranımız olmayan kişi )
Aslında bakılınca sorun insanlar değil, benim insanlara olan yaklaşımım/obsesyonlarım idi.
Bunu sezebiliyor ancak bilincinde olamıyordum.
Oğuzhan isimli bir arkadaşımla geçirdiğim zaman dışında beni memnun eden bir aktivite hemen hemen yok gibiydi.
Allah'tan siyaset ile ilgileniyor, Ankara'ya eğitim için gelgit yapabiliyordum.

Herkesin idareye muhalefet ettiği bir yurtta barınıyordum.
Yemekler son derece kötüydü.
Yurt, doğru düzgün ısınmıyordu bile.
Haricimdekiler yüksek sesle bu duruma itiraz ediyorlarken, ben otoriteyle barışık kalmaya çalışıyordum.
Neden biliyor musunuz,
"durumumu çaktırmamak için."
Hastalığın boyutuna bir bakınız...

Heyhât !
Buradan da bir an evvel ayrılmanın hesaplarını yapıyor ve bir sonraki sene barınacak başka bir yer bulmanın düşüncesi içine giriyordum.
O sene (ikinci sene) her şeye rağmen daha rahat bir yıldı benim için.
Yerleşik bir düzen vardı ve şehri tanıyordum artık.

Aaa bakınız es geçiyordum.
Bir de Fatih vardı.
Yurtta kalmaya başladığım ilk günden beri gönlüme kestirdiğim bir insandı.
O yıl, neredeyse ona karşı olan duygularımın faturasını ödemekle geçmişti.
Yurt odasında ders çalışacak sessiz bir ortamı olmadığından ona odamı açıyordum.
O karşımda ders çalışırken, ben de ona bakarak müzik dinliyor ve acı çekiyordum.
Beraber yürüyüş yapıyor, dertleştiğimiz zamanlar oluyordu.
Yine zor zamanlardandı.

İkinci senem de artık son bulmaya yüz tutmuştu.
Bu artık yurttan ayrılacağım anlamına geliyordu.
Tek başıma eve çıkabilecek imkâna sahip olamadığımdan elbette yine yanıma birkaç kişi bulmam gerekecekti.
Aradığım kişiyi bulmak için çok uzağa gitmeme gerek yoktu.
O kişi Fatih'in ta kendisiydi.

Dönem her ne kadar bitiyor olsa da bu sefer bir sonraki yıl kalacağım evi önceden belirlemiştim.
Belirlediler desem daha doğru olacaktı çünkü benim tek amacım Fatih'le aynı ortamda bulunmaktan başka bir şey değildi.
3+1 bir evde, ben dâhil 4 kişinin barındığı bir yerde kalıyordum.
Eğer bu yazıyı okurken yorulmadıysanız, o 4 kişiden biri nerede kalıyor, 3 oda var diyebilirsiniz.
O biri tabii ki benim ve Fatih'le beraber kalıyorduk.
Ama onunla da işler istediğim gibi gitmedi.
Yurttaki Fatih'le evdeki Fatih başkaydı.
Ya da aynıydı ama ben fark edememiştim.
Alınan eşyalar, yapılan yemekler, yıkanması gereken bulaşıklar ve sudan sebeplerden dolayı aramızda hep muhtelif hadiseler beliriyordu.

Artık orada da bulunmak istemiyor, tekrar çözüm yolları aramaya koyuluyordum.
Aralıklarla yaklaşık 1 ay veya daha fazla bir süre Otogar'da ve Otogar Mescidinde kalmaya başladım.
Bu duruma dair yaşadığım hissiyâtın tarifini yapmam mümkün değil.
Ama sizin anlayabilmeniz mümkün, bunu da anlarsınız diye düşünüyorum.

Evet, tutunamadım, bir gün ansızın bütün eşyalarımı yok pahasına bir nakliyeciye devrettim.
Geriye sadece odamın pencere kenarına bırakılmış bir ev anahtarı kaldı.
Kitaplığımı ve yüzlerce kitabımı üst komşumun yardımıyla çatı katına bırakıverdim.
Evin diğer üyelerinden habersiz ve hızlı bir şekilde bavulumu topladım ve artık bir daha dönmemek üzere Kütahya'yı terk ettim.

DEVAMI DAHA SONRA...

14
Hüseyin KAÇIN / KEMANCI
« : 23 Mayıs 2021, 12:52:47 öö »
KEMANCI

Allah'ın bir derdi vardır
bizle de bizimle de
derdi olmayan ne bilsin halimizi
geceler uykusundan çalmamışsa
Allah'sızdır derdi olmayan keyfi yerindedir

ağlamak da yakışmaz dertli gönüllere
kan ter içindedir ruhumuz
konu komşu uykudadır
ruhsuzlar ne bilsin halimizden
ruhumuz aç ama onurluysa

Allah'ın da bir derdi vardır
aşkın meyhanesinde
kemancı da kimdir?
meleklerin kadehlerinden içilirmiş acılar
dertli çalınan şarkılarda yazılırmış kaderimiz
kalemin yazısıyla değil kemanın sesiyle
içimiz de halimiz de yangın yeridir
aşkın meyhanesinde
kemancının sahnesindeyiz

Allah'ın bir derdi vardır
bizden yana bilinsin istedim

23 Mayıs 2017
20:13
Edirne

15
Psikoloji / EŞCİNSEL BİR ERKEK, KOCA VE BABA OLABİLİR Mİ?
« : 08 Mayıs 2021, 12:29:51 ös »
    EŞCİNSEL ERKEK, KOCA VE BABA OLABİLİR Mİ?

Bu gün 8. Terapim. Hüzünlerimi, dürtülerimi, acılarımı, umutlarımı, çaresizliğimi, başarılarımı, başarısızlıklarımı, hayallerimi güzelce bir bohça yapıp, yüklenip geldim. Kırlaşmış saçlı, gamzeli, güzel  ama yorgun gözlü adam beni içeriye davet etti. Bu gün de benim için birkaç telini ağartmasını, birkaç mimik kırışığının belirginleşmesini talep etmek için buradayım. Belki kontrolü elinden kaçırıp bir tebessüm ederse saklı gamzesi pozitif enerji de verecekti. Her danışan gibi onu yıpratmaya geldim bu gün. Her bir yıpranmanın bedeli için ücret asla yeterli değil. Dua ediyorum. Ediyorum çünkü teşekkürümü bu şekilde ifade edebiliyorum. Ramazan nedeniyle açlık, susuzluk da var bu gün ama öğreneceklerim beni manevi olarak doyuracaktı.

Hocanın teklifiyle başlangıçta iki danışanla girdik. Biriyle  zaten tanışmıştık. Hatta sanki uzun yıllardır tanıyormuşum gibi. Yolumuz bir şekilde kesişti. Hayatımda az-öz dostum vardır. Özenle seçerim, emek veririm, değer veririm, vefa gösteririm. Bu nedenle arkadaşlarım hep birbirine benzer. Yani hepsi genel olarak çok kaliteli insanlar ve ne zaman sıkışsam yanımdadırlar. Beni çok da severler. Bu konuda çok şanslıyım. Bu danışan dostum da aynı onlar profilinde. Negatif bir enerjimiz olduğunda birbirimize gaz veriyoruz, motive ediyoruz. Psikolog değiliz ama başarma yolunda birbirimize pozitif destek vermeye karar verdik. İyi ki tanışmışız. Onda kendimi, geçmişi, acılarımı ve umutlarımı görüyorum. Tüm danışanlarda bu tür benzerlikler doğal olarak vardır. Ama karakterler de uyuştuğunda çok daha samimi oluyor. Kardeşime bu yolda dua ediyor, ondan dua bekliyorum. Diğer danışan bir anne… hikayeyi dinlediğimde kendi hikayemi duydum sanki. Aşırı ilgili, takipçi, kaygılı , mükemmelliyetçi bir anne; tüm halledilen işlerden dolayı  rahat ve sorumsuz yaşayan bir koca. Kadın tüm bu çabaları gösterirken tabiri caizse  kadınlığından uzaklaşıp baba rolüne girmiş. Baba ev ortamında otoriteyi teslim etmiş. Tüm bizim hikayelere sahip kişilere benzer bir aile yapısı. Bu tür ailelerde çocukların farklı psikolojik ve davranış sorunları yaşaması pek doğal. Ben de maalesef bu bayanın şikayet ettiği eşi gibi davrandım yıllar önce. Her türlü takip, idarei otorite , seçim hakkı, görev ve sorumlulukları eşime bıraktım. Kimi zaman bilinçli, kimi zaman bilinçsiz. Çünkü çok iş bitiriciydi, sorumlukluk sahibiydi, kusursuz hallederdi ve işlerin kontrolünde gerçekleşmesini isterdi, güzel sonuçlandırırdı. Benim de ezikliğim,  sorumsuzluğum, ilgisizliğim, beceriksizliğim de olunca her şey ona kalmıştı. O erkekleşirken ben erkekliğimden uzaklaştım sanki. Ta ki sorumluluklardan  sevgisizliğimden, ilgisizliğimden hasta olana kadar. Hepsi geçmişte kaldı. Çok özürler diledim, pişmanlıklarımı itiraf edip, telafi etmek istediğimi belirttim. Evet suçlarım vardı ama erkekliği, kocalığı, babalığı bilmiyordum, ailede öğrenememiştim. Beni mahveden ailemin meydana getirdiği yaraları sarmakla mücadele ediyorum hala. Ama çok yol aldık, çok değiştik ve geliştik artık karı-koca olarak. Bu konuya yazımın sonunda tekrar döneceğim. Şimdi bu günkü  terapi görüşmelerinden bahsedeyim.

Bazen çok unutkanım. Geçenlerde terapi ücretini ödemeden çıkmışım. Hocanın demesi bu unutmaların bir nedeni vardı ve bilinçaltı bunu gerçekleştiriyordu. Diğer danışanlar yanında parayı verebilecekken neden vermedin diye sordu. Kendimce başkasının yanında ücreti  vermeyi doğru bulmadım dedim.  Doğal ve rahat olmalıymışım. O ortamda herkes bir derdi için oradaymış. Her danışan gibi benim de yanlışlarım-hatalarım var doğal olarak. Onların yanında bilinçaltı neden devreye girip unutturuyormuş? Danışanların yanında kendi hikayelerimizi anlatırken eziklik yaşanmamalıymış. Gelen herkesin bir yanlışı, eksikliği var , kimsenin o anda bir üstünlüğü yok diyor hoca. Her türlü korku, kaygı suçluluk duygusu kişiyi daha çok eşcinsel eğilimini güçlendirirmiş. Bunda senin suçun nedir ki? Belki sonradan harekete geçmemek bir ihmaldi.  İlk etapta bu duygular senin tercihin mi diyor. Evet gerçekten de benim suçum değildi. Ama sonradan bu yönde gerçekleştireceğim negatif her adımın nedeni tabii ki ben olacaktım. Tabi bedelleri ödeyecek olan da…  Unutmalarım üzerinden gittik… Örneğin terapi parasını bir danışan yanında vermeyi unutmamın nedeni fakirlik travması olarak görmüş hoca. Ama bu kadar düşünmedim bilmiyorum… belki sadece basit bir unutma… Bu arada hiçbir hizmette ücret doğrudan ele verilmez, yakınına bırakılır, en güzeli de bir zarfta ya da bir kağıda sarılı verilmesi en etik olanın bu olduğunu dillendirdik. Herkes öğrensin buradan. Bu hafta hazırlıklıyım, iki terapi ücretini zarfa koydum, zarf üzerine ad –soyad- miktar-tarih yazdım.:)

Hocaya itiraf ediyorum… Hocam bazen sizden çekiniyor ve korkuyorum. Gür sesinizle çıkışlar yaptığınızda sanki babam-ağabeyimmiş gibi sanki biraz ürküyor ve kabuğuma çekiliyorum. Bir nevi eziklik sanki… Psikolog sesini de artırırken aslında danışana değil topluma kızarak seslenir diyor. Beni psikolog olarak görüp, beni baba olarak görmekten yine ben kendimi kurtarmalıymışım. Benim size hiç kızma durumum olabilir mi diyor. Ben, benden beklenen role girerim, çok uzun süre terapi yapmak istemem, sonuca ulaşmak isterim diyor. Pekala başka bir  zamanda, başka bir ortamda roller değişebilir ve ben hocaya kendi yeteneğim ve alanımla ilgili bir hizmet sunduğumda hizmet alan rolü değişebilirmiş. Bu durumda hoca belki talep eden, talep ettiğim konuda eksiği olup ezilen belki ben olacaktım diyor. Siz üstün, ben ezik olurdum diyor. Yani bunda eziklik hissedecek bir şey yokmuş. Ama bu sıradan bir eziklik değil dedim. Bu eziklik dünyamı ve ahiretimi yok edecek bir konudaydı. Gurur verici bir durumda olmadığımdan doğal olarak  bu iletişimde 1-0 yeniktim hocaya karşı. Ne anlatsam anlatayım utanıyordum. Hocaya soruyorum hocam n’olur gaz vermeyin ama beni danışan olarak ne durumda görüyorsunuz. Belki de gelişmeleri hoca tarafından onaylanmak istiyordum. Yanlış bir soru dedi. Toplu görüşmede mutlu eş olma yolunda gösterdiğin gelişme için seni örnek olarak  sunmuş oldum, bu da sorunun cevabı değil mi dedi.

Terapi sırasında foruma çok sık girdiğimi itiraf ediyorum ve bu takıntıya dönüştüğü için  hoca foruma girmemi yasakladı. Yazacaksan yaz, kim okursa okusun faydalansın. Takıntı ama  saplantıya dönüşüyormuş. Hepten bırakabilir miyim bilmiyorum ama  girmeyi azaltmaya çalışacağım. Hocaya göre benzerim yokmuş, herkesi takip edip okumama gerek yokmuş. Bana göre çok benzerlikler var…

Bu yolda başarı göstermiş kişilerin neden yazıları olmadığını soruyorum. Bu iyileşmiş kişiler kimi zaman güvenlik, ama en çok da iyileştiklerinden artık geçmişe dönük konuşmak istemiyorlarmış. Söz konusu kelimeleri  duymak dahi istemezlermiş. Başlangıçta ballandıra ballandıra diğer danışanların terapilerine girip anlatırlarmış ama daha sonraları eskiden böyleydim demek bile onları rahatsız ediyormuş. Dolayısıyla terapilere girip anlatmak da istemiyormuş çoğu. Şunu diyorlarmış, kardeş nasıl olduğunu anlamayacaksın ama  zamanla bu duygular körelecek ve değişeceksin. Tabi bu sabırla ve istikrarlı mücadeleyle, gelişmiş bir özgüvenle, güçlü bir iradeyle olacak muhtemelen.

           Hocaya izlediğim videolarda çözüme ulaşıldığında en büyük kazanım olarak öncelikle bu yöndeki bir yaşantının sona ermesini ve daha sonra  iyi bir eş, mükemmel baba olmayı vaad ediyorsunuz. Ama benim dürtülerim dolayısıyla o yönde bir fiiliyatım yok, olmaz da inşallah ama zaten evliyim ve babayım, bana ne vadediyorsunuz diye sordum. Hocam beni mutlu eden, daha da umutlandıran cevabı verdi: Bu sorunun cevabını zaten yaşayarak cevaplamış oluyorsun. Şu aşamada iyi bir eş olma yolunda başarı sağladın mı sağladın. Sırada mükemmel bir baba olma yolunda mücadelen olacak dedi. Evet çok gelişim oldu, ama babalık yönünde eksiklikler var. Çünkü babamdan öğrenememiştim babalığı. Ama asla babam gibi olmama mücadelem de hep vardı. Baba asla öfkeli olmamalıymış. Çocuğun kahramanı-tanrısı olmalıymış baba. Çocuklarla basit etkinlikler yapılması bile babalıkmış. Lüks ortam, malzeme şart değilmiş, sadece birlikte bir şey yapmak… Yapabildiğimiz kadar, becerebildiğimiz kadar, kimi zaman otorite de hissettirerek  sırnaşmalıymışız da. Çocuğun yaşına göre farklı şeyler yapılmalıymış. Bu ilişki ders bazında kalmamalıymış. Kitap okuma, okutma, yastık savaşı, boğuşma vs.

Hoca,  eşimle ilişkilerde eşimin kontrolcü bir eğilim içinde olduğunu, sürekli ilgi beklediğini, her şeyi birlikte yaşamayı istediğini  hissettiğini söylüyor.  Eşin senin gibi nereden bulacaktı… Her koca kendini kontrol ettirmek istemez diyor.  Hocaya göre eş dışında da birileriyle ya da başka şeylerle de mutlu olunabilirmiş. Her şeyi eşe vermeye gerek yokmuş ve eşlerin kesişim oranı yüzde otuzu geçmemeliymiş. Eş, eşine karşı kendini ezik hissetmemeli, eş dışında da kendine özel hayatları  olmalıymış. Her şeyi ve her şeyi paylaşmak zorunda değilmişiz eşle. Ego yaratmak için gerekirse eşine direnç göstermeliymişiz. Yoksa erkek kendini kontrol altına sokturdukça, ezildikçe, duygusallaşacak…. eşini de anneleştirmiş olacakmış. Şu an için her türlü ego olmalıymış. Küslük de olsa, üç ay cinsel ilişki olmasa da hesap yapmadan dikleşmeliymişiz. Eş surat assa da göze alıp teslim olmamalıymışız. Sonu boşanma olmayacak haliyle bu tür çıkışlarla. Erkek eş olarak kontrol edilmemeliymiş, kadın kontrol ederek annelik yapmış oluyormuş. Bu amaçla yapılan mücadelede çok da üzerinde düşünmek, eşi de abartarak yüceltmeye gerek yokmuş. Vicdan yaptıkça, eziklik oldukça ters tepermiş. Her şey dozundaymış ama karıkoca ilişki sırasında şu an hiç sorun olmadığını ama kendimin kendi iç dünyamda fazla didikleyip ezikliğe dönüşüp ilişki için çabayı çok abartttığımı düşünüyor hoca. İçim dışım eş olmamalıymış, cicim ayından artık çıkmalıymışım, başka aktiviteler de olmalıymış artık. Karıkoca olarak her ikiniz de birbirinize   eşit olarak muhtaçsınız, ben onsuz yaşayamazsam o da bensiz yaşayamaz diye düşünmeliymişiz.

Yüzleşecek bir babam artık yok, ağabeyimle yüzleşip anlatmalı mıyım diye soruyorum. Plansız, doğal , doğaçlama olarak  içindeki ses de gerçekten istiyorsanız anlatın…Buna siz karar verin dedi. Çok da gerek olmayabilir dedi. Bir avantajı-dezavantajı olacak mı bilmiyorum. Psikoloğa gittiğimi biliyor sadece. Bir gün deşerse, öğrenmek isterse belki bahsederim.

Hoca, forumdaki yazılarımda uslüp olduğunu ama biraz daha özel detaylar olmasını istiyor. Sanki sansür koyarak yazıyormuşum ama genel olarak beğendiğini belirtti. Kötü değilmiş ama küçük dokunuşlarla çok daha iyi olabilirmiş. Hoca yazılarda yerine göre sevgi, yerine göre öfke olabilirmiş. Sansürsüz doğal olmalıymış yazı.

Evet, yazımın başında belirttiğim gibi bayan danışanın hikayesi bana beni hatırlattı. Eşim, sevgili eşim beni çok sever, daha doğrusu aşık. Belki  bu yüzden her zaman bana karşı sabırlı oldu. Eşim aile geçmişimi biliyor ve mazur görüyor bazı davranışlarımı. Aile geçmişimin bende yarattığı bazı olumsuzluklardan haberi vardı. Bu amaçla psikoloğa gittiğimi biliyor. Sabırla düzelmeye çalıştığımı da görüyor ve  destekliyor. Asıl sorunu bilmiyor ama terapiye başladığımdan beri eş olma yönünde büyük gelişme sağladım. 3 ayda oldu bunlar. İnsanlar forumda yazıyorlar, soruyorlar evlilik-eş-baba olabilecek miyim diye haklı olarak… Arkadaşlar evlilik iyileşme için uygulanması gereken birinci bir yöntem değil. Durumunuzu kamufle etmek içinse asla yapılmamalı bu evlilik. Erkek olarak  bu yolda terapilerle, kendimizde gelişme göstermek gerek. Ondan sonra diğer beklentiler niye olmasın. Bu yönde gelişmeler yaşadığınızda ve H.K. size artık evlenebilirsin dediğinde kesinlikle korkmayınız. Dürtüler tamamen yok olmasa da bu aşamadan sonra evlilik size faydalı da olur.  Evet bazıları kızacak bu yazdıklarıma ama yine de yazacağım… Yeryüzünde isteyerek ya da zorla, duygusal ya da mantık evliliği, ya da sadece cinsellik amaçlı evlilik yapan milyonlarca insan var. Doğru mu değil tabii ki. Şahsen ne evlilikler duydum-gördüm. Aşk yok ama sadece fiziki güzelliğe sahip bir kadına ya da erkeğe sahip olmak için, ya da sadece cinsellik için, ya da sadece ekonomik durumu için, ya da sosyal statüsü için, ya da aile baskısı nedeniyle vb birçok nedenden yaşanan evlilikler var.  Kişi evli ve çocuklu ama kılıfına uydurup ikinci eş alıyor, imam nikahla gününü gün ediyor, ya da evliyken sevgili hayatı yaşıyor, ya da evliyken  günübirlik cinsel birliktelik yaşıyor, ya da eşiyle yıllardır cinsel ve ruhsal bir ilişki kurmuyor. Bunun yanında evli alkol- madde bağımlısı olan, eşine şiddet uygulayan, psikolojik rahatsızlıklarıyla ailesine zindan hayatı yaşatan, ilgisiz ve sevgisiz ebeveyn olan bir çok insan evleniyor da neden eşcinsel dürtüsü olan biri severek evlenip baba olamasın. Dürüstçe olmayabilir ama  yukarıda anlattığım evliliklerde kimse dürüstlüğü sorgulamıyor.  Evlenir de , çok da güzel baba olabilir de… Yeter ki bu yolda çaba harcansın.

Ama evli olup bu durumdaki kişilerin de ciddi bir aile sorunu yoksa, eşini ve çocuklarını seviyorsa, bu yolda mücadele edip aileyi ayakta tutmayı istiyorsa kesinlikle boşanmayı düşünmemeli. Çünkü bu dürtülerle boşanan erkek kesinlikle o yola yönelir ve geri dönüşü zor bir yola girer. Karısı istese de erkek öncelikle en azından her türlü mücadeleyi vermeli. Bu aşamada her evde olabilecek iletişim sorunlarıyla karıkoca yapıcı olmak şartıyla yüzleşmeli, konuşmalı ve gerekirse profesyonel destek almalıdır. Bunun yanında erkek terapi süresince aşamalı olarak erkek-koca - baba olmayı öğrendikçe evlilik de çok güzel hale gelecektir. Evde huzur ve sevgi arttıkça, eşler cinsel yönden de birbirlerini doyuracağından, o tür eğilimlerin de azalacağını düşünüyorum. Evli erkekler  aile ilişkilerinde karamsarlığa-huzursuzluğa- ezikliğe sebep olacak durumlardan kaçması gerekir. Bunlar yanında kendimden biliyorum… ailesine dört elle sarılması, eşten birkaç gün bile olsa ayrı kalmaması, aile ilişkilerinde mücadeleyi öncelikle kendisi başlatması gerekir.. Ben tedaviye başlamadan önce evli ve çocuk sahibiydim. Severek evlendim. Dürtülerim hep vardı ama ve beni çok rahatsız, huzursuz, huysuz, gergin ediyordu. Bu da aile ilişkilerimi olumsuz etkiliyordu. Mastürbasyon bağımlılığım vardı. Onu kesinse bedenen ve ruhen doğal olarak eşime kaydım. Geçmişte çok şükür dürtülerime yenik düşüp  bir birliktelik yaşamadım ama dürtüler beni çok rahatsız ediyordu. En sonunda belki bu dürtüler tamamen yok olmayacak ama öyle bir hayatı da yaşamanıza engel olacaktır. Tabi önce neyi istediğinizi bilmelisiniz. Öyle bir hayatı kabul edip mutlu olacağınıza inanıyorsanız kimse karışamaz, kimse de sizi değiştiremez. Değişim için profesyonel yardım şart ama bunu başaracak olan sizin iradenizdir. Profesyonel destek irade terbiyesi verecektir size. Neyi ne kadar başaracağınız size bağlı.

Evli erkekler bir eşe ve çocuğa sahipse bu nimetlerin farkına varıp, aileyi ayakta tutmak için her türlü mücadeleyi vermeli. Buna eşten ve çocuktan belki daha fazla ihtiyacı olacak. Evde mutluluğu-huzuru- sevgiyi- cinselliği yakalayan bir erkek daha güçlü bir kişiliğe bürünecektir. Bu aşamada bu erkekler için başlıca mücadele kaliteli bir eş, mükemmel bir baba olma olmalıdır. Unutmayalım …. Bu dürtülere sahip iyileşmek isteyen erkeler için en büyük  hayal evlenmek ve çocuk sahibi olmak. Bunlara sahipsek daha ne isteyebiliriz ki…

Evet ben üç aydır terapilere geliyorum. Artık mükemmel bir eş oldum karımın gözünde. Artık ona aşığım… Cinsel hayatımız mükemmel… Cinsel beklentimi karşılayabilecek her şeyi birlikte yaşıyoruz. Utanmıyoruz, konuşuyoruz. Çok mutluyum. Ama bu yolda yapmam ve başarmam gereken çok şey var. Bazen ümitsizliğe düşüyorum ama HK ümitsizlik-karamsarlık-eziklik- kendini suçlama-kendini yetersiz görme vb duyguların tedaviyi sekteye uğratacağını söylüyor. Tüm olumsuz duygular erkekliğimize balta vuruyormuş.

Evet tüm bu anlatılanlar çok meşakkatli. Ama doğru olanı, doğal olanı, ideal olanı, gerçek huzurlu-mutlu-sağlıklı olanı bunlar.

Kaliteli bir baba olma mücadelesi veriyorum şimdi. Hadi bana kolay gelsin…

http://escinselterapi.net/forum/index.php?topic=2030.0


Sayfa: [1] 2 3 ... 78